76
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 05 Şubat, 2022 14:45:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Profesör Olineaux'un koltuğunu ödünç almış olmamızdan hoşnut olduğunu dile getirmesiyle bu adamın gerçekten de kurallarla sıkıntısı olduğunu ve bu dersin bir fiyasko gibi geçeceğini anlamıştım. Her an her şey olabilirdi bu derste, tetikte kalmak gerekiyordu. Ayrıca onun gibi uyuyakaldığımızı belirttiğinde de pek bir anlam verememiştim neden böyle dediğine. Dersten önce çok uyuduğunu söylüyordu herhalde diyerek çok da üstelemedim bu konuyu kafamda. Sıkıştığımızı fark edip bize aynısından iki koltuk daha yaratınca gözlerim parlayarak gülümsemeye başladım. Oh be! Normalde ceza yerdik, bu adam bizi daha da ödüllendiriyor. Kral! Clayton ve Edward da olayın etkisiyle gözlerini aralamışlardı ve neler olduğunu anlayınca gülümseyerek kalkıp yanlardaki koltuklara geçtiler. Onlar da kendini tanıttıktan sonra Clay bana dönüp bunun nasıl gerçekleştiğini sorunca -az önce uyukladıları için takip etmemişlerdi pek- ben de anlatmaya başladım heyecanla. Derken konuşmaya başlayan kuzenimi görmemle yüzümün geri solması bir oldu. Kendini beğenmişliğini göstermese olmayacak çünkü , değil mi? Bir de yengemden bahsetmiyor mu her yerde... Kafayı yersin.
Profesörün yanındaki değişik bir evcil hayvan olduğuna inandığım kafadan oluşan agresif yaratık kuzenime saldırınca kahkahayı patlatmıştık hep beraber. Eadwig'i severim ama, hak ettiğini bulduğunu görmek de güzel bir his. "Annenizin bu 'soytarılığı' duyması benim için sorun olmayacaktır, kendisiyle yakın zamanda görüşmüş olduğum gerçeğini göz önünde bulundurunca... " Vayy, Boleynleri mi tanıyormuş bu adam? Yengemle nasıl bir görüşme gerçekleştirmişlerdi acaba, o kadar da pis bir imada bulunacağını sanmıyorum adamın. İş hakkındadır. "Şşt sizinkileri tanıyormuş ya." Edward bana seslendiğinde sadece "Hıhı." şeklinde bir tepki verdim. Ne yapayım ya, beni hiç ilgilendirmiyordu bu olaylar. Sadece ciddi bir şekilde Profesör'ün diyeceklerini dinliyordum, sonunda laf sokacağım ayağına kuzenime bir taht yarattığında neredeyse bu duruma karşı çıkmak için ayağa kalkıyordum ki kendimi tuttum. Kuzenim somut olarak sınıfın bir köşesinde kendi krallığını kurduğunda biz burada basit bir koltukta oturuyorduk, bazıları ise yerde gazetelerde veya iki üç kitabı birleştirerek rahat etmeye çalışıyorlardı. Bu muydu şimdi eğitimde eşitlik? Bizi özgür bırakmakla bu bir miydi? Her ağlayana istediğini vermek, ses çıkarmayanların sürünmesine göz yummak... Bu dersin işleniş biçimi şimdiden hoşuma gitmemeye başlamıştı bile. İyi niyetli ama kötü sonuçlu bir düzen kuruluyordu.
Ders hakkında konuşmaya başlayınca bütün hevesim kırılmış bir şekilde sınıfın arka taraflarına doğru yerleştirilmiş koltuğunda, solumda oturan Edward'a dönerek "Tam bir fiyasko." dedim. "Niye? Koltukta oturuyoruz daha ne olsun?" dediğinde göz devirdim. Adam karşımızda tahtta oturuyordu. Ha, komik duruyordu orası ayrı ancak istediğini elde etmişti. Edward'ın beni anlamayacağını fark ederek sağ tarafımdaki Clayton'a yaklaştım. "Şunlara bak. Ne sanıyorlar kendilerini? Kafasına da taç koyalım çok istiyorsa." Clay güldü kısaca. "Bırak ya, evciliklerine devam etsinler." Hah, işte bu. İşte bu yüzden Clayton'ı seviyorum.
Biz kendi aramızda konuşurken dikkatimiz dağılmıştı, Profesör'ün asasının uçan hayvanı tarafından çalındığını görünce ilgimizi tekrar çekmişti sınıfın ön tarafları. Neler oluyordu gerçekten? Bir anda ortada büyük bir şarap şişesi beliriyor, ardından bu şişeyi kafatası içiyor sonrasında da bir solucana çeviriyor? Profesör de olanları endişeyle izliyordu bunlar yaşanırken. Lan asasız büyü yapamıyor musun, durdursana hayvanını! OF! Bu da yetmiyormuş gibi Profesör bayıldı! Bekledik ama kalkıp kendini göstermiyordu geri, sınıfta da büyük bir sessizlik oluşmuştu. Ayağa kalktım hızla ve gökkuşağı renginde dumanlar çıkan masaya ilerlemeye başladım. "Bir şey olduysa sınıf başkanlarıyla beraber hastane kanadına taşımamız gerekiyor Profesör'ü."
Profesörün yanındaki değişik bir evcil hayvan olduğuna inandığım kafadan oluşan agresif yaratık kuzenime saldırınca kahkahayı patlatmıştık hep beraber. Eadwig'i severim ama, hak ettiğini bulduğunu görmek de güzel bir his. "Annenizin bu 'soytarılığı' duyması benim için sorun olmayacaktır, kendisiyle yakın zamanda görüşmüş olduğum gerçeğini göz önünde bulundurunca... " Vayy, Boleynleri mi tanıyormuş bu adam? Yengemle nasıl bir görüşme gerçekleştirmişlerdi acaba, o kadar da pis bir imada bulunacağını sanmıyorum adamın. İş hakkındadır. "Şşt sizinkileri tanıyormuş ya." Edward bana seslendiğinde sadece "Hıhı." şeklinde bir tepki verdim. Ne yapayım ya, beni hiç ilgilendirmiyordu bu olaylar. Sadece ciddi bir şekilde Profesör'ün diyeceklerini dinliyordum, sonunda laf sokacağım ayağına kuzenime bir taht yarattığında neredeyse bu duruma karşı çıkmak için ayağa kalkıyordum ki kendimi tuttum. Kuzenim somut olarak sınıfın bir köşesinde kendi krallığını kurduğunda biz burada basit bir koltukta oturuyorduk, bazıları ise yerde gazetelerde veya iki üç kitabı birleştirerek rahat etmeye çalışıyorlardı. Bu muydu şimdi eğitimde eşitlik? Bizi özgür bırakmakla bu bir miydi? Her ağlayana istediğini vermek, ses çıkarmayanların sürünmesine göz yummak... Bu dersin işleniş biçimi şimdiden hoşuma gitmemeye başlamıştı bile. İyi niyetli ama kötü sonuçlu bir düzen kuruluyordu.
Ders hakkında konuşmaya başlayınca bütün hevesim kırılmış bir şekilde sınıfın arka taraflarına doğru yerleştirilmiş koltuğunda, solumda oturan Edward'a dönerek "Tam bir fiyasko." dedim. "Niye? Koltukta oturuyoruz daha ne olsun?" dediğinde göz devirdim. Adam karşımızda tahtta oturuyordu. Ha, komik duruyordu orası ayrı ancak istediğini elde etmişti. Edward'ın beni anlamayacağını fark ederek sağ tarafımdaki Clayton'a yaklaştım. "Şunlara bak. Ne sanıyorlar kendilerini? Kafasına da taç koyalım çok istiyorsa." Clay güldü kısaca. "Bırak ya, evciliklerine devam etsinler." Hah, işte bu. İşte bu yüzden Clayton'ı seviyorum.
Biz kendi aramızda konuşurken dikkatimiz dağılmıştı, Profesör'ün asasının uçan hayvanı tarafından çalındığını görünce ilgimizi tekrar çekmişti sınıfın ön tarafları. Neler oluyordu gerçekten? Bir anda ortada büyük bir şarap şişesi beliriyor, ardından bu şişeyi kafatası içiyor sonrasında da bir solucana çeviriyor? Profesör de olanları endişeyle izliyordu bunlar yaşanırken. Lan asasız büyü yapamıyor musun, durdursana hayvanını! OF! Bu da yetmiyormuş gibi Profesör bayıldı! Bekledik ama kalkıp kendini göstermiyordu geri, sınıfta da büyük bir sessizlik oluşmuştu. Ayağa kalktım hızla ve gökkuşağı renginde dumanlar çıkan masaya ilerlemeye başladım. "Bir şey olduysa sınıf başkanlarıyla beraber hastane kanadına taşımamız gerekiyor Profesör'ü."


[/spoiler]
[/spoiler]