"Aslında düşündüğünüz kadar zor değil çocuklar. Mesela gördünüz diyelim kızı- Ashley olsun adı da, gördün Eddy, sana doğru yürüyor." Sanki biri üzerine doğru geliyormuş gibi ellerimi yanımda oturan Edward'a doğru uzattım. "Gelişini, yürüyüşünü, onun varlığını fark ettiğini hissettirecek ve centilmen bir şekilde gülümseyeceksin."
"Nasıl nasıl?"
Göz devirdim. " Siz hırbolar hayatınızda hiç centilmen kelimesini duymadınız mı? Kibarca işte." Kahkaha sesleri...
"Bir de önünde diz çökmemizi ister misin Samu? Böyle mi düşüyor gerçekten?"
"Dostum, eğer kalan son iki yılını da yalnız geçirmek istiyorsan beni dinlemene gerek yok. Ama baloda size kız ayarlamamı bu sefer sakın istemeyin benden." diyerek sırıttım. Büyük salonda, gençleri ve bizim dönemden birkaç çocuğu toplamış kız tavlama taktikleri veriyordum. Evet, çok istediler kıyamadım. Bu konuda hakkımı yiyemem ama, baya başarılıyımdır yani. Mesela geçen yaz sebze alışverişi sırasında sohbet etmeye başladığımız, sonrasında bütün yaz görüştüğümüz kızı düşünüyorum. Kabak alırken bir kızla sohbet kurabileceğime ben de inanmazdım açıkçası. Sabah da masaya baykuşum Rosé'nin bıraktığı mektupla konusu açıldı zaten; kız bana iki sayfa mektup yazmış, bir de altına fotoğrafımızı iliştirmiş. Yani, aslına bakarsanız uzun süredir konuşmuyoruz. Bununla birlikte aramızda resmi bir ilişki olduğunu da söyleyemem o yüzden ona pek de bağlı olduğumu düşünmüyordum ama mektubu baya romantikti hani. Çocuklar da okuyunca hiç anlatmıyorsun falan filan derken konu buralara geldi.
Çocuklar attığım blöfü anında yutmuş ve rol yapmaya dahi başlamışlardı ki ne tipinden ne de sıfatından haz ettiğim Slytherin binasından Cage "Sizin şu adada da neler var kim bilir, ha? Yok mu bize de bir parça?" dedi pis bir sırıtışla. Uzaktan konuşmamızı duymuş olmalıydı ki zaten farkındaydım gözlerinin üzerimizde olduğunu. İki saattir laf atacak yer arıyor gibi beklemedeydi. Hayır bir de ne alakaysa? Sırf abaza herifin tekiyim ben demek için neden oksijen tüketiyorsun? Bakıştık çocuklarla, sözü bana bıraktılar. Eğer terslesem hep beraber dalmaya hazır kükreyecek bir aslan gibiydik. Onun yerine ben güldüm. Ortamdaki ani gerilimin yerini şaşkınlığa bıraktığını hissederek ve bu değişimi sağlamanın da öz güveniyle konuşmaya başladım. "Kuzenim pek bir şeyi olmadığından anlatamıyor herhalde sana, bize sardığına göre... O kadar çağırıyordu hayırdır gelemediniz bir türlü? Gözlerimiz yollarda kaldı. Bütün yaz kenarda para saymayı öğrenmek umuduyla geçiriyor ya günlerini izin alamamıştır belki. Üzülüyorum bazen biliyor musun kuzen." Sessizlik. "Zaten kaç dakikadır izliyorum bir fili bile oynatmayı akıl edemedin. Kan bağı işte her zaman zekayı da eşit dağıtacak değil ya."