17 Nisan, 2026 09:42:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Senin yerin benim yerim  (Okunma sayısı 119 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Oktaryus Ironheart

  • Büyücü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 150 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Oktaryus Ironheart
  • Güç Puanı: 44
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mesut
  • Meslek: Casus
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 2
Senin yerin benim yerim
« : 17 Ekim, 2021 19:48:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Güneş ufuktan batmaya hazırlanırken, son ışıklarınını ağaç yapraklarının ve göle kadar uzanan Nilüferlerin üzerine titizlikle dökerek onları kızıllaştırıyordu. bir ağacın altında oturmuş, bu sessiz yerde elinde tuttuğu Uygurca mektupla göl kenarını seyrediyordu. Karşısında güzel bir manzara vardı evet ama içini büyük bir buhran ve sıkıntı basmıştı. Kendisine Aksakallılar diyen bu gizli yapılanmadan gelen mektupta 150 yıl içerisinde Hasburg ve Osmanoğlu hanedanlığının sonunun geleceğini, artık Britanya'da yalnız olduğunu, ikinci bir emire kadar sakince ve göze batmadan yaşaması gerektiğini, onun için umudun pek kalmadığı yazıyordu. Fakat en azından Bir daha göremeyecek olsa bile ailesi güvendeydi. Elinde ki mektubu yavaşça katlayıp cebine koydu, Başını göğe kaldırdı ve gözlerini kapatıp güneşin kızıllığına kendisini teslim ederek şu sözleri söyledi.

"Bu muydu insanın sonu
Söyle Şeyh var mı bir hikmet
Yoksa şer midir bilinmez
Ağlamak mıdır suç olan
Yoksa sevinmek midir içten"

Şimdi kara kara ne yapacağını düşünüyor ve kendince bir çıkış yolu bulamıyordu. Hem bunca çaba boşuna mıydı? Tanrı bilir kaç kere kendisini tehlikeye atmıştı? Şimdi hepsi birer hiçti.
İyice arkasına yaslandı ve bu sessizliği dinlemeye başladı. kuşlar çirkin sesiyle kulaklarını tırmalarken, rüzgar kağıt gibi yüzünü kesiyordu, yaslandığı ağaç diken gibi batıyordu sırtına.
Sonra bir ses duydu, bir at sesiydi, yaklaşan birisi vardı. Oktaryus yavaşça asasını eline aldı ve oturduğu yerden kalkıp sesin geldiği yöne doğru bakmaya başladı. Sesler yaklaştıkça içinde ki huzursuzluk da bir o kadar artıyordu, aldığı mektuptan etkilenmiş gibi görünüyordu aslında evet bu onun etkisiydi. Kafasında birini burada öldürdüğünde nasıl gizleyebileceğini düşünmeye başlamıştı.

"Direkt gömebilirim, alıp cisimlenebilirim, burada kimse bir şey görmez... ne kimse bir şey görmez evet Casusların beni öldürmesi için de ideal bir ortam"

Kendi kendine panik geçirtmişti. Sonra biraz daha sakin düşünmesi gerektiğine karar kıldı.

"Havadan bile şüphe duyuyorum bu benim için iyi değil fakat asamı indirmeyecegim. Gelsin bakalım kimsin sen göster kendini !"

Çevrimdışı Gwen Rosé Davis

  • Mekan Sahibi
  • 2. Seviye
  • İleti: 5
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Gwen Rosé Davis
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: L. Dora
  • Meslek: Sanat Bahçesi Sahibesi
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 14
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Senin yerin benim yerim
« Yanıtla #1 : 17 Ekim, 2021 19:58:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sabahın erken saatlerinde kapınızda dikilen bir Gwen görseydiniz ne yapardınız? Siyah güzel atı anlaştığı çiftlik sahibinden erken saatte aldığı gibi kendini yeşil alana götürmeye başlamıştı genç kadın. Yanındaki kemanı ile güzel notaların arasında ayakları kendilerini dansa kaptıracak ve günü o kadar güzel geçecekti ki...
Babası bu konuda ona o kadar büyük bir umut olmuştu ki onun cesareti ile başı dik bir şekilde ilerliyordu.

Her zamanki o sessiz dünyasına giden atının üzerinde keyifle gülümsedi Gwen. Ağacına yaslanacak ve lezzetli bir kahvaltı ile enerjik notalar olacaktı yanında. Tık tık sesi, güneş ve saçları ile oynayan rüzgar... Ağacına gidene kadar herşey normaldi. Evet, ağaca gidene kadar.

Atından inmiş ve bir elinde sepet diğer elinde keman kutusu sallanarak giderken bir anda don kaldı.
Önünde uzun, koyu saçlı ve o anda düşman görünümlü adam ile bakışıyordu. Asasını gördüğü anda ise kaslarını çattı ve gözlerini büyüttü. Bu kimdi? İşgalci olabilir miydi? Ama neden onun yerini işgal etsin ki... Kiralik katil? Kimse ile de sorunu yoktu ki...

Yavaşca eşyalarını yere bırakmış ve asasını çıkartarak işaret parmağı gibi adama kızgın suratı ile sallamaya başlamıştı.

"BANA BAK KİMSİN SEN BİRDE BANA ASA ÇEKMİŞ?! YERİME GEÇMİŞ BENİ Mİ BEKLİYORSUN?!!!"

O anda yere sertçe basarak elindeki asasını sopa gibi adama çakmaya yürüyordu ki tek bir geri çekilmesi ile ayağı onunkine takılmış ve dönerek sırtının üzerine düşmüştü. Gözlerini kapattı ve yüzünü ovalayarak başını kaldırdı. Öfkeli bir kedi gibi sessizce konuşmuştu.
"Sen ne yapıyorsun ya? Benim özel yerime geçmiş birde bana asa çekiyorsun. Hiç mi kadın tanımadın yaaa?!"

Yavaşca ayağı kalkarak üzerini elleri ile temizlemeye çalışmış ve sepetine doğru yürümüştü Gwen. İkisinide aldıktan sonra ağacın önüne koydu ve salık saçlarını geriye doğru düzeltti.
"Burası benim tamam mı? Sonradan gelip üzerine konamazsın!"
Kemanını ve sepeti düzeltmiş bir şekilde atına doğru yurudu ve ağızının yanındaki ip ile onu başlayacak bir yer bakındı. Yanakları kızarmıştı. Hem rahatsız hissediyordu hemde kendi kendine utanmış ve kendine kızmaya başlamıştı.

Çevrimdışı Oktaryus Ironheart

  • Büyücü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 150 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Oktaryus Ironheart
  • Güç Puanı: 44
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mesut
  • Meslek: Casus
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Senin yerin benim yerim
« Yanıtla #2 : 24 Ekim, 2021 20:43:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gelenin sadece vakit geçirmek ve piknik yapmak isteyen bir kadın olduğunu anladığında bile asasını indirememiş ve donmuş kalmıştı. Sanki her şey hem çok hızlıydı hem çok yavaştı. Bu... çok tuhaftı ne oluyordu böyle? Eğer gerçekten karşısında ki bir casus olsaydı ki hala olabilirdi o zaman kendisi savunmasız bir haldeydi. Kalbi o kadar patlayacak gibi atmaya başlamıştı ki biran kalp krizi geçirdiğini sanmıştı. Neden daha önce böyle bir şey hissetmemişti?   Kendisine bağırmasıyla içinde bir sinir birikmişti ama bu bile o kadar farklı hissettiriyordu ki...
Yavaşça eğilip onu yerden kaldırmayı düşündü ki hanımefendi hızlıca yerinden kalkmış ve bağırıp çağırıp uzaklaşmaya başlamıştı. Oktaryus bir süre onu seyretti sonra ise hissettiği huzursuzluk ve heyecan hislerinden dolayı kalkıp göle doğru yürüdü.  Bir süre aptal gibi gölü seyretmeye başladı.  Eline bir taş aldı ve fırlatır gibi elini kaldırdı fakat geri indirdi ve yere bıraktı. Acaba arkasından biranda Avada diye başlayan o sözü mü duyacaktı. Sakince yavaşça arkasına döndü ve kıza doğru yürüdü. Önce konuşmaya çalıştı fakat öksürüp bir süre durdu ve sesini düzelterek.

"Üzgünüm, sana kabalık yapmak istemezdim biranda ortaya çıktın ve refleks olarak asamı kaldırdım ama burası nasıl senin yerin oluyor?"

Dedi.

Tekrar arkasına döndü ve başka bir ağacın yanına gidip arkasına yaslandı, gözlerini göle dikmişti ve sessizce içinden düşünüyordu.
Bir casus olarak içinde bulunduğu durumu anlamlandıramıyordu ve bu hiç hayra alamet değildi.  Soğukkanlı olmalıydı, bunun farkındaydı, belki de en hızlı şekilde oradan uzaklaşmalıydı fakat gitmek de istemiyordu.
paltosunun yırtık cebine yerleştirdiği tabakayı eline aldı ve  içinden çıkardığı filtreyi ve tütün kağıdını alıp, arasına biraz tütün koydu ve ucunu yalayıp yuvarlayıp kağıdı sardı.  Diğer cebinden çıkardığı kibrit kutusunu açtı, iki çöp kibrit kalmıştı. Siper ederek ilkini yaktı fakat tütünü tutuşturamadan kibrit söndü.

"gerçekten mi?" diye mırıldanarak söylendi kendi kendine. İkinci kibriti yakıp iki avucunu kapatarak tütünü tutuşturdu ve güçlü bir nefes aldı. Dumanı içine çektiğinde yanakları  çökmüştü. Dumanı bıraktı ve gözünün önünde süzülüşünü seyretti, iyi hissettirmişti, sakinleşmesinde yardımcı olmuştu. Şuan biraz da şarap olsa aslında hiç fena olmazdı. Güneş iyice son ışıklarını ufuktan süzüyordu.

"Ah ne kadar da depresif? Bu kız aklımı başımdan alıyor, düşünemiyorum bile."

yavaşça başını çevirdi ve kadına bakmaya başladı, harika şimdi de onu rahatsız edebileceğini düşünüyordu tekrar bakışlarını kaçırdı.

Çevrimdışı Gwen Rosé Davis

  • Mekan Sahibi
  • 2. Seviye
  • İleti: 5
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Gwen Rosé Davis
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: L. Dora
  • Meslek: Sanat Bahçesi Sahibesi
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 14
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Senin yerin benim yerim
« Yanıtla #3 : 01 Kasım, 2021 20:50:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Başta normal gidiyor gibi düşünüyordu genç kadın. "B-... Benim yerim işte! Hep geldiğim bu sessiz yere zaten sadece ben ve atım geliyor. Ş-şey benim işte! Aaaa..."
Omuz silkip atını yakındaki bir ağaca bağladıktan sonra yavaşça yere oturarak keman kutusunun kapağını açmıştı. Yavaşça yerine yerleşmeye başlıyordu genç kadın. Böylece tamamen hazır olduğunda rahatca huzur bulabilecekti.
Önce sepetten bir kaç alıştırmalık çıkarmak istemişti ancak yanında olduğunu bildiği bir adam var olunca pek rahat yapamıyordu bunu sarışın. Tuhaf şekilde zaten bunu etkisi ile artık aç değildi. Tek bir seçenek vardı. O da gözlerini kapatıp kendini notalara bırakmak...

Önce ayakkabılarını çıkardı. İç çekerek planını kurmuş ve hemen uygulamaya geçmişti. Kemanı ve yayını narin parmaklarına aldığı zaman yavaşça ayağa kalkmıştı kalbi hızla atan Gwen. Başını yasladığı tahta güzellik, ezber olarak bildiği notaları tek tek seslenirken gözlerini kapatıp adımlarını çimenlere bırakmıştı. Her notada bir adım derken dışarıdan bakıldığında kendinden emin şekilde ritimle dans eden bir genç kadın görebilirdiniz.
Gözleri kendi sanatının güzelliği ile dolunca durup gözleri kapalı bir şekilde gülümsemişti. Mavi gözleri yavaşça dünyaya baktığında ise iç çekip kafasını kaldırdı. Ancak o anlık unuttuğu diğer canlıyı fark ettiğinde yutkunmuş ve gözlerinde kilitli kalmıştı. Kül rengindeki saçları hafif rüzgarda sallanan Oktaryus ise tepkisi anlaşılmaz bir ifadedeydi sanki. Titrek bir nefes verdiğinde ise Gwen, onun ruhunun derinliklerini gördüğüne yemin edebilirdi. Müzik onun için de bir duyguydu aslında. Bunu hissetmişti genç kadın ve bu taze ancak yorulmuş ruha doğru adımlarını ilerletti. Yaklaştığında tatlı bir tebessüm vardı yüzünde. Gözler dolmuştu. Eğer aslında gerçekten yapamadığı bir kanıt olmasa onun anılarını izliyor gibi acı çektiğini düşünmüş ve onunla üzülmüştü. Eli adamın yüzüne doğru hafif titreyerek ilerlerken yüzüne dokunmadan, birden sarılmıştı. Bu ani bir hareket oldu hem Rosé hem de Oktaryus için. Adamın arkasına doğru sarıldığı için ne yüzünü ne de tepkisini görebiliyordu genç kadın. Ancak pişman değildi. Gözlerini kapattı ve gülümseyerek huzur alanının içinde sessiz telleri duyuldu.

"Sarılmanın iyi geleceğini çünkü seni çok üzdüklerini gördüm"

Çevrimdışı Oktaryus Ironheart

  • Büyücü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 150 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Oktaryus Ironheart
  • Güç Puanı: 44
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mesut
  • Meslek: Casus
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Senin yerin benim yerim
« Yanıtla #4 : 01 Kasım, 2021 22:26:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gözlerini tekrar kaçırıp, Arkasına yaslandığı ağaçın dibine çöktü ve gölü seyretmeye devam etti. Kafasının içinde dolaşan binlerce kaotik düşünce dönüyordu. Hırpalanmaya başladığını hissetmişti. Doğduğundan beri hiç doğruyu söylemiş miydi? Böyle olmasını ister miydi, Beklediği hayat bu muydu?
Birden kulaklarına dolan keman sesiyle gözlerini kapattı. Acı.. bunca etkinlige, bunca baloya katılmıştı, pek çok kez senfonilere... ama yıllardan sonra hiç böyle bir şey duymamıştı. Ruhuna dokunan şey sadece notalardan mı ibaretti yoksa çalan kişide bir hikmet mi vardı? Çocukluk anıları gözlerinin önünden tek tek geçiyordu, muhterem pederi ve küçük kızkardeşi ile olan anıları.
Babası da emeklilik yıllarında kendisini tamamen sanata yormuştu, Kızkardeşiyle ateşin etrafında onu dinlerlerdi. Şimdi onların güvende olup olmadıklarından ne emindi? Aralarında bilmem kaç bin arşın mesafe vardı. Muhtemelen ailesini bir daha görmeyecekti. Burada yaşadıkça farklı kavramlarda aklında yoğunlaşmıştı, sanki hiç sevgiyi tatmamış birisi gibi... doğru düzgün ahbabı bile olmamıştı.
Yakalanıp işkence gördüğü o anlar aklına geldi, şimdi vucudunun bazı yerlerinde kesik izleri vardı. Çok önceleri bir dostu olmuştu, o da kollarında can vermişti, kurtaramamıştı. Şimdi ise bu kıza karşı hissettiği kalp çarpıntısı ve yoğun his dram etkisini etkiliyor ve katlarına çıkartıyordu. Sanki her şey kararıyordu, sanki her şey bitiyordu, sanki sonuna yaklaşmıştı. Belki de bu gün batımının etkisiydi belki de iyi olan buydu, huzurlu olabilirdi. Yalandan ağlaması hariç 15 yıldır ilk defa gözlerinden yaşların süzüldüğünü hissetti.

Bakışlarını yavaşça çevirip kıza baktı.
Öyle hoş görünüyordu ki...

"Özür dilerim"

Neden özür dilediğini bilmiyordu, birisine karşı hisler duymak bu onu korkutuyor olabilirdi. Hem mesleğinde buna yer yoktu.

Onunla göz göze geldi, titrek bir nefesle hızlıca önüne döndü ve ayağa kalktı. Gitmeliydi, varlığıyla yeterince onu huzursuz etmişti. Kendisi gibi bir makine... emret öldürsün, emret çalsın, emret yalan söylesin, emret seni harbe soksun.
Burada onun için bir şey yoktu, olamazdı.
Bundan nefret ediyordu artık! Kendisinin efendisi olmak istiyordu. Ne ihtiyarların, ne Sultan'ın ne teşkilatın umrundaydı, ne de büyücü-Konfedarasyonunun.

Arkasına döndü ve yeni bir emir alana kadar beklemek için bir yer bulmaya karar vermişti ki...

Hissettiği sarılma ile birden eli asa- durdu.

Duyduklarıyla kalbi paramparça olmuştu.
Bu cadının umrunda mıydı?
Yavaşça arkasına döndü. Sanırım eli titriyordu.

"Hadi seni ajan, arkana dön ve git"

Ama bunu istemiyordu, Lanet olası kulaklarında bile emirler çınlıyordu. Hayatında bir kez olsun kendisi olamaz mıydı? Ama ya.. o bir casussa? Hayır değildi işte. Bu iğrenç bir dramaydı öleceksem öleyim YETER LAN!

Aniden kıza sarıldı...

Gözyaşları onun omzunu ıslatırken

"Başaramadım, yapamadım, ben hiç kendim olmadım" diye kısık bir sesle tekrar tekrar söylüyordu.




Çevrimdışı Gwen Rosé Davis

  • Mekan Sahibi
  • 2. Seviye
  • İleti: 5
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Gwen Rosé Davis
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: L. Dora
  • Meslek: Sanat Bahçesi Sahibesi
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 14
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Senin yerin benim yerim
« Yanıtla #5 : 05 Kasım, 2021 21:34:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sadece sessizce olduğu yerde duruyordu Gwen. Tahminleri doğruydu ancak bu... GERÇEKTEN KAHİNMİYDİ?!!

Bir saniye... bir saniye lütfen... Şu anda duygusal ortamda olduğu için bunu düşünmesi ve heyecanlanması çok yanlıştı. Derince nefes aldı Rosé. Gözlerini sıkmış ve ona -adını sormayı unuttuğu şahsiyetlik- söylenebilinilinilecek en sakinleştirecek kelimeleri düşünüyordu. Uh.. Tabi Rosé Dünyada sadece birkaç şey odaklanmasını bozabiliyordu. Uzatmaya gerek yok. Yani kısaca gözleri yavaş bir şekilde açıldığında karşısında gördüğü ceylan sanki tüm düşüncelerini sıfırlamıştı.

O kadar kendinden fiziksel şekilde büyük birine zarar vermek mümkün olabilir miki? Kollarını omuzlardan çekerek ondan uzaklaşmış ve yine uzakta ama sonuçta karşısında olan ceylana doğru birden koşmaya başlamıştı. Heyecandan nefes alamayacak durumdaydı aslında. Hatta o kadar ani olmuştu ki genç adamı unutarak sadece o narin ve eşi bulunmayan canlıyı düşünebiliyordu. Her adımında sarı saçları hafif rüzgarda göz açısına geliyor olabilirdi ya da sevinçten parlayan gözleri kocaman olmuş olabilirdi ama aslında bunlar sadece çocuk ruhunu dışarıya gösteriyordu.

"AH KOCAMAN GODRİC... BU BİR CEYLAN!!!"

Tabi ona doğru koşan bir manyak olunca hayvan tıkı tıkı kaçmıştı. Eh o kaçıncafa çok uzaklaşmamış olan Rosé'de durmuştu tam tersi. Birden kollarını göğüşlerinde birleştirip küçük bir kız gibi kafasını yere eğerek pıtı pıtı çıplak ayaklarıyla yürüdü. Bazen ayağına batan küçük şeyler vardı ancak o kadar enerji ruhtaydıki bunu umursamıyordu bile küçük ruhlu büyük kız. Adamın yanına tekrar dönmüştü ki söylenmeye başladı. "Of ya bunlar da hep kaçıyor."

Sonra başını yavaşça kaldırıp mavi gözleri ile ona bakmaya devam etti. Sakince iç çekmiş ve beyefendinin üzerindeki kıyafeti kendi boyuna yakın yerinden tutarak çekiştirmeye başlamıştı kemanını unutmayarak. Sanki eşya sürüklüyor gibiydi. Ama genç kadının asıl amacı ise onu suyun yanına getirmekti tabi.
Eh sözsüz iletişimle de zorla da olsa yan yana duruyorlardı. Yani sonunda kül-gri kafalı Kurt ile sarı kafalı Ceylan mavi suların yanında...

"Ben yabancı biriyim ama yine de, benimle kendin olabilirsin."

Üzerinde yarım ay -kendi tasarımı, kendini sembol böyle görüyor- olan sağ bilekliğinden gelen sallanma sesi ile kemanı kaldırarak derin olmayan suya ilerledi ve çıplak ayakları soğuğu hissederken tahta güzelliği boyunun altına aldı.
"Rosé... Gwen Rosé Davis..."

Mırıldanışlı kelimelerden sonra gözlerini kapatarak o an hissettiği çakraya uygun melodiyi çalmaya çalışıyordu narin elleri...

Çevrimdışı Oktaryus Ironheart

  • Büyücü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 150 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Oktaryus Ironheart
  • Güç Puanı: 44
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mesut
  • Meslek: Casus
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Senin yerin benim yerim
« Yanıtla #6 : 06 Kasım, 2021 22:35:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Birden yanından çekip gitmesine bozulmuştu, her neyse özelini paylaşmak sanırım bir hataydı ve gereksiz duygusallaşmıştı. Yine her şey aynı şekilde devam edecekti.

Yavaşça arkasına dönüp Kadını seyretmeye başladı. Ceylana doğru koşup geri döndüğünde onun çocuk ruhlu birisi olduğunu farketti. Acaba bir travmamıydı? Yoksa sadece kendisi miydi? Yoksa... yoksa ne? Düşünemiyordu pek çok şey olabilirdi.
Cebinden çıkardığı mendille gözlerini silip, bakışlarını yere çekti, çekip gitmeyi düşünüyordu. Yakasından tutmasıyla ellerine bakakaldı. Ona karşı koymadı fakat hareket de etmedi sadece çok sessiz bir şekilde başını eğdi ve bekledi. Kemanını alıp suya gittiğini görünce derin bir iç çekti.

"Benimle kendin olabilirsin diyordu. Mümkün müydü? Kendin olmak için bile belki yalan söylemeliydi"

Birkaç adım atıp suya girdi, su dizlerine kadar ıslatıyordu. Ona düzgünce yaklaşmamıştı tabiki, ismini duyduğunda mırıldanmakla yitindi. Sessizce ve sakince çaldığı nağmeyi dinledi. Eşsiz notalardı, güneş son ışıklarını onun üzerinden verip suya batarak kayboldu gitti. Tıpkı bazı yaşanmışlıklar gibi....

Şimdi ikisi de ay ışığının altında bu gölde kalmışlardı. Kız ona döndüğünde asasını kaldırıp ona doğru çevirdi gözlerini kapattı ve asasını kendi etradında çevirerek fısıldadı.

Gümüş renkli bir Ceylan asanın ucundan fırladı ve kızın etrafında koşturmaya başladı. Bu bir patronus büyüsü değildi, bir ilüzyondu. Bu çocuk ruhlunun hoşuna gidebilirdi, bunu neden yaptığını bilmiyordu ama yapmak istemişti.

"Oktaryus Ironheart" dedi.

Sadece Oktaryus başka hiçbir şey değil. Kızın yanına yaklaştı, mavi gözlerinin içine baktı ve Elini uzattı. Kemanı işaret ediyordu.

"İzin verir misin? Merak etme ona iyi davranacağım"

Rose'nin elinden yavaşça kemanı aldı ve pozisyonunu alarak derin bir iç çekti.
"KûrdiliHicazkar" makamında bir taksim çalmaya başladı, bu makam yakıcı hüzün diye geçerdi. Her nota can alıcı seviyede hüzünlüydü ve Keman feryat eder gibiydi.

Taksim bittiğinde sakince, dikkatli bir şekilde Kemanı geri verdi.

"Zamanında babam bana öğretmişti"

Yavaş bir şekilde gölden çıktı, arkasına döndü ve bir bakış atarak

"Su soğuk üşüteceksin, her şey için teşekkürler"

Canı daha çok yanmıştı, Rose'nin yanından ayrılmak istemiyordu, onu sevebilirdi fakat karşılık alabilir miydi?
Bu yüzden fazla uzaklaşmadı, çimenlere doğru gitti ve yere oturup öylece beklemeye başladı.

Çevrimdışı Gwen Rosé Davis

  • Mekan Sahibi
  • 2. Seviye
  • İleti: 5
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Gwen Rosé Davis
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: L. Dora
  • Meslek: Sanat Bahçesi Sahibesi
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 14
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Senin yerin benim yerim
« Yanıtla #7 : 14 Kasım, 2021 17:58:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İşte doğru konuşma! Bunu anlama şekli, verdiği zarif kemanına güzel davranmasıydı genç adamın. Tabi çaldığı nota Rosé'nin parlak gözleri kadar neşeli değildi. Ya da onun içinde hissedebildiği saklanmış iyilik kadar umut verici değildi. Yine de sanat her anlamda güzeldi. Notalarda gözlerini kapattı ve adım adım sudaki soğukluğu hissedebileceği kadar ilerledi. Bileklerine kadar olan derinlik birden tüm vücudunu ele geçirmiş gibi titretti Gwen'i. Keman sesi sustuğunda ise ahşap eseri sudan uzağa koymuştu.

"Oktaryus... Oktaryus Ironheart"

Diye geçirdi mırıldanarak. Tekrardan suya ilerlediğinde ise hiç bir amacı yoktu aslında. Üşüteceksin lafını duyması ise genç kadın için sadece duyduğu ancak anlamını takmadığı bir cümleydi. Arkasını döndü yavaşça. Oradaydı... Oktaryus ile yüz yüze duruyordu. Akılından ne geçiyordu acaba? İyi birine benziyordu diyemezdi belki ancak bunu hissettiğini söyleyebilirdi Gwen. Bir... iki... Gözlerini kapatıp nefesini tutarak kendini geriye bıraktı. Saniyeler içinde tüm bedeni suyun içine düşüp geri yükselmişti. Bu yüzden de sudan ayağı kalktığı anda titremeye başladı. Gece olduğunda suya girmek zaten sadece Rosé'nin yapacağı bir şeydi. Yüzündeki suyu sanki silecekmiş gibi atmaya çalıştıktan sonra ise değişik şekilde yürüyerek çimlere bastı. Üşüyordu. "Çirkin göründüğüme 10 galleon bahis koyarım!"

Önüne bakmıyordu tabi ki. Birde önüne taş ya da çukur çıkar diye ayaklarını sürüyerek ilerliyordu ki sanki yaramazlık yaptığı için ceza almıştı. Taş ya da kaya hangi gereksiz yol kapatıcıysa ona takılıp ters hareket yaptığı olmamış gibi ikinci adımını çukura atıp sonunda aylardır incitmediği bileğini incitmeyi başarmıştı. Attığı küçük çığlık ile ayağını kendine çekmiş ve sanki işe yarayacak gibi sıkmaya başlamıştı. "Çakramımı kaybettim ne oldu ya?! Ah düşüncesiz akılım..."

Kafasını kaldırdığında ise kül saçları sanki hava ile aynı renk olan adamın ceketini gördü. Mahcup olmuştu aslında. Yanakları kızararak ceketi aldıktan sonra tam giymeden omuzlarına astı. Sessizce teşekkür ettiğini fısıldarken ayağı kalkmaya çalışmıştı ancak dengesini koruyamadı ve ayağını yere bastığında hissettiği acı ile tekrardan kendini yere doğru bırakmak zorunda kalmıştı genç kadın. Havanın esintisi ve ıslak kıyafetler ise üst üstüne gelen üç hapşırık olmuştu sanki.

Çevrimdışı Oktaryus Ironheart

  • Büyücü
  • 5. Seviye
  • İleti: 15
  • 150 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Oktaryus Ironheart
  • Güç Puanı: 44
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mesut
  • Meslek: Casus
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Senin yerin benim yerim
« Yanıtla #8 : 14 Kasım, 2021 18:30:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu kişinin içinde bir şeyler vardı gözlerinde gördüğü bambaşka bir kişilik bir ruh. Gencecik, enerjik, düşünceli. Anlamlandıramadığı bir çekim hissediyordu ona karşı. Sudan çıktıktan sonra sakince onu seyretmeye başladı bir şeyler mırıldandığını gördü, dudağını seçebildiği kadar okuduğunda ismi olduğunu farketti. Biranda kendisine suya bıraktığını görünce sadece sakince arkasında duran ağaca yaslandı ve soğukkanlılığını korudu.

"Bırakalım, nasıl hissediyorsa onu yapsın, aklındakine engel olmayalım fakat kurtarmak için de buradayım belki ilk, belki ilk ve son kez"

Diye düşünüyordu içinden.  Az önceki duygusallığından kurtulmuştu ve kendisini geceni karanlığına teslim etmişti. Yüzüne hafif soğuk bir esinti çarpıyordu.

Biranlığına çocukluğuna döndü, İstanbulun o soğuk boğaz havasını düşündü, havai fişeklerin atıldığı, kandillerin yakılarak şehri süslediği, o geceleri... acaba koca Londra biranda kimsesiz kalsa hiçkimse olmasa gece nasıl görünürdü.

"Tamam bukadar yeter"

Oktaryus asasını kaldırdı, kızı çıkarmayı düşünmüştü ki kendisi çoktan ıslak ıslak yürümeye başlamıştı.

Islak saçları, teni, o parıldayan gözleri...

"Kendinize zarar veriyorsunuz"

Dedi onun inatçı yalın yürüyüşüne karşılık.

Yere düştüğünü görünce yavaşça eğildi ve ceketini ona teslim etti.
Yere oturup

"beni bağışla"

Dedi ve ayağını sakince tutup dizinin üzerine koydu. Bir iki yerine hafifçe baskı uygulamıştı ne kırık vardı ne çıkık, iyi olacaktı.

"Rose, iyi olacaksın. Seni gideceğin yere götürmeme izin ver olur mu?"

Kızın başını salladığını görüce onu kaldırdı ve sakince atına doğru taşıdı ve binmesine yardım etti.

"Gece tek başına gitme istersen, biliyorum beni tanımıyorsun ama ayağın için ve gecenin karanlığı bu şehir tehlikeli olabiliyor."

Atın ipini çözdükten sonra elini yelesine koydu ve "bu kısrağı ben sürebilirim ne dersin?"

Bakışlarını onun parlak gözlerine çevirdi, genç kız ne düşünüyordu?
Ayağında ki ağrıya ve yolların tekinsizliğine olan korkusunun içine işlediğini farketti. Başını evet anlamında salladığını görünce onun eşyaları aldı,  yanına geldi ve birlikte yola koyulup karanlıkta kaybolup gittiler.