17 Nisan, 2026 10:16:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Aşkistan  (Okunma sayısı 120 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Aşkistan
« : 05 Şubat, 2022 00:58:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Anlamlı bi şarkıdır kendisi, kurgu özetidir.
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=RekpipbqttE[/youtube][/spoiler]


Tarih: Kermes'ten bir hafta sonrası
-------

Biçim Değiştirme dersinin son demlerini yaşıyordum, artık oflayıp puflamaya başlamıştım kendi kendime. O kadar yüksek sesliydi ki yan koltuğumdaki Clayton dirseğime vurarak yaslandığım yerden düşmemi sağlamış ve "Tamam Boleyn, sıkılığını anladık." demişti beni tersleyerek. Boleyn denmesinden çok rahatsız olurdum, sanırım şu an şımarıkça davrandığıma dikkat çekmek için bu şekilde seslenmişti. Umursamadan kolumu tekrar koltuğun yanına dayadım ve kafamı yasladım. Canım sıkkındı, belli olacağı üzere. Neden? Bilmiyorum. Çok bastı her şey. Sıkılıyorum. Profesör'ün dersin bittiğini söylemesiyle ayaklanmam bir oldu, kapıya ilerlemeye başlayan ilk kişiydim. Umarım saygısızlık olarak algılamazdı bunu ancak acilen ortamdan uzaklaşmam gerekiyordu. Peşimden seslenildiğini duyunca derin bir nefes alarak adımlarımı yavaşlattım koridorda. "Sam, bekler misin?" diyordu Alice. Yanıma ulaşıp koluma girdiğinde kendi kendime daha ne kadar rahatsız olabileceğimi sorguluyordum. "Derste aklına bir şey takılmış gibi geldi. Ne oldu? Dün yanlış bir şey mi söyledim sana?" Dün ne oldu ki? Ha... Dün Alice ile bahçede yürümüştük biraz. Sohbet etmiştik yani, başka bir şey değil ki. Neyine alınayım? "Hayır tabii ki." dedim gülümsemeye çalışarak. Niye gülümseye çalışıyorsam? Alice çok iyi bir kız ama şu an çok darlanıyorum. Nereden çıktı zaten anlamadım ki. Bir gün Martha geldi - kendisi kızlar arasında yakın olduğum sayılı kişilerdendir, kafa kızdır - ve Alice'e bir şey olduğunu söyleyerek yardımımı istedi. Düşmüş mü ne olmuş? Gittik baktık, hastane kanadına taşınmasına yardımcı oldum ilk. İki hafta önceydi sanırım bu olay, sonra bir baktım konuşmaya başlamışız. Millet de bir şey oluyor sanıyor ama ben çok darlanıyorum yani. Zaten... "Neyin var o zaman Sam?" Sam kısaltmasından da hoşlanmam ki ben. Kolum da ağrıdı kolunu taşımaktan... Amacım saçımı düzeltmekmiş gibi davranarak kurtardığım sağ kolumla bir süre kafamda oyalanacaktım mecbur. "Bir şey yok. Sadece içimde... Bir enerji eksikliği var sanki. Anlatabiliyor muyum?" Bu söylemimle adımlarının yavaşladığını fark edince ben de yavaşladım, fazla mı sert olmuştu. Onunla alakalı değildi bu, kafam doluydu. Alice gerçekten çok tatlı bir kızdı, iyi niyetliydi ama ben böyle oyunlarla ilgilenmiyordum şu anda. Hem de... Aklımdan atamıyordum Charlotte'u.

İnanılmaz bir gün geçirmiştik. Hogsmaede, o günkü kadar güzel hiç gözükmemişti gözüme. Eadwig ile ettiğimiz kavgadan sonra mekana girmiş ve Charlotte'un iyi olup olmadığına bakmaya gitmiştim. Ağlaması durmuştu, sonra bir anda etrafta beni iyileştirmek için koşuşturmaya başladı. Buz getirdi, kafama tuttu, bıcır bıcır bir sürü şey anlattı ve bir anda keyfimi yerine getirdi. O olmasaydı bütün gün oturur kuzenim hakkında düşünerek sinir küpü olurdum ama yarım saat sürmemişti kuzenime bozukluğum. O kadar farklı, o kadar ilginç konular konuşmuştuk ki ben bir kızla böyle derin sohbetlere girebileceğimi açıkçası tahmin bile etmezdim. Evet biliyorum, saçma bir düşünce ama şu ana kadar çok kızla konuştum ama asla oturup Ev Cinlerinin kelliğiyle ilgili protestolardan, ne bileyim toplumun faydasına herhangi bir şey düşündüklerine asla rastlamadım. Bu kız melek gibi bir şeydi. Sonra da Alice gelmişti işte. Her şeyin içine bir kara kedi gibi girmeyi başarmıştı. Keşke onun hakkında böyle düşünmüyor olsam çünkü o günü beraber geçireceğimizi umması kadar doğal bir şey yoktu, bu öngörüyü ona ben vermiştim. O zamanlar durum çok farklıydı.

Sonraki günlerde de Charlotte ile konuşmayı çok denedim ama fark ettim ki bizim ne ortak arkadaşımız, ne de aynı zaman diliminde aynı yerde bulunduğumuz varmış. Bu kızla iki çift laf edebilmek için uğraştığım kadar hiçbir kızın peşinden koşmamıştım. Doğruya doğru, bu da beni biraz gaza getirdi. Hem de o gün kuzenimin yarattığı izlenimi bozmak istiyordum, bunun da hırsı vardı ama bilmiyorum... Sadece bunlar değil. Charlotte çok farklıydı. "O zaman sorun ne? Bana böyle davrandığına inanamıyorum. Martha uyarmıştı!" Bir dakika, neler oluyor ya?

Alice bir anda ağlamaya başlamış. Bir şey demedim ki bu kadar abartılacak? Durdum, koridorun ortasında kız bana bağırıyordu ben de etrafıma bakıyordum biri yardım etsin diye. Edward'ın uzaktan deli işareti yaptığını görünce bir ses çıkardım, gülmemek için kendimi tutmaya çalışmış ama başaramamıştım pek. Alice'in gözlerini daha çok belerterek ağzını açışını görünce "Alice." dedim role girerek ve anlayışlı bir şekilde omuzlarından tuttum iki yandan. "Sadece dalmışım. Ders çok sıkıcıydı tatlım. Ayrıca Martha'nın seni ne konuda uyardığını anlamıyorum. " dedim. İnanmış mıydı? Yanakları kızarıyor, gözlerimi hızlı hızlı takip ediyor gözleri. Puan veriyor... Derin bir nefes... "Pardon." Burnunu çekti ve gözlerini sildi. "Ben... Ben yanlış anladım." Güzel, ipler bende. "Ne anladın tam olarak? Martha ne diyor?" Endişelenmeye başladı, arkadaşını sattığını düşünüyor şimdi. İnkara geçiş. "H-Hiçbir şey..." "Seni uyardı mı benim hakkımda?" Kabulleniş."Yani, evet ama..." "Arkadaş olacağız güya, sen de ona inanarak benim üzerime geliyorsun şimdi?" Gözleri tekrar doluyor... "Çok iyiymiş ya, siz ikiniz devam edin bu yürüyüşe o zaman." Hoppp güm, tamamdır bu iş. Arkamı döndüm, bıraktığım enkazdan olabildiğince hızlı kaçmaya çalışarak erkekler tuvaletine daldım.



Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Aşkistan
« Yanıtla #1 : 05 Şubat, 2022 23:24:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Profesörün lafı biter bitmez omzumdan yük kalkmış şekilde sevinçle çıktım derslikten. Taş duvarlar arasına sıkışıp kalmaktan bunalmıştım, bu bina Hogwarts bile olsa bir noktada temiz havayı özlüyordum. Temizliğin aksatıldığı da gözüme çarpıp duruyordu. Kitap açmaya üşenen öğrenciler de sağ olsun pasaklılıkları ile hiç yardımcı olmuyorlardı. Burnuma biriken toz ile burnumu kaşındırıp duruyor, sürekli bir hapşuruk krizine sokuyordu beni. Yönetimle konuşmamın vakti gelmişti. Gerekirse yine babamdan yol yordam göstermesini isteyecektim. Kimse kimsenin sağlığı ile oynamamalıydı. Hakları var mıydı buna? Asla. Bir atakla artarda hapşurarak bahçeye doğru yöneldim. Birkaç tip bana döküp baktığında onlara gülümsemekle yetindim. Hapşurmanın yadırganacak nesi vardı ki? Müzikal bir şekilde hapşuracak değildim ya. Her neyse. Kasıtlı olarak bahçeye doğru yönelmiştim. Derse girmeden önce bıraktığım bir şey vardı burada. Bana ait bir şey değildi elbette. Doğaya ait bir şeydi. Kavanozun içine sardunya çiçeklerini işgal eden böcekleri tek tek toplayıp onları kendi yaşam yerlerine götürmeye ikna etmiştim. Beni bekleyeceklerdi. Ders boyunca da öyle yapmışlar. Kavanozun ağzını kapatmamıştım bile, bana güvenmişler demek ki diye düşünerek gururlandım. Güvenlerine layık görmüşlerdi beni. Göğsüm kabara kabara yanlarına gittim. Temiz havaya çıkınca artık durulmuş, yalnızca burnumun kızarıklığı kalmıştı. “İşte buradasınız! Hadi gidelim.” dedim kısık sesle. İyilik göstererek yapılmaz ya hani, o hesaptı benimki. Kavanozu ellerimin arasına alıp kucakladım hemen. Ormana kadar yol uzun sayılırdı ama lider böcek seslenince kalakaldım olduğum yerde. “Nasıl? Sarı böcek mi kayıp oldu? Ne demek? Kanadı kırıktı dimi onun? Hemen bulmalıyız. Kesin ezerler onu.” demiştim demesine ama paniklemiştim. Kurtarma operasyonu düzenlemek gerekecekti ve ben ona bir şey olacağı düşüncesiyle korkuyla karışık bir afallamıştım. Yedi ya da sekiz tane böceğin soluklanmadan bir şeyler demesiyle aklım başına gelmeye yakındı. Hıhı. Dedikleri gibi onu bulabilirdim. Güvenlerini boşa çıkaramam.

Hızlı hareket etmek şart haliyle. Nerelerden geçmiştim ben? Neredeyse bütün katlardan geçmiştim. İkinci kattan gölün manzarasının keyfini çıkarmıştım. Değişen merdivenlerle yolumu karıştırmıştım. Bahçede oyalanmıştım. Kavanoz almak için mutfağa gidip cinlere yalvarmıştım. Düşünürken bir yandan da başladığım noktaya ilerliyordum. Kavanozun ağzını mecbur kapatmak zorunda kalmıştım. Koşturunca onları düşürmek istemiyordum. Minicik kanatları vardı zaten. Hafif bir esintiyle zar zor uçuyorlardı. İlerlemeye devam ettim. Adının Cyneric olduğunu ama birebir tanışıklığım olmayan çocuğu ve yanında duran kızları görünce durup bir selam verdim hemen. “Merhaba çocuklar! Sohbetinizi böldüğüm için kusura bakmayın ama acil bir durum söz konusu da… Sarıyı gördünüz mü acaba?” Tanıdıklarını sanmıyordum. Yüzüme saf saf baktılar. İçlerinden biri çıkıp “Eadwig’i mi soruyorsun?” dediğinde bu sefer de ben garipsedim. Çatılan kaşlarımı serbest bıraktım. Sarı değil o bir kere, gümüşi. Ancak bunu tartışmaya açacak değildim. “Yok yok, o değil. Ben hallederim, yine de teşekkür ederim.” diyerek uzatmamaya karar verdim. Belli ki bunların algısı çok kapalıydı. Civarda olan hiçbir şeye dikkat etmiyorlardı. Yürüyerek erkekler tuvaletinin önüne geldiğimde lider böceğin cama kasıtlı bir şekilde üç beş kez çarpmasıyla kulaklarım dikildi. Kavanozu kulağıma dayayıp dinlemeye başladım. Kapıda dikiliyordum o sırada.“Demek susadınız. Biraz daha dayansaydınız ya. Az kalmıştı bence bulmamıza. Zamandan yiyoruz ama tamam. Sizi susuz bırakamam.” dedim mavi parlak telli arkadaşıma. Gerçi normal böcekler su içiyor mu hiçbir fikrim yok ama büyülü olanlar kesinlikle içiyor. Şahidim. Bunların bir yuvası koca bir gölü kurutabilir. O yüzden dertlerine deva olmak için pat diye adımladım içeriye. Cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkıyordum. Ancak dünya henüz buna hazır olmadığı için erkekler tuvaletini genellikle kimse olmadığı zamanlarda kullanmayı tercih ediyordum.“Hadi iyisiniz. Hemen sizi sulayacağım. Sonra da sarıyı bulup buradan gideceğiz, tamam mı?” dedim büyük bir coşkuyla. Aklım fazlasıyla dolu. Kim var kim yok bilmiyorum. Hiç seslenmedim de ama pek önemsediğimi söyleyemem. Önemli olan böceklerimin susuz kalmamasıydı. Pas tutmuş musluğa baktım açmadan önce. Bunu da temizlik listesine eklemem gerekecekti. Derin oldukça derin bir iç çektim. Dikkatim çelinmişti.[/justify]
« Son Düzenleme: 05 Şubat, 2022 23:26:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Charlotte Vera Rillian »

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Aşkistan
« Yanıtla #2 : 06 Şubat, 2022 00:07:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Koridordaki kalabalık seslerinin yavaş yavaş azalmasını beklerken kabinlerden birinin içine geçtim. Pantolonumun düğmelerini tek tek açmaya başladım. İyi kurtulmuştum harbi. Şimdi en azından birkaç gün beni salacağını düşünüyordum. Mutlaka tekrar gelip konuşmak isteyecekti ve durumu düzeltmeye çalışacaktı ama o zamana kadar bir süre kafa dinlemek iyi gelecekti bana. Charlotte'u da düşünmekten vazgeçmem gerekiyordur belki. Bir de dış çerçeveden bakalım bu duruma. Tamam, tatlı kız. Evet, sohbeti çok iyiydi. Bir de beni çok önemsedi kavga sırasında, belki de hoşuma giden şey buydu. Ama bir de şöyle düşünelim, hiç ortak arkadaşımız yok. Hiç aynı yerlerde takılmıyoruz. Beraber vakit geçirebiliriz ama beraber bir ortama girebilir miyiz Hiç bir grup arasında nasıl birine dönüştüğünü görmemiştim. Çok mu ayrıntılı düşünüyorum? Bu kadar önemsememe gerek yoktu, evlenmeyeceğiz ya. Zaten bir daha konuşmayacaktık büyük ihtimalle. Belki de Alice'e ayıp etmişimdir boş yere-Charlotte'un sesi mi bu? "Sonra da sarıyı bulup buradan gideceğiz, tamam mı?” Kesinlikle bir kız sesi. Hızla pantolonumun düğmelerini ilikledim tek tek ve gömleğimi belimin içine sıkıştırdım. Kapıyı aralayıp musluklara yöneldiğimde 1 haftadır aradığım kızla karşımda, erkekler tuvaletinde bir kavanoza su doldururken karşılaşmış olmak... Çok ilginçti. Hem de tam da onu düşünürken. Bilerek mi yapıyor? Yok, hiç farkında değil. Biriyle konuşuyor ama tuvalette de benden başka kimse yok.

Ne yapabilirim bu durumda? Normal biri değildi zaten, bunu biliyorum. Yaptığı hareketle dalga geçmek dışında bir şey bulmalıydım aramızda samimiyet kurmak için. Elim de kirli bu arada. Yıkasam iyi olacak. İyi tamam, çaprazındaki musluğun önüne geçtim. Böylelikle konuşurken suratımı görebilecekti. Elimi yıkamak için suyu açtığım sırada da ona bakarak konuşmaya başladım. "Seni bulmak için erkekler tuvaletine girmem gerektiğini tahmin edememiştim. Sanırım Sarıyı arıyordun ama benimle yetinmen gerekecek."

Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Aşkistan
« Yanıtla #3 : 06 Şubat, 2022 01:39:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Çok vakit kaybetmeden odağımı böceklerin vızıldaşmaları sayesinde toplayabilmiştim. Pekte durumdan hoşnut olmayan bir ifade ile musluğu çevirdim. Su kavanoza dolmaya başlarken kafamda belirlediğim kavanoz noktasını geçmemesine özen gösterecektim. Boğulmalarını istemezdim. Aklım da hala sarıdaydı. Umarım bir köşeye saklanmıştır da ezilmemiştir. Dertli bir şekilde gidebileceği yerleri düşünmeye devam ediyordum ta ki bir sesle bölünene kadar. Gözlerim kocaman kocaman açıldı. “Aaa Samuel!” dedikten sonra musluğu kapattım. Sanki olmam gereken yer burasıymış gibiydi en baştan. Neyse ki bir anda erkekler tuvaletinde olduğumu anımsadım çocuğun söylediği gibi. Gülümsemedim mahcup bir şekilde. Ekledim hemen de cümlelerimi; “Çok pardon. Umarım rahatsız etmemişimdir seni veya herhangi birini. Normalde girmeden önce kontrol ederdim.” Aklım başımda değildi ki. Yine bir noktayı kaçırmıştım ve sanırım önemli bir noktaydı. “Beni mi arıyordun? Neden?” diye sorduğumda söylemimin bitişinde çok kaba gelmiştim kendi kulağıma. “Öyle demek istemedim. Yani… Kötü niyetli bir şekilde değil. Boşluğuma geldi…. Denk gelmiş olmamız güzel oldu bence. Belki bunu sıklaştırırız.” Ona karşı çekingenlik hissetmiyor değildim sanki. O gün kermeste tatsız bir şeyler olmuştu. Mendilini de mahvetmiştim. Kendimi borçlu hissetmekten ziyade bir arkadaş edinme şansı olarak görüyordum bunu. Onu tanımak hoşuma giderdi. Gerçek Samuel’i. Hakkında çok şey duyduğum bu çocuk onca olumsuz yorumu hak ediyor muydu? Samuel merakımı kabartmaya başlamıştı hele de o gün Hogsmeade’de güzel güzel sohbet ettikten sonra. Bol bol gülmüştük. Beni yadırgamamıştı bir kere. Benim için çok önemli bir şey değildi yadırganmak ama herkes bir şekilde beni bir noktada kırardı anlamlandıramadığı davranışlarımdan ötürü. Henüz Samuel’in öyle bir tavrını görmemiştim. Kendim olabiliyordum yani. “Madem senle yetineceğim… Sarıyı bulmam konusunda yardımcı olabilir misin bana?” diye sordum masum bakışlarla. Bir yandan suyunu içen böcekler kavanozun içinden camlara gitmek istercesine vurup duruyorlardı. Biraz sessiz olmaları için canlarını acıtmayacak şekilde salladım kavanozu. Samuel’in sarının kim olduğunu bildiğini zannetmiyordum. O yüzden kavanozu yükselterek göstermeye çalıştım. “Sarı… O bir böcek. Telleri sarı. Sardunyalara dadanan türden sihirli böcekler. Sadece sardunyalara değil, her türlü çiçeklere dadanan türden.” İzah etmeye girişmiştim hemen. [/justify]

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Aşkistan
« Yanıtla #4 : 06 Şubat, 2022 02:16:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Normalde diyor, önce kontrol ederdim. İlk girişi değilmiş yani. Sorgulamadan da edemiyorum ki, bundan önce ne işi olmuştu acaba erkekler tuvaletinde? Charlotte asla düşündüğüm tarzda şeyler yapacak bir kız değil, eminim ki çok saf bir niyet ile girmiştir erkekler tuvaletine. Musluğu kapattım ve hafifçe ellerimi salladım kurutmak amacıyla. Neden onu aradığımı soruyordu şaşkın bir şekilde. Ardından hızla kötü niyetle sormadığını ve merak ettiğini açıklamaya girişince gülmeye başladım. "Önemli değil..." dedim ve devamında söylediklerine 32 diş gülümsemeye başladım. "Denk gelmiş olmamız güzel oldu bence. Belki bunu sıklaştırırız.” Bakın ben değil, o dedi bunu. Hiç ilgilenmediğini düşünüyordum. Görüşmek istiyormuş aslında. Ben bundan sonra okulun her köşesini aramaz mıyım seni bulmak için peki? "Evet, evet." Oh bütün isteğini belli et Samu. "Yani, iyi olur. Sonuçta 6 yıldır bu okuldaydık, neden daha önce hiç karşılaşmamışız, değil mi?" dedim sanki sadece bu yüzden onunla ilgileniyormuşum gibi. Ama harbiden de, nasıl hiç denk gelip de iki çift laf etmemişiz şimdiye kadar büyük bir soru işareti bende.

Ardından konuyu değiştirerek ona Sarı'yı bulmasında yardım edebilir miyim diye sormuştu. Aynen, o konuya gelelim şimdi. Kim bu erkekler tuvaletine girecek kadar önemli araması gereken "Sarı" ? "Kimmiş bu Sarı dediğimiz? Tuvalet boş, kimse yok. Arkadaş başka bir yerde herhalde." dedim bir tık bozuk atarak. Şöyle bir kızı peşinden koşturuyorsun ya, her kimsen acilen bir derse ihtiyacın var dostum.

“Sarı… O bir böcek." Ha? Bana elindeki kavanozu işaret ediyordu. Böcek mi arıyormuş? Şimdi anlaşıldı. O zaman tuvalete girmesinin sebebi de... Yok onu tam olarak anlayamadım hala. "Sarı burada mı?" dedim kafamı kaldırıp tavanın köşelerine bakınarak. Yok, ben uçan bir şey göremiyordum. "Yardım ederim tabii ki." Sen dile yeter. "Ama bu Sarı necidir, kimlerdendir... Biraz ayrıntı vermen lazım." İstersen bütün gün okulda böcek arayabilirim seninle ya.

Tek sorun, erkekler tuvaleti kadar tatsız bir yerde bu muhabbeti yapıyor oluşumuz. İlk ve tek isteğim buradan çıkmaktı. "Yalnız burada olduğunu sanmıyorum, ben rastlamadım. Başka yerlere baksak, bahçe gibi?" Böcekler bahçede olur şeklinde düz bir mantık kurmuştum. Hem bahçede yalnız kalabilirdik. Birkaç adım attım kapıya doğru, onun da peşimden geleceğini düşünüyordum ancak sonradan durdum ve kafamı kaşıyarak vazgeçtiğimi belirten bir ifadeyle tekrar başladım sözlerime. "Aslında... Erkekler tuvaletinden beraber çıkmamız senin için çok iyi bir görüntü olmayabilir Charlotte." E benim için de. İki dakika önce Alice ile yaşananları da göz önünde bulundurursak şu anda gözlerden olabildiğince uzak bir noktada bulunmalıydık. "Sen çıksan, 5 dakika içinde arka bahçede buluşsak olur mu?" dedim gülümseyerek. Bir yandan da korkmuyor değildim, buluşalım diye ayrılacaktık ve kızı bir daha bulamayacaktım. Acaba yanlış bir karar mıydı? Ne bileyim, bir anda yeniden ortadan kaybolmasını istemiyordum.


Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Aşkistan
« Yanıtla #5 : 06 Şubat, 2022 03:41:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu böceklerin görünüşünü anlatmak biraz zordu. Küçüklüğümden beri her türlü canlıya ilgim olduğundan hepsini inceleme fırsatı yaratmıştım kendimi. Samuel'e gördüğünden fazlasını anlatamazdım. O yüzden söylediklerimden başka bir şey ekleyemedim. Burada olduğunu ben de düşünmüyordum. Böceklerin susadığını söyleyip her ne kadar garipsemediğini düşünsem de durumu onun için daha fazla garipleştirmek istemiyordum. Bahçeye bakınmak en doğrusu olabilirdi, her halükarda benim de son durağım orası olacaktı zaten. Geçtiğim yerlere bakına bakına giderdik artık bahçeye. En azından başta ben öyle düşünmüştüm. "Çok iyi olur. Ben de göremedim buralarda. Beni görse zaten kendi gelirdi yanıma. Hadi çıkalım o zaman." demiştim demesine ama Samuel hiç beklemediğim bir şey söylemişti. Erkekler tuvaletinden birlikte çıkmamız niye iyi olmuyordu benim için? Aklımda asılı kaldı ve huzursuz oldum. Geleneksel kadın-erkek rollerinin günümüzdeki yansımasını mı çizmişti o? Tuvalet diyordu. Mekanı bilerek söylemişti. Tepemin ev cinleri hopladılar. Omuz silktim hemen. Belki kendisi öyle bir tip değildi ama benim iyiliğimi düşündüğü için böyle bir şey söylemişti. Kendimi kandırdığımı biliyordum ama yeni bir arkadaş ediniyordum ve onu kaybetmek istemiyordum hemen. Bunu onunla bahçede tartışmak için aklıma not etmiştim. Durgun bir tavırla "Beş dakika. Tamam." dedim yalnızca. Yüzüne de bakmadan ayrıldım oradan.

Sıkı sıkı sarılmıştım kavanozuma. Kızgın olunca unutamıyordum ben. Takılı kaldım ya şimdi. Arkadaş olmak istemiyordum sanırım toplumun yozlaşmasından nasibini almış bir tip ile. Koşarcasına hızlı adımlar atıyordum. Hala da gözüm sarıyı arıyordu. Bulma umudumu yitiyordum. Beşinci kata çıktım. Sonra dörde indim. Üçten geri zindanlara döndüm. Koşturdum da koşturdum. Aslında bahçeye gelebilirse hemen beni bulurdu o. Başka bir çarem kalmamıştı. Yerlere de bakmaktan birkaç öğrenciye çarpmıştım. Laf söylediler muhtemelen bana ama kulağım algılamaya değer görmedi onları. Böyle böyle şaka maka yirmi beş dakika kadar oyalanmıştım. Beş karış suratla varıverdim bahçeye. Kavanozun kapağını açtım böcekler rahatlasın diye. Vızıltıları kesilmişti uzun bir süredir. Yolda onları sallaya sallaya bayıltmış olabilirdim. Samuel dediği gibi bahçeye gelmişti. Beklettiğim için üzgün hissetmeliydim ama hissetmemiştim. Yanından geçerken seslenmek yerine belli belirsiz bir omuz attım. Gözüme kestirdiğim taş yerlerden birine çöktüm hemen. Bağdaş kurup kavanozu da yanıma yerleştirdim. Arkam Samuel'in olduğu yere dönüktü ama bana yaklaşan biri olduğunu güneşin yardımıyla gölgeden anlayabiliyordum. Söylenmeye başladım. "Çok saçma. Eadwig'in haklılık payı varmış. Ona yaptığının çirkin olduğunu söylüyordum ama senin yaptığının da bir farkı yok. Nasıl bir yerde büyüdün sen? Tahtının altındaki yaş fark etmeksizin dişil olan herkes için böyle şeyler mi düşünüyorsun? Senden beklemezdim. Beni korumuş mu oldun şimdi? Başkalarının kirli kalpleriyle söylediği hiçbir şey beni alakadar etmez. Bu imayı kabul etmiyorum. Düşünmüş olman bile yeterince kötü." Fazla mı abartmıştım? Kızmıştım ama cidden. Bulunduğumuz dönemin kokuşmuşluğunu yıkmaya çalışıyordum ben. Küçük yaşta bizlere empoze edilen şeyleri yok etmek için sürekli bir savaş veriyordum. Bana kimse bunu yap demiyordu ama yapmazsam huzursuz olacaktım. Bunca çirkinliğe katlanamıyordum. "Savun kendini." diye ekledim es verdikten sonra. Samuel'in mantıklı bir açıklamayla gelmesini umut ediyordum.
« Son Düzenleme: 07 Şubat, 2022 16:36:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Charlotte Vera Rillian »

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Aşkistan
« Yanıtla #6 : 06 Şubat, 2022 04:58:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Charlotte beni onaylayıp tuvaletten çıkarken ben de gözükmemek için arkalara doğru gizlenmiştim hafiften. Kapı kapanma sesini duyunca boş tuvalette adımlamaya başladım koridoru. Islık öttürerek bir melodi çıkarmaya çalışıyor, zamanın geçmesini bekliyordum. Tek istediğim ders sonrasındaki kalabalığın yok olmasıydı. Sesler de azalmış gibiydi ama işimi riske atmak istemiyordum. Aynadan kendime bir bakış atınca saçımın hafif dağınık olduğunu fark ederek eğildim ve sol elim cebimdeyken sağ elimle saçımın düzenine kafa tutan telleri doğru yola getirmeye uğraştım. Sonunda istediğim görüntüyü yakalayabildiğimde geri çekilip kendimi son kez kontrol ettim: saçlar, gömlek, kravat, cübbe. Her şey tamamdı. Keyifle çıktım erkekler tuvaletinden ve hızlı adımlarla bahçeye ulaştım. Bakındım bir süre, belki daha uzakta bekliyordur diyerek okul duvarlarının çevresini dolaştım ama tahminin gerçek olmuştu, yoktu kız. Gerçekten de gelmedi ya. Ne olmuş olabilir ki? Başka bir yerde mi bulmuştu Sarı’yı? Belki de onu tekrar kaybetmemek için peşinden gitmek zorunda kalmıştı. En iyisi bir süre buralarda beklemek olacaktı.

Biriyle karşılaşırsam ne demem gerektiğini tartıyordum kafamda. Kesinlikle Charlotte ile olduğumu söylemeyecektim. Bir anda aramızda bir şeyler olduğu dedikodusunun yayılmasını istemiyorum, gizli kalmalıydı. Ha zaten gerçeği söylesem de, aramızda bir şey yoktu. Böcek arıyorduk yahu, böcek! Bunu kime anlatsam deli zırvası der geçerdi! Ama bütün canlılara karşı ilgisi olduğunu gösteriyordu bu, tatlı bir özellikti. Sahipleniyordu sevdiklerini. Neyse ya biri gelirse birlikte proje araştırdığımızı söyleyebilirdim. Charlotte gelirse tabi.

Bekledim bekledim, bakındım ama yok. Acaba ekecek miydi beni? Kapıya doğru ilerledim biraz daha görebilmek için. Yoktu ama sabırlıyım… Kaç gündür bu anı bekliyordum, birkaç dakika daha beklemişim çok mu? Böyle kendimi avuta avuta bir 15 dakika daha bekledim derken sonunda aradığım gözlere kavuşabilmiştim. Çıkıyordu içeriden. Gelirken ben de ona doğru birkaç adım attım, tam ağzımı aralamıştım ki Charlotte bana bakmadan yanımdan geçip gitti. Geçerken ise bana omuz atmıştı. Bekleyen benim, bir de neden tepki yiyorum? Bana bakmadan devam etti biraz daha, arkası bana dönük oturur pozisyona geçtiğinde ben de hızla yanına ilerliyordum. Nedenini sormama gerek kalmadan anlatmaya başlamıştı. Tuvaletten beraber çıkmamızın kötü olacağını düşündüğüm içinmiş bu tepkisi. Tepki de tepki ama. Onu bir şeyle suçladığımı mı düşünmüştü de bu kadar sinirlenmişti? Eğer öyleyse hakkı var tabii ki, ancak ben sadece onun rahatsız olabileceğini düşünerek bunu önermiştim. Açıkçası hala da iyi bir şey yaptığımı düşünüyordum ama Charlotte’tan asla ama asla bu tepkiyi beklemiyordum. Şok olmuş olacağım ki kendimi açıklamamı söyleyene kadar savunmaya geçmemiştim daha. Taşların çevresini dolaşarak önüne geçtim ve aramıza rahatsız edici olmayan bir yakınlık koyduktan sonra başladım sözlerime. "Charlotte, amacım seni tahmin ettiğin gibi bir ithama yakıştırmak değildi kesinlikle. Ancak yakın kız arkadaşlarım var ve insanların neler düşünüp neler yapabileceklerine bizzat şahidim çünkü onlar da aynılarını yaşıyorlar, hem de sırf erkeklerle arkadaş oldukları için! En basitinden Profesör Urswick’in o sırada koridordan geçtiğini düşünsene, bir anda kendimizi cezada bulacaktık. Bu Sarı’yı da bulamamamız anlamına gelirdi.” Bir adım daha attım ona doğru. Söylediklerimin işe yaramasını o kadar istiyordum ki… Beni affetmesi gerekiyordu. Kızamazdı, hayır. Böyle bir sebepten bugün sonlanamazdı. “Senin hakkında kötü düşünmesinler diye değil, sen böyle bir durumda kalıp üzülme diye küçük bir önlem almak istedim sadece. Ne kadar acımasız olabileceklerini tahmin edemezsin. Ama haklısın, seni korumaya çalışmak bana düşmezdi. Erkekler tuvaletine nasıl girdiysen istediğin gibi de çıkabilirdin.” İşe yaraması gerekiyordu. Ciddiydim söylediklerimde. Bu dediklerimde kötü ne vardı ki? “Umarım kendimi sana anlatabilmişimdir. Beni yanlış tanımanı istemiyorum.” Yeterli miydi?
« Son Düzenleme: 06 Şubat, 2022 14:08:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Samuel Raymond Boleyn »

Çevrimdışı Charlotte Vera Rillian

  • Hufflepuff
  • 8. Seviye
  • İleti: 39
  • 295 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Charlotte Vera Rillian
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Aşkistan
« Yanıtla #7 : 07 Şubat, 2022 02:29:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Samuel konuşmaya başladığında çevredeki insanlardan bahsetmeye başlamış hatta pekiştirmek için arkadaşlarından örnek göstermişti. Ancak Profesör Urswick'i söylediğin de başımı yerden kaldırıp Samuel'e baktım direkt. Can alıcı bir söylemdi. Profesör Urswick'i hiç sevmezdim. Yine de radarına girmemek için sessiz olmayı tercih ederdim. O cephede savaşacak gücüm yoktu henüz. Hele de işin ucunda Sarı'yı bulmak varken. Ya sıkıntı olsaydı? Yani Samuel'in bu dedikleri ilk anda süzgecimden geçmemişti ancak söylediklerinde haklılık payı da görmüyor değildim. Başımı salladım onaylamak için. Cümleye girmeden önce kendini biraz daha ifade edebilmesi için sessizliğimi sürdürdüm. Kavanozu da göz ucuyla kontrol ediyordum ve hala sessizdiler. Duruşumu da dikleştirdim. Tuvalete nasıl girdiysem çıkabileceğimin de farkında olması beni mutlu etmişti. Bunu bilmesi gerekirdi. Hafife alınmayı sevmezdim. Hafife çok alırlardı beni ama önemsemezdim. Sığ insanı da sevmezdim zaten. Arkadaşlık kurmak istediğim biri olduğu için bu çocuğun beni beni görmesini hele hiç istemezdim. Çocuk savunmasını bitirdiğinde yüzümdeki gerginlik biraz olsun dağılmaya başlamıştı. Aklımın bir köşesinde kalacaktı bu tabi ki ama sorun etmeyecektim. Herkes ikinci şansı hak ederdi. "Senin de beni yanlış tanımanı istemem." dedim ama konuyu uzatmayacaktım. Samimiyetine güvenmek istiyordum Samuel'in. Üstüne eklenecek bir şey yoktu. "Sarı'nın bize gelmesini bekleyeceğiz artık. Umarım senden çekinmez." diyerek konuyu değiştirdim hemen. "Kuzenin ile aranızdaki meseleyi çözdünüz mü? Birbirinizden oldukça farklısınız. Dikkatlerden kaçması imkansız." demiştim. Bir ihtimal ailesinden falan konuşabilirdi. Nasıl sohbet edeceğimi bilemedim o an. Konu konuyu elbet açardı. Temelden tanırdım belki onu. Çünkü Boleyn'ler biraz "farklı" bir aileydi.

« Son Düzenleme: 07 Şubat, 2022 16:37:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Charlotte Vera Rillian »

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Aşkistan
« Yanıtla #8 : 07 Şubat, 2022 21:39:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İşe yaradı neyseki. Charlotte konuyu değiştirerek Sarı'yı beklememiz gerektiğini belirttiğinde içimden birkaç kere bu küçük böceğe kaybolduğu için teşekkür etmiş olabilirim. Konuya çok uzun süre takılı kalmamasına sevinmiştim. Ben de aklıma bir yere not edecektim ve bundan sonra yanında çok daha dikkatli davranacaktım. "Benden çekinmez dostum ya, bir tanısın çok sevecek." dedim Sarı'nın benden çekinme ihtimalinden bahsettiğinde. Ben herkesle anlaşırım, Sardunya bitkilerini çevreleyen kayıp böceklerle bile. Her neyse, bir süre ortaya çıkmasa da olurdu. Zaten bulmak mümkün müydü ki? Bu kız bulabileceğine o kadar inançlıydı ki sorgulamamıştım başından beri ancak bir böceğin bizi tanıyacağına pek de inanmamıştım hani. Her neyse, sorgulama.

“Kuzenimle...” En son kermeste kavga etmiştik beni rezil etmeye çalıştığı için. Ona hiç bu kadar sinirlenmemiştim şimdiye kadar. Şu anda bile damarımın attığını hissedebiliyorum. Göt herif, sana ne benim konuştuğum kızlardan? Ahlak bekçisi kesildi başıma. Hayır zaten benim kimsenin ahlakıyla oynadığım yok ki! Kızla iki sohbet edelim dedik, demediğini bırakmadı ya. Başka bir şeye kafasını takmadıysa ben de bir şey bilmiyorum. Hak ettiğini buldu ama, bana yaptığı o hareketten sonra başkası olsa bir yumrukla bırakmaz bitirirdi işini. Gelip konuşmayı teklif edene kadar da bir süre istemiyorum görüşmek. Her zaman ilk adımı atan taraf olunmuyor işte, gururum var benim de. Ortada hiçbir şey yoktu, HİÇBİR ŞEY! “Kötüyüz.” Charlotte’u cevapsız bırakmak istemiyordum ama şu anda oturup kuzenimi konuşmak istediğimden de emin değildim. “Normalde de çok iyi anlaşan bir ikili değiliz. Zaten tanıyorsundur Eadwig’i, kim iyi anlaşıyor ki? Ama o günkü hareketi normal değildi.” Çok atarlanıyorum, sakinliğimi korumam lazım. “Gelip benimle konuşmaya çalışmadığı sürece onunla aramı iyi tutmaya çalışmaktan çok yoruldum.” dedim bu konuyla ilgili son olarak. Acaba Eadwig’e yumruk attığımı duymuş muydu sonradan? Eğer duysaydı çok kızardı gibi hissediyorum. Salak kuzenim gidip kimseye anlatmamıştır herhalde, benden de dışarı çıkmadığına göre eğer başkası söylemediyse duymamıştır.

“Boşver kuzenimi ya, yıllardır tanıdığım biri o. Bir şekilde barışırız. Ben seni merak ediyorum aslında.” dedim ve yanına oturdum. Gözlerimi ondan ayırmıyordum hiç,  bütün tepkilerini öğrenmek istiyordum. Söylediklerim onu utandırıyor muydu, çekingen miydi, rahatız mı oluyordu.. Her ayrıntıyı gözlemlemem gerekiyordu. Kartlarımı açık mı oynamalıydım peki? Bilemiyorum... Korkup kaçmasını istemiyorum. Hem ben de ne istiyorum bilmiyorum. Akışına bırakabilirim. “Ee anlat bakalım, neler yapıyorsun 1 haftadır? Görüşemedik.” dedim sanki André’ye kaç defa kızın yerini sorup bulmaya çalışmış ve çaresizce vazgeçmemişim gibi. Yok ya, takmıyorum kafaya hiç.

Ağaçlar için örgü yaptığından bahsetmeye başlayan konuşması örgü stillerine, ardından çorap çeşitlerine gelirken sadece gülümseyerek onu izliyor ve kafamı sallıyordum onaylıyormuş gibi. Örgü hakkında bu kadar bilgiye başka hiçbir şekilde sahip olamazdım büyük ihtimalle. Kendimi de sorguluyorum, acaba Charlotte yerinde başkası olsaydı da böyle ilgimi çekiyor olacak mıydı bu konular? Çok çok büyük ihtimalle hayır. Eğer Alice gelip bana örgü yaptığını anlatsa uykum gelir ve çaktırmamaya çalışırdım. Konuyu bana bir şeyler örmesine getirebilirdim belki. Fazladan bir bere kötü olmazdı. Ama şu an, Charlotte’un örgü yapıyor olması inanılmaz havalı geliyor. Bana da yap demeey utanıyorum tabii ki, kız buna neden uğraşsın hayvan diyorum bu düşünce aklıma geldiği anda.

Charlotte bir anda yerinden zıplayıp “Sarı burada işte, buldu bizi!” dediğinde o konuşurken daldığımı fark ettim. Böceğini kavanozuna sokarken “Ah Sarı ah... Ne güzel, çabucak buldun bizi.” diye mırıldandım. Kızla iki sohbet edeceğiz dedik böcekler bile olaya karşı anasını satayım. Charlotte Sarı ile konuşmaya başladığında ayağa kalkıp varlığımı hatırlatmaya çalıştım ama dikkati tamamen dağılmıştı. Sanırım bugünlük örgü dersinin sonuna gelmiştik. Peki ben bu kızı bir daha nasıl yakalayacağım? Biçim Değiştirme’de aynı snıfta olduğumuzu biliyorum ama kız ağaçta oturuyor ders boyu... Hayır, dersle değil. Rastlaşarak olmadığını da anladım ben bu hafta. Sözleşmemiz lazım kesinlikle. Yanına yaklaştım. “Sabahtan beri ortalığı karıştıran Sarı bu demek...” dedim yaramaz bir çocuktan bahsediyormuş gibi ve Charlottu’un elindeki kavanoza tıklatarak böceklerin dikkatini kendime çektim. “Görev başarılı demektir bu ortak.” dedim ve Charlotte’a elimi uzattım sıkması için. Rahatsız etmeden ilk temas... Güzel bir andı. Veya bir saniye, ilk temasımız alnıma buz tuttuğu zaman da olabilir. Geçen hafta. Ama o zaman farkında olmadan içgüdüyle hareket ediyordu, şu an daha bilinçli olması lazım. Ne düşünüyor? Gözlerini inceleyip duruyorum, sapık sanacak sonunda beni. Peşine takılmadan nasıl görüşeceğim ben bu kızla? Keşke o benim peşime takılsa... Hm. Hmm... El sıkışırken aklıma gelen anlık bir plan ile elini bırakarak önünde diz çöktüm ve bileğimden yıllardır taktığım ip bilekliklerimden birini çözmeye başladım. "Şimdi, artık bir ekip olduğumuza göre... Öyle 1 hafta ortadan kaybolmak yok." Çözdüğüm bilekliğimi ilk önce Charlotte'a gösterdim. Üzerinde küçük bir daire, içinde de minik bir S harfi vardı. Aslında bu annemin adının ilk harfi olduğu için taktığım bir bileklikti ama şu anda Samuel'in S'si olmasında hiç sıkıntı yoktu. Eğilip ayakkabı bağcıklarından birine bağlamaya başladım. "Her sabah ilk işin, ayakkabını giyerken bu bilekliği görmek olacak. Bir Sardunya bitkisinin hayatı mı kurtarılmalı yoksa ağaçların üşümemesi için bütün okul seferber mi olmalı bilmiyorum ama gelip beni bulmak ilk aklına gelen olmalı. Anlaştık mı? Sonra da..." Gülümseyerek ayağa kalktım. "Sorun neyse beraber çözeriz."

-- SON --