91
Boleyn Adası / Ynt: Nasıl gitti?
« Son İleti Gönderen: Eadwig Alger Boleyn 18 Nisan, 2023 19:01:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »Eve geri döndüğümde yere basmıyordum sanki. Bacaklarım yokmuş da süzülüyormuşum gibiydi. Okuldaki ruhlar gibi yürüdüm şatoya. Çevredeki her taş heykeli tek tek dizmişlerdi. Girişteki aynayı sökmüşler, götürmek için hazırlayan Bakanlık çalışanları bu aynanın o heykellere neden olduğunu söyledi. Çocukken etrafında koştuğum tüm heykellerin gerçek insanlar olduğunu öğreniyordum. Kanıbozuklardı hepsi. Hayatları umrumda değildi ancak… Ölülerin arasında büyüdüğümü öğrenmek midemi bulandırmıştı. Evimizdeki o heykellerin hepsi mi öyleydi? Boleyn kısmına gelene kadar Samuel ile dipdibeydik ancak annemin ablası olan Proserpina Teyzem beni gördüğü gibi koşup kollarıyla sardı. Samuel’in yanından uzaklaştırdı beni. Ben dönüp kuzenime baksam da yavaş yavaş aramızdaki mesafe açıldı. Teyzemin yanındaki başka bir akrabamız ise başladı Bakanlık’takilere çemkirmeye. Kadınlar ne kadar seviyorlar hüzünlerini belli etmeyi. Üstelik söylediği şeyler beni küçük düşürüyordu. “Siz nasıl düşüncesizsiniz!” diye bağırıyordu çalışanlara. “Bu çocuk Hogwarts’ta kalmalıydı! Orada iyi olurdu. Hastalanacak! Ne kadar duyarlı bir çocuk bu bilginiz var mı? Hemen hasta olur! Siz Boleyn düşmanısınız! Ne istediniz bu sabiden?”
“İyiyim ben.” dedim sessizce.
“Hanımefendi, soruşturmanın hızlı bir şekilde ilerlemesi için Bay Boleyn’in burada olması gerekiyor.”
“Soruşturmanız batsın! Bu ailenin hakkıdır ada! Yıllardır buradaki insanlara istihdam sağladılar! O kirli ellerinizi çekin! Bay Boleyn! Buna karşı çıkmalısınız!”
“Yeter! Artık öğüt duymak istemiyorum!” diye bağırdım teyzemin kollarından kurtulmaya çalışırken.
Proserpina Teyze, beni tüm bu bağırışmalardan uzaklaşmam için zorla şatoya sokmaya çalışsa da kadının kollarından kurtuldum. Teyzem dilsizdi. Annem bunun neden olduğunu söylememişti. Üstüne konuşmamıştık bile. Şimdi ise teyzemin düşüncelerine girebilirdim. Bunun olmaması için üstün çaba harcamam gerekiyordu. Kendi hüznüm bana yeterken, teyzemin kız kardeşi için çektiği acıyı bilmek istemiyordum. Acı çekiyor muydu ki? Çoğunlukla ifadesiz, bir kukla vari gezerdi çevrede. Yine de… “Proserpina Teyze!” diyerek bir kaç adım uzaklaştım kadından. Durdum. Ne söyleyecektim ki? Teyzem annem ile iletişimdeydi. Ben hiç konuşmamıştım. Daha çok yan yana sessizce durur, annemin verdiği emirleri uygulardık. “Ben…” Gözlerimi kaçırdım. “İçeri girmeyeceğim.” dedim aşırı rahatsız olmuş bir şekilde. Ne diyeceğimi bilememiş, ne yapacağıma da emin olamamıştım. Teyzeme arkamı dönüp çevrede, adada olan biten her şeyi karıştıran kişilerin neler yaptığına bakmak için ilerledim.
Annemin cenazesi gelene kadar Yasal Yaptırım Dairesi çalışanları ile şatodaki birçok odayı gezdik. Daha bilmediğimiz çok oda vardır diye düşünüyordum. Annemin de benim gibi bir Zihinfendar olduğuna emindim artık. Belki geçmişte görmüş bile olsam, anılarım hep değiştirilmişti zihnimden. Babamdan haber alınmadığını bilsem de, hafızamda annem tarafından kapatılmış bölümlerden Charlotte ile aralayabildiklerimizden biri olan anımın da yardımıyla aşağıdaki odasını tarif ettim. Annemi bırakıp gittiği için büyük bir nefret duyuyordum ona. Kendisini yiyip bitirmesi yerine, sakinleştirip bir çıkar yol buldurmalıydı. Bunun yerine bencillik yapmıştı. Hep öyle değil miydi zaten? Hiç yoktu ben büyürken. Olduğunda da fazlasıyla pasifti. Keyif çatmayı, baba olmaktan daha çok seviyordu. Bu yüzden seherbazlar babamın kirli çamaşırlarını ortaya dökerken aşağı inip olanları görmek yerine, dışarıda sigara içmeyi tercih ettim.
Akrabaların sorunları, sürekli bir itiraz, neyin nerede olduğunu soran Bakanlık çalışanları kafamın dağılmasına yardım ettiyse de annemin cenazesinin adaya ulaştığı haberini aldığımda bayılacak gibi oldum. Çevreme bakınıp Samuel’i görmek istedim ama çevrede yoktu. Bu yüzden insanlar cenazeyi aile mezarlığına getirmek için limana giderken ben de tam tersi şatoya döndüm. Bir iki kişiye sorduktan sonra Samuel’i annemin çalışma odasında buldum. Bulduğu bir şarabı açmış, kadehten yudumlarken annemin masasındaki defterlerden birini inceliyordu. Çalışma odasına girip şöyle bir baktım çevreye. Buraya geldiğimde annem yerine Samuel’i masada görmek çok ağır gelmişti bir anda. Meşguliyet rahatlattığı için vücudumu hareket etmeye zorladım. Başka bir kadeh almak üzere çalışma odasındaki dolaplardan birini açtım. ”Mezarlığa gelmelisin.” dedim bu sırada. Kadehi aceleci bir tavırla kapıp, kendimi rahatlatmak adına masadaki şarabı içine döktüm. 2-3 yudum üst üste alıp yutkunduktan sonra “Annemi getirdiler.” dedim kuzenimin anlaması için. Ben ona, şuan sen yanımda olmadan bu anı atlatamam, diyemiyordum tabi ki ama söz vermişti o odada. Yanımda olacaktı.
“İyiyim ben.” dedim sessizce.
“Hanımefendi, soruşturmanın hızlı bir şekilde ilerlemesi için Bay Boleyn’in burada olması gerekiyor.”
“Soruşturmanız batsın! Bu ailenin hakkıdır ada! Yıllardır buradaki insanlara istihdam sağladılar! O kirli ellerinizi çekin! Bay Boleyn! Buna karşı çıkmalısınız!”
“Yeter! Artık öğüt duymak istemiyorum!” diye bağırdım teyzemin kollarından kurtulmaya çalışırken.
Proserpina Teyze, beni tüm bu bağırışmalardan uzaklaşmam için zorla şatoya sokmaya çalışsa da kadının kollarından kurtuldum. Teyzem dilsizdi. Annem bunun neden olduğunu söylememişti. Üstüne konuşmamıştık bile. Şimdi ise teyzemin düşüncelerine girebilirdim. Bunun olmaması için üstün çaba harcamam gerekiyordu. Kendi hüznüm bana yeterken, teyzemin kız kardeşi için çektiği acıyı bilmek istemiyordum. Acı çekiyor muydu ki? Çoğunlukla ifadesiz, bir kukla vari gezerdi çevrede. Yine de… “Proserpina Teyze!” diyerek bir kaç adım uzaklaştım kadından. Durdum. Ne söyleyecektim ki? Teyzem annem ile iletişimdeydi. Ben hiç konuşmamıştım. Daha çok yan yana sessizce durur, annemin verdiği emirleri uygulardık. “Ben…” Gözlerimi kaçırdım. “İçeri girmeyeceğim.” dedim aşırı rahatsız olmuş bir şekilde. Ne diyeceğimi bilememiş, ne yapacağıma da emin olamamıştım. Teyzeme arkamı dönüp çevrede, adada olan biten her şeyi karıştıran kişilerin neler yaptığına bakmak için ilerledim.
Annemin cenazesi gelene kadar Yasal Yaptırım Dairesi çalışanları ile şatodaki birçok odayı gezdik. Daha bilmediğimiz çok oda vardır diye düşünüyordum. Annemin de benim gibi bir Zihinfendar olduğuna emindim artık. Belki geçmişte görmüş bile olsam, anılarım hep değiştirilmişti zihnimden. Babamdan haber alınmadığını bilsem de, hafızamda annem tarafından kapatılmış bölümlerden Charlotte ile aralayabildiklerimizden biri olan anımın da yardımıyla aşağıdaki odasını tarif ettim. Annemi bırakıp gittiği için büyük bir nefret duyuyordum ona. Kendisini yiyip bitirmesi yerine, sakinleştirip bir çıkar yol buldurmalıydı. Bunun yerine bencillik yapmıştı. Hep öyle değil miydi zaten? Hiç yoktu ben büyürken. Olduğunda da fazlasıyla pasifti. Keyif çatmayı, baba olmaktan daha çok seviyordu. Bu yüzden seherbazlar babamın kirli çamaşırlarını ortaya dökerken aşağı inip olanları görmek yerine, dışarıda sigara içmeyi tercih ettim.
Akrabaların sorunları, sürekli bir itiraz, neyin nerede olduğunu soran Bakanlık çalışanları kafamın dağılmasına yardım ettiyse de annemin cenazesinin adaya ulaştığı haberini aldığımda bayılacak gibi oldum. Çevreme bakınıp Samuel’i görmek istedim ama çevrede yoktu. Bu yüzden insanlar cenazeyi aile mezarlığına getirmek için limana giderken ben de tam tersi şatoya döndüm. Bir iki kişiye sorduktan sonra Samuel’i annemin çalışma odasında buldum. Bulduğu bir şarabı açmış, kadehten yudumlarken annemin masasındaki defterlerden birini inceliyordu. Çalışma odasına girip şöyle bir baktım çevreye. Buraya geldiğimde annem yerine Samuel’i masada görmek çok ağır gelmişti bir anda. Meşguliyet rahatlattığı için vücudumu hareket etmeye zorladım. Başka bir kadeh almak üzere çalışma odasındaki dolaplardan birini açtım. ”Mezarlığa gelmelisin.” dedim bu sırada. Kadehi aceleci bir tavırla kapıp, kendimi rahatlatmak adına masadaki şarabı içine döktüm. 2-3 yudum üst üste alıp yutkunduktan sonra “Annemi getirdiler.” dedim kuzenimin anlaması için. Ben ona, şuan sen yanımda olmadan bu anı atlatamam, diyemiyordum tabi ki ama söz vermişti o odada. Yanımda olacaktı.
Son İletiler
[/spoiler]