Dünya Ülkeleri > Aziz Michael Kilisesi

Aziz Michael'ın Kanatları Altında

<< < (2/5) > >>

Iris Ashworth:
[justify]Antik Yunan tiyatrosundalarmış gibi rol kesmeye çalışanlar mı dersiniz, kendi çarmıhını sırtında taşıyanlar mı dersiniz, ne derseniz deyin, Iris sınıfta toplanan kişilerin konuşmalarıyla birlikte bu işin altından nasıl kalkacaklarını -maalesef ki- tekrar düşünmeye başlamıştı. Altının dolu olduğu söylenemeyecek bir özgüvenle atılan laflar, yalnızca Iris’in bir kulağından giriyor bir kulağından çıkıyordu. Bir şey söylenecekse, ki çok rahat bir şekilde, söylenirdi; yeri ve zamanı asla burası olmayacaktı. Göz devirmekle yetinirken bir yandan ailesini anmadan geçemedi haliyle. İnsan sevgisiyle donatılmış olmak bazen en büyük imtihanlarından biri oluyordu Irıs’in. Bu da böyle anlardan biriydi. İç çekti ve konuşulanlar üzerinde çok durmadan oturduğu yerden doğruldu. Bir gözü sınıftaki saate kayıyordu aralıklı olarak. Plan yapabileceği birileriyle konuşmak en doğrusu gibiydi. Alfred’e yöneldi. Onu, Mirina’dan kaptığı ve adının da Robin olduğunu öğrendikleri adamotunu incelerken bulduğunda gülümsemeden edemedi. İki üç adımda yanına doğru ilerlerken kuru gürültüyü es geçerek, “Bir bağ kurdunuz sanırım.” diyerek ona takılmadan edememişti. “Umarım bunu kullanmamıza gerek kalmaz. Baksana şuna, eğer ihtiyaç olmazsa dönüşte yatakhaneye koymayı düşünüyorum.” İtiyatla kalkan kaşını indirip yumuşak başlı bir şekilde cevapladı Iris: “Kaç yıldır tanışıyoruz ama şu korkusuzluğun beni hala hayrete düşürüyor.” Binasının hakkını veriyordu gerçekten Alfred, onun aksıyı alıp birden hareketlenmesiyle önüne dönerek yanlarına doğru gelmekte olan William’ı gördü. Sınıfın da dağılmakta olduğunu fark edince Iris derin bir nefes verdi. Bir karara varabilmişler miydi ki? Ona pek ihtimal vermiyordu. William’ın söylediğine göre ormana doğru yol alacaklardı. Takip etmekten ziyade kolaçan olmak için gitmesi gerektiğini düşünüyordu Iris. Geç olmadan yola koyuldular. Topluluktan ayrılmaya o anda karar vermişti. Bir açıklık bulur bulmaz ise yanında en çok güvendiği iki kişiden biri mutlaka olacaktı. Birbirlerine her zaman destek olurlardı. Arkadaşlar böyle zamanlar içindi.

Hogwarts koridorlarında ilerlemeye başladıklarında sessizce hala aralarında konuşuyorlardı. Hülasa, bir şeylerin eksik olduğu çok barizdi. Bu konu için hızlı bir çözüm yolu üretmeye çalıştılarsa da tetikte olmaktan başka bir çareleri yok gibiydi. “İlk önce bir varalım da bakarız gerisine! Daha yolda da konuşuruz.” diye yüksek konuşan Alfred’i dürttü Iris ses yüksekliğini düşürmesi için. William ise bir yandan uyarıyla adamotunu Alfred’e çocuğun yanında taşıdığı çantaya bir şekilde sıkıştırmasını söylüyordu. Öte yandan, Irıs, adımlarının arasında sıklıkla başını kaldırıp William’a bakıyordu. André için endişelendiğini ve onu ne kadar çok önemsediğini biliyordu. Herkes önemsiyordu. Tutarlı bir plan olması ihtiyacı da tam bu noktada ortaya çıkıyordu işte. Ne ile karşılaşacaklarını bilmedikleri bir yerde kimseye zarar gelmesini istemezdi ama William ve Alfred ile ayrı düşmek ya da onlara zarar gelmesi düşüncesi cadıyı oldukça endişelendiriyordu. İçindeki sesleri yol boyunca susturmaya çalıştı. İtidal ile üstesinden gelmeliydi. Zira, domino taşı etkisiyle her şeyi berbat etmek istemezdi.
Ormana vardıklarında başlamıştı yine bir ağızdan konuşmalar ve didişmeler. William’ı bir ara kaybetmişti Iris. Arabuluculuk yaparken daha fazla beklemeye takat bulamayarak William’ı geri çekiştirdi yanına. “Zaman kaybetmeyelim, hadi.” dedi ve William’ın yokluğunda büyüyle çağırmış oldukları onları hazırda bekleyen süpürgelerine atladılar. Sırayla ayırdılar ayaklarını topraktan. Alfred, kilisenin yerini gelir gelmez Mirabelle’den öğrendiğinden dolayı en önde uçuyor, dikkat çekmemek için aralığı açık halde ilerliyorlardı.

…

Kasvetli İngiltere havası karanlıkla bütünleştiğinde daha ilgi çekici oluyordu. Yol boyunca yüzünü yalayan rüzgâr artık bir nebzede olsa kesilmiş, Alfred’in hızını düşürmesiyle yaklaştıkları anlaşılmaya başlamıştı. Gözünün önüne düşen saçlarını kulak arkasına sıkıştırırken kızıl tuğlalarla döşeli binayı görünce alçalmaya başlamıştı. Gelmiş olmalıydılar. Alfred ve William’ın yanına sessiz bir iniş yaptı Iris. Keskin gözleriyle inmeden önce son bir kez kuş bakışı civarı süzmüştü. ”Siz de gördünüz mü?” diye sorarken bir yandan da asasını pelerinin iç cebinden çıkarıyordu cadı. Arkadan ve önden gelenlerin de iniş yaptığını gördüklerinde herkesin gruplu şekilde içeriye sızacak olması mantıklı gelmeye başlamıştı. Bir kilise ve bir bina. Mukadderat anı. Andre’nin diğer binada olduğunu düşünüyordu Iris, lakin olabildiğince dikkatli bir şekilde kontrol etmeliydiler. Etrafta kimse yok gibiydi. Belki şans yüzlerine gülerdi. İçgüdüsel bir şekilde sağ taraftan kilisenin dış cephesine biraz daha yakınlık sağlamak için sessizce adımlamaya başladılar. Henüz daha yaklaşmaya başlamadan koruma amaçlı "Salvio Hexia" büyüsünü uygulamaya soktular kendi üzerlerinde. Asalarını sıkı sıkıya tutuyorlardı. Hızlı ve sessiz şekilde açık bırakılmış olan kapıya vardıklarında kısa bir süre açıklıktan içeriye doğru baktılar. Başından beri hazırdılar. Sakin bir şekilde eşiği geçmek için yeltendiler. 
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 5, total 5[/justify]

Michael Throd Sigurðsson:
İç sesinin sürekli 'Belaya bulaştın Michael. Hani her şeyden uzak duracaktın?' demesinden bıkmıştı genç adam. Tılsım dersliğine gittiğinden beri aklında başına/başlarına gelebilecek binbir türlü şey dönüyordu. Hızla köşesine oturduğu yatağından kalkarak üzerini değiştirdi. Elinde süpürgesiyle Hufflepuff ortak salonuna geldiğinde, hep neşeli olan öğrencilerin sessizliği yüzüne çarpmıştı. Orada bulunanların üzerinde bakışlarını gezdirerek ortak salondan çıktı. Zindanlarda yürürken Ares'in ormana gidileceğini söylemesi de aklının bir köşesindeydi. Kendi kendiyle konuşup, bir yandan da giriş katta yürürken duyduğu tanıdık sesle bir anlık duraksadı. "Mirabelle?" Hızla Mirabelle'in yanına yürürken sol kolunu açtığını görünce kızın koluna girdi. Sessizlik içnde buluşma yerine gittiler.

Buluşma yerine geldiğinde tartışan ikiliye bakmadan gözlerini havaya dikmişti Michael. Normal bir zamanda olsalardı 'AA!Ben böyle havalara bayılırım!. ' derdi ama şimdi kasvetli hava içinde bulundukları durumla birleşince Michael'ı boğuyordu sadece. Gitme vakitleri gelene kadar konuşulanları sessizce dinlemişti. Soğuk bir uçuşun ardından gelecekleri yere vardıklarında Michael'ın içi ürpermişti. Korkuyla tir tir titrerken önden yürüyen Ares'i takip ederek içeriye girdi.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 3, total 3

Rota Fortunae:
Kimisinin endişeyle, kimisinin de sabırsızlıkla beklediği an gelmiş, harekete geçmişti genç cadı ve büyücüler. İki grup olarak hareket etmek iyi bir karar mıydı bilinmez; kader, önlerine süreceği yolu kısa süre içinde gösterir elbet.

İlk grup tehlikeye meydan okumayı seçerek yetimhane kapısını kendilerine hedef alıyor. Şanslılar ki kapı her zamanki gibi tüm çocuklar odasına çıktıktan sonra kilitlenmemiş. Kapıdan girdiklerinde kendilerini geniş ama gösterişsiz bir salonda buluyorlar. Sağa ve sola ayrılan iki koridor, ayrıca yukarı kata çıkan bir merdiven bulunuyor. Mirabelle'in verdiği bilgileri de düşünerek solda bulunan mutfağa yönelen grup mutfak kapısının önüne geldikleri an içerde gizlice yemek yiyen, tedirgin dört çocukla karşılaşıyor. Kimse bir şey demeye vakit bulamadan da merdivenlerden aşağı yönelen sert ayak sesleri duyuluyor. Sesin şiddetinden gelen veya gelenlerin çocuk olmadığı aşikar.

İkinci ve girişlerini gizli tutmaya niyetli grup ise hedef olarak kiliseyi seçiyor. Iris'in asasından yayılan büyü ile çevrelerine kamufle olan grup sessizce içeri süzülüyor. Girdiklerinde onları karşılayan sessizlik daha etraflarını bile inceleme fırsatı bulunamadan bir çatırtı ve ardından gıcırdamayla bölünüyor. Kürsünün arkasındaki, melek figürleriyle süslü vitrayın altında duran ahşap kütüphane öne doğru kayıyor ve açılan karanlık koridorun içinden bir kadın çıkıyor. Girdiği odada onunla birlikte duran gençleri görmeyen gözleri yalnızlığını teyit ettikten sonra elinde tuttuğu menekşe dalından yapılmış kamışı mendili ile silip ofis olduğu anlaşılan bir odaya giriyor ve kapısını kilitliyor. Şimdi tekrar yalnızlar.

[spoiler]- Sürenin aksamasından dolayı önceki saat planını rafa kaldırıyoruz. Sonraki metni girmek için 00:00'a kadar vaktiniz var.[/spoiler]

Mirabelle Starlight:
Kumral cadı, kimseyi şaşırtmayacak şekilde yine elini kemirmeye başlamışken direkt yetimhaneye doğru ilerliyorlardı. Kendini güvende hissetmiyordu kız. Saklanmak, tedbir almak, öyle gitmek istiyordu. Yatılı okula gittiğini sanan bu mugglelar Mirabelle'i görse, hele ki bir de diğer öğrencilerle birlikte, asa ve süpürgelerle görse yaşayacağı kabusu hayal bile edemiyordu. Hep anlatırlardı cadılara nasıl işkence ettiklerini. Kazığa oturtmaktan, bağlayıp diri diri yakmaktan, dirilerini yüzmekten bahsederlerdi daha kız küçücükken. Şu an Eurus mu daha tehlikeliydi yoksa içerideki yetişkinler mi karar veremiyordu ancak bildiği tek şey iki tarafın da Mirabelle'i acımasızca öldürmekten çekinmeyeceğiydi.

İçeri girdiler, ultra yüksek güvenlik sistemine sahip olan bu yetimhaneye girmek epey zor olmuştu(!). Usul usul içeri girip mutfağa doğru ilerliyorlardı. Kapıdan sanki kendi evleriymiş gibi rahat rahat girmek kızı huzursuz etmişti ancak görünüşe göre takım ruhunda boğulan arkadaşları bitse de gitsek modundan çıkmak istemiyorlardı. Buram buram tehlike kokan yeri seçmiş, mutfağa gitmişlerdi ve izin saatleri dışında gizlice yemek yemekte olan dört çocukla karşılaşmışlardı. Çocuklar korku dolu gözlerle karşılarındaki yabancılar ve onların yanında duran tanıdık yüze bakarken birdenbire gelen seslerle irkilmişlerdi. Kızın yaşamak istemediği de tam olarak buydu işte, bir yetişkinle karşılaşmak istemiyordu! Küçük çocukların yanına ilerledi hızlıca.

"Çocuklar," dedi fısıltıyla. "Beni tanıyorsunuz, Mirabelle ablanız. Gizli gizli çıktığınızı küçük kuşlar söyledi ve azar işitmemeniz için arkadaşlarımla geldik, tamam mı? Siz bizi şikayet etmeyin, ablanız da sizi cezadan kurtarsın." diye devam etti sesini mutfaktan dışarıya çkarmamaya çalışarak. Küçük çocuklar sessizce başını salladı ve Mirabelle büyük bir risk aldı, arkasında çocuklar, Lily ve Michael olacak şekilde hızlı adımlarla mutfaktaki o kapıyı aramaya başladı. Adım sesleri yaklaşıyor, kız iyice stres oluyordu. Birden fazla kapı vardı ve hiçbiri aradığı yere açılmıyordu. Sonunda, Lily mırıltıyla bulduğunu söyleyince kapıyı açmaya yeltendiler. Açıldığı an hiç düşünmeden herkesi içeri itip arkalarından kendisi girmeyi düşünüyordu.

Şu zar artık düzgün gelsin :(((
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 1, total 1

Iris Ashworth:
[justify]Iris, William ve Alfred girdikleri anda meraklı gözlerle etrafa bakınmaya başlamışlardı. Arkalarından gelenleri göremeyecek kadar ileriye doğru tedbirle ilerliyorlardı. Aynı zamanda ürkütücü bir sessizlik hakimdi ortama. Bir ipucu, işlerine yarayacak herhangi bir şey… Ne olursa… Cadı avcıları hakkında bilgi edinmek; ileride -her ne kadar gerçekleşmesini istemese de- kana susamışlığın göstergesi olan bir başka olaylara ışık tutabilir veyahut başka canları kurtarabilirdi belki. André'yi kurtarmak ve iyi olmasını sağlamak en büyük öncelikleriydi. Bir noktada da görevleri arkadaşlarını kurtarma odaklı olsa dahi bilgi koparmak ve görsel hafızaya bir şeyler katmanın zararı olmazdı. Kiliseler… İç ve dış mimarisiyle abluka altına alırdı bazılarını. Başını kaldırdı tavana doğru Iris. Çatırtıyı duymamıştı. İşlemelere, sembollere, resimlere dağılan aklı William’ın onu bileğinden yakalayarak yolun ortasından çekmesiyle toparlanmıştı. Teşekkür edercesine baktı ona, yani, en azından seçebildiği silüetine. Bu şekilde ayak altında dolaşmak Iris’i biraz olsun germişti. Nefeslerini derince tuttular yakalanmamak adına. Vitrayın altındaki kütüphane kayıp karanlığını dışarıya yayan bir koridorun açılmasıyla göz bebekleri büyüdü cadının anında. Sessizliklerini korurken koridorda çıkan kadını izlediler. Arkadaşları orada olabilir miydi? Ya değilse? Nasıl bir tehlike ile karşılaşacaklardı? Ya risk alacaklardı ya şanslarını kaybedeceklerdi. Iris, William ve Alfred’in de aynı şeyi düşündüğünden neredeyse emin gibiydi. Kadın ne zaman giderse o zaman kendilerine fırsat doğacaktı. Kadının elinde tuttuğu kamışa bakarken aklından türlü türlü senaryolar geçiyor, düşündükleri canını sıkıyordu. Kamışı mendil ile silişine bakarken gözlerini kıstı keyifsizlikle. Melek figürünün altında şeytan zuhur ediyordu sanki. Umdukları gibi zamanlı bir şekilde işini halleden kadın ofisi andıran bir odaya geçerken herkesin kafasında gidilecek yer oldukça açıktı. Yine yalnızlardı, umdukları gibi. Büyük ama hafif adımlarla koridora doğru en önden gidiyorlardı. Kapanıp kapanmayacağından emin değillerdi, kapanma ve olası bir yetişememe durumuna karşılık asası hazırdaydı. En kısık sesiyle “Dissendium” atacaktı.
[/justify]

Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 10, total 10

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git