17 Nisan, 2026 08:59:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Oldukça Yaralı Manşet  (Okunma sayısı 32 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Oldukça Yaralı Manşet
« : 30 Kasım, 2021 02:42:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Gazetelerin havalarda uçtuğu Apples & Orange'ın tavanında süzülüyor, elimde yeni aldığım Veritas Libertate sayısını okuyordum. Çok gariptir ki haftalar önce gittiğim kadın son bir haftadır yazı yazmıyordu. Cornelia'nın gazeteleri de, kendimi de uçurmayı bırakmam hakkındaki azarlamalarına zerre itibar göstermeyip bunları "Biri gelirse inerim n'olcak!" gibi ağzımı büke büke verdiğim cevaplarla geçiştiriyordum. Anlayacağınız oldukça normal bir gündü. Kadının yazmadığı zamandan beri bende de garip bir tavır vardı. Bunalımdaydım herhalde. Haftalardır bir şey yapasım gelmiyor. O lanet baloda yaşananlardan sonra, gördüklerimden- kaybettiklerimizden sonra gerçekten biraz zamana ihtiyacım vardı sanırım. Şimdi kendimi biraz iyi hissediyorum. Kimse ile konuşmak, dışarı çıkmak, insan içine karışmak istememiştim bir süredir. Bizim evde, küçük dandirik odamda pislik içinde yaşamak dışında yaptığım birşey olmamıştı. Battaniyeme sarılıp iç çamaşırımla havada uçmak. Uzun uzun düşünmek. Geçmişimi, geleceğimi, yaşananları, yaşanabilecekleri, Mira'yı... Hayat kısa. Harbi kısa... Mira'ya evlenme mi teklif etsem dedim kendi kendime. Aile mi kursam? Benim yaşımdaki kişiler çoktan çocuk sahibi oldular. Benim ise mesleğim bile yok. Kendi kendime kararlar alıp bu kararları gerçekleştirmeye asla güç gösteremediğim 2, bilemedin 3 haftadan sonra Cornelia ve Blaze'in zorlamaları ile bir duş alıp dükkana getirildim. Endişelenmeleri normal. Kızlar odaya bir girdi, ahır gibi! Kendi bokumda boğuluyorum yani. Eh, tabi ki el attılar. Yine de bu durağanlık iyi geldi. Sadece nasıl çıkacağımı bilmiyordum. Çıkmış oldum sayelerinde.

 Veritas Libertate'nin bu sayısında da bir şey bulamadıktan sonra onu da havaya rastgele bırakıp gelecek postasını aldım. Caldecott'u ziyaret etmek gerekiyor sanırım. En son yazdığından sonra parayı kırdı herhalde. Gözükmüyor ortada. O yazısı güzeldi de, direkt ölü adamın yazdığını koyacağını düşünmemiştim ben. Kendisi bununla ilgili yazar sadece demiştim. Öncesinde balodaki olayları, üç kızın o sikko trenin önüne atlamasını, cadı avcılarını kısaca geçmişti. Zaten ben kendimi kapattığımdan beri herkes cadı avcılarından bahsediyordu. Mantıklı buluyor muyum? Buluyorum! Ancak orada masumlar da öldü. Çocuklar... Gazeteyi açarken aklıma çocukların hali gelince duraksadım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım hatıraları uzaklaştırmak için. Gazeteyi açıp ikinci sayfasını okuyacaktım ki, ön sayfasında tanıdık bir yüzü fark ettim. Muntazam yüzü, beni benden alan bakışları, kahverengi saçları ile Caldecott'un suratı gazetenin kapağındaydı. Hemen kapattım sayfaları ve ana sayfayı açtım. "Merlinin kıllı ayak parmakları!" diye bir nidayla havada düzeldim.

"Vay anasını sayın seyirciler! Cornelia dinle!" Yatarak uçtuğum için olduğum yerde dirildim en hızlı şekilde. Bacaklarımı bağdaş kurup okurken yavaş yavaş aşağı inmeye başladım yanımdaki gazetelerle birlikte. "Kanlı Balo, Hogwarts ve Carmilla'nın Gizemi haberiyle merhum gazeteci Magnus Pearson'ın sancağını devralan azimli gazeteci bilmemne bilmemne Caldecott, evinin penceresinin önünde OLDUKÇA YARALI bir şekilde ölü bulundu. Ulan bu sefer daha saçma yazmışlar. Pearson için VAHŞİCE demişlerdi dalga geçmiştim. OLDUKÇA YARALI ne demek ya? Oldukça yaralı bir şekilde ölü bulunmak..." Elimdeki gazeteyi yere fırlatıp ayaklarımın üstüne indim en sonunda. Cornelia'nın bulunduğu tezgahın önüne gelip "Kankaliçem, ben bu kadına o toplantıda bize verilen gazeteyi satmıştım. Köşe yazısı yazdı hakkında. Şimdi de ölü bulunmuş. Baloda kaybettiklerimizi de düşünürsek... Defolup gitmek lazım buradan. Başımıza ne geleceği belli değil." Cornelia'nın gözlerine baktım. Hiç de oluru yok gibiydi bu plana. "Kankaliçem..." dedim üzüntülü bir tavırla. "Yalvarırım düşünelim kaçmayı. Sizi kaybedersem ne yaparım bilmiyorum." dedikten sonra tuttum elini. Dudaklarıma götürüp öptüm. "Sen." dedim. "Bana ikinci bir hayat verdin. Başına bir şey gelirse ne yaparım ben? Kaçalım buradan."
[/justify]

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari