Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri

Sevgisiz Büyümüş Bir Kadın

<< < (2/4) > >>

Mirabelle Starlight:
Babasının bilinmediği gerçeği kızda bir şok etkisi yaratmış, "nE?!" diyerek kendini dramatik şekilde arkaya atmıştı. Ancak profesörünün lafını bölmeden dinlemeye devam etti. Annesinin çok sarhoş olduğunu kendisi birinci elden deneyimlemişti, tavernaya her geldiğinde yarınlar yokmuşçasına içen seherbazın oraya ne kadar çok uğradığını o çevredeki çoğu kişinin biliyor olması gerekirdi zaten. Sonrasındaysa konu birden annesinin öğrencilik yıllarındaki aşk hayatına kayınca konu ilgisini ne kadar çekmişse artık, kendini attığı yerden doğrularak dinlemeye başladı.

Adamın sürekli reddedildiğini duyunca eliyle alnına vurmadan edemedi Mirabelle, kendisinden bugüne kadar kimsenin bu kadar hoşlanmadığı gerçeği bir yana hep reddedilen taraf olduğunu da fark edince kişisel saldırıya uğramış gibi hissetti. Eğer ki babası bu kişiyse Mirabelle adamı cidden lanetleyebilirdi. Yıkık gibi reddedilmek genetik olmamalıydı! Profesöre göre bu kişi büyük ihtimalle babasıydı ancak bir isim alamıyordu. Kendi çabalarıyla araştırıp bulmak zor değildi ancak bunu yapmak istediğinden emin değildi. Şimdi de aklına soracak bir şey gelmiyordu. Hayatta kalan akrabalarını mı sormalıydı? Emin olmasalar bile babası olduğunu düşündükleri kişinin nasıl biri olduğunu mu sormalıydı? Yine az önceki pozisyonuna döndü, profesöre değil mezara bakıyordu tekrar. Çok bir şey yazmıyor olmasına rağmen üstünde yazanları tekrar tekrar okuyordu. "Hmm..." dedi tekrar, öylesine.

Cwénhild Muirghéal:
Kendi içindeki tartışmaları bitmekten pek uzakta olsa da kendisiyle ortak bir paydada buluşup anlaşmıştı. Cwenhild Muirgheal, güçlü bir kadındı. İstekleri vardı. Hayalleri vardı. Onları öldürebildiğini düşünüyordu. Lakin bunda başarılı olamadığını kabul etmişti. Seth Carter ile yüzleşmek. Hogwarts kalesinin yakınına gelmek ve Alannah Muirgheal ile karşılaşmak. Ölmüş bir kadın olduğundan fazla canlı hissediyordu. Canlı hisseden bir varlığında istekleri olurdu.

Kızının yetimhaneden alındığının haberi, kulübesinin taşınmasıyla aynı anda ulaşmıştı ona. Bu bilgiler ışığında harekete geçmiş ve pek ilginç şeyler öğrenmişti. Kızının bir annesi vardı artık. Bunu ilk duyduğunda garip hissetmişti. Sonra garip hisseden kişinin kim olduğunu merak etti. Carmilla mı yoksa Cwenhild mi ? Buraya bugün gelen Carmilla mıydı yoksa Cwenhild miydi?

Çizmelerinin altında ezilen karların çıkardığı ses sinir bozucuydu. Soğuk hava sinir bozucuydu. Odağından bu kadar uzaklaşmış olmak sinir bozucuydu. Yürümeye devam etti, mezarlığın kapısını açtı. Gömüldüğü yere doğru gitti. Siyah saçlarıyla Gwyndolin ve yanında Mirabelle.

"Bu iyi bir fikir değil." dedi kafasının içindeki ses. "Gizliliğimizin ne kadar önemli olduğunu unutma!"

Cevap vermedi. Bir kez olsun içindeki sese sadece sessizliği gösterdi. Uzun zaman sonra kalbinin attığını hissetti. Sonra durdu. Olduğu yerde bir süre durdu. "Gwyndolin Lowell." dedi. Daha sonra elinden çıkan ışık hüzmesi ona doğru dönen kadına çarptı. Şaşkınlıktan gözleri parlayan kadın derin bir uykuya dalarken, yanındaki kıza, kızına döndü. Kapşonunu açtı. Soğuk hava kızıl saçlarıyla buluştu. "Merhaba Mirabelle. Merhaba kızım."

Mirabelle Starlight:
Bir süre o şekilde yazıları okumaya devam etti kız, ta ki yabancı adım sesleri duyana kadar. Alışkanlıktan eli belindeki asasına gitti ve kimin geldiğine baktı. Gelen kişinin başında kapüşonu vardı ancak Mirabelle yerde olduğu için yüzünün bir kısmını biraz görebiliyordu. Görse bile haliyle tanımamıştı da, olsun. Kişi, profesörün adını söyledi, elinden çıkan şey profesöre giderek kadının bilincini yitirmesini sağladı. Düşmemesi için hemen öne atılan kızın kadını kucağında taşıyacak hali yoktu ya, yere yatırdı. Sonra da tekrar kişiye baktı, karşısındaki ise kapüşonunu indirerek yüzünü sergiledi. İşte şimdi tanımıştı karşısındaki kişiyi.

Doğruldu, sonunda ayaktaydı. Geldiğinden beri bacaklarını büktüğü için hafiften karıncalanmışlardı, sessizce 'ow' demekten alıkoyamadı kendini. Önündeki kadına bakmaya başladı ancak bir şey demedi. Ne yapması gerektiğine dair en ufak bir fikri bile yoktu şu an. Ağzını açtı, kapattı. Bir şeyler demeye çalıştı, vazgeçti. Yerinde kıpırdandı ama bir şey yapmadı. İç çekti, yine karşısındakine, annesine baktı birkaç saniye. Sonra mezara koyduğu sevimli buketi aldı. Tatlı tatlı gülümseyerek kadına verdi, "Sana getirdiğime göre orada durmasının bir anlamı yok." dedi. Bir saniye bile geçmeden yüzü düştü, bu sefer sinirliydi. Genelde Mirabelle'den bekleyeceğiniz ama bu durumda yapacağını düşünmeyeceğiniz bir şey yaptı; tüm gücüyle annesine okkalı bir tokat çaktı. On altı yıldaki tüm olumsuz duygularını bu an için saklıyormuş gibiydi sanki. "Bunu niçin yaptığımı biliyorsundur, söylememe gerek yok." dedi. Sonra ifadesi yumuşadı, şefkatli bakıyordu bu sefer. "Bu da sonunda bana kendini gösterebildiğin için." dedi ve annesine sarıldı. "Çok fazla açıklama borçlusun gerçi... Açıklamadan kastımın beni bırakman olmadığını belirteyim de." diye mırıldandı göz ucuyla annesine ait mezara bakarken.

Cwénhild Muirghéal:
[justify]Benim adım Cwénhild Muirghéal.

Benim adım Carmilla Sanguina.

Benim adım her ikisi ve aynı zamanda ikisi de değil. Bir hayatım oldu, kanla sulanmış ve ölümle büyütülmüş. Sonra bir hayatım daha oldu sevgisizlikle yetiştirilmiş, hayal kırıklıklarıyla bezenmiş. En son hayatım ölümümle başladı. Ölümüm ile sen başladın Carmilla. Bedenimin her yerine nüfuz ettin ve beni değiştirdin. Bende seni değiştirdim. Birbirimizi tamamladık, birbirimizi yok ederek. Şimdi buradayız. Değişiyoruz, güçleniyoruz.

Kız yavaşça doğruldu. Dudaklarına gelen kelimeler geri gitti, konuşamamayı tercih etti, yahut konuşamadı. Kararsızlığın kıza sahip olduğu çok belliydi. Yerinde kıpırdanıyor, kızıl saçlı kadına bakıyordu. Buketi almasını beklememişti. Güzel gülümsemesi kadına verdiği çiçeklerden daha güzeldi. Kadın da ona doğru gülümsedi. Çiçekleri aldı. Sonrasında çiçekleri takip eden tokatla birlikte. "Bu ne cürret!" Kafasının içindeki yaşlı, kızıl saçlı kadın çıkıştı. "Sus." Kadını susturdu. Huysuz hislerini aldı ve gözünün önünden kayboldu kadın. Tokadı takip eden şey sıcak bir ifade ve yıllardır beklediği o sevgi dolu sarılmaydı. Cwénhild Muirghéal, ilk kez sarılmanın ne demek olduğunu öğrenmişti.

"Bir açıklama yapmamız gerekiyor."

Her şeyi anlatmak istiyorum. Bilmek hakkı.

"Hayır! Kesinlikle izin vermiyorum!"

"Sus. Bunun ne anlama geldiğini hem o kızı hem de mutlak amacımızı tehlikeye attığının farkındasın, yinede yapmak istiyorsun. Gerçekten cesur bir kadınsın. Konuş onunla. Aydınlat onu."

"Teşekkürler."

Kızına sımsıkı sarıldı kızıl saçlı kadın. Sonra biraz eğilerek kızının boy seviyesine kadar indi ve göz göze geldi. Korku hala oradaydı, çekingenlik ve belirsizlikle birlikte kadını izliyorlardı. Konuşmaya başladı. Bir kadının nasıl ölmek zorunda olduğunu anlatmaya çalıştı.

"Mirabelle." dedi bu sırada elini kızın yanağına koydu. "Bunu sana anlatmanın kolay bir yolu yok. Senin, Gwyndolin'in, Alannah'ın, okulundaki arkadaşlarının ve bütün büyücülerin yaşaması için benim ölmem gerekiyor. Birilerinin bizim yaptığımız şeyleri yapması gerekiyor. Balo'yu hatırla. Oradaydın. Bu balo bir son değil. Bir ırktan biri tükenene kadar da son olmayacak. Ben, soyumuzun tükenmesine izin veremem. Senin, sadece büyücü kanı taşıdığın için öldürülmene izin veremem. O yüzden ölmek zorundayım. Şeytanla anlaşma yapmak, şeytanın kendisi olmak zorundayım." dedi. Minik bir duraksamanın ardından devam etti. "Carmilla ve ben. Artık ayrılamaz birer ikiliyiz. O benimle ve ben onunlayım. Bu benim kendi seçimim. Bizim seçimimiz. Hakkımızda duyduğun çoğu şey doğru. İnsanları kiliselerine kapattığım ve onları cayır cayır yaktığım doğru. Çünkü onlar yanmazsa biz yanacağız Mirabelle! Ben sana annelik yapamam. Bir anne olmak için ellerim fazla kanlı. Gwyndolin, o sana hak ettiğin sevgiyi ve hayatı verebilir. Bizim sana verebileceğimiz tek şey ölüm kan ve acı."

Mirabelle Starlight:
Yanağına konulan elle birlikte kedi gibi sırnaşmaktan alıkoyamadı kendini. Kafası karışık bir şekilde karşısındaki kadını dinliyordu. Balo'yu hatırlattı kadın ona, bahsi geçtiği an istemsizce titredi. İki ırktan birinin yok olmasını istemezdi aslında, barış ve huzur sağlanmasını tercih etse de mümkün olmadığının elbet farkındaydı. Mirabelle bencil bir kızdı, eğer ki kendisi yaşayacaksa başkalarına zarar gelmesi onu çok da üzmezdi. Ancak oturmayan şeyler vardı ve cevabını hala alamamıştı. Öldü bilinen annesi şu an karşısında Carmilla'dan bahsediyor, hakkındaki dedikoduları onaylıyor ve bir kere daha annesi olmayı reddediyordu.

"Umarım zekasını aldığım ebeveynim sen değilsindir..." dedi, derince iç çekip devam etti. "Muggle mı öldürüyorsun? Tamam, kolay gelsin, beni ilgilendirmiyor. Kilise mi yaktın? Ellerine sağlık, aynısını ara tatilde kendim yapmayı düşünüyordum, beni zahmetten kurtarmış oldun. Carmilla olayından bir halt anlamadım ama umurumda da değil açıkçası, şeytanmışsın şuymuş buymuş beni ilgilendirmiyor. Şeytanın kızı olmak aşırı havalı olurdu ama bunu geçelim şimdi. Annelik yapamam da ellerim kanlı da bilmem ne de, eğk eğk eğk, kendini bana bir kere gösterdin bile! Kene gibi yapışacağımın farkındasın değil mi? Profesör Lowell çok tatlı kadın ama onun vereceği sevgiyi ve hayatı istediğimi kim söyledi? Zaten bana haber vermeden kafasına göre beni yoldan kedi kaçırır gibi almış, sabır ya..." nefes almadan konuştuğunu fark edince duraksadı, nefesini düzene soktu. "Ayrıca," eliyle mezarı gösterdi. "Şurada olmadığına göre biraz daha açıklama gerekmiyor mu sence de? Balo günü ne oldu, nasıl hayattasın? Ben öldüm muhabbetini sonraya sakla. Muggle'lar sana ne yaptı da bu kadar düşman kesildin? Meraklı kızın her şeyi detaylarıyla bilmek istiyor anneciğim, hadi kırma beni de doğru düzgün anlat!"

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git