Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri
Sevgisiz Büyümüş Bir Kadın
Cwénhild Muirghéal:
[justify]Kendisinin minik bir kopyası ile konuşuyor gibiydi. Aynı isyankarlık, aynı cesaret ve biraz da ukalalık. Onun gibi yetişmesi için onun yanında olmasına gerek olmamıştı. Mugglelar ile söylediği şeyler kaşının kalkmasına sebep oldu. Kızının da kendi gibi bir katil olmasını istiyor muydu? Yada istemeli miydi? Alabileceği her türlü yardımı almalı mıydı? Bu yardım kızından mı gelmeliydi ? Yahut yardıma ihtiyacı var mıydı ki ? Bu işi kendi başına yapmak zorunda olduğu için ölmemiş miydi zaten ?
Bir çok soru kafasında cevaplanmayı bekliyordu ama onları cevaplamanın sırası henüz gelmemişti. Biraz daha bekleyecekti bu soruların cevabı. Şimdi ilgilenmesi gereken daha önemli biri vardı ve o kişinin sorularına cevap vermek daha elzemdi.
"Pekala anlatacağım." dedi. Sonra bir lahdin yanına çöktü kızını da yanına oturttu. "Büyülerimizi aldıktan sonra biliyorsun katliam başladı. Çoğumuz kaçmaya başladı ki doğru olanda buydu. Senin de olay yerinden sağ salim çıktığını görünce diğerleri kaçabilsin diye vakit kazanmaya çalıştım. Barın arkasına geçtim ve elime gelen ne varsa kullandım. Baya da iyiydim. Adamların kayıpları o kadar fazla oldu ki siper falan kurdular. Ah bir iki seherbaz daha olsaydı yanımda haklardık hepsini." sesindeki öfke gayet barizdi. "Neyse tabi sayıca üstündüler ve ben sadece bir şişeyle adam öldürecek kadar cephanesiz kalmıştım. Kılıçlı bir tanesi beni güzelce yaraladı. Öldüm sandım ama öldürmediler. Uyanana kadarki süreyi çok az hatırlıyorum. Çıplaktım, kanlar içindeydim. Vücudumdaki her kemik ağrıyordu. Kaslarım sanki lime lime edilmiş gibiydi. Bedenimle ne yaptıklarını bilmiyorum ama onurlu şeyler olduğunu düşünmüyorum." bu sırada ellerini yumruk şeklinde sıkıyordu. "Sonra uyandırıldım. Bir tür mahkemeye çıkarttılar beni. Türlü türlü işkenceler ettiler. Parmaklarımdan birini koparttılar. Çenemdeki yarayı görmüşsündür zaten. Konuşturmaya, bizimle ilgili bilgi almaya çalıştılar. Vermedim tabi. Sonra pirinç boğa geldi. İçine atıldım. Çırılçıplak bir kadını pişirmeye başladılar ama beceremediler. Savaştım ve kaçtım. Aptallar ortalıkta bir asa bırakmışlardı, iki tanesini patlattım o asayla." duraksadı.
"Hogsmeade sınırlarındaki bir barakaya süründüğümü hatırlıyorum. Sonra Carmilla. O beni kurtardı, bizi kurtardı. Ölmek üzereyken."
Mirabelle Starlight:
Mirabelle, anlatılanları şok içinde dinliyordu. Muggle'ların, özellikle kilisedekilerin acımasız olduklarının farkındaydı ama bu kadarını beklemiyordu. Sürekli kaçtığı, anlatılan hiçbir şeyi dinlemediği için kendisiyle gurur duyuyordu şu an. Ya onlar gibi korkunç biri olup çıksaydı? Annesi anlattıkça kızının midesi bulanıyordu. Zaten cisimlenince gelen mide bulantısı hala üstündeydi. Elleriyle ağzını kapatarak kendini tutmaya çalıştı, dinlemeye devam etti. Detay istediğini biliyordu ancak kadın tam detay vermiyor olsa bile Mirabelle bu isteğinden pişman olmuştu. Normalde en iğrenç şeylerden bile etkilenmez, güler geçerdi ama şu an durum farklıydı. Bu bahsedilenleri kendi kanından biri yaşamıştı, o rezil kilise itleri bu kızın annesini elinden alacaklardı. Kiliseye karşı iyice bilenmişti, önce arkadaşı André'ye zarar vererek nefretini kazanmışlardı ve şimdi de annesine olanları duymuş, iyice çıldırmıştı. Tüm bunlara rağmen Cwénhild, annesi, kendini kanıtlamış ve başarılı bir şekilde kaçabilmişti. Fakat konu yine Carmilla'ya gelmişti, anlamıyordu.
"Biliyorsun... Yardımımı istemende sakınca yok. Daha bebek olabilirim ama bir şeyler yapabilirim, cidden!" dedi sırıtarak. "Hatta beni yalnız bırakmaman daha iyi. Kendi başıma gidip dalmamı istemezsin, değil mi? Aslında..." Yetimhaneye son gidişinde olanlar bir bir gözünün önünden geçti. İşi tamamen batırmıştı, arkadaşları o kadar uğraşmışken o anda o büyüyü yapmasa durum daha farklı olurdu belki de. "Ben onu çoktan yapmış olabilirim belki..." dedi masum masum, sessiz bir mırıltı halinde. "Bir ihtimal gidip dalmış olabilirim... Beni büyü yaparken görmüş olabilirler falan... Öhöm! Ama konu bu değil, bir şey olursa beni nerede bulacağını biliyorsun!" dedi, gülümsedi. "Ayrıca hala Carmilla olayını anlamıyorum. Onu da açıklayıver, nasıl kurtardı? Bir olduk falan filan bir şeyler de dedin..."
Cwénhild Muirghéal:
"Bizim olsa da o hala küçük bir kız çocuğu. Bütün bu vahşeti kaldıramıyor oluşu normal." diye fısıldadı kulağına içindeki ses. Önceki hayatı boyunca kızıyla nasıl karşılaşacağını düşünmüştü. İlk kez bir araya geldiklerinde ne konuşacaklarını. Nedense Mirabelle'in ona kızacağını onu kabul etmeyeceğini düşünmüştü hep. Zaten bütün hayatı boyunca karamsar olmuştu, lakin bu konuda tünelin ucunu hep karanlık görmüştü. O tünelin ucu bambaşka bir yere çıkmıştı. Karanlık bir yerdi ama o karanlık anne kızın bağ kurduğu bir karanlıktı.
Kızının kiliseye daldığını duyunca garip hissetti. Her hareketiyle kendisinin küçük kopyası olmayı başarıyordu. Güldü. Uzun zamandan sonra ilk kez güldü kadın. Gülmek ona çok yakışıyordu. Lakin gülmeyi unutacak kadar uzun zaman olmuştu gülmeyeli. Kızın sorusuyla bu gülüş ufak ufak kaybolsa da tamamen kaybedilmediğini bilmek rahatlatıcıydı.
"Carmilla ve ben. İkimizi ayrı düşünmemelisin. Şu an hem benimle hem de onunla konuşuyorsun. O benim anılarıma ve gücüme sahip bende onun anılarına ve gücüme. Bu birleşme sayesinde kurtuldum. O bana hayat verdi ve bende ona hayat verdim. Bunu sana tam olarak nasıl açıklarım bilmiyorum ama bundan daha açık olamam. " sonra bir an duraksadı. Sadece kızına baktı, gözlerini ve saçlarını izledi. Yavaşça sarıldı. Başını göğsüne bastırdı ve öptü. "Seni terk ettiğim için özür dilerim. Sana annelik yapmaya cesaret bulamadığım için özür dilerim. Bıraktığım için pişman olmadığım tek bir gün bile olmadı."
Mirabelle Starlight:
Mirabelle'in annesinin çok güzel bir gülüşü vardı. Her ne kadar sorduğu soruyla beraber bu gülümsemeyi soldurmuş olsa da görmüştü sonuçta, annesinin gülmesine sebep olabilmek güzeldi. Sonra Cwenhild, Carmilla'yla olan durumu açıklamaya çalıştı. Karışıktı, hala tam olarak nasıl olduğunu anlamasa da artık birkaç şeyi yerine oturtabilmişti. Basitçe; bir beden iki ruhu taşıyordu. Anladığını belli eder gibi başını salladı. Kadın, bir süre Mirabelle'i izledi, Mirabelle de tatlı tatlı gülümseyerek izlemesine izin verdi. Ardından kendisine sarılan kadına sımsıkı sarıldı. Başına kondurulan öpücükle kıkırdadı ve istemsizce kedi gibi sırnaştı annesine. On altı yıl beklediğine değmişti. Yapılan açıklamayı uslu uslu dinledi.
"Aslında..." dedi annesine iyice yapışırken. "Affetmeyecektim. Hep istenmeyen bir çocuk olduğumu düşünüp üzülüyordum! Hatta arada sana çok bilendiğim olmuştu, sorumsuz, önüne gelenden hamile kalıp çocuğunu atan kadınlardan olduğunu düşünürdüm. Sonra bu olasılık hemen aklımdan silinirdi gerçi, bu kadar mükemmel bir şeyi dünyaya getirebilmek için en az bu kadar harika olmak gerekiyor." muzipçe kıkırdadı. "Ama sonra Profesör Lowell bana seni anlattı, kesin çok iyi bir annem vardır diyordum ama bu kadarını da beklemiyordum. Hem mantıken beni tamamen bırakmadın ya? Geceleri izlendiğimi hissedip tırstığımda meğer biricik annem dibimdeymiş- benle konuşmaya gelmese bile. O hayranlık duyulası mükemmel annemin bende olmayan bir kusuru var gerçi..." dedi, çekildi, sahtecikten kızgın bakmaya çalıştı ama gülesi geliyordu.
"Kendi çocuğundan korkuyor ama gidip cadı avcılarına kafa tutuyor!" başını annesinin omzuna yasladı. "Bir daha yapmamasını isterdim ama sanırım daha büyük işlere girişecek gibi. Keeeeeşke ben de büyük işlere girişsem canım annemle!" son cümlesini birazcık daha yüksek sesle söylemişti. Bir iki saniye durdu. Sanki tutuşunu gevşetse kaçıracakmış gibi annesine iyice yapıştı. Normalde yetişkinlerin yanında böyle tavırlardan kaçınır, onların yaşıtı gibi davranmaya çalışırdı ancak şu an içinden küçük bir çocuk gibi davranmak, mızmızlanmak, sırnaşmak, boş boş konuşmak geliyordu. "Bundan önce yanımda olmamanın cezası ben ölene kadar yanımda kalmak. Haliyle benden önce ölme gibi bir şansın da yok. İtiraz kabul etmiyorum."
Cwénhild Muirghéal:
[justify]"Gitmeliyiz."
Kafasının içinde yankılanan ses elzem gerçeği kadının yüzüne yüzüne çarpmıştı. Kızının soracak çok fazla sorusu vardı ve hepsi zamanla cevaplanacaktı. Lakin bu buluşmaya ayırdığı süre dolmak zorundaydı. Zira bir kaç gündür izini sürdüğü avcı takımı kurduğu tuzağa düşmek üzere olmalıydı ve tekrar onları elinden kaçırmak kabul edilemezdi. Kızının yanağını okşadı.
"Ben, biz bütün bunları senin gibiler, çocuklarımız, geleceğimiz savaşmak zorunda kalmasın diye yapıyorum." dedi. Bu laf ağzından çıktıktan sonra kızıl saçlarına aklar düşmüş olan kadın girdi araya. "Durmayacak, o da senin gibi bir asi!"Haklıydı, bu küçük kızı hayatı boyunca izlemişti ve kesinlikle durmayacaktı. Hatta sırf bu saatten sonra annesinin dikkatini çekmek için bile boyundan büyük işlere kalkışabilirdi.
"Onu eğitebiliriz."
"Saçmalık. O daha çocuk."
Belki de eğitilebilirdi. Sonuçta Muirghéal kanı taşıyordu. Alannah'a ileri seviye lanetleri ve tılsımları öğretmesi bir iki hafta sürmüştü, kendi kızında da bu potansiyel neden olmasındı?
"Fakat durmayacaksın, biliyorum. Bende durmazdım. O yüzden sana kendini nasıl savunacağını öğreteceğim. İki şey istiyorum sadece. Birincisi asla ama asla benim kızım olduğunu kimseye söylememelisin, hiç kimseye Mirabelle. Avcılar, bakanlık, ödül avcıları, intikam peşinde olanlar. Düşmanım çok, bana ulaşmak için seni kullanırlar. Söz ver bana tamam mı? Hiç kimse, Gwyndolin bile!"
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git