İngiltere Büyücedünyası > Kara Göl

Bu Su Hiç Durmaz

<< < (2/4) > >>

Eadwig Alger Boleyn:
Hüü bizi kurtardın mı hüüü dendiği için 1d10 zar atıyom. Az atarsam ölsün köpekler çıplak

Rolled 1d10 : 7, total 7

Samuel Raymond Boleyn:
Güzelim kızı buldular tabi abi, aşağı çekiyor ne üdüğü belirsiz yosunlar. Her anlamda ışığım kayboldu gitti suyun diplerine doğru. Girdim hemen peşinden bodosloma, kızın elini tutayım derken bu sefer benim elimi yakaladı yeşil varlıklar. Gözleriyle bakışınca canlı olduklarına kesin emin olmuştum ve amaçları da bizi boğmaktı belli ki. Hem de şerefsizler asalı elimi yakalamışlar bir şey yapamıyorum!

Sağ tarafımda benden daha dipte de ayağından yakalanmış Charlotte ilerliyor. Yüzündeki endişeli ifadeyi görebiliyorum ama bir şey diyemiyorum ona da çünkü hızla aşağı doğru çekiliyoruz ikimiz de! Sol elimle bileğimi çevreleyen yosunları çıkarmaya çalıştım ama başaramadım, bir yandan da su yutmaya başlamıştım. Bu sırada Charlotte'un bluzunun kollarından sıyrıldığını ve tamamen kızı bıraktığına şahit olunca istemsizce gözlerimi kapattım. Ayıp olurdu, utanacağına eminim. Ne giydiğini belli belirsiz görebilmiştim ama bunun hakkında düşünmek istemiyorum. O istemeden böyle bir duruma düştü sonuçta. Benim de pantolonumun yukarı doğru sıyrılmak istediğini fark ettim bu sırada. Neyseki kemerimi sıkı bağlamıştım. Biri de yukardan mı çekiyordu bizi acaba diye düşünmeye başlamıştım ki belimi acıtacak bir ivmeyle yosundan kurtulup suyun üzerine doğru fırladım ve kendimi sert toprağın üzerinde kayarken buldum. Su yutmuştum çokça, onları öksürmeye başladım önce. Sonra etrafıma baktım ve kuzenimi gördüm. Kurtarmıştı beni. Charlotte gözükmüyordu. Hala suda olmalıydı. "Abi kız yok kız!" Ben buraya uçarken yana doğru elimden fırlamış olan asama koştum hemen, sonra da geri Kara Göl'e koşmaya başladım. Ayaklarım yine soğuk su ile birleşince de az öce olduğumuz yeri tahmin ederek "Mobilicorpus!" diye bağırdım. Charlotte'u yanıma getirecektim ve bitecekti bu macera. Sonra da kuzenime teşekkür ederdim.

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

Charlotte Vera Rillian:
[justify]Samuel’e attığım destekle onu suyun üzerine geri çekmeyi başarabilmiştim. Endişeyle birlikte gelen güç artışından mıdır nedir beklediğimden daha kolay olmuştu. Derin bir nefes almak için suyun yüzeyine çıkmayı başardığımda oksijenin tekrardan ne kadar güzel bir şey olduğunu anlamıştım. “Sonunda.” deyip gülmeye çalıştım peş peşe alıp verdiğim nefesler arasında. Cümle kurabilecek gücümün olduğunu zannetmiyorum. Nefes tutma sınırımı çok zorlamıştım. Samuel’in elimden tutup beni kaydırmasıyla minicik ilerledim. Asamın ucundaki ışık huzmesini söndürmek istemiyordum. Neden böyle olduğunu soracaktım ona. İyi bir yüzücü mü değildi yoksa yosun mu rahatsız etmişti? Nefesim biraz düzene oturunca karşılık verdim. “Nasıl gelmem?” dedim. Arkadaş olarak ona değer vermeye başlamıştım çoktan. Tek sorun sadece bir türlü uzun uzun sohbet edemiyorduk. Çıkınca şu lanet yerden bunu da gerçekleştirebilirdik.

Ben böyle rahat bir şekilde çıkıp gidip kurulanmayı düşünürken birden tuttu bir şey beni ayağımdan. Yosun mosun olamaz artık bu. Sesimi bile çıkaramadım, o denli ani olmuştu. Asamın yaydığı ışıkla az buçuk bir şeyler görebilmeyi başardığımda sorunun ciddiyetini kavramıştım. Korkmaktan fersah fersah uzaktım. Konuşabilseydim belki ayağıma dadanan bu minik canavarları ikna edebileceğime inanıyordum. Giderek aşağı çekiliyordum. Çırpınmam nafileydi. Batırılışımın en büyük sıkıntısı nefesimi kontrol altına alamamam olmuştu. Ciğerlerim mi yanıyordu? Sakinliğimi korumalıydım. Asamı daha da sıktım düşürmemek için. Kollarıma gelenlere vurmaya çalışıyordum. Fiziken bu beni daha çok yoruyor, daha dibe çekiliyor ve nefesim solup gidiyordu. Tek olmadığım için az önce kendime kızarken şimdi ise Samuel’in varlığına güvenebiliyordum. Her şey o kadar hızlı ve o kadar saçma oluyordu ki gülebilecek durumda olsam kesin gülerdim. Ben kendimi rahatlatacak şeyler düşünmeye çalışırken kollarımda bir kuvvet hissettim. Büsbütün sarıyordu. Enerjinin gücünü suyun altında daha mı iyi hissediyordum bilmiyorum, zorla kaldırdım kollarımı. Garkenezlerin sebep olmadığı kesindi. Üstüm sıyrılıp giderken tutmaya çalışmama rağmen başaramadım. Çok su yutmaya başlamıştım. Bluzum giderken daha da dibe doğru gidiyordum. Ölmezdim değil mi? Ölüm ani gelir derlerdi. Hayır, hayır… Olumsuz şeyler düşünmüyorum. Hem ölüm de yaşamın antisyasıydı. Ölüm ve yaşam birbirini açığa çıkarıyordu. Hayatı değerli kılan şey de buydu. Neler düşünüyorum ben? Çiçekleri düşün. Aileni düşün. Yaşamın bütün güzelliklerini düşün ve daha da çırpın. Çırpın ki çık o yüzeye.

Sözsüz bir büyü yapmaya çalışacaktım. Daha önce hiç denememiştim. Yeteneklerimi sonuna kadar zorlamalıydım. Gözlerimi açtım ve odaklanmaya çalıştım. Ayırma büyüsü üzerine bütün benliğimi kanalize etmeye çalışıyordum. Mırıldanmaya çalıştım. Saçmalık. Daha da su yuttum. İşte, tam o anda bir şey oldu. Bütün vücudumu şiddetle çekerken ruhumu hafifleten bir şey. Bilincimi yitirmeye ramak kala sudan kurtulmuş muydum? Hızla süzülüyordum havada. Islak saçlarım omzuma ağırlık yaparken sudan çıkışımla kendimi bir et parçasının üzerinde bulmam bir olmuştu. Güçsüzlükle dirseklerimden destek alıp kafamı sağa doğru yatırıp öksürmeye başladım yuttuğum suları. Suyun pisliğinden midem bulanıyordu. Boğazımı rahatsız edecek derece de öksürmeye devam ettim bir süre. Aklıma erişebildiğimi fark ettiğim anda başımı çevirdiğimde bana baka Samuel’in gözleri ile karşılaştım. Elli beş kilo bir şeyim ben. Koskoca çocuğu devirmiş olduğuma inanamıyordum. “Of! Garkenezler... Çok fazlaydılar... İyi miyiz artık?” diyerek biraz sersemlikle biraz da sinirle başımı göğsüne vurdum refleksle. Düştüğümüz duruma inanamıyordum. Sadece boğulma tehlikesi atlatmak mı? Ama… Oh… Benim… Unuttuğum bir şey vardı. Daha rezil bir şey yaşayamazdım herhalde. Hemen üstünden kalkmalıydım. Bir an doğrulmak için kafamı kaldırdım. Tişört, cübbe, üstüme geçirmelik ne varsa bulmalıydım. “Bluzum nereye gitti ki benim!?” diye bir çıkış yaptım utançla. Transparana yakın üstünde papatyalar olan iç giyimimi kalkarken kollarımla sarıp ayaklandım. Daha da utanacaktım. Görüş açıma parlak bir şey girdi. Hayır, birisi. Karanlıkta bile saçlarıyla parlayan birisi. “Yüce Merlin… Eadwig? Nasıl? Sen…” dedim demesine ama çok mantıklı bir şeyler söylemediğimin ilk defa bu kadar çok farkındaydım. Çevirdim bakışlarımı. Daha da kötüsü Eadwig’in arkadaş grubu da oradaydı. Havanın karanlık olması durumu toparlıyordu sanırım. Suda boğularak değil de utançtan şurada ölebilirdim hemen. Ama çekinecek bir şey yapmamıştım ben. Açıklama yapmam gerekli miydi? Hayır, her şeyden önce ilk giyinmeliydim. Bana bir şeyini vermezdi asla o. Bir şey istemektense gider Samuel’in suya girmeden önce çıkardıklarından bulurdum. Gözümle hala yerde bluzumu arıyordum. Tişörtün oraya doğru gittim. Soracak durumda değildim. Samuel'in giyecek bir şeyi var mıydı? Merlinsizler... Onca kişiler orada biri de üstünden bir şey çıkarıp vermiyor. Sinirlerim bozulmuştu düştüğüm duruma. [/justify]

Eadwig Alger Boleyn:
Kuzenim suyun üstünden son hızla fırladı üstüme. Kenara çekilince amele sümüğü gibi yapıştı yere. Yarı çıplak bir de... Ellerimi ve dişlerimi sıkmış bakıyor, yerde yatıyorken tekmeyi bassam diye düşünüyordum yuttuğu suyu öksüre öksüre çıkaran kuzenime. Çevresine bakındığında ilk söylediği şey, abi kız yok oldu. Düşe kalka asasına koşup kızı da çıkarttı gölden. Hatta öyle bir şey yaptı ki...

Kızı çıkarttı, kendine doğru getirdi... Ben kızın bluzüne accio yaptığım için neredeyse-çıplak-olan-kızı-göğsüne-getir- ULAN NE YAPTIN SEN BÖYLE? Öyle bir nefes aldım ki yanımdaki Winton ve Cyneric koluma yapıştırlar bir şey yapmayayım diye. Kızın papatyalı iç çamaşırı, çıkar çıkmaz kuzenimin göğsüne kafasını koyması. Öylece durmaları. Winton’a döndüm çaresiz bir şekilde. Bir kere bile bahsetmemiştim ama Winton çok zeki adamdı. Anlayalı seneler oluyordu. Sadece baktım ona. Bakmamla “Boleyn.” demesi bir oldu. Normalde soyadımla hitap etmez. Böyle demesinin sebebi ailemi hatırlamamdı. Kız ile aramda olan tek olgu. “Oy gözlerimi.” dedim. “Ya da öldür beni de görmeyeyim şu görüntüyü.” Benim kalbim sürekli onun adını söyleyerek atıyorken, kendi ismini duymak için BENİM göğsüme kafasını koyması gerekirken şerefsiz bok kafalı kuzenimin göğsünde yatıyor. Tenleri birbirine değiyor. Yarı çıplaklar. Ölsem daha iyi. Şuan şurada ölsem daha iyi. Keşke çıkartmasaydım gölden onları. Gölde yiyişselerdi de, gözlerim görmeseydi yiyişmelerini. Yemin ediyorum daha önce bu kadar kötü hissetmedim kendimi.

Dedim “Gidelim.”

“Nolur gidelim.”

Winton da kafasını salladı olumlu anlamda. Döndük arkamızı gideceğiz, kızın adımı söylemesi ile mıhlandım yerimde. Ne tatlı söylemişti ismimi. Geçmişte onunla yaşadığım anılarım bir bir kafamda canlanırken demin gördüğüm görüntü önlerini kapatıyordu. Kapattım gözlerimi. Sıkıca. Kuzenimle koyun koyuna oldukları görüntü daha da belirginleşti. Omzumda Samuel’in elini hissettim sonra. Omzumdan tutup kendine çevirdi. Teşekkür gibi bir şey söylüyordu ki ben döndüğüm gibi yumruğu burnuna geçirdim!

“SİKTİR GİT GİZLİ BİR YERDE YAP NE YAPACAKSAN!” diye bağırdım hemen ardından. “SENİN SEVİŞMENİ GÖRMEK ZORUNDA DEĞİLİM!” Bilerek Samuel ile konuşuyordum. Charlotte... Ona bir şey söylesem sinirimi kontrol edemeyeceğimi ve kendimi küçük düşüreceğimi biliyordum. Bu yüzden tamamen yok sayıyordum kızı.

Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 5, total 5

Charlotte Vera Rillian:
[justify]Yerden aldığım tişörtü hemen üstüme geçirdim. Bluzu aramak ile vakit kaybedemeyecektim ve yaşadığım utanç yerini sinire bırakıyordu. Üşümem artarken içim alev alıyordu. Hasta olacaktım kesin, Samuel’i de hasta edecektim. Bu çocuğa sürekli borçlanıyordum. Mendil olayı, sarıyı aramama yardım etmesi ve şimdi de garkenezlerin elinden beni çekip alması. Sohbeti ilerletmemiz onun yararına mı olmuştu yoksa zararına mı artık emin olamıyorum. Samuel’e doğru döndüm giyinince. Ona da montunu vermeliydim ki hemen üşümemeliydi. Harekete geçeceğim anda ayağa doğruluğunda kolunun hareketinde bir gariplik gözlemlemiştim ancak gecenin karanlığında ay ışığı ağaçların oraya çok vurmazken anlayamıyordum. “Koluna biir şey mi oldu?” dedim demesine ama Eadwig’in geri dönüşüyle kendimi tetikte olmak zorunda hissetmiştim. Neden bilmiyorum. Kermesteki tatsızlıktan dolayıydı muhtemelen. Sahi… O neden gelmişti ki buraya? Samuel ona teşekkür ediyordu. Uhmm… Az önce düştüğüm durumu kasıtlı yapmış olabilir miydi? Neden yapsın? Hiçbir zaman kötü biri olduğunu düşünmedim onun. Basbaya yardım etmeye çalışmış ama sonucu istediği gibi olmamıştı muhtemelen. Yine de bir teşekkür etmeliydim, diye düşünüyordum. Oldukça masum.

Saniyeler içerisinde ejderhanın kuyruğu kopacaktı. Kulaklarımı kapatmak istedim o an. Neler duyuyordum öyle? Hayır, bu gerçek olamayacak kadar çirkindi. Ve sonra bir yumruk. Ne derdi vardı? İki adımda Winton’ın yanına vardığımda yumruklarımı sıkıyordum. Kermesten sonra bunu ikinci kez yapıyordum. Eadwig’in arkadaşına bir şeyler söylemek istedim ama ağzımdan çıkmadı. Ne diyecektim? Ayırmalarını istemek çok saçma mı olurdu? Aklım durdu. “Aptal! Koca bir aptalsın Eadwig! Ama hiçbir şey yapmayacağım bu sefer. Boğuluyorduk! Söylediğinin farkında mısın? Yeter artık. Görmezden de gelmeyeceğim ‘kuzen kavganızı’. İstediğinizi yapın. İkidir bu duruma düşmekten sıkıldım. Ne yapacaksanız ve birbirinize neleri bağıracaksanız gözümün önünde olsun.” dedim. Hiddetle başlayan sözlerim yerini sakinliğe bırakmıştı. Yere oturmaya hazırlanıyordum. Oturmadan önce Winton'a düşük bir ses tonuyla asıl söylemek istediğimi söyleyecektim. O ulaşması gereken yere ulaştırırdı. “Yalnız kaldığınızda onun için geldiğimi söyle. Ve yıldızların söndüğünü de.” Avlama konusuna referans veriyordum. Söylediğimde son derece ciddiydim. Yalnızca ikinci kısmı söylerken sesim titremişti. Yalan söylüyordum çünkü. Yıkık bir halde oturdum toprağın üzerine.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git