"Planladığımız bu değildi Barbatos." dedi güzel büyücü. "Benim üstümde büyü kullanmayacaktın. İlk dersten kaos çıkarmak iyi olmadı, eh, gerçi kriz anında kim ne yapıyor öğrenmiş olduk. André fazla panikliyor, bunun hakkında bir şey yapılması gerek. Lucien de nasıl birini sakinleştirmesi gerektiğini çok iyi bilmesine rağmen çevresine karşı fazla ters, sosyal açıdan sürünüyor çocuk. Biraz sosyalleştirmek iyi olur ancak çok zorlamak istemiyorum kimseyi. Samuel insanları yönlendirmekte, kriz ortamında sakin kalmakta ve durumu yönetme konusunda çok iyi. Hatta Boleyn'lerin geleceği için kuzenine kıyasla daha iyi bir seçenek olabilir. Bayan Boleyn ile tekrardan görüşmem gerekebilir." ağzından çıkanları Samuel'e özel açtığı sayfaya not alırken Barbatos'un fikrini bekledi. Aslında bu yaşananların hiçbirini hatırlamıyordu, Barbatos olanları detaylı şekilde anlatmıştı ve Xavier'ın sebepsiz bir güveni vardı ona. "Doğrudur. İkiyisle de özel olarak konuşup iyice tart, güçlü yanlarını iyice destekleyip eksiklerini tamamlamalarına yardım edersen-"
"Olineaux'lara da yararları dokunur." dediler aynı anda. Elbette Xavier'ın öğrencilerini kullanma gibi bir düşüncesi yoktu ancak bu çocukların ileride geleceği konum bir şekilde kendi ailesini de etkileyeceği için, ortaklarının güçlü ve yetenekli olmasını tercih ederdi haliyle. Samuel'in sayfası tamamen dolunca Eadwig'inkine geçti, memnuniyetsizce cıkladı. "Beni en çok uğraştıracak öğrencim olabilir. Annesinden o kadar farklı ki... Yaşından olsa gerek, duygularını dışarı vurmak istiyor ve kendini diğerlerinden üstün görüyor belli ki. Nerede ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen kendi bildiğini okuyor." iç çekti. "Kendi öğrencilik yıllarımı görüyorum onda, o yüzden umudum var. Gereken desteği alabilirse çok iyi yerlere gelebilme potansiyeli var bu çocuğun ancak geleceği yer Victorine'in yeri mi olur bilmiyorum." tekrardan sözü 'arkadaşına' bıraktı.
"Fazla özgüvenli ve mantıklı bir çocuk ama aşırı şımarık. Tek çocuk bir de, senden beter. Hala senin veletken bu bebe gibi olduğuna inanamıyorum! O zaman tanışmış olsaydık her gün kürekle döverdim seni."
Eadwig'in kendisine kıyasla melek gibi olduğunu itiraf etmek istemiyordu. Sınıfı geçebilmek için iki profesörüyle yatmışlığı bile vardı, hatırladıkça iğreniyordu kendinden. Zaten düşüncelerini kelimesi kelimesine duyabilen kafatası şu saniye itibariyle bunu öğrenmiş ve tepki vermek için ağzını açmıştı ki Xavier hiçbir şey yaşanmamış gibi az önceki cümleye yanıt verdi.
"Fakat gördüğün gibi Olineaux ailesine altın dönemini yaşatan kişi benim, Barbie. Babam ya da dedem veya bir başkası değil. Benim bir çocuğum olsa aslında... Benden bile daha iyi yerlere getirebilirdi aileyi. Çocuğumun olmamasının tek sebebi sensin şerefsiz!" Xavier son birkaç senedir bir çocuğunun olmasını her şeyden çok istiyordu ancak Barbatos'un varlığı buna engel oluyordu. Çünkü Xavier'ın başına herhangi bir şey gelirse Barbatos'a ne olacağı belli değildi ve seçenekler arasında Xavier'ın ilk doğanına musallat olması gibi bir durum da vardı. Sırf bu yüzden kimseyi riske atmak istemiyordu. Ayrıca Barbatos, Xavier'dan fazla uzaklaşamazdı, yani... Biriyle ilişkiye gireceği zaman partnerini ve kendisini izleyen bir kafatasının, bilinci olan bir kafatasının varlığı aşırı rahatsız ediciydi.
Neyse ki aileye bir varis getirmek zorunda değildi; ikinci en büyük olan Ijekiel başa geçecekti onun yerine. Çünkü Xavier evden ayrılmadan önce kesin bir dille artık aile yönetiminde bulunmak istemediğini, gezmek, araştırmak, öğrenmek ve öğretmek istediğini belirtmişti ve ailesindeki herkes bunu anlayışla karşılamıştı. Ana kuzusu olduğu için her fırsatta eve uğruyor, -Rebecca hariç- tüm kardeşlerine onlarca hediye alıp tüm vaktini onlara harcıyordu. Rebecca 'E hani bana?!' dediğinde ise Xavier'ın tek bir cevabı olurdu; 'Benim gül yüzümü görmek sana yeter de artar bile.'
Evini ne kadar özlediğini fark etti kızıl büyücü. İngiltere'ye gelişinden beri eve hiç uğrayamamıştı, hiç boş vakti yoktu. Bir de üstüne geçmişini hatırlayınca gelen moral bozuntusuyla iyice çöküşe geçen zavallı adamcağız iç çekerek yanındaki raflardan iki kadeh ve bir şarap şişesi çağırdı asasıyla. Kadehleri doldurdu, arkadaşıyla tokuşturduktan sonra içmeye başladılar. Tam keyfi yerine geliyordu ki içeriye bir öğrencinin dalması bir olmuştu... Elinde 'Fransa'nın Güzellikleri' kitabıyla... Şarap anında adamın boğazına kaçtı, öksürük krizine girdi. Çocuk gayet masum(!) ve tatlı bir şekilde olanı biteni anlatıyor, inatla kitabı profesörünün gözüne sokuyordu.
"Öncelikle... Şu binadaşının adını verebilir misin," göz ucuyla yandaki listeden çocuğun resmine bakıp adını buldu. "Théodore? Sadece meraktan..." dedi şarap şişesi ve kadehleri yerine yollarken. "Yayımdan kaldırılmış ve her yerden toplatılmış bir kitabın kopyalanması suç, bunu bildiğini varsayıyorum. Nereden bulundu da kopyalandı bilemeyeceğim ama..." iç çekti, korktuğu başına gelmişti. Tiksinç geçmişi başka bir ülkede bile peşini bırakmıyordu. "Haklısın, maalesef ki elindeki kitap demeye dilimin varmayacağı şeyi ben yazdım ancak basımının durdurulup toplatılmasından anlayacağın üzere pek de gurur duyduğum bir şey değil. Çok- bekle, ne demek Profesör Xavier gibi? O ne demek ya? Merlin aşkına, neden son beş altı yılda yaptığım hiçbir şeyi kimse görmüyor da önüne gelenle yatan adi bir kazanovaymışım gibi davranılıyor bana?!" Barbatos'un deminden beri attığı kahkahalar iyice arttı, "Son beş yılda dokunduğun karrrrrı sayısı beş etmiyordur bile! Puhahaha!"
"Sağ ol Barbie, çok yardımcı oluyorsun şu an öğrencimin önünde." Tekrar derince iç çekti ve zar zor gülümseyerek masasının önündeki tekli koltuklardan birini gösterdi eliyle, "Lütfen otur, Théodore. Görünüşe göre hayatımla bayağı bir ilgileniyorsun. Merak ettiklerini anlatayım sana ancak bilmen gerekiyor ki bu yıl dersine girecek olan profesör o kitabı yazan genç Xavier değil, bugünkü ve kesinlikle asla yaşlı olmayan Xavier." durdu. "Ve lütfen o kitabı yak, sadece görünce bile elim ayağım titriyor."