17 Nisan, 2026 08:34:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Son İletiler

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10
11
Sihir Bakanlığı / Ynt: Greath d'Ibelin
« Son İleti Gönderen: Nora Gray 26 Mayıs, 2023 20:47:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü:Richard Vincent

Richard ofisten çıkmak için ayaklandığında masasındaki ferahlığa huzurla bakıyordu. Birkaç gündür yaşadığı yoğunluktan masasında biriken evrak yığınına bakamamış, gelen postaları, hazırlanan raporlar, genel kurul kararları, yayınlanması gereken kararlar derken tamamen dağılmıştı. Bu dağınıklığı halletmiş olmanın tüm rahatlığı bedenine yayılmıştı. Fakat diğer yandan da Bay Darren'ın ise iş seyahatinde olması işlerin tüm yükünü neredeyse üzerinde toplamıştı. Yine de her şekilde tüm gerekli bilgileri kendisine iletiyordu. Üzerindeki ceketini düzeltip derin bir nefes aldığında odadan çıkmak üzereydi ki kendisine doğru gelen postayı gördü. Bu hiç de normal gözükmemişti kendisine. Hatta bu baykuşu tanıyor bile olabilirdi. Baykuş kendisine geldiğinde, zarfı hızla aldı ve okumaya başladı. Doğru mu okumuştu? Harika! Yeni giymiş olduğu ceketini nazikçe çıkardı ve tekrar eski yerine astı. Mektupla beraber gelen raporlardan her bir tanesi için kopya oluşturmaya başlamıştı bile. Hemen cevap dönmek yerine her bir konsey için baykuş hazırladı. Yolladığı zarfların içine birer adet Baş Seherbaz tarafından hazırlanan raporları koydu.


Kahvesinden birkaç yudum aldıktan sonra uykulu gözlerini ovuşturdu. Ardından duvarda asılı olan saate baktığında toplantı saatine az bir süre kaldığını gördü. Tüm gece boyunca dosyayı tekrar tekrar okumuştu. Delillere bin kere dönüp durmuştu. Fakat hala kafasında oturmayan bazı şeyler vardı. Yani, tam olarak bir ailevi meselelerinin içerisinde bulmuştu kendisini. Oysaki durum görünenden daha karmaşıktı. Zaten d'Ibelin ailesinin uzun bir soy ağacı vardı ve bunu incelemesi bile kafanın karışması için başlı başına bir nedendi. Bir yandan ise Balian'ın neden böyle bir talepte bulunduğunu anlamaya çalışıyordu. Acaba mesleki kimliği ile mi yoksa yeğeni sıfatıyla mı kararlarını almıştı?

Bu sırada Balian'ın salona girişini, konuşmaya başlamasını, sakin başlayan fakat daha sonra öfkeye dönen konuşmasını dinledi. Bartemius ile göz göze geldiğinde en mimiksiz hali ile bakıyordu. Seherbazın sözlerini dinlediğinde düşüncesine hak vermişti. İki canlı şahit, yeterliydi. En azından şimdilik. Bu yüzden buna itirazı olmamıştı. Daha sonra söylediklerine ise tepkisizliğini sürdürmüştü. Ardından konuşan 'kurt temsilcisine' dikkatini yönelttiğinde onunda Bay Rosier ile aynı fikirdeydi. Richard ise beyninden geçenleri kısa bir süzgeçten geçirdiğinde küçük bir nefes verdi ve konuşmasına başladı.

''Bay d'Ibelin, dosyadaki kanıtlarınız şimdilik tatmin edici fakat benim aklıma takılan asıl mesele, tüm bu noktaya gelene kadar nasıl hareket ettiğinizde. Neticede gayr-i resmi yürütülen bir soruşturmanın sonucunda bakanlığın imkanlarını kullanarak elde ettiğiniz verileri önümüze sunuyorsunuz. Pekala, tüm bunların altında bir kişisel kin aramalı mıyız? Ajanınız ne için Bay Adras d'Ibelin'im peşindeydi?''

Önünde açık bulunan dosyayı yavaşça kapattığında zihninde şahitlerin yazılı ifadelerini canlandırıyordu. Bu işin arkasında kişisel sebeplerin olduğuna inanıyordu Richard. Elindeki kanıtlar elbette somuttu. Elbette yargılanması gerekirdi fakat neden? Olayı özümsemek istiyordu Richard. Tüm sebeplerini, gerekirse şirketin tüm verilerini incelemeye, ailenin tüm sicilinin detaylarına kadar inebilirdi. Bunun için gerekli ne yapılması gerekiyorsa yapılırdı fakat davanın başında Balian'ın olması mesleki açıdan etik olmayacağını düşünüyordu. Richard kısa bir sessizlikten sonra konuşmasına devam etti.

''Şahsi fikrimce olay süresince Bay Balian: d'Ibelin'in de Baş Seherbazlık görevinin askıya alınmasıdır. İki tarafında aynı aileden olması, meslek etiği açısından soruşturmanın Bay Balian tarafından yönetilmesini doğru bulmuyorum. Dava sürecinin ilerletilmesi için başka bir seherbaz ve ya hakim görevlendirilmesi.''
12
Unutturucu Karargahı / İlk İş Günü
« Son İleti Gönderen: Vasilisa Dragomir 25 Mayıs, 2023 12:25:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bazen sevdiklerimiz tarafından kandırılmak,
bizleri kandırılmamaktan daha az mutsuz eder.
  -François La Rochefoucauld

[justify]Unutturucu Dairesi, Sihir Bakanlığı’nın en gizli ve karanlık köşelerinden biriydi. Sihir Bakanlığı'nın göz alıcı mermer koridorlarının derinliklerine gizlenmiş, sanki kendi içinde bir dünya gibi var olan bir mekândı. Kapısının ardında yatan sırlar ve karanlık güçler, bu odanın sadece seçkin birkaç kişinin bileceği şekilde tasarlanmış olduğunu gösteriyordu. Dairesin kapısı, antika bir ahşapla kaplanmıştı. Binanın çoğunda bulunan yüzyılların izlerini taşıyan çatlaklar ve oymalar, içerideki derin sırlara bir geçit olarak kapının üzerinde dans ediyordu. Kapının gizli kilidi, sahibi tarafından özenle saklanan bir büyüyle korunuyor ve sadece doğru kombinasyonu bilenler için açılıyordu. Anahtarı teslim eden yetkili en azından genç cadıya bu şekilde tarif etmişti. Bu yüzden Unutturucu Dairesi'ne giriş, sadece bazı bakanlık çalışanlarının ayrıcalığıydı.

Sarı saçlarını resmi bir şekilde başının üzerinde topuz yapan genç cadı, kapıdan içeri adım attığı anda atmosfer değişmişti. Koridorları, ışığı emen ağır, koyu renkli taşlarla kaplı görünüyordu. Loş ışıklar, uzun koridorlardaki çarpık tonlarıyla duvarları boyamış gibiydi adeta. Bunu hisseden herkesin üzerine, mekanın sır dolu geçmişi ve yasaklanmış güçlerinin ağırlığı çökebilirdi. Tıpkı şu an Vasilisa’nın burada hissettiği yoğun hava gibi.


Koridorlar boyunca ilerledikçe, derin bir sessizlikle karşılaşmıştı. Tek ses, ayakkabı tıkırtısından gelen ve duvarlarda zıplayıp tekrar kendi kulaklarına çarpan o yansımalardı. Sanki zaman bile bu odalarda donmuş gibi görünüyordu. Karanlık köşelerde duran büyülü nesneler, düşünceli ve titizlikle yerleştirilmiş vazolar ve üzerinde eski büyücü yazıları bulunan taş levhalar, her adımda genç cadının merakını daha da arttırmaktaydı. Bu mekanın kendine has bir ruhu vardır ve sırlarla yüklü olduğunu açıkça hissedebiliyordu. Bakanlığa atandığından ve Unutturucu Dairesine çalışan olarak geldiğinden beri buranın tam olarak kendine has olduğunu, içeri girene kadar fark etmemişti. Unutturucu Dairesi, gizemli ve tehlikeli bir aura taşıyan bir yer gibiydi belli ki. Bu mekan, sırları saklama ve geçmişi unutturma gücüyle doluydu.


Koridorun sonunda, dairesinin en göz alıcı odası olan Baş Unutturucu Yetkilisinin odası bulunuyordu. Yüksek tavanlı ve geniş bir alan, duvarları beyaz mermerle kaplı görünüyordu. Ancak duvarlardaki süslü oymalar, her biri Unutturucu büyülerinin temsilleri olan figürlerle süslenmişti. Bu figürlerin altın ayrıntıları, odada huzursuz bir ışıltı yaratmıştı resmen. Odanın ortasında devasa bir masanın üzerindeki güçlü büyülerin kitapları ve değerli objeler, sadece az sayıda kişinin görebileceği bir hazine gibi serilmişti ortaya. Vasilisa, bir süre önce burada olsa etkilenebilirdi. İş bitimi eve hızlı adımlarla döner, kocasının kolları arasına girer ve tüm gün gördüğü her şeyi detaylıca ona anlatabilirdi. Ama biricik eşi artık yoktu. Vasilisa da zaten etkilenmiyordu.


Genç yaşta, gözlerindeki merakın, yüzündeki neşenin soluklaştığı, kalbindeki heyecanın solduğu bir dönüm noktasıyla tanışan Vasilisa, 28 yaşında ve 5 yıllık bir evliliğin ardından geçen yıl sevgili eşini, büyücü Dionis'i kaybetmişti. Bu acı dolu kayıp, ruhunda karanlık bir iz bırakmış, onu iç dünyasında ve karakterinde derin bir değişime sürüklemişti. Vasilisa, eski neşeli, coşkulu ve keşif dolu kişiliğinin izlerini kaybetmiş, yerine donuk bir görüntü ve ketum bir duruş hakim olmuştu. Gözlerinden düşen yaşam ışığı, yerini soğuk, kararlı bir asaletle değiştirmiştir. Artık yüzüne yerleşen ifade, geçmiş acılarından alınmış bir inatçılığı yansıtmaktaydı. Kaybedecek bir şeyi kalmamış, acı dolu deneyimlerle dolu bir yaşamın sancılarını çekmiş bir ruhtu artık bu genç cadı.


Uzun bir ayrılığın ardından Vasilisa, kaybının ardından tekrar Londra'ya dönmüş ve Sihir Bakanlığı'nda Unutturucu Daire'sinde bakan olarak göreve başlamıştı. Bu yeni iş, geçmişin yaralarını sarmaya yönelik bir çıkış kapısı gibi görünmekteydi. Vasilisa, Unutturucu Daire'sinde çalışarak, kendi acılarını unutmanın yanı sıra, başkalarının da acılarını silme sorumluluğunu üstlenmişti. Tabi, burası tam olarak bu şekilde çalışmıyor da olsa, bu şekilde hayal edince dudaklarının kenarları haylaz bir tebessümle kıvrılmadan edemiyordu. Ancak, bu görev ona sadece bir kaçış sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda daha yoğun bir hayat sunarak, bir yıllık duraksamanın ve değişimin tozlu tesirini, üzerinden silkelemesine de yardımcı olacaktı. En azından genç cadının umudu o yöndeydi…

‘Ah!'

Elini masanın kenarına vurduğunda incinerek tiz bir sesle inlemişti. Soluk mavi gözlerini masaya doğru adeta onu yok etmek istermiş gibi bir soğuklukla diktiğinde hızlıca derin bir nefes alıp bırakmış, hemen ardından da çantasını masanın kenarına yerleştirerek koltuğa oturarak gözlerini yummuştu. Bugün sessiz bir gün olacaktı belli ki. Sihir Bakanlığı’nın koridorları, yeni açıldığını öğrendiği bu Unutturucu Dairesi’ne doğru uzandıkça seyreliyordu zira. Nedense burada çok kişi görmemişti. Sorun değildi, bu Vasilisa’nın işine gelirdi. Kurulduğu koltukta elindeki evrakları incelemeye koyuldu. Bir çeşit listeydi bunlar. İçlerinde birçok ismin ve açıklamanın yer aldığı bu liste; Vailisa’ya adeta yapılacak bir sürü işi olduğunu fısıldıyordu. Çantasını açıp içinden bir dosya daha çıkardı. Çoktan hazırlanmış masasını parşömenlerle kalabalıklaştırmak istemediği için hepsini çekmecelerin içine sırayla dizdi. Mükemmeliyetçilik, hiç bırakmayacağı bir huyuydu. Masası ve odası da bunu yansıtır nitelikteydi.

Hızlıca tıklatılıp açılan kapısından içeri, huzursuz görünen genç bir büyücü giriverdi. Girer girmez genç kadının masada oturduğu yere doğru baktığında, tam da bir şeyler söylemek istiyor gibi aralanan dudakları, tereddütle kapanmış ve vücudu da gerilmişti.

‘A- şey- ıhm.’

Boğazını temizleyip omuzlarını dikleştirerek daha düsturlu bir endam almış ve hızlıca kendini toparlamıştı. Belli ki bu cadının orada olmasını beklemiyordu ya da şu an Vasilisa’nın oturduğu yerde başka birinin olmasını umuyordu. Vasilisa, parşömenleri tıkmaya çalıştığı çekmeden başını kaldırmış ve doğruca genç büyücüye doğru bakmıştı. Adam hala boğazını temizliyor ve söze girmek için doğru kelimeleri arıyor gibi görünüyordu. Vasilisa ise ona kıyasla ifadesiz bir simayla hareketlerini izliyordu. Büyücü söze giremeyince kendisi konuşmanın kontrolünü eline alma ihtiyacı duydu.

'Nasıl yardımcı olabilirim, Bay…?’

Adam son bir denemeyle omuzlarını geriye attı ve geniş adımlarla hızlıca kadının olduğu masaya yaklaştı. Centilmen bir hareketle başındaki fötr şapkasını çıkararak göğsünde tutmuş, boşta kalan elini de genç cadıya doğru uzatarak kadını selamlamıştı.

‘Affedersiniz, ismim Luther. Luther Bennett. Bay Sullivan için gelmiştim.’

Vasilisa adamın elini tokalaşmak için sıkmadan önce dantel eldivenini çıkarmayı düşündü. Ancak kısa bir duraksamanın ardından buna gerek olmadığı kanaatinde karar kılarak hızlıca elini uzatmış ve isminin Luther Bennett olduğu büyücünün havadaki elini sıkmıştı. Ardından ayağa kalkmış ve masanın etrafında dolaşarak adamın karşısına gelmişti. Hemen hemen aynı boyda olduğu bu adam, kadını belli ki farkında olmadan baştan aşağı süzdü. Vasilisa, dönemine has olarak zarafet ve inceliğin notaları olduğu, kendisini kusursuz bir şekilde ifade eden sofistike bir kıyafet tercih etmişti. Vücut kıvrımlarını saran ve belini vurgulayan bir kesimi olan bu elbisenin etekleri, yerde hafifçe süzülen bir uzunluğa sahipti. Elbisenin üst kısmı, yüksek yakalı ve kolları tam boy olan bu mavi elbise dantel detaylarla süslenmiş yüksek bir yaka ile birlikte kadının zarifliğini ve şıklığını vurguluyordu. Kollarda da benzer şekilde dantel, dikişler ve zarif işlemeler kullanılmıştı. Adamın sessizleşmesinin ve kendisini süzerek dalmasının ardından dikkatini dağıtma amacıyla parmaklarını önünde birleştirdi.

‘Sanırım yanlış ofise geldiniz. Ben Vasilisa Dragomir. Buraya yeni atanan bakanım. Henüz odanın girişine isimlikler takılmadığı için karıştırmanızı doğal buluyorum. Belki de yan ofise bakmalısınız Bay Bennett.’

Vasilisa adamın koyu gözleriyle bakışlarının birleştiği anda, ifadesizliğinin yerini nazik ama mesafeli bir tebessümün almasına izin verdi. Adam da sonunda gülümsemiş ve dalgınlığını daha sakin bir tavırla değiştirebilmişti.

‘Özür diliyorum Bayan Dragomir, aynı zamanda da hoşgeldiniz dileklerimi lütfen kabul edin. Haberdar olmamakla birlikte size bir hediye getiremedim ancak lütfen bunu kabul edin.’

Koyu ahşap rengindeki boğumlu asasını iç çebinden çıkarıp havada kırık bir daire şeklinde çevirmiş ve ardından büyülü sözleri söylemişti.

‘Orchideus.’

Asanın ucu pembe bir ışıltıyla kaplandıktan sonra aynı renkte çiçeklerin çıkması ve buket halini alması için birkaç saniyenin geçmesi gerekmişti. Adam, büyüsü bitince buketi eline aldı ve nazikçe karşısındaki cadıya uzattı. Vasilisa, donuk bir ifadeyle çiçeği almış ve kibarca teşekkür etmişti.

‘Çok naziksiniz. Teşekkür ederim. İyi günler Bay Bennett.’

Adam biraz afalladıktan sonra kadına bir kez daha bakmış ve başını sallayarak dönüp odadan çıkmadan önce son kez konuşmuştu.

‘İyi günler Bayan Dragomir. Görüşmek üzere.’

Arkasından hafif bir gıcırtıyla kapanan kapının ardında kalan Vasilisa, masasındaki yerini tekrar almak için dönmüş ve koltuğa tekrar oturmadan önce çiçek buketini çöp sepetinin içine atmıştı.
[/justify]
13
Lejant Alanı / Cindern Luaith O'Vanian, Bakanlık Karşıtı Hınzır!
« Son İleti Gönderen: Cindern Luaith O'Vanian 25 Mayıs, 2023 03:25:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


"Coimhéad fearg fhear na foighde!"

Cindern Luaith O'Vanian

Doğum Tarihi ve Doğum Yeri: 01.12.1828 – Dublin, İrlanda

Hogwarts Binası: Gryffindor

Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü

Meslek: Yasadışı Çete Lideri ve "Bakanlık Karşıtı"

Yetenek: -

Özet Geçmişi:
Cindern Luaith O'Vanian zengin bir İrlandalı ailede doğdu, ancak ailesinin servetiyle yaşamaktan hiçbir zaman mutlu olamamıştı... Serüven ile heyecanı arayan, huzursuz, meraklı bir usu vardı ve her zaman toplum tarafından kabul edilebilir olanın sınırlarını zorladığı; mirasyedi, savurgan, dağınık, kin tutucu, tutumsuz ve abartılı kişiliğiyle bilinen bir büyücü olarak çevresince tanındı. Uçarı ününe karşın, Cindern gençliğinde her zaman yeni bilgi ve güç arayan parlak bir büyücü olarak yetişmişti. Hogwarts mezuniyeti sonrasındaki yıllarını da babası gibi Büyücedünya'yı dolaşıp az bulunan ve tehlikeli büyülü eserleri arayarak, yasak büyüler ile iksirleri deneyerek geçirmişti. Yaşantısının üzüntüyle kaplanacak olan dönemleri de o zamanlara denk gelmiş; Cindern'in her zaman için kendini suçladığı büyülü bir kaza sonucunda, tüm ailesi gözlerinin önünde ölümden daha kötü bir yazgıyla Dünya'dan göçmüşlerdi. Yaşananların travması onu delirmenin eşiğine getirmiş; adamın tüm bilgisi ve varlığını yığımladığı, Dünya'dan elini-eteğini çekip gün geçtikçe daha da yansıtımcalaştığı, içe kapanıklığıyla geçecek yıllarının başlangıcına sürüklemişti. Boş odaları kullanılmamaktan toz kaplamış O'Vanian yurtluğunun bakımsız bahçesi ve kirli camları, bazı geceler Cindern'in çaldığı borulu org ve kimi zaman kahkahalarla güldüğü kimi zaman da ağlayıp yakaran sesinin yankılarıyla titremek dışında başka canlılık belirtisi taşımamaya başlamış; bu nedenle de ne çevresindeki boş kırsal üzerinde bulunan komşuları, ne iş arayan hizmetçiler ne de yolunu yitirmiş yolcular tarafından kapısı çalınmaz olmuştu.

Bu soyutlanma döneminlerinin sonlarına doğru Cindern, Londra Büyücedünyası'nın suçlarla dolu karmaşık yeraltı Dünya'sına da dalmaya başlamıştı. Islak ve üzgün kentin kaçakçılarında, hırsızlarında ve suikastçılarında kişiliğine yakın bir ruh bulmuştu: toplumun kısıtlamaları ve darlıklarının dışında hareket eden, güç ile zenginliğin çekiminden iyi anlayan yabancılardı hepsi! Zaman ilerledikçe Cindern; diğer suç örgütleriyle birlik kurarak ve zor bulunan iksir malzemelerinin sağlayıcılarını tekeline alıp kentin karaborsasının kontrolünü ele geçirerek, kendisini bu yeraltı Dünya'sında yadsınamaz bir lider olarak benimsettirmek için engin kaynaklarını ve bilgisini kullanarak amaçlarına ulaşıyordu. Yeni sayfa açtığı bu kural dışı yaşantısının getirdiği beklenmedik büyüklükteki başarısına karşın; Cindern'in deliliği ilerlemeye devam etti ve içinde bulunduğu karanlık ortamlarda gerçek adıyla bilinmese de yeğinlik ile yansıtımcalık nöbetlerine eğilimli, acımasız ve öngörülemez bir karakter olarak tanındı. Usdurumunun dışavurumu olarak bir zamanlar ipek yumuşaklığındaki bakımlı saçları saçaklanmış ve bir bölümüne ak düşmüş, gün yüzü görmeyen teni beyazlaşmış, sağlıksız beslenişi nedeniyle bedeninin güzelliği bozulup gitmiş olsa da; deliliği nedeniyle tüm aynalarını kırdığı evinde göremediği yüzünün bebeksiliğini ve bakışlarındaki keskinliğini geçip giden yıllar boyunca hiç yitirmemişti.

Yine de sokaklardaki gücü ve Büyücedünya ekonomisi üzerinde duran etkisi artmaya devam etti ve Cindern çevresini kendisinin kuralsızlık üzerindeki egemenlik ve kontrol vizyonunu paylaşan, bağlılıklarını koparmayacak bir takipçi kadrosuyla örgütledi. Yeraltındaki kötü ünü arttıkça onu tehlikeli, toplumun genç iksircileri adına kararsızlaştırıcı ve denge bozucu bir güç olarak gören Sihir Bakanlığı'nın da odağını üzerine çekmeye başlayan adam, yavaş yavaş adını tüm Büyücedünya'ya duyurma adına kurduğu örgütünü çeşitli sivil topluluklar için yaptığı gizli duyurularla açığa çıkarmış; "Hınzırlar Kolektifi" örgütünün başı, Bay Maxima takma adıyla eylemlerinin görünürlüğüne yönelmişti. Ancak Cindern, kendisini zamanının ötesinde olan bir vizyoner olarak görüyordu ve gücünü Büyücedünya'yı kendi deliliğinde çarpıklaşmış düşünceleri yönünde yeniden biçimlendirmek için kullanmaya kararlıydı.

Dış Görünümü:

Cindern uzun boylu, ince yapılı bir adamdır ve yaklaşık 1,83 metre boylarındadır. Ona standart bir Viktorya Dönemi Londralı'sından daha fazla gotik ve dramatik bir görünüm veren soluk bir ten rengi, genellikle geriye taranmış ve çoğunlukla dağınıkça biçimlendirilmiş, omuzlarını çok da fazla geçmeyecek boyda simsiyah saçları vardır. Sık sık dar deri pantolonlar, Beyaz fırfırlı gömlekler, içi Mor astarlı Siyah renk deriden pelerinler ve topuklu çizmeler içeren bir moda anlayışıyla birlikte ona gizemli bir görünüm verse de gerçekte daha çok gözlerini ışıktan koruma amacıyla güneş gözlüğü takar. Yüzü ağır ve dramatik mimiklerini; koyu göz farıyla boyanmışçasına kararmış göz altları ve biraz da olsa kararmış gibi görünen dudaklarıyla birlikte taşır. Sokaktaki duruşu komuta edici, konuşmaları da dramatik, anlamlı biçimlerde hareket eden kolları ve elleriyle buyurgan, tiyatro oyuncularına yakışacak tavırlardandır. Sıklıkla bir sanatçıyla karıştırılabilecek etkileyicilikte, eylemleri gibi dramatik bir biçemi olan derin, az biraz olsa da hırıltılı ama tınlayıcı bir sesi vardır.

RP Kronolojisi
~

Ney Maxima?


Hallederiz, icabında.  (Tamamlanmamış)




Detaylı Geçmişi:

Cindern Luaith O'Vanian; yetenekli serüvenciler üretme konusunda uzun geçmişi olan, varlıklı İrlandalı aile O'Vanian'lara doğdu. Babası; seçkin büyülü eserlerin alış-verişini yapan başarılı bir iş adamı, annesi ise St. Mungo'da yıllarını hizmetiyle sürdürmüş saygın bir şifacıydı. Cindern üç kardeşin en küçüğüydü ve genç yaşta, ebeveynlerinin yüksek beklentilerini bile neredeyse aşacak seviyede büyülü eser bulgulanmaları için bir büyük bir atılım ve ilgi göstermişti. Aile atalarından kalma evleri Dublin kırsallarında; Cindern'in çocukluğunu yemyeşil bahçelerini dolaştığı, abartılı balolar ile partilere katıldığı ve ebeveynleri ile öğretmenlerinden büyünün yollarını öğrenerek geçirdiği geniş bir mülktü. Büyücedünya'nın Safkan toplumunun ayrıcalıklı yaşantısında büyüyen Cindern, yetişme çağlarının düzen içindeki kısıtlamalarından çabucak sıkılarak kendisini büyücülük yaşantısının daha partal yönlerine çekilmiş, saygın toplum tabakasının hemen altında yatan Kara Büyüler ve yasak bilgilerden etkilenmiş durumda bulmuştu. Ergenliğe girerken, Cindern ona verdiği kolay elde edilen gücün sezgilerinden etkilenerek daha tehlikeli büyüler ve iksirler üzerinde deneyler yapmaya başlamıştı. Genç bir adam olduğunda Cindern her zaman toplum içinde sosyal olarak onaylanabilir olan kavramların sınırlarını zorlamanın yollarını arayarak, kuralları yıpratıcı biri olarak çevresinde hızla ün kazandı. Arkadaşları tarafından sevilen, düello rakipleri tarafından korkulan yırtıcı, çekincesiz bir birey olmuş; akranları arasında hızla neslinin en uyarıcı ve tehlikeli büyücülerinden biri olarak tanınmaya başlamıştı. Erken olgunlaşan yeteneklerine karşın, Cindern başkaldırıcı ve sorumsuz bir gençti; ailesinin emekleriyle kazandığı varlığını sosyetenin altı ve üstündeki anlamsız arayışlarına, az kullandığı güzel giysilere, yemeği beğenmediği pahalı yiyecek ve içecekler ile savurgan partilere  harcardı. Ailesinin varlığını ve saygınlığını kendi hedonistik arayışlarındaki harcamalarında hesapsız, dağınık, abartılı bir mirasyedi olarak biliniyorsa da; kötü ününe karşın, büyü üzerine her zaman yeni bilgiler ve daha fazla güç arayan parlak kavrayışlı, araştırmacı biri olmaktan hiç vazgeçmemişti.

Hogwarts'tan mezun olduktan sonra yıllarını çocukluğundan beri düşlediği biçimde babası gibi Dünya'yı dolaşarak, az bulunan ve bulunması üzerindeki tehlikeler nedeniyle uzak durulan büyülü eserler arayarak, yasaklı olduğu bilinmeyen ya da herkesçe bilinmediği için daha yasaklanmamış olan egzotik büyüler ile iksirler üzerine deneyler yaparak geçirdi. Özellikle gençlğinde Karanlık Sanatlar'la ilgilenmeye başlamış oluşu nedeniyle büyük arayışlarından geri eve döndüğü zaman dilimlerinde çevre sokaklarda en yasak ve tehlikeli büyüleri ortalık yerlerde eğlencesine uyguladığı söylentileri dolaşırdı. Dedikodulara göre Cindern'in arayışları nedeniyle babası arasında geçen bir kavgadan kaynaklandığı düşünülen ve ailesini yok eden önlenemez kazadan sonra; Cindern'in davranışları zaman geçtikçe giderek daha düzensiz, öngörülemez duruma gelmişti ve arkadaşları psikolojik durumuyla ilgili tasalanmaya başlamıştı. Ölen annesinin ne denli başarılı bir Şifacı olduğunu bilen akrabaları onu kendilerince doğru buldukları biçimde  yardım aramaya yönlendirmeye çalışmışlardı, ancak Cindern inatçıydı ve kendisine uzatılan yardım ellerini tutma düşüncesini geri çevirdi. Giderek daha da yalnızlaşıp insanlara sırtını dönerek, bilgisini ve varlığını biriktirmeye devam edip Dünya'dan elini-eteğini çekmişti. Devam eden yıllarında Cindern ailesinin biriktirdiği bilgilerle dolu geniş kütüphanesindeki büyülü araçlar ve yazıtlarla çevrilini bir içine kapanmada bulunmuştu. Sonuç olarak en yasaklı ve dışlayıcı güçleri, Karanlık Sanatlar'ın en bulunmaz gizemlerini ele geçirme düşüncesine takıntılı bir duruma gelerek saatlerini eski yazıtları okumaya adayarak günlerini geçirirdi. Bu kendi kendine dayattığı sürgün döneminde, Cindern ilk olarak Viktorya dönemi Londra'sının suçlu yeraltı dünyasıyla ilgilenmeye başlamıştı. Büyünün Karanlık yönlerinden her zaman etkilenmişti ve bu kentin kaçakçıları, hırsızları ile suikastçıları, ilgi çekici bulduğu her şeyi somutlaştırıyor gibiydi onun için; kentin partal mahallelerinde giderek daha fazla zaman geçirmeye, bağlantılar kurmaya ve bilgi toplamaya başladı. Zamanla Cindern suç dünyasında derinden yerleşerek köklerini sağlamlaştırdı ve engin kaynakları ile bilgisini kullanarak zor bulunan iksir malzemeleri için karaborsada büyük bir lider olarak diğer suç baronları arasında kısa sürede kendini kanıtlamıştı. Diğer suç örgütleriyle bağlaşmalar kurdu ve Londra'ya ulaşan türlü kaçakçılık yolları ile dağıtım kanallarının kontrolünü ele geçirdi, kendisine bağlılıklarını borçlu olan geniş bir takipçiler ve malzeme sağlayıcılar ağı kurdu. Böylece Cindern hızla kentin yeraltında önemli bir oyuncu olarak yerini almıştı. Ayrıca kendisini egemenlik ve kontrol vizyonunu paylaşan, hedeflerine ulaşmak için ne gerekiyorsa yapmaya istekli bir grup  takipçiyle çevreledi ve Bay Maxima ile "Hınzırlar Kolektifi" işte böyle bir düşünceden kaynaklanarak doğdu.

Bununla birlikte, Cindern'in yıllarca süren insanlara karşı olan yalıtımı, psikolojik durumuna zarar vermişti. Başarılarına karşın, Cindern'in durumu bozulmaya devam etti; giderek yansıtımcı ve öngörülemez duruma gelip, kızgınlık nöbetlerine, hızlı sinir patlamalarına ve kontrol edilemez mani tutulmalarının etkisi altına girebiliyordu. Bir zamanlar Siyah olan saçlarının bir bölümü, neredeyse psikolojik çöküşünün fiziksel bir dış görünümü olarak aklaşmıştı. Cindern'in güç ve kontrol takıntısı daha da belirginleşti ve vizyonunda giderek daha da görkemlileşen doymazlıklar barındırmaya başladı; kendisini zamanının ilerisinde bir vizyoner, Büyücedünya'yı kendi çarpık görüntüsünde kendi koyduğu sınırların dayatmalarıyla yeniden biçimlendirmeye yazgılı bir büyücü olarak görüyordu. Tehlikeli ve kararsız bir karakter olarak artan ününe karşın, Cindern suç imparatorluğunu güçlü kalelerle kurmaya etmeye devam ederek kent üzerindeki erişimini ve çetesinin etkisini genişletti. Diğer benzer düşüncedeki büyücü ve cadıları çetesinde çalıştırmaya başladı ve onları parasal zenginlik, büyüsel güç ve sosyal çevre etkisi sözleriyle yörüngesine çekti. Ancak, Cindern'in eylemleri yalnızca suç dünyasında ses getirmemişti; gücü ve etkisi arttıkça, Sihir Bakanlığı'nın da üzerindeki odağı artmıştı. Gerçek adını bilmediklerinden ve tam olarak suçlu duruma düşecek biçimde kendisini satmayacak yoldaşları nedeniyle yakalayamasalar bile, onu tehlikeli ve halk içinde denge bozucu bir güç, kara büyüyle uğraşıp suçlularla işbirliği yapan bir büyücü olarak gördüler ve toplum huzurunu sağlayabilme adına devirmek için adımlar atmaya başladı. Yine de Cindern; kendisini bir devrimci, safkan toplumun boğucu kısıtlamalarından kurtulan ve ileriye doğru yeni bir yol çizen bir büyücü olarak görüyordu ve düşmanlarından bir adım önde olmak için tüm kaynaklarını ve bilgisini kullanarak savaşmaya kararlıydı. Bu yolda ilerleyen zaman içinde Cindern ve yarattığı Bay Maxima kişiliğinin Londra üzerindeki "egemenliği" güçlendi ve yeraltı suç dünyasında bir gizemli bir güç durumuna geldi; deliliğine ve yansıtımcılığına karşın, kim olduğunu bilen herkes tarafından korkulup saygı duyulan, seçkin ve tehlikeli bir büyücü olarak sahnede yerini aldı.
14
Sihir Bakanlığı / Ynt: Greath d'Ibelin
« Son İleti Gönderen: Darren Shan 24 Mayıs, 2023 21:07:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kendisine gelen mektup ile oturduğu yerde rahatsız bir şekilde gerindi genç alfa. Elinde ki viski bardağını sehpanın üzerine koyduktan sonra mektubu ona getiren kurda baktı. Sarışın kadın bir şey mi olmuş dercesine alfaya bakarken genç kurt mektubu açtıktan sonra mektubun üzerinde ki mührü gördü ilk başta, konseye acil bir toplantı için çağırılıyordu ve kısa bir bilgi verilmişti. Mektuba göz attıktan sonra sehpada ki bardağını alıp son yudumunu da içti. Sarışın kadın hala ona bakarken "Arese haber ver, bakanlıktan çağrılıyorum" dedi. Bu sürüyü Ares isimli kurt ile kurmuştu ve genç alfa olmadığı zaman sürüde ki en yetkili isim her zaman o oluyordu. Ayağı kalktıktan sonra mektubu gömleğinin sol cebine tıkıştırdı, elinde ki bardağı sehpanın üzerine geri koyduktan sonra hızla merdivenlere yöneldi. Odasına gidip hazırlanması çok sürmemişti.

Bakanlığa gelip toplantı salonunun kapıları açıldığında konsey üyelerinin içeride olduğunu görebiliyordu. Bakışları ile kısa bir ortamı taradı herkesin gergin olduğunu iç güdüsel olarak anlayabiliyor kan akışlarını ve kalp atışlarını duyabiliyordu. Kendisine ayrılan koltuğa oturdu genç alfa. Herkesin burada neden toplandığı belliydi. Baş seherbazın salona girmesi ile uğultular kesilmiş bakışlar adamın yüzüne sabitlenmişti. Kendisine verilen dosyayı incelemek için ince kapağı kaldırdı. Çok ciddi suçlamalar ve deliller  ile beraber tanıkların ifadeleri de yer alıyordu bu dosyanın içinde. Konsey üyelerinin bakışları önlerinde ki dosyadayken bir yandan da genç seherbazı dinliyorlardı. Tam bir aile çatışması, aynı kandan gelen iki kişinin bu kadar zıt olması nasıl oluyor diye düşündü genç kurt. Suçlanan konsey üyesinin yaptıkları ortadaydı, büyücünün sözleri aile içi çatışmanın da tüm duygusunu ve gerginliğini parça parça önlerine sunarken alfa konsey üyesi olan adamı ilk gördüğü zamandan bu zamana kadar bütün haliyle gözlerinin önüne getiriyordu. Konuşmaları, mimikleri ve davranışları daha sonra elinde ki dosyayı bir kere daha inceledi. Olaylar belliydi, deliller belliydi ve tanıklarda hepsi burada elinde ki dosya da yer alıyordu. Baş seherbazın sözlerinin ardından seherbaz konsey üyesine çevirdi bakışlarını. Onun konuşmalarını dinledi bu sefer. Durum elbette açıktı tüm bu elinde ki şeyler ile beraber ve konseyden çıkacak oyun da belli olduğunu görebiliyordu. Seherbaz olan büyücünün sözlerini dinlerken ona hak veriyordu, adamın sarı gözlerini kendi üstüne çevrildiğini hissedebiliyordu. Büyücünün cevap bekleyen bakışları ile genç alfa onaylar neticede başını salladı. "Bay Rosier sözlerine katılmakla beraber bu olay için size güvendiğimi bildiriyorum Bay d'Ibelin" dedi genç alfa bakışlarını ilk baş yaşlı büyücüye daha sonra baş seherbaza çevirdi. Diğer üyelerinde ne karar vereceğini şimdi bekliyordu.
15
Sihir Bakanlığı / Ynt: Greath d'Ibelin
« Son İleti Gönderen: Bartemius Rosier 22 Mayıs, 2023 20:51:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bartemius keyifsiz denebilecek bir şekilde toplantı odasındaki koltuğuna kurulmuştu. Ani toplantı haberi onu fazlasıyla zorluğa sokuyordu, çünkü bir kaç saatliğine hareketsiz oturmasının nedenini sevgilisine açıklayamayacağından bu soğukta dışarı çıkmış, bir bankta oturuyordu gerçek bedeni aslında ve ilizyondan oluşan yaşlı bedeni titreyemese de gerçek bedeni titriyordu hoş olmayan bir şekilde. Yine de alınan haberler oldukça ilginçti. Konseyde gözünün tutmadığı, kendine tehlike olarak gördüğü tek insan sonunda bir kabahat işlemişti. Üstelik bunu şahitlerin önünde yapmıştı. Adamın baş seherbaz olan yeğeninden gelen mektubu açtığında dakikalarca kıkır kıkır gülmüştü bu yüzden toplantı acil olmasına, kendisi yapmak zorunda olduğu ayarlamalar yüzünden daha da acelede olmasına rağmen. Bir yandan o konuma kadar gelmiş bir adamın şimdi böyle boş bulunması ilginçti, diğer yandan neler olduğunu az çok tahmin edebiliyordu Bartemius. İlk olarak konseye girmişti adam, bu büyük ihtimalle az da olsa kendini koyvermesine, rahatlamasına neden olmuştu, oysa onlar gibi adamlar hep diken üstünde oturmalı, hep yedek planın yedeğinin yedeğini yapmalıydılar. İkincisi ise yaşlanmıştı, belki bir nokta da bunu kabahati bilerek, tam olarak bilerek olmasa da bilinç altında bir yerde bilerek işlemiş olabilirdi sonunda gözlerini yummak yada her şeyi sonlandırmak için. Tabii baş seherbazlarının gerçekten canla başla çalışmış yetenekli bir adam olması ihtimali de vardı. Bu durumda hem ekstra dikkatli olmalı hemde adamla biraz yakınlaşması gerektiğini düşünüyordu Bartemius odaya giren genç büyücüye bakarken. 'Balian d'Ibelin' diye içinden tekrar geçirdi adamın adını belli belirsiz bir şekilde gülümseyerek, gülümsemesine neden olan şey hem bir zamanlar kendisine de verilmiş olan isim, hemde seherbazın kravatının ucunun katlanmış olmasıydı. Genç adamın konuşmasından dolayı istemsizce kaşlarını kaldırdı sarı gözlü büyücü eline aldığı dosyayı üstün körü bir şekilde incelerken. Konuşme şeklinden Adras d'Ibelin yüzünden çok şeyler çektiğini hissedebiliyordu insan, dava ilerledikçe bir kısmını öğrenirdi büyük ihtimalle, fakat bazı şeyler her zaman kapalı kapılar arkasında, aile içinde kalacaktı kaçınılmaz bir şekilde.

Üstün körü bir şekilde incelediği dosyayı yavaşça masanın üstüne geri bıraktı Bartemius, kırışmaya başlamış uzun parmakları ellerini dosyanın üstünde birleştirdi yavaşça. Dosyayı gerçekten okuyup olayın gerçekliğinden emin olmasına bile gerek yoktu, eğer iç güdülerinin tehlike olarak algıladığı bir adamdan kurtulma şansı varsa bunu kullanacaktı. Balian'ın sözleri bitince diğer konsey üyelerine şöyle bir baktı Bartemius, dosyalarını yeterince incelediklerine emin olunca da boğazını temizledi. "Gördüğüm kadarıyla durum açık, iki ayrı insanın şahitliği somut kanıt demek oluyor bildiğiniz gibi. Protokol kurallarımıza göre bu Adras d'Ibelin'in Konsey üyesi makamını geçici olarak askıya almamız için yeterli bir neden." diyerek itiraz alıp almayacağını görmek için diğer üyelere kısa bir bakış attı devam etmeden önce. "Ben oyumu Balian'a tam yetki vermekten yana kullanıyorum. Görebileceğimiz gibi kendisi bu operasyonu uzun zamandır planlayıp yönetmiş ve şu an başarıyı yakalamaya, sistemimizi temizlemeye çok yakın. Adras d'Ibelin'in makamı kanıtlar doğrultusunda geçici olarak alınmışken normal bir vatandaş gibi göz altına alınıp yargılanmalı. Bunun içinde ne gerekiyorsa yapılmalı ve bence bu konuda baş seherbazımıza güvenebiliriz." sözleri bitince aklına Balian'ın Adras'ın makamının tam olarak alınması hakkında söyledikleri geldi. "Adras d'Ibelin yakalanıp mahkemesi sonlanana kadar makamının düşürülmesi protokol dolayısıyla kesin olamaz, mahkeme sonlanana kadar yeni bir üye için de seçim başlatamayız. Fakat sizin en kısa sürede onu yakalayıp topladığınız delillerle mahkemeyi de kısa zamanda sonlandıracağınıza güvenim tam Bay d'Ibelin." dedi Balian'a hitaben ve diğer üyelere döndü tekrar. Sarı gözleri nazik bir sorgulamayla bakıyordu diğerlerini ona katılmaya davet eder gibi.
16
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« Son İleti Gönderen: Vasilisa Dragomir 22 Mayıs, 2023 11:07:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Віка Духо́та (Bika Dukhota) - Vasilisa Dragomir
17
Yetişkin Karakter Başvuruları / Ynt: Vasilisa Dragomir
« Son İleti Gönderen: Locomotor 22 Mayıs, 2023 08:53:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba, öncelikle aramıza hoş geldiniz Bayan Dragomir, sizleri aramızda görmek, özellikle yepyeni kurulmakta olan Unutturma Dairesi'nde görmek bir hayli sevindirici. Malumunuz bu daire, yalnızca iki ay evvel Sihir Bakanı Seth Carter tarafından kurulmuştu.

Karakter başvurunuz ana hatlarıyla oldukça makul olmakla birlikte bazı detaylara dikkat çekmek istedim:

-Öncelikle karakterinizin Büyü Kabiliyetleri'ni, yaşınız ve hizip bonusunuz ekseninde biraz eksik dağıtmışsınız. Aradaki farkı şimdilik kendimce kabiliyetlerinize ekleyerek işledim lakin farklı bir dağılım isterseniz yalnızca bir mesaj uzağınızdayım.

-Ne yazık ki mevcut İngiliz Büyücülük Yasaları'nda şöyle bir madde mevcut:
"12- Sihir bakanlığı görevinde yer almak için en az 40, bakanlıkta departman başkanı olabilmek için en az 35, Hogwarts'ta profesör olabilmek için en az 30 yaşında olmak gerekir. Lakin Bakanlık Üstün Hizmet Nişanına sahip olan ve 7 kuşak Safkan olma koşulunu karşılayan vatandaşlar bu zorunluluktan muaf tutulacaktır."

Bu maddeye istinaden geçmişinizdeki Hogwarts profesörlüğü kısmı kanunen sıkıntılı oluyor. Bu sebeple geçmişinizle alakalı bu detayı yaş düzeyinde yahut geçmiş olarak rötuşlayabilirseniz seviniriz. Eğer aynı yaş ile profesörlük deneyimine her türlü sahip olmak isterseniz bir öneri verebilirim: Ilvermorny, Beauxbatons için böyle kısıtlar mevcut değil. Buralarda bu deneyimi edinmiş olabilirsiniz.

-Son olarak da avatar kaydı henüz yaptırmamışsınız ama cast'ınız Amanda Seyfried olsa gerek diye düşünüyorum, Avatar Kayıt Listesi'nden de görülebileceği üzere bu cast maalesef ki alınmış durumda. Bu noktada bir revizyona gidebilirseniz seviniriz. Cast önerisi isterseniz Discord sunucumuzdaki sohbete de bekleriz.

Tüm bu durumlar ise her ne kadar yazıda uzun olsa da karakterin onayını aksatmayacağı kanaatinde olduğum detaylar. Bu sebeple gönül rahatlığıyla karakter başvurunuzu onaylıyorum. Yalnızca kurgulara, RP'lere başlarken bu rötuşlar üzerine ilgili düzenlemeleri yapabilirseniz müteşekkir oluruz. Aksiyonunuzun, dramanızın, entrikanızın bol olacağı bir karakter öyküsü dileriz. ^^

Her türlü iletişim için Discord genel sunucusu, Discord içi özel mesaj, site içi özel mesaj, Sorular & İstekler forumu başlıkları gibi istediğiniz yoldan hiç çekinmeden ulaşabilirsiniz.
18
Sihir Bakanlığı / Greath d'Ibelin
« Son İleti Gönderen: Balian d'Ibelin 21 Mayıs, 2023 22:34:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Konsey Toplantı Salonu

Kararlıydı. Nihayet, aylardır beklediği kararların verileceği, hem ülkeye hemde hayatına inanılmaz zararlar veren ihtiyar d'Ibelin olması gerektiği yere gönderebilecekti. Azkaban tüm ihtişamıyla kucağını açmış Adras'ı bekliyordu. Masasının üzerinde özenle hazırlanmış dosyaları son kez kontrol ettikten sonra toplantı salonuna doğru yola çıktı. O uğursuz geceden Nora'nın başına gelenlerin ayrıntılı açıklamaları, şahitlerin anlattıkları yeterliydi o isme ağır gelen rütbenin düşmesi için. Balian hak etmediğini en baştan beri biliyordu ama Nora hayatını tehlikeye atsa da çok büyük yardımlar ederek somut deliller Bu toplantıdan beklediği karar Adras'ın konsey üyeliğinin iptali ve aranmasıyla alakalı tüm yetkilerin Balian'a verilmesiydi. Kargaşadan yararlanıp kaçmasından çok, tüm suçlarını sakladığı o düşünseli sıvılarının ortadan kaybolması Balian'ı sinirlendirmişti. Adras elbet bulunacaktı, yargılanırken en ufak detayın atlanmaması gerekliydi.

Nora hastanede iyileşirken, ona vereceği mutlu haberleri düşünüyordu adımları onu bekleyen üyelerin olduğu toplantı salonuna giderken. Giydiği takım elbisenin kravatı bile umrunda değildi, önemsediği her şey dosyalardaki yazanlardı. Sonunda salonun kapısının önüne geldiğinde tüm ciddiyeti ve kararlılığını takınıp içeri girdi. İçeride o gelmeden önce dönen sohbet, Lucifer görününce kesilmişti. Herkes, meraklı ve açıklama bekleyen bakışlarını Baş Seherbaza çevirmiş bekliyordu. Önce her üye için hazırlanmış, kanıtlarla ve ifadelerle dolu dosyaları sahiplerinin önüne bıraktı.

"Öncelikle talebimi kabul edip, buraya beni dinlemeye geldiğiniz için teşekkür ediyorum." diyerek konuşmasına başladı. Ayaktaydı ve elleri konuşurken sürekli hareket ediyordu. "Adras d'Ibelin tanıdığım en sinsi insanlardan birisi olmuştur hep. Halkı kandırıp, konsey üyeligine seçildiğinden beri onun gerçek yüzünü göstermek için uğraştım. Sizlere sunduğum dosyadaki olay gerçekleşeli daha birkaç gün oluyor. Somut deliller bulmak üzere görevlendirdiğim ajanımı öldürtmek istemiş ve başarısız olduğunu anladığında kaçıp gitmiştir. Gerekli tüm bilgiler, imzalı ifadeler dosyada mevcut." biraz duraksadı. Üyelerin dosyaya göz atmasını bekledi. "Sizlerden şuan için istediğim bu adamın daha fazla konsey üyeliği koltuğunu işgal etmemesi yönünde kararlar vermeniz. Gerisini ben ve bakanlıktaki tüm seherbaz arkadaşlarım üstlenecek. Onu bulup en iyi şekilde yargılamak için elimizden gelenin fazlasını yapacağız." konuşmasını bitirdikten sonra üyelerden gelecek tepkileri ve olası bir oylama sonucunu beklemeye başladı.
19
Yetişkin Karakter Başvuruları / Vasilisa Dragomir
« Son İleti Gönderen: Vasilisa Dragomir 21 Mayıs, 2023 20:37:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakter Başvuru Formu

Karakterin Adı ve Soyadı:
Vasilisa Dragomir
Karakterin Yaşı: 28
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri
Fiziksel Özellikleri: Uzun, düz sarı saçları; her daim kararlı bakan büyük, okyanus mavisi gözlerini tamamlayan bir duruluğa sahiptir.
Kişilik Özellikleri: Son derece tutkulu, cazibeli, gururlu ve yaşam doludur. Yaşı ilerledikçe oturan karakterinin yanı sıra bir de ağırbaşlılık kazanmıştır. Tavırları yaşadıklarından ötürü zamanla daha sakin ve kendi halinde bir tavıra bürünmüştür.
İlgi Alanları: İlk aşkı denizdir. Annesinin günlüklerinden öğrendiği sihirli yaratıklara karşı ilgisi ve merakı da vardır. Gençliğini tılsım büyülerinde uzmanlaşmak için geçirmiş; son zamanlarda da keşfedilmemiş yaratıklar üzerine çalışmalar yapmaya başlamıştır.
Karakterin Kısaca Geçmişi:
1720 yılından beri büyülü gemicilikte genel merkez olarak hizmet veren Nippon Şirketi’nin ana ofisi Londra/İNGİLTERE’de bulunmaktaydı. Bay Logrielle de bir aile mesleği olarak çocukluğundan itibaren ömrünü hep denizin üzerinde geçirmişti. Asırlardır ailesi, içki ticareti için gemicilikle uğraşırdı, kendisi de bunu yaşatmayı misyon edinmişti. Ne yazık ki kendi soyundan erkek çocuğu olmadığı için, bu mesleği gelecek nesillere kuzenleri aktaracaktı. Vasilisa Dragomir ise gemi kaptanı olan babası Logrielle Dragomir ile karısı Bella Dragomir'in tek çocukları olarak, taşıdıkları içki filoları için İngiltere’den Nippon’a doğru yol alırken gece bastıran bir tayfun esnasında geminin kamarasında dünyaya geldi. Hamile karısının sefere katılması konusunda zaten sürekli huysuzlanan Bay Logrielle, bu talihsiz olayda biricik eşini de kaybetmişti. Bunun üzerine Bay Logrielle, hasar almış gemisiyle en yakın limana demir atmış ve Vasilisa’ya bir süt anne bulana kadar da orada kalmıştı. Demirledikleri kasaba, çoğunlukla muggle’lara aitti. Yüklü miktarda para teklifinin ardından artık Vasilisa için cadı bir anne bulmuş, kadınsa sütten kesilene kadar kendilerine katılmayı kabul etmişti. Bu sayede üvey annesi ve babası da safkan büyücü olan Vasilisa, ömrü boyunca sihrin ortasında yaşamıştı. 11 yaşında iken; Londra’daki evlerine dönüp okula davet mektubu geldiğinde, tatillerde babasının ayarladığı bakıcılarla birlikte kalarak Hogwarts okuluna gitmiştir. Eğitimini tamamladığındaysa babasının seferlerine katılmaya devam etmişti. Yıllar birbirini kovalarken Vasilisa da büyümüş ve genç bir kız olmuştu. Soyunu ve aile mesleğini devam ettirmekte ısrarcı olan Kaptan Bay Logrielle, iş arkadaşlarından birinin oğluyla Vasilisa’yı nişanlamaya çalışmıştır. Ancak genç cadının zihninde çok daha farklı bir hayat sürmek vardı, denizaşırı ülkelere bir ‘eş’ aracılığıyla değil; kendi başına gidip aile mesleğini de bu şekilde kendi sürdürmek istiyordu. Üstelik, hiç tanışmadığı annesinden kalan defterler ve günlüklerde anlatılan büyülü yaratıkları bizzat keşfetmek istiyordu. Bu yüzden babasının gözüne girip bu işi tek başına yapabileceğini kanıtlamak için sürekli çalışmış ve uğraşmıştı. Aslında çocukluğundan itibaren babasıyla sürekli seferlere katıldığı için çoğu işe de hakimdi. Karanlık bir gecede, bir ayı aşkındır süren yine bir deniz aşırı ticaret seferindeydiler. Bu kez büyücülük dünyasında oldukça meşhur olan bir içkinin taşımacılığını yapıyorlardı; Quintin Black. Ne yazık ki bu seferde oldukça talihsiz bir olay yaşanmış ve gemilerini yağmacı korsanlar basmıştı. Yağmacıları geri püskürtmeyi başarsalar da mürettebatın çoğu hayatını kaybetmiş, babası da ağır yaralanmıştı. Üstelik en yakın karaya ulaşmaları üç gün almıştı ve bu yüzden ağır yaralı olanların da çoğunu kaybetmişlerdi. Ölüm döşeğindeki babası, her şeyi Vasilisa’ya devretmişti fakat Vasilisa bunun bedelinin çok ağır olduğunu daha yeni yeni fark ediyordu. Bu hüsran dolu anıdan sonra tekrar Londra’ya dönmüş ve uzun bir süre deniz seferine çıkmamıştı. Yirmi yaşına geldiğinde, yani bu olaydan yaklaşık bir yıl sonra atanan mürettebatıyla birlikte babasının işinin başına geçmişti. Bunu artık sadece hayalleri için değil; ailesine duyduğu sadakat ve deniz aşkı için de yapıyordu. Bu dönemler de aynı zamanda Bakanlıkta kaydı olmayan köpek benzeri bir yaratığın araştırmasını sürdürmekteydi. İki yıl boyunca kendini geliştirmiş, seferlerde kaptanlık yapmış ve bolca yer gezerek büyülü dünyanın sihirli yaratıklarını araştırmıştı.
Akademik Hayatı: Yirmi iki yaşına geldikten sonra o zamanki müdirenin teklifiyle Beauxbatons'ta üç yıl kadar Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörlüğünde ve iki yıl da Tılsım profesörlüğünde iş hayatını devam ettirmişti. Böylece de ticarete tekrar bir süre ara vermişti. Vasilisa Baudelaire, akademik hayatında ve araştırmalarla geçen uzun yıllarında büyücü dünyasına birçok eser de sunmuştur. Özellikle profesörlük yaptığı bu dönemde okul gazetesi ekibinin rehberliğini üstlenmiş, Hogsmeade’de de The Quills isimli bir büyülü yayınevi açmıştır.
Özel Hayatı ve Şimdi: Beauxbatons'ta ilk başladığı yıllarda tanıştığı, o da kendisi gibi profesör olan Dionis Finnegan ile romantik bir ilişki yaşamalarının sonucunda evlenmişler ve 5 yıl boyunca da evli kalmışlardı. Evliliklerinin son zamanlarına yakın, eşinden bir süre haber alamayan Vasilisa, eşinin izini sürmüş ve İskoçya’daki boş bir arazide, yasadışı işlerini çevirdiği kulübesini bulmuştu. Kulübenin önünde karşılaşmalarının üzerine Dionis ile uzun bir düelloya girmişler ve Dionis, Vasilisa’nın asasını kırarak onu mağlup etmiştir. Vasilisa Baudelaire, bu olay ardından kısa süre sonra evine dönecek ve okuldaki görevinden de ayrılarak yıllar önceki büyülü yaratık araştırmasının peşine tekrar düşecekti. Bu esnada da bakanlıkta başladığı yeni işine yoğunlaşacaktı. Artık daha durgun, daha ketum, daha soyut bir yaşamın kapılarını da bu şekilde aralayan genç cadı için, içsel çatışmalarının da artmasıyla birlikte, karamsar yolculuğu böyle devam edecekti.
İstediğiniz Meslek: -Unutturucu Karargahı- (Daire Çalışanı)
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Amaterasu Büyücüler Sendikası
Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü: 1
Lanet Gücü: 13
Tılsım Gücü:10
İksir Gücü: 14
Örnek RP:
[spoiler]
[ İSKOÇYA OBAN ORMANI - Flashback - 10 Yaş ]
Vasilisa, her zaman yeni yerler keşfetmeye ve yeni şeyler bulmaya hevesli olmuş, meraklı ve maceracı küçük bir kızdı. Bu özel günde, en iyi arkadaşı Isla ile ormanın kalbine bir piknik gezisi planlamışlardı ve işte buradaydılar... Ormanın derinliklerine doğru yürürlerken, üzerlerinde yükselen uzun ağaçları görünce Lisa’nın gözleri her seferinde hayretle açılıyordu. Güneş yaprakların arasından onları dikizliyor, yere parça parça gölgeler düşürüyordu ve rüzgarda yaprakların yumuşak hışırtısı kulaklarına bir müzik gibi geliyordu. Yürürlerken, Vasilisa etraflarında büyüyen birçok farklı bitkiyi fark etti. Çizim defterini çıkardı ve etrafını saran güzel yaprakları çizmeye başladı.

’’Isla! Şu bitkiye bak!’’

Koyu, dokulu kabukları olan uzun, ince ağaçları, tüylü yaprakları olan narin eğrelti otlarını ve bir renk cümbüşü içinde açan kır çiçeklerini de ekledi defterine. Vasilisa’nın kalemi kağıdın üzerinde uçarak her bir bitkinin karmaşık ayrıntılarını hassasiyet ve özenle yakalamaktaydı. Ormanın güzelliğinde tamamen kaybolarak kendini sanatına kaptırırken bir huzur ve memnuniyet duygusu hissetti. Bitkiler Isla’nın pek ilgisini çekmiyor gibiydi, o daha çok güneşin altında piknik sepetlerindeki yiyecekleri yiyerek uzanmayı yeğliyordu belli ki. Çizim yapmaya devam ederken, Vasilisa ormanı evi olarak adlandıran birçok farklı yaratığı da fark etmeye başlamıştı. Çimlerde oynaşan bir tavşan ailesi, yakındaki bir ağaca tırmanan bir sincap ve hatta ormanda zarafetle dolaşan görkemli bir at gördü. Biraz daha yürümüşler ve tekrar mola vermek için bu kez derenin olduğu bir açıklığa doğru ilerlemişlerdi. İki küçük kız da, ormanın güzelliğiyle çevrili yumuşak çimenlikli bir zemine oturdular. Vasilisa tekrar çizim defterini çıkardı ve Isla bu kez ona merakla baktı.

"Ne çiziyorsun Vasi?"

Vasilisa çiziminden başını kaldırmadan cevap vermişti. "Ah, sadece gördüğümüz bitkiler ve çiçekler. Şuna bak. Mor yaprakları ve sarı bir gövdesi var. Daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim." Isla arkadaşının gösterdiği yere bakmak için eğildi ve onaylayarak başını salladı. "Çok güzel. Bunun adı ne?" Küçük cadı nefesini bıraktı. "Emin değilim. Ama babama sorabiliriz. Kesin olarak o bilecektir." Isla gülümsedi ve bölgede büyüyen diğer bitkilere baktı. Etrafı incelerken Isla’nın soruları bitmemişti. "Buna ne denir biliyor musun? Sivri yapraklı yeşil şeye..."

‘’Bu bir çobanpüskülü çalısı. Yaprakları çok dikenli, bu yüzden onlara dokunmamaya dikkat et." Isla kıkırdadı ve kendini yaralamamaya dikkat ederek çalılıktan uzaklaştı. "Buna ne dersin? Minik beyaz çiçekleri olan küçük bir çalı."

"Buna kardelen denir. Genellikle ilkbaharda açan ilk çiçeklerdir, ancak hava uygunsa sonbaharda da açabilirler." Isla hayranlıkla başını salladı ve çizim defterine baktı. "Çizim yapmakta gerçekten iyisin Vasi. Keşke ben de senin gibi çizebilseydim.’’ Vasilisa gülümsedi ve Isla'nın elini tutmak için uzandı. "Yapabilirsin Isla. Tek gereken pratik ve sabır. İstersen sana öğretirim." Isla heyecanla gülümsedi ve hevesle başını salladı. "Evet, lütfen! Bu harika olurdu." Daha sonra Vasilisa arkadaşına kalemi vermiş ve gördüklerini çizmesi için birkaç taktikten bahsetmişti. Isla denedi, denedi, denedi… Bir süre sonra çizim için çok da yetenekli ve hevesli olmadığını fark edip yorularak tekrar sepetin yanına gitti ve Çizim defteriyle kalemini de Vasilisa’nın kucağında bıraktı. Anlaşılan yemekler daha çok ilgisini çekiyordu. Çok değil, birkaç dakika sonra kızların ikisi de garip bir ses duyarak oldukları yerde donup kaldılar. ’’Bunu sen de duydun mu?’’ Isla, ağzında kocaman bir kurabiye lokmasıyla, sonuna kadar açtığı gözlerini yanındaki dostuna çevirmişti. Soruyu sorarken yutmaya çalıştığı lokmadan ötürü sesi boğuk çıkıyordu. Vasilisa, parmaklarının arasında salladığı kalemi durdurup çizim defteriyle birlikte yere koyarak bağdaş kurduğu çimlerin üzerinden doğruldu ve etrafı daha iyi görebilmek adına ayağa kalktı. İkisi de çok ağır hareket ediyor, etraflarına olabilecek en küçük hareketi hissetmeye çalışıyorlardı. Tam o esnada bir şey önlerinden hızla geçti. Uçtu? Hayır koştu! Emin olamadıkları için kızlar irkilip birbirlerine yaklaşmaktan başka bir şey yapamadılar.
 [/spoiler]
20
Knockturn Yolu / Ynt: Malum Bir Bitki Sevkiyatı
« Son İleti Gönderen: Locomotor 21 Mayıs, 2023 15:17:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Belki de fazla özgüven her daim faydalı olmayabilir... Her ne kadar makul ve efektif olabilecek bir düşünceyle hamle yapsa da Blaze, belki de çömer pozisyonda olmasından ötürü yeterince hızlı kaçınamıyor ve mor ışığın hedefi haline geliyor. Bir kere oluşmuş atılma ivmesiyse kontrolüne sahip olamadığı bedenini havada ilerletmeye devam ediyor ve yere yığıldığında ustalıkla, ansızın çektiği asası, taşlaşmış elindeki sıkı tutuş ile ucu yere değerken, bedenini taşlaştıran kadını işaret ediyordu. Nitekim o kızıl kıvılcımı yaratacak vakti bulamamıştı.

Birkaç saniye içerisinde bol paltolu cılız adam da elini boşa çıkartıp yerde yatan hareketsiz bedene doğrultmuştu kendisini. Başını solundaki vagonun üzerindeki kadına çevirdi:

-İşini bitireyim mi patron?
-Bizim işimiz bitti sayılır, bu depoyu bilip bilmemesiyse pek ehemmiyetli değil. Bunu o bunak Jonathan düşünsün.
-Jonathan'ın peşine mi düşsün istiyorsunuz?

Omuz silken kadın vagondan aşağı attı adımını. "Sen işini hallet, son iki sandık. Baş baş," diyerek yerde hareketsiz duran kadının baş ucuna geldi ve renkli gözlerine baktı. Yüzü artık daha belirgindi. "Bizim şimdi gitmemiz gerekiyor, büyünün etkisi de uzun sürmeyecektir zaten. Eğer buralarda pis işler dönmesinden haz etmiyorsan..." Parmağını sevkiyat yapılan depoyu işaret edecek şekilde doğrulttu ve devam etti sözlerine: "Şu deponun sahibinin peşine düşebilirsin, en azından bir miktar pis işi önlemiş olursun."


Eliyle yerdeki kadının üzerini aradı ve hançer ile para kesesini aldı üzerinden. Hançeri ve para kesesinin içerisindeki paranın büyük bir kısmını kadının bedeninin altına asasıyla yerleştirdi ve içerisinde kalan az bir meblağ kesesini de geri bıraktı ait olduğu yere. Bir Galleon hariç. Altın meteliği parmaklarının arasında, Blaze'in hareketsiz bedenine karşın görebileceği bir açıyla gezdirip son sözlerini söyledi: "İpsiz sapsız sigortası bedeli diyelim."

Yüzünde ince, özgüvenli bir gülümsemeyle arkasını dönüp sessiz sokakta kısık topuk sesleriyle uzaklaşmaya başladı. Sokağın kenarındaki hareket edemeyen lakin algıları açık olan bedenin sahibine n'için bunları söylemişti, kim bilir? Bu tavrı muhtemelen birçoğu için bir hayli sinir bozucu olurdu. Ama gerçekten neden yerdeki oyunbozana bilgi veriyordu yahut parasını güvenceye alıyordu ki an içerisinde? Ne yazık ki bu sorular cevaplarını bulamadan cılız adam işini tamamladı ve ikili, hızlıca vagona atlayıp gecenin karanlığında uzaklaştılar ve bir iki dakika içerisinde dağılacak olan sislerin ardında kayboldular...[/justify]



Büyünün etkisi geçmeden evvel kimse Blaze'in hareketsiz bedenini soymaya kalkmadı. Bu rastlantısal olay örgüsü neticesinde sonuç olarak Blaze
- 1 Galleon kaybetti,
- 2 Güç Puanı kazandı
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10