İçeriden geldiği için boğuklaşan bir ünleme dışında bir yanıt alamamış olan Alpharian'ın, bulunduğu yere doğru yaklaşan hızlı adımlarla birlikte bugünkü ziyaretinde kaçınamamış olduğunu anladığı Gabriel'in sevgi dolu hayıflanmalarıyla birlikte, karşı karşıya kalışlarında iki adamın da karşılıklı gözlerini devirmeleri bir olmuştu.
"
Hıı, sen miydin? Ne istiyo’n? Bronş mu istiyo’n?" diye soran adamın geçen gelişinden beri bıkmayıp usanmadan -ve utanmadan da- ısrar ettiği hizibinin nişanını satma isteğiyle boğuşmak zorunda kalmıştı yine. Broşun durumu çok hırpalanmış, çizilmiş, kimi yerinden yamulmuş, iğnesinin ucu hem kırılmış hem de yamulmuş olmasa bile; Gabriel'in Alpharian'ın gözleri önünde üzerinden kazıyıp geri ağzına attığı sakızla birlikte her şey tam olmuştu şimdi.
"
50'ye satıyorum ama senin güzel yüzün için 31'e vereyim." diyen adamın pasaklılığı ile hınzırlığı karşısında söyleyecek bir şey bulamamanın ve kendisisi gibi saygın birine böylesi bir yaklaşım sergilenmiş oluşunun şokuyla ağzını açıp açıp kapatarak, söyleyecek bir şey bulamayan Alpharian'ın yardımına güzeller güzel Cornelia tam uygun bir zamanda yetişmiş olduğunu müjdeleyen ayak seslerinin duyulması yetişmişti. Kadının sonlara doğru değişen ses tonuyla "
Gabriel... Yardımın için teşekkür ederim. Ben devralabilirim artık." diye ortama girişi, onu tam anlamıyla bir kurtarıcı melek konumuna getirmişti Alpharian'ın gözünde.
Gabriel gitmeden önce tezgahın üzerine bıraktığı broşun üstüne ona dokunmaktan çekiniyor olsa bile elini koyup biraz kenara doğru iten Alpharian, adamla göz göze gelip "
Hanımefendiyle işim bittiğinde konuşmamız devam edecek..." dercesine onunla bakışmıştı. Bakışlarının odağını Gabriel'den çekip Cornelia'ya çevirirken, adamın gözden yitip gitmeden önce işaret ve orta parmaklarını gözlerine doğru götürüp kendisine geri işaret ettiğini gördüğüne ant içebilirdi adam ama şu an için onunla ilgilenmekten daha önemli birisi vardı karşısında. Tam kadının sözleri karşısında kafasını hafifçe yana eğerek gülümseyip yanıt verecek iken arka odadan gelen gürültü karşısında kendi canı yanmışçasına yüzü birazcık ekşimiş ve gözleri kısılmıştı adamın. Kadın ise kendi yüzündeki gülümsemeyi bozmadan içeriye
"
Dağınıklığa bir göz atar mısın? Sıkıntın da geçer hem." diye seslendi. İçeriden bir yanıt gelmese bile, ikili içeriden gelmesi beklenilebilecek potansiyel bir yanıtı kısa bir süre için bekledikten sonra kadın sessizliği bozmuştu:
"
Seni burada düzenli olarak görmek ne kadar güzel Ryan. Nasıl yardımcı olabilirim? Benim için elinde bir şey mi var?" diyerek
"
Ah, Cornelia; yorgun gözlerim için en güzel kır çiçekleri üzerinde yeni doğan günün ilk ışıklarıyla kutsanmış Gündüz çiği gibisin. İşlerimden olanak bulabilseydim sizi ve güzel işletmenizi daha sık görmeye gelirdim inan ki..." diye söze başladı Alpharian gözlerini Cornelia'nın gözlerinden ayırmadan. Hemen sonra kadının vereceği tepkiyi beklemeden ve biraz da ilgili değilmiş gibi görünme kurnazlığıyla sözlerinin devamını ekledi:
"
Senin beğenine sunmak için sabırsızlandığım birkaç parçam var bugün, aralarından en beğendiğini de eğer kabul edersen sana hediye etmek isterim. Her şey para değil ne de olsa. İş arkadaşlığı bile olsa, arkadaşlıklar kazançtan daha önemlidir ne de olsa."
Bu süre boyunca pantolonunun cebinde tuttuğu sol eliyle gövdesi arasında sıkıştırarak taşıdığı ve şu an tezgahın üzerine bıraktığı kalın, Bordo renkli kadifeden yapılma bir ruloyu açtığında, çevreye ışıltılar saçan birkaç eşya ortaya çıkmıştı. Üzeri çeşitli değerli taşlarla bezeli metalden bir sinek biblosu, tam tepesinde Pembe bir inci taşıyan gümüş bir ayna, arkasında takılı olan tüyünün havayla temas etmesiyle birlikte nazlı nazlı dans etmeyi durmadan sürdürdüğü bir tüy kalem, içindeki ışıltılı metalin sıvılaşmış biçimde dönüp durduğu altından kol düğmeleri, Kırmızı yakutlarla döşeli ince bir gümüş kolye, Erumpent kemiğinden yapılma ve ince el işçiliğiyle oyulmuş işlemeli bir tarak...
"
Hepsini satmayı düşünüyorum! Aşağı-yukarı 300 Galleon'dan daha fazlasını istemem ama. Sizin de kar sağlamanız gerektiğini biliyorum..." dedi Alpharian canlı bir ses tonuyla Cornelia'nın soracağını öngördüğü sorusuna önceden yanıt verdiği sözlerine başlamadan önce,
"
Yaşadığını bile hiç bilmediğim büyük büyük büyük halam ölmüş ve bana mirasından yalnızca bunlar kalmış... Döküntü evimde böyle güzel şeylerin barınabileceği bir yer ya da neden yok ne yazık ki..." diye de açıklamasına devam etti. Söylediği yalanın varlığını bile elinin tersiyle arkasına attığı bir sinek gibi geçmişinde bırakan adam, kadından gelecek yanıtı onun gözlerinin içine bakarak beklemeye koyuldu.
Bu sırada tezgahın arkasında karıştırdığı ceplerinde bulduğu birkaç parça top tiftik, 3 Knut, birkaç düğme ve ataçları elinde tutarak; çaktırmadan yerinden çıkardığı asasını yöneltip:
"
Resifors" diye fısıldayıp Gabriel geri gelmeden önce son hazırlıklarını yaptı. Cornelia ile işleri bittiğinde ona ödeme yapması gereken bir broş vardı ne de olsa.
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 4, total 4