17 Nisan, 2026 09:42:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Samuel Raymond Boleyn

Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7
76
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 05 Şubat, 2022 14:45:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Profesör Olineaux'un koltuğunu ödünç almış olmamızdan hoşnut olduğunu dile getirmesiyle bu adamın gerçekten de kurallarla sıkıntısı olduğunu ve bu dersin bir fiyasko gibi geçeceğini anlamıştım. Her an her şey olabilirdi bu derste, tetikte kalmak gerekiyordu. Ayrıca onun gibi uyuyakaldığımızı belirttiğinde de pek bir anlam verememiştim neden böyle dediğine. Dersten önce çok uyuduğunu söylüyordu herhalde diyerek çok da üstelemedim bu konuyu kafamda. Sıkıştığımızı fark edip bize aynısından iki koltuk daha yaratınca gözlerim parlayarak gülümsemeye başladım. Oh be! Normalde ceza yerdik, bu adam bizi daha da ödüllendiriyor. Kral! Clayton ve Edward da olayın etkisiyle gözlerini aralamışlardı ve neler olduğunu anlayınca gülümseyerek kalkıp yanlardaki koltuklara geçtiler. Onlar da kendini tanıttıktan sonra Clay bana dönüp bunun nasıl gerçekleştiğini sorunca -az önce uyukladıları için takip etmemişlerdi pek- ben de anlatmaya başladım heyecanla. Derken konuşmaya başlayan kuzenimi görmemle yüzümün geri solması bir oldu. Kendini beğenmişliğini göstermese olmayacak çünkü , değil mi? Bir de yengemden bahsetmiyor mu her yerde... Kafayı yersin.

Profesörün yanındaki değişik bir evcil hayvan olduğuna inandığım kafadan oluşan agresif yaratık kuzenime saldırınca kahkahayı patlatmıştık hep beraber. Eadwig'i severim ama, hak ettiğini bulduğunu görmek de güzel bir his. "Annenizin bu 'soytarılığı' duyması benim için sorun olmayacaktır, kendisiyle yakın zamanda görüşmüş olduğum gerçeğini göz önünde bulundurunca... " Vayy, Boleynleri mi tanıyormuş bu adam? Yengemle nasıl bir görüşme gerçekleştirmişlerdi acaba, o kadar da pis bir imada bulunacağını sanmıyorum adamın. İş hakkındadır. "Şşt sizinkileri tanıyormuş ya." Edward bana seslendiğinde sadece "Hıhı." şeklinde bir tepki verdim. Ne yapayım ya, beni hiç ilgilendirmiyordu bu olaylar. Sadece ciddi bir şekilde Profesör'ün diyeceklerini dinliyordum, sonunda laf sokacağım ayağına kuzenime bir taht yarattığında neredeyse bu duruma karşı çıkmak için ayağa kalkıyordum ki kendimi tuttum. Kuzenim somut olarak sınıfın bir köşesinde kendi krallığını kurduğunda biz burada basit bir koltukta oturuyorduk, bazıları ise yerde gazetelerde veya iki üç kitabı birleştirerek rahat etmeye çalışıyorlardı. Bu muydu şimdi eğitimde eşitlik? Bizi özgür bırakmakla bu bir miydi? Her ağlayana istediğini vermek, ses çıkarmayanların sürünmesine göz yummak... Bu dersin işleniş biçimi şimdiden hoşuma gitmemeye başlamıştı bile. İyi niyetli ama kötü sonuçlu bir düzen kuruluyordu.

Ders hakkında konuşmaya başlayınca bütün hevesim kırılmış bir şekilde sınıfın arka taraflarına doğru yerleştirilmiş koltuğunda, solumda oturan Edward'a dönerek "Tam bir fiyasko." dedim. "Niye? Koltukta oturuyoruz daha ne olsun?" dediğinde göz devirdim. Adam karşımızda tahtta oturuyordu. Ha, komik duruyordu orası ayrı ancak istediğini elde etmişti. Edward'ın beni anlamayacağını fark ederek sağ tarafımdaki Clayton'a yaklaştım. "Şunlara bak. Ne sanıyorlar kendilerini? Kafasına da taç koyalım çok istiyorsa." Clay güldü kısaca. "Bırak ya, evciliklerine devam etsinler." Hah, işte bu. İşte bu yüzden Clayton'ı seviyorum.

Biz kendi aramızda konuşurken dikkatimiz dağılmıştı, Profesör'ün asasının uçan hayvanı tarafından çalındığını görünce ilgimizi tekrar çekmişti sınıfın ön tarafları. Neler oluyordu gerçekten? Bir anda ortada büyük bir şarap şişesi beliriyor, ardından bu şişeyi kafatası içiyor sonrasında da bir solucana çeviriyor? Profesör de olanları endişeyle izliyordu bunlar yaşanırken. Lan asasız büyü yapamıyor musun, durdursana hayvanını! OF! Bu da yetmiyormuş gibi Profesör bayıldı! Bekledik ama kalkıp kendini göstermiyordu geri, sınıfta da büyük bir sessizlik oluşmuştu. Ayağa kalktım hızla ve gökkuşağı renginde dumanlar çıkan masaya ilerlemeye başladım. "Bir şey olduysa sınıf başkanlarıyla beraber hastane kanadına taşımamız gerekiyor Profesör'ü."

77
Öğrenci Postası / Samuel R. Boleyn | Baykuşhane
« : 05 Şubat, 2022 03:28:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Nefret mektuplarınızı böyle okuyorum.

78
Hogwarts Bahçesi / Aşkistan
« : 05 Şubat, 2022 00:58:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Anlamlı bi şarkıdır kendisi, kurgu özetidir.
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=RekpipbqttE[/youtube][/spoiler]


Tarih: Kermes'ten bir hafta sonrası
-------

Biçim Değiştirme dersinin son demlerini yaşıyordum, artık oflayıp puflamaya başlamıştım kendi kendime. O kadar yüksek sesliydi ki yan koltuğumdaki Clayton dirseğime vurarak yaslandığım yerden düşmemi sağlamış ve "Tamam Boleyn, sıkılığını anladık." demişti beni tersleyerek. Boleyn denmesinden çok rahatsız olurdum, sanırım şu an şımarıkça davrandığıma dikkat çekmek için bu şekilde seslenmişti. Umursamadan kolumu tekrar koltuğun yanına dayadım ve kafamı yasladım. Canım sıkkındı, belli olacağı üzere. Neden? Bilmiyorum. Çok bastı her şey. Sıkılıyorum. Profesör'ün dersin bittiğini söylemesiyle ayaklanmam bir oldu, kapıya ilerlemeye başlayan ilk kişiydim. Umarım saygısızlık olarak algılamazdı bunu ancak acilen ortamdan uzaklaşmam gerekiyordu. Peşimden seslenildiğini duyunca derin bir nefes alarak adımlarımı yavaşlattım koridorda. "Sam, bekler misin?" diyordu Alice. Yanıma ulaşıp koluma girdiğinde kendi kendime daha ne kadar rahatsız olabileceğimi sorguluyordum. "Derste aklına bir şey takılmış gibi geldi. Ne oldu? Dün yanlış bir şey mi söyledim sana?" Dün ne oldu ki? Ha... Dün Alice ile bahçede yürümüştük biraz. Sohbet etmiştik yani, başka bir şey değil ki. Neyine alınayım? "Hayır tabii ki." dedim gülümsemeye çalışarak. Niye gülümseye çalışıyorsam? Alice çok iyi bir kız ama şu an çok darlanıyorum. Nereden çıktı zaten anlamadım ki. Bir gün Martha geldi - kendisi kızlar arasında yakın olduğum sayılı kişilerdendir, kafa kızdır - ve Alice'e bir şey olduğunu söyleyerek yardımımı istedi. Düşmüş mü ne olmuş? Gittik baktık, hastane kanadına taşınmasına yardımcı oldum ilk. İki hafta önceydi sanırım bu olay, sonra bir baktım konuşmaya başlamışız. Millet de bir şey oluyor sanıyor ama ben çok darlanıyorum yani. Zaten... "Neyin var o zaman Sam?" Sam kısaltmasından da hoşlanmam ki ben. Kolum da ağrıdı kolunu taşımaktan... Amacım saçımı düzeltmekmiş gibi davranarak kurtardığım sağ kolumla bir süre kafamda oyalanacaktım mecbur. "Bir şey yok. Sadece içimde... Bir enerji eksikliği var sanki. Anlatabiliyor muyum?" Bu söylemimle adımlarının yavaşladığını fark edince ben de yavaşladım, fazla mı sert olmuştu. Onunla alakalı değildi bu, kafam doluydu. Alice gerçekten çok tatlı bir kızdı, iyi niyetliydi ama ben böyle oyunlarla ilgilenmiyordum şu anda. Hem de... Aklımdan atamıyordum Charlotte'u.

İnanılmaz bir gün geçirmiştik. Hogsmaede, o günkü kadar güzel hiç gözükmemişti gözüme. Eadwig ile ettiğimiz kavgadan sonra mekana girmiş ve Charlotte'un iyi olup olmadığına bakmaya gitmiştim. Ağlaması durmuştu, sonra bir anda etrafta beni iyileştirmek için koşuşturmaya başladı. Buz getirdi, kafama tuttu, bıcır bıcır bir sürü şey anlattı ve bir anda keyfimi yerine getirdi. O olmasaydı bütün gün oturur kuzenim hakkında düşünerek sinir küpü olurdum ama yarım saat sürmemişti kuzenime bozukluğum. O kadar farklı, o kadar ilginç konular konuşmuştuk ki ben bir kızla böyle derin sohbetlere girebileceğimi açıkçası tahmin bile etmezdim. Evet biliyorum, saçma bir düşünce ama şu ana kadar çok kızla konuştum ama asla oturup Ev Cinlerinin kelliğiyle ilgili protestolardan, ne bileyim toplumun faydasına herhangi bir şey düşündüklerine asla rastlamadım. Bu kız melek gibi bir şeydi. Sonra da Alice gelmişti işte. Her şeyin içine bir kara kedi gibi girmeyi başarmıştı. Keşke onun hakkında böyle düşünmüyor olsam çünkü o günü beraber geçireceğimizi umması kadar doğal bir şey yoktu, bu öngörüyü ona ben vermiştim. O zamanlar durum çok farklıydı.

Sonraki günlerde de Charlotte ile konuşmayı çok denedim ama fark ettim ki bizim ne ortak arkadaşımız, ne de aynı zaman diliminde aynı yerde bulunduğumuz varmış. Bu kızla iki çift laf edebilmek için uğraştığım kadar hiçbir kızın peşinden koşmamıştım. Doğruya doğru, bu da beni biraz gaza getirdi. Hem de o gün kuzenimin yarattığı izlenimi bozmak istiyordum, bunun da hırsı vardı ama bilmiyorum... Sadece bunlar değil. Charlotte çok farklıydı. "O zaman sorun ne? Bana böyle davrandığına inanamıyorum. Martha uyarmıştı!" Bir dakika, neler oluyor ya?

Alice bir anda ağlamaya başlamış. Bir şey demedim ki bu kadar abartılacak? Durdum, koridorun ortasında kız bana bağırıyordu ben de etrafıma bakıyordum biri yardım etsin diye. Edward'ın uzaktan deli işareti yaptığını görünce bir ses çıkardım, gülmemek için kendimi tutmaya çalışmış ama başaramamıştım pek. Alice'in gözlerini daha çok belerterek ağzını açışını görünce "Alice." dedim role girerek ve anlayışlı bir şekilde omuzlarından tuttum iki yandan. "Sadece dalmışım. Ders çok sıkıcıydı tatlım. Ayrıca Martha'nın seni ne konuda uyardığını anlamıyorum. " dedim. İnanmış mıydı? Yanakları kızarıyor, gözlerimi hızlı hızlı takip ediyor gözleri. Puan veriyor... Derin bir nefes... "Pardon." Burnunu çekti ve gözlerini sildi. "Ben... Ben yanlış anladım." Güzel, ipler bende. "Ne anladın tam olarak? Martha ne diyor?" Endişelenmeye başladı, arkadaşını sattığını düşünüyor şimdi. İnkara geçiş. "H-Hiçbir şey..." "Seni uyardı mı benim hakkımda?" Kabulleniş."Yani, evet ama..." "Arkadaş olacağız güya, sen de ona inanarak benim üzerime geliyorsun şimdi?" Gözleri tekrar doluyor... "Çok iyiymiş ya, siz ikiniz devam edin bu yürüyüşe o zaman." Hoppp güm, tamamdır bu iş. Arkamı döndüm, bıraktığım enkazdan olabildiğince hızlı kaçmaya çalışarak erkekler tuvaletine daldım.



79
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 04 Şubat, 2022 23:46:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Arkamı dönüp gitmek için can atıyordum ancak Carmilla'nın izni olmadan elimizi kolumuzu sallayarak buradan ayrılamayacağımız belliydi. Hala midesiyle savaşmakta olan kuzenime yaklaşıp sırtına uzandığında vücudumdaki bütün kasların gerildiğini hissetmiştim. Bana dokunuyormuş kadar rahatsız etmişti bu temas beni. Bizi tehdit edeceğini düşünmüştüm, elim asama gitti çok yavaşça ancak kullanmama gerek olmayacaktı. Ha zaten kullanacak olsam da ağzımdan hangi büyü çıkacak zerre fikrim yoktu. Sonrasında André'nin gözlüğünü temizlemeye giriştiğinde sıranın bana geleceğini anlamıştım. Elimi teslim olmuş bir şekilde geri çektim asamdan, ne olacaksa olabilirdi artık. Bana dönene kadar gözlerimle neler yaptığını izliyordum ancak bakıştığımızda kaçırmak zorunda kaldım tekrardan, o ise söylediklerimle ilgilenmişti belli ki. Konuşurken yanıma yaklaşıyordu, varlığını sağımda hissediyor ama kafamı çevirip bakmaya inanılmaz çekiniyordum. Omzuma dokunduğunda içime dolan titremeyi durdurmaya çalışarak kafamı çevirdim. İlk önce kanlı eline, sonra da gözlerine..."Karışmamak için geç kaldınız." Ürperdiğimi hissediyordum, haklıydı. Sırf bizden korktukları için yok olmamızı amaçlayan bir ırk varken varlığımız yetiyordu bu duruma karışmaya. Haksızlıktı bu, doğuştan gelen özelliklerimiz yüzünden kim nasıl yargılayabilirdi ki? Onlardan farklı olduğumuz için... Güçlü olduğumuz için korkuyorlardı. Bu bizi suçlu kılmazdı ama. Neden kendimizi korumak zorundaydık? Carmilla kötü bir şey yapmıyordu, savaşta ölüm de vardı sonuçta. Dedikoduları anlatmamı istemişti. Ares'e ettiği işkenceyi sormalı mıydım? Bize de yapabileceklerini hatırlayınca, omzumda da eli bulunurken bu pek kolay olmayacaktı. Ağzımı açar gibi oldum ama tekrar kapadım, derken kuzenim araya girdi. Benden daha cesurdu şu noktada. Ares'in annesini mi... Ne?

Ancak bunu sorgulayacak zaman değildi. Bir anda ortalık birbirine girdi, önce Clay ve Cyneric ortaya çıktı sandım ama belli ki bizi uzaktan izleyenler sadece onlar değildi. Bunlar amcam ve kuzenimdi, seherbazlar gelmişti. Nasıl haberleri olmuştu da bu kadar hızlı gelmişlerdi anlam veremiyordum. Meredith'i uzun süredir görmemiş olmanın getirdiği bir özlem hissini hatırlattı kuzenimi görmüş olmak, bana nedense çok yakın geliyordu her zaman. Keşke daha çok görüşüyor olsaydık. Carmilla'nın dikkatini çektiklerinde ben de bir rahatlama hissiyle dakikalardır adımımı kıpırdatmadığım yerden ayrılarak birkaç adım attım geldiğimiz yola doğru. Bu ortamdan uzaklaşmak için can atıyordum, kaçmak için fırsat kollamamız gerektiğini düşünürken Eadwig'in Carmilla'ya doğru koştuğunu gördüm. Babasına karşı Carmilla'yı savunuyordu şu anda, saygı duydum bu hareketine.

Bakanlık neredeydi?
Carmilla burada Hogwarts yollarını korumuyor olsa biz gece nasıl rahat uyuyacaktık?
Bakanlık niye böyle bir şeye izin veriyordu ki zaten? Bütün seherbazlarını toplasa Carmilla kadar güçlü olmuyor demekti bu. Bu da demektir ki acilen yönetimin değişmesi gerekiyor.
Ve bir diğer sorun, böyle bir tehlike varken hala bunu nasıl gizli tutabiliyorlardı? Muggle dünyası varlığımızdan haberdardı, bunu geçtim, bizim için tehlike arz ediyorlardı. Bunu da geçtim, güvendiğimiz kişi olan kızıl saçlı cadı, bir büyücüyü de katlettiği şeklinde ithamları olan biri miydi gerçekten? Ve üstüne üstlük güvenelim dedikleri kişiden şu anda bizi korumaya çalışıyorlardı. Acilen birilerinin bu işe el atması gerekiyordu ve bunu bir çift 16 yaşında çocuk mu araştırmaya çıkınca ortaya çıkartacaktı gerçekten? Hepinize ayrı ayrı lanet olsun.

Birkaç adım attım kuzenimin yanına, ona destek olmak istemiştim. "Haklı, siz gelene kadar Avcılar okula ulaşırdı bile. Eğer amaçları buysa tabi." dedim doğruladığımı belirterek. Çok da gözlerine batmak istemiyordum. Amcamın, Eadwig'i buraya sürükleyenin ben olduğumu düşüneceğine kalıbımı basardım şu anda. Ona hiç gözükmeseydik yeriydi. "Carmilla bizi kurtardı."

Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 2, total 2


80
Hogsmeade Kermesi / Ynt: Hogsmeade Kermesi Gezisi
« : 04 Şubat, 2022 04:05:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çok zor alınırmış, herkesi mutlu etmeye çalışırmış, gidelim diyorum tamam diyor... Gökte ararken yerde mi buldum bu kız melek mi ya? Trip atmayan bir kadın türü, uzun süredir karşılaşmadığım bir tarz. İnanılmaz da tatlı... Önden ilerlemeye başladı, ben de gülümseyerek peşinden ilerliyordum ki kuzenimi gördüm ileride. Bizim de girmek üzere hareketlendiğimiz mekanın merdivenlerinden aşağı iniyordu yanımıza doğru. Elimi kaldırıp selam verecektim ki... Sırılsıklam oldum bir anda. Yağmur değil hayır, sanki üzerime şelale yağıyordu. Bir türlü de bitmiyordu, herkeste mi var yahu bu? Bir bana oluyor sanki. Kokusu da... Anlam veremiyordum hiçbir şeye. Kafama ağır bir kutunun geçmesi ve görüntümün kararması öncesi en son gördüğüm görüntü de sinirli bir Eadwig suratıydı. Kafama düşen sert cismin etkisiyle acıya dayanamayıp yere yığılmıştım. "Ahh!" diye bir inleme de çıkmıştı ağzımdan istemeden. Neydi bu şimdi? Üfff, leş gibi bira kokuyordu. Kot pantolonumun içine sızan sıvıyı hissediyordum, inanılmaz rahatsız ediciydi. Hem de soğuk. Bu şaka olmalıydı herhalde.Değil mi? Başka ne olabilir? Kalkmak istiyordum ama kafamın tepesinde ağrı bunu engelleyecek kadar fazla derecedeydi. Tek yapabildiğim karlar arasında yatmak oldu bir süre.

Bu sırada Eadwig'in sesi geliyordu kulağıma. Büyük salonda ne ne ne? Kurban mı? Bu kadarı da fazla ama. Ben kimi kullanmışım şimdiye kadar? Denedik olmadı, hepsi bu. Zorluyor muyum, kandırıyor muyum? İstemeyen gider abicim. Sana hesap mı vereceğiz. Bir de gelmiş beni kızın yanında rezil etmeye çalışıyor öyle mi? Hayırdır acaba ya, n'oluyor? Doğrulmaya çalıştım ancak kafamın üzerinde öyle büyük bir ağırlık vardı ki kaldırmam imkansız gibi bir şeydi. Zaten sızlamadan dolayı çok da zorlayamıyordum. Charlotte'un sesi geliyordu, kavga mı ediyordu o benim için? Bu kızın içinden neler çıkacak acaba ya? Ama gerek yok hani, benim konuşmamla uslanır o... Ağzımı bozmayacağım "ALOO?" dedim niye hala birinin yanıma gelmediğini sorgulayarak. "Biri şunu kafamdan alacak mı?" Kara saplandım mal gibi kaldım Merlin belanızı versin gerçekten ya. "Geldik abi ya, doğrulsana tutuyoruz." Edward'ın sesini duyunca "Yarın gelseydiniz kardeşim." dedim sinirle.

Oturur pozisyona geldiğimde onlar da kafamdan, artık ne olduğunu anladığım, fıçıyı kaldırmışlardı. Gözüm kararır gibi oldu aydınlıkla beraber, gözlerimi ovuşturdum. "Biz dedik sana çekil ordan diye ama..."  "Aga ben ne bileyim ya bunu kast ettiğinizi?" Sırılsıklam olmuştum. Beremi çıkardım sinirle, artık beni ısıtmaktan çok üşütüyordu. Bu sırada Charlotte ve Eadwig hala tartışıyorlardı. Ayağa kalktım karlara gömülmemeye çalışarak. Yanlarına doğru birkaç adım attım. Kavga edeceğim etmesine de kız bırakmıyor kuzenimi. Bildiğin ağzına etti. Bu malın gerçekten amacı neydi peki? Birkaç adım attım yanlarına doğru, Charlotte'u kenara alıp kuzenimden sorardım bunun hesabını ama bana dönen yaşlı gözlerle karşılaşınca ilgilendiğim konunun değişmesi gerekti tabii. Neden ağlıyordu şimdi? Bir de kızı mı ağlattın şerefsiz? "Charlotte..." dedim ilgiyle ona yaklaşırken. "İyiyim ben, sorun yok." Halim pek de öyle gözükmüyordu yüksek ihtimalle. Burnumdan bira damlaları süzülürken ve kirpiklerimdeki damlacıkları görebilirken... "Bir anda çok fazla şey üzerine geldi. Üzgünüm böyle bir durumda kaldığın için. Önemli değil ama benim için. Hadi içeri geçelim, olur mu? Geliyorum hemen." dedim ve Clayton'a bir bakış attım. Böyle konularda çok iyiyizdir, nerde ne yapmaları gerektiğini hemen anlarlar. Özellikle Edward, kzılarla müthiş iletişim kurar. Yanına geldiler ve, "Gel yüzünü yıka istersen." "Bir şey olmaz ya, onlar akraba. Hallederler şimdi hemen." şeklinde ikna ederek içeri sürüklediler.

Onlar içeri geçene kadar üzerimdekileri çıkarıyor ve ıslak kıyafetlerimden olabildiğinde sıyrılmaya çalışıyordum. Atkım, eldivenler, mont, montun içindeki hırka... Pantolonum ve üstümdeki kazak ile tişört dışında çoğu şeyi çıkardım. Kapıya geldiklerinde de içeri geçeceklerine güvenerek daha fazla dayanamayıp Eadwig'in üzerine yürümeye başladım ve göğsünden tuttuğum gibi arkaya fırlattım. "Derdin ne söyle şimdi?" Çöktüm üzerine. "Bunu mu istiyorsun? İlla kavga mı edelim!"



Evet yüzünü yumruklamak istiyorum. Kekoyuz biz napalım. Kavgasız gürültüsüz karaktere başlanmıyomuş, sağ ayakla diyelim sdklfjsd
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 7, total 7

81
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 04 Şubat, 2022 02:44:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bakın şimdi dostlar... Çok kitap okudum ve çok fazla vahşet betimlemesini hayal ettim. Hatta birkaç gecedir Edward, Carmilla ile ilgili gereksiz abartılı uydurma efsaneler anlatıp kafamızı şişiriyor. Yurtta uyku sorunu çektiği için bir süreliğine başka odada kalmak istediğini söyleyen bile oldu Edward'ın anlattıklarından. Bunun yanında kahramanlık öyküleri de dinledim, yeri geldi benim de cesaretimi gösterdiğim noktalar oldu. Aynı şu anda Yasak Orman'ın neresi olduğu bilinmez bir noktasında parçalanmış ölü bedenlerle bulunmamızdaki cesaretin de gösterdiği gibi. Ancak buna cahil cesareti desek yeridir. Bir daha düşünsem kesinlikle kabul etmez ve kuzenimi de bu fikirden caydırmak için uğraşırdım. Evet bulduk, gerçekten de Carmilla buradaymış. Peki ne pahasına? Cadı Avcıları bizi her an öldürebilirdi ve onlardan bizi vahçise kurtaran kişi de... Carmilla? YUH. Her şeye tamam da, görmememiz gerekiyordu bu kadarını! Kaçamamıştık da, donup kalmış ve neler olup bittiğini olduğum yerde izlemeye başlamıştım. En son önümüzde birinin boğazının kesilişine seyirci olana kadar da sadece arkaya doğru 1-2 adım atabilmiştim. Suratıma gelen kan damlalarını gözlerimle takip etmiştim, fazlaydı. Kolumu kaldırıp göz kapaklarımdaki kanı elimin tersiyle sildim ve kana baktım düz bir ifadeyle. Bu kan az önce benimki de olabilirdi, veya kuzenimin, veya André'nin. Ne kadar aptalız!

Kadın bize sorusunu yönelttiğinde öylece suratına bakıyordum, kuzenim kusmaya başlayana kadar da ağzımı açıp iki çift laf edememiştim. Şok muydu bu? Bilmiyorum, hayatımda hiç böyle bir manzarayla karşılaşmamıştım. Kafamı sallayarak kendime gelmeye çalıştım, toplamam gerekiyordu aklımı. André için çok travmatik olmalıydı, Cadı Avcıları ile tekrardan karşılaşmıştı. İyi miydi acaba? Kafamı arkaya doğru çevirerek suratına baktım, beti benzi atmıştı tabii. Normalde bile iki kelimeyi bir araya doğru düzgün getirebildiği yoktu ki, şimdi nasıl konuşsun? Eadwig ise... Acilen buradan gitmesi gerekiyordu. Zaten niye duralım ki daha fazla? Gerçeği öğrenmek için gelmiştik, görmüştük. Aslında... 1. kaynaktan daha fazlasını da öğrenebilirdik. Amacını sorsak anlatır mı? Sonuçta bizi kurtardı, şu anda belki de ondan korkmamız için bir sebep yoktur. Tamam, kontrolü eline alma zamanı. Bir adım attım  ve zorla da olsa gözlerimi kadına sabitleyebildim. Sanki ona çok uzun süre bakarsam tehdit olarak algılarmış gibi geliyordu bu yüzden uzun süre bakışmak oldukça zor olacaktı benim için.

"Biz-" dedim ama ilgisini çekmiş olmak bile yeterince beni bu fikirden vazgeçirmeye yetmişti. Ares'e yaptıklarını düşününce bize neler yapabileceğini hayal etmeye başladım. Onu geçtim, daha yeni, çok yeni, önümüzde parçaladığı cesetler duruyor. Acımadan bunu yapabilen, bizi de tek parçada yok edebilir. "Haklısınız. Biz de dönmek istiyoruz sadece." dedim. Bu kadar korkak olma... Sor işte. Ayağının dibinde suratıma kanı sıçramış olan kafa durmasa her şey çok kolay olacak!

Ağzımı açtım, kararlıydım derken bu sırada Carmilla'nın arkasındaki çalılıkların arasından parıldayan iki çift göz ile karşılaştım. Bunlar... Clay ve Cyneric? Neden? Şu an biz buradan arkamızı dönüp gidersek, Carmilla onları Cadı Avcılarından sanıp tek bir hamleyle öldürebilirdi. Ama bir anda oradan çıkmalarını söylemek de saçmalığın daniskası değil miydi? Kadını bir süre oyalarsak belki onlar da uzaklaşmaları gerektiğini akıl edebilirlerdi. Umarım yani. "Aslında... Teşekkür- Aynen teşekkür ederiz." dedim ilk başta arada iyi bir bağ kurmak adına. Hayatımızı kurtardı sonuçta. "Amacımız okulun yakınlarında neler olduğunu öğrenmekti sadece. Çok dedikodu var..." Ne saçmalıyorsun? Saçma bir plan. Çok saçma. Dönün ve gidin artık işte. Uzatma... "Ama önemli değil, biz karışmasak daha iyi."

82
Hogsmeade Kermesi / Ynt: Hogsmeade Kermesi Gezisi
« : 03 Şubat, 2022 21:22:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Charlotte uzattığım mendili alıp yüzünü silmeye başladığı sırada aynı anda da hızlı hızlı yemek savaşını eleştiriyordu. “Şu yapılana inanabiliyor musun? Zarar ziyan hep. Hayır yani ellerine ne geçti ki şimdi? Eğlenmenin daha güzel yolları olduğuna eminim.” Güldüm. "Tam olarak aynısını düşünüyordum. Çocukça bir hareket." Aynı şekilde düşünmemize sevinmiştim. Charlotte ilginç ama her zaman doğru noktalara parmak basan bir kız olmuştu. "Yok ne borcu, sen de olsan aynısını yapardın." dedim mahcup bir şekilde ve ellerimi ceplerime koyarak gülümsedim. Ne yapacağımı bilemiyordum şu an. Gitmeli miydim? Arkadaşı falan yok muydu yanında ki? Bir yandan da Clay ve Edward beni bekliyorlardı. Ne yapıyorsun der gibi bakış attıklarını ve kollarını işaret ederek zamanın tükendiğini anlatmaya çalıştıklarını görünce gitmelerini işaret ettim ama pek anlamış gibi durmuyorlardı. Bu sırada Charlotte'un yüzünde bir şey olup olmadığını sormasıyla gözlerimi yüzünde gezdirmeye başladım. "Yani..." Teni ne kadar pürüzsüz... Hiç bu kadar yakından incelememiştim. Aslında dudağının çevresinde de yanaklarında da hala çikolata izleri ve parlayan krema gözüküyordu ama teninin rengini düşünürken bunu nasıl diyeceğimi bilememiştim. Çok da umursamadım desem yeridir yani. Tatlı duruyordu. Elimi cebimden kaldırmış yanağını silmek için uzanıyordum ki tekrar konuşmaya başladı ve cevabımı bile dinlemeden kolumdan tutarak beni çekiştirmeye girişti. Hala mendilimden bahsettiği için konuyu kapatmak istiyordum. "Yok, telafi edilecek bir şey değil. Her zaman böyle durumlarda işe yarayacağını düşünerek bulundururum zaten. Senin için bekliyormuş." Hızlıca düşündüğüm bu söz için de kendimi tebrik ettim tabi. Bu sırada saçlarındaki kek parçaları dikkatimi çekince şapka takmadığını fark ettim. Bu havada şapka takmamak için deli olmak veya saçlarının bir ayı kürkü kadar sıcak tutuyor olması gerekliydi. "Üşümüyor musun neden şapkasız çıktın? Ah bir dakika... Okulda çıplak ayakla gezen kız da sendin değil mi?" dedim aradaki bağlantıyı kurarak ve kahkahayı patlattım bu düşünceyle. Ben görmemiştim ama Edward'ın bir sabah kahvaltıya telaşla gelişini ve koridorda çıplak ayakla yürüyen bir kızdan bahsettiğini hatırlıyorum. Herkes ne kadar garip olduğuyla ilgili dalga geçmeye başlayınca bir tık abarttıklarını düşünmemiştim de değil, özgürlükçü bir ruhu olduğunu anlatıyordu bence bu hareket. Gülmemden rahatsız olabileceğini düşünerek durdurdum kendimi. "Komik değildi, kusura bakma. Sadece alışılagelmişin dışında bir hareket." Alınıp alınmadığını anlayamıyordum, kafamı yana yatırdım gözlerine bakarken. "Alınmadın değil mi?" dedim ve devam ettim. "Yüzünü silmen iyi olabilir. İstersen şu mekana girelim." Konuşmaya devam ederken bana arkadan kaş göz yaptıklarını fark ettiğim kankalarıma da gitmelerini işaret ediyordum elimle. "Hem temizlenirsin hem de üşümemiş olursun."

83
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 03 Şubat, 2022 16:37:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
6GP var toplam

Tılsım 10---> 12
Biçim Değiştirme 10---> 11
Lanet 1---> 10
şeklinde yükseltmek istiyorum.

Dünkü hata düzeltmesidir*
Çok tşkkürrr

84
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 03 Şubat, 2022 16:34:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Blaze'deki 1 GP'yi Samuel karakterime aktarmak istiyorummm

85
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 03 Şubat, 2022 14:45:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eadwig’i dinleyerek düşünüyordum dediklerini. Neden fırsatı varken kaçmaz ki bir insan? Ares’in amacı neydi? Peki eğer doğruysa, Carmilla neden kaçmasına izin vermişti? “Bir rüyayı bu kadar gerçekçi görüyorsa bence bi hastane kanadına görünsün arkadaşın.” dedim rüya olması olasılığını tartarak. Bu sırada az önce söylediği sayıya göre ağaçlarda gözümü gezdiriyor ve Kuzey'de 20'ye ulaşmayı bekliyordum. Hem ben bu sayım işini yapmasam Eadwig yapacak mıydı acaba? Hiçbir şey söylemeden başlamıştık yürümeye. Onun da saydığını umuyordum yoksa karıştırmam halinde ortada kalabilirdik. “Cadı avcıları mı? Gerçek olamaz…” Bu kadar kör cahil olamaz kimse. Suskunlaştım sohbet devam ettikçe. İki taraf da çok uç düşünüyordu, bunun ortası olmadıkça da güvende hissedemeyecektik. Eğer söyledikleri gibi Carmilla Cadı Avcılarının peşindeyse, Ares'e zarar vermemeliydi. Arkadaşımın korkmamasını söyleyince bunu fark etmiş olmasına şaşırarak arkamı döndüm ve Clayton'ın duyup duymadığından emin olduktan sonra kuzenime "Sessiz ol." dedim. "Çok normal değil mi? Aklı olan herkesin biraz olsun korkması gerekiyor zaten, ama sonuç olarak burdayız hepimiz."

Bir süre daha ilerledik, bu sırada arkada kalan Clayton ve Cyneric inanılmaz sessiz bir şekilde bizi takip ediyorlardı. Birkaç kez Clayton'ın yersiz şakası kulağıma çalınmış ve Cyneric'in de homurdanarak Clay'den uzaklaşmaya çalışmasına şahit olmuştum. İkisi de yıllardır birbirlerinden hiç haz etmezler, hatta Cyneric'in geleceğini bilse geri bile dönebilirdi Clay. Aslında önceleri aynı ben ve Eadwig'de olduğu gibi çok iyi anlaşırdık. Beraber haftasonu Quidditch maçları yaptığımız bile olurdu; orta bahçede takılır, bütün günü beraber geçirirdik. Ama sonra insan değişiyor, büyüdükçe hareketler daha göze batıcı ve rahatsız edici olmaya başladı. Birbirimizi artık o kadar da alttan alamıyoruz.

Ağaç sayıları bittiğinde ve istediğimiz yere ulaşamadığımızı gördüğümde "Planı senin kuracağını düşünüyordum kuzen." dedim bu karmaşayı eleştirerek. Normalde olsa asla kendi planım olmadan yola çıkmam ama yanımda güvendiğim sayılı kişilerden biri vardı. Sorumluluğu ona bırakmıştım ve beklenmedik bir şey olmuştu şimdiden. Cyneric'in nereye gideceğimizi hatırlamadığını duyunca Clay de "Hah! Çok güzel! Bu mudur yani? Kalkıp geldik o k-" "Tamam Clay, bir dur sen de!" Cyneric'in arkadaşımın üzerine yürüdüğünü görünce de aralarına girdim sanki fark etmeden yapmış gibi ve devam ettim. "Bir sessiz olup düşünelim hepimiz." Sonra tuttum arkadaşımı kolundan ve kenara çektim. "Oğlum zaten atarlı giderli bir şey bu, biliyorsun. Bak normalde olsa hayatta tutmam istediğini yap, ama buradaki tek sorunumuz sizin kavganız değil. Hiç yeri değil biraz alttan al sen de, rica ediyorum." dedim. Gözlerini dikmiş Cyneric'e bakıyordu ama biraz sakinleştikten sonra onayladığını belli eder bir şekilde başını salladı.

Biraz bekledikten sonra kuzenimin dağılma fikrine tehlikeli şeklinde karşı çıktık ancak güzel bir plan kurmuştu. Cyneric ve Clayton dövüşmeden geri birleşebilirsek sorun yoktu. Dağıldıktan sonra karanlıkta bir süre ilerledik. "Sayıyor musun?" şeklinde kuzenimi uyarmıştım yolun başında, ormanın sol tarafına doğru ışığı tutarak ve herhangi bir ipucu bulmak amacıyla göz gezdirerek devam ediyordum yola. Uzun bir sessizlik olunca rahatsız olup bir sohbet başlatmak istedim ve "Annenler nasıl? Uzun zamandır görüşemedik, iyilerdir umarım." dedim. Önceden çok samimiydik ailecek. Her yazı beraber geçirirdik. Saatlerce Eadwig'le sokakta oyunlar oynayıp kirlenmiş bir şekilde eve döndüğümüzü hatırlıyorum. Eve dönene kadar inanılmaz mutlu, enerjik, özgür hissederdim. Ama bu, bahçe kapısından girdiğimiz anda değişirdi. Eadwig'in üzerindeki kirlerden utandığını, eve girdiğimizde ikimizi başka banyolara çekerek azarladıklarını... Merdivenlerle üst kata çıkarken arkamdan ne kadar da Eadwig'i kötü etkileyen bir çocuk olduğum hakkında konuştuklarını çok net hatırlayabiliyorum. Beni neden sevmediklerini düşünürdüm o zamanlar. Şimdi pek umurumda değil, icabet gereği nasıl olduklarını soruyorum. Cevabı hakkında da pek bir yorum yapmadım bu yüzden. Biraz daha yürüdük. Bu sırada aklımdan Eadwig'le anılarımız geçiyordu. Aynı yazın sonu, trene biniyoruz. Annem beni kenara çekiyor, "Eadwig'e güvenme. Seni kullanacaklar, kendi yolunu çizmen gerekiyor. Sakın oyunlarına kanma." diyor. Annemin neden böyle tembihlerde bulunduğunu hala anlamış değilim. Üzerinden neredeyse 5 yıl geçti ama ben hala bu söylediklerini gösteren tek bir hamle görmedim. Bilemiyorum... Anneme güveniyordum. "Ben mi?" Evet, çalışıyordum. "Sanırım. Önemli bir şey. Artık küçük çocuklar değiliz, kariyer hedefim var. E senin gibi muhasebci de olmayacağıma göre." dedim dalga geçer bir tonla. "Benim geleceğim çizili değil Boleyn." dedim ikimizin de Boleyn olmasına rağmen var olan duruma ironi yaparak.

"Sen nasılsın?" diye cümleme başlamıştım ki arkamızdan gelen bir sesle anında durdum ve kuzenimi de kolundan yakaladım. "Bekle. Sesi duydun mu?" Asamın ucunu arkamıza dönerek geldiğimiz karanlık yola doğrulttum ve sesin enreden geldiğini anlamaya çalıştım. Bir adım, "Cyneric ve Clay olabilir." dedim. Bir adım daha... "Veya başka biri." Ama kimse bizi takip etmemişti. Biraz daha netti artık görüntü. "Belki de Carmilla'dır." dedim üşüdüğümü hissederek. Yerde az önce var olmayan bir yükselti vardı. Kimdi bu derken sarı saçlar ve ardından da şaşkın bir yüz bize kendini gösterdi: André. Derin bir nefes verdiğim sırada çocuk kendini telaşlı bir şekilde açıklamaya çalışmaya başlamıştı. Pek becerebildiği de söylenemezdi. Tek başına peşimizden gelirken korkmuştu büyük ihtimalle. Dizi kanıyordu. "Tamam André." dedim elimi alnıma koyup derin bir nefes vererek. "Başına daha fazla bela almamanı önerirdim söylesen ama artık gelmişsin, yapacak bir şey yok." Elimi uzattım kalkması için. "Sadece yakalandığın kişi biz olduğumuz için şükretmelisin." Kuzenime baktım ne düşündüğünü anlamak için. Ayak bağı olmasını istemediğine emindim ama tek başına geri dönmesini istemek onu tehlikenin ortasında terk etmek olurdu. Tabii ki de bizimle gelmeliydi. Arkamı döndüm geri. "Şuradan devam... Ah. Lanet olsun. Sayısı karıştı."

86
NPC Karakterler / Ynt: NPC Karakter Listesi ve Başvuruları
« : 03 Şubat, 2022 01:49:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
NPC kanka yarattım tabii ki çünkü Gryffindor'da 5 üye varmış kimse de yazmıyor... Bu karakterlerle takılabilirsiniz istediğiniz gibi, romance de olur kargaşa gürültü de olur istediğiniz şekilde. Neye ne tepki verecekleri konusunda da yardımcı olabilirimm

NPC İsmi: Clayton Clifford
NPC'nin Hogwarts Binası: Gryffindor 6. Sınıf
NPC'nin Fiziksel Özellikleri:
[spoiler][/spoiler]
NPC'nin Kişilik Özellikleri: Genelde her şeye kafa tutmayı seven, içe dönük bir çocuk. En yakın arkadaşları Edward, Samuel ve arada hep beraber takıldıkları büyük erkek grupları dışında çok fazla insanla iletişim kurduğu olmaz. Müzikle ilgilidir. Yalnız kaldığı zamanlarda beste yapar. Melez olduğundan siyasi konularda fazla baskın düşünceleri vardır. Yanında ayrımcılık, safkanlık ve benzeri konular açtığınızda sinirlendiğini, ortamdan koptuğunu veya suratının yavaş yavaş kızarmasıyla beraber kötü sözler saydırmaya başlayışına şahit olabilirsiniz. Karamsar bir çocuktur ama espri yeteneği çok gelişmiştir, beraber çok iyi vakit geçirebilirsiniz. Hayatın gerçeklerini yüzünüze vurmayı sever o kadar. Derslerde baya kötüdür. İçe dönük bir çocuk olsa da insanlarla ara sıra şakalaşmayı seven biridir.
NPC'nin Kurgudaki Yeri: Samuel'in 1. sınıftan beri en yakın arkadaşı. Üçlü erkek gruplarında ayağı en yere basan karakter Clayton. Öfke patlamaları da çok fazla. Arada karakterinize kötü bakışlar attığını yazabilirsiniz mesela. Büyük ihtimalle siniri size değildir de havadaki kuşa falandır.
NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: Size sınıfta şakalar yaparak rahatsız eden veya güldüren biri olarak yazabilirsiniz. Eğer sohbetiniz varsa esprileri komik gelecektir çünkü iyi gözlemcidir ve ayrıntıları yakalar ama eğer sevmediğiniz bir karakter olarak kullanacaksanız çok alınacağınız ve bir karakter özelliğinizle/yaptığınızla dalga geçer şekilde şakalar yaptığını yazabilirsiniz. Bunun dışında da kurgularınızda kullanabilirsiniz dilediğiniz gibi.



NPC İsmi: Edward Joseph Smith
NPC'nin Hogwarts Binası: Gryffindor 6. Sınıf
NPC'nin Fiziksel Özellikleri:
[spoiler][/spoiler]
NPC'nin Kişilik Özellikleri: Safkandır. Ortalama bir öğrenci olduğu söylenebilir. Oldukça sadık bir arkadaştır. Bazen bir şeyleri anlaması için açık açık söylemek gerekebilir ve sır saklamakta da çok iyi olduğu söylenemez, çenesi baya bir düşüktür. Birçok kez yanlış kişilere yanlış zamanlarda cevap vermemesi gerekmesine rağmen çok fazla ayrıntı vererek arkadaşlarını zor duruma düşürdüğü olmuştur. İnsanlarla arası çok iyidir, yumuşak kalpli ve kibar bir çocuktur ama hiç beklemediğiniz tarzda espriler yapabilir. Bir centilmenden beklenmeyecek espriler. Kızlarla çok iyi arkadaşlık eder ama romantik olarak vasattır malesef. Geçen yıllarda yaşadığı berbat ötesi bir ilişki sonrası yalnızlığını ilan etmiştir. Bunun da üzüntüsünü yaşamaktadır son yıllarda. Belki bu dönem yüzü güler ha?
NPC'nin Kurgudaki Yeri: Samuel'in erkek grubunun 3.sü.
NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: İstediğiniz gibi. Özellikle fark etmeden, hatta siz sormadan fazla bilgi verdiğini rplerinizde kullanabilirsiniz. Bu bilgiler Samuel'le ilgili de olabilir, sabah kalktığında ne kadar aç olduğuyla veya oda arkadaşının ayağının ne kadar koktuğuyla ilgili de.Özellikle Samuel hakkında bir bilgi öğrenecekseniz önce haber vermeniz iyi olur.

İlerde detaylandıracağım şimdilik bu kadar dursun.




87
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 02 Şubat, 2022 23:09:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
3 gp başvurdum 1gp de var, telepati almak istiyorum mümkünsee

yani çok bilmiyorum sistemi ama basit bi hesaplamayla tutuyo sanki

88
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 02 Şubat, 2022 22:57:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhabalar seviye 3 oldum 3gp alabilir miyim çok tşk

89
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 02 Şubat, 2022 22:49:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eadwig'le Yasak Orman'a gitmeyi kararlaştırdıktan sonra Clayton'a bu konuyu açtım. Yanımda güveneceğim kuzenim dışında biri olmasını istiyordum ama bir yandan da onu böyle bir konuda sorumlu bırakmış olmamak için konuşup konuşmamak konusunda kararsız kalmıştım. Evet ben gidecektim ama ilk nedenim kuzenim yardımımı istediği içindi. Diğer yandan doğrunun ortaya çıkması için bir adım atmış olmak da açıkçası iyi geliyordu ama bunun için arkadaşlarımı zorunda bırakmak istememiştim. Bu yüzden Edward'a çaktırmadan ilk önce Clay ile konuştum ve uzun bir tartışmaya tutuştuk. İlk olarak Eadwig istedi diye niye kendimi tehlikeye attığım konusunda kızmıştı. Sonrasında da Bina Başkanı olarak böyle bir hareket yapmamam gerektiği hakkında da baya bir laf yedim. Sonra da eğer ortaya çıkartabileceksek bile ne kadar tehlikeli ve gereksiz bir hareket olduğu hakkında iki güne yakındır konuşuyoruz. Sonuç olarak ise akşam yemeğinden sonra sıvışarak Karagöl'e doğru yola koyulduk. Artık girmiştik bir yola. Eadwig'in planını öğrenmeden karar vermeyecektim ne yapacağımıza. Eğer beğenmezsem biraz daha bekleyelim ve düşünelim derdim.

Selamlaştık kuzenim ve arkadaşıyla. Arkama dönüp baktım kimse geliyor mu diye. Yalnızdık. Ellerimi ovuşturdum ısınmak için ve üfledim hızlıca. "Evet, Geldik bakalım. Plan ne?" dedim. Eadwig bir pusula çıkardı cebinden, söylediğim gibi Ares'le konuşmuş ve konumu öğrenmişti demek. "İyi düşünmüşsün ağaç sayısını." dedim başımı sallayarak. Devam ederken ellerimi cebime sıkıştırdım biraz daha ısınmak için. "Atadamlar bizden bile daha akıllı yaratıklardır bunu unutmayalım. Onlara ormanda değişik bir şeyler olup olmadığını sorabiliriz. Yani aslında aradığımız bir farklılık, değişik ve yerinde olmayan bir enerji karmaşası öyle değil mi?" Clayton'ı rahatlatmak için döndüm. "Carmilla'yı aramıyoruz. Sadece her şey yolunda mı kontrol edeceğiz. Çok geçe kalmadan başlayalım bence. O sırada da Ares başka ne anlattı ayrıntı verir misin kuzen?" diyerek yürümeye başladım ağaçlık alana doğru.

90
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 02 Şubat, 2022 22:05:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]-Dersten bir hafta önce-

Biçim Değiştirme senenin en beklediğim dersi oluyor genelde. Bu sene de farklı bir Profesörden göreceğim için neler öğrenebilirim merak ediyordum. Ancak ilk hafta ders işlemek yerine sadece ders kurallarıyla ilgili bir not yolladı bize. Çocuklarla Gryffindor Ortak Salonunda oturmuş hepimize gelmiş olan notu okuyorduk. "Oğlum, bu okul bize sıra bile vermeyecekse işlemeyelim ders falan! Kazanını kendin al, cüppeni kendin dik, sıranı derse getir! Yok artık!" Clayton'ın dediklerine bir kahkaha patlattım. Harbiden de her sene bu Hogwarts alışverişi işi yormaya başlamıştı beni de. Boy attıkça cübbeyi de değişmek gerekiyor, annem her yaz şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırdı. Para sıkıntı değil ama babamdan her sene de cübbe mi değişilirmiş şeklinde bir tepkiyle karşılaştığımız için uzamam suçmuş gibi hissetmiyor da değilim.

"Ayrıca biraz fazla özgür tutmamış mı bizi? Yani gel istediğini yap, ortalığın ağzına .. demiş adam. Çok istiyorsa..." Öyle mi gerçekten yoksa bu bizi denemenin farklı bir yöntemi mi? Yani düşünsene Profesör olmuşsun, koskoca ofisin var, odan var, sınıfın var... Diyorsun ki alın çocuklar sizin bu konuda hiçbir emeğiniz olmasa da tepe tepe kullanabilirsiniz izin veriyorum, özel alanıma girebilirsiniz! Ben hayatta yapmazdım. Ama ne yaparsak yapalım şu an resmi olarak hakkımızdır. Yazılı sözü var Profesör Olineaux'un.

"Tam olarak öyle demek istememiş aslında. Fazla iyi niyetli olduğunu düşünüyorum." dedim gözlemimi dillendirerek. Sıra taşımak çok zahmetli bir işmiş gibi gelmişti ilk başta ama bunu işimize yarayacak bir hale getirebilirdik. "E kalkın gidelim hadi sınıfa. Bakalım bir etrafa belki düşündüğümüzden daha kolay olur." Evet, bir şey düşünüyordum. Kendinizinmiş gibi kullanın dediyse dışarıdan değil de içeriden bulabilirdik istediklerimizi. Ben böyle dediğimde onlar da meraklandıklarından kalktık ve yola koyulduk.

Sınıf eski bildiğimiz sınıf değildi. Tamamen yenilenmiş, kitaplarla çevrilmiş -uzun süredir bu kadar kitap görmemiştim ve ne kadar okumayı özlediğimi fark ettim bu görüntüyle- ve bir yandan da tam anlamıyla bomboştu. Sıralar yoktu. Birkaç kişinin belli ki bu nottan sonra getirdiği sandalye ve minder, birkaç da defter duruyordu üzerlerinde ama bu kadar. Tam karşımızdaki kapıya doğru ilerledim, buradan olmalıydı giriş. Ofisini ve odasını görmemiz gerekiyordu. Kapıya yaklaşıp açmadan önce duvara asılı levhalara göz gezdirirken Edward'ın "Bakın, eğer bana diyorsa ki en rahat edeceğin şeyi getir... BEN YATAĞIMI GETİRİRİM!" Heyecanla ve biraz da öfkeyle bağırdı çünkü bunun gerçek olamayacağını biliyordu. "Öyle değil mi ama? Bu kadar optimistlik de çok fazla! Asla en rahat halimizde olamicaz işte!"

"Yatak da biraz abartı dostum." dedim Eddy'ye cevaben. Kapı kolunu bastırdım ve... "BUM! Tam 12'den!" dedim gözlerim parlayarak. Profesörün kitapların içinde kaybolmaya yüz tutmuş odasında mor bir koltuk duruyordu. Üzeri tozlu sayfalarla ve parşömenlerle dolu olsa da iki vurup tozunu aldık mı bir şeyi kalmazdı. Peşinden Edward ve Clayton da girince ne düşündüğümü çözmüşlerdi. "Süpeerr. Ama bunu almamıza izin verir mi ki?"

"Kendi malın gibi demedi mi?"

"Keşke başka bir şey isteseydim! Ama nerede uyuyacak o zaman adam? Kızabilir buna..."

"Eddy... Yatağını almayacağız tabii ki. Hadi şu koltuğu taşımama yardım edin."


-Bir Hafta Sonra-

Bir hafta önceki dahice buluşumuz sonrasında bugün erkenden kalkmış ve koltuğumuzu kimse sahiplenmeden önce sınıfa gelmiş, yerimize kurulmuştuk. Koltuğu öyle bir yere yerleştirmiştik ki hem bütün sınıfı çok iyi görebiliyor hem de kenarda istemezsek katılmayacağımız bir konumda takılabiliyorduk. Eddy derste uyumak için ortada olmak istemediğini söylemişti. Buraya erken gelebilmek için sabahladığımız için de baya uykuluyduk yani, bir dalmışız... Gözlerimi "HAVYAR!" kelimesine açtım. Sınıf sonuna kadar dolmuş, hatta ders bile başlamıştı. Öyle bir uyuma yok. Hemen Clayton ile Edward'ı dürtükleyerek "Şşşt başlamış ders." şeklinde uyardım ve Profesör'ün dediklerine kulak vermeye başladım. Bizi tanımak istiyormuş, bu dersin içeriği kendimizi tanıtammız üzerine olacakmış. Klasik tabi yeni gelen Profesörler'in bunu istemesi her zaman çok doğal. Keşke biz de 6 senedir birbirimizi tanımıyor olsaydık da bir değişiklik olsaydı. Bütün sınıf şimdi teeek tek baştan kendini anlatacak biz de bilmiyormuşuz gibi buna vakit ayıracağız. Bu bir tık sıkıcı cidden.

Lucien konuşmaya başladığı sırada önümde, ayaklarımın neredeyse dibinde oturan kıza baktım. Esnemek istiyordum ama dibimde koyduğu bir kutu bunu engelliyordu sıkışıp kalmıştım. Zaten rahat ederiz diye odadan aldığımız koltuğa da üç kişi sıkışmaya çalışınca çok rahat olmuyormuş onu fark ettim. Acil bir çözüm bulmalıyız bu konuya da. Her neyse. "Şşşt." yaptım kıza. "Kutunu çekebilir misin, ayağımla çarpıp zarar vermek istemiyorum." dedim. O da ilk değişik bir şekilde koltuğa ve bana baktıktan sonra kutunun Profesör'ün bir hediyesi olduğunu ve bana ait olduğunu anlattı. Ardından bu koltuğu nereden bulduğumuzla ilgili bir soru iletince "Bilmem. Pratik zeka diyelim." dedim gülümseyerek. Ardından eğilip kutuyu aldım ve salladım içine bakmadan önce. Sonra kıza seslendim tekrar. "Sana ne vermiş? Aynı mı herkesinki?" dedim onda aynı kutudan olmadığını bilerek. Önünde defter gibi bir şey duruyordu. Kaldırıp salladı bana doğru. [/justify]

[spoiler][/spoiler]

"Hmm bir özelliği falan olsa güzel olurmuş." dedim. Sonra Profesör'ün büyük ihtimalle dikkatini dağıttığımızdan bu tarafa baktığını görünce ayaklanıp "Ben de kendimi tanıtmak istiyordum." dedim. Konuyu tamamen farklı bir yöne çekmekti amacım bir yandan da. "Adım Samuel Raymond Boleyn. Biçim Değiştirme dersine çok ilgiliyim, geçen senelerde de her dönem almaya çalışıyordum. Bir de kusura bakmayın biraz erken geldik sınıfa, siz başlayana kadar biraz kestirelim demişiz sonra... Ha evet bir de koltuğunuzu ödünç aldık ama, sorun olmaz umarım? Notta istediğiniz gibi kullanın diyince biz de bunu uygun gördük rahatlık adına." Uslu bir çocuk gibi gülümsedim.

Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7