Dünya Ülkeleri > Mali-Phali-Ty-Co Pub

Magna Purgatio: Attingendis Impar Auctoritas

<< < (2/2)

Raymond Harvey Davis:
Batan güneş, gökyüzündeki bulutları kırmızıya boyayalı epey olmuştu. Sıradan büyücüler için bu olay pek önem arz etmese de, Ray'in ekibi için zaman ölümcül sonuçlar doğurabilirdi. Yıllardır birlikte örgüte hizmet ettiği dostu Ryan'ın olağan dışı durumu, bu gibi durumlarda işleri içinden çıkılamayacak bir hale sokuyordu. Gündüzleri genç bir büyücü olan adam, ay gök yüzünü süslerken, ikizi olan güzel cadı Meghan'a dönüşüyordu. Ve Meghan, Topiarii Sanctionem üyesi değildi. Kadının, hayatlarını adadıkları bu kutsal görevden haberdar olması demek, sorgusuz bir şekilde infaz edilmesi demekti. Dostunu bu durumdan koruyabilmek için iki adet özel yüzük tılsımlamıştı Raymond. Diğer ikize dönüşmeye bir saat kala renk değiştirip sahibini uyaran yüzüklerin biri Raymond'un diğeri de Ryan'ın parmağında takılıydı.

-Çok zamanımız yok Kenneth, yüzük kırmızıya dönüşmek üzere.

Evin kuzey cephesine doğru çoktan yollanmış olan Ryan bu konuşmayı duymamıştı fakat o da durumun farkında olduğundan acele ediyordu. Kenneth'a eliyle sol cepheyi işaret ettikten sonra topukları ile küheylanı harekete geçirip ön cepheye doğru harekete geçmişti büyücü. Evi üç koldan saran Lautuslar'ın gazabı uğursuz bir lanet gibi çökmek üzereydi nesuntların üzerine.

Bahçeye girmesiyle yüzünü buruşturacak ağır kokunun ciğerlerine dolması bir olmuştu. Ölümün kokusu evin dört yanında kol geziyordu. Bu sapkın örgütün telef etmiş olduğu hayvanların cansız bedenlerini yığdığı, geniş kasalı iki at arabası dikkatini çekmişti. Tekerlerin toprak arazi üzerinde bıraktığı derin izlerin içi masum hayvanların bedeninden süzülen kırmızı sıvı ile doluydu. Bu vahşet, yaşayan her canlıyı, türü ne olursa olsun dehşete düşürecek düzeydeydi. Attan inip ayaklarını balçığı andıran zemin ile buluşturması ile bir kaç santim derine batmıştı çizmeleri. Ardında bıraktığı ayak izlerini oluştururken çıkan çamur sesi eşliğinde adımladı evin yolunu yavaşça.

İşte tam karşısındaydı. Tüm bu katliamdan sorumlu olan üç iğrenç varlık. Kendilerini insan statüsünde gören ve nefes almayı hak ettiklerini düşünen üç adet varlığı gereksiz kişi. Kafesler içinde korku dolu bakışlarla, belki de kendi dillerinde attıkları yardım çığlıklarıyla onları izleyen çeşit çeşit hayvanın gözü önünde yeni bir ritüele başlamak üzereydiler. Camı kırık ahşap bir pencerenin ardından gördüğü bu manzara karşısında sakinliğini korumak hiçte kolay değildi Raymond için. Aklından geçen türlü türlü işkence yöntemlerini sırasıyla uygulamak istiyordu bu adamlara tüm varlığıyla. Acı içinde kıvrandırarak ve yavaşça. Fakat Topiarii Sanctionem böyle bir örgüt değildi maalesef. Kişisel öfke ve çıkarlar örgüt tarafından desteklenmezdi. Her Lautus sonuç odaklı çalışıp işlerini hızlı bir şekilde bitirerek gözden kaybolmakla mükellefti. Bu sebepten ötürü de işkence, örgüt kurucusu Farell tarafından kesinlikle yasaklanmıştı ve suç sayılırdı.

Soluduğu pis havayı derin bir öfkeyle içine çektikten sonra gözleri az önce ayrıldığı arkadaşları ile buluşmuştu tekrar. Onlar da büyük salona bakan başka pencerelerden izliyordu olan biteni. O esnada içerideki üç nesunttan biri, hemen arkalarında bulunan kafeslere doğru yönelmişti. Elindeki tuttuğu sopanın diğer ucu halka şeklindeki bir iple bağlıydı. İpi kafeste bulunan köpeğin boynundan geçirip odanın ortasında bulunan sunak şeklindeki taşa doğru sürüklemeye başlarken, diğer adamlardan biri de anlaşılmayan sözcükler mırıldanmaya başlamıştı. Daha fazla vakit kaybetmek akıllıca değildi. Başıyla verdiği belli belirsiz sinyal ile harekete geçmişti Calamum Lautuslar.

Kuvvetli bir şekilde odanın tavanında yankılanan "Petrificus Totalus" büyüleri eşliğinde pencereden atlayan üç büyücü, taş kesilen bedenlerin yanına doğru süzülür gibi yürümeye başlamıştı. Sağ yanında Ryan dizlerinin üzerine çökmüş, canilerin elinden bedenini sıyırıp kurtaran minik köpek ile ilgilenirken, sol yanda Kenneth çoktan "Temizlik Bildirgesi"ni okumaya başlamıştı. Hemen ardından Ryan'da onu takip ederek elindeki parşomeni açıp ezberlememekte ısrar ettiği bildirgeyi dinletmişti odadaki herkese. Bu bildirgeyi duyan hiç bir nesunt şu an hayatta değildi. Sıra kendisine geldiğinde öfkeden titreyen dudaklarından dökülmeye başlamıştı karşısındaki adamın ölüm fermanı.

-Sen Lucius Hill adıyla bilinen kişi, Tuum esse inutile başına hak ettiğin bir ölümle çöküyorum. Suçun, çarpık bir düzene hizmet edip masum kanını ellerine bulaştırmaktır. Anima tua patiatur ve sonsuza dek acıya hapsol. Purgatio completur (Temizlik tamamlandı.)

Sözleri bittikten sonra asasını karşısındaki hareketsiz bedene doğrultup fısıldadı dişlerinin arasından;

-Levicorpus!

Bir anda baş aşağı havalanan adamın gözleri çaresiz ve korku dolu bakışlarla Raymond'un gözlerinin içine bakıyordu. Asasının ucunu nesuntun boyun hizasına getiren Ray, soldan sağa doğru düz bir çizgi çeker gibi yaptığı hareket ile boynunda bir yarık oluşturmuştu. Akan kan kısa sürede adamın soluk borusunu doldurup ağzından ve burnundan dışarı boşalmaya başlamıştı. Her ne kadar hak ettiği düzeyde ızdıraplı olmasa da, kendi kanında boğulmak bu iğrenç varlık için en yakışık alacak ölüm şekliydi.

Kenneth A. Miller:
Londra Scrinium'u, resmi adıyla Scrinium de Phali açılalı 2 yıldan biraz fazla olmuştu ancak. Bu kısacık zamanda, şüphesiz Londra gibi gayet merkezi bir yerde bulunmasının da etkisiyle, dünya üzerindeki Lautusların çokça rağbet gösterdiği bir yere dönüşmüştü. Adventus ve Discessum kabinleri, diğer Scriniumlardan buraya ve buradan diğer Scriniumlara cisimlenmek amacıyla kullanılan tek kişilik bölmeler arı kovanı gibi işliyordu. Süpürge kiralamak isteyen, Uçuç Tozu satın alan, kurbanın dökülen kanını emerek önemli bir cinayet delilini ortadan kaldıran tılsımlı bıçaklar gibi bazı özel ürünlere göz atan Lautuslar terminal kısmında sürekli bir kuyruk oluşmasına neden oluyordu. Odalar neredeyse her zaman en az yüzde yetmiş doluluk oranıyla faaliyet gösteriyordu ve şu anda yalnızca iki boş oda bulunuyordu. Gemi kamarası biçimindeki kocaman bar kısmı ağzına kadar doluydu şu an. Hem sanat hem eğlence bölümündeki masalar akşam yemeği servisini bekleyen Laustuslarca zapt edilmişti. Kenneth, Ryan ve Ray bar kısmını tam cepheden gören duvar dibindeki ahşap masalardan birinde kendilerine yer bulmuşlardı anca. Kenneth peçeli cüppesini ve yedek asasını Ray'in ona tahsis ettiği özel kasalardan birine koyup masaya geldi. Sol bileğinde bir ağrı vardı. Muhtemelen az önceki onca hoplayıp zıplama sırasında ya da belki Alberto Towenhand'in canını alırken bir biçimde incinmişti.

Kenneth sakin, duygularına kendini kaptırmayan, hem öfkesini hem de nefretini gizlemek konusunda mahir bir adamdır. Bir nesunta işkence etme arzusuna kapıldığı çok nadirdir bu yüzden. Hele ki on yıllık örgüt geçmişinin belki son yedi senesinde bu türden bir dürtüye hiç kapılmamıştı. Fakat bugün, Towenhand'i ve hatta diğer iki serseriyi de zevkle işkenceye maruz bırakabilirdi. Bunu yapmayı fazlasıyla istemişti. Bundan zevk alacağını hissettmişti. Ray ve Ryan'in de benzer hislere sahip olduğundan adı gibi emindi. Fakat yapmamışlardı işte. Çünkü onlar adi psikopatlar değildi, ruhsuz katiller de değildiler. Onlar tüm zamanların en muhteşem örgütünün, Topiarii Sanctionem'in üst düzey üyeleri, Londra'nın en güçlü Calamum Lautuslarıydı. Farrell'a ve ilkelerine yürekten bağlıydılar.

Kenneth sol bileğini ovuşturmayı bırakıp Finn'in bizzat servis ettiği patates likörlü kuşburnu kokteylini aldı. Sonra üç arkadaş kadehlerini tokuşturup bir ağızdan "Nostri Pulcher Hortus" dediler. Kenneth kokteylini tek dikişte içerken çevre masalardan pek çok kişinin bu söyleme kadeh kaldırarak eşlik ettiğini gördü. Birkaç masa ötede, Kenneth'la aynı yaşlarda uzun boylu sakallı bir adam da bunların arasındaydı. Geçen sene yayımladığı Dünyanın Merkezine Yolculuk adlı kitabıyla kısa sürede ünlenen ve Kenneth'ın aklında yer ettiği kadarıyla adı Jules Verne olan bu Fransız'a başıyla selam verdi Kenneth. İlk kadehler fondip yapılınca hazırda bekleyen Finn hemen ikincileri servis etti. Bu sefer birbirlerine daha da yaklaşıp ışıldayan gözlerle birbirlerinin gözbebeklerine bakarak "Attigendis" dediler kadehleri tokuştururken. Kenneth yine tek dikişte bitirdi ve kadehini masaya koyarken "Attigendis Impar Auctoritas" dedi şiir okur gibi bir havayla ve kahkayı bastı. Fakat bir saniye sonra yüzünü buruşturdu. Biraz abartılı biçimde sallayınca sol bileğindeki ağrı kendini yeniden hissettirmişti. Ray ve Ryan ona sorgulayan bakışlar atınca Kenneth omuz silkmekle yetindi. Bileğinin neden incindiğini gerçekten de bilmiyordu. Acaba katlettiği nesuntun yakasını fazla iştahlı mı kavramıştı?

Ray kendi kurbanının boğazını kestikten ve adam kendi kanında boğularak öldükten sonra Kenneth Towenhand'in üzerine eğilmiş ve büyü yüzünden kılını kıpırdatamadan yatmakta olan adamı yakasından yakalamıştı. Göz göze gelecek kadar adamı olduğu yerde doğrultunca herifin gözlerinin kenarından sızan yaşları görmüş ve gözbebeklerinde büyüyen dehşeti o an fark etmişti. Şüphesiz bu dehşet, az önce arkadaşının kurbanlık bir koyun gibi katledilişini izlemiş olan bir adamın sahip olabileceği türden bir dehşeti. Ve tabii şüphesiz hala neye uğradıklarını anlayamamıştı bu vicdansız adamlar. Ölüm gerçekten ani ve acımasızca çökmüştü tepelerine. Üzerindeki büyü çözülecek olsa adamın yalvarıp yakaracağını, canını almaması için her şeyi yapabileceği yönünde Kenneth'ı ikna etmeye çalışacağını biliyordu. Çünkü milyon kere gelmişti başına bu. Hayatlarını saçma sapan nedenlerle boşa harcayıp bin bir türlü kötülükle insanlığa musallat olan böyle tipler son nefeslerinde tövbekar olmaya fazlasıyla eğilimli oluyorlardı. Fakat Magna Purgatio gereksiz insanları gerekli hale getirme, onlara daha insansı özellikler ekleme, onları eğitme ve geliştirme programı değildi. Magna Purgatio yabani otları güzelleştirmekle, zararlı haşareyi ehlileştirmekle uğraşmazdı. Yabani otlar yok edilmeli, zararlı haşare katledilmeliydi -ki onlarsız zaten güzel olan bahçe varlığını sürdürebilsin.

İşte sol eliyle adamın yakasını kavramışken sağ eliyle cüppesinin iç cebinden kısa bir bıçak çıkartmıştı Kenneth. Ray'in harikulade sanatıyla tılsımlanmış bir bıçaktı bu. Onunla bir şeyi deşerseniz eğer amacınıza ulaşırdınız, nitekim son derece keskin bir bıçaktı ama işi bitince ardında ne bir kesik izi bırakırdı ne de bir damla kan. Bıçağın sivri ucunu adamın kalbinin üzerine getirip yavaş yavaş ittirmişti Kenneth. Önce deriyi, sonra kaburgayı ve nihayet kalbi yardığını hissetmişti bıçağın. Sonra yine yavaş yavaş çıkardı onu. Adamın ne derisinde ne de kıyafetlerinde hiçbir iz yoktu şimdi ama kalbi delinmişti ve göğüs kafesi kalbinden fışkıran kalna dolmaktaydı. Tam yedi saniye sonra adamın gözlerindeki ışık söndü. Kısa olsa da yine de acılı bir ölüm olmuştu. Hak ettiğinden çok daha iyisini almıştı yani Towenhand. İşte gözlerdeki o ışığın anbean sönüşünü izlemek için adamı dik tutmaya çalışırken sol bileğini fazla zorlamıştı belki Kenneth. Olsun, Edith'in bir saniyede halledemeyeceği türden bir şey değildi.

Üç arkadaş yarım saat kadar daha oturup sohbet ettiler. İçkilerin etkisi ve önemli bir temizliği başarıyla bitirmiş olmanın moraliyle neşeleri hızla yerine geldi. Kenneth üç hafta sonraki Yarasalarla Harpiler'in maçı hakkında Ray'i kızdırmaya girişmişti. Ne de olsa Yarasalar Harpiler'e yedi sezondur yenilmiyordu. Bu sırada Ryan cebindeki bibloyu çıkartmış, asasıyla ona dokunup bir şeyler mırıldanmıştı. Çiftlik evinde vahşi bir ölümden ucu ucuna kurtardıkları sokak köpeği az sonra Phali de Scrinium'un salonunda, masaların arasında neşeyle, mutluluktan çıldırmış bir halde hoplaya zıplaya koşturuyordu. Her masayı, masalardaki herkesi tek tek dolaştı adeta ve Lautuslar bu beklenmedik ziyaretçinin neşesine bir biçimde ortak oldu. Kimi onun başını okşamakla yetindi ama kimisi uzun uzun kulaklarını kaşıyıp hayvann saniyelerce yüzünü yalamasına izin verdi. Bazısı da ona yiyecek bir şeyler ikram etti.

"Gitsem iyi olur" dedi Kenneth, salona geldiklerinden yarım saat kadar sonra. "Edith'i biliyorsunuz, her seferinde fazlasıyla endişeleniyor. Hem çocukları da yatmadan önce bir göreyim."

Böylece dostlarıyla vedalaşıp Scrinium de Phali'nin Fidelius kapısına yöneldi. Az sonra "Muggle Girişi" diye isimlendirdikleri köhne ve dar arka sokağa çıkmıştı. Kendi etrafında dönüp ortadan kayboldu.

Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Gömleğinin sağ yeni üstündeki küçük Kırmızı bir damlanın bıraktığı lekenin üzerinden parmağını geçirirken düşünceleri içinde yolunu yitirmişti Alpharian. Her zaman için olmasa bile, en azından görevleri sırasında titizliğe ve temiz kalmaya özen gösterirdi. Büyücü Dünyası'nda çok fazla şeyin kolaylaşmış olması nedeniyle insanlar bir yerden sonra rahatlığa fazla alışıyorlardı; bir insan yeni sulanmış bir tarlanın tezekli çamurlarında taklalar atmış bile olsa, asasının hızlıca bir savuruşuyla üzerindeki her şeyi temizleyip atıverebilirdi. Ya da yıllardır temizlik görmemiş dağınık bir oda, tek bir komutla o an içinde göz açıp kapayıncaya dek temizlenip toparlanabilirdi... Bir Muggle için bunları yapmak Doğal olarak olanaksızdı. Belki gelecekte insanlar daha kolay temizlenebilir durumda olabilirlerdi ya da onlara böylesi yüklenti konumdaki işlerinde yardımcı olacak daha etkili hizmetçileri olabilirdi ama şu an için kirlenen bir giysiyi arındırmak için çok fazla emek gerekirdi.
"Peki bir diplomat olsaydım?" diye düşündü adam, "Her an temiz giyimli ve bu konuda hatasız olmak zorunda olsaydım... Bu küçücük lekeyi gidermek için tüm gömleği çıkarıp, yıkayıp, kurusun diye asmak zorunda kalırdım." Bu nedenle Muggle Lautus'lara karşı büyük bir saygı duyardı. Kendileri gibi uzak yerlere Anahtar açamaz, Cisimlenemez ve diğer türlü tüm pratikliklerden uzak kalırlardı ama yine de yeri geldiğinde bir Büyücü gibi etkili eylemlerde bulunup Tabulae'den seçtikleri görevlerini yerine getirebilirlerdi. Bu düşünceler içinde kulaç atarken çevresinden gelen toplu "Nostri pulcher hortus! (Bizim güzel bahçemiz!)" haykırışıyla kendine gelmiş, önüne itilmiş olan içki bardağını çoktan eline aldığını ve tokuşturduğunu bile oldukça geç ayırt edebilmişti. Bugün Bahçe'yi temizlemeye bir adım daha yaklaşmışlardı ama hem de ne temizlik! Her şey 10 dakikadan bile çok daha kısa bir süre içinde göz açıp kapayıncaya dek bitivermişti. Saatlerce emek harcanan bir yiyeceğin tek lokmada yenilmesi gibi bir tat bırakıyordu bu adamın ağzında ama yapacak bir şey yoktu, önemli olan görevin tamamlanmış olmasıydı.

Raymond ve Kenneth beyler hedeflerini hızlıca öldürmüş olsa da, Alpharian yaşattığı korku faktörünü ilerletmeyi her zaman severdi. Belki de Harris ailesinin en bulaşıcı ve pis bir lekesi olan Phillip Harris adlı adamı omuzlarından tutup; nedensizce öldürdüğü canlıların temizlenmemiş kan, idrar ve gözyaşlarıyla kaplı kirli zeminde sürükleyerek arkadaki daha boş olan kafeslerin olduğu yere çekti. Olması gerektiğinden çok daha uzun süre bu Dünya üzerinde yer kaplayan bedenini büyüyle değil, olabildiğince emek verici biçimde taşımasının nedeni adama karşı diğer arkadaşları gibi büyüyle ve kolayca bir ölüm sunmayacağı düşüncesini yerleştirmekti. Hayır; Phillip Harris kağıt üzerinde diğerleriyle eşit yöntem ve işlemleri yaşayacak olsa bile, Alpharian kendini Magna Purgatio kuralları içinde tutmakta zorlanıyordu. İşkence yasak, uzun süren ölümler yasak, hedefin çevresinde ondan daha zararlı Nesunt'lar olsa bile Tabulae'den izin alınmadan toplu öldürüşler yasak.. ama bıçağı tutan el onundu. Burada bugün ve kim bilir daha önce kaç kez yaşanan bu mide bulandırıcı törenler süresince ruhu bu Dünya'nın güzel bahçelerinden sökülüp atılan tüm hayvanların sezebildikleri son acının nedeni bu adamın elinde tuttuğu bıçaktı. Alpharian bu suçun cezasız kalmasını istemiyordu işte. Adamın ölümü ise büyücünün sol kolunun altında saklı olan bıçakla olmayacaktı, bu; o ölen hayvanların anısına bir saygısızlık olurdu gibi geliyordu ona.

"Çünkü her ne olursa olsun, günün sonunda; bu gezegen üzerinde iki insan kaldığı sürece, birileri bir diğerinin ölümünü dileyecektir..." diye düşündü içinden ve çok fazla kafa yormamaya çalıştı bugünle ilgili; yakını bile değil, ailesi olarak gördüğü iki adamla omuzlarını daha da yapıştırıp "Attigentis! Attigendis impar auctoritas! (Etki! Dengesiz etki!)" diyerek haykırıp utkularını kutladıklarında. Magna Purgatio'nun en etkili bu üç Lautus’unun kendilerine verdiği addı bu "Dengesiz Etki". Hem nedir sanki biraz olması gerektiğinden daha ayrı ve işkence olmasa da işkence benzeri bir eylemde bulunup sınırları biraz esnetmişse, bütün hafta bunu düşünüp uykularını kaçıracak değildi ya. Ya da daha komiği, Kaptan Farrell yüce kalesindeki tahtından kalkıp "Seni gidi yaramaz seni!" deyip kulağını mı çekecekti sanki?

Ne de olsa bu Phillip denilen adamın kaçacağı bir yer ya da olanak olmadığı için, Alpharian kapıdan en uzağa çektiği adama doğrulttuğu asasına "Finite Incantatum." komutunu verdi. Sudan çıkmış bir balık gibi çırpınmaya başlayan adam, Alpharian'ın Kehribar Sarısı renkli gözleriyle karşılaştığında hareketliliğini sonlandırmış ve ayaklandığı yere geri oturarak hareketsiz kalmıştı.
"Yalvar!" demişti adama ve adam bacaklarına sarılmaya çalıştığında gelişine vurduğu tekmesiyle gerisin geriye yeniden yere yapıştırmıştı;
"Bana değil, aşağılık yaratık... Bu hayvanlara. Eğer sen onlara yaklaştığında senden korkmazlarsa seni bağışlarım." diye devam etmişti Kenneth ve içeriye geri giren Ray'in bakışları altında. Bir Doğaüstü durum yaşanır da hayvanlardan biri ondan korkmasa bile kesinlikle adamı bağışlamayacaktı, hayır; yine de bu asla kazanamayacağı kumarda adamın bir şansı olduğunu düşündürmek istiyordu. Yaşantısında son bir kez daha umutlanmasını ve o umudun elinden çekilip alındığını görmesini istiyordu. Adam var gücüyle geniş bedenini bir o kafese, bir diğerine savururken her seferinde daha da yılmaya ve yavaşlamaya başlamış ve en sonunda da durmuştu. Arkası dönük konumda dururken o küçük aklında bir an için de olsa dönüp Alpharian'a saldırma düşüncesi var olduysa bile, bir süredir yaşadıkları ve tanık olduklarından sonra buradan canlı biçimde kaçamayacağını anlamıştı artık. Sessizce ve yavaşça diz çöküp artık gün ışığının içeriye yansımadığı pencerelere doğru dönerek Tanrı'ya yalvarmaya başladığında Alpharian'ın direncini bitiren son hatayı da yapmış bulunuyordu. Adamın boynuna doladığı koluyla olduğu yere sanki bir çamaşır ipine takılmış gibi yere serdikten sonra asasını boynunun yanına dayayıp sinirle sıkılı dişlerinin arasından;
"Purgatio completur! (Temizlik tamamlandı!)" dedikten sonra "Confringo!" komutunu verip adamın kafasının her parçasıyla yerlere saçılacağı biçimde patlamasını sağlamıştı. İşte belki, o anda, gömleğine kan sıçramış olabilir diye düşünüyordu şimdi ama o an üzerine çok düşünmeye gerek de duymamıştı nefretle asasını adamın üzerindeki giysilere sürerken. Hayır; bu Nesunt huzur verici bir son olan ölüme eriştiğinde, çevreye soran gözlerle bakarak öldükten sonra büyüyle öldüğü için açık kalan göz kapaklarını kapatacak bir Temizlikçi ile karşı karşıya değildi şu an. Çok uzak ülkelerden birinde olduğu gibi "At izi it izine karıştı." derlerdi ne de olsa. Görev ve zevk karışmış gibiydi şu an. Yine de görev gereği geberen bedenin arkasından;
"Viriditas de terra evulsa est.  (Yabanotu topraktan yolundu.)" dedi ve oradan uzaklaşmaya başlarken
"Requiescat in dolore delicti tui! (Suçunun acısıyla uyu)" diye ekledi. Şimdi bu görevin son bölümlerinde yanında durup Raymond'a yardım etmek isterdi ama şu an için bu yerde daha fazla kalabileceğini sanmıyordu. Ray'in parmaklarından birini süsleyen o yüzüğün rengi çoktan değişmiş olmalıydı ne de olsa. Yapının kapı eşiğinden geçerken kimsenin duymasına gerek olmadığı sözleri de kendince mırıldanmıştı:
" .. et sic hortus te absente pulchriorem obtinuit! (ve böylece, bahçe senin yokluğunla daha da güzelleşti.)"

Mali-Phali-Ty-Co'nun bu üst düzey bölümünde sevenleri boldu bu üçlünün ama bugün daha bir özeldi çünkü Alpharian'ın kurtarıp sahiplenmeyi seçtiği küçük köpekcik şu an masalar arasında dolanıp tatlılığının ödüllerini alıyordu gerek sevilerek, gerekse Dünya'nın her yanından gelen malzemeler ve tariflerle pişen Mali-Phali-Ty-Co Pub’ı mutfağının özel yemeklerinden tadarak. Kenneth Ray'i Quidditch'le ilgili konularla dürterken Alpharian sert ama kısa bir ıslıkla odağını çektiği hayvana
"Gel bakalım buraya, seni minik haydut!" dedi; ikizine bu güzel kızı sürpriz yapma düşüncesindeydi ve bunun için çok fazla zamanı kalmamıştı. Kısa, mor bir saten kumaştan tatlı bir kurdele yeterli gelirdi ne de olsa. Ray ile onlarla birlikte kadeh kaldıranlara esenlikler diledikten ve Kenneth'in masadan ayrılışından kısa bir süre sonra o da "Scrinium de Phali" sınırlarından ayrılmıştı.

Raymond Harvey Davis:
- Kontrolsüz ve öfkeyle işlenen cinayetler her zaman arkada iz bırakmaya mahkumdur Raymond.

Yıllar önce Raymond henüz toy bir Lautus iken, cinayet işlemek eğer bir ders olsaydı, tüm inceliklerinin anlatıldığı kitabın yazarı olabilecek potansiyelde bir Calamum Lautus tarafından kurulmuştu bu cümle. Franklin Taylor aynı zamanda Raymond'un örgüt ile tanışmasını sağlayan kişiydi. Zamanın azizliğine uğrayıp yaşlanan kalbi hiç beklemediği bir anda onu yarı yolda bırakmıştı. Güzel bir insan, başarılı bir avukat, 3 çocuk babası bir beyefendiydi. Bilgelikle kurduğu cümleleri, bir çok Lautus'un dikkate alıp uygulaması gereken kural kitabı niteliği taşıyordu. Ne acı bir kayıp ama...

Bugün, bu katliam evinde üç iğrenç mahlukat temizlenip silinmişti yer yüzünden. Şüphesiz Lautuslar'ın onlara sunduğu merhamet dolu ölümü hak etmiyorlardı. Fakat Topiarii Sanctionem böyle bir örgüttü işte. Çoğu zaman Nesuntların acı ile kıvranarak ölmesini isterdi Raymond. Fakat örgüt kuralları bağlayıcıydı. Dünyayı daha güzel bir yer haline getirmek birinci öncelikleri olmalıydı.

- İyi iş çıkardınız beyler. Bu akşam içkiler benden. Siz yola koyulun, ben de birazdan yetişirim.

Temizliğin bir numaralı kuralı açıktı. Temizlik "temiz" olmalıydı. Muggle dünyasının illüzyonist olarak adlandırdığı hokkabazlar, sağ ellerindeki topu yok etmek isterlerse dikkatleri önce sol ellerine çekerlerdi. Tüm dikkatlerin dağıldığı o anda gerçekleştirirlerdi "sözde" sihir gösterilerini. Raymond'un da tüm bu katliam sirkini basit bir muggle meselesi olarak gösterecek bir illüzyon gösterisi vardı elbette. Hayvan leşleri ve kan havuzları ile dolu bu veba yuvasını yakıp kül ederek silecekti yer yüzünden. İki dostu ahşap evin bahçesinden henüz ayrılamamışken savurdu asasını esir tutulan hayvanların kafeslerine doğru. Ardı ardına açılan kapıların ardından tüm hayvanlar hücum etmeye başlamıştı özgürlüklerine doğru. Her birinin gözündeki kurtulma umudunu gördükçe bir kez daha lanet etti insanoğlunun acımasızlığına. Utanç içinde eğilmişti başı. Öyle güzellerdi ki... Hiç birini haketmiyordu aşağılık insanlar. Son masum da harabeye dönmüş evi terk ettiğinde hiç vakit kaybetmemişti büyücü. Büyülü sözleriyle püskürdüğü ateşin içinde tüm kini ve öfkesi de vardı. Kundaklama tamamlanmıştı. Ahşap duvarların üzerinde dans etmeye başlayan alevlerden çıkan dumanlar gök yüzüne ulaşmadan terk etti o uğursuz yeri.

Scrinium De Phali her zamanki gibi bu akşam da tıklım tıklımdı. Kaliteli ahşaptan yapılma bir plaktan tüm salona yayılan klasik müzik eşliğinde ardı ardına kalkan kadehler ile kutlamışlardı zaferlerini Calamum Lautuslar. Faciadan son anda kurtulan ve Ryan'ın bakıcılığını üstlendiği sevimli köpek masaları dolaşırken donuk bakışlarla onu izleyen Raymond'un sözleri bu gece dudaklarından dökülen son sözler olacaktı.

- İlk öpücük mutluluk cetvelinde kaç eder? En fazla sekiz... Peki ölümün kıyısından kurtarılan masum bir canlı? On... Çok rahat on eder. Ama bizim için bu sayı altı, bilemedin altı buçuk. Çünkü nasıl bir hayata dönmek zorunda olduğumuzun farkındayız.

Farkındaydılar. Dünyada kusursuzlaşmak için budanacak çok fazla çalı, yolunacak çok fazla yabani ot, temizlenecek çok fazla çöp vardı. Ve Lautuslar daima orada olacaktı.

                                                          -- Son --

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git