17 Nisan, 2026 10:13:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa  (Okunma sayısı 323 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 04 Kasım, 2021 23:41:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Knockturn Yolu'nun boğuk ve karanlık havasına karşın Kırmızı ve Turuncu renklerin göz almaktan hiç zorlanmadığı bu dükkan Alpharian'ın sık sık uğradığı yerlerden biri olmuştu açıldığından beri. Çocukluğundan bugüne dek yaptığı ve tarihin en eski işlerinden biri olan ilk mesleğinin etkilerinden belki ölüm döşeğine dek kurtulmayacaktı ama neredeyse hiçbir şey; belki bu Dünya'yı varlığıyla kirleten bir Nesunt'u acılarla dolu bir sonsuzluğa yok etmek bile küçük hırsızlıklarının, cepçiliklerinin ve kapkaçlarının verdiği tadı veremiyordu.
Kapının açılışıyla eşikten geçişini haber veren zille birlikte adam, belki hiçbir zaman hiçbir şey almayacak olsa bile raflardaki ürünleri inceleyerek kasaya doğru ilerlerdi hep; iki hafta önce burada olup şimdiye çoktan satılanlar, yerinde müşterisini bekleyip toz biriktirenler, hızla gelip satılıverildikleri için rafta kendilerine açılan yerin diğer mallardaki düzenle ters durduğu ürünler... Hepsi değişik bir öykü taşıyorlardı üzerlerinde ve Alpharian kimi zaman bir büyü yaratıp, onların öykülerini tek tek izlemeyi dilerdi. Böyle bir şey için Ramyond gibi bir Tılsım ustasının yardımını almak zorunda kalabilirdi, eğer gün olur da bu düşüncesin gerçekten gerçekleştirmeyi kafasına koyardıysa. Şu an için daha önemli bir olguya odaklanmalıydı ama...

Bu dükkanda her zaman için hoşbulunacağını biliyordu, sahibesi Cornelia'nın güler yüzlü ve bu soğuk, karanlık sokaklar içinde açan bir çiçekten belki daha da güzel birisi olması ise bu ortamı adam için daha da seçilebilir konuma sokuyordu. Buraya gelmekten çekinmesini engelleyen sayılı şeylerden biriydi. Evet; Alpharian bir hırsız olabilirdi, yine de bu onun büyüğü saydığı ve yıllarının çoğunu odalarında geçirdiği Mali-Phali-Ty-Co'da her cebine attığını satabileceği anlamına gelmiyordu. Tılsım ustası ve büyüğü olarak gördüğü adamın değerli bulacağı parçaların dışında çok ender şeyler satabilirdi Alpharian; gerçekten de ne olursa olsun "Satmaya utandığı" bazı parçalar olabiliyordu. İşte böyle durumlarda sokakta tanıdıkları, çetelerden bildiği satış noktaları ya da birkaç daha karanlık dükkandan sonra Apples & Oranges geliyordu "en başlarda". Buraya geldiğinde sıcak bir gülümseme ve adıyla çağırılacağını bilmenin verdiği ayrı bir huzur vardı, ya da ayrı bir.. sahiplenilmişlik duygusu? Bilemiyordu ne olduğunu ama bir şeyler vardı burayla ilgili. O şeylerin de Cornelia'nın Açık Kahverengi gözlerinde bir yerde olduğunu savunabilirdi ama kanıtlayabilecek seviyede onlara uzun uzun bakabileceğini ve bakarken de kafasındaki düşünceleri devam ettirebileceğini düşünemiyordu.

Diğer anlamda ise, burada adının -Ryan'ın adının- seslendiriliyor oluşundan da çok çekinmiyordu açıkçası. Ne de olsa çoğu insan normal gazete bile okumuyordu bu ülkede, okuyanlar arasından da çok çok azı sanatla ilgili köşelerle ya da sanata adanmış yayımlarla ilgileniyordu... Buradaki insanların kendini tanıması çok zor oluyordu böylelikle. Hem bir Sanat Eleştirmeni, paraya sıkışıp elindekileri rehin bırakamaz mıydı ki? Gizli gizli iç cebinde getirdiği diğer malları satıyor ya da satmıyor oluşu en fazla başka köşe yazarlarının diline düşerse küçük bir polemik yaratma potansiyeline sahipti, onları da keskin kalemi ile daha da keskin dili yardımıyla yenebilirdi Alpharian. Yavaş adımları bu düşünceleriyle birlikte kasanın bulunduğu tezgaha ulaştırmıştı bile. Cornelia görünürlerde yok gibiydi, bu nedenle adam tahta tezgahın zeminine kapı çalar gibi tıklatmayı seçmişti varlığını girişteki zilden sonra bir kez daha haber vermek için.

.. aman yine geçen geldiğindeki gibi kardeşi Gabriel kapıdan içeri dalmasaydı da durduk yere siniri bozulmasaydı bu sefer.
« Son Düzenleme: 05 Kasım, 2021 00:11:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat »

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #1 : 05 Kasım, 2021 00:32:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Elimdeki iki iskambil kartını tüm dikkatimle uçlarından birleştirip dengede durmasına uğraşıyordum. Dengemi ve dikkatimi toplamak adına alt dudağımı ısırmış kocaman gözlerle bakıyordum kartlara. Emin olduğumda yavaşça bıraktım ve kartlar bıraktığım gibi durunca yüzümde oluşan başarma ifadesi ile gurur duydum kendimle. Biraz geri çekilip üst üste üçgen biçiminde dizdiğim 3. sırayı süzdüm. Cornelia’nın dükkanında boş oturuyor, kız arkada bir şeylerle uğraşırken ben de kasaya bakıyorum ayağına perdelerin arkasında iskambilden kule yapmıştım. Yani yapıyorum diyelim. Daha ortasındayım. Bitince 7 katlı bir dünya harikası olacak. İskambil destesinden kupa yedilisi ve maça valesini alıp demin oluşturduğum üçgenin yanına tüm dikkatimle oturtmak için bir ameliyat edası ile başladım çalışmalara. Daha bir-iki saniye olmuştu ki dükkanın kapısının açılması ile bize birinin geldiğini belli eden zil şıkırdadı. Zerre umurumda olmadan devam ettim işime. Yediliye biraz yakın mı koydum nedir? O tarafa düşerse önceki yaptıklarımı da bozacak. Valeye yakın koymalıyım... Dükkanın içinde gezen ayak sesleri bir uzaklaşıp bir yakınlaşıyordu. Ben de ellerimi kartlardan çekmek üzereydim. Harika bir dengede tam bırakıyordum ki kasadaki tezgahın üstüne ayı gibi tıklatan şerro tüm dikkatimi tam zamanlamasıyla bozup benim yerimden zıplamama neden olmasaydı... Bu dikkat dağınıklığıyla belim masaya değdi ve neredeyse yarım saattir uğraştığım eserim saniye içinde yerle bir oldu.

“Merlinin karabiberleri!” diye yıkılan iskambillere bir de ben şaplak atarak tüm kartları yere savuruverdim.Ardından bir hışımla yanımdaki perdeyi yana çekerek dükkanın kasa kısmına çıktım.

“Ne var ne? Öldün mü iki saniye yalnız kaldın be adam! Vay anasını satayım nerede bu dükkanın çalışanları? Sanki ne olacak? Sihirli ıvır zıvır satacaksın 4 dakika geç satsan Bakanlık kapına mı dayanacak? Sanki çalıştın kazandın.” diye sıralaya sıralaya kasanın başına geçtim. Herifin de tipini gördüğüm gibi gözümü devirdim. Bu Ryan bilmem neydi. Cornelia’nın aman aman canım cicim müşterisi. “Hıı, sen miydin?” dedim Amerikan aksanımla. “Ne istiyo’n? Bronş mu istiyo’n?” dedikten sonra iç cebimden geçen lanet ettiğim hizip toplantısından kazandığım bronşu çıkardım. En son geldiğinde yarım saat bronşu satmak için dil dökmüştüm de, herif cimrinin teki, nuh demiş peygamber dememişti. Diyor mavi bu. Sarıya boyarım ne olacak yani? Hem harbi hiç memnun değilim hizip işlerine bulaşmaktan. Çıksın elimden de bir de para sağlarsın kafasındayım. Adama bir türlü satamadım.

Bronş da hizip toplantısında çiğnediğim, tadı gitmeyen sakıza yapışmış. Sakız boşa gitmesin diye kağıda sarıp iç cebime atıyorum. İç cebimdeki herşeye yapışıyor anasını satayım. Ryan'ın önünde bronşun üstünden biraz uğraşarak çıkardığım sakızı ağzıma atıp çiğnemeye başladım tekrardan. Immhh, şeftali aroması hala ilk günkü gibi. Üstünde hala sakız parçaları olan bronşu koydum tezgaha, ciddi bir ifade ile baktım herifin meymenetsiz yüzüne.

"50'ye satıyorum ama senin güzel yüzün için 31'e vereyim."
 [/justify]
« Son Düzenleme: 05 Kasım, 2021 01:08:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Das »

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari

Çevrimdışı Cornelia Barthélemy

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 40
  • 1735 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cornelia Barthélemy
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 6
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Kabiliyeti: 4
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 1. Seviye
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #2 : 06 Kasım, 2021 03:02:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Arka taraftaki ahşap masasına keyifle kurulmuş bir halde bir yandan taze demlediği yeşil çayını içiyor bir yandan da büyüyle faiz rafında asılı kalan takıl tukul ne varsa yanına kadar uçuruyordu. Belirli bir hizaya koyup ürünün durumuna göre faizini belirliyordu. Haftalar geçtikçe arttırdığı fiyatlarla rehin bırakanlar alabildiğini alıyordu. Verilen süre aşıldıysa bunu yapmak zorundaydı Cornelia. Bu durum pek hoşuna gitmese de rehinci dükkanının işleyişi böyleydi. Ücreti karşılamayan ise vazgeçiyordu severek rehin bıraktığı şeyden. Bu ay içerisinde yedi eşya vardı elinde. Geçen ay ise on birdi. Cornelia’yı şaşırtan aradan bir yıl geçtikten sonra gelen birisinin olmasıydı. Satın aldığı fiyatı hatırlayamayıp faizi ilk başta normal oranda işlemişti işlemesine ama bir süreden sonra tozlu raflar arasında kalan saatin unutulduğunu düşünmüştü. Antika bir cep saatiydi. Altına işlenen latince sözlerle anlam kazanıyor olmalıydı. Aile yadigarı olduğu her halinden belli olan ürünü satış reyonuna hiçbir zaman koymamıştı Cornelia. İyi ki de koymamıştı. Normalde bu tarz eşyalar anında giderdi. Bir yıl sonra rehin bırakan cadının çıkagelmesiyle tabi ödenmesi gerek tutar muammaydı. Yazıya geçirmediği çoğu rakamı unuturdu kadın. O gün bugündür düzenli bir şekilde tarihlere göre kayıt altına alıyordu. Neyse ki artık dükkânı tam bir sistematiğe oturtmuştu da Das ve Blaze gelip ortalığı kurcaladıklarında ortalığı bir çırpıda toparlayabiliyordu. Evet, günün özeti bu olaydan ibaretti. Das ön tarafta takılıyordu. Gelen takır tukur seslere bakıldığında kendini eğlendirecek bir şeyler bulmuştu bile çoktan. İşine odaklanabilirdi keza bu tarz şeyler mod belirli bir seviyenin üstünde ise yapılmalıydı yoksa Cornelia çok sıkılıyordu ve bu sıralar sık sık aklına düşen geçmişini kafasının içinde kurcalamaya kalkıyordu. Aynı hataya tekrardan düşmemek için gösterdiği bir çabaydı bu. Kafasını oyalamalıydı. Bir iddia sonucunda kazandığı dükkanı ise bunun için biçilmiş kaftandı.

Elindeki tüylü kalemi mürekkebe batırırken bir diğer eliyle çayına uzandı. Havada duran ürünlere bakıp eski fiyatlarıyla karşılaştırmaya başlamıştı. Bazılarının kalitesine göre talep ettiği fiyat kesinlikle değişmeliydi. Hele şu kalp içine hapsedilmiş siyah inci kolye… Havada karada satılırdı bu kolye elitist tiplerin eşlerine. Bakanlık çalışanı tipler bayılırdı böyle şeyler almaya. Gerçi rehin bırakılalı beş ayı geçmişti. Sahibiyle yaptığı anlaşmaya göre üç ay sonra satışa çıkartabilirdi ama yapmamıştı. İçinden bir his beklemesini söylüyordu Cornelia’ya. Bakalım yine tutacak mıydı? Düşüncelerinden sıyrılıp kafada biçtiğini yazmak için parşömeni ortaladı masanın üzerinde. Tüy kalemi parşömenle buluşturur buluşturmaz zilin sesiyle kafasını kaldırıp ön tarafa doğru baktı. Perdenin aralığından geleni göremeyecekti muhtemelen. İlk anda Das’ın halledeceğini düşünürken sesli yüksek söylenmeleriyle homurdandı Cornelia. Müşteri kaçırmak istemeyen cadı işini gücünü bir kenara ayırıp hızlıca ayaklandı olduğu yerden. Blaze uğradığında bile müşteri kaçacak endişesi taşımıyordu Cornelia. İşin başında deli dolu Das olunca olayın rengi değişiyordu tabi. Topuklularını sert şekilde yere vurarak hızlı adımlarla perdeye kadar gelmişti. Kulağına dolan ses satış yapmaya çalışıyordu. Gelen kim ise geleli daha birkaç dakika bile olmamıştı. Meraklı bir şekilde dükkânı bölen perdeyi araladı. Araladığında gördüğü kişi sevindirmiş sayılırdı. Daimî müşterilerden idi Ryan. En azından bir süredir belirli aralıklarla uğradığı için öyle kategorize etmişti adamı Cornelia. Gülümsemesini takınıp,“Tanıdık bir yüz, ne hoş!” derken bir gözüyle de Das’ın yüz ifadesini kontrol ediyordu. Yanlış ellerdeki bir asa gibi patlamasını engellemek adına Das’ın omzuna elini koydu hemen yumuşak bir tavırla. “Gabriel… Yardımın için teşekkür ederim. Ben devralabilirim artık.” Baskılı bir şekilde tamamlamıştı cümlelerini. Bir iki adım gerileyen Das ile eş zamanlı olarak o da ilerlemişti durması gereken yere. Büyülediği ürünleri unutmuştu hızlı olacağım derken. İçeriden gürültünün gelmesiyle anımsamıştı. Anlık çatılan kaşlarını gevşeterek gitmeden önce Das’a seslendi tekrardan. “Dağınıklığa bir göz atar mısın? Sıkıntın da geçer hem.” Kâğıttan kule yapacağına bir yardımı dokunsaydı daha iyi olurdu. Düşen eşyalar içinde hassas bir şey olmadığından dert etmesi gerekmemişti Cornelia’nın ama kolyeyi Das’ın görmeyip basmasından korkmuştu. Bir şey olmamasını umut etti içten içe. Müşteri gittikten sonra birbirlerini yerlerdi artık her zaman olduğu gibi. Ryan’ın tam karşısına geçtiğinde Das’ın arka tarafa geçtiğinden emin olmak için gidene kadar bekledi. Garip bir durum olmasını istemiyordu. Yüzündeki gülümseme bozulmadan sanat eleştirilerini büyük bir ilgiyle takip ettiği adamla ilgilenebilirdi şimdi. “Seni burada düzenli olarak görmek ne kadar güzel Ryan” dedikten sonra hemen devam etmişti,"Nasıl yardımcı olabilirim? Benim için elinde bir şey mi var?” diye sordu meraklı gözlerle. Satış için mi gelmişti yoksa rehin mi bırakacaktı bilmiyordu. Bir sanat eleştirmenini sık sık böyle yerlerde görmezdiniz. Merakı her gelişinde kabarıyordu cadının. O nedenle alacağı cevabı usulca beklemeye koyuldu.
« Son Düzenleme: 08 Kasım, 2021 02:08:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Cornelia »

Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #3 : 08 Kasım, 2021 17:08:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İçeriden geldiği için boğuklaşan bir ünleme dışında bir yanıt alamamış olan Alpharian'ın, bulunduğu yere doğru yaklaşan hızlı adımlarla birlikte bugünkü ziyaretinde kaçınamamış olduğunu anladığı Gabriel'in sevgi dolu hayıflanmalarıyla birlikte, karşı karşıya kalışlarında iki adamın da karşılıklı gözlerini devirmeleri bir olmuştu.
"Hıı, sen miydin? Ne istiyo’n? Bronş mu istiyo’n?" diye soran adamın geçen gelişinden beri bıkmayıp usanmadan -ve utanmadan da- ısrar ettiği hizibinin nişanını satma isteğiyle boğuşmak zorunda kalmıştı yine. Broşun durumu çok hırpalanmış, çizilmiş, kimi yerinden yamulmuş, iğnesinin ucu hem kırılmış hem de yamulmuş olmasa bile; Gabriel'in Alpharian'ın gözleri önünde üzerinden kazıyıp geri ağzına attığı sakızla birlikte her şey tam olmuştu şimdi.
"50'ye satıyorum ama senin güzel yüzün için 31'e vereyim." diyen adamın pasaklılığı ile hınzırlığı karşısında söyleyecek bir şey bulamamanın ve kendisisi gibi saygın birine böylesi bir yaklaşım sergilenmiş oluşunun şokuyla ağzını açıp açıp kapatarak, söyleyecek bir şey bulamayan Alpharian'ın yardımına güzeller güzel Cornelia tam uygun bir zamanda yetişmiş olduğunu müjdeleyen ayak seslerinin duyulması yetişmişti. Kadının sonlara doğru değişen ses tonuyla "Gabriel... Yardımın için teşekkür ederim. Ben devralabilirim artık." diye ortama girişi, onu tam anlamıyla bir kurtarıcı melek konumuna getirmişti Alpharian'ın gözünde.

Gabriel gitmeden önce tezgahın üzerine bıraktığı broşun üstüne ona dokunmaktan çekiniyor olsa bile elini koyup biraz kenara doğru iten Alpharian, adamla göz göze gelip "Hanımefendiyle işim bittiğinde konuşmamız devam edecek..." dercesine onunla bakışmıştı. Bakışlarının odağını Gabriel'den çekip Cornelia'ya çevirirken, adamın gözden yitip gitmeden önce işaret ve orta parmaklarını gözlerine doğru götürüp kendisine geri işaret ettiğini gördüğüne ant içebilirdi adam ama şu an için onunla ilgilenmekten daha önemli birisi vardı karşısında. Tam kadının sözleri karşısında kafasını hafifçe yana eğerek gülümseyip yanıt verecek iken arka odadan gelen gürültü karşısında kendi canı yanmışçasına yüzü birazcık ekşimiş ve gözleri kısılmıştı adamın. Kadın ise kendi yüzündeki gülümsemeyi bozmadan içeriye
"Dağınıklığa bir göz atar mısın? Sıkıntın da geçer hem." diye seslendi. İçeriden bir yanıt gelmese bile, ikili içeriden gelmesi beklenilebilecek potansiyel bir yanıtı kısa bir süre için bekledikten sonra kadın sessizliği bozmuştu:
"Seni burada düzenli olarak görmek ne kadar güzel Ryan. Nasıl yardımcı olabilirim? Benim için elinde bir şey mi var?" diyerek

"Ah, Cornelia; yorgun gözlerim için en güzel kır çiçekleri üzerinde yeni doğan günün ilk ışıklarıyla kutsanmış Gündüz çiği gibisin. İşlerimden olanak bulabilseydim sizi ve güzel işletmenizi daha sık görmeye gelirdim inan ki..." diye söze başladı Alpharian gözlerini Cornelia'nın gözlerinden ayırmadan. Hemen sonra kadının vereceği tepkiyi beklemeden ve biraz da ilgili değilmiş gibi görünme kurnazlığıyla sözlerinin devamını ekledi:
"Senin beğenine sunmak için sabırsızlandığım birkaç parçam var bugün, aralarından en beğendiğini de eğer kabul edersen sana hediye etmek isterim. Her şey para değil ne de olsa. İş arkadaşlığı bile olsa, arkadaşlıklar kazançtan daha önemlidir ne de olsa."
Bu süre boyunca pantolonunun cebinde tuttuğu sol eliyle gövdesi arasında sıkıştırarak taşıdığı ve şu an tezgahın üzerine bıraktığı kalın, Bordo renkli kadifeden yapılma bir ruloyu açtığında, çevreye ışıltılar saçan birkaç eşya ortaya çıkmıştı. Üzeri çeşitli değerli taşlarla bezeli metalden bir sinek biblosu, tam tepesinde Pembe bir inci taşıyan gümüş bir ayna, arkasında takılı olan tüyünün havayla temas etmesiyle birlikte nazlı nazlı dans etmeyi durmadan sürdürdüğü bir tüy kalem, içindeki ışıltılı metalin sıvılaşmış biçimde dönüp durduğu altından kol düğmeleri, Kırmızı yakutlarla döşeli ince bir gümüş kolye, Erumpent kemiğinden yapılma ve ince el işçiliğiyle oyulmuş işlemeli bir tarak...
"Hepsini satmayı düşünüyorum! Aşağı-yukarı 300 Galleon'dan daha fazlasını istemem ama. Sizin de kar sağlamanız gerektiğini biliyorum..." dedi Alpharian canlı bir ses tonuyla Cornelia'nın soracağını öngördüğü sorusuna önceden yanıt verdiği sözlerine başlamadan önce,
"Yaşadığını bile hiç bilmediğim büyük büyük büyük halam ölmüş ve bana mirasından yalnızca bunlar kalmış... Döküntü evimde böyle güzel şeylerin barınabileceği bir yer ya da neden yok ne yazık ki..." diye de açıklamasına devam etti. Söylediği yalanın varlığını bile elinin tersiyle arkasına attığı bir sinek gibi geçmişinde bırakan adam, kadından gelecek yanıtı onun gözlerinin içine bakarak beklemeye koyuldu.

Bu sırada tezgahın arkasında karıştırdığı ceplerinde bulduğu birkaç parça top tiftik, 3 Knut, birkaç düğme ve ataçları elinde tutarak; çaktırmadan yerinden çıkardığı asasını yöneltip:
"Resifors" diye fısıldayıp Gabriel geri gelmeden önce son hazırlıklarını yaptı. Cornelia ile işleri bittiğinde ona ödeme yapması gereken bir broş vardı ne de olsa.
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 4, total 4


Çevrimiçi Locomotor

Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #4 : 08 Kasım, 2021 17:34:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
An itibarıyla sitenin ilk PvP (oyuncuya karşı oyuncu) senaryosuna giriş yapmışız gibi görünüyor Alpharian'ın bu hareketiyle. Niyetine bakılırsa bu seride Gabriel olarak bildiğimiz Das'ın pek de umurunda olmayan Kahşin Broşu eşyasını almak için kendisi için pek masraf olmayacak, basit bir numara icra etmeye karar vermişe benziyor.

Şimdi, ortada bir zar atıldı. Suetonius'un deyişiyle "Iacta alea est."

Ortaya GM olarak nelerin masada olduğunu koyuyorum: Bu büyü, büyü uzmanlığı Biçim Değiştirme olan birisi tarafından icra ediliyor. Zar sonuçlarına bakarak ise oldukça gerçekçi görünümlü 31 Galleon üretmeyi başarmış gibi, ilk bakışta. Fakat el altından, gizlice yapılan bir büyü, bu kadar fazla sayıda Galleon'u her hattı, her pürüzüyle mükemmel üretebildi mi? Muhtemelen hayır. Bu durumu fark etmek ise iki faktöre bakıyor.:

Öncelikle Cornelia, ürünlerini incelediği adamın tezgahın ötesinde neyle uğraştığını göz ucuyla vesaire fark edebildi mi? Asıl odağı ürünlerde olduğu için bu, Cornelia adına oldukça handikaplı bir zar olacaktır (Düello zarı). Karşılıklı RP'lerde birisinin bir eylemde bulunduğunu söylemek genellikle anlaşma olmadan yazılmaz, bu sebeple Cornelia'nın ürünleri incelediğini varsayıyoruz. Eğer itirazı varsa bana özelden ulaşabilir, tabii makul bir in-RP gerekçe ile.

İkinci unsur ise sözüm ona Gabriel isimli arkadaşın ticareti yaparken Galleon'lar arasında bir gariplik fark etme ihtimali. Ortada 31 Galleon var ve Alpharian'ın zar sonucuna göre birçok Galleon'un da oldukça başarılı imitasyonlar olduğunu söylemek zor olmaz. Tabii dikkat çekebilecek olanlar da olabilir. Bu sebeple Das'tan da bir Düello Zarı isteyeceğiz.

Cornelia ve Das RP'siz bir şekilde zarlarını attıktan sonra, Alpharian'ın bu küçük oyununun bu kişilerce fark edilip edilmeyeceğine dair ufak bir metin gireceğiz GM'ler olarak. Bu metindeki yönergeler doğrultusunda RP yazmaya devam edebilirsiniz. Das'ın ilk RP'sine bakarak gördüğümüz niyete göre eğer Alpharian başarılı olursa Kahşin Broşu eşyası, Alpharian'a yalnızca 1 Galleon'a mal olarak satılmış ve Alpharian, ufak çaplı temiz bir vurgun yapmış olur. Öte yandan ise şansa bakın işte, dükkana bu ufak büyü numarasının ardından iki düzenli müşteri girmişe benziyor. Gözlemcilerin başarı durumunda olayları bir "mevzu"ya dökme seçenekleri elinde mevcut olacaktır. Arkadaki iki kişi de böylesi bir durumda size destek çıkabilir ve temiz bir meydan dayağı ihtimali söz konusu olabilir.

Şimdilik Cornelia ve Das, yalnızca birer Düello Zarı atsın ve bu noktada bir GM güncellemesi girip içinde bulunduğunuz durum üzerine olanlar hususunda daha açıklayıcı olalım. "Let the games, begin..."

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #5 : 08 Kasım, 2021 18:06:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Vay keltoşa bak hele. Üstü sakızlı bronşumu çoruyor.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 4, total 4

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari

Çevrimdışı Cornelia Barthélemy

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 40
  • 1735 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cornelia Barthélemy
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 6
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Kabiliyeti: 4
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 1. Seviye
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #6 : 08 Kasım, 2021 18:14:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(In Poseidon We Trust diyelim)

Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3

Çevrimiçi Locomotor

Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #7 : 09 Kasım, 2021 13:37:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Görünüşe bakılırsa Ryan'ın asa hareketlerini, malları inceleyen Cornelia fark etmemişe benziyor. Şu anda Alpharian'ın elinde otuz, kusurları olsa da en azından ortamdakileri ikna edici 31 Galleon mevcut (maliyet: 1 Galleon). Bu Galleon'lar ise ilk bakışta "Gabriel"in, yani Das'ın dikkatini çekmeyecek gerçeklikte. Das'ın zarı, yalnızca Alpharian ve Das arasında bir para etkileşimi olacaksa geçerliliğe girecek. GM metinlerinden aldığınız bilgiler konusunda meta yapmadan, bu kondisyonlar ışığında karakterlerinizi dilediğiniz gibi canlandırarak RP'lerinize devam edebilirsiniz. Zar ve GM güncellemesi gerektirebilecek olası durumlar için kurguyu biz de takipte olacağız, sizler de sorularınızı özel mesajla sorabilirsiniz.

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #8 : 10 Kasım, 2021 21:54:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]

Elit herifin ağzı açılıp kapanan tipine bak. Bıyığa bak... Bana benziyor mu lan yoksa biraz? Benim sakallar daha güzel. Hem de böyle kamyon çarpmış gibi bir ifade ile bakmıyorum karşımdakine. Tabi nutku tutuldu tipsizin. Cornelia gelmese biz böyle engelli gibi bakışırdık. Sonra ben bunu bozacak laf falan ederdim kudururdu falan ama işte... Arkadan gelip bana sallamasyon adımla hitap edip bundan sonrasına bakacağını söylediğinde karşımdaki herifin yüzüne tip tip bakarak mırıltılı bir sesle "Tabi ki kankaliçem..." dedim Cornelia'ya. Zaten cimri herif almak istemiyor ki. Sikkoriko bir bronş için 31 Galleon da fazla ha harbi. İyi kekliyorum milleti. Masanın üstünden aldığım artık haşatı çıkmış olan bronşu cebime attıktan sonra geriye çekilip Cornelia'nın arkasına geçtim. İki parmağımla gözlerimi gösterip, sonra da Ryan'a çevirdim parmaklarımı. Cornelia geldiğinde içeriden gelen gürültüye bakmak için perdeden arka tarafa geçtim sonra da. Irz düşmanı Ryan'ın sesi boğuk boğuk geliyordu kulağıma. Perdenin arkasına geçtiğim gibi yerden kestim ayaklarımı ve süzülmeye başladım etrafta esneyerek. Kartlar leş gibi yerlere dağılmıştı ancak dağınıklık hiçbir zaman beni rahatsız etmemiştir. Bu yüzden boşverip Cornelia'nın oturup hesap kitap yaptığı tarafa doğru süzüldüm. Ryan sevgilime yavşak cümleler kurarken ben de yerdeki eşyaları belimden çıkarttığım asa ile uçuruyor, bir yandan da "İyy Cirnilia; yirgin gizlirim için in gizil kir çiçikliri izirinde yini diğin ginin ilk işikliriyli kitsinmiş gindiz çiği gibisin!" şeklinde çocuğun kankaliçeme söylediklerini ağzımı buruşturarak tekrar ediyor. Gözlerimi deviriyordum. "Düşüyor mu böyle kardeşim?" Bu İngiliz yavşakları ne böyle ya? Kardeşinin yanındaki kıza yavşarlar, flörtünün yanındaki kıza yavşarlar! Herkes gavat herhalde burada. Ben de yavşayayım bundan sonra anasını satayım! "Ahhh, o güzel yüzünü görmek ne güzel Cornelia! Buraya geldim sadece seni böyle sıvamaya. Ohh, yavşa anasını satayım yavşa. Salyaların yere aktı kardeşim. Sonra biz temizliyoruz oraları..." Yerdeki eşyaları uçurup masanın üstünde koyup, aynı zamanda Ryan zibidisini taklit ederken havada 1 metre havalanmış çapraz durmaya başlamıştım. Bu sırada da herif aşkkuşum Cornelia'ya eşyaları göstermeye başlamıştı seslerden anladığım üzere. Bak her lafıyla yavşıyor herif ya! Baya baya ters dönmüş havada sinirlenmemeye çalışıyordum. Biz buraya geldiğimizde kendimizi kardeş diye tanıtmayacaktık ya. Osmanlıyız, bunlar da benim cariyelerim diyecektim. O zaman bak bu İngiliz beyefendileri yanaşabiliyor mu? "Benim fakirhanede böyle güzel şeylerin barınması için bir neden olmak ister misiniz hanımefendiii?" Herifin bu laflarına sinirim ile birlikte "Senin ağzının ortasına çizmemin ucunu bir geçiririm!" diye hırlayarak tavandaki eski püskü avizeye tekmeyi çaktım! Tekmelemem ile üstündeki cam parçalardan bir tanesinin yere düşerek paramparça olması bir oldu. Olduğum yerde öylece durup kafamı kaldırarak yere baktım ters durduğum için. "Sorun yok!" diye bağırdım içeri doğru. "Bardak kırdım ehe." Cornelia ağzıma sıçacak. 

Düzelerek aşağıya indim. Asamla bu sefer de temizlik yapma büyüsü yapıp çevredeki cam parçalarını temizlemeye başladım. Tavandaki avizeye de bi reparo çaktım. Yahu bu dükkan ne karışık oldu iyice. Cornelia iyi çekiyor müşterileri. Masanın altına kaçmış olan parçaları görebilmek için yere çömdüğümde masanın yanındaki bel boyunda çekmeceli dolaba gözüm kaydı. Çekmecelerinin camla süslenmiş olması nedeniyle gözüktüğü için en alt çekmecesindeki parıltılı bir eşya bana aşırı tanıdık geldi. Dizlerimin üstüne eğilip masanın altına doğru emeklemeye başladım. Masanın izin verdiği kadar açtım çekmeceyi. Masanın bacaklarına çarptığı için fazla dar bir boşluk sundu bana. Asayı tutmadığım elimle o dar yeri zorlayarak çekmecenin içinden parıldayan eşyanın zincirini yakalayıp çektim. Eşyayı çıkartmam ile gözlerimin kocaman açılması bir oldu.

Gümüşten yapılma çiçekler ile süslü, kapaklı bir aynaydı bu. Barthélemy'nin masasında bir çok kez gördüğüm... Arada bir durup bakardı. Kendisine baktığını sanmıyorum. Hiç dikkat etmese de fazlası ile yakışıklı bir herifti. Şanslı piç. Tüylerim diken diken oldu onu hatırlayınca. Hiç düşünmeden yerden kalkmaya çalışınca kafam masaya çarptı. Tabi ya, ben masanın altındaydım... Böyle hayvan adam gibi masaya kafayı gömünce masanın üstündeki defter ve yanındaki mürekkep de el ele düştüler masadan. Mürekkep de... "Hay merlinin apış arası!" Kızın defterinin yarısı simsiyah mürekkep olunca Barthélemy'nin karı karı parlayan aynasını karadelik olan iç cebime tıkıştırdım. "Sorun yok! Pencerenin kenarı gevşemiş de, onu takıyorum ehe." Asamı mürekkebe tutup "Aguamenti ulan Aguamenti!" şeklinde sıvıyı asaya çekmek için büyüyü uyguladım fısıltıyla. Ne yazık ki aklıma gelen büyü işime yarayacak büyünün tam tersiymiş. Asamı uzattığım deftere asamın ucundan suyun çıktığını fark ettiğim an dedim eyvah... Cornelia ağzıma sıçacak çarpı iki.

"Hayır hayır! Tergeo ulan Tergeo!" nidası ile yolladığım suyun mürekkeple birleşmiş halini temizledim defterin içinden. Defteri elime aldığımda kurumuştu. Ancak emekleyerek yerden kalkayım, defteri de açık bir şekilde masanın üstüne koyayım planımdan sonra fark ettim ki, yaptığım büyüler güzelim hesap defterinin içindeki yazıların da yok olmasını sağlamış! Bomboş defteri gördüğüm gibi kapağını kapattım. Dönüp kapalı olan perdeye baktım. Cornelia hala o zırtapozla flörtleşiyor olmalıydı. Bu yüzden olay yerini terk etmek yeterli olacaktır. Ben yapmadım ki yani... Biri girmiş, defteri silmiş aaa kim yapmış acaba? Çevreme bakındım bir sağa bir sola. Arka kapıdan çıkarsam ses çıkar. Açık camdan kaçmak en mantıklısı. Masanın yanından havalanıp yavaş yavaş süzülerek pencereye uçtum. Açık cam biraz dardı ama ben de çok yapılı bir adam değilim yahu. Yapılı adam olsam bunca herif düello yapmak için sıraya geçmez korkarlar. Çok zekice bulduğum için ilk olarak ayaklarımı geçirdim pencereden. Bacaklarım, kıçım, belim... Vücudumun alt tarafı aşırı rahat bir şekilde geçti ama omuzlarım mı geniş benim nedir? Bir türlü göğsümden yukarısını geçiremedim. Üstümdeki ceket de birikince tabi iyice dandik bir hal aldı. Şöyle 2-3 dakika kendimi dışarı çıkartmak için uğraştım. Sonra vazgeçip içeri tekrar geçmek için uğraşmaya başladım. Ulan! Dışarı çıkamadığım gibi içeri de giremiyorum! Olduğum yerde deli gibi çırpındım sinirle. Nedir lan bu? O merlinin belası üfürükçü cadı her hafta gel yanıma demişti. Gitmediğim için uğursuzluk büyüsü mü yaptı nedir? Yahu gitsem de cinsel hastalık kapacağım! Pencereye neden girdim ki ya? Kapıdan çık işte! Ses çıkarsa çıksın, bakkala gittim dersin! Kafama sıçayım!

"Cornelia'mmm!!" diye bağırdım olduğum yerden. "Kankaliçem bir bakar mısın? Önemli. Sadece sen bak ama. Cimriler gelmesin. İçeri bile bakmasın hiç. Ailevi bir şey. Aileyiz ya biz hani. GELSENE NOLUR CORNELIA!" Off...


Aynanın temsili resmi. Esin'e buradan selam çakıyorum.
[spoiler][/spoiler]

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari

Çevrimdışı Cornelia Barthélemy

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 40
  • 1735 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cornelia Barthélemy
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 6
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Kabiliyeti: 4
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 1. Seviye
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #9 : 21 Kasım, 2021 00:46:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Das içeri doğru yöneldiğinde Cornelia’ya bir rahatlama gelmiş miydi? Pek sayılmaz. İçerisi bu denli karışmışken daha da beter olacağını Das’ı tanıyıp da bilmeyen yoktur herhalde. Cornelia yıllardır derleyip düzenliyordu bir şeyleri ama bir şekilde her şey olacağına varıp dağılıyordu zaten. Amansızca verdiği bu mücadele cadının rutini haline gelmişti. Öğrenilmiş çaresizlik örneği olarak yiine yapar, yine düzenlerdi. O yüzden lüzumsuz yere düşünmemeye karar vererek müşterisiyle ilgilenecekti her zaman yaptığı gibi. Das’ın tamamen kendi halindeliğine erişmiş olduğundan emin olmak için son kez daha perdenin aralığından görmeye çalıştı ama beceremeyince bıraktı cadı. Hafif dikkatinin dağılmışlığıyla sorusunu yinelemek adına ve bölünmediğini kanıtlamaya çalışırcasına,“E-evet?” diye bir ekleme de bulunurken Ryan’ın diktiği gözlerinden kaçamamıştı pek tabii. Tebessümü kaybolmadı yüzünden Cornelia’nın. Ardından gelen iltifatın ardından içten içe utangaçlık hissetmiş olsa da anlık hislerini belirtmeyecek kadar profesyonel birisiydi. Yalnızca iş hayatı için değil, Ulysses’in eğitimi sayesinde hayatının her alanında yabancıların yanında bunu uyguluyordu. Uygulamak zorundaydı da. O yüzden kibarca cevap verecekti adama ve insanlığın getirisi olan zaafları yansıtmayacaktı. “Bu güzel söylemin için teşekkür ederim,” derken gözlerini kaçırmamış; çiğ tanesinin kırılganlığından arınmış bir halde cesur bir şekilde bakışlarına karşılık vermişti. Kısa süreyle devam etti uzatma gereği duymayarak, “Elbette senin gibi kaliteli bir müşteriyi sık sık görmek isteriz. Ne yazık ki bir dükkân sahibesi olarak aynı yoğunluğu paylaştığımı söyleyememek üzücü bir durum.” Rehinecilik söz konusu olduğunda düzenli bir gelir yoktu maalesef. Şartlar el vermiş olsaydı buradan çok farklı bir yerde daha kendine uygun bir meslek icra edebilirdi Cornelia ama yazgısını kontrol altında tutmayı başaramamış, o farkındalığa küçük yaşta erişmiş olsa dahi uzun bir süreç sonrasında toparlayabilmişti karman çorman gözyaşı ve kana bulanmış hayatını. Halinden şu an memnun olsa da bazı zamanlar hayıflanmadan geçemiyordu işte.

Nazlı bir çiçek edasıyla Ryan’ın hamlesini görür görmez omuz silkerek belli belirsiz olduğu yerde sallanmıştı. İş arkadaşlıkları önemliydi Cornelia için. Bağlantılar olmasa herkes olduğu yerde sayardı. Ryan, elindeki ürünleri sunmaya hazırlanırken Cornelia’nın sıcakkanlılığını hissedebileceğiniz bir tonda yanıtladı. “Katılmamak yanlış olur, iş gelip geçicidir ama dostluk baki kalmalı”, dediğinde atladığı bir kısım olduğunu fark etmemişti. Aceleyle lafa girdi.“Çok naziksin. Ancak hiçbirini kabul edemeyeceğimi her halükârda biliyor olman lazım. Aksi mümkün değil. Teşekkür ederim, düşünmen bile çok hoş, mahcup ediyorsun beni." Arka taraftan gelen tangır tungur seslere kulak kabartmıştı bir yandan. Kabartmamak neredeyse imkansızdı ki Das’ın arka tarafta ortalığı birbirine kattığından şüpheleniyordu. Sorun olmadığını belirttiğinden güvenmeyi seçti Cornelia. Seslenmekle kendi haline bırakmak arasında kararsız kalıp kadife rulo açılıp saçıldığında ürünlere kısa bir göz gezdirişiyle ürünleri yakından incelemek için biraz daha kendine doğru çekti ruloyu cadı. Erumpent kemiğinden yapılma tarağın değeri bile halihazırda daha fazla ederdi. Yakından bakmak için eline aldı. Mücevherata fazlasıyla doymuştu, ilgisini hiç çekmemişti incili ayna ya da yakut döşemeli kolye. Bir kadının genelde ilk önce ilgisini o çekerdi ama zaten yakuttan ziyade safir bu sıralar daha çok göze gelen bir değerli taştı. Eh, asıl alıcı da kendisi değilse nasılsa. Tüy kalem okulun açılacağı bu zamanlarda ilgi görebilirdi. Ayna ise bir kadının vazgeçilmezlerindendi.  Sinek biblosu için “farklı” zevkleri olan bir sürü müşteri bulabilirdi Cornelia. Bu ürünleri boşlukta toz tutan rafa pek ala yerleştirebilir, kazanç sağlama açısından çok iyi bir konuma geçebilirdi. Adamın biçtiği değere göre alım gücünü bir gözden geçirmesi gerekirdi Cornelia’nın. Yüksek bir meblağ istememesini umarak sıkı bir pazarlığa oturmaya hazırdı. Ne istediğini sormak için kollarını sıvayıp dudaklarını aralamasıyla henüz söze giremeden Ryan’ın istediği fiyatı öğrenmişti. Gözleri karanlıkta parlayan bir kedi gibi ışıltıya bürünmüştü muhtemelen. Zira işlerin bu denli azalmasıyla verebileceği maksimum galleon bu kadardı. “Elinde tutmak istemediğine emin misin?” diye sormadan da geçemedi Cornelia. Bunca güzel ürünü elinden çıkartmak istemesine bir anlam vermeye çalışmıştı orada hemen. Belki hoş bir çağrışımı yoktu bunca şeyin. Düşünceli bir tavra bürünmüşken cevap alması çok uzun sürmemişti. Demek döküntü evinde böyle güzel şeylere yer yoktu ve miras kalmıştı. İlgisini tamamen adamın getirdiklerine yöneltti. Sahtecilik denemesine karşılık bir inceleme yapmalıydı belki ama zannetmiyordu, taşlar konusunda tecrübeliydi. Bir pürüz olsa dahi Cornelia anlamamışken başkaları nasıl anlayacaktı? Aldığı cevabın inandırıcılığını da sorgulamak istemesine rağmen içten içe üzümün bağı armudun sapı olduğunu biliyordu. Göz yummak da bir seçenekti.  Aralıksız bir şekilde ürünlere bakarken fazlasıyla vakit kaybetmiş hissediyordu. “Anlaştık diyelim mi o zaman?”

El sıkışmak için yeltendiği sırada içeriye birilerinin geldiğini haber eden zilin çalmasıyla bir iki adım yana kayıp gelene bakmak için başını uzattı. Gelen kişileri görünce elini kaldırdığı gibi hemen yan taraftaki eski püskü koltukları işaret ederek onlara seslendi. “Sizi şu tarafa alalım beyler. Biraz bekletip öyle ilgileneceğim sizinle maalesef.” Boris ile Beelzebub idi adları. Boris görünüşten de anlaşıldığı üzere daha genç olandı. Öfkeli bir karaktere sahip olmasının yanı sıra yüzüne baktığında hiç anlaşılmazdı. İşaret edilen yere geçerken başıyla Cornelia’ya bir selam vermiş ve müşterisini süzmeden edememişti. Beelzebub ise adının hakkını verecek kalibrede karanlık görünümlüydü. Yüzündeki yara izlerinin sebebini bilen yoktu. Sorulmasından da hoşlanacak bir tipe benzemediğinden Cornelia iş sınırlarını aşmadan belirli bir sohbete hakimdi bu tiplerle. Beelzebub da üstten bir bakış atmayı es geçmemişti. Göz ucuyla bakarken görmemezlikten geldi Cornelia bakışlarını. Knockturn Yolu alelade bir yer değildi ne de olsa, bu civarların ne ile ünlendiği herkesçe bilinirken bu dükkânın arada sırada bir köprü görevi görmesi beklenmedik bir şey sayılmazdı. Sohbet etmeyi her ne kadar çok istese de Ryan’ı oyalamak istemiyordu. Alış-verişti bu sonuçta. Bekletilmeyi sevmeyen Beelzebub’ın vakit geçmeden homurdandığını duyar gibi olduğunda yüz ifadesini bozmadan monoton bir sesle giriş yapacaktı ki Das tarafından yine yeniden bölünmüştü. Yönünü değiştirmek için atıldı. İçeriye geçmeden önce Ryan’a bunu belirtmeliydi. Eh, biraz da mahcupluk hissetmiş olabilirdi.  “Bir saniye. Hemen geliyorum. Baktın gelmiyorum içeri dalmaktan çekinme. Ne ile karşılaşacağım meçhul nasılsa” diyebilmişti Ryan’a.

O ses. Merlin’in kulakları çınlamış mıdır sizce? Bilinmez. Boris ile Beelzebub’ı beklettiği alana adım atmaya kalkıştığı an Das’ın sesi derinden ancak epey gür gelmişti. Başına bir şey gelmişti kesin. Bu tonlamayı ve ‘Cornelia’m’ girişini çok iyi biliyordu çünkü cadı. Ne aksi bir gündü! Üç yerde birden olamazdı ya! Sakin sakin iş görmeliydi. Ryan’ın da baktığını fark edince derininden bir nefes alıp yapmacık bir gülümsemeyi zoraki takındı yüzüne. Das’ın söylediklerini adamın duymamasını umut etse de nafileydi. Hışımla perdeye doğru ilerledi. Öyle hızlı geçmişti ki aralığı perdeyi geri çekmeyi bile düşünmemişti. ”Sadece iki dakika yahu.” Abartıyordu tabi Cornelia o sırada. Merakına yenik düşerken neye nasıl zarar geldiğini kafasında döndürüp dururken gördüğü manzara karşısında nutku tutulmuştu. Yerin eskisine nazaran daha temiz olmasına ek olarak bir iki değişiklik daha var gibiydi ama henüz çözememişti. Tüm aylarını, günlerini ve yıllarını burada geçirdiğinden artık en minik değişiklik bile gözüne toz parçası gibi kaçıp rahatsızlıkla dikkatini çekiyordu. Zaten onu daha çok şaşırtan Das’ın düştüğü durumdu. Önüne gelen saç yoğunluğunu tek elde toplayarak omuzlarından aşağıya arkaya doğru salarken hararetle söylenmeye başladı. “Nereye böyle? Kapıdan çıkamadın dimi? İlla atacaksın imzanı.” Yanına gidip pencereyi ve nasıl sıkıştığını çözmeye çalıştı Cornelia bir yandan da eliyle çenesini sıvazlıyordu. Yahu bu adam ince yapılı bir şeydi. “Nasıl becerdin sen bunu? Hayır ya da… Niye kaçıyordun asıl sen onu söyle bana. Ne yaptın? Söyle en iyisi bak.” Böyle derken asıldı bir yandan Das’a. İtip kaktırıyormuş gibi hissetmişti kocaman adamı. Biçim değiştirme büyülerinde pek iyi olduğunu düşünmezdi Cornelia. İnsan vücuduna uygulamaktan çekinirdi. Yardım alsa fena olmazdı aslında ama Das’ın bütün sokağa duyurarak Ryan’a söylediklerinden sonra mantığı çağırmaya meyletmemişti. İki tarafı da kızıştırmaya gerek yoktu.“Kıpırdat sen de kılını biraz. Olmuyor böyle. Blaze olsaydı şimdi seni iki kere sokup çıkartmıştı buradan.” Biraz daha uğraştıktan sonra başaramadığında karar kılmıştı Cornelia. Aslında bırakmak lazımdı bunu orada, Cornelia severdi böyle acı çıkarmaları da işte ama daha yaratıcı şeyler de bulunabilirdi. Bir sınırlandırma yapmaktansa eğlence çarkını bir şekilde çevirebilirdi. Alnında ufaktan biriken ter damlalarını hissettiği an ile kas gücü ile olan savaşını bırakmıştı kadın.“Eeeeh! Yeter!” diyerek eteğinin beline yerleştirdiği asasına davrandı hemen. “Üşütürsen yine ben bakacağım sana yine ama... Dört ayak üstüne düşeceğini umalım her zaman olduğu gibi” derken bir an bile tereddüt etmeden asasını ortalayıp büyülü sözleri söyledi."Aqua Eructo"Su elementinin karşısında herkes ve her şey dayanıksızdı. Asasının ucundan çıkan su ile tazyikli bir şekilde yıkıcı bir etki vererek Das’ı dışarı atmayı planlıyordu. İçeri sokmaktan ümidi kesmiş olması söz konusu bile olamazdı. İçeriye dolacak suyu önemsememişti. Bir çaresine bakılırdı elbet. Müşteri kaçmadan da gidip ödemesini yapmalıydı sonuçta. Elini çabuk tutup içeriye dönmek istiyordu Cornelia.

« Son Düzenleme: 23 Kasım, 2021 23:22:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Cornelia »

Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #10 : 23 Kasım, 2021 23:52:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Biraz önce sol elinde tuttuğu küçük kesenin ağırlığı ceketinin cebinde yerini bulmuşken, Cadı'nın istediğini yaptırmış olmanın verdiği yüreklenmeyle az da olsa şımaran minik bir kız gibi omuz silkmesi ve tatlı tatlı sallanışı Alpharian'ın gözünden kaçmamış ve adam yüzünde zehirli bir gülümsemenin yer etmesini son anda engelleyebilmişti. Biraz önceki sözlerine karşılık kadının;
"Katılmamak yanlış olur, iş gelip geçicidir ama dostluk baki kalmalı... Çok naziksin. Ancak hiçbirini kabul edemeyeceğimi her halükârda biliyor olman lazım. Aksi mümkün değil. Teşekkür ederim, düşünmen bile çok hoş, mahcup ediyorsun beni." deyişi hediye konusunu sunduklarıyla yapamayacağı mesajını kesin biçimde vermişti bile.
Kadının sözleri arka bölümden gelen şangırtılarla parazitlense de, Alpharian odağın kendisinde daha da yoğunlaşmış durumda olduğunu düşünmek istiyordu. Gabriel adlı varoş delikanlısının içeriden gelen
"Sorun yok! Bardak kırdım ehe." sözüyle aralarına giriyormuşçasına odak dağıtıyor oluşu şu an çok da önem vereceği bir şey değildi.

Yine de ücret konusunda adamın yaptığı teklife dışarıdan bakan herkesin anlayamayacağı ama Alpharian gibi işi olarak ölümle dans etmek olan birinin eğer gözünden kaçırırsa yaşamının bitimiyle sonlanacak bir hatası olacağı gözlem yeteneğinin yakalayabildiği bir ışıltı belirmişti kadının gözlerinde. Evet, belki bu satıştan beklediği gibi kar edemeyecekti adam ama bunun yerine neredeyse ne zaman istese buraya bir şeyler satabileceğinin garantisi yerine geçebilecek köprüler kuruyordu. Buna kesin gözle bakabileceğine inanıyordu şimdi. Neredeyse her şey planına uygun olarak ilerliyordu şu an...   
"Elinde tutmak istemediğine emin misin?" diye soran Cornelia'ya yanıt vermeye gerek duymadığı bakışlarıyla kadını kararının inandırıcılığına inandırdıktdan sonra; "Anlaştık diyelim mi o zaman?" sözüne ise gülümseyerek yanıt vermekle yetinmişti. Tam Cornelia'nın el uzatmaya yeltendiğini düşündüğü bir hareketlenme anında içeriye gelen müşteriler, bir kez daha Alpharian ve Cornelia arasındaki iletişimi baltalamaya özen gösterir gibilerdi. Yukarılardan birileri bugün bu adamın işlerini bozmayı çok istiyordu anlaşılan... Cadı'nın aralarındaki antlaşmalarını perçinlemek için hareketlenmiş eli, şimdi gelen müşterilere oturup bekleyecekleri yeri gösterirken; kadının yumuşak sesi ise
"Sizi şu tarafa alalım beyler. Biraz bekletip öyle ilgileneceğim sizinle maalesef." diyordu Alpharian'a yöneltilmek yerine. Kadının çekingenlik sezgisi verdiği hareketlerinden kuşkulanan Alpharian, biraz sonra iletişimlerinin bu yeni gelen müşteriler nedeniyle tam anlamıyla kopacağını öngörmüştü. Cornelia'nın beden dilinde çok az da olsa o iki kişiyle ilgili olduğunu da ayrı olarak sezebildiği bir güvensizlik olsa bile, içeriden bir kez daha gelen gürültü ve sonrasında Gabriel'in
"Cornelia'm! Kankaliçem bir bakar mısın? Önemli. Sadece sen bak ama. Cimriler gelmesin. İçeri bile bakmasın hiç. Ailevi bir şey. Aileyiz ya biz hani. GELSENE NOLUR CORNELIA!" biçimindeki yardım çağrılarından hiçbir ayrımı olmayan sözleriyle daha erken biçimde iletişimlerinin koparılışının gelip çatmasına engel olamamıştı.

Kadının "Bir saniye. Hemen geliyorum. Baktın gelmiyorum içeri dalmaktan çekinme. Ne ile karşılaşacağım meçhul nasılsa..." sözleriyle birlikte bu durumun daha da eğlenceli bir seviyeye geleceği yavaş yavaş ortaya çıkmış bulunuyordu perdenin arkasına doğru sanki orayı görebiliyormuş gibi bakan Alpharian için. Bir an yeni müşterilere doğru ilerlemeye yeltenmiş olan kadının hiç göstermediği ve neredeyse sertçe olarak betimlenebilecek olan hareketleriyle gerisin geriye dönüşü ve yüzünde tatlılıktan daha çok Gabriel'in canını almaya girişeceğine hazır olduğunu anlatan bir gülümsemeyle içeri girişi göz açıp kapayıncaya dek yaşanıvermişti bile. Şimdi içeriden açık seçik olmayan bir biçimde ve yer yer yükselen, yer yer sıkılmış dişler arasından tıslanılan ama ön tezgahtan dinlenince anlaşılmayan sözler kullanılıyordu ama nedeni ya da konusunu belki en yüce Kehanet ustalarının özenli çalışmalarıyla anlaşılabilirdi belki. Şimdi tezgahın başında mallarıyla birlikte tek başına kalan adam, içeriye gelen tipleri görmek ve belki biraz da olsa ortamdaki ağırlığını ve önemini bu iki ayak takımından kişiye belirtmek için arkasını dönmüştü. Dirseklerinin ikisini de dayadığı pozuyla, Ryan Kirkhammer'ın şu "yetkin bir züppe" rolüne bir kez daha bürünmeliydi şimdi. Hani şu çıtkırıldım bir görüntüye sahipmiş gibi olsa da sosyete içindeki ağırlığını bulunduğu ortama sezdirebildiği. Çok uyanıkmış gibi göstermediği yarı kapalı gözleri, kendini beğenmiş gülümsemesi ve kendisiyle gurur duyan ses tonuyla sessizliği bozarak söze girdi:
"Eh, havalar bugünlerde pek de tatlı değil mi beyler? Aman yok, şimdi düşündüm de; bazen genel kitlenin düşünceleri ve halktan gelen genel sağduyuyu duymak rahatımı bozar.. ama bu sefer gerekli değil."
Hır çıkaracak olsalar bile, onlara ilgisini yöneltip kendini onların seviyelerine indirerek aşağılamayacağı düşüncesini aşılamayı amaçlamıştı karşısındakilere. Yaşantısı boyunca çok tipten insanla karşılaşmıştı ama Knockturn'ü dolduran topluluktan insanlara hiçbir konuda söz bırakmamak ve eğilim ile isteklerini çok önceden köreltmek gerektiğini iyi biliyordu...



Çevrimiçi Locomotor

Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #11 : 29 Kasım, 2021 00:51:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Halihazırda aşırı işlek olmayan işletmenin müşterileri, muhtelif sebeplerden ötürü olabildiğince hızlı halletmeyi bekledikleri işlerini icra edebilmek için beklemeleri gerekmesinden pek memnun değillerdi. Yüzü yaralarla kaplı olan, siyah ve biraz yıpranmış gözükse de kaliteli kumaştan beze sarılı ve orta boyutlu bir kutu gibi gözüken "emanet"ini oturduğu koltukta kucağına yerleştirmiş, onu izleyen genç de izlediği figürün oturmasının ardından yerleşmişti.

Tezgahın öteki tarafında yaşanan minik kaos sonucu ana avluda üç -muhtemelen her biri "tehlikeli" olarak nitelendirilebilecek- adam kalmıştı. Artık alfalık gerilimi midir, eğlence midir, aksiyon arayışı mıdır bilinmez, sessizliğin hakim olduğu ortamda tüm yakışıklılığı ile Ryan bozmuştu sükuneti. Ağzından dökülen her bir söz ile oda adeta genç eleştirmenin kibri ve egosu ile doluyor, bu dükkanı üç adam için "fazla küçük" bir hale getiriyordu.

Duydukları sonrasında Boris oldukça sakin bir ifadeyle kendilerine laf çarpan tipe bakarken zaman zaman anlık olarak yanındaki partnerini kontrol ediyor ve ondan gelebilecek bir aksiyona karşı tetikte bekliyordu. Daha yaşlı, çok daha çirkin ve belki de sadece yaralarından ötürü çok daha öfkeli olan adamsa kucağındaki "emanet"i koltuğun, partnerinin olduğu tarafına bırakıp doğruldu ayağa.

[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=YMVi4Sy021Y[/youtube][/spoiler]

"Halktan gelen sağduyunun rahatını bozduğu tek kişi sen değilsin..." diyerek yavaş ancak sağlam adımlarla karşısındaki "denyo"ya doğru ilerlemeye başladı, amacı belirsiz bir şekilde. Ryan burada bir şey yapacaksa aşağıdaki spoiler'ı okumasın ama izin verecekse baksın diyelim gerilim olsun. (:

[spoiler]Ryan'ın yanına, göz temasını hiç bozmadan gelen yaralı suratlı tip, sağ elini genç adamın sol omzuna koyarak can yakacak miktarda sıkmaya başladı. "Bu ortamlarda, hatta genel olarak ortamlarda... Tanımadığın insanların tersine gitmeyi hep sever misin delikanlı?" diyerek gözlerinin içine bakmaya devam etti yüzündeki tepesi atmışlığı gizleme konusunda pek de başarılı olmayan gülümsemesiyle. "Bu izbe sokaklara senin gibi yakışıklı, çizik görmemiş bir yüze sahip bir genconun gelmesi... Yazık değil mi gül cemaline?" Rahatsız olduğu her halükarda belliydi. Siniri bozulmuştu, koltukların orada duran ve son sözler üzerine koltuğundan doğrulup ellerini önünde kavuşturarak beklemeye koyulmuş poker suratlı gencin aksine. Ancak bir iki kere mekan sahibesinin geçtiği kapıyı kontrol eden gözleri ve korkutucu yüzüne yakışmayacak eyleme girişmezliği, burada doğrudan bir mevzu çıkartmaya niyetli olmadığının ve racon kesmeyi denediğinin bir ibaresi olabilirdi.[/spoiler]

Çevrimdışı Blaze

  • Büyücü
  • 4. Seviye
  • İleti: 11
  • 603 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Blaze
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Blaze
  • Meslek: Hırsız
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 5
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 11
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #12 : 29 Kasım, 2021 01:32:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]


Knockturn Yolu'nda, bir alacak verecek işi için uğradığım dükkanın arka kapısına çökmüş etrafı kolaçan ederken içerden adamın çıkmasını bekliyordum. Sokağın başında ve sonunda gözcülük yapan gençleri izliyordum bir yandan da. Bazen greçekten gerekli bir iş yapmıyor olsalar da kendilerini önemli hissetmelerini sağlamak gerekiyor. Yoksa cidden özenmeleri gereken bir iş olursa onun altından kalkamazlar. Benim Bay Austin'den alacağım kumaşların gizli hiçbir yanı yok mesela. Geçen aylarda bir iyilik istemişti, e biz de adabıyla yerine getirdik. Karşılığında da çocuklara cübbe dikmemiz için kumaş verdi ucuzundan. Bu sene yeni başlayacak olan birkaçına ve boyu bu yaz 15 cm, hatta belki daha da fazla uzayan ergenlik çağındaki bebeler için de yeni cübbeye ihtiyaç vardı. Zaten buralara geldiğimizden beri severim bu adamı; Kennard Austin. İkinci el kıyafet, çanta, ayakkabı satan kendi halinde bir dükkan işletmecisi. Bize zamanında çok yardımı olmuştur. Bu aralar üzerimizde var olan darlığı bir nebze de olsa azaltan yegane şey şu an bana uzattığı eskimiş kumaşlar. "Yardımının karşılığı bunlarla çıkıyordur umarım Blaze." derken yüzündeki samimiyet gözlerinden okunuyordu. Normalde çok atarlı giderli bir ilişkimiz vardır aslında ama bugün niyeyse duygusal davranıyordu. Geldiğimde de -şimdiye kadar hiç yapmadığı bir harekettir- beni içeriye davet etmişti de ben kabul etmedim. İşim gücüm var ne yapayım içerde?

"Tamam abi ya. Sağ ol, yeter bu. Ne yaptık sanki?" Kaçırdım gözlerimi ben de. "Hadi ben kaçt-" Tam arkamı dönmüş, merdivenden bir basamak atlamış ve kaçmaya hazırlanıyordum ki Bay Austin'in sözleriyle durmak zorunda kaldım. "Dur dur. Bir şey daha var." dedi elini cebine atarken. Kaşlarımı kaldırdım. Para falan çıkarırsa valla yaşlı maşlı demem dövüşürüm şimdi burada. Dilenci miyiz biz, neyin sadakası lan? "Ne çıkarıyorsan çıkarma gerek yok. Ben yoluma gideyim." dedim demesine ama "Hemen asabileşme bir dur!" diye kaşları çatık kızmaya başlayınca kafamı yana eğdim. "Kaç yaşına gelmişim, senden huysuz değilimdir. Gençliğin ateşi işte aaah ah!" Hala ceplerinden arayıp arayıp bulamadığı şey üzerine bir de bu sözleri sarf etmesi beni iyice sabırsızlaştırıyordu. Sustum, çattım kaşlarımı, etrafa bakmaya başladım derken önüme bir kağıt uzattı. "Bir kadın geldi, alışveriş yapmak için. Hiçbir elbiseyi de beğenmedi ya neyse. Boş boş da konuşuyordu deneme kabinindeyken. Burada birilerini arıyormuş, ona getirdi konuyu. Aklınca laf alacak ya benden. Yer miyim? Yüzü boyalı deyince ben de çaktım olayı dedim sen yaz adresini, isterse o seni bulur." Uzattığı kağıt parçasını boş elimle yakalayıp bir göz attım. İsmini görünce anladım zaten olayı. Eskilerden... "Blaze!" Adımın seslenilmesiyle doğruldum. Bana doğru gelen Marlo'yu görünce Bay Austin'e dönüp "Tamam, teşekkür ettim." diyerek omzuna vurdum bir tur. Sonra da adresi cebime sıkıştırıp Marlo'ya ilerlemeye başladım.
 
Marlo'nun dükkanı gözlemesini istemiştim bugün. Kara listemizdekilerden herhangi biri gelirse bana haber vermesi gerekiyordu. Eleştirmen lavuğun geldiğini söylediğinde elimdeki kumaşları çocuğa uzatırken söylenmeye başladım. "İki haftada bir mesai harcatmaya başladı bu da bize." Cornelia'ya tutuldu kesin. Nereden buluyorsa böyle her hafta getirecek yeni şeyler.

Zaten iki sokak alttaydı Apples & Oranges, iki dakika var yok. Kumaşları birinin eve götürmesini söyledikten sonra çocukları sokakta bırkarak dükkanın kapısına kadar geldim. Her zaman içeri girmeden önce camdan durumu kontrol eder, ne var ne yok anlar, öyle girerim. Cornelia ve Das ortalıkta gözükmüyordu. Ksanın arkasındaki perdeye kısa bir göz atmayla gölgelerinin hareket ettiğini görebildim ama neler olduğunu çözememiştim. İçerideyse üç tane müşteri vardı. İkisi sürekli gelenlerden, diğeri de bu lavuk işte. Ne demişti kim bilir. Cornelia'ya yaptığı gibi millete de yavşak yavşak konuştuysa tabi atarlanır millet. Aralarındaki gerilim sadece görerek bile anlaşılıyordu. Zil sesiyle beraber gelişimi duyurarak içeri girdim. Dışarının soğuğunun üzerine içerisi fazla sıcak gelmişti. Burnumun kızardığını ve ellerimin buz kestiğini yeni farkına varabilmiştim. Ellerimi birbirine sürtmeye başlayıp dudaklarıma yaklaştırmış ve gözlerimi dikmiş bütün ilgileri bende olan üç adama bakarken nefesimle ellerimi ısıtmaya çalışıyordum. Anlık olarak dağılmış dikkatlarini kaybetmeden konuşmaya başladım. "Beyleer. Bir sorun mu var?" Bu sırada sorunlarıyla zerre ilgilenmiyordum. Aklımdan geçen birkaç soru vardı.

1 - Das ve Cornelia neden burada değil? Bu sorunun cevabı, içeriden gelen gürültüleri de hesaba katacak olursam oldukça ilgi çekici duruyor.
2 - Bu adamlar arasında geçen kavga beni nasıl ilgilendiriyor? Valla Ryan'ı bir tur dövseler hoşuma gider. Mekanda yapmasalar daha iyi tabi. 
3 - Ne getirmişlerdi? Gözlerim yanlarında getirdiklerini arıyordu. Kasanın oralarda birkaç ürün vardı, tamam. Bir de bir kutu... Merak ettim. Görmem lazım. Hmm... Biraz dikkat dağınıklığıyla çözülebilir mi?

Kavgalarını hiçbir şey söylemeden ilgiyle izlerken tam doğru anı yakalayarak dışarı çıkmalarını sağlamaya çalışacaktım. Derken içeriden gelen Cornelia'yı görmemle sakin adımlarla yanına gitmeye başladım. Perdeyi açışıyla içeriyi de kısaca görebilmiş, Das'ın ıslak giysierini fark edebilmiştim. "Siz... Yok sormayacağım. Bunlar?" dedim açıklama bekleyerek. Sonra ikisinin duyabileceği bir şekilde fısıldadım. "Dikkatlerini dağıtıp dışarı çıkarın çabuk. 1 dakika bile verseniz yeter, bakmasınlar bu tarafa." Das varken dikkat dağıtmak dünyanın en kolay planıydı zaten. Cornelia da mekan sahibi bir hanımefendi olarak dükkanında kavga edilmemesini rica edecekti. 10/10.

[/justify]

Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #13 : 04 Ocak, 2022 19:56:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İçinden "Al işte, hıyar..." demeden edemedi Alpharian. Annesiyle babası kavga etmiş çocuk gibi (Öksüz ve yetim Alpharian'ın bunu nereden bildiğini sormayın işte) bir kendisine bir de içindeki korkaklığı dışarı çok fazla vurmadan bakan genç adamın yanında oturan yüzü façalı yaşlı tip harekete geçmişti işte.

"Halktan gelen sağduyunun rahatını bozduğu tek kişi sen değilsin..." diyerek mızırdanmıştı adam Alpharian'a yaklaşmadan önce ve "Bu ortamlarda, hatta genel olarak ortamlarda..." deyip omzunu sıktığında da "Tanımadığın insanların tersine gitmeyi hep sever misin delikanlı?" diye sorarak daha da eğlenceli bir duruma sokmuştu havayı. Adamın sıktığı omzundaki sinirlerden iletilen sezgi daha sinapslarına varmadan önce Alpharian'ın beyni kaslarını sertleştirip acıyı azaltması emrini vermişti bile. İlk kez tehdit edilmiyordu bu adam ne de olsa, ilk kez de canı acıtılmıyordu üstelik...
"Bu izbe sokaklara senin gibi yakışıklı, çizik görmemiş bir yüze sahip bir genconun gelmesi... Yazık değil mi gül cemaline?" sözleri adamın şu an için ağzından çıkan son sözler olmuştu çünkü kim, istediği derecede delikanlı olursa olsun; dirseğinin altındaki yumuşak dokuya ucu dokunan ve o an için ortamdaki kimsenin hangi ara çekildiğini görüp duymadığı bir bıçak, Humeroulnar eklemine hedeflenmiş biçimde ışıldayıveriyordu oracıkta, adam bu hatayı yapmaktan vazgeçmeye çalışabileceği noktayı geçmeden çok önceden beridir.

"Dingili kırık at arabası gibi her zıtlaştığının üstüne mü yürürsün sen böyle paşam?" dedi Alpharian yüzündeki o alık bakan gözleri, kendini beğenmiş gülümsemesi ve gönenç ses tonunu bozmadan. Sonra da yanıt beklemeden ekledi:
"Öyle olduğu da ortada gerçi, sorduğum hata. Yüzünde kalan izlerinden anlaşılabiliyor. Kolunu bir daha kullanmamak istiyorsan bir kılını daha kıpırdat, haydi. Bekliyorum..."
Façalı adamın zaten bu sözleri duymadan önce Cornelia'nın çekildiği kapıya doğru bakan gözleri şimdi yeniden Alpharian'ın biri diğerinden ayrı renkli gözlerine bakmaya geri dönmüştü. Ryan görünümü ve adı altında gizlenen katil sözlerine devam etmeyi seçti:
"Bak ben yeğinlik peşinde olan bir adam değilimdir. 'Yeğinlik Adamı' takma adını daha çok benimsediğimi söyleyebilirim; bu ikisi bir diğerinden ayrı tanımlardır, gördüğün üzere."
İşletmeye birlikte girdiği büyüğünün tehlike altında olduğunu geç de olsa anladıktan sonra koltukta ayaklanan adam için de sözleri hazırdı Alpharian'ın.

Bir "STAK!" sesinden sonra bir anda sağ elinde ortaya çıkan asasını yöneltip:
"Dön ulan tüneğine, lavuk! Pislik çıkacak yoksa..." demişti açık açık ilk kez tehdit edici bir ses tonuna bürünerek. Beklenmedik bir anda pusuya yattığı çalıdan çıkıp atılan bir kurt gibi hırlamıştı neredeyse. Sonra önündeki adama gözlerini geri yöneltip:
"Biz ölümle burun buruna az gelmedik ama kafa kafaya çok vermişliğimiz oldu arslanım! Genelde racon değil, kafaları keser benim gibi 'çiziksiz yakışıklı' adamlar..." diyerek sözlerine devam etti. İkiliden yanıt gelmeyince, daha dingin bir ses tonuna geri dönüp devam etmeyi uygun bulan Alpharian:
"Knockturn'de bile bulunsak, içinde olduğumuz böylesi güzel bir işletmede bunca kabalık yeterli bence. Size geri çevirebileceğin ama çatışmaktan çekindiğin için geri çevirmeyeceğin bir öneride bulunacağım yaşlı ve 'saygın' dostum." dedi biraz önceki kişiliğiyle hiçbir ilgisi olmayan soğuk ve derin karanlıklardan çıkıp geri gelmiş bir tutumla. Gözleri ve kafasının yönlendirmesiyle kanepeye doğru imleyici hızlı bir hareket yaptıktan sonra:
"Kalktığın yere çiziksiz kıçınızı geri oturtun bayım. Önerim kısaca budur." dedi.

Genç adam isteksizce yavaş hareketlerle birlikte yerine otururken harekete geçmeyi hemen seçmeyen yaşlı olanla konuşmaya devam etti, adamın içinde bulunduğu durumla ilgili konuda onu inandırmasını sağlamak gerektiği ortadaydı;
"Çünkü biraz önce dediğim gibi; yeğinlik peşinde olan adamlar dürtülenmeyle eyleme geçerler ve gerekli olmasa bile yeğinliğe başvururlar, üstelik çoğu zaman bunu kendilerine verdiği zevk için yaparlar. Bir 'Yeğinlik Adamı' ise durum ve ortam gerektiğinde, gerektiği için yeğince eylemlere başvururlar.." Yaşlı delikanlının bakışlarından ayırdığı gözleri kanepede duran gence yöneldikten sonra sözlerine devam etmişti Alpharian, ne de olsa vermeye çalıştığı ders ikisine de yönelikti:
".. ya da şu anlık içinde bulunduğumuz durumumuzda olduğu gibi; yalnızca savından ya da ağızlarından çıkan sözlerden vazgeçmemek için direnç gösterme adına istekli olduklarından. Yeğinliği bir dürtü olarak değil, zorunluluk olarak hesapladıkları için kısacası... Bir Yeğinlik Adamı seni dizginlemek için dövebilir ama, yeğinlik peşinde olan bir adam yalnızca ona komik baktığın için bile canını yakmaya çalışabilir."

İşletmenin açılan kapısıyla birlikte Knockturn Yolu köşelerinde arada sırada gözüne takılmış olmasından öte tanışmışlığı olmayan sarışın bir "Sokak çocuğundan bozma" kadın olarak tanıdığı kişi içeriye girmişti. O anda üçlünün odağını üzerine çektikten ve ellerini ısıtmaya çalıştıktan sonra onlara:
"Beyleer. Bir sorun mu var?" diye sorduğunda Alpharian sesini boğazını temizleme görüntüsü altında gizleyerek bileğindeki mekanizmasına geri soktuğu bıçağıyla birlikte, önceden çekmiş bulunduğu asasının ufak bir salındırılmasıyla yaptığı büyüyle ortaya çıkıveren ışıltıdan ortaya var olan ufak bir kol düğmesini artık bıçaksız olan sol eliyle havada tutup:
"İşte böylece kolay bir Biçim Değiştirme büyüsüyle olmadık çöpü satmaya çalışıyorlar rehinci işletmelerine beyler!" demişti sunum yapıcı mutlu bir ses tonuyla. Yaptığı büyü hiçbir yetenek gerektirmeyecek seviyede düşük bir göz boyama olsa bile diğer iki adam da bunu önemsemiyordu ne de olsa. Genç kadının sorusunu sorduktan sonra hızla içeri gitmesiyle birlikte belki bitmesini istemeseler de biten kavgalarından dolayı dağılan adamlar için ortamın büyüsü tam olarak bozulmuştu. En son façalı serseriye yerine geri oturmaya giderken "Seni adam yerine koyduk, yerini yadırgama..." diye fısıldayıp göndermişti Alpharian. Bu iş burada bitmemiş olsaydı bile, ona söylenilenleri hazmetmesi hızlı bir işlem olmayacaktı ne de olsa.

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« Yanıtla #14 : 16 Ocak, 2022 20:44:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cornelia geldiği gibi kapıdan çıkmamamla ilgili konuşunca "Oooohoooo!! Kankaliçem zor duruma düşünce seni çağıramayacak mıyım ben? Ne bu eleştirel yaklaşımların." diye üste çıkmaya çalıştım. Kız gelip omuzlarımdan çekiştirmeye başladı. O çekiştirirken ben de ellerimle ittirerek yardım ettim ama nafile. Sıkıştım üvey kardeşim kıps. "Valla bir şey yapmadım!" diye klasik yalandan yeminlerimden salladım ortaya. "Sığıyormuyum diye deniyordum. Sığıyormuşum da çıkamıyormuşum öğrenmiş oldum. Dur dur aynı anda asılalım." Cornelia ile birlikte aynı anda çekiştirdikten sonra iyice belim acımaya başladı. "Ceketten dolayı oluyor ya. Yırtılırsa var ya kendimi yere atarım." Biraz daha uğraştık kankaliçemle. O da diyor ki Blaze olsa çoktan halletmişti. "Canını yiyeyim Blaze'i çağırma." dedim ben de. "O beni burada ikiye böler, dışarıda tekrar birleş-. Hop! Asa yok! Büyüsüz çıkar KANKALİÇEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEM!" Cümlemi bitiremeden bir anda sinirlenen Cornelia, asasından tazyikli su atması ile pencereden dışarı bağırarak fırladım. Sanırım sabahtan beri Cornelia beni dışarı itmeye çalışıyordu. Ben de ellerimle kendimi içeri çekmeye çalışıyordum. Arka pencereden dışarı fırladığım gibi 1-2 metre ötedeki duvara yapışmam bir oldu. Duvardan yere kaydım yavaşça. Bir kaç saniye yerde hareketsiz yattıktan sonra "Uğğaahh!" şeklinde, mağara adamı gibi bağırarak doğruldum. Tamamen ıslak, yara bere içinde, belimde delice bir acı ile olmama rağmen ilk söylediğim şey "ÇOK İYİYDİİ!" oldu. İçeriden bana bakan Cornelia'ya "Hadi bir daha!" dediğimde yüzünde oluşan sinir tarif edilemezdi. Kız içeriden bana bir şeyler atmaya başlamadan ayağa kalktım "Tamam tamam!" diyerek. Sonra da hızlı adımlarla tekrar içeri girdim. Neden? Çünkü amacım zaten kayıtları görmemesiydi kankaliçemin. Pencereye sıkıştım saçmalığıyla dikkatini dağıttım. Botlarımdan şappıdı şıppıdı sesler çıkara çıkara yürürken dükkanın ön tarafından Blaze girdi. Bel kısmı yıpranmış ceketimin etek kısımlarını sıkmaya yeni başlamıştım ki, öndekilerin dikkatlerini dağıtmamız gerektiğini söyledi. Şu üçlü olarak dikkat dağıtma işi dendi mi bana konuşuluyor demekti. "Bana ne yapacağımı söyleme." dedim. Sakin bir şekilde Blaze'in yanından geçtim. "Ama tamam." Boğazımı temizledim. Sonra da kendimi perdenin dışına attım. 

Ön tarafta bu zibidi Ryan ile iki tane de tekinsiz dandirik mankafalar vardı. Cornelia'cığımın uğraştığı tiplere bak. Neyse iş iştir. "ARANIZDA İLK YARDIM BİLEN VAR MI?" diye bağırarak bunların yanına attım kendimi. Önce Ryan'ın koluna tutunup tamamen ıslak olmama rağmen sanki sadece alnım ıslakmış gibi elimin tersi ile sildim. "SOĞUK SOĞUK TERLİYORUM ÖLECEĞİM SANIRIM. BU BAHSETTİKLERİ KIRMIZI ANTAPOLUS BÜYÜSÜNDEN MI YAPTILAR BANA ACABA HANİ BU ÖLDÜREN VE ÖLÜYÜ GÖRÜNCE BAŞKASINA BULAŞAN BÜYÜ?" Ryan'a sarılmayı bırakınca da dönüp iki mankafanın yanına doğru ilerledim. Sanki sesim çıkmıyormuş gibi, "Öğğğğğğğğ öğğğğğğğğğğğ boğazımmmmmmm çok kuruuuuuuuuğğğ. Terler boğazımdan çıkıyor sanırım. ÖĞĞĞĞ!!" Bir anda boşluğa bakıp yere attım kendimi sanki ölmüş gibi. 1-2 saniye ölü gibi yattıktan sonra "ÖĞAAAAĞĞĞĞĞ!" diye böğürerek yerden havaya yükseldim. Bu sırada da vücudumu sanki içime cin kaçmış gibi titretiyordum.

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari