Dünya Ülkeleri > Mali-Phali-Ty-Co Pub
Rüyandaki beyaz unicornlu prens
Das:
[justify]Bu konunun öncesi için;
Unicornu buluşum ve Ryan'a borçlanışım okunabilir.
Dıgıdık?
Demiştim ya hani bineyim atıma da gün batımına süreyim diye... İşte binmişim atıma sürüyorum ama gecenin körüne... Neden? Çünkü bu unicorn denen kanser varlık dükkanın içinden geçti. Aşağı indiğimde saldırıyor, saldırdığı için temizleyemiyorum. Dükkan zaten leş gibi, bodrum da ahır oldu tezek kokuyor derken. Artık kurtulma zamanı geldi kendisinden. Kendisinin dişi olduğunu öğrendikten sonra adını Cindy koydum. Güzel sarışın kadın ismi. Bizim unicorn beyaz tabi de... Üstüne nasıl bindim? Bebeğim harika bir rodeocuyum çünkü! Dermişim. Teheheh. Acıkmış bu. Havuç falan verdim sakinleşti. Bindim üstüne çıkardım dükkandan. Ölü Chadwick baya bağlanmış hayvana. On saat sarıldılar bir bitmedi vedaları... Neyse işte Chadwick'in gözyaşları eşliğinde çıktım dükkandan. Gece gideyim demiştim çevrede kimse yoktur diye ama tabi Knockturn Yolu fokur fokur insan kaynıyor. Unicorn görüp peşine takılacaklar diye korkuyordum ama bizim at bir koşuyor baba! Yani deli hız yapıyoruz yolda. Seherbazlar çekecek diyecekler ehliyet ruhsat lütfen. O kadar hızlı gidiyor hayvan. Nereye gidiyor peki? Bilmiyorum deli gibi koşuyor. Eceline koşuyor sanırım. Boynuna sarılmışım ben de. Düzgün durmaya çalışıyorum büyü gücümü de kullanıp. Hız yapması nedense canlı hissettirdi beni. Şu son bir kaç haftadır yaşadığımı hissediyorum gerçekten. Hem şu an, hem o dava olayı... Önceki aylar kadar durgun değilim, mutsuz değilim. Depresyondan çıktım mı ne? Unicornu da verince düzelecek hayatım gibi geliyor. Kim bilir belki dükkanı düzenlerim, belki de bakanlık olaylarının içine dalarım. Bu lanet olası Merlin Tılsım Kulübü denen tarikat kolumu bırakmayacak gibi. Üstelik sürekli geçmişi düşünmek beni geri çekiyor. Geleceğe bakmalıyım. Evet... LAN! Çarpacağız! Mal hayvan dümdüz duvara gidiyor ha tutmasam. Bunu yönlendirdim istediğim yere gitmesi için çok da hızlı geldik. Cornelia’dan duyduğum kadarı ile Ryan’ın çalıştığı Pub’ın önüne geldiğimizde durdurmak için uğraştım atı. İlginçtir ki durdu. Sanırım koşmadığı için sinirliydi bunca gün. Atla durdum mekanın önünde. Evet, gireceğim kapısından. Benim dükkan haşat oldu, sıra sizde. Asamı çıkarıp kapısının tek hareketle açılmasını sağladım. Bakın ne kibarım, bizim kapıyı kırıp geçmişti bu hayvan.
Kulübün almış olduğu canti kıyafetler, taranmış saçlarım, kocaman gülümsemem ve altımda da unicornla Ryan’ın mekana daldım. Daldım derken, kapıdan geçsin diye hayvan kafasını eğdi. Ben de atın üstüne yatmak zorunda kaldım geçebileyim diye. Hemen sonra ise asamı baterist edasıyla parmaklarımın arasında çevirerek kalktım. Tüm şanı ile duran unicorn ile poz verdim 1-2 saniye. Sonra da “Ryaaan!” diye bağırdım. “SENİ DÜELLOYA DAVET EDİYORUM! Şaka şaka. Bak ne getirdim. Sen bana kıyak yaptın, ben de sana yapacağım! Cindy ile tanış, kız getirdim sana köftehoor!”[/justify]
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Gece Mali-Phali-Ty-Co Pub'ı az da olsa dingin bir havayla bulmuştu bu sefer. Tek tük müşterilerin varlığı, az gelen siparişlerle de birleşince Omegan'ın kendine ayıracak zaman bulabildiği ender çalışma saatlerinden biri yaşanıyordu. "Beyefendi Geoffrey Crayon'ın Karalama Defteri" adlı kitabı okuyordu kadın kim bilir kaçıncı kez. Değişen yasalar, yanan kiliseler ve daha başka önemsemediği konularla adları taşıyan haberleri okuduğu gazetelerden çok bıkmıştı artık. Bu nedenle de kendini romanların açtığı pencerelere bırakmıştı kadın. Genelde sokaktaki sesleri önemsemezdi Omegan, hem kitabında da en heyecanlı yerlerinden birindeydi; Başsız Süvari, elindeki kılıcı havada, Ichabod'un peşimdeydi. Biri kaçıyor, diğeri kovalıyor... Hani herkes kitap okurken düş gücünü kullanır ama sanki şu an Dünya da bu kitaba göre değişiyor gibiydi. Taş yolları döven toynak sesleri, gittikçe artan bir ses seviyesiyle bav bav havlayan minik Korone derken yanlara doğru savrulup açıldı kapılar, duvara çarpmadan.
"Ryaaan! SENİ DÜELLOYA DAVET EDİYORUM!" sözleriyle Omegan'ın daha önce nereden gördüğünü hiç çıkaramadığı biri ortamdaki duruma kapalı gözleriyle serenat yaparcasına kardeşini çağırarak puba girdiğinde, kadın ilk önce çokça elin asasına uzandığını görerek içeridekilerin dinginleşmesini beden diliyle söylemeye çalışmıştı. Adam sarhoş olabilirdi, Alpharian'ın bir alacaklısı olabilirdi, Raymond'ın bir tanıdığı olabilirdi... Mali-Phali-Ty-Co Pub'ın müşterileri genelde burayı yorucu geçen günlerinden kaçıp rahat olabilecekleri bir gizli koy olarak gördükleri için, aile gibi de birbirlerini kollarlardı genelde. İçeriye giren adamın suçsuz yere büyülere hedef olmasını ya da potansiyel bir yeni müşterinin diğer müşterileri tarafından tehdit edilmesi gibi bir hakarete kıdemlı garson ve vardiya şefi izin vermemeliydi Omegan.
Sözlerine "Şaka şaka. Bak ne getirdim. Sen bana kıyak yaptın, ben de sana yapacağım! Cindy ile tanış, kız getirdim sana köftehoor!" diye devam eden adamın kim olduğunu şimdi anımsayabilmişti kadın; gazetede yüzünü görmüştü, Carmilla adlı katili savunan Alexander Turner'dı bu.
Çok sonra, açıkçası olması gerekenden de çok fazla sonra adamın binek olarak seçtiği canlıyı inceleyebildi kadının gözleri. Boşverin Ryan'ı şimdi, kıyak olarak kardeşine "kıyağı" karşılığında bağışlanan ödül.. BU BİR UNICORN MUYDU?! Fal taşı gibi açılmış gözlerini yaratığın güzel gözlerinden ayırmadan, neredeyse hipnoz olmuşçasına bardan ayrılıp yanına gitmeye çalışıyordu; annesini bu davetsiz misafirden korumaya çalışan Korone'nin tüylü kuyruğuna basmamaya uğraşarak.
Das:
[justify]Milletin uyuz bakışlarına hiç aldırmadan kocaman bir gülümsemeyle Ryan’ın gelmesini bekledim. Onun yerine Ryan meymenetsizinin tamamen tersi, güzeller güzeli bir hatun bardan çıkıp yanıma geldi. Unicorn’u görünce hipnotize olmuştu sanki. Ulan Cindy! Kız tavlayabiliyor musun harbiden bu kadar kolay? Daha iyi anlaşsaydık da senle kız düşürseydim be güzelim. Niye sattırıyorsun kendini bana? Kadın yanıma kadar gelince “Dikkat edin hanımefendi.” dedim sesimi kalınlaştırarak. Çekici ve kalın bir ses diye düşünsem de baya komik olmuştu. “Isırabilir. Vahşi bir varlık. Aynı benim gibi.” Gözlerim yarıya inmiş, flörtöz bir bakış attım kadına. Kaşlarımı pıt pıt yukarı aşağı hareket ettirdim. Hemen ardından tek hareketle indim atın üstünden. Bembeyaz varlık ben ne yaptığını umursamadığım için oturan bir adamın ceketini yemeye başlamıştı. Aç kaldı diyorum ya. Cidden aç kaldı. Ryan’cığımın bunu beslemesi gerekiyor. Neyse hanımefendi bulmuşuz şuan Ryan’ı ikinci plana atıyorum. Aşırı bir reverans yaptıktan sonra kadının elini tuttum. Sanki bir şarap tadıyormuş gibi koklayarak öptüm elinden. “Ben...” dedim. “Gabriel. Bana isminizi bahşedebilir misiniz matmazel?” Oh oh! Hanımın güzelliğine bak öyle! Simsiyah saçları, tilki gibi gözleri, minik burnu incecik dudakları. Ryan böyle güzeller var yanında neden tanıştırmıyorsun be kanka? Ayıp olmuyor mu? Sen Cornelia'ya yavşıyorsun, biz boş mu kalalım?
“Ne kadar da şanslıymışsınız baksanıza! Bugün hayallerinizin prensi ile tanışacağınız aklınıza gelir miydi? Ben sabah uyandığımda güzel kelimesinin asla yeterli olmadığı bu sihirli güzelliği göreceğimi hiç düşünmemiştim. Merlin’in çalı kaşları şahidim olsun, gül bebek gibisiniz!” Tekrar elini öptüm şlap diye. “Ryan’ı görmek için gelmiştim ama vazgeçtim sanırım. Sizi konuşalım olur mu?” Yine her zamanki taktiğim, kızlar seviyor diye zerre umursamadığım “Burcunuz ne?” sorusunu sordum. “Her ne olursa olsun yıldızlarımız çok uyuşuyor içimde size karşı çekim var çekim! Accio ile kalbimi çektiniz kendinize resmen!”[/justify]
Böyle düşüyor mu?
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Mali-Phali-Ty-Co'nun içindeki herkes büyülenmiş gibiydi. Yaratığın o en yumuşak ipeklerden daha güzel görünen kısa kürklü teni, en derin okyanusların karanlık gizlerini içeriyormuş gibi duran koyu renkli gözleri, Gök'lere uzanan Babil Kulesi'nin katları gibi uzayıp giden boynuzunun güzel kıvrımları... Kokusu bile bir değişikti her nasılsa, normal bir at gibi değildi. Adam Omegan'a "Dikkat edin hanımefendi. Isırabilir. Vahşi bir varlık. Aynı benim gibi." demişti değişik bir ses tonu ve kadının kulaklarına kabaca gelen bir Amerikan aksanıyla. Unicorn'un güzelliği karşısında duyduğu hayranlıkla adamın kendine karşı gösterdiği jestleri görmüyordu bile. Alpharian'la birlikte çok fazla hayvan, canavar ve Sihirli Yaratık ile karşılaşmış olsalar bile bir Unicorn her zaman için diğerlerinin yanında ayrı bir yerde olurdu Omegan için. Adam neredeyse yerlere değecek bir reveransın ardından tam bir beyefendi gibi Omegan'ın elinden öperek "Ben, Gabriel. Bana isminizi bahşedebilir misiniz matmazel?" diye sözlerine devam etmişti.
"Meghan, Meghan Necramyth. Tanıştığımıza sevindim..." diye yanıt verdi kadın en sonunda gözlerini kısrağın üzerinden alarak. "Ayrıca merak etmeyin, kardeşim Ryan gibi ben de canlılarla aramda özel bir bağ taşırım. Beni ısırmaz." diye yanıt vererek konuşmaya devam etmişti Omegan.
Adam "Ne kadar da şanslıymışsınız baksanıza! Bugün hayallerinizin prensi ile tanışacağınız aklınıza gelir miydi?" dediğinde Omegan'ın bu pubda yıllardır çalıştığı ve bugüne dek duymadığı, içten ya da yapmacık olsun, neredeyse hiçbir iltifat ve kur yapma girişimi kalmadığını bilmediği ortadaydı. Daha şimdi tanıştığı birisine karşı da açık açık gözlerini devirerek kabalık yapmak istememişti. "Ben sabah uyandığımda güzel kelimesinin asla yeterli olmadığı bu sihirli güzelliği göreceğimi hiç düşünmemiştim. Merlin’in çalı kaşları şahidim olsun, gül bebek gibisiniz!" sözleriyle de tiyatrosuna devam etmiş ve bir kez daha kadının çalışırken giymeyi asla unutmadığı iş eldivenlerinin üzerinden öpmüştü ıslak bir sesle. Omegan kendisine yöneltilen bu yalan sözlerin gülünçlüğü karşısında tutamadığı gülüşünü bir hanım hanımcıklık gösterisi gibi eliyle ağzını kapatarak kamufle etmişti.
"Ryan'ı görmek için gelmiştim ama vazgeçtim sanırım. Sizi konuşalım olur mu?" diye devam etti sözlerine adam, Omegan'ın duyduğu sözlere karşı çok ilgiliymiş gibi takındığı mimikleri ve havaya kalkan kaşlarıyla birlikte adamın avına kilitlenmiş yırtıcı hayvan gibi arkalarında yanan alevleri saklamakta başarısız olan gözlerine yumuşak yumuşak bakarak.
"Burcunuz ne? Her ne olursa olsun yıldızlarımız çok uyuşuyor içimde size karşı çekim var çekim! Accio ile kalbimi çektiniz kendinize resmen!" sorusuna karşı da sıcacık bir gülümseme ve arkasından bir kez daha bu düzmece oyun niteliğindeki sözler karşısında engel olamadığı gülüşünü adamın öptüğü boştaki eliyle kapatarak. Çünkü sol eli Unicorn'un tatlı tüylerinden ayrılmamıştı yanına vardığından beri.
"Burcum Oğlak, Çin Zodyağı'nda da Fare, Hint astrolojisine göre de Timsah..." sözleriyle yanıtladı adamı Omegan, sözlerini ağır ağır seslendirerek, yer yer gözlerini başka yerlere kaçırıp adamın gözleriyle geri buluşturup "Burçlara çok inandığımı söyleyemem bu arada." diye ekleyerek. Madem ortaya bir tiyatro oynanıyordu, iki oyuncu da eşit seviyeye yakın yetenek sergilemeliydiler değil mi? Adama söylediği bu son sözlerinin önemsiz olduğunu gösterircesine, "Neyse, boş verin" anlamına gelecek biçimde sağa-sola salladığı eliyle devam etti:
"Bu güzeller güzeli yaratığı alçakgönüllü işletmemize getirerek iyi anlamda değiştirdiğiniz hava için size teşekkür etmem gerek. Anlatsanıza, kardeşimle nasıl tanıştınız?" diye sordu, ".. ah, bir de unutmadan, böyle güzel bir hediyeyi hak edecek ne iyilik yaptı size? Sayın 'Katil Cadı Cwenhild'in avukatı' Alexander Turner." biçimindeki can alıcı detayı eklemeyi unutmadan; çevredekiler duymasın diye dumanı tüten bir zehir gibi fısıldadığı sesi ile, keskin ve kısık göz kapaklarının arkasındaki iyi ayrı renkli irislere sahip gözleriyle. Evet, birkaç saat önce okuyup kenara bıraktığı gazetede fotoğrafını gördüğü adamdı bu, üzerindeki giysiler bile değişmemişti. Ancak adıyla ilgili yalan söylemiş oluşu çok büyük bir negatif olmuştu Omegan için bıraktığı ilk izlenimde. Korone ise aşağıda, kumaşına zarar vermeden paçasından hafifçe çekiştirerek ve kaldırdığı patisinin ucuyla bacağına dokunarak adamın ilgisini çekmeye çalışıyordu. Bu yeni misafirle oyun oynamak oldukça çekici gelmişti eniğe.
Zordur almak bizden kızııı. Dırırım dırırım...
Das:
[justify]Kadın bir anda burcunu, çin burcunu, hint burcunu söyleyince kaşlarımı kaldırıp sanki anlamış gibi kafamı salladım. Ohoo bir de bunun çini hinti falan mı varmış. Hiç bilmiyorum ha. “Ben de balığım oğlakla çok uyar.” diye salladım. Bilmiyorum hiç. “Çin burcu olarak vaşak, hint burcu olarak da rakun...” Bildiğim hayvanları salladıktan sonra “Ya tabi ben de inanmıyorum.” diye kadına uyum sağladım. Ne demek inanmıyormuş ya, demin tüm her burcunu söyledi sonra da yok inanmıyorum diyor. Yanımda duran unicornu övünce elimi koydum hayvana, evet tabi ben getirdim, dercesine bir ifade ile. Teşekkür ettiğinde de “Hiç önemi yok canım.” dedim omuz silkerek. Ulan Cindy! Sayende kız düşürüyorum ha. Aferin güzel kızım benim. Kardeşiyle nasıl tanıştığımı sorduğu zaman “Tanıdık aracılığıyla.” dedim. Şimdi bu çevrede olanlar bilir ki, bilgi güçtür. E o yüzden tanımadığım hanımefendiye kardeşi ile nasıl tanıştığımı öyle çat diye söyleyemem. Belki Ryan kankam istemiyordu Cornelia’ya geldiğini bilmesini kardeşinin? Hı? Sonra bir de hediye konusunu sordu. Yok abi bu kız Ryan hakkında bir şey bilmiyor, bir de sorguya çekiyor. Kesin bir olayı var. Çaktırma Das. Ben yalancı bir adam da değilim bilirsiniz hani. O yüzden doğruyu söyleyeceğim, “Sevdiğim biriyle aramı yaptı. Az çöpçatan değil.” Tam cevabı vermiştim ki kadın adımı Gabriel değil de başka türlü söyledi. Katil Cadı Cwenhild’in avukatı mı? Alexander Turner mı? Ah ünlü olduğumu unutmuşum. Yüzümdeki sahte gülümseme önce şaşkınlık ifadesini aldı, ardından da gerçek pislik bir gülüşe dönüştü. “Ah... İsmim...” diye bir ses çıkardım ilk. “Kim bulmuş ki kendini?” dedim deminki aşırı tavrımdan baya uzak bir tavırla. “Gabriel, Alexander, Lucian... Bir isim beni ne kadar tanıtabilir ki size, Meghan Necramyth... Garip bir soyad. Soyadları oldum olası sevmemişimdir hem. İnsanların bağlanma gerektiren içgüdüleri yüzünden çıkmış bir gelenek... Özgürlük her zaman en önemli şey. Bu yüzden adımı kendim seçerim, kız kardeşimi de, işimi de... Artık varsa bir yaratıcı onun bana zorunlu kıldıkları ile yetinmek, özellikle bir tanesiyle yetinmek... Benlik değil.” Tekrar sahte gülüşüme döndüm konuşmam bitince çünkü yandan bir köpek ayağıma pati atıyor ayağa falan kalkıyor. Eğilip sevdim köpeği başından. Hayvanlarla aram iyi ya da kötü değildir. Normaldir işte. “Oçiçi oçiçi...” sesleriyle kafasını sevmeye başladım. “Peki ya siz...” dedim en sonunda. “Megan olmasaydınız ne olmak isterdiniz?”[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git