Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri
Sevgisiz Büyümüş Bir Kadın
Gwyndolin Lowell:
[justify]"Tamam Franziska, akşam döndüğümde ofisime gel iksirin üzerinde çalışırız, söz." dedi ve bir kaç gündür etrafında dolaşıp sıfırdan kendi başına tasarladığı iksir konusunda yardım isteyen Slytherinli kızı gönderdi. Kızıl saçlı cadı odadan çıkınca Gwyndolin'de paltosunu ve şapkasını kafasına geçirip ofisini şöyle bir toparladıktan sonra merdivenlere yöneldi ve hızlı adımlarla Hogwarts'ın dönen merdivenlerini kat edip bahçeye indi. Soğuk kar havası ciğerlerine doldu ve kadının içi ferahladı, temizlenmiş hissetti. Okulun çıkış kapısına kadar yürüdüğü sırada ayakları izler bırakıyor, bu soğuk havada dışarıda olmaya cesaret eden bir kaç öğrenci bir şeyler soruyor, güneş göğe yükseliyor ve rüzgar esiyordu. Uzun zamandan sonra huzurlu hissetmişti ve bu huzuru kaybetmek istemiyordu. Son bir kaç günü Mirabelle ile geçirmiş ona annesiyle birlikte olduğu fotoğrafları falan göstermiş ve kadının kötü huylarını biraz törpe törpe elinden geldiğince anlatmaya çalışmıştı. Bugünde annesinin mezarına gideceklerdi. Kadının cesedi bulunamamış olsada Abigail, Cwénhild'in abisinin eşi, İrlanda'da bulunan aile mezarlığına bir anıt diktirmeyi başarmıştı. Çıkış kapısının oraya geldiğinde atıştırmaya başlayan kar ufak ufak hızlanır olmuştu. Güzel bir Cumartesi sabahıydı. Bu ufak kaçamağı yapmak için Müdire hanıma baya bir dil dökmesi gerekmişti. Kadın neyseki çok problem çıkarmamıştı. Zaten Mirabelle kağıt üstünde Gwyndolin'in kızıydı ve aslında bir veli çocuğunu dışarı çıkartıyordu. Kız geldiğinde onu sıcak bir gülümsemeyle karşıladı. Elini sımsıkı tuttu ve birlikte İrlanda'daki aile mezarlığına cisimlendiler. Hava İrlanda düzlüklerinde daha soğuktu ama en azından kar yağmıyordu, hatta yağmış karın büyük bir kısmı da erimişti. Mezarlığın demir kapısını açıp içeri süzüldüler. Muirghéal ailesinin olduğu bölüme geldiler ve Cwénhild'in mezarının tam önünde durdular.
"Cwénhild Muirghéal 1829-1865 Cesur Bir Seherbaz." mezar taşının üzerinde yazanı okudu sessizce, sonrada ekledi. "Sevgisiz büyümüş bir kadın."
Mirabelle Starlight:
"A dostlar! Biricik güzel kraliçeniz çok önemli bir şey yapmaya gidiyor! Ben yokken eşyalarıma ya da çiçeklerime zarar gelirse ortak salonu yakacağım. Bensiz çok eğlenmeyin tamam mı?" diye ortak salondan bağırarak ayrıldı Mirabelle. Bugün biraz... İlginç bir gün olacaktı onun için. İstemsizce giyimine özen göstermişti yine ama süslenmemişti, sürekli taktığı marjinal, şıngır şıngır takıları ya da rengarenk elbiselerinin yerini oldukça sade bir görünüm almıştı. Eh, doğal güzel olduğu için çok da bir şey değişmiyordu ya! Güzelliğini kanına borçluydu belki de.
Bugününü yine son zamanlarını birlikte geçirmiş olduğu profesörüyle, daha doğrusu kağıt üstündeki annesiyle, önemli bir yerde geçirecekti. Bu kadın sayesinde kendi annesini tanıyabiliyor, her seferinde ne kadar benzediklerini duydukça kıkırdıyordu. Profesör Lowell anlaşılır şekilde bahsi geçen bu hanımın kötü özelliklerini biraz hafifleterek anlatıyor olsa da Mirabelle'in bir gününü düşündüğünüz zaman aslında nasıl olduğunu hayal etmeniz zor olmuyordu. Ah be annesi, her şeyini verdin de bir kızıllığını mı veremedin?
Bahçeye çıktığında serin hava sayesinde gülümsedi, bahar havasını tercih ediyor olsa da soğuğun da kendine has bir sevimliliği yok muydu? Karda bıraktığı izlerden keyif alarak, arada zıplayarak, yerdeki karları tekmeleyerek profesörün yanına gitti. Çok bekletip bekletmediğini soracaktı ancak karşılaştığı sıcak gülümseme ne diyeceğini unutturdu kıza. Kendisine uzatılan eli tuttu ve cisimlenmeyi gözlerini kapatarak bekledi. Mirabelle'in nadir(?) zayıflıklarından biri de buydu, cisimlenirken hep başı döner, midesi bulanırdı ancak kimseye de söylemez, güçlü sert kız rolü çakmaya devam ederdi. Geldikleri yer, bir aile mezarlığıydı. Midesinin dans ederek onunla uğraşma çabalarını görmezden geliyor, profesörünü takip ediyordu. Bir mezarın önünde durdular, annesinin mezarının önünde. Şu saniyeye kadar bundan etkileneceğini düşünmemişti, hayatı boyunca 'Aman canım, ölmüşlerdir, öldülerse de bana ne?' diyerek görmezden gelmişti sonuçta. Ancak şu an bunu yapamıyordu, annesinin ne zaman, nerede ve neden öldüğünü bilmek özellikle daha çok koyuyordu kıza. Profesör konuşunca bir şey demedi, ne diyeceğini bilmiyordu ki!
Sadece gülümsedi ve çantasından, sürekli saçında tuttuğu kurdelesi ile birbirine bağlanmış bir çiçek buketi çıkarttı. Bu çiçeklerin ismini söylemesine bile gerek yoktu, kendi adını taşıyanları getirdiği tahmin edilebilirdi zaten. Dizleri yukarı bakacak, kalçası yere değmeyecek şekilde yere çöktü, kollarını bacaklarına sardı ve çeneini dizlerine yaslayarak mezara bakmaya başladı. Bir şey demedi, ağzından sadece bir "Hmm..." sesi çıktı.
Gwyndolin Lowell:
Bazen, sadece bakışlarıyla insanlar sözcüklerle anlatabileceklerinin onlarca kat fazlasını sadece bir bakışlarıyla anlatabilirdi. Tıpkı küçük Mirabelle'in şimdi yaptığı gibi. Gwyndolin kızı rahatsız etmeden izledi. Çiçekleri koyuşunu ve sessizliğiyle birlikte yere çöküşünü izledi. Kim bilir neler geçiyordu o minik kafasında. Ah annesi korkmasaydı kendi annesi gibi lanet bir kadın olmaktan. Şu yavrucak kim bilir nasıl bir hayat yaşardı. Sessizce kızın başına koydu elini ve saçlarını okşamaya başladı. O sırada da kelimeler yavaşça dökülmeye başladı ağzından.
"Annenin sana annelik yapamamasının sebebi işte şu yanıbaşındaki mezar taşının altında yatıyor Mirabelle." dedi Cwenhild'in annesinin mezarını göstererek. "Annen pek kolay bir çocuk değildi. Fakat annesi tarafından nefret edilmeyi hak etmemişti. Dayına bütün imkânlar sunulurken annen her zaman ikinci plana atıldı. O da senin gibi yetim büyüdü diyebiliriz. Kendi ayakları üstünde durmayı öğrendi. Kendi ayakları üstünde savaştı ve kendi ayakları üstünde can verdi. Çocukken de böyleydi. Ama o kendi annesi gibi değildi Mirabelle. O seni seviyordu. O kulübenin etrafına kaç kere tılsımlar dizdi. Seni uzaktan korumaya çalıştı."
Kızın saçlarını okşamaya devam ediyordu. Bu sırada gözlerinden akan bir kaç damla yaş çoktan karlı zemine düşmüştü.
Mirabelle Starlight:
Yine sessizce dinlemek Mirabelle'in yöneldiği ilk seçenekti. Görünüşe göre annesi iyi bir anne olamamaktan korktuğu için direkt anne olmamanın onun için daha iyi olacağını düşünmüştü. O kadar yanılmıştı ki! Mirabelle, ona ne kadar kötü davransanız da etkilenmeyen, yüzsüz yüzsüz hiçbir şey olmamış gibi devam edebilen bir çocuktu. Büyürken o korkunç ortamda değil de annesiyle büyüseydi nelerin değişeceğini çok merak ediyordu şu an, belki annesi haklı çıkardı ve ilgisiz, zalim bir anne olurdu. Biliyor muydu acaba bunu kızının asla umursamayacağını? Belki de korktuğunun tam aksi olurdu, mükemmel bir anne kız ilişkileri olurdu. Sonuçta ikisi de kendi ayaklarının üstünde durabilen bağımsız, özgür ruhlu insanlardı, büyük ihtimalle çok kavga ederlerdi ama işin sonunun kötü olacağına inanmıyordu.
"Karşılaştığım en cesur seherbaza bak sen... Cadı avcılarına kafa tutuyor ama on altı yaşındaki çıtı pıtı, kesinlikle zararsız bir kızdan korkuyor." diye mırıldandı.
Gerçi, aynısını kendisi de yapmıyor muydu? Ciddi ilişkilerden kaçınıyor, uzun süreli samimiyet kuramıyor, ileride çocuk sahibi olmaya dair en ufak bir düşünce aklından geçse panikliyordu. Sırf kendisi terk edildiği için, kendi çocuklarına aynı şeyi yaşatmak istemezdi. Hiçbir zaman aile sıcaklığını tam anlamıyla tatmadığı için nasıl davranacağını bilemez, başarısız olur, kendinden nefret ettirirdi ailesine. Sonra birden aklına bir şey dank etti, annesi Meryem Ana değildi ya? Bir babası da vardı!
"Umm... Peki ya... Peki ya babam?" diye sordu. "Kaza kurşunusun demeyin, yeminle şuraya bayılır kalırım!"
Gwyndolin Lowell:
Kızın söylediği şey kadının çehresine hafif bir tebessüm kondurdu. Dediği şey tam olarak Cwenhild'in yapacağı türden bir şeydi. O on altı yaşındaki kızdan ölümüne korkuyordu. Korku insanları her zaman yanlış kararlara sürüklerdi. Bu durumda olduğu gibi. Anlaşılamama korkusu, başarısızlık korkusu bu küçük kızın hayatını baştan aşağı değiştirmişti ve belkide hayatında korkup kaçması gereken tek anda bunu yapmadığı içinde yitip gitmişti kadın.
Kızın sorusu karşısında irkildi. Cevabı... bilmiyordu. Seth olduğundan emindi. Başka kimse olamazdı ama elinde bir kanıt yada başka bir şey yoktu. Zaten Seth böyle bir şeyi bilse kızına kesinlikle sahip çıkardı.
"Baban kim bilmiyorum, gerçekten."dedi hafifçe sırıtarak. "Annen öyle önüne gelenle düşüp kalkan biri değildi. Evet çok sarhoş olurdu ama o gecelerin sonunda ya bende yada kendi evinde sızardı. Lakin küçük hanım bir tahminim var. Annenin bir aşığı vardı. Taa Hogwarts yıllarından beri aşıktı annene. Annen adamı reddedip durdu ama adam vazgeçmedi. Annen ile arkadaş oldular, bu adam anneni ara sıra barlardan toplardı. Bir gün annenin doğum gününde de toplamış. O gece ne yaşandı bilmiyorum ama bir aydan biraz daha fazla bir süre sonra annenin sana hamile kaldığını öğrendik. Annene babanı sordum fakat bana hiç anlatmadı. Emin olmadan da sana bir isim vermek istemiyorum Mirabelle."
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git