46
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« : 02 Mart, 2022 18:23:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »Önem tek bir eylemden değil, içinde gerçekleştirildiği bağlamdan ve ondan doğan sonuçlardan gelir.
Son bir haftadır yatakta erken saatlerde uyanmış olsa da güne başlamayı seçmiyordu Alpharian. Normalde hiç böyle bir tembellik örneği göstermezdi ama değişik bir ağırlık vardı üzerinde, yataktan çıkmak fazla zor geliyordu. Yine de gün içinde fazla zamanı olmadığını bildiği için hazırlanmaya başladı. Kahvaltısını bugün de Mali-Phali-Ty-Co'da yapmak yerine başka bir şeyler denemek istemişti. Doğal olarak önce Korone'yi puba bırakması gerekiyordu tuvaletini yaptırdıktan sonra. Mali-Phali-Ty-Co'dan çıktıktan sonra elleri ceplerinde yürümeye başlamıştı; fırından yeni çıkmış Fransız ekmeklerinden alıp tereyağı mı sürerek yese, günün erken saatlerinde tutulmuş balıklardan mı alsa, kremalı tartlardan küçük bir ziyafet mi çekseydi yoksa... Kafasında bu düşünceleriyle biraz yürüyüp, biraz cisimlenerek Finchley taraflarına dek gitmişti. Adımları adamı eskiden ezbere bildiği sokaklara habersizce getirmişti, buralar bir zamanlar Tahtaparmak Çetesi'ndeyken çokça görev yaptığı yerlerdendi. Yaşlı Bill Payne'in çetesinden uzaklaştığı uzun yıllar boyunca pek uğramamıştı buralara, yine de değişmeyen sokakları mimarlığını kendi yapmışçasına iyi bilirdi. Kendisi gibi çetede olup büyüyen ve yaşlandığında kendi yasal işlerine başlayan eski bir dostunun dükkan açtığını duymuştu birkaç yıl önce. Buraya dek gelip ona uğramamak ayıp olurdu diye düşünerek adımlarını konumunu tam olarak bilmediği yeri bulma amacıyla atarken. Ara sokaklardan birinde, küçük bir dükkanın vitrininden içerideki hızlı çalışmanın sessiz görüntüleri seçilebiliyordu. Reuben'in Kobalt Tozları yazılı küçük bir yerdi ama içeride bir-ikisi çocuk en az 7 çalışan vardı. Alpharian dışarıdan bakıp eski dostu Kırpık Reuben'la göz göze geldiklerinde ikisinin de yüzü çocuklar gibi gülmüştü. Üstündeki önlüğü çıkarıp kapıyı açtıktan sonra arkadaşının üzerini kirletmemek adına kendini sarılmaktan son anda alıkoyan Reuben, çalışanlarına işaret ederek dükkanın kapısı önündeki dar yola iki sandalye ve küçük bir sehpa getirmelerini söylemişti. Daha sehpa yerleştirilmeden önlerine koyulan çaylarla birlikte iki eski dost konuşmaya başlamışlardı.
"Ryan, seni görmek ne güzel. Özellikle de tek parça!" diye başlatmıştı konuşmayı Reuben, "Seni de dostum, seni de..." diye yanıtladı Alpharian.
"Son yıllardan beri arkandan iyi sözler konuşan bir ben, bir de usta Payne kaldı. Giderken eşyalarını kırıp dökmeleri, o güzel çizimlerini yırtmaları... Tüm bunlar yaşanırken engel olamadığıma çok üzgünüm." demişti önlüğünün örtmediği yerler Mavi renkli hafif bir gradyanla kirlenmiş adam.
"Üzülmene değmez, boşver." sözleriyle arkadaşının üzüntüsünü az da olsa gidermek istemişti siyahlar içindeki adam. Reuben'in renklere olan ilgisini biliyordu; sokakta ya da hırsızlıkları sırasında buldukları renkli tebeşirlerle çizdikleri resimleri düşününce, çeteden ayrıldığında geride bıraktığı eserler şimdilerine göre bir eskiz kalitesinde bile sayılmazlardı ne de olsa.
"Doğrusunu söylemek gerekirse birkaç kardeşimiz erken saatlerde buradaydılar. Bu gün bile aramızdan ayrılışını kendilerine yediremeyenler var." diye devam etti Reuben, kısa bir anlığına ana yoldan geçen yayalara bakarak. Sonra da "Off, arkandan söylediklerini bir duysaydın var ya... Kesinlikle oturdukları yerden kalkmalarına bile zaman tanımadan gebertirdin hepsini!" diye ekledi sırıtarak. Evet, Reuben ve diğerleri sevdikleri kardeşleri Ryan'ın aralarından ayrıldığı ama zamanında elini kana bulamaktan da çok fazla çekinmeyen biri olduğunu ve bu yola girmiş birilerinin kan dökmekle ilgili işlerden uzak kalmayacağını iyi biliyorlardı.
"Hiç sorun değil!" diyerek geçiştirmişti Alpharian eliyle pis kokulu bir yığıntıdan havalanmış bir sineği kovarcasına, böyle şeylere harcayacak zamanı yoktu.
"Evet, evet... Hiç tam olarak çeteyi ailenin bir parçası olarak görme yanlısı olmamıştın değil mi?" diye iç geçirdi adam.
Bu sözü karşısında Alpharian'ın rahatsız edici bakışlarıyla karşılaştığında ise hızlıca;
"Üzgünüm, bazen ağzımdan çıkan sözlerin önemini düşünemiyorum" deyivermişti. Bu sözlerden sonra bir süre için sessiz kalıp çokça Mavi renkli işlemeleri olan seramik fincanlardan çaylarını yudumladılar. Reuben'in bu küçük dükkanından çıkan toz boyalarla yapıldıklarından kuşku yoktu, iyi kalitesi karşılığında yapılan maldan hammaddecisine örnek hediyeler verilmesi esnaflığın geleneklerindendi ne de olsa.
Sessizliği bozan yine Reuben'in çekinceyle başladığı sözleri olmuştu;
"Bak Ryan... Biliyorum eski yaşantımızdan biraz da olsa bir arınma arıyorsun ama.. kentte en az Şeytan denginde acımasız bazı insanlar var."
Eski dostunun bu sözüne karşı az da olsa havalanan bir kaşıyla odaklandı Alpharian. Bugün serüven aramıyordu tam olarak ama adamı susturmak yerine dinlemeyi seçmişti.
"Bu bölgedeki birkaç dükkan sahibi, açık stantlarda insanlara çürük et satmaya başladı. Son zamanlarda nasıl oldu bilmiyorum ama o etleri ucuz yolda elde etmenin bir yolunu buldular ve neden oldukları hastalıkları çok da önemsedikleri söylenemez" dedi Alpharian'dan gözlerini kaçırarak. Adamın sesindeki gizli nefret, bu durum karşısındaki yetersizliğini ve güçsüzlüğünü ortaya koyar biçimdeydi.
"Bunun sonucunda mahalleden birkaç çocuk öldü bile! Bu haksızlığın devam etmesine izin vermemeliyiz, buna bir son vermeye yardım etmek ister misin?" diye bitirdiği konuşmasının sonunda yüzünü Alpharian'a döndüğünde, adamın çoktan ayağa kalmış ve omuzlarındaki kısa pelerininin başlığını kafasına geçirmiş olduğunu görmüştü...

[/spoiler]
[/spoiler]
[/spoiler]
[/spoiler]
[/spoiler]
[/spoiler]
[/spoiler]
[/spoiler]
[/spoiler]
[/spoiler]
VARDI!)
