Dünya Ülkeleri > Mali-Phali-Ty-Co Pub
Magna Purgatio: Attingendis Impar Auctoritas
Kenneth A. Miller:
Zor bir gün geçirmişti Kenneth Miller. Her Purgatio gününde tam aynı dozda yaşardı bu gerilimi. İnsan öldürmeye alışmıştı. Gerginliğinin küçük bir kısmının hala cinayet eyleminin özünden geldiği söylenebilirse de gerçekten gebermeyi hak ettiğine inanmadığı kimseyi öldürmek zorunda kalmamıştı şimdiye kadar. Bu yüzden artık “cinayet” dememeyi de alışkanlık haline getirmişti. “Purgatio”ydu onun yaptığı, yani Temizlik. Medeniyeti virüslerden temizlemek. Öte yandan gergindi işte. Çünkü yakalanmaktan, Büyücüler dünyasının çarpık ve fazla hümanist yasalarınca yargılanmaktan, Magna Purgatio’nun ilkel beyinlerce anlaşılma olasılığı olmadığı için kesinlikle hüküm giymekten korkuyordu. Muhtemelen idam edilirdi ama korktuğu şey tam olarak bu değildi. İdam edilmekle Azkaban’da ömür boyu hapsedilmek arasında bir ayrım görmüyordu. Onun asıl düşündüğü sevgili ailesiydi. Eşi Edith, kızları Minerva, Roseline ve Betty’den ayrı kalmak, daha doğrusu onları bir başlarına bırakmak.
İnsanın böyle kıvrandırıcı duygulara da alışabiliyor olması tuhaftır. Kenneth tam 10 yıldır “temizlik” yapıyor ve tam 10 yıldır her temizlik öncesinde bu duyguları yaşıyordu. Kanıksanmış, varlığı yadırganmayan ama yine de kıvrandırtan bir gerginlik. 10 yılda bu işte mükemmelleşmiş olması, şimdiye kadar hiç yakalanmamak bir tarafa arkasında hiç iz bırakmamış olması Tapiorii Sanctionem’in düsturunun ve Kenneth’ın kusursuz disiplininin bir sonucuydu ve Kenneth şunu çok iyi biliyordu, bu gerginliği yaşamıyor olsa böylesine kusursuz olamazdı.
Mesaisini tamamlayıp Bakanlık’tan ayrıldıktan sonra her günkü rutinini bozmadan doğruca evine gitmişti. Yolda rastlaştığı tanıdıklarıyla ayaküstü iki lak lak etmeyi ve her zamanki gibi Bakanlık’ın Nöbetçibüyücüsü’ne iyi akşamlar dilemeyi unutmamıştı. Bunlar önemliydi, çünkü bu kişiler Kenneth’ın o gün de en az her zamanki kadar sakin ve huzurlu göründüğünü teyit edebilecek potansiyel görgü tanıklarıydı. Bakanlık şömineleri de onun doğruca evine gittiğini teyit edecekti gerektiğinde. Eve vardığında saat beş buçuğa gelmek üzereydi. Edith’le kısacık bir görüşecek kadar zamanı vardı ve bunu kullandı, sonra da karısının her zamanki tedirgin bakışlarına kendinden emin bir gülümsemeyle cevap vererek evden ayrıldı. Cisimlenmek için boş bir sokak bulması çok zamanını almadı. Scrinium’da sakladığı ve her Purgatio haftasında yanına alıp tüm Purgatio işlerini yaptığı asasını çıkardı. Asasının bir hareketiyle dün bir Muggle dükkanından aldığı yağmur çizmeleriyle Scrinium de Phali’de gizlediği Purgatio pelerini (siyah renkli, bol kapüşonlu ve kendinden peçeli bir pelerindir. Kenneth her Purgatio eyleminde bunu giydiğinden bu pelerine bu adı vermiştir) kollarında beliriverdi. İyice giyinip kuşandıktan sonra kendi etrafında hızla dönüp o loş ve tenha sokaktan ayrıldı. Ve işte Bakanlık’tan ayrıldıktan on iki dakika sonra Surrey kırsalındaydı.
Bir kilometre kadar ötesinde, bahçesinde tek bir devasa kuru ağacın bulunduğu, çatısının önemli bir kısmı çökmüş, duvarları ve seraları tel tel dökülen metruk bir çiftlik evi vardı. Bu duvarlar Kenneth’ın katletmek için can attığı üç iğrenç adamı barındırıyordu. Üçü de Muggle’dı ve saçma sapan bir Muggle tarikatının iğrenç bir işini icra etmekle görevlendirilmişlerdi. Tarikatın “büyü bulaşmış” ya da “büyü değmiş” olarak damgaladığı hayvanları bu çiftliğe getirip öldürüyorlar, öldürdükleri her hayvanın ciğerini liderlerine götürüyorlardı. Liderleri bu ciğerlere okuyup üflüyor ve okunup üflenmiş ciğerleri yiyen müritleri büyüye karşı ilahi bir koruma edinmiş oluyordu. Sıradan, rutin ve doğal olarak ahmakça bir Nesunt davranışı. İnsanlar nasıl oluyordu da beyinlerini böylesine kötü kullanıyorlardı?
Kenneth hızla çiftliğe doğru yürümeye koyuldu. Bugünkü acelesinin nedenlerinden biri de olabildiğince çok sayıda hayvanı, sokak köpeklerini ve kedilerini, inekleri ve koyunları hatta kuşları ve fareleri bile hiç hak etmedikleri bir sondan kurtarmaktı. Fakat aşağı yukarı yolu yarılamıştı ki son derece tuhaf bir şey çekti dikkatini. Sağ tarafına doğru kısa boylu ağaçlar sıklaşarak geriye uzanıyor ve yer yer sık bir koruluk oluşturuyordu. Az önce feci şekilde tanıdık bir tip bu koruluktan çıkmıştı ve tıpkı Kenneth gibi aceleyle çiftlik evine doğru koşturmaya başlamıştı. Kenneth onu gördükten bir saniye sonra adam da Kenneth’ı gördü. Hemen hemen aynı anda durup birbirlerine baktılar. Aralarında en azından iki yüz metre vardı ama Kenneth onu tanımıştı. Ryan’dı bu, basbayağı Ryan’dı işte. Hem de onun Purgatio’sunda ve ona haber vermeden. Kenneth cidden şaşırmıştı. İçerideki üç şerefsizin üçünü de bizzat öldürüp fena sayılmayacak bir puan toplamak niyetiyle en azından iki haftadır çalışıyordu ve çok yakın bir arkadaşının da belli ki aynı amaçla aynı hazırlık süreçlerini geçirdiğini fark etmemişti. İkili hala birbirlerine bakarken ufka yaslanmış güneş bir bulutun ardına girdi. Kenneth kafasını kaldırıp yukarı baktı. Havanın kararmasına daha bir saat kadar vardı. Dönüp tekrar adama baktığında gülüyordu ama yüzünü örten peçe bu gülümsemeyi örtmekteydi. Bir eliyle gökyüzünü işaret ediyordu Ryan’a. Evet, hava kararmak üzereydi. Ryan’ın acele etmek için fazladan bir nedeni daha vardı yani.
Fakat işte tam o anda dört nala gelen bir atın gürültüsünü duydu ikisi de. Asalarını çekip kendilerini hazırladılar. Birkaç saniye sonra tam Kennth’la Ryan’ın ortası sayılabilecek bir yerde ağaçların arasından koca bir küheylan fırladı. Üzerinde heybetli binicisiyle ne Kenneth’a ne Ryan’a aldırış etmeden dosdoğru çiftlik evine yönelmişti. Fakat tam iki adamla aynı hizaya geldiğinde at durdu. Binici kafasını bir o yana bir bu yana çevirerek önce Ryan’a sonra Kenneth’a baktı uzun uzun. İşte o zaman Kenneth kahkahalarla gülmeye başladı. Çünkü adamı tanımıştı. Aslında bu epik giriş bile sevgili Ray’i tanıması için yetmeliydi belki. Öte yandan Ryan’dan sonra Ray’i de burada görme olasılığı çok yüksek gelmemişti belki ona. Talih ya da başka türden bir saçmalık, diye düşündü Kenneth. Üç Nesunt’a karşı Londra’nın en afili üç Calamum’u. Üstelik birbirlerinden tamamen habersiz bir biçimde –ki bu kesinlikle çok nadiren olurdu- aynı yerde buluşmuşlardı işte.
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Londra'nın belki de en ıslak ve pis arka sokaklarından birinden hızlı adımlarla ilerliyordu pelerinin Siyah başlığından gelen gölgeyle yüzü gizli adam. Adımlarının çamurlu su birikintilerinde yarattığı küçük şıpırtılar dışında çevresine daha fazla yaydığı bir ses olmadan, tam saatinde olması gerektiği konuma varmaya çalışıyordu. Ana caddenin başından beri peşinden geldiklerini düşündüğü bir grup yan kesiciden olabildiğince uzaklaşmayı amaçlıyordu. Adımlarını daha da hızlandırırken, arkasından gelen iki çift adım sesinin kendisine daha da yaklaştığını duyduğu için elindeki evrak çantasını göğsüne bastırarak korumayı uygun bulmuştu. Tam içinde bulunduğu apartman bloğunun içinden çıkacakken döndüğü köşede karşısında bir kaya gibi duran kapkaççıların liderine tosladı.
Geniş omuzlarıyla kaçacak bir yol bırakmayan adam;
"Yürüyüşe mi çıktınız beyim?" diye alay ederek, zaten çoktan çiçekbozuğu izleriyle çopur çopur olmuş çirkin yüzünde yayılan gülümsemesiyle birlikte daha da bir kurbağayı andırıyordu. Arkadan yetişen iki yardakçısıyla birlikte adamı köşeye kıstıran grup, Gündüz gözüne giriştikleri bu soygunu daha da uzatmak istemiyorlarmışçasına hızlı davranıyordu.
"Paran ve çantan!" diye gürleyen Hödük William adlı lider; üzerinde hiç Muggle parası bulundurmayan ve verebileceği tek şey olan çantasını isteksizce sunan adamı, üstünkörü bir "Sağ olasın" dedikten sonra yüzünde hızla patlayan büyük bir yumrukla yerle bir etmişti. Adam yerden kalkmadan önce kısa bir süre için yıldızları sayar gibi olmuştu. Bu sırada gülüşerek ilerleyen kapkaççılar, arkalarını bu yaşından daha genç görünen adama dönmelerinin hatasını göz açıp kapayınca hızla ödemişlerdi. Daha eline geçirdiği çantanın mutluluğuyla kaçışa kapalı arka sokağın koridorları içinde çok uzaklara gidememiş olan lider, arkasından duyduğu boğulma sesiyle irkildiğinde her şey için çok geçti. Ortada hiçbir metal ışıltısı olmadan boğazı kesilen kapkaççı, en geride kalan olmanın şanssızlığıyla birlikte oraya kendini bırakıp iki eliyle boğazını tutarak çırpınmaya başlamıştı. Sahnede bulunan kimse, adamın gömlek yeninde sakladığı asasını kullanarak fısıltıyla avının şah damarına "Diffindo" dediğini bilmiyordu.
Lider ve diğer kapkaççı ilk anda oldukları yerde donup kalmış olsalar da; suç ortaklarının tepesinde, üzerine sıçrayan kanlarla birlikte yüzünde sadist bir gülümseme olan adamın görüntüsü karşısında kaçmaları gerektiğini hızla kavrayabilmişlerdi. Diğer kapkaççının liderine "Lanet olsun, Yırtmaçlı John'u hakladı! Kaçalım patron!" demesiyle birlikte, adamın Yırtmaçlı'nın belinden çekip aldığı bıçağın göğsüne saplanması bir olmuştu. Yavaş adımlarla ölmekte olan ikinci kapkaççıya doğru ilerleyen adamın hareketlerinden iyice tırsan Hödük, koşarak oradan uzaklaşmaya çalışsa da ölen ikinci kapkaççıya ait olan tabancadan beline yediği iki mermiyle yere yıkılmıştı.
"Tanrı aşkına! Lanet çantanın içince NE var?!" diye kendini öldürmeye gelen adama yalvarırcasına soran lider, adamın çantayı elinden alarak içinin boş olduğunu göstermesiyle şoka girmişti.
Adamın bir kedi gibi uysal bir ses tonuyla:
"Yalnızca benim olmasını önemsiyorum, Nesunt!" diye verdiği yanıt, Hödük William'ın duyduğu son şeydi.
Bu tatsız olaydan sonra hızla üzerindeki kirleri büyüyle temizleyen "Ryan", cebinden çıkardığı pusulaya baktıktan sonra dişleri arasından sövüp şimdiye çoktan varması gereken yöne doğru hızla yollandı. Muggle kolluk kuvvetlerinin tabanca sesine karşı taşıdıkları taşkınlığı iyi bilirdi ve onlara harcayacak daha fazla zamanı yoktu gerçekten.
Bir tazı gibi uzun süredir peşine düştüğü hedefini gerçekten, sözlük anlamıyla eli kanlı biçimde yakalayabilmek için yaptığı hazırlıklar adamın bir haftasını almıştı. Topiarii Sanctionem adına bir Purgatio gerçekleştireceği zaman; hemen gidip hedefi olan Nesunt'u bir böcek gibi ezivermek yerine, daha rahat yakalanabilmesi adına suçlarına bir süre daha devam etmesine izin vermek zorunda kalıyor oluşu çok dokunuyordu Alpharian'a. Eğer kendine kalmış olsaydı Magna Purgatio böyle gizli saklı ve uzun süreli planlar arkasında değil, açık açık ve izleyiciler karşısında eyleme dökülmeliydi. Toplumun ve insanlığın pislikleri temizlenirken bu durumdan herkesin keskin bir ders alması gerekliydi Alpharian'a göre. Bu düşüncelerle sık adımlarını daha da hızlandıran adam; dönmesi gerektiği son kavşaktan geçip, son ara sokağa da girdiğinde biraz olsun rahatlamıştı. Bell Yard'a ulaşmıştı, şimdi de Fleet Caddesi'ndeki St. Dunstan'ın kilisesi yakınlarındaki bir tatlı fırınının arka girişindeki küçük ve karanlık altgeçitteydi. Aradığı ve bir haftalık emeğinin meyvesi tam da buradaydı işte; on iki parmak yukarıda, 4 karış sağda.. evet bu tuğlaydı. Üzerinde hiçbir iz, renk değişimi ya da hasar olmayan ama Alpharian tarafından kısa bir süre önce Anahtar'a dönüştürülmüş olan tuğla. Adam herhangi bir kararsızlık ya da duraksama göstermeksizin derin bir soluk aldı ve tuğlaya dokundu. Parmağı değdiği anda gövdesinin orta yerinde sezdiği değişik bir boşluk dolu çalkalanma, bir anafor biçiminde güçlenerek dönmeye başlamıştı ve adam bedeninin fırtınadaki bir kuru yaprak gibi savrulduğunu sezebiliyordu.
Ayakları sert biçimde zeminle buluştuğunda yere düşmemek için büyük bir özen göstererek dengesini koruyan "Lautus", Surrey'deki ufak bir koruluğun içinde olduğuna sevinerek hatasızca bulunması gerektiği yere yetiştiğini anlamıştı. "Temizleyici" kişiliğine yakışmayacak biçimde dağılmış giysilerini düzelterek, yeniden yüzünün tanınmayacağı ama tam da o hak ettikleri ölüm cezasını yerine getirmekle görevlendirilmiş kişi oluşunu son anda gözlerinden okuyabilecekleri başlığını da burnunun üzerine dek çekmişti açıklığa doğru yürürken. Adımlarını hızlandırdığı ve hedefi olan insanlık hatasının bugün bulunacağı eve doğru menziline kilitlendiği sırada kendisiyle benzer yolda yürüyen bir karaltı gözlerine çarpmıştı. Adımları yerlerine mıhlanmış gibi bir anda duran adam, karşısındaki kişinin de bu eylemi tekrarladığını gördükten sonra artık işin çığırından çıkmış olabileceği tehlikesini göze almak zorundaydı. Scrinium’da açgözlülük yapmama adına yalnızca onun Temizlik'ine kendini görevlendirdiği hedefinin bir arkadaşı, koruması, ortağı olabilirdi bu kişi. Alpharian'ın amacı hedefini suç ortakları karşısında gebertmek, sonra diğerlerinin korku dolu bakışlarının tadını çıkara çıkara onların da zamanlarının çok yakında geleceğini açıkça bildirmekti. Şimdi ise bu planından vazgeçmek zorundaydı çünkü karşısındaki adamın giyimini tanımıştı; yakın arkadaşı Kenneth Aldo Miller'dan başkası değildi bu. Öyleyse bugün iki Nesunt, bu Dünya'dan pislikleriyle silinip gideceklerdi ve bu iyi bir şeydi. Adamın göklere ve sonra da kendisine bakıp havayı göstermesiyle Alpharian'ın bir süredir önem vermediği bir olgu düşüncelerinde kendine yer açmıştı. Peçesinin dışında kalan gözlerinin yanlarında ortaya çıkan çizgiler, bu sporsever adamın gizli saklı yüzünde yine o alaycı gülümsemesinin yerleştiğine satkınlık eder biçimdeydi. Çatık kaşları ve sıkılı dişleri arasında içinden söven Alpharian hızla ceplerinden birinde duran saatine baktığında neredeyse bir saati olduğunu görmüştü. 8 çeyrekten önce görevini bitirip Phali'ye dönmesi gerekliydi. Yeterli zamanı vardı, sorun olan bu değildi; sorun biraz önce adımladığı yoldan gelen nal sesleriydi ve bu ses göreviyle ilgili kafasında kurabileceği ikinci planın da değişmesi gerektiğini duyurur nitelikteydi!
İkili yıllarının getirdiği ölümlü kalımlı yaşantılarının bir parçası olan refleks benzeri bir tepkiyle asalarını çekip bu yeni gelen misafirlerini karşılamaya hazırlandıklarında; aralarından hızla geçip gitmek yerine atının üzengi ve dizginlerine tüm gücüyle asılan bu misafir, ikiliye yakınlaştığında hem onları tanımış hem de tanınmış olsa bile şaşkınlığını gizleyemeyerek arkadaşlarının yüzlerine bakmıştı. Kenneth artık gizleyemediği kahkahasını dolu dolu atıyorken, Raymond Harvey Davis arkadaşlarıyla eşit seviyede dumura uğramış biçimde olduğu yere çakılmıştı. Kenneth'ın kahkahalarına bir parça katılan Alpharian, beden dilini kullanarak "Yok artık, benden bu kadar!" dercesine havaya savurduğu kollarıyla arkadaşlarına arkasını dönmüş ve çiftlik evine doğru artan hızla yollanmaya başlamıştı.
Raymond Harvey Davis:
-Tam 25 sene oldu Finn. Mavi gözlerini dünyama açtığı günden bu yana çeyrek asır geçti. Hayatımın tartışmasız en güzel günüydü. Ne gariptir ki insan büyüdüklerini asla kabullenmek istemiyor. O hala benim küçük meleğim.
Oturduğu bar taburesinde gözünü uzaklara dikerek kendisini tebessüm ile dinleyen eski dostuna, kızının bugün başına geçmiş olduğu sanat atölyesinden bahsettikten sonraki son cümleleri böyle olmuştu Raymond'un. Phali'nin duvarları ardında saklı olan Londra ¹Scrinium'unun kuytu bir köşesinde oturup birkaç yudum içerken sohbet edecek zamanı bulmak pek kolay değildi. Yılların çabucak geçtiğini vurgulasa da, sol cebinde parlak gümüş bir zincirin ucunda asılı olan zaman çarkı, bugün oldukça inatçı bir şekilde ilerlemiyordu. Loş bir ışıltıyla parlayan barın ardındaki barmen ile uzun yıllar paylaşmıştı bu tozlu köşede. Fakat uzun yıllar boyunca Scrinium'un dışına hiç adım atmamış olan bu ilginç adamın yaşadıkları, başka bir günün hikayesiydi. Kısa bir sessizliğin ardından derin bir nefes verip, dumanı tütmekte olan purosunu önündeki küllüğe bastırdıktan sonra hemen önündeki ortalama boylardaki çantasını ve başlık kısmını bizzat kendisinin işlediği el oyması bastonunu alarak ayağa kalktı. Günün sakin saatlerini sonlandıracak olan adımları çıkışa doğru yöneldiğinde, gideceği yeri ve arayacağı kişiyi çoktan kazımıştı aklının duvarlarına. ²Caupo, ³Magna Purgatio için Scrinium'un gizli bölgesinden çıkış yapmıştı.
Örgüt için son derece hareketli geçen haftada 16 ⁴Nesunt öldürülmüş ve 1 kural çiğneyen örgüt üyesinin asası kırılmıştı. Scrinium duvarları arasında barınmadığı sürece örgüte itaatsizlik eden ve ideallerini hiçe sayan kim olursa olsun, sorgusuzca infaz edilirdi. Londra bölgesindeki Scrinium'dan sorumlu olan Raymond Harvey Davis tabiki bu faaliyetlerin raporlarını hazırlamış ve tüm detayları ile ⁵Dizzardium Şatosu'na göndermişti. Elde edilen gelirin uygun yerlere dağıtılmasının ardından, elde kalan 3 at arabası ve 6 sahipsiz kalmış at Scrinium'a hibe edilmişti. Gelir gider hesaplarından sorumlu olan Bay Jenkins'in oldukça kalın bir dosya ile önüne sunduğu aylık hesaplama da tüm bunların üzerine tuz biber olmuştu. Sol şakağındaki ağrıya son vermesi için güzel bir uykudan başka hiç bir şeye ihtiyacı yoktu aslında. Yine de haftayı Nesunt avına çıkmadan kapatmak istemiyordu.
Hayatlarını adadıkları ve kutsal bildikleri bu ülkünün en önemli gerekçelerinden biri de elbette gizlilikti. Kimi zaman gölgelerin ardında saklanarak, kimi zaman ise devasa bir ormanın tam ortasında duran bir ağaç gibi orta yerde, hiç dikkat çekmeden alırlardı günahkarların canını sessizce. Böylece iki adım sonrasını hesaplayarak yaşamayı alışkanlık haline getirmişti çoğu ⁶Lautus. Fakat bugünkü temizlik pek gizlilik gerektirmeyen cinsten olacaktı. Surrey kırsalındaki eskü püskü görünüme sahip, çürük tahtaların kulak tırmalayan gıcırtıları ile dolu bir çiftlik evini ziyaret edecekti. Günahkarların bu evi mesken edinmelerinin başlıca sebebi, yakın çevrelerinde hiç kimsenin yaşamıyor oluşuydu. Yol boyunca yüzünü gizlemek için kullanacağı siyah kaşkolu ve şapkasını çantasından çıkarmadan önce Phali'nin hemen yanındaki bir tahta parçasına bağlı olarak duran, kızı Gwen'e hediye etmek için ayırdığı küheylana doğru ilerledi. Özenle kaşağılanmış parlak tüyleri ve gri kırçıllı yeleleri ile son derece asil görünen bu yaratık eşlik edecekti ona kutsal görevinde. Büyük bir sevgi ile hayvanın başını okşadıktan sonra yularını bağlı olduğu tahta parçasından ayırdı. Çantasından çıkarmış olduğu uzun siyah kaşkolunu boynuna dolayıp şapkasını taktıktan sonra fısıldadı üzerine bindiği atın kulağına;
- Göster bakalım yaşlı dostum, sen mi daha hızlısın yoksa rüzgar mı?
Toprak yolu toz içinde bırakarak hışımla harekete geçmişti küheylan. Kırsala olan bir buçuk kilometrelik yolu dört nala ve gittikçe daha da hızlanarak koşmaya başlamışlardı. Nalların toprak ile buluşması ile yükselen duman bulutu tarafından kovalanarak çok sürmeden kırsalın yakınlarına ulaşmıştı adam. Yol boyunca aklından çıkmayan tek bir düşünce vardı. Güzel kızı, bu hediyeyi gördüğünde mutluluktan havalara uçacaktı. Bu hayalin verdiği heyecan atın düzenli adım sesleri ile daha da kuvvetleniyordu ki, bir anda izleniyor oluşunun verdiği his tüm duygularını keskin bir satır gibi kesip yok etmişti. Eğere tüm gücüyle asılıp hızla giden atın kayarak aniden durmasını sağladı. Duman bulutunun kendisini yakalaması ile gözlerinin yanındaki kırışıklıklar ortaya çıkmıştı. Kirli havanın içinden attığı keskin bakış, iki parlak göze çarptığında kaşları istemsizce havaya kalktı.
-Ryan?!
Genç dostu ile karşılaşmanın şaşkınlığı henüz geçmeden, hedefindeki adamın bakışlarını farklı bir yöne çevirdiğini gördü. Eli ile siper ettiği gözleri, Ryan'ın bakışlarını takip ettiğinde ise kendisine kahkahalar ile gülen başka bir tanıdık çehre karşılamıştı onu. Bu kişi de Kenneth Miller'ın ta kendisiydi. ⁷Topiarii Sanctionem örgütünün Londra kolu içinde ⁸Calamum Lautus rütbesine ulaşmış olan, kendisi dahil üç büyücü mevcuttu. Yıllarca nesunt avlayarak kazanmışlardı bu rütbeleri. Fakat daha önce yolları hiç aynı görevde kesişmemişti.
---
¹Scrinium - Örgütün, Latince "dolap" anlamına gelen gizli karargahı.
²Caupo - Scrinium sahibine verilen, Latince "hancı" anlamına gelen ünvan.
³Magna Purgatio - Örgütün, Latince "büyük temizlik" anlamına gelen ülküsü.
⁴Nesunt - Büyük lider Farell'ın öldürülmeye layık olan günahkarlara verdiği isim.
⁵Dizzardium Şatosu - Örgütün Colchester’daki ana üssü.
⁶Lautus - 10 puana ulaşan kişiler örgüt üyeliğine kabul edilir. Örgüt üyelerine genel olarak Lautus (Temizlikçi) denir. Bu, örgüt içerisindeki en alt aşamadır.
⁷Topiarii Sanctionem - Latince "güzel bahçe yaptırımları" anlamına gelen örgütün adı.
⁸Calamum Lautus - 150 puana ulaşan üyeler “Calamum (Kalem) Nişanı” alırlar. Scrinium sahibi olabilme hakkı bu aşama ve üzerindeki üyelere özel bir durumdur.
Kenneth A. Miller:
Şans, tesadüf, kader ya da başka ne derseniz deyin. Kenneth'ın bu durumu açıklayabilmek için ilahi ya da metafizik açıklamalara ihtiyacı yoktu, olmuştu işte ama yine de böyle bir şeyin gerçekleşme olasılığının ne kadar düşük olduğunu göz önüne almak gerekirdi. 10 yıldır iyisiyle kötüsüyle pek çok Temizlik'e girişmişti, başka bir Lautus'la aynı görevi seçtikleri olurdu bazen ama aynı anda birbirlerinden habersiz yol alıp böyle olay yerinde karşılaştığı kimse olmamıştı. Bu şu anda gerçekleşiyordu işte ve şüphesiz en olağanüstü yanı, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen üç sıkı arkadaşın aynı anda aynı görevi seçmiş olmaları ve işe koyulmak için tastamam aynı saati seçmiş olmalarıydı.
Kenneth omuz silkip kollarını havaya kaldırdı. Şans bu ya, tam da üç kişi vardı içeride Temizlenmesi gereken. Ryan yüzünü çiftlik evine dönüp kadere isyan ederek yürümeye başlarken Kenneth ve Ray birbirlerine baktılar. Ray eliyle bir iki işaret yaptı. Kenneth başıyla onayladı. Bu işlerde Kenneth'tan da Ryan'dan da çok daha tecrübeli olan Caupo'nun, sevgili Ray'in verdiği hızlı kararlara güvenmek yapılabilecek en mantıklı hareket olurdu şu an. Ray'in işaret ettiği üzere Kenneth hemen yönünü biraz değiştirdi. Çiftlik evine sol yandan, güney cephesinden yaklaşacak, buraya gelmeden önce kurguladığı asıl giriş planındaki doğu yönünü Ray'e bırakacaktı. Ryan zaten, muhtemelen en mantıklısının bu olacağına hızlıca karar verdiğinden olsa gerek, kuzey yönüne doğru yürüyordu.
Çiftliğin harap haldeki çitlerinden geçip bahçeye girer girmez iğrenç bir koku duymaya başladı Kenneth. Kan, dışkı ve hepsinden çok kesif bir leş kokusu. Bahçedeki kurumuş dev ağacın dibinde en fazla birkaç saat önce katledilmiş başsız bir tavuskuşu yatıyordu. Çiğnediği toprak bataklık zemini gibi yumuşak ve iğrençti, bastıkça yeşil ya da kan kırmızısı baloncuklar fışkırıyordu. Çiftlik evinin duvarlarına yaklaşırken koku öyle dayanılmaz bir hale geldi ki Kenneth asasını burnuna götürüp bir büyü mırıldandı. Koku engelleyici bir büyü bilmiyordu, o yüzden burnunu tıkamayı tercih etmişti ama hemen o anda biraz olsun rahatladığını hissetti. Camsız, sürgüsüz, ahşap bir pencerenin önüne gelince durup pencereden içeri baktı.
Hangar gibi geniş bir odaya bakıyordu. Hiçbir duvarla bölünmeden ta evin diğer ucuna kadar uzanan devasa bir salondu bu. Fakat tüm iğrençliğin merkezi işte burasıydı. Duvarlar üst uşte yığılmış daracık ve havasız kafeslerle doluydu. Üstelik neredeyse her kafes doluydu. Köpekler, kediler, çeşit çeşit kuşlar, fareler, domuzlar, inekler, tilkiler ve sincaplar, kirpiler ve gelincikler. Görece daha büyük bir kafeste iri bir kurt da görüyordu Kenneth. Başka bir tanesinde hüzün ve korkuyla etrafını seyreden, çıldırmak üzereymiş gibi görünen bir maymun duruyordu. Tüm bu zavallı yaratıklar, "ruhlarına ve etlerine büyü bulaştığı için" katledilmek üzere sıralarını bekliyorlardı. Ve odanın tam ortasında da acımasız ve beyinsiz katilleri duruyordu. Üçü de iri yarı, pis, insana bu hayvanlardan daha az benzeyen tiplerdi. Tam o anda önlerine bir sokak köpeğini yatırmışlar, biri hayvancağızı hareketsiz tutmak için üzerine abanırken biri elindeki bıçağı hayvanın boğazına dayamış halde başlarında durup boğuk, gıcırtılı bir sesle ezbere bir şeyler okuyup duran üçüncü adamı bekliyordu. Adamın okuduğu şeyin hangi dilde bir metin olduğunu bilmiyordu Kenneth ama bunun o çarpık, saćma sapan tarikatlarının bir ritüeli olduğunu, muhtemelen katletmeden önce tüm hayvanların başında okudukları dua gibi bir şey olduğunu tahmin edebiliyordu.
Aniden o köpeği kurtarmak için çok çok az zamanı olduğu yönünde bir his düştü Kenneth'ın içine. Dua bitince bıçak işlemeye başlayacaktı. Ve bir anda tuhaf bir paniğe kapılmak üzereyken buldu kendini. Derhal camdan içeri atlayıp Ray ve Ryan'ı beklemeden bu üç şerefsizi de hızla katletmek isterken buldu kendini. Fakat Kenneth tam anlamıyla işinin uzmanı biriydi. Kendini sakinleştirmesi bir saniyeden fazla sürmedi. Soğukkanlı olmalı ve düsturu bozmamalıydı. Hem komuta Ray'deydi. Onun da şu anda aynı manzarayı gördüğünü ve gerçekleşmek üzere olan bu vahşete asla izin vermeyeceğini kesinlikle biliyordu. Bu düşünceyle evin doğu cephesine göz gezdirdi. İşte Ray oradaydı. Başka bir pencereden içeri bakıyordu o da. Göz göze geldiler. Ray öfkeden titreyen yüz hatlarını harika bir biçimde sabit tutarak başıyla Kenneth'a belli belirsiz bir işaret verdi.
Kenneth'ın tek beklediği buydu işte. Zaten bir yay gibi gerilmiş olan sinirleri sayesinde tek sıçrayışta camdan içeri atladı. Asasını çekip elinde bıçak olan herife doğrulttu: "Petrificus Totalus". Bir yankı gibi bu ses tam üç kere duyuldu koca salonun içinde. Çünkü Ray doğu cephesinden Ryan da kuzey cephesinden içeri dalmışlar, diğer iki adamı aynı büyüyle etkisiz hale getirmişlerdi. Kenneth, Ray ve Ryan, tepelerine çöken ani bir ölüm gibi, yerde hareketsiz kalan üç adamın başında toplandılar yavaş yavaş. Asaları hâlâ havadaydı. Zavallı köpek nihayet kurtulduğunu fark edip bir sıçrayışta yerinde doğruldu. Ürkek gözlerle, kuyruğunu bacaklarının arasında kıstırmış halde Londra'nın en üst rütbeli üç Calamum Lautus'una bakmaya başladı. Gözlerinde saf bir korku ve dehşet vardı. Ryan hemen tek dizinin üzerine çöküp köpeği yanına çağırdı ve hayvan titreyerek yanına gelir gelmez başını okşayıp alçak sesle ona bir şeyler söylemeye başladı. Zavallıcık hemen başını Ryan'ın kucağına doğru soktu. Kenneth peçesinin altında gülümsedi.
Artık sıra Temizlik'e gelmişti. "Carissimi subito mortuus est" dedi cansız, törenvari bir ses tonuyla. "Sen Alberto Towenhand, başına ani bir ölümle çöküyorum. Boş, gereksiz, zararlı bir hayatı gereğinden uzun bir süredir yaşıyorsun. Evanescet amplius ve böylece bahçemiz yokluğunla güzelleşsin. Suçun, beynini boşa kullanmaktır. İnsan olmayı hak etmiyorsun. Magna Purgatio adına seni bizzat katledeceğim."
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Çiftlik evine doğru ulaşan yolun son çeyreğine vardığında kafasında ilk başta kurduğu planını uygulamayı uygun bulan Alpharian, gömleğinin yeninde duran asasını çektikten sonra uygun bir kaya parçasını gözüne kestirmişti arazi üzerinde. Diğer iki beyefendinin de her geçen saniye eve yaklaşmış olduklarını göz ucuyla ayırt ettikten sonra asasını doğrultup "Spongify!" komutunu verdi. Büyünün etkisiyle esnekleşen kaya parçasının boyutu, üzerine topuklarını gömerek atlayan adamı evin çatısına yumuşak bir iniş yapabileceği biçimde yukarıya savurmaya yeterli gelmişti. Havada bulunduğu kısa süre içinde evin genel arazisine kısa bir an için bile olsa göz gezdiren "Temizleyici", olası kaçış yönlerini göze alarak kendini çürük tahtalarını kapatan eskimiş çatı yalıtımının en uygun gelecek yerine konumlandırdı. Çatıdaki deliklerden birinden içeri bakan Alpharian içerideki hayvanları gördükçe ve ilerleyen bu süre boyunca her an yeni birini daha paslı kafes demirleri arkasında saptadıkça içinde bir alevin artarak yükseldiğini seziyordu. Hayvanların korkularını sezebiliyordu neredeyse, tadını bile alabiliyor denilebilirdi. Derken duyulması gerçekten rahatsızlık verici bir adam sesi duyduğu için konumunu değiştirip, içeriyi daha iyi görebileceği bir açıya geçti. İki un torbasından bozma yarmanın üzerine çöktüğü bir köpek, tepesinde durup bu rahatsızlık verici gıcırtıdan biraz daha dinlenilesi olan ses tonunun sahibinin okuduğu sözleri bitirmesini korku dolu gözlerle bekliyor gibiydi. Doğal olarak bu görevi üstlenirken neyle karşılaşacağını biliyordu Alpharian ama yine de Doğa'nın bir parçası olan bu canlıların böylesine acı çekiyor ya da korku içinde bulunuyor olmalarına karşı normal birinden çok daha fazla duygusallık içeriyordu yüreği. Bugün için varlığından gurur duyduğu erdemlerinden biri olan dayancının çok fazla sınandığını içten içe düşünmeden edemedi, bu duruma daha fazla katlanabileceğini sanmıyordu ve bir anda kontrolün kendisinde olmadığı düşüncesini uyandıracak biçimde bedeni kendini bu delikten aşağı sarkıtmıştı bile.
Ayarsız biri değildi adam, bedeni içinde yanan nefretle hareket ediyor olsa bile asasının hedefindeki kişi "Temizleme" görevini üstlendiği adamdan başkası değildi. Büyüyü asası değil de ses telleri yapıyormuşçasına ve gücü buradan kaynaklamıyormuş izlenimini verebilecek seviyede yüksek bir sesle göndermişti Beden Kilitleme Laneti'ni "Petrificus Totalus!" diyerek. Bu sırada kırılan iki pencere ve yerlere saçılan cam kırıklarının sesi, iki diğer ağızdan çıkan Lanet'in sesiyle birlikte sanki olması gerektiğinden daha geç gelmişti kulaklarına. Birer kütük gibi yerlere serilen üç adamın başına yavaş adımlarla toplanıyorlardı Lautus'lar. Bu sırada açlık ve yediği dayaklarla zayıflamış bedeninin üzerindeki demirden pençeler gibi tutulu duran ve karşı koyacak gücü bedeninde bulamadığı ellerin üzerinden çekildiğini sezen köpek sıçradığı yerinden birden kalkmıştı. Karşılaştığı ve normalde canını yakan eylemler dışında çok da fazla tanımadığı insan türünden üç yeni adam üzerinde güzel gözlerini gezdiren hayvan, Alpharian'ın yere bir diziyle çöküp; uysal bir ses tonuyla
"Gel bakalım küçüğüm, iyi misin?" diye mırıldanmasıyla birlikte ruhunda bulundurduğu tüm safdilliği ve bağışlayıcı aldanışlılığıyla tıpış tıpış yanına geldi. Titrek bedeni kollarına kavuştuğu anda köpeği sevgiyle saran adam, başını okşarken yumuşacık tüylerle kaplı sarkık kulaklarından birine eğilerek, çocukluğunda ezberlediği ve tüylerini ya da kürkünü okşadığı tüm canlıları ellerinde uyuturken söylediği küçük bir şiir dizesini diğer insanlara duyurmadan fısıldayarak dinginleşmesini sağlamaya çalıştı:
"Birazcık daha fazla ona sarıl,
Birazcık daha çok kucağında salla.
Ona bir öykü daha anlat,
Yalnızca 4 tane anlattın daha.
Bırak da başı omzunda uyusun,
Sevin mutluca gülümseyen dudaklarına.
O yalnızca küçük bir bebek,
Yalnızca kısa bir süre daha…"
Köpeğin minik bir körük gibi genişleyip daralan kaburgaları daha uysal soluklara dönüşüp, yüreğinin patırtıyla atışı yavaşladıktan sonra aralarında tatlı bir bağın oluştuğunu düşünen Alpharian; göğsüne yaslanmış minik tüylü başın ensesine dokundurduğu asasıyla:
"Ornamentifors" diye fısıldayarak hayvanı kendi eşi olan küçük bir bibloya dönüştürmüştü. Biblo köpeği cebine yavaşça koyarken birazdan yapacakları eyleme tanık olmasını istemiyordu adam ve bir yandan da bu köpeği sahiplenmek adına büyük bir istek doğmuştu içinde. Bu sırada Kenneth hedefine Temizlik Bildirgesi'ni okumaya başlamıştı bile. Yüzünde çarpık bir gülümsemeyle öz ağabeyi gibi sevdiği adamı izleyen Alpharian; konuşmasını bitiren adamdan sonra bir adım ileri atıp yeleğinin iç cebinden Antik Yunan'daki bir forum sözcüsü gibi çıkardığı yıpranmış görünümlü bir dürülü parşömen tomarını iki eliyle açmış, boğazını temizledikten sonra duygu içermeyen bir ses tonuyla seslice okumaya başlamıştı:
"Phillip Harris adıyla bilinen kişi, şu an çoktan ölmüş bulunmaktadır.
Sana sunulmuş yaşamı, pis ruhunun izleriyle kirletiyorsun. Bu toplum içinde yaşamayı, bahçemizde gezinmeyi hak etmiyorsun. Magna Purgatio adına başına beklemediğin bir ölüm olarak çöküyorum; suçun, bedenini kötülüğe kullanmaktır. Hak etmeyenlere yersizce çektirdiğin acıların karşılığını almaya hazırlan.
Purgatio sit incipere!(Temizlik başlasın!)"
Sözleri bittikten sonra sol kolunun içinde saklı duran, açıldığında bileğinden sanki birden ortaya çıkmış gibi görünen mekanik düzenekli sustalı bıçağını savurarak çekmişti.
.. ve eyleme geçmeden önce sevdiği bir diğer büyüğü ve rütbedaşı olan Raymond'ın da kendi görevi için seçtiği sözlerin hedefi olma şanssızlığını taşıyan Nesunt'un kulaklarına dillendirmesi ile adamın ruhuna o kaçınılmaz korkuyu salıvermesini bekleyerek durduğu yerden bir adım geri çekildi.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git