17 Nisan, 2026 08:48:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Xavier Olineaux

Sayfa: [1] 2
1
Yetişkin Postası / Xavier Olineaux Posta Kutusu
« : 20 Nisan, 2022 20:59:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
.

2
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Biçim Değiştirme Dersi ile ilgili... Şeysiler.
« : 28 Şubat, 2022 20:58:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Profesöre saygısızlık ettiği, dersin işlenişine engel olduğu ve sınıf arkadaşlarını rahatsız ettiği için Eadwig Alger Boleyn'in binasından beş puan kırılmıştır. Rebecca Olineaux ve Théodore Reuben Chapdelaine kavga ettiğinden dolayı binalarından beşer puan kırılmıştır. Samuel Raymond Boleyn durumu kontrol altına alabildiği için Barbatos'tan beş takdir puanı kazanmıştır ancak lafına karşı gelip profesörün üstünde büyü yapılmasına izin vermediği için iki puanı geri alınmıştır. André  Harris bulunduğu duruma rağmen mantıklı bir öneride bulunabildiği ve Maisie Williams binadaşına bu durumda yardım ettiği için birer puan kazanmışlardır (Maisie NPC olduğu için kazandığı bir puan André'ye eklenmiştir.).

Puanlarda bir sorun görürseniz bana ulaşmaktan çekinmeyin.

1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi Puan Tablosu
Aethelwulf Ares Caldecott: 15 Puan
André Harris: 17 Puan
Charlotte Vera Rillian: 12 Puan
Eadwig Alger Boleyn: 15 Puan
Franziska Strömm: 12 Puan
Lucien Vanidestine: 18 Puan
Paul Wilson: 12 Puan
Rebecca Olineaux: 13 Puan
Regina Alexandrovna Romanovna: 12 Puan
Reina Carter: 15 Puan
Samuel Raymond Boleyn: 23 Puan
Sophia Catherine Lorence: 15 Puan
Théodore Reuben Chapdelaine: 13 Puan


Toplam Bina Puanları
Gryffindor: 31 Puan
Hufflepuff: 37 Puan
Ravenclaw: 42 Puan
Slytherin:  67 Puan

3
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 24 Şubat, 2022 00:08:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gereğinden fazla konuşarak oğlunu ne kadar tetiklediğini fark etmişti Xavier. Son anda sesini yükseltmesiyle öyle bir pişmanlık doldurmuştu ki içini, dilsiz olmayı bile istemişti birkaç saniyeliğine. Barbatos'un uzaklaşması o kadar başını ağrıtmıştı ki kontrolünü kaybetmemesi imkansızdı, geri çağırmamak için zor duruyordu ve bu düşüncelerini onun gayet net şekilde duyup da gelmediğinin farkındaydı. Beynini çınlatan, gözlerini bulanıklaştıran ve başını döndüren ağrısına rağmen Théodore'a kulak vermeye çalışıyordu. Büyükannesinin yanına gitmiş demek, diye geçirdi içinden. Evine gitse de sadece vakit kaybı olacaktı yani. Şimdi de anlattığı şeyler yüzünden azar işitiyordu ancak cevap vermeye mecali yoktu. Son cümle gelene kadar sakinliğini koruyabilirdi ancak resmen 'sen benim için kimse değilsin, hayatımda yerin yok, profesörüm olmana rağmen.' demeye getirmişti çocuk. Bu lafı duymasıyla başını kaldırarak ifadesini ifşaladı; gözleri şokla genişlemiş, kaşları birazdan ağlayacağını belli edercesine kırışmış, ağzı hafiften aralanmış... Yüzü yavaşça rahatlasa da hüznünü belli eder şekilde kalırken 'Haklısın' diye mırıldanmaktan başka bir şey yapamamıştı. Barbatos'u göndermenin ne kadar yanlış bir seçim olduğunu fark ettiğinde yalvardı, 'Lütfen geri gel, tek başıma yapamayacağım.'

Bunu dillendirmemiş olmasına rağmen Barbatos'un iki içki şişesini havada kendiyle birlikte süzdürerek yanlarına gelmesi uzun sürmemişti. Duvardaki gizli kapılın açılıp kafatasının içeri girmesiyle kızıl büyücünün ne kadar rahatladığı, birdenbire tüm baş ağrısı ve neredeyse çoğu olumsuz duygusunun uçup gittiği bir kör tarafından gözle görülebilecek kadar belliydi. Barbatos'un ise soytarılık yaparak ortamdaki gerginliği yok etmek tek amacıydı şu an. "N'aber len? Bakın ne getirdim. Gömün agalar!" derken lüks şişeleri masaya bırakıp Theodore'un kucağına kuruldu. "Nabıyon minnak havyar yumurtası?" derken yerinden ne kadar memnun olduğunu belli edercesine kıpırdanarak iyice yerleşti. Théodore kucağındaki kafatasından rahatsız olmuş gibi durmuyordu, aksine gayet rahattı az öncekine kıyasla. Önündeki içkilere bakıyordu kararsızlıkla.

"İçebilirsin istersen," dedi Xavier. "Yanımda içtiğin ve ayılana kadar burada durduğun sürece istediğin kadar içmende sorun yok. Çok abartmamaya dikkat et gerçi..." sesi şefkatliydi, üstündeki gerginlik gitmişti tamamen. Belki de Barbatos'un gelişiydi onu rahatlatan, hem fiziksel hem ruhsal yönden. Odadaki üç erkek -iki yetişkin, biri de çok değil, birkaç yıla yetişkin olacak bir ergen- içmeye başladı sessizce. Alkolik olmasına rağmen Xavier sadece bir yudum alıp bırakmıştı gerçi, aklıselim kalarak devam etmek istiyordu konuşmaya.  Az önceye kıyasla daha az öfkeli (ve her an birini öldürmeye hazır) duran çocuğun dikkatini çekmek için boğazını temizledi. "Théodore," diye başladı. "Sana sesimi yükselttiğim için çok, çok özür dilerim. İsteyerek olmadı ve bir daha asla olmayacak." şeklinde bir söz verdi. "Detay vermeme gerek yoktu ama senden gerçeği saklamama da gerek yoktu aynı şekilde. Bana inanıp inanmamak tamamen sana kalmış bir şey, ne olursa olsun sana karışmayacağım." derken Barbatos'un 'Vay anasını' diye fısıldamaya çalışması -fısıltıyla bağırmayı başarmıştı-  lafını bölen ancak kızmayacağı bir unsur olmuştu. "Ancak son dediğine karşı çıkmak durumundayım. Hayatında bir yerim olmadığını söylemek gibi bir seçeneğin yok, en basitinden her hafta yüzünü görmek zorunda kalacağın Biçim Değiştirme profesörünüm sonuçta." gülümsedi ancak komiğine gittiği veya mutlu olduğu için olmadığı belliydi. "Bana bir şans vermeni istiyorum, Théodore. Bunca yıl her ne kadar benim suçum sayılmasa bile yanında olamadım ve bunu hiçbir şekilde geri ödeyemem ancak telafi etmeye çalışabilirim. Sadece oğlum olarak cevap ver, iyi bir baba olabilmem için bana bir şans verir misin?"

4
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 23 Şubat, 2022 07:24:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"...Daha az önce babacığım derken gayet iyiydin." dedi Xavier. O şekilde hitap etmesini çok isterdi, oğlu olduğu gerçeğini hemen kabullenmiş ve benimsemişti karşısındaki genci. Belki hep çocuğu olsun istediğindendi, belki de yıllar geçse bile ne kadar denerse denesin unutamadığı ilk aşkının bir parçası olduğu içindi. "Annenle aramda ne geçtiğini cidden bilmiyorsun yani..." nefesinin altından mırıldandı. Çocuğunun önünde annesini kötülemek istemiyordu, belli ki bu yaşa kadar onu büyüten kadını çok seviyordu ve kendisinin aksine bunca yıl güçlü bir ilişki kurabilmişlerdi. Boşa giden on altı koca yıl aklında dolanırken ağlama isteği iyice güçlendiyse de kendini tuttu ucu ucuna. "Dediklerimden etkilenmeyeceksen tüm gerçekliğiyle anlatacağım. Sonradan gidip 'babam annemi kötülüyor' demeyeceksen, kızıp küsmeyeceksen, çünkü adım kadar eminim ki olaylar sana değiştirilerek anlatıldı. Şu an her şeyi olduğu gibi bilerek devam etmek istiyorsan çıkabilirsin çünkü söyleyeceğim şeyler hoşuna gitmeyecek." dedi. Bir süre bekledi çocuğun çıkmasını. Oğlunun gayet kararlı bir şekilde oturmaya devam ettiğini görünce gülümsedi.

"En baştan başlıyorum o zaman. Şöyle, ben bazı sebeplerden dolayı başta bir yıl Beauxbatons'ta, bir yıl Hogwarts'ta okuyordum. Birinci ve üçüncü sınıfta Beauxbatons'taydım yani, oraya devam edememe sebebim de annendi gerçi de..." son kısmı sessizce söylediyse de zaten odada ölüm sessizliği vardı. "Klişe bir saf ve yumuşak Hufflepuff'tım haliyle kandırması kolaydı, üçüncü sınıftayken Marie'den hoşlandığımı direkt gidip söyleyecek kadar da aptaldım haliyle. Aynı şekilde hissettiğini söylediğinde inanmıştım bir de. Uhh..." bu kısmı söylemek istediğinden emin değildi ancak saklamanın bir anlamı yoktu, yumuşatmak için uygun kelimeleri arıyordu. Bulamadı gerçi, o yüzden aklına gelen her şeyi saymaya başladı. "Şey, kötü alışkanlıklarım diyelim, onlara başlamam da buradan geliyor. Çünkü tanıdığım Marie dıştan hep ciddi ve disiplinli bir öğrenci gibi duruyordu ancak yalnız kaldığımızda eğlenceden başka bir şey düşünmezdi. İçkiye ve kumara bayılırdı, kural çiğneyip suçunu üstlenmemi sağlardı. Her gün okuldan kaçıp tavernalara, kumarhanelere servetini yatırır mı bir insan? ...Yatırıyormuş." çocuğun rahatsızca kıpırdandığını fark edince duraksadı ancak çoktan başlamıştı bile. Rahatlaması için birkaç bitki karışımından yapılmış bir çay ikram ederken devam etti. 

" Annen için girdiğim borçları ailem ödemediği için kendim ödemem dört yıl sürmüştü.  Ses etmedim ama. Sonra şey oldu, uhhh, sarhoşken şey olmuş işte, eee... Sen olmuşsun. On üç yaşındaydık ya, on üç! Haber bile vermedi bana! İkinci dönemin ilk ayında birden okuldan ayrıldı. Arkadaşlarına sordum, nereye gittiği yerine aylardır benle nasıl dalga geçildiğini öğrendim. Geri zekalı olduğum için inanmadım tabii, evine gidecektim ancak vermediler adresini. En ufak bir bilgi bulabilmek için her şeyi yaptım ama kadar uğraştan sonra hiçbir sonuca ulaşamadım. Sonunda vazgeçtim ve dördüncü sınıfta Hogwarts'a geçişimden sonra bir daha Beauxbatons'a dönmedim. Belki bana ulaşır diye çok bekledim, tüm arkadaşlarına bilerek iletişim adreslerimi bıraktım ama bir süre sadece dalga geçmelerini içeren mektuplar geldi, sonra azaldı, sonra bir daha gelmedi. O bilinen kazanova tarafım da bu yüzden ortaya çıktı zaten. Bilmek istemesen de söyleyeceğim, eksik kalmasın. On dört yaşına gelmiştim, haliyle duygularımı zirvede yaşayıp aklıma eseni yapıyordum. Annene olan öfkem ve kırgınlığım yüzünden önüme gelenle çıkmaya, yatıp kalkmaya, sürekli içip kumar borcuna girmeye başladım. Okulda eskiden arkadaşım olan insanlara zorbalık yapıyordum, özgüvensizliğim beni bu hale düşürdü diye kimsenin ezemeyeceği havalı biri olmak istemiştim. İşin iğrenç tarafı da Marie hala aklımdan çıkmıyor!" başını ellerinin arasına aldı. "Neden özellikle bugünü seçtin ki söylemek için?!"

5
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 23 Şubat, 2022 04:51:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Öğrencisinin kahkaha atıp yaşlılara saygıdan bahsetmesiyle Xavier iyice çökerken Barbatos'un kahkahaları iyice artmıştı. Çocuk kitapta bir sayfayı açarken konuşuyordu ve Xavier'ın hayatı sorgulamasına sebep oluyordu, fazla mı disiplinsizdi de öğrenciler onun yanında rahat olmaktan ziyade resmen yaşlarının neredeyse iki katında olan bir adama zorbalık yaparcasına eğlenmeye çalışıyorlardı? Théodore, Xavier'ın hayatıyla ilgilenmediğini dile getirince tek niyetinin dalga geçmek olduğunu, sadece canı sıkılan bir öğrenci olduğunu düşündüyse de aslında hiç öyle değildi. Önüne gelen sayfadan sonra dünyayla ilişkisi neredeyse kopmuştu zaten, gözleri uğruna şekilden şekle girebileceği kadının ismindeydi ancak oğlu olduğunu şu an öğrendiği çocuğa da kulak vermeye çalışıyordu. Théodore'a bakmadı, nasıl acınası bir şekilde ilk aşkını anlattığına bakıyordu ve bir aptal bile şu an ağlamamak için kendini sıktığını, alt dudağının nasıl titrediğini fark edebilirdi. Sadece üç saniyelik sessizliğin ardından durumu Barbatos ele aldı.

Théo'nun gibine kadar girip çocuğu koklamaya başladı, "Vay anasını, cidden bizim havyar gibi kokuyorsun he! Daha ergenimsi ama evet havyarımın kokusunu bilirim ben. Evet, evet bu velet yalan söylemiyor havyarım! Tipi mipi de hık demiş burnundan düşmüş. Gözü değişik gerçi. Anasından mı almış yoksa yine mi senden gelme? Üç kardeşin ve anan maviş aynı bu bebe gibi. Lan havyar, çocuk istiyorum senin yüzünden yok senin yüzünden yapamıyorum demiyor muydun? Al bak varmış işte, otur kedi gibi sev-"

"Dışarı." Xavier kitapta Marie'ye ait olan sayfaları şeklini bozmamaya çalışarak koparırken mırıldandı.

"Ne?! Çıkamayacağımı bi-"

"Dışarı dedim, Barbatos." dedi bu sefer sesli şekilde Xavier, eline ne ara aldığı belli olmayan asasını kendisine doğrultmuş şekilde karşısındaki kafatasına bakarken. O kadar ciddi, o kadar tehditkar bakıyordu ki bir anlığına herkesin önündeki tatlı, saf ve ezilebilir kişiliğinin gerçekliğini sorgulatıyordu. Barbatos da normalde insan içinde rahatça dalga geçebildiği Xavier'dan aslında ne kadar korktuğunu göstererek duvardaki boynuzlu bir hayvana ait olan başka bir kafatasının boynuzunu çekip gizli bir kapının açılmasını sağladı, "İçmeye gidiyorum. İşin bitince çağırırsın. Ya da gelirsin. Ya da ne yapacaksan onu." diyerek gözden kayboldu. Xavier ise bugün kaçıncıya olduğunu bilmediği derin bir nefes çekti. Barbatos'un gitmesiyle beraber başına dayanılmaz bir ağrı girmişti, bunu irkilip anında elini başına koymasından anlayabilirdi Théo. Xavier sayfaları koparmayı bitirip özenle çekmecesine koyduktan sonra kalkıp kitabı şöminesine attı ve Théodore'un karşısındaki koltuğa geçti. Aralarındaki mesafe azalmıştı. Kızıl büyücü tekrardan zorla gülümsemeye çalıştı ancak olmayınca bıraktı.

"Evet, Théodore. Annenin büyük ihtimalle kitabı yakmama sebebi okuyup en çok sayfayı işgal ettiği gerçeğinden zevk alması. Beni hiçbir şey söylemeden terk edişinden sonra hakkında söylediklerimi ve düştüğüm hali görmek eminim ki çok memnun etmiştir Mar- anneni." Yüzünde anlaşılamayan, karışık bir ifade vardı. Kızgın mıydı? Üzgün müydü? İlk aşkını mı özlüyordu? "Buraya sadece 'kitapta annem var bak ben çocuğunum' demeye gelmediğini varsayıyorum. Söylemek veya sormak istediğin herhangi bir şey var mı? Herhangi bir şey." sorudan çok istekti bu.

6
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 22 Şubat, 2022 19:48:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Planladığımız bu değildi Barbatos." dedi güzel büyücü. "Benim üstümde büyü kullanmayacaktın. İlk dersten kaos çıkarmak iyi olmadı, eh, gerçi kriz anında kim ne yapıyor öğrenmiş olduk. André fazla panikliyor, bunun hakkında bir şey yapılması gerek. Lucien de nasıl birini sakinleştirmesi gerektiğini çok iyi bilmesine rağmen çevresine karşı fazla ters, sosyal açıdan sürünüyor çocuk. Biraz sosyalleştirmek iyi olur ancak çok zorlamak istemiyorum kimseyi. Samuel insanları yönlendirmekte, kriz ortamında sakin kalmakta ve durumu yönetme konusunda çok iyi. Hatta Boleyn'lerin geleceği için kuzenine kıyasla daha iyi bir seçenek olabilir. Bayan Boleyn ile tekrardan görüşmem gerekebilir." ağzından çıkanları Samuel'e özel açtığı sayfaya not alırken Barbatos'un fikrini bekledi. Aslında bu yaşananların hiçbirini hatırlamıyordu, Barbatos olanları detaylı şekilde anlatmıştı ve Xavier'ın sebepsiz bir güveni vardı ona. "Doğrudur. İkiyisle de özel olarak konuşup iyice tart, güçlü yanlarını iyice destekleyip eksiklerini tamamlamalarına yardım edersen-"

"Olineaux'lara da yararları dokunur." dediler aynı anda. Elbette Xavier'ın öğrencilerini kullanma gibi bir düşüncesi yoktu ancak bu çocukların ileride geleceği konum bir şekilde kendi ailesini de etkileyeceği için, ortaklarının güçlü ve yetenekli olmasını tercih ederdi haliyle. Samuel'in sayfası tamamen dolunca Eadwig'inkine geçti, memnuniyetsizce cıkladı. "Beni en çok uğraştıracak öğrencim olabilir. Annesinden o kadar farklı ki... Yaşından olsa gerek, duygularını dışarı vurmak istiyor ve kendini diğerlerinden üstün görüyor belli ki. Nerede ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen kendi bildiğini okuyor." iç çekti. "Kendi öğrencilik yıllarımı görüyorum onda, o yüzden umudum var. Gereken desteği alabilirse çok iyi yerlere gelebilme potansiyeli var bu çocuğun ancak geleceği yer Victorine'in yeri mi olur bilmiyorum." tekrardan sözü 'arkadaşına' bıraktı.

"Fazla özgüvenli ve mantıklı bir çocuk ama aşırı şımarık. Tek çocuk bir de, senden beter. Hala senin veletken bu bebe gibi olduğuna inanamıyorum! O zaman tanışmış olsaydık her gün kürekle döverdim seni."

Eadwig'in kendisine kıyasla melek gibi olduğunu itiraf etmek istemiyordu. Sınıfı geçebilmek için iki profesörüyle yatmışlığı bile vardı, hatırladıkça iğreniyordu kendinden. Zaten düşüncelerini kelimesi kelimesine duyabilen kafatası şu saniye itibariyle bunu öğrenmiş ve tepki vermek için ağzını açmıştı ki Xavier hiçbir şey yaşanmamış gibi az önceki cümleye yanıt verdi.

"Fakat gördüğün gibi Olineaux ailesine altın dönemini yaşatan kişi benim, Barbie. Babam ya da dedem veya bir başkası değil. Benim bir çocuğum olsa aslında... Benden bile daha iyi yerlere getirebilirdi aileyi. Çocuğumun olmamasının tek sebebi sensin şerefsiz!" Xavier son birkaç senedir bir çocuğunun olmasını her şeyden çok istiyordu ancak Barbatos'un varlığı buna engel oluyordu. Çünkü Xavier'ın başına herhangi bir şey gelirse Barbatos'a ne olacağı belli değildi ve seçenekler arasında Xavier'ın ilk doğanına musallat olması gibi bir durum da vardı. Sırf bu yüzden kimseyi riske atmak istemiyordu. Ayrıca Barbatos, Xavier'dan fazla uzaklaşamazdı, yani... Biriyle ilişkiye gireceği zaman partnerini ve kendisini izleyen bir kafatasının, bilinci olan bir kafatasının varlığı aşırı rahatsız ediciydi.

Neyse ki aileye bir varis getirmek zorunda değildi; ikinci en büyük olan Ijekiel başa geçecekti onun yerine. Çünkü Xavier evden ayrılmadan önce kesin bir dille artık aile yönetiminde bulunmak istemediğini, gezmek, araştırmak, öğrenmek ve öğretmek istediğini belirtmişti ve ailesindeki herkes bunu anlayışla karşılamıştı. Ana kuzusu olduğu için her fırsatta eve uğruyor, -Rebecca hariç- tüm kardeşlerine onlarca hediye alıp tüm vaktini onlara harcıyordu. Rebecca 'E hani bana?!' dediğinde ise Xavier'ın tek bir cevabı olurdu; 'Benim gül yüzümü görmek sana yeter de artar bile.'

Evini ne kadar özlediğini fark etti kızıl büyücü. İngiltere'ye gelişinden beri eve hiç uğrayamamıştı, hiç boş vakti yoktu. Bir de üstüne geçmişini hatırlayınca gelen moral bozuntusuyla iyice çöküşe geçen zavallı adamcağız iç çekerek yanındaki raflardan iki kadeh ve bir şarap şişesi çağırdı asasıyla. Kadehleri doldurdu, arkadaşıyla tokuşturduktan sonra içmeye başladılar. Tam keyfi yerine geliyordu ki içeriye bir öğrencinin dalması bir olmuştu... Elinde 'Fransa'nın Güzellikleri' kitabıyla... Şarap anında adamın boğazına kaçtı, öksürük krizine girdi. Çocuk gayet masum(!) ve tatlı bir şekilde olanı biteni anlatıyor, inatla kitabı profesörünün gözüne sokuyordu.

"Öncelikle... Şu binadaşının adını verebilir misin," göz ucuyla yandaki listeden çocuğun resmine bakıp adını buldu. "Théodore? Sadece meraktan..." dedi şarap şişesi ve kadehleri yerine yollarken. "Yayımdan kaldırılmış ve her yerden toplatılmış bir kitabın kopyalanması suç, bunu bildiğini varsayıyorum. Nereden bulundu da kopyalandı bilemeyeceğim ama..." iç çekti, korktuğu başına gelmişti. Tiksinç geçmişi başka bir ülkede bile peşini bırakmıyordu. "Haklısın, maalesef ki elindeki kitap demeye dilimin varmayacağı şeyi ben yazdım ancak basımının durdurulup toplatılmasından anlayacağın üzere pek de gurur duyduğum bir şey değil. Çok- bekle, ne demek Profesör Xavier gibi? O ne demek ya? Merlin aşkına, neden son beş altı yılda yaptığım hiçbir şeyi kimse görmüyor da önüne gelenle yatan adi bir kazanovaymışım gibi davranılıyor bana?!" Barbatos'un deminden beri attığı kahkahalar iyice arttı, "Son beş yılda dokunduğun karrrrrı sayısı beş etmiyordur bile! Puhahaha!"

"Sağ ol Barbie, çok yardımcı oluyorsun şu an öğrencimin önünde." Tekrar derince iç çekti ve zar zor gülümseyerek masasının önündeki tekli koltuklardan birini gösterdi eliyle, "Lütfen otur, Théodore. Görünüşe göre hayatımla bayağı bir ilgileniyorsun. Merak ettiklerini anlatayım sana ancak bilmen gerekiyor ki bu yıl dersine girecek olan profesör o kitabı yazan genç Xavier değil, bugünkü ve kesinlikle asla yaşlı olmayan Xavier." durdu. "Ve lütfen o kitabı yak, sadece görünce bile elim ayağım titriyor."

7
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 18 Şubat, 2022 18:57:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Profesörün arkaya çakılmasıyla bazı öğrenciler istiflerini bozmadan hayatlarına devam etmiş, bazıları ise insanlık edip adamın başına üşüşmüştü. Baktıkları yerde profesörden geriye sadece cübbesinin kaldığını gören çocuklardan biri, daha da detay vermek gerekirse André, korkuyla çığlık attı, "AAAH! P-PR-PROFES... PROFESÖR YO-YOK OLMUŞ! N-NE-..?!" Bunu demesiyle tam bir keşmekeş başlayacaktı ki aklı başında bir öğrenci olan Samuel cübbeyi kaldırıp bakmayı akıl edebilmişti. Bu hareketiyle birlikte sonunda ne olduğunu görebildiler, sekiz dokuz yaşlarında küçük bir çocuk kocaman gözlerle, korku içinde onlara bakıyordu.
[spoiler]
[/spoiler]

Bir kız "Yiaa, tipe bak oy kuzuuum!" diyerek çocuğun yanağını mıncırmaya çalışınca küçük çocuk irkilip ağlamaya başladı. Siyah saçlara sahip olan başka bir Slytherin öğrencisi, kızı tersleyerek kızıl çocuğu kucağına aldığında çocuk şaşkınlıkla kendini kucağına alan kişiye baktı, şaşkınlığı sayesinde ağlaması kesilmişti. Birkaç kişi çocuğun tatlılığına karşı ilginç sesler çıkarıp, 'Tipe bak!', 'Yerim seni!', 'Yaa şeker şey!' gibi şeyler söylerken Samuel ortamı sakinleştirip durumu kontrol altına alabildi ve Barbatos'a dönüp neler olduğunu, düzeltip düzeltemeyeceğini sordu. Barbatos'un ise bu sonucu beklemediği belliydi.

"Uhh, havyar?" diyerek çocuğa yanaşmasıyla zavallıcığın korkuyla çığlık atıp Lucien'e, kucağında durduğu öğrenciye sımsıkı sarılıp 'korkunç yaratıktan' saklanmaya çalışması bir oldu. Lucien, minik Xavier'ı sakinleştirirken Barbatos iç çekerek, "Bizim havyar bu, tıpatıp aynı kokuyor." dedi. "Düzeltilir düzeltmesine sarı olmayan Boleyn bebesi ama madem öğrencisiniz, alın size yeteneklerinizi gösterip binanıza puan kazandırma fırsatı!" Aniden havaya fırladı ve sınıfa seslendi.

"BEBELER! İsteyenler çıkabilir, gidin hadi. İsteyenler ise hav-... Profesör Olineaux'u geri çevirmeye çalışabilir. Birkaç saat veya bir iki güne kendiliğinden geri dönüşecek zaten ama yeteneklerinizi göstermenizde sakınca yok! İçeride bulunan her şeyi kullanabilirsiniz, takılın kafanıza göre..." Lafı bittikten sonra çıkan öğrencileri tekrar durdurdu, aklına bir şey gelmişti. "Ödeviniz, kendi biçim değiştirme büyünüzü tasarlamak. Sadece tasarlayacaksınız ama, denemeye kalkmayın! İnciğine cıncığına kadar tasarlayıp sonraki ders getirin, duruma göre dönem veya yıl boyunca derslerin yanında bir de onla uğraşacak olabilme ihtimalimiz var! Hadi çıkın gidin şimdi."

Tabii, bu bağırmaları bebiş Xavier'ı biraz daha ağlatmıştı sanki...

----
Barbie'yi duydunuz, denemek isteyenler deneyebilir. Çok lazım olursa en son bitirmek için dördüncü bir rp daha atarım. Çıkanlar isterlerse rp yazmasa bile olur ancak yazmayacaklarsa bana site içi mesajla veya discorddan belirtsinler.

8
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Beklenmedik Davet
« : 11 Şubat, 2022 22:57:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Xavier, bütün öğrencileriyle eşit şekilde ilgilenebilmek isteyen bir profesördü. En ufak sorunlarında bile yanlarında olmak ve çözmeleri için elinden gelenin en iyiini yapabilmek isterdi. Kendi kendilerine başa çıkamayacakları problemlerden tutun saç bakım rutinlerine kadar her şeye yardımcı olabilmek isterdi ve öğrencilerinin ona güvenmesi dünyada sahip olabileceği her şeyden daha güzel hissetirirdi. Elbette hepsine ayrı ayrı uzun zaman ayıramıyordu, okulda yüzlerce öğrenci varken imkansızdı bu. O yüzden önceliğini en çok yardıma ihtiyacı olan öğrencilere veriyordu. Altıncı sınıftaki Ravenclaw öğrencisi Reina Carter'da bunların başını çekenlerden biriydi. Derslerde genelde sessizdi, büyü yapmaktan kaçınır, asasını bile düzgün tutamaz ve zar zor yaptığı büyüler akla mantığa sığmayan kabus gibi sonuçlara sebep olurdu. Bu nedenle de kızı ofisine çağırmıştı, bu saatte anca vakit bulabilmişti çünkü beşinci sınıftaki Rebecca Olineaux, Xavier'ın biricik kız kardeşi, ağabeyine yağcılık yaparak Gryffindor'a fazladan puan kazandırma çabasına girmiş ve işin sonunda binasına puan kırdırmaktan son anda kurtularak kaçmıştı.

"Barbatos, sence Reina için ne yapabiliriz?" dedi kızın gelmesini beklerken. Barbatos sarkastik bir tonla, "Düello turnuvasına yazdıralım. Okuldakine değil, kan ve vahşet içerenler var ya! Ölmeden çıkamadıkların." diyince Xavier düz bir tonla 'ha ha' yapıp geçmişti. Öğrencisinin bu sorununun üstesinden gelebilmek için önce sebebini bilmeliydi. Dersini sevmediğini ve katılmak istemediğini düşünmüyordu çünkü kızcağızın arkadaşlarına nasıl imrenerek baktığını görmüştü. Düşüncelere dalmışken sonunda kapısı çalındı, oturuşunu düzeltip, "Gelin lütfen!" dedi ve içeri giren genç kuzguna gülümsedi. "Hoş geldin Reina, buyur otur lütfen." dedi masasının karşısındaki koltuğu eliyle gösterirken. Barbatos da eksik kalmadı, "Selam şekerim." diye selamladı kızı. Kız oturunca önce içecek bir şeyler ikram etti kendini daha rahat hissetmesi için. "Öğrencime alkol teklif edemem o yüzden... Hangisini tercih edersin? Çay, kahve, balkabağı suyu, portakallı soda, balıklı yeşil gazoz..." Profesör saymaya devam ederken bir şeyler içmekten oldukça zevk alan bir adam olduğu anlaşılıyordu. Mavi cübbeli cadı seçtikten sonra normal bir sohbetle başladı.

"Nasılsın Reina? Günün nasıl geçti?" diye sordu. Kız anlatırken güzel güzel dinledi, aralara minik yorumlar kattı. Reina'nın lafı bitince de başka bir soru ekledi, "Bugün hiç büyü yaptın mı peki? Hatta, hiç asanı eline aldın mı?" Bunu demesiyle öğrencisi ölüm sessizliğine bürünmüştü. Xavier ise kızmadığını göstermek için şefkatle gülümsedi. "Tahmin etmiştim, sorun değil. Seni de tam bunun için çağırmıştım aslında. Fark ettim ki derslerimde biraz sessizsin ve büyü yapmamak için elinden geleni yapıyorsun. Hatta Mirabelle'e ödevini yaptırdığını fark ettim, çok belli oluyordu." Son cümlesiyle Reina paniklemiş, kem küm etmiş olsa da profesör sadece gülmekle yetindi. "Dediğim gibi sorun değil. Ancak ödevini yapmamış olsan bile sana kızmayacaktım, dürüstlük benim için yapılmış bir ödevden daha önemli. Ah, konumuz bu değil ama. Sakıncası yoksa bana neden büyü yapmaktan hatta asana bile dokunmaktan kaçındığını anlatabilir misin Reina? Yardımcı olmak istiyorum. Birlikte bir çözüm bulabiliriz buna."

9
Hogsmeade Kermesi / Ynt: Moustache of Heaven'in Coşturan Tezgahı
« : 05 Şubat, 2022 01:39:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İki bardak eline verilince birini Barbatos'a uzattı Xavier, arkadaşı(?) ise bardağı havada süzdürerek kendine doğru çekti. Xavier tam kendininkini içecekti ki kokusunun pek de hoşuna gitmediğini fark etti.

"Psst, Barbie." dedi sessizce. "Bunun kokusunu beğenmedim ben, değiştirelim mi?"

"Aman, ne mızıkçı bebesin be sen de. Bu daha tatlı kokuyor, al."

"Teşekkürler şekerim." Dedi ve ikisinin bardaklarını değiştirdi. 'Şekerim' dediği için uçan kafatası sinirlendiğini belli eden homurtular çıkarıyordu ki yanlarına bir adam geldi, bir bardak da kendisi aldı. Yöneltilen soru karşısında Xavier o kadar çok istemişti ki 'Bu kafatasını al bir de karşılığında sana tüm malımı mülkümü vereyim!' diyebilmeyi... Ancak diyemezdi, birbirlerinden uzaklaşamıyorlardı bile. Her sabah yanınızda bir kafatasıyla uyanmak güzel bir duygu değildi.

"Ah... Maalesef ki satılık değil, birbirimize bağlıyız. Kolum gibi düşünün onu lütfen." dedi. Sonra üçü birlikte bardaklarını bitirdi. Bir şeyler... Garipti. Xavier'ın içinden bitmek bilmeyen bir kahkaha isteği geliyordu. Barbatos'a döndüğünde ise onu yerde, kar yüzünden çamura dönüşmüş yerde yuvarlanırken gördü. Kendini tutamadı ve kahkaha atmaya başladı. Yanlarındaki adamla lavaboya gittiler sonra, Xavier Barbatos'u sürükleyerek götürmek zorunda kalmıştı. Barbatos ise ağzına çamur dolduruyor, ağzında bir süre geviş getirdikten sonra elaleme tükürüyor ve kendini tutmaya çalışan adamın daha çok kahkaha atmasına sebep oluyordu. Arka arkaya yapılan espriler, hatta espri olmayan şeyler yüzünden gülmekten gözlerinden yaş gelmişti. Hele ki 'uzatıxavier!' esprisine o kadar gülmüştü ki neredeyse kusacaktı. Sonunda adam çıktığında doğru düzgün öğrenebilmişti adını. Gabriel'la birlikte gittikleri başka bir tezgahta yine satamayacağını anlatmaya çalıştı ancak... Gülmekten konuşamıyordu.

Kwek denilen adamdan içki hazırlamasını istediler ve adam dans ederek hazırladı hepsini, Gabriel ve Xavier alkışlarken Barbatos da arkadan desteklercesine "OİNK OİNK!" diye bağırıyordu.  Yine iki bardak aldı Xavier, biri kendisi, biri Barbatos için. Belki bir şeyler içerse düzelirdi ha...?

---
Ben bu sefer o topa girmiyor ve iki zardan hangisini istersem onu seçiyorum aga alskdnasd

Rolled 1d8 : 5, total 5

Rolled 1d8 : 1, total 1

10
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 03 Şubat, 2022 18:27:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Tanıştığıma memnun oldum, Lucien. Piyano çalmaktan hoşlanıyorsan odamın üst katında bir tane var, bir gün bize bir şeyler çalarsın belki. Ayrıca hiçbir düşünce boş değildir, bu boş olarak isimlendirdiğimiz farklı düşünceler zaten bizi bir şeyler yaratmaya iten asıl kaynaklardır, çoğu biçim değiştirme büyüsü boş düşünceden doğmuştur. Sesimin renk tonundan kastının ne olduğunu bilmiyorum ancak hoşuna gitmesine çok sevindim ve haklısın, derslerimizde neredeyse hiç teorik işleyiş olmayacak. Kendini tanıttığın için çok teşekkür ederim." dedi ve söz almak isteyen diğer öğrencilerine döndü. Kendi odasından alınmış olan bir koltukta sıkış tepiş oturan üç öğrencisini fark etti, onlara bakarken ortadakiyle göz göze geldi. Öğrenci de anında ayaklandı, kendini tanıtmaya başladı. Boleyn soyadını duyunca tek kaşını kaldırdı, şimdiden gözünde belli bir profil oluşmaya başlamıştı ancak önyargılı olmak istemediği için düşüncelerini zihninden yok ederek dinlemeye koyuldu.

"Tanıştığıma memnun oldum Samuel, dersime ilgili olman beni ne kadar mutlu etti bilemezsin. Dersliğe erken gelmeniz kesinlikle sorun değil benim için, gelmişken farklı şekilde değerlendirebilirdiniz ancak..." dedi, doğru kelimeleri aramak için duraksadı. "Aynı benim gibi derse olan heyecanınızdan uykusuz kaldığınızı varsayıyorum. Ah, koltuğu ödünç almanızda sorun yok, aslında rahat bulup kullanmanız cidden hoşuma gitti. Duyuruda belirttiğim gibi bu kapıdan içeri girdiğiniz an gördüğünüz her şey size ait. Gerçi... Üç kişi için biraz dar değil mi sizce de çocuklar?" koltuğun iki yanına düşen kitapları, oturdukları koltuğun tıpatıp aynısına dönüştürdü. "Böyle rahatsanız ne ala gerçi. Keyfinize göre takılın, kullanmasanız da olur." dedi kıkırdamadan önce, Samuel'in iki arkadaşıyla da tanıştıktan sonra kitapları koltuk niyetine kullanan bir Ravenclaw öğrencisine döndü. Sorduğu soru karşısında bir anlığına şaşırmış, bastırmaya çalışsa da ağzını kapatarak kıkırdamıştı.

"Ah! O gazeteyi çok takip ediyorum İngiltere'ye yerleştiğimden beri. Tanıştığıma çok memnun oldum Ares, annen kadar parlak biri olduğunu düşünmemde sakınca yoktur umarım. Beklentilerim yükseldi şimdi... Ayrıca, şampuanımı piyasada bulabileceğini düşünmüyorum çünkü özel olarak yaptırıyorum ancak ilgiliysen sana da yaptırabilirim." dedi. Hemen ardından söz almak için söz alan Slytherin'li bir cadıya yöneltti dikkatini. Kendisi gibi soylu bir ailenin iyi yetiştirilmiş bir evladı olduğu apaçık ortadaydı. Kızın selamlamasına karşılık olarak gülümsedi, sağ elini göğsüne götürüp sol elini arkasına atarak hafifçe öne eğildi, aynı ailesinin ona öğretmiş olduğu gibi. 'Kafatası' sorusuna kadar her şeyi gülümseyerek dinliyordu, sonra ifadesi hafiften değişse de zoraki bir şekilde güldü. Bu soruyla birlikte kafatası sinirle uçarak kızın dibine kadar girdi.

"Bana bak şeker kız-" diyordu ki Xavier tarafından tutulup geriye çekildi. "Barbatos, leydilere böyle davranılmaz. Hatta direkt kimseye böyle davranılmaz ama görgü kurallarını biraz yavaş öğreniyor gibi bir halin var." dedi Xavier ancak Barbatos oralı olmadı, Xavier tarafından tutulurken konuşmaya devam etti. "Havyar bana sahip değil, ben ona sahibim! Aklından geçen her bir düşünceyi duyuyorum, bana bağlı yaşıyor! Köpeğim gibi bir şey, ki öyle de olmalı, BEN Kİ ŞEYTANLAR KRALI, TANRILARA DENK VARLIK BARBATOS! DÜNYADA, HAYIR, EVRENDE VAR OLAN EN GÜÇLÜ BÜYÜCÜ!" diye lafa başladığında profesör iç çekerek eliyle kendi alnına vurup çaresizce "Başladı yine..." diye mırıldanıyor. "Barbatos, vücudunun geri kalanı bile olmayan bir adam için çok konuşuyorsun. Bırak da dersimi işleyeyim, hm?" diye sordu nazikçe. Adının Barbatos olduğunu öğrendiğiniz kafatası ise sinirli sinirli homurdanarak öğrencilerle uğraşmaya gidiyor.

"Cidden çok özür dilerim. Memnun oldum Sophia. Büyük bir ailenin tek çocuğu olmak, en büyüğü olmaktan daha zor olsa gerek... Gösterişli şeylerden hoşlanmana sevindim, cübbendeki broşu beğendiğini varsayıyorum o yüzden. Güle güle kullanman dileğiyle! Biçim değiştirmeye bu kadar ilgili olman o kadar mutlu etti ki beni... Dersi teorik işlemeyeceğiz ancak herhangi bir araştırma, deney veya proje yapmak istersen beni burada bulabilirsin, her şeye açığım. Ve... Uhh..." dedi gözucuyla Barbatos'a bakarken. "Yeterince açık mıydı bilmiyorum ama... Maalesef ki sahip olduğumdan değil, kendi kendine bir şekilde geldi ve kurtulamıyorum." mahcup bir şekilde gülümseyerek söz isteyen başka bir öğrencinin yanına ilerledi.

"Paul, tanıştığıma cidden çok memnun oldum ancak akıl sağlığına değer veriyorsan bu acımasızlığı kendine yapmazsın. Ancak evet, bu 'konuşan kafadan' bulma ihtimalin çok düşük olsa da var. Sayıları çok az olsa da dünyanın her yerine dağılmış durumdalar, nasıl bulabileceğinizi söylemeyeceğim gerçi... O bir yana dursun, sınıfımda ne kadar yetenekli öğrenciler varmış böyle? Neredeyse hepsi biçim değiştirmeye ilgili, sanatla ilgilenenler de var... Belki kullanabiliriz bunu." derken gözleri parlıyordu, aklına çeşit çeşit fikir geldiği ifadesinden anlaşılıyordu. Sonraki öğrenciye geçti. Bu öğrenciler Xavier'ın bakım rutiniyle ne çok ilgileniyordu öyle!

"Tanıştığıma memnun oldum Regina, ayrıca dürüstlüğün için teşekkürler. Yazı yazmayı seviyorsan..." bakışları tiyatroyla ilgilenen öğrencisine döndü. "Paul'la birlikte ilginç bir şeyler çıkarmanızı cidden o kadar isterim ki! Evet, en az Barbatos kadar ilginç şeyler göstermeyi planlıyorum aslında size. Biçim değiştirme dediğimiz şey sonsuzdur ve ne kadar kapsamlı olduğunu bu yıl kendiniz deneyimleyerek öğrenin istiyorum. Ve sorun kaba değil ancak çocuklar, bakım rutinimle bu kadar yakından ilgileneceğinizi tahmin etmezdim!" dedi gülerek. Arkadan Barbatos "KARI MISIN LAN SEN?!" diye bağırmaya yeltenmişti ki, görünüşe göre Xavier'ın sabrı taşmıştı. Çünkü deminden beri sakin ve tatlı olan profesör, anlık sinirle eline geçirdiği kalın bir ansiklopediyi hızla Barbatos'a fırlatarak zavallı yaratığın duvara amele sümüğü gibi yapışmasına sebep olmuştu. Hiçbir şey olmamış gibi sakince gülümseyerek lafına devam etti. "Cinsiyetçilik hoş bir şey değildir çocuklar. Neyse... Afrodit Tozu, Venüs Damlası gibi birkaç ürünü karıştırarak kendi hazırladığım şeyleri kullanıyorum Regina'cığım. Kullanmak istersen hiç çekinme, odamdan bulabilirsin." Afrodit Tozu ve Venüs Tozu kolay bulunabilen malzemeler değillerdi ve bir kutusu için açık arttırmalar yapılıyor, binlerce galleona satılıyorlardı. Xavier ise bunu sanki pazardan rahatlıkla alıp kullanıyormuş gibi anlatıp geçmişti, başka bir öğrenci konuşacak mı diye bakınırken içeri giren pijamalı öğrenciye dikkat kesildi. Yataktan çıkar çıkmaz geldiği belli oluyordu, kız nefes nefese konuşurken Xavier gülümseyerek izledi kızı.

"Ettiğin küfrü duymadım Franziska, tanıştığıma memnun oldum. Bugünlük geç kalmanı görmezden geleceğim çünkü kendim de geç kalmışken kimseye kızma gibi bir lüksüm olduğunu düşünmüyorum. Slytherin'in en süper cadısı olduğunu umarım yıl içinde de bize kanıtlar ve binadaşlarının göğsünü gururla kabartırsın! Ayrıca..." dedi yüzüne muzip bir gülümseme yerleşirken. "Şu kelle paça hakkında biraz bilgi edinsem iyi olacak sanırım, diyorlar ki uçan sihirli kafatasları pişince özel güçler kazandırıyormuş insanlara."

"HAYIR KAZANDIRMIYOR, HAVYAR, BENİ YERSEN SENİ VAR YA...!" diye çığırmaya başlayan Barbatos, ağzına sokuşturulan bir kağıt topu yüzünden susmak zorunda kalıp sinirle masaya geri oturmuştu. Xavier ise sınıfa bakınmaya devam ederken birkaç öğrencisinin havalı havalı kalkıp gittiğini gördü. Gülümseyen yüzünü ciddi bir ifade almış, tek kaşını kaldırarak izliyordu çocukları. Masanın üstündeki resimli sınıf listesine bakarak çocukların ismini bulmaya çalışırken Barbatos ise hızla kalkıp sarışını cübbesinden çeke çeke Xavier'ın yanına getirmişti. Xavier da listede bu çocuğun adını bulabilmişti; Eadwig Alger Boleyn.

"Barbatos, soylu delikanlıları bu şekilde çekiştirmek ayıptır. Eminim ki Bay Boleyn de temiz ve düzgün imajını korumak isteyecektir, kıyafetlerini bozmuş olman onu rahatsız ediyor belli ki." dedi ciddi şekilde. Diğer öğrencilere yaptığının aksine ifadesiz bir şekilde bakıyordu. Duruşu değişmiş, daha özgüvenli, nereden geldiğini göstermek isteren bir hal almıştı. "Bay Boleyn, Barbatos'un kusuruna bakmamanızı rica ediyorum. Anlayabileceğiniz üzere kendisi görgü kurallarından yoksun ve kabadır, saygın insanlara nasıl davranması gerektiğini bilmiyor." Bakışlarını Barbatos'a çevirdi ve keskin bir bakış attı, bu hareketiyle Barbatos sus pus kesilmişti. Görünüşe göre Xavier baskınlığını gösteremiyor değildi, canı istemiyordu. "Annenizin bu 'soytarılığı' duyması benim için sorun olmayacaktır, kendisiyle yakın zamanda görüşmüş olduğum gerçeğini göz önünde bulundurunca... Fakat Victorine Hanım'ın oğlundan beklenmeyen hareketler sergilemeniz cidden çok üzücü bir durum. Daha... Saygılı bir tavır beklerdim Boleyn'lerin başına geçecek kişiden. Ah, yanlış anlamayın tabii ki bu dediğimi. Sizi serbest bırakmış olmam, dersime kafanıza göre girip çıkabileceğiniz anlamına gelmiyor. Sanıyorum ki istediğiniz gibi kullanma hakkını ders dışı zamanlarda veriyordum, duyurudaki cümlenin yanlış anlaşılabileceğini düşünmemiştim. Böyle bir durum söz konusuysa özür dilerim ancak hayır Bay Boleyn, size verdiğim haklar arasında dersimi bölmek ya da katılıp da keyfinizce ayrılmak yok. Ders bitince kütüphaneye uğrayabilirsiniz." çocuğu baştan aşağı bir süzdü, sonra getirdiği sandalyelere baktı.

"Siz de haklısınız tabii, bu şekilde ders işlemek rahat olmayacaktır." Asasını sandalyelere yöneltti ve en ortadakini kocaman, konforlu bir kral tahtına, yanındakileri ise nispeten daha küçük ancak aynı rahatlığa sahip asilzade koltuklarına çevirdi. Gülümseyerek Eadwig'e döndü, "Umarım sizi memnun edebilirler, layıklar mı bilmiyorum ama... Eğer ki dersime yeterince katılırsanız, gittiğiniz ortamda size yakışan tahtlara oturabileceksiniz Bay Boleyn. Yılın geri kalanında bu huzursuzluğu yaşamamayı ve dersime en çok katılanlardan biri olmanızı umuyorum." dedi ve çocuğun arkadaşlarıyla birlikte oturmasını bekledi. Eadwig oturduğunda Xavier aniden bir şey hatırlamış gibi kıpırdandı, "Bay Boleyn." dedi. "Dersten sonra ofisime gelmenizi rica ediyorum." Bunu demesiyle birkaç öğrenci "oooOOOOoOoOoooOO" demeye başlamıştı ki Xavier hepsini susturdu, "Cezaya kalmayacaksınız, Yönetim Kanunu dersi vereceğim size. Aile yönetme deneyimlerimin hepsini size aktarabilmek fena olmazdı." dedi ve masasına oturdu.

"Çocuklarım, sanıyorum ki hepsi bu kadar. Hala vaktimiz olduğuna göre derse hafiften giriş yapabiliriz! Bu dersin ilk kuralı ise... Profesörünüz ne derse koşulsuz şartsız inanıp yapmak. Biçim Değiştirme'nin temelinde hayalgücü yatar çocuklar. Bu yüzden sizden kendi sıralarınızı getirmenizi istedim, odamdaki koltuğu almanız çok hoşuma gitti mesela Samuel. Alırkenki amacınız her ne kadar benim isteğimden farklı olsa bile iyi bir iş başardınız, tebrikler. Ben sizden en rahat olacağınız şeyi getirmenizi istemişken bana inanmayanların veya ciddiye almayıp rastgele bir şeyler getirenlerin olduğunu görmek üzücü. Gördüğüm üzere Ameterasu ve Lucien, kendi yapmış oldukları sıralarda oturuyorlar, oldukça da rahat duruyor!" dedi çocuklara şefkatle gülümseyerek.

"Sıra meselesini kapatalım, tamam... Bazılarınızın söylediği gibi ders tamamen uygulamaya bağlı olacak çocuklar, sıkıcı teorik dersler midemi bulandırıyor. Yılın sonunda biçim değiştirme büyüleriyle harikalar yaratabiliyor olacaksınız, her kitapta yazan yok efendim fareyi kedi yapmakmış da bilmem neymiş de, o saçma sapan büyülerle işimiz olmayacak bizim. Hayal gücünüzü aktif kullanarak beni şaşırtmanızı istiyorum!"

"Havyar, Havyar, ben anlatayım mı devamını, ne olur anlatayım, kaç yüz yaşında adamım bak benden iyi kaynak mı var bu çocuklara?" dedi Barbatos heyecanla. Xavier ise ona hiç güvenmediğini gösteren bir bakış atmışsa da çocukların eğitimini ön planda tutmalıydı. Barbatos'un cidden çok ilginç şeyler bildiği su götürmez bir gerçekti ve öğrencilerini de bundan mahrum bırakmak istemezdi, gülümseyerek başıyla onayladı.

"Bakın bana bebeler! Biçim Değiştirme büyüleri aynı havyarın dediği gibi hayal gücüne bağlıdır, sonsuzlardır yani! Ben bir zamanlar şu Boleyn bebesinden bile daha yakışıklı, zengin bir adamdım. Şaraptan çeşmelerim, güzel güzel cariyelerim, bitmeyen param vardı... Ama siktiriboktan bir biçim değiştirme büyüsü beni bu hale soktu! İnanabiliyor musunuz, beni, beni, yüce Barbatos'u!" diyerek konudan sapıyordu ki, Xavier'ın boğazını temizlemesiyle konuyu değiştirdi. "Neyse işte. Şimdi dersin ilk uygulamasına geçiyoruz! Hobbaaa!" diyerek en üst raflardaki rastgele bir kitabı aldı ve bir öğrencinin oturmakta olduğu sırasına fırlattı. Öğrencinin biraz önce oturduğu yer artık kanlı canlı bir kutup ayısıydı! Profesör panikleyip geri eski haline çevirecekti ki, öğrencisinin bu durumdan gayet memnun olduğunu ve ayının da arkadaş canlısı olduğunu fark edip vazgeçti.

"Cansız maddeleri canlılara çevirmek çok zevkli, değil mi sümüklü bebeler? Şimdi de canlıyı cansıza dönüştürelim!" diyerek Xavier'ın asasını elinden aldı Barbatos, eli yoktu tabii ki, havada süzdürüyordu. Yerde gezinmekte olan küçük bir tırtılı kocaman bir şarap şişesine çevirdi. Xavier ve Barbatos'un da bakışları şişeye yöneldi, iştahla bakıyorladı şişeye. Lanet yaratık, profesörün derste içemeyeceği gerçeğinden faydalanarak şişeyi ağzıyla kaptığı gibi kafasına dikti, şişeyi masanın bile arkasına gidecek kadar öteye fırlattı. Birkaç öğrenciyle birlikte Xavier da şişenin olduğu yere dönmüş, zavallı tırtılın eski haline döndüğünü ancak paramparça olduğunu görünce önüne dönmüştü. Bir öğrenci seslendi, "İÇKİNİN TADI NASILDI?!"

"Böcek gibiydi..." diye hüzünle cevapladı Barbatos. Sonra sırıttı. "Şimdi de güzel bir canlıdan rastgele bir dönüşüm göreceğiz çocuklar!" dedi, bir iksir şişesini Xavier'ın üstüne fırlattı. Profesörünüz bu hamleyi beklemiyor olacak ki, kafasına çarpan şişeyle beraber masanın arkasına doğru düştü. Birden bire masanın arkasından gökkuşağı gibi rengarenk, parıl parıl bir duman yükseldi. Birkaç saniye sessizlik oluştu, duman dağılırken profesörden hareket gelmedi.

------
-Profesöre ne olduğuna bakmaya gidebilirsiniz, yerinizde durabilirsiniz, kafanıza göre takılın ama profesöre ne olduğunu yazmayın, orada bırakın.

11
Biçim Değiştirme Dersliği / 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 02 Şubat, 2022 20:24:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Profesör Olineaux, geçen hafta panoya astığı duyurunun yanında herkese bir mektup göndermişti. "Lütfen gelecek hafta olacak dersten önce sınıfa kendi sıranızı kendiniz götürün. Normal masa ve sandalye olmasına gerek yok, derste nasıl rahat ederim derseniz onu getirmenizi istiyorum." Bunu neden dediğini dersliğe girince anlıyordu öğrenciler, geçen yıl sınıfta olan sıralar yoktu, sınıf bomboştu. Sadece kapının tam karşısında bir öğretmen masası vardı. Bazı öğrenciler profesörün dediğini yapıp önceden getirip yerleştirmiş, bazıları bugün getirmiş, bazıları çeşitli nedenlerden dolayı tenezzül bile etmemişti ve ayakta kalmak zorunda kalacaklardı.

Öğrenciler yavaş yavaş sınıfa doluşmaya başlarken, koca dersliğin içinde görünürde bir profesör yoktu. Sadece masanın üstünde kafatası gibi duran, ağzından duman çıkan garip bir şey vardı. Gelen öğrenciler meraklı gözlerle masanın üstünde duran şeye bakıyor, bazıları umursamamaya çalışarak arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Biraz zaman geçti, dersin başlamasına beş dakika, belki de daha az kalmıştı ve neredeyse tüm öğrenciler sınıftaydı ancak sınıfta hala profesöre dair hiçbir şey yoktu, sadece masada duran kafatası vardı. Sınıftaki sesler yükseldikçe yükseldi, ders boş diye sevinenlerden tut ilk dersten profesörün gelmemesine sinirlenenlere kadar çeşit çeşit öğrenci vardı. Her sınıfta olduğu gibi biraz önce orta düzeyde seste konuşmakta olan bu çocuklar, şimdi bağıra bağıra sohbet ediyor, bazıları direkt dersten kopmuşken bazıları da profesörün nerede olduğuyla ilgili tahminler yürütmeye çalışıyordu.

Masadaki kafatası birden havaya fırladı ve bağırmaya başladı, "KESİN ULAN SESİNİZİ, APTAL VELETLER! CIR CIR CIR NE ÖTTÜNÜZ BE, KAFA ÜTÜLEMEKTEN BAŞKA İŞİNİZ YOK MUDUR SİZİN?"


Sınıf birden tamamen sessizliğe büründü. Herkes şaşkınca karşısında uçan garip şeye bakıyor, ne döndüğünü algılamaya çalışıyordu. Sonunda bir öğrenci sessizliği bozmaya karar verdi ve çoğu kişinin aklında dönen o soruyu sordu, "Ee, şey... Profesör siz misiniz?"

Kafatası bir süre karşısındaki öğrenciye boş boş baktı. "Ha? Ne profesörü be? Ben ki, koskoca şeytanlar kralı, tanrılara denk varlık..!" duraksadı, bir şey fark etmiş gibiydi. "Oh, dur bir dakika. Siz şeyi mi bekliyordunuz bir saattir..." dedi ve arkasına dönüp masanın altına doğru bağırmaya başladı. "ŞŞŞT, HAVYAR! BEBELERİN GELDİ, KALK KALK KALK! UYAN LAN!"

Öğrenciler hala beyin yanması yaşarken, masanın arkasından bir kafa çıktı. Kızıl bir kafa. Deminden beri masanın altında uyumakta olan profesör, yerde yatan halinden oturur hale geçti ancak uzun saçları yüzünü kapattığı için görünmüyordu. Bir öğrencinin, "Oha, kızıl ve seksi bir karı mıymış profesör?" diye mırıldandığını duysa da duymamış gibi davrandı. Sonra aniden kendine geldi ve olan bitenin farkına vararak hışımla ayağa kalktı. Üstünde aşırı pahalı olduğunu bas bas bağıran, desensiz bir pijama takımı vardı. Yüzü hala saçları yüzünden görünmüyordu.

"Aman tanrım! Çocuklar, çok özür dilerim! Ben hemen geliyorum, tamam mı?" dedi, sesi kalın ve boğuktu. Belli belirsiz bir Fransız aksanı vardı bir de. Adamın sesini duyan, vücudunu gören az önceki öğrenci hayal kırıklığına uğradığını belli eden bir ses çıkarttı. Xavier ise koşar adımlarla masanın dibinde olan bir kapıya doğru koştu. Son anda durdu ve uçan kafatasına döndü, "Sakın. Sakın çocukları yemeye ya da öldürmeye çalışma. Birazdan geleceğim." dedi ve kapıdan içeri girdi. Tekrardan bir sessizlik oluştu. Kafatası, öğrencilere baktı ve alaylı bir tonda konuştu, "Sırf yapma dediği için yapasım geldi. Hanginizin kıçından bir ısırık alayım bakalım, hm?" diye sordu. Ciddi bakışlarla karşılaşınca kaşlarını çattı. "Aman be. Şaka yaptık. Gülün diye. Ehıhıhığğ."

Ders saati geldikten yaklaşık beş dakika sonra profesör geri geldi. Az önceki halinden eser yoktu, biraz önce yüzünün görünmesini engelleyen dağınık ve uzun saçları şimdi güzelce taranıp düzeltilmiş, adamın çekici yüzüne maske olmayı bırakmışlardı. Pijamalarının yerini soylu bir aileden geldiğini gösteren lüks kıyafetler almıştı. Yüzü tertemizdi, tek bir pürüz veya leke yoktu. Resmen ay gibi parlıyordu. İri, turuncuya çalan kehribar gözlerini öğrencilere çevirdi. Çocuklara döndüğü an gözleri parıl parıl parlamaya başladı adamın, işine aşık olduğunu anlamak için insan sarrafı olmaya gerek yoktu.

"Dersime hoş geldiniz güzel çocuklarım! Az önceki olay için lütfen beni bağışlayın, heyecandan tüm gece uyuyamadığım için masanın altında uyuyakalmışım. Cidden çok özür dilerim! Hatta, lütfen özür hediyelerimi kabul edin!" dedi ve asasını sallayarak oraya neleri sığdırabildiğini sorgulatan masanın altından çeşit çeşit hediye paketleri çıkardı. Paketler uçarak rastgele öğrencilerin önüne kondu. Normalde bunları derse girişte tanışma hediyesi olarak vermeyi planlıyor olsa da plandaki minik değişimden kimsenin haberi olmadıkça bir sorun oluşturmazdı sonuçta. Hediyeler yüzünden sınıftaki ses miktarı hafiften artmaya başlasa da çocukların hevesini kırmak istemedi, gülümseyerek kendileri sussun diye bekledi. Sonunda bir öğrenci, işte o her sınıfta bulunan öğrenci, sınıfı susturdu.

"Arkadaşlar, profesör susalım diye bekliyor!" diye bağırdığında kalan öğrenciler sessizleşti. Bazıları o öğrenciyi taklit etti, gıcık olduklarını belli etmeye çalışırcasına.

"Teşekkür ederim." dedi Xavier, parlak gülümsemesini yüzüne yerleştirerek. Öğrencilerine daha yakın hissetmek için masasından uzaklaştı ve sıraların önüne geçti. "Evet! Açıkçası, ilk defa resmi bir sınıfta ders verdiğim için biraz gerginim ve ne yapmam gerektiğini tam olarak bilmiyorum. Umarım hatalarımı mazur görür ve sizler için olabilecek en iyi profesör olmama yardımcı olursunuz kuzucuklarım. Benim adım-"

"HAVYAR! HIAHIAHIAHAIAH!"

Bir süredir sessiz olan kafatası, bu anı bekliyormuş gibi son ses bağırdı ve kahkahalara boğuldu. Gülerken oradan oraya uçuyor, bir yere çarpınca başka yere dönüp bir de oradaki yere çarpıyordu.

"Lafımı tamamladığın için teşekkürler, çok yardımcı oldun." dedi sarkastik bir tonla Xavier. Asasını uçan şeye doğrultarak susturma büyüsü yaptı, birkaç dakikalığına rahat olacaklardı. "Üzgünüm, kendisi biraz... Şeydir. Her neyse. Benim adım Xavier Olineaux, çocuklarım. Hepinize uygunsa ilk dersimizi tanışmaya ayırmak istiyorum. Derslerimde sıkılmayacağınızdan ve yüzde bin beş yüz verim aldığınızdan emin olmak istiyorum, o yüzden de sizi güzelce tanımam gerek. Dersler sizin istediğiniz şekilde ilerleyecek, isteklerinizi belirtmekten çekinmeyin yani!" dedi gülümsemesini bir saniye bile bozmadan, enerjisinden ödün vermeden.

"Evet, hadi başlayalım! İlk önce gönüllülerden başlayalım kendimizi tanıtmaya. Sonra da söz almayanlar da konuşabilsin diye sırayla kalkarsınız. Önce adınızı ve soyadınızı söyleyin, daha sonra da benim bilmemi istediğiniz her şeyi. Alakasız olsa bile önemli değil, dün akşam yatmadan önce ne düşündüğünüzü bile söyleyebilirsiniz! Ayrıca, kendinizi tanıtmanız bittikten sonra dersle ve benle ilgili beklentilerinizi de duymak istiyorum. Derste ne işleyelim, nasıl işleyelim, nasıl etkinlikler yapalım... Aklınızdan geçen her şeyi dinleyeceğim. O zaman, başlayalım!"
--------------

-RP'lerinizin başını, benim yazdıklarımla çelişmediği sürece keyfiniz nasıl istiyorsa öyle yazabilirsiniz.
-Hediye kutusundan ne çıktığı tamamen size kalmış; uzun zamandır çok istediğiniz bir şey, sizi mutlu edecek bir şey, okulda çok işinize yarayacak bir şey, pek hoşunuza gitmeyen bir şey veya daha önce hiç görmediğiniz çok ilginç bir şey çıktığını ve buna olan tepkinizi yazabilirsiniz. Kafanıza göre yazın işte bir şeyler.
-Kendinizi tanıtırken lütfen sadece adım soyadım şu, şuralıyım deyip geçmemeye çalışın. Aklınıza gelen her şeyi yazabilirsiniz. Profesöre kendi hakkında kişisel sorular da sorabilirsiniz. (Mesela nereli olduğunu, kaç yaşında olduğunu, neden profesör olmak istediğini, o uçan kafatasının ne olduğunu vs.)

12
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Biçim Değiştirme Dersi ile ilgili... Şeysiler.
« : 02 Şubat, 2022 18:09:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genel olarak öğrencileri ilgilendiren tek kısım derslik olsa bile diğer kısımlarda da kafanıza göre rp yapabilirsiniz. Hatta yapın çünkü lütfen. Yaratıcılığınızı kullanın.

Dersliğe hoş geldiniz. Görünüşe göre Profesör Olineaux, Hogwarts'ı fazlaca benimsemiş. O kadar benimsemiş ki dersliği baştan aşağı değiştirmekten çekinmemiş. Alışkın olduğunuz normal dersliğin yerini geniş, iki katlı bir derslik almış fakat derslikte profesör masası hariç hiçbir eşya yok! İşte o zaman profesörün neden herkese dersten önce "Kendi sıralarınızı, eşyalarınızı ve derslikte olmasını istediğiniz her şeyi kendiniz getirip yerleştirin." şeklinde bir mektup göndermiş olduğunu fark edebiliyorsunuz.

Onun haricinde, girdiğiniz andan itibaren bütün duvarların tamamen kitaplarla kaplı olduğunu fark ediyorsunuz, etmemeniz imkansız zaten. İki yandaki büyük ağaçlar merdivenlere destek oldukları gibi atletikliğini kanıtlamak isteyen öğrencilere de meydan okuyor sanki. Profesörün masasının yanında ise bir kapı var. Kapının sol tarafında pembe, sağ tarafında kırmızı bir tabela var. Üstlerinde bir şey yazmıyor.


[spoiler=Sağ Taraf, Ofis] Kolu sağa çevirdiğinizde profesörn ofisine açıldığını görüyorsunuz. Normal bir ofis gibi, sizi şaşırtan tek şey raflardaki çeşitli alkollü içecekler. İki yandaki merdivenler yine sizi tıklım tıklım dolu kitaplıklara çıkarıyor. Duvardaki kafatasının boynuzlarını aynı anda çekmeyi denediğinizde ise aslında gizli bir kapı olduğunu fark ediyorsunuz!


Kapı, farklı bir odaya açılıyor. Soğuk, buz gibi bir odaya. Profesörünüzün kendini eğlendirmek için kullandığı başka bir yöntemi öğreniyorsunuz bu odaya girince. En ünlü, en kaliteli içkilerin her birinden en az üçer beşer tane toplamış, raflara dizmiş. Bazı içkilerin yaşı Xavier'dan bile büyük.


Odanın sonundaki merdivenlerden yukarı çıktığınızda ise sizi darmadağınık, tıklım tıklım bir tavan arası bekliyor sadece. Ne olduğunu bilmediğiniz ilginç eşyalar var, dokunmamak daha güvenli gibi. Lanetlenmek istemezsiniz sonuçta!
[/spoiler]

[spoiler=Sol Taraf, Xavier'ın Odası]Kapı kolunu sola çevirerek açtığınızda ise profesörünüzün odasına açıldığını fark ediyorsunuz. İki katlı olan bu odanın ilk katı tamamen kitaplarla dolu. Yerler, duvarlar, yatağının üstü, eşyaların üstü... Tamamen kitaplarla kaplı! Hatta sığmayan bazı kitaplar havada uçuşuyor. Mor bir koltuğun arkasında merdivenler olduğunu fark ediyorsunuz. Merdivenlerin önü ve üstü bile kitaplarla kaplı ancak bu, yukarı çıkmanıza engel değil.


Yukarı çıkınca gözünüze ilk çarpan şey; bir piyano. Piyanonun önünde de sandalyeler ve bir iki masa  var. Odanın diğer kısmının duvarı tamamen bir kitaplıktan ibaret ancak bunların yarısının sadece müzikle ilgili olduğunu görebiliyorsunuz. Müzik tarihi, ünlü ve ünsüz müzisyenlerin hayatları ve eserleri, müzik notaları ve aklınıza gelebilecek daha birçok şeye dair onlarca kitap. Kitaplığın kalanı ise yıldızlar, gezegenler ve astronomiyle alakalı.



Zaten odanın bir diğer dikkat çekici özelliği ise bir planetaryuma sahip oluşu. Planetaryuma çıktığınızda ortasındaki çeşme dikkat çekiyor, sonrasındaysa başınızı kaldırıyor ve gökyüzünü ne kadar net görebildiğinizi fark ediyorsunuz. Normal bir manzara değil sanki, uzaydaymış gibi hissettiriyor size. Duvarlardaki camların yanında birkaç koltuk, masa ve mumlar var. Sanki... Evet, rahatça kitap okunabilsin diye konmuş gibiler.

[/spoiler]

13
Biçim Değiştirme Dersliği / Biçim Değiştirme Dersi ile ilgili... Şeysiler.
« : 02 Şubat, 2022 18:06:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sevgili öğrencilerim! Ne yazık ki okulun ilk haftası okulda olamayacağım ancak bu, ders ve derslik kurallarını öğrenmeniz için engel değil.

-Kendi sıralarınızı kendiniz dersten önce getirip yerleştireceksiniz, bütün yıl orada kalacaklar. İlla ki masa ve sandalye olmalarına gerek yok, ne ile nasıl rahat edecekseniz onu getirin. Yatağınızı getirmenizde bile sakınca yok ancak her gün getir götür yapmanız zor olur diye düşünüyorum.

-Dersliği sizlerle birlikte dekore etme niyetindeyim, herhangi bir eşya getirip koymanızda sorun yok.

-Kendiniz de dahil kimseye zarar gelmediği sürece istediğiniz her büyüyü, günün her saati derslikte deneyebilirsiniz.

-Derslikten geçiş sağlanabilen odamı ve ofisimi istediğiniz zaman kendinize aitmiş gibi kullanabilirsiniz.

-Derslikteki, odamdaki ve ofisimdeki bütün kitaplar size aittir ancak kitapları kitaplıktan aldığınız şekilde bırakmanızı rica ediyorum.

-Ne olduğunu bilmediğiniz hiçbir eşyaya asla dokunmayın.

-Dersliğimde şiddet uygulamanıza izin verilen tek varlık Barbatos'tur. Barbatos sizi rahatsız ederse istediğinizi yapmakta serbestsiniz. BA rBATOZ kRALDıR O nA TAPın

14
Hogsmeade Kermesi / Ynt: Mag Mell Özel Standı
« : 02 Şubat, 2022 17:49:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Barbatos, uslu duracaksan gidiyoruz."

"Tamam dedik ya lan!"

"Öğrencilere yürümek, izinsiz bir şeyler yiyip içmek, insanlara saldırmak veya insanları yemeye çalışmak yok."

"Göt herif, ne kaldı başka?" Xavier iç çekti. Barbatos'un kermeste bir olay çıkaracağından adı kadar emindi ancak eğlenceyi kaçırmak istemiyordu. Çünkü biliyordu ki... Orada ilginç içecekler bulabilir, koleksiyonunu genişletebilirdi. Xavier'ın zaaflarından biri de buydu işte; alkolikti. İçinde bir damla alkol bulunan her şeyi içmek isterdi. "Köşede uslu uslu oturacağız, iki düzgün yetişkin erkek gibi içkimizi içip döneceğiz. Bak sana da bir şeyler alacağım yemen içmen için, minnettar olman gerekiyor şu noktada." dedi bıkkınlıkla. Barbatos zararın neresinden dönsek kardır mantığıyla sevinerek Xavier'ın etrafında uça uça daireler çizmeye başladı.

Geldiklerinde gözü direkt içeceklerin oraya gitti. O tarafa yönelmişti ki Barbatos, Xavier'ın ensesinden ağzıyla tuttu ve bir yere çekiştirmeye başladı. Mag&Mell tavernanın kermes standına çekiliyordu şu an. İlgisini çekti haliyle, Barbatos ne kadar leş bir yaratık olsa da ağzının tadını bilirdi ve Mag&Mell öyle saçma sapan, kıytırık bir yer de değildi. Başının yanında uçan, kafatası gibi garip bir yaratıkla oraya gittiğinde alışkın olduğu garip bakışlarla karşılaştı ancak görmezden gelerek iki içecek rica etti. Biri Barbatos için, biri de kendi için.

Xavier:
Rolled 1d8 : 1, total 1

Barbatos:
Rolled 1d8 : 4, total 4

15
Kurgu Kutusu / Siftah! | Xavier Olineaux
« : 17 Ocak, 2022 20:41:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu mis gibi yeri gelip kullanayım dedim.

Xavier çok sıradan kalmadı mı sizce de GM'ler? Küçük bir maceraya mı çıksa acaba, yanında ne olduğu belli olmayan garip yaratığıyla birlikte etrafta gezinen karakterime spontane gide gide derinlik mi kazandırsak? Seggsy fransızımı tamamen sizin elinize bırakıyorum. Öldürmeyin de.

Sayfa: [1] 2