İngiltere Büyücedünyası > Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi

[Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Mirabelle Starlight Sorgusu

<< < (3/4) > >>

Meredith Vivienne Boleyn:
[justify]Kızıl cadı tabaktaki kurabiyelere uzandı ve bir parça ısırdı; Meredith, kızın hala ona uzattığı kurabiyenin tadına bakmamasını yadırgamıștı. Kurabiyeleri sıcak bir izlenim vermek için hazırlamıștı, içine koyduğu tek şey sevgisiydi, rahat hisseder belki diye düşünmüștü yaparken. Öte yandan kızın merakını ve șüpheciliğini anlayabiliyordu, sorularını görevi elverdiğince yanıtlayacaktı ancak her şeyin bir zamanı vardı ve şu an değildi. İsabetli bir konuya giriș yapmıșlardı, genç cadı Profesör Lowell'in ismen ona annesinden bahsettiğini söylemiști. Hogwarts'ta Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü olan Gwyndolin Lowell, Carmilla davasında sorgulanacak isimlerden biriydi ve onun sorgusuyla Seth Carter ilgilenecekti. Yine de kızın da bu isimden bahsetmesi Meredith'i Profesör Lowell'in dosyasına bakmaya itmiști. Eskiden, ta ki Kanlı Balo'ya kadar, yakın arkadaş olmalarının altı çizilmiști ve pek çok kişisel bilgi de vardı, Meredith bakıșlarını tekrar kıza çevirdi. Ona annesi hakkındaki gerçeği anlatmalıydı.

"Kanlı Balo'dan sonra pek çok şey yaşandı ve bunların ardındaki gerçeği aydınlatmak için Bakanlık aylardır gizlice çalıșmalarını sürdürüyor, yalnızca halka yenice duyurulmaya bașlandı bu gelișmeler. Yakın zamanlarda elde ettiğimiz bilgiler sayesinde sorușturmamızda oldukça önemli bir yol kat ettik dememde bir sakınca olduğunu düşünmüyorum. Ne yazık ki sana her şeyi detaylıca anlatamam ancak bilmen gerektiğini düşündüğüm gerçekleri tüm dürüstlüğümle seninle paylașacağım." Kızın tepkisini görmek için duraksadı, içinde hala daha fazla travmaya neden olmamak için görüșmeyi burada bitirmesini söyleyen bir ses vardı. "Cwénhild Muirghéal, yani annen, oldukça başarılı bir Seherbaz ve yeri doldurulamaz bir dosttu. Söylentileri duymuștum fakat inanmak istememiștim, kendi gözlerimle görmem lazımdı, derken onu buldum. Yasak Orman'da, Carmilla'yı yakalama operasyonunun ortasında karșıma çıktı. Yașayan bir ölü ile göz göze gelmiștim, sadece... ters giden bir şeyler vardı, Cwénhild artık aramızda değildi. Değișmiști, bakıșları eskisinden farklıydı, ağzından çıkan sözler ona ait değildi sanki. Bir dost kaybettiğimi o anda anladım, Carmilla benden bir dostu almış ve onu bir canavara dönüştürmüștü. Cwénhild Muirghéal, annen, şimdilerde Carmilla olarak tanınmak istiyor. Gözünü kan ve büyücüleri koruma adı altında bir intikam ateși bürümüș, durdurulması gereken bir katilden bașkası değil. Kızı olduğun için seninle iletișime geçmeye çalıșacağını ön görüyoruz, bu yüzden yakında gözetimimiz altına gireceksin, güvenliğinle bizzat ben ilgileneceğim söz veriyorum. Bunu kabul ediyor musun?"[/justify]

Mirabelle Starlight:
Kadın konuşmaya başlayınca dirseklerini dizlerine, yanaklarını da ellerine yaslayarak dinlemeye başladı. Şu andan itibaren sorguda bir risk yoktu yani bir nebze olsun rahatlayabilirdi. Geldiğinden beri ağzını sulandıran kurabiyelerden bir tane alıp ısırdı ve büyük bir mutlulukla 'mmm!' dedi. Bilmesi gerektiğini düşündüğü gerçeklerin ne olduğunun farkında olsa da bilmemezlikten geldi ve meraklı bir ifadeyle başını yana eğdi. Evet, dinlerken de anladığı tam olarak ondan bahsedecekti kızıl seherbaz. İfadesini değiştirdi, biraz korkmuş, biraz da inanmaz bir hale soktu güzel yüzünü. Bilerek yediği kurabiyenin boğazına kaçmasını sağladı, öksürüklere boğuldu. Sırtına hafifçe vurulan bir el hissetti, öksürük sayesinde dolan gözlerini iyice doldurdu ve Meredith'e döndü.

"Bir yanlışlık olmalı!" diye bağırdı. "Anlatılanlardaki ve yazları tavernada içki servis ettiğim kadın bunları yapacak biri değil, olmamalı! Cidden annem olsa beni görmeye..." duraksadı. Bilinen  Cwénhild, Mirabelle'den kaçardı fakat bu kadın bunu biliyor muydu? Yine de riske atmak istemedi. Duraksamasının sebebini üzüntüye vurur gibi yaptı. "...Gelmezdi. Benle karşılaşmak istemiyormuş. Eğer ki benimle iletişime geçerse rahatça söyleyebilirim ki o kişi bir sahtekar, annem falan değil. Ki ben eminim, değil! Belki... Belki Carmilla onun bedenini çalmıştır! Ya da bir metamorftur, kılık değiştirerek seherbazların duygularıyla oynamaya çalışıyordur sırf dokunamayın diye. Ama eğer ki o cidden annemse... Yardım etmenin bir yolu olmalı. Gözetiminiz altına girmemde sorun yok ama..." isteksiz olduğu ifadesinden belliydi çünkü rahat rahat gizli işlerini yapamayacaktı. "Özgürlüğümün kısıtlanmayacağına beni temin etmeniz gerek. Bir yerlere gitmem engellenecekse, sürekli izleneceksem, her şeyim takip edilecekse... Üzgünüm ki kabul edemem. Ah, Carmilla'yı gördüğüm an gelip bildireceğime emin olabilirsiniz ama."

Meredith Vivienne Boleyn:
[justify]"Sen akıllı bir kızsın," dedi Meredith. Genç cadı kurabiyelerinin tadına sonunda bakmıș ancak anlatılanları dinlerken mini bir boğulma krizi geçirmesi kızıl cadının vicdanını sızlatmıștı. Daha çocuk yașlarındaki bir kıza bir anda böylesine ağır şeyler anlatmamalıydı, elinden geldiğince yumușatmaya çalışmıș olsa da kendisini onun yerine koyduğunda korkunç hissediyordu. Hemen ayağa fırlamıș ve kızın sırtına vurmuștu usulca, kızın gözlerinin dolduğunu fark edince de yerine dönmekten vazgeçti. Kızın yanına çökmüş, yumușak kumral saçlarını okșamaya bașlamıștı usulca. "Söz veriyorum anneni kurtaracağız. Ancak o zamana kadar Bakanlık’ın, yani benim korumam altında olacaksın. Kimse senin özgürlüğünü kısıtlamayacak, dediğim gibi onlara izin vermem asla. Hakkında bir karar çıkarılana kadar biraz daha burada kalman gerekiyor sadece, rahat etmen için elimden geleni yapacağım, tamam mı?"

Sıcak bir gülümseme ile kızın sırtını sıvazladı, her ne kadar onu yalnız bırakmak istemese de ayrılma zamanı gelmiști. Raporunu büroya teslim etmesi gerekiyordu, dosyalarını topladıktan sonra kıza veda etti ve onu kurabiyeler ile baș bașa bıraktı. Kapı kilitli olacağı için bir başka görevli gelene kadar orada bekleyecekti.[/justify]

Seth Carter:
Kilitli kapıyı açıp kapıyı araladım. Kalbim sanki kafamın içinde atıyordu heyecandan. Bu kadar heyecanlandığım zaman en son ne zamandı acaba? Carmilla ile karşılaştığımdaki heyecan böyle değildi. Bu sanki liseli halim gibiydi. Hogwarts’tayken Cwénhild’e hislerimi itiraf ettiğim gün gibi. Cümlelerimi günler öncesinden toparlamış, mükemmel olması için uğraşmıştım. O gün planladığım her şeyi yapıp, reddedilmiştim. İlk reddedilmem o zamandı, sonra bir kere daha... Bir kere daha... İstenmemeye alışıyordu insan. İlk seferi fazla korkutucuydu ama. Kapıyı iyice açıp sorgu odasına girdim. Deminden beri Meredith ile Mirabelle’in sorgusunu tek taraflı aynadan izliyordum. Zekasını ve güzelliğini ondan almış olsa da, cıvıl cıvıl konuşmaları annesine ne uzaktı. Cwénhild burada olsa, yakar geçerdi. Benden hangi özelliğini almıştı acaba? Hiç. Büyük ihtimalle hiçbir özelliğini almamıştı. Onu ben büyütmemiştim ki. İki yabancıydık. Hayatında yer edinmek istemeye utanıyordum halime bak. Boğazımda düğümlenen cümleler bu sefer çalışılmış değildi. Ergenliğimdeki gibi oturup uzun uzun kelimeleri seçmemiştim. Bu kadar heyecanlanacağımı nasıl göz önünde bulunduramamıştım ki? Kapıyı arkamdan çektikten sonra kurabiyelerle birlikte buraya kilitlenmiş kızın karşısına geçip oturdum bir şey söylemeden. Oturdum karşısına ve baktım yüzüne. Neler yaşamıştı bunca sene? Yalnız kalmıştı. Sevememiştim onu doyasıya. Çocukluğunu görememiştim. Koruyamamış, kollayamamıştım. Kalbi kırıldığında kafasını koyacağı omuz olamamıştım. İlk adımlarını görememiş, ilk söylediği kelimelerden olamamıştım. Baba dememişti hiç bana. Oynarken düştüğünde yaralarını saramamıştım. Yanımda uyumamıştı hiç. Kabus gördüğünde gelip sarılmamıştı. Tatile gitmemiştik. Kavga etmemiştik giydiği bir kıyafete izin vermediğim için. Okula giderken saçını örmemiştim. Onu rahatsız eden konuları konuşmamıştı benimle. Birinden hoşlandığını gelip anlatmamıştı. Kızmamıştım hoşlandığı çocuğa içten içe. Bu anıları benden almıştı Cwénhild. Karşımdaki kızla yaşamam gereken bu anları benden çalmış, bir yabancı gibi karşısında oturmaya zorlamıştı beni. Ağlayacak gibi oldum düşündüklerimle. Ağlayıp kendimi küçük düşürmemeliydim kızıma karşı. Her ne kadar kızım olduğunu bilmiyor olsa da.

“Beni affet.” dedim bir süre sonra.

“Ben Seth Carter. Zaten biliyorsun, Reina’nın babası olarak.” derin bir nefes aldım. Daha yeni başlamıştım konuşmaya ama devam etmemem için yalvarıyordu sanki boğazım. “Seni tekrar Hogwarts’a yollayamayacağım. Fazla tehlikeli.” Bunun için affetmesini istemiyorsun Seth hadi ama. Konuş artık. Ne kadar geciktirirsen o kadar zor olacak. “Bundan bir kaç gün önce Cwénhild’den, yani annenden, gelen düşünseli anılarından-” Nereye bağlanacak bu cümleler? Kızın 16 yaşında ve sanki bir kaç anı yüzünden kabullenecek hemen bu durumu. Belki de söylememelisin? Söylemezsen Cwénhild’in ikinizden de çaldığı bu anıların devamını da kaybedeceksin. Ya kötü tepki verirse? Korkaklık yapma. Söyle. “Ben- nasıl söylenir bilemiyorum bile.” Dolandırma lafı artık! Bu kız böyle bir babayı mı hak ediyor? Çıkıp göğsünü gere gere onun babası olduğunu söyleme- “Mirabelle, ben senin biyolojik babanım.” İğrenç bir cümleydi. “Senden özür diliyorum ve bu özür asla yeterli gelmiyor.” Yeterli değil çünkü. “Cwénhild çocuğumuzun olduğunu söylemedi bunca sene ve ben... Asla bilmiyordum. Bilsem bir saniye bile beklemezdim.” Cwénhild neden böyle yapmıştı ki? Benden iyi bir baba olmayacağını mı düşünmüştü? Cümleler o kadar basitti ki. İçimdeki acıyı, sevgiyi, isteği göstermeye yetmiyordu asla. “Kızımla böyle tanışmak içimi yakıyor. Cwénhild’in alevlerinden kurtulmam imkansız. Seni de o alevlerde kaybettiğim için, kollayamadığım için affet beni.” Daha fazla konuşamayacağımı fark edince gözlerimi kapattım sakinleşmek için. Elimi cebime atıp emektar sigara kutumdan sigara çıkardım ve yaktım. Bu duygusallığı daha fazla kaldıramayacaktı bünyem. Derin bir nefes çekip artık çok da fazla hissetmediğim rahatlama hissine odaklandım. Sakinleşip kendimi kaybetmemek için uğraştım bir süre daha.

Sessizliğe büründüm yine.

Kelimelerin yetmemesi içimi umutsuzlukla doldurmuştu.

Mirabelle Starlight:
İçeri giren adamla birlikte ayağa kalkıp selam verdi ve geri oturdu, yakın arkadaşı Reina'nın babasıydı gelen. Bay Carter hiçbir şey demeden öylece oturduğunda Mirabelle tekrardan gerilmeye başlamıştı, acaba sorgu esnasında açık mı vermişti? Paniklediğini dışa vurmadan sevimli gülümsemesiyle bakmaya devam etti. İlk duyduğu cümle 'Beni affet' olunca kafası karıştı haliyle. Nereden tanıdığına gelinince başını sallıyordu ki okula gönderilmeyeceğini öğrendi. Neydi şimdi bu, okumaya hakkı olmayan köylü muggle kızı muamelesi görüyordu resmen! Kaşları çatıldı, tam sinirle reddedecekti ki seherbaz konuşmaya devam etti. Konu yine annesine gelmişti. Düşünseli anıları? Görüştükleri günü koymamıştı annesi, değil mi? Yapmamıştır.

Sonra beklemediği bir şey geldi. 'Mirabelle, ben senin biyolojik babanım.' Kurabileceği en kötü şekilde kurmuş olabilirdi bu cümleyi. Fazla resmi, fazla uzak gelmişti kıza. Bir sorgu odasında, kaosun içinde, söylenebilecek en uzak şekilde söylenir miydi böyle bir şey? Gerçi onun için de zor olmalıydı, adam anlattıkça ne kadar içten olduğunu görebiliyordu. Ses çıkarmadan dinledi... Dinledi...

İlk hareketi adamın bir iki nefes çekmesini izledikten sonra elindeki sigarayı alıp kırmak oldu. "Öncelikle şurada anlaşmamız gerekiyor, yanımda sigara içilmesini hiç sevmem. Kapalı alandayız bir de." dedi. "Hem öksürtüyor, hem de çıtı pıtı bir genç kızım ben, leş gibi kokmak yakışır mıydı?" Kurabiye tabağını babasının önüne ittirdi gülümseyerek. "Bence daha sağlıklı."

"Alkolik anne, tütün bağımlısı baba. Sağlıklı iletişimden kaçabilmek için kızına on altı yıl kendini göstermeyen anne, kızının varlığını on altı yıl sonra öğrenip konuşmayı unutan baba. Aptallık derecesinde cesareti yüzünden ölen ama kızından korkan anne, küçücük kızla konuşurken korkan baba. Çok ilginç bir aile değil miyiz?" dedi başını yana eğerek. Bacaklarını periyodik şekilde sağa sola sallamaya başladı. "Eksiyle eksinin çarpımı artı ediyor demek. Henüz hiçbir bağımlılığı olmayan, konuşmaktan çekinmeyen ve sadece korkması gerekenden korkan bir kız getirmişsiniz dünyaya. Kilise baskını yaptığım gerçeği son dediğimle çakışıyor olsa da."

Dirseklerini dizlerine koyup yanaklarını avuçlarının arasına koydu, böylelikle cübbesinin sağ kolu aşağıya kayarak ikinci sınıftayken Seth Carter tarafından alınan, R ♥ M yazılı arkadaşlık bilekliğini açığa çıkarttı. "Biliyorum, yani, annemin yaptığı şeyleri. Kendi korkaklığı yüzünden senin de hayatınla oynamamalıydı. Fakat geçmişi değiştiremeyiz, geleceğe bakalım." Yine o tatlı gülümsemesini sundu, herkesi masumiyetine çeken gülümsemesini. "Zaten annemle anı kazanma şansımı çoktan yitirmişken şu an karşımda oturan babamı reddedecek değilim ya? Alev malev yok, mis gibi bir çiçek bahçesi var. Bahçe dedim de aklıma piknik geldi. Harbi... müsait olunca ailece pikniğe gitsek ya?" dedi. Sonra aniden doğruldu, "AYRICA OKULA GİDECEĞİM HMPH! BİNA BAŞKANIYIM BEN! UÇARIM KAÇARIM YİNE DE GİDERİM!" kollarını göğsünde kavuşturup somurtmaya başladı.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git