1
Osmanlı İmparatorluğu / Ynt: Mevtalar Sır Veremez
« : 14 Haziran, 2022 23:11:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »Ürperir kılçık, titrer kalaslar
Yo Ho Hi Ho
Uyurken sırlar, üstü balıklar
Yo Ho Hi Ho
Yelkenler fora, bellidir rota
Dönüş yoktur istikamet boyunca
Tamah ve cürüm yelken açınca
Kalleşlik kesin, bahse gir pabucuna
Yo Ho Hi Ho
Uyurken sırlar, üstü balıklar
Yo Ho Hi Ho
Yelkenler fora, bellidir rota
Dönüş yoktur istikamet boyunca
Tamah ve cürüm yelken açınca
Kalleşlik kesin, bahse gir pabucuna
Labirent gibi dolanan dar patikalardan geçtikten sonra nihayet kuytu bir açıklığa varmışlardı. Fingir Fiş Fadıl’ın kaypak fıtratına aşina olmasından mütevellit, yol boyunca güvenip de tasarısını ona açamayan Marinel Başı İsmet, kalamar gibi belerttiği gözlerini tabancaya dikmiş, istiridyenin kuluçkaya yatmasını andırırcasına düşüncelere dalmıştı. Kaptanın dediğine göre kazıyı ikisi üstlenecekti. Velhasıl İskorbüt ve Patiska altın dolu sandığı işaret ettiği yere bıraktıklarında Filinta Reis, dalgın dalgın bakışan ikiliye seslendi.
“Ne bakarsınız öyle avel avel!? Haydin eliniz iş görsün biraz!”
Vira Bismillah deyip sapladılar kazmayı, küreği, dağların yükseltileri ile çevrili açıklığın ortasında. Toprağın hışırtıları argınlık dolu inlemelere karıştı. İsmet’in bir gözü Fingir Fiş’te, öbürü ise kaptanın kemerindeki tabanca kılıfındaydı. Neden sonra Filinta Reis’in uzaklaştığını ayıkıp Fingir Fiş’e fısıldadı.
“Kabrimizi bile bize kazdırır. Bilirsin Fadıl, değil mi?”
“O yüzden mi elin kılıcından yareni gibi ayrılmaz?”
Her bir kürek darbesinin evvelinde ve ertesinde yatağanına gayriihtiyari dokunduğunu fark etmemişti İsmet.
“Buradan iki çıkış yolu var Fadıl. Ya biz onu haklarız, ya da o bizi!”
Kazmasını iki eliyle sıkıcana kavrayan Fingir Fiş, kısa bir müddet yukarıya bakıp, gökyüzünü seyre daldı. “Reis demişti de, yok demiştim. Yapmaz öyle şey.”
“Ne demişti?”
“Bana kaypak derler, İsmet benim kadar kaypak değildir demiştim. Kancıklık yapıp isyana teşebbüs etmez demiştim.”
Marinel Başı afallamış bakışlarla karşılık verebildi ancak. Neden sonra hiddeti, hayretine baskın geldi de ağzına geleni söylemeye başladı.
“Sen de bu yemi yuttun! Kaypak olduğunu bilirdim de, avanak olduğunu bilmezdim Fadıl!”
Eli belindeki yatağanına uzanırken, Fadıl’ın fıldır fıldır dönen gözlerini ve havaya kaldırdığı kazmayı ayırt edebildi anca. Peşinden de İskorbüt ve Patiska’nın canhıraş haykırışları çalındı kulağına. Sonra da bir filintanın ateş alıp, gümbürdeyerek patlaması...
Gözlerini açmaya çalıştı ama ışık çok parlaktı. Sanki birisi güneşi getirip karşısına oturtmuştu. Ellerini iki yanına koyup doğrulmaya çalıştı. Cebinde kalan son tütününü sarıp cigarasını tellendirirken, bir zamanlar duyduğu ama hatırlamadığı bir denizci şarkısı tutturdu. Kaptan Filinta’nın, definenin yerini bilen yegane kimse olarak sefer boyunca başka bir isyanla boğuşmayacağı aşikar olduğu halde, gemisi “Deniz Aygırı”na dönme vakti gelmişti.
Ürperir yelken, titrer kalaslar
Sır vermez mevtalar
Sır vermez mevtalar