17 Nisan, 2026 09:08:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Xander Warren

Sayfa: [1]
1
Prusya / Kontesin Hazin Sonu
« : 14 Eylül, 2022 22:51:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Xander pek çok çeşit insanla tanışmıştı ömrü boyunca. Kimileri korkak kimileri fazla cesurdu. Kimileri ne diyeceğini bilemeyecek kadar akılsız kimileri insanları istediği gibi yönetebilecek kadar yetenekli. Soylular için de durum böyleydi. Onca eğitim alan kişilerin akıllı olmasını beklerken bir hayvandan aşağı olabilirlerdi, tıpkı korunaklı bir hayat yaşadıkları için dünyadan bihaber olduklarını düşünüp kültürlü birileri çıkabildikleri gibiydi. Gerçi Xander’in bu asil denilen insanlarla ilişkisi hiç yakın olmamıştı. Zira Xander böyle insanları pek sevmezdi. Hepsi birbirinden kibirliydi, bu da Xander’in kibrine tersti. Şimdi ise Prusya’nın konteslerinden birinin peşine düşmüştü. Cadıları öldürürken heyecanlansa da özellikle bir nefret beslemiyordu kelle avcısı. Cadı olmaları dışında bir nedene ihtiyacı yoktu yani. Bu yüzden yine aynı soğuk kanlılıkla hareket etmeliydi ancak bir soylunun cadı olması içinde bir şeyleri uyandırıyordu. Kim bilir kaç kişiye kendi emelleri için kullanmıştı? Kim bilir lanetlerini kaç kişiye dağıtmıştı!

Bunları düşünürken atının yuları sıkıca tutunca atı huysuzlandı. Eliyle başını sevip onu sakinleştirdiğinde şatoya varmıştı. Dışarıdan değişik, olağandışı bir şey göremese bile bir şeylerin döndüğünü belliydi. Cadıları avlamak için özellikle eğittiği yetisiyle burada bir cadının izini hissedebiliyordu. Kısaca şatoyu ve etrafını gözden geçirip şatonun önünde bekleyen askerlere yöneldi. Askerler Xander’i görür görmez kılıçlarına yönelse de kelle avcısı onların yetenekli ya da tecrübeli olmadığını ilk görüşte anlamıştı. Asker gibi de durmuyorlardı. Biri marangoz gibiydi, diğeri de çiftçiden öte bir şey olamazdı. Bir kontesin korumasını böylesi tecrübesiz askerlere bırakmalarının tek bir açıklaması vardı. Diğer askerler cadının elinde can vermiş ya da can çekişiyordu.

Xander atından inip eşyalarını aldı. Askerlere dönüp hükümetin onu gönderdiğini söyledi. Askerler onu sorgulamak istese de Xander’in kan kırmızısı gözlerini görünce geri çekildi. Kapıyı açıp geçmesine izin verdiler. Xander de atının yularını tutup içeri doğru yürümeye başladı. Geniş bir bahçeden geçtikten sonra içindeki rahatsız edici his büyüdü. Cadı mutlak suretle bu şatoda kirli işler yürütüyordu. Belki Xander’in kirli işlerinin yanında  hiçbir şeydi ancak bir cadı olmak ölmesi için yeterli sebebi sunuyordu kana susamış katillere.

Xander şatonun içine girince birileriyle karşılaşmayı bekledi ancak yalnızca karanlıkla karşılaştı. Kapıları kapatılmış şatodaki tüm camlara da örtü asılmıştı. Xander kılıcını çekip örtüleri teker teker kesti. Ardından yukarıda bir ses duyunca merdivenlere yöneldi. Cadının sesi olmalıydı bu. Rahatsız edici bir gülüştü Xander’in kulağına gelen ses. Yaklaştıkça birkaç çığlık sesi de duydu. Emin adımlarla ancak acele etmeden yukarı çıktı. Sesin geldiği odanın kapısını açtı. Bir kadın ve önündeki cesetleri görünce şaşırmadı bile. Cesetler yeni ölmüş olmalıydı, kanları hala yeri boyuyordu. Cadı da elindeki kan renkli sıvıyı keyifle içiyordu. Xander bir alkolik olmasa, her türlü şarabı içmiş olmasaydı elindeki kan sanabilirdi fakat onca karışık kokunun içinde bile şarabın kanını kaynatan kokusunu alabiliyordu.

Kontes geleni fark etmemişti bile. Şarabını yudumluyor, içini ısıtan sıvının tüm bedenini etki etmesi için bekliyordu. Ne de olsa bu onu aldatan aşığının son hediyesiydi. Beş yıllık ilişkilerinin sonu bir şişeye sığmıştı. Onun için her şeyi yapmıştı. Vasallarının tüm itirazlarına rağmen onunla kalmış, çocuğunu bile taşımıştı. Ama o, o bir hizmetçi kızı ona tercih etmişti. Çocuğunu düşürmesini sağlayan kızın canını almaması için yalvarmıştı. Meğerse arkalarından gülüyorlarmış. Bir kontes olarak tüm yetkilerini kullanıp onu kral gibi yaşatırken o bir hizmetçinin peşine düşmüş meğer. Ne aptalmış meğerse!

Kontes boğazına değen keskin kılıcı fark etmeyecek kadar dalgın ve acı içindeydi. Eğer aklı yerinde olsaydı onu öldüren kelle avcısına teşekkür ederdi. Sevdiği adamın kanının ellerinde olduğunu fark etmeden bu hayattan göçmesine izin verdiği için şükranlarını sunardı. Ancak ne Xander bu sözleri duydu ne de kontes bunları söyleyebilecek fırsatı bulabildi. Kontesin tüm acılarının dindiği yerin ata asılı bir bohçanın olması ne acıydı!

2
Hindistan / Tanrı
« : 28 Ağustos, 2022 18:17:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Atıyla dağları, tepeleri aşmış, bir kasabaya varmayı başarmıştı. Yalnızca bir han bulup dinlenmek istiyordu. Eğer varsa bir hekime gidip bacağındaki ağrı için ilaç almayı planlıyordu. 6 yaşından beri ata biniyor, 25 yıldır dağa tepe aşıyordu. Yaşının da verdiği zayıflıkla bacakları ağrımaya başlamıştı artık. Bu durum onun için ne kadar utanç verici olsa da yaptıklarının bir ödülü, nişanı olarak görmeye çalışıyordu.

Bir han görünce atını yavaşlattı. Ardından inip eşyalarını aldı. Hancıya bir oda istediğini söyledi. Xander’i iyice süzüp kocaman gözlerle bir süre ona baktı. Belliydi Xander’in sıradan bir gezgin olmadığı. Bir gezgin böylesi korkutucu bir aura yaymazdı. Hemen bir oda ayarlayıp yerini gösterdi. Ardından nerede temizlenip karnını doyurabileceğini söyleyip yalnız bıraktı cadı avcısını. Xander de iyice temizlenip karnını doyurmak için aşağıya indi. Önce hancıya hekimin nerede olduğunu sordu. Yerini alsa da akşam vakti olduğu için evine gitmiş olabileceğini iletince Xander yemek yemek için oradan ayrıldı.

İçeri girdiğinde birkaç kişi ona dönmüş olsa da hemen başlarını çevirmişlerdi. Xander kılıcını yanındaki taburelerden birine bırakıp oturdu. Et ve şarap istedi. Garson nasıl bir et istediğini sorunca da başından savdı adamı. Günlerdir doğru düzgün bir şey yiyemiyordu, ne verirse yiyecekti işte. Yemeğini beklerken karşındaki iki rahip kılıklı adamın konuşmasına kulak misafiri oldu.

“Tanrı bizi deniyor.” diye başlayan, artık ezbere bildiği tartışmalarını daha fazla dinlemek istemedi.

Tanrı’nın varlığına inanmayı 12 yaşında kesmişti kelle avcısı. Tanrı onları korumayı reddettiğinde. Tanrı ki inananlarını ateşe atıyor, tanrı ki sevenleri ayırıyor. Tanrı ki inananlarını teste tabii tutuyor. Xander inanmıyordu böylesi safsatalara. Daha inananlarını korumaktan aciz bir tanrı nasıl tanrı olabilirdi? Olamazdı!
 12 yaşında, annesinin buz tutmuş bedenine sarılıp ısıtmaya çalışan bir çocuğu korumaktan aciz bir tanrıyı kabul etmiyordu Xander. Annesi gibi dini bütün, tüm ritüelleri büyük bir özveriyle yapan bir inananı korumuyorsa tanrı, yerin dibine batsın öyle yücelik, kutsallık, diye düşünüyordu kelle avcısı. Eğer ki suçluları, günahkarları temizlemeyi bir faniye bırakıyorsa ne işe yarıyordu onca güç?

Xander, inanmamaktan da öte nefret doluydu. Binlerce tanrı duymuş ömrü hayatında, bir tanesi de elini tutmamıştı. Yalnızca eli kanlı olduğu için değil, hayır! Öylesine dar görüşlü değildi Xander. Elini kana bulamadan önce defalarca kez yalvarmış, diz çökmüştü önlerinde. Adaklar sunmuş, koruma ve bağışlanma dilemişti. Ancak fayda etmemişti. Bu hayatta tek sevdiği kişi acımasızca elinden alınırken tanrı denilen varlık izlemişti yalnızca. Eğer tanrı gerçekten vardıysa da Xander onun düşmanı olurdu ancak. Zira annesini öldüren yalnızca cadılar değildi, onları durdurmayan da bir o kadar suçluydu. Nasıl cadıların kökünü kazımak için yemin etmişse tanrıları benzer bir kader bekliyordu. Xander ki tanrılara baş kaldırıyor, kılıcını onlara doğrultmaktan çekinmiyordu. Onu ya sonsuz bir huzur ya da bitmek tükenmek bilmeyen bir azap bekliyordu.

3
Japonya / Penanggalan Vakası
« : 23 Ağustos, 2022 07:26:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Memleketine böyle kasvetli bir haberle dönmüş olmasının üzüntüsü çok sürmemişti. Ne de olsa işin sonunda bir cadı vardı ve bu kendini bilmez cadı hamile kadınlara saldırmaya cüret etmişti! Bedelini elbette canıyla ödemeliydi. Bunun için gece yarısında Japonya’ya, kalbinin attığı yere, memleketine, gitmişti. Bu lanetli cadının gece ortaya çıkmasını beklemeye vakti yoktu. Daha fazla kayıp vermelerine müsaade etmeyecekti. Memleketini böyle aşağılık bir canlının pençelerinden kurtarmak da elbette Xander’e düşüyordu. Çocukluğunu geçirdiği, kalbindeki yerini hala dün gibi koruyan annesinin yaşadığı ve dinlendiği yeri kurtarmalıydı.

Ine köyüne vardığında beklediğinin aksine tüm köy eşrafı ayakta onu bekliyorlardı. Köyün sahibi önde, köy sakinleri arkada onu karşılamaya çıkmışlardı. Önünde eğilip hep bir ağızdan onu selamladılar.

“Hoş geldin Cadı Avcısı!”

Uzun süredir böyle bir şekilde karşılanmamıştı. Gülümsemesine mani olamadı. Özlemle ve hasretle andığı memleketi her zamanki gibiydi.

“Böyle bir selamlamaya layık değilim.”

Köy sahibi şiddetle karşı çıktı.

“Olur mu öyle şey? Siz bizi bu tanrının cezası cadıdan kurtarmaya, günahlarımızı bağışlamaya geldiniz! Size ne kadar teşekkür edersen, şükranlarımızı sunsak kafi gelmez.”

Xander yaşını almış adamın yanına gitti. Kollarından tutup kalkmasını sağladı. Adamın yüzündeki minnet ifadesini görmeyeli yıllar olmuştu. Bu cadıyı temizlemek için daha da hırslanmış olan Xander direkt sadede geldi.

“Şimdi anlatın, neler oldu?”

“Uzak yoldan geldiniz beyim. Size çay ikram edelim, bir yandan durumu anlatayım. Sizin için de uygun mudur?”

Adamın çekingen sesine karşılık Xander karşı gelmek istese de yapamadı.  Adam bu kadar sıcak davranırken başını eğip gitmekten başka bir şey yapmayı başaramadı. Onun arkasından gitmeye hazırlanmışken yaşlı adam onu önünde yürümesini işaret etti. Bu kadar çok saygıyı hak ettiğini düşünmüyordu, yine de adamın samimi bakışlarını görünce yürüdü.

Adam kendi elleriyle ona çay servis etti. Xander alıp önce kokladı, yumuşak ve mest edici koku onu rahatlatmıştı. Ardından içti. Beklediğinden daha tatlı bir çaydı.

“Uzun zamandır bu kadar lezzetli bir çay içmemiştim.” dedi yaşlı adama.

Ardından hikayeyi dinlemeye koyuldu.

“Her şey birkaç ay önce başladı. Sato ailesinin gelini hamile kalmıştı. Bunu kutlamak için bir eğlence düzenlemiştik ki o gün gelin kayboldu. Ormanda yolunu kaybetti diye düşündük başta. Ne de olsa köyümüze geleli çok olmamıştı. Tüm gençleri seferber edip aramaya koyulduk. Ne kadar uğraşsak da bulamadık. Ardından Satoların evinden tuhaf bir koku gelmeye başladı. Ne kadar temizlendilerse de muvaffak olamadılar. Bir şaman çağırtıp işin aslını sordurduk. Bir cadıdan ve karanlık büyüden bahsetti. O günden beri diken üstündeyiz. Arada hamile kalan birkaç kişi de kaçırılınca ve benzer bir koku evlerinden yayılınca bunun yalnızca hamile kadınları hedef aldığını anladık. Kaç tane şaman çağırdıysak, kaç tane ritüel yaptıysak da fayda etmedi. Kadınlarımız hamile kalmaya korkuyor. Böyle giderse köyümüzde kimse kalmayacak. Bize yardım edin efendim.”

Hikayesini anlattıktan sonra başını eğip yardım dilendi. Xander onu kaldırdı. Güven veren bir ifadeyle söz verdi.

“Endişelenme yaşlı adam, o cadıyı yaptıklarına pişman edeceğim.”

Ardından herkese evlerine gitmesini söyleyip köyü gezmeye başladı. Görünürde bir sorun yoktu ancak henüz emin olmak için çok erkendi. Gece ilerledikçe Xander’in içindeki huzursuzluk artıyordu. Derken bir şey gördü. Bakılması mide bulandıracak kadar iğrenç bir beden demeye bin şahit bir şey gördü. Bu Penanggalan olmalıydı. Köyün hamile kadınlarına saldıran cadı bu olmalıydı. Onu gördüğü gibi kılıcı çekti ve şimşek kadar hızlı bir şekilde ona saldırdı. İlk saldırısı onu yaralar gibi olsa da durdurmamıştı. Cadı da ona saldırıyordu. Yine de Xander’in hızına yetişemiyordu.

Gün doğmak üzereydi. Bunca zamandır savaşmışlar ancak iki taraf da hala hayattaydı. Xander yorulsa da cadıyı ortadan kaldırma istediği her şey üstündeydi. En sonunda kutsal suyla bezenmiş kılıcıyla Penanggalan’a temiz bir kılıç darbesi vurmayı başarmıştı. Öldüğünden emin olana kadar birkaç kez daha kesti.

Köyün sahibini çağırıp köyde olmayan biri olup olmadığı kontrol ettirdi. Ardından işlerine devam etmeleri için onları bırakıp memleketinde gezinmeye koyuldu.

4
Amerika Birleşik Devletleri / Kuzgun Terbiyecisi'nin Sonu
« : 23 Ağustos, 2022 04:53:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Xander, Condor köyüne gitmek için yola çıkarken duydukları onu heyecanlandırmıştı. Kuzgunlara hükmetmek, ha? Pek çok cadıyla karşılaşmış ama hayvanları ustalıkla kullanabilene pek rastlamamıştı. Belki de uzun süreden sonra ilk kez savaşabilecekti. Kanının kaynamasına engel olamıyordu. Bir cadıyla gönlünce en son ne zaman savaşmıştı? Avladıkları hep zayıf ve acizdi, doyasıya savaşabileceği bir cadıyla karşılaşacak olmasının verdiği heyecanla köye girdi.

Köyde ilk fark ettiği şey insanların içler acısı durumuydu. Pek çoğunun gözündeki korkuyu görünce cadıyı öldürmeye olan arzusu şiddetlendi. Bir cadı, elinde çubuk olmadan hiçbir şey yapamayan zavallı bir varlık ne cüretle insanlara saldırırdı?! Bu cadıya haddini bildirmeli, bu köye dadandığına ve Xander’la karşılaştığına pişman etmeliydi. Atıyla birlikte köye ilk adımını attığında yalnız bir kuzgunun ona doğru uçtuğunu fark etti. Kılıcını çevik bir hareketle çıkardı ve hızla ona gelen kuzguna saldırmaya hazırlandı. Kuzgun ona doğru süzülünce kılıcıyla onu ikiye böldü. Yüzüne gelen kan normalin aksine siyahtı. Xander elinin tersiyle yüzündeki kanın bir kısmını silse de hala tamamını çıkartmayı başaramamıştı.

Onun ustaca kuzgunu yok ettiğini gören köy sakinleri etrafına doluştu. Bir ton soru soruyorlar, yardım dileniyorlardı. Onların hep bir ağızdan konuşmaya deva ederken arkalarından yaşını almış bir kadın çıktı. Beyaz saçlarını tepede tutuşturmuş, kırışık yüzünü memnuniyetsizlik ekşitmişti. Ellerin arkasında ve hafif öne eğik yürüyordu. Yanında da iki tane genç delikanlı vardı. Köyün sahibi bu kadın olmalıydı. Ancak Xander kadında bir terslik olduğunu sezince kılıcını tutan elini kastı.

“ Hoş geldin yolcu! Köyümüze şeref getirdin. Epey süredir bu kuzgunlarla baş edebilen birine rastlamamıştık. Gelen tüm yolcular kuzgunların gazabına uğrar. En iyi ihtimalle birkaç sıyrık en kötü ihtimalle ise canlarını kaybedeler. Senin sırrın ne yolcu?”

Xander keskin bakışlarını kadına doğrulttu. Yanılmıyordu, kadının gözlerinde ayan beyan bir memnuniyetsizlik vardı. Nedenini tahmin etmesi güç değildi Xander’in. Bu köyü ele geçirmiş ve insanların içeri girmesine müsaade etmediği gibi çıkmasına da izin vermiyordu. Böyle durumları daha önceden de işitmişti. Bazı cadıların hobileri buydu, insanların acısından keyif alıyorlar ve güvenlerini sömürüyorlardı. Köy halkının bu kadının gerçek kimliğini bilmediği aşikardı ve eğer şimdi bunu açıklarsa kimsenin ona inanmayacağına emin gibiydi. Hatta onu köyden bile kovabilirlerdi. Ne de olsa o yeni gelmiş bir gezgin ve kana susamış bir kelle avcısıydı, o kadın ise kim bilir kaç yıldır onlarlaydı?

Belki kimilerinin doğumuna şahit olmuştu. Herkesin onu saygıdeğer bir büyük gibi gördüğünü bir yerde onu açık alanda öldüremezdi. Öldürebilirdi elbette ancak insanların söylenmeleriyle uğraşmak istemiyordu. Bu yüzden de onun oyunun ayak uydurmaya karar verdi.

“Sırrım yok, yalnızca kılıcım keskin. Sen de kimsin?”

Xander’in sorusuna karşılık yaşlı kadın gülümsedi. Gülünce kırışıkları iyice belli olmuştu. Gülüşünün arkasındaki anlamı anlamayacak kadar kör ya da akılsız değildi Xander. Birbirlerinin kimliklerini çözmüşlerdi. Sırada nasıl anlaşacakları vardı.

“Ben bu köyün muhtarıyım. Seni selamlıyorum cadı avcısı.”

Cadı avcısı derken ses tonu sert ve nefret doluydu. Halk ise heyecanla Xander’e bakıyorlar, kurtarıcıları geldiği için şükran doluydular.

“O zaman muhtar, konuşalım mı?”

“Hay hay!” dedi.

Köy halkından ayrılıp açık alana geldiler. Xander kılıcını çekip kadının boynuna doğrultsa da kuzgunlar onu hedefleyince onlarla mücadele etmeye başladı. Fakat bu uzun sürmedi. Xander kadının rol yaptığını, aslında genç olduğunu sansa da kadın gerçekten yaşlıydı. Büyüsü güçlü olsa da bedeni kaldırmıyordu. Bir süre kuzgunları saldırtmaya devam etse de bir yerden yorgun düştü. Xander de bunu fırsat bilip kılıcını kadının kalbine sapladı. Kadının son anda yönelttiği kuzgun Xander’in kolunu çizdi ama sonradan yere düştü.

Xander her zamanki gibi kadının kafasını kesip gidecekken köy halkının onları izlediğini fark etti. Onları ihanete uğramışlık hissiyle baş başa bırakıp köyü terk etti.

5
Amerika Birleşik Devletleri / Ani Ölüm
« : 20 Ağustos, 2022 02:57:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bazen kendisini kelle avcısından çok gezgin gibi hisseden Xander’in yolu bu sefer de Amerika’ya düşmüştü. Bitmek bilmeyen bir yolculuktan sonra sonunda varmayı başarmış, birkaç günlük dinlemeden (şarap içip sızmak) sonra Santa Fe kasabasının kuzeyinde, Colorado Eyaletine varmayı başarmıştı. Şeker kamışı tarlasında ya da ilanda yazdığı adıyla “plantasyon”unda cadı olduğu söylentisiyle buraya gelmişti.

Beyaz cadı ismi verilen cadıyı infaz etmek de cesur avcımıza düşmüştü. En azında gazetelerde böyle yazılacaktı. Artık ezbere bildiği haberleri düşünerek Duncan ailesinin kaldığı yere doğru ilerledi. Kapıdaki birkaç bekçi onu durdursa da cadı avcısı olduğunu söyleyince evin en küçük oğluyla görüşmek için yönlendirilmişti.

Evin en küçük oğlu yirmilerinde, Xander’e nazaran kısa, sıska bir asil bir beyefendiydi.  Amerika’da monarşi olmadığı düşünülürse yalnızca zengin birinin oğlu olmalıydı. Xander bunu pek umursamadığı için lafı kısa kesti.

“Bu cadı hakkında neler biliyorsun?”

Kaba tavrı zengin çocuğun hizmetkarları tarafında şiddetle kınansa da Xander’in sabırsız alev kırmızısı gözlerinin hedefi olanlar dilini yutmuş gibi sustular. Genç oğlan Xander’i içeri davet edince geceyi beklemesi gerektiğini düşünerek davete icabet etti. Atını kendi elleriyle evin yakınlarına bağlayıp içeri girdi. Oldukça zengin olduğunu evin girişinden belli olan Duncan ailesinin küçük oğlu onu oturma salonuna buyur edip kaliteli bir viski ikram etti. Xander içkide ayrım yapmadığı için alıp kafasına dikti. Normal birini anında sersemletecek bu hamle Xander’i etkilememiş gibi duruyordu.

Genç adam şaşkınlığını gizlemeye çalışıp daha fazlasını teklif etti.

“Cadıyı temizledikten sonra 10 şişe verirsin. Şimdi bana neler bildiğini anlat.”

Genç adam başını olumlu anlamda sallayıp bildiklerini anlatmaya başladı.

“Beyaz cadı bizim tepelerimizde geziyor. Yüzünü boyadığı için ona gerçek yüzünü bilmiyoruz, zaten gece olduğu için görmemiz de pek mümkün değil. Ailemizin pek çok kölesi ortadan kayboluyor. Bunun onun işi olduğunu düşünüyoruz.”

“İlandakinden farklı bir şey söylemedin. Üstelik “köle”leriniz belki de kaçıyor ve suçu hayali bir cadıya atıyor, olamaz mı?”

Genç adam şiddetle karşı çıktı.

“Bu köleler bize yıllarca hizmet etmiş, sadık kölelerdir. Zinhar böyle bir deliliğe kalkışmazlar.”

Xander küçümser bir şekilde gülümseyip öne eğildi.

“Belki hala genç olduğun için, belki de aptal olduğun böyle düşünüyorsun. Bir gün köle olursan bunları tekrar diyebilecek misin, merak ediyorum.”

Adamın bir şey demesine izin vermeden ayağa kalktı. Gitmeden önce genç adama baktı.

“Yalan veya değil, Beyaz cadı benim elimden kurtulamaz. Viskileri hazırlasan iyi edersin evlat.”

Bunları dedikten sonra evden çıkıp atını aldı. Ardından tepelere doğru yürümeye başladı. Cadının varlığına, eğer varsa nerede olabileceğine dair ipucu arıyordu. Cadı dedikoduları çıktıktan sonra kimsenin gelmediği tepede iz bulması nispeten kolay olacaktı. En azından öyle umuyordu.   

Hava serinlemeye başladığında havanın karardığını fark etti. Bu süre zarfında elindeki meşhur kuru etiyle karnını doyurmuştu, ancak zulasının bitmeye başladığını fark etti. Yakında avlanması gerekecekti. Bir avcı olarak birkaç geyik, domuz avlamak güç değildi ancak böyle bir şeyle uğraşmaya üşeniyordu.

Ayrıca iz ararken cadının sürekli yürüdüğü bir patika bulmayı başarmıştı. Evden epeyce uzaklaşmış, tarlanın yarısına gelmişti. Avlarından bildiği bir şey varsa o da cadıların insanlardan çok da farklı olmadığıydı. Hepsi uyumalı, beslenmeli, dinlenmeliydi. Önündeki baraka da bunun için uygun gözüküyordu. Her ne kadar etrafı sarmaşığı andıran bitkilerle sarılmış olsa da bir cadı için bunu yapmak güç olmamalıydı. Cadıyı gafil avlamak amacıyla barakayı yaktı. İçeride duyduğu çığlıklar kısa sürede kesilmiş, ateşler sönmüştü. Belli ki cadı onun varlığını fark etmişti. Bir şey planlıyor olabilirdi ancak bu Xander için sorun değildi. Yalnızca asasını görmeliydi, sonra işi bitecekti.

Derken barakanın arkasından koşan bir kadın gördü. Koşarak kısa sürede ona yetişti. Cadı koşarken bir yandan bitkileri büyütüyor, Xander’i engellemeye, hiç olmazsa yavaşlatmaya çalışıyordu. Neden ona saldırmadığını Xander bilmese de umursamadı. Asasını gördüğü gibi kılıcını tüm gücüyle sallayıp cadıya vurmasını sağladı. Cadı bir an dizlerinin üstüne çöküp kan tükürdü. Bu sırada Xander ona yetişmişti. Cadının bir şey yapmasına fırsat vermeden boynunu kesti. Asasını da kırdı. Kadının tamamını taşımanın anlamsız olacağını düşünerek kafasını kesip atına doğru yürümeye başladı. Neden sonra, cadının neden kaçtığını ve saldırmadığını anladı. Barakanın içinde bir yere kıvrılmış küçük bir çocuk vardı. Bir serçe gibi titriyordu. Bir an Xander’le göz göze geldi, adamın elindekini görünce gözyaşlarına boğuldu. Bu anı uzun bir süre onu terk etmeyecekti. Xander kıza yaklaşmadan seslendi.

“Ben Xander. Xander Warren. Bir kelle avcısıyım, eğer hayatta kalırsan beni bul ve intikamını al küçük.”

Ardından kelleyi bohçasına atıp atını Duncan ailesinin evine sürdü. Viskilerini alıp orayı terk etti.

6
Lejant Alanı / Xander Warren
« : 19 Ağustos, 2022 00:01:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İsim: Xander Warren

Doğum Yeri: Japonya ( Narai (Shiojiri, Nagano Prefecture))

Yaş: 40

Aile: Annesi Harue(güneş ışığı) 35 yaşında kimliği belirsiz büyücüler tarafından öldürülmüştür. Bildiği kadarıyla kardeşi yoktur. Babasını tanımıyor, çok küçükken kaybetmişler. Ya da Xander'e bu söylenmiş.

Göz Rengi: Kırmızı, bu sebeple kimileri tarafından şeytanın reekarne olmuş hali olduğunu söylenir.

Saç Rengi: Gece siyahı, yaşlanmasına rağmen saçında bir tel beyaz saç yoktur.

Boyu: 1.84 (Dört sayısını uğursuz kabul edilen Japonya için bir başkaldırı niteliğinde bir boyu vardır.)

Cinsel Yönelim: Fark etmez. Göz zevkine hitap ettiği sürece herkesle birlikte olabilir ancak ciddi bir ilişkiye girmeye hiç yeltenmemiştir.

Sağlık Durumu: Pek çok travması olan Xander'in bedeninde pek çok yara vardı. Alkolik olduğu için sahip olduğu hastalıklar onu hiç rahatsız etmiyor.

Geçmişi: Annesiyle İngiltere'ye taşınan Xander, annesinin ölümünden sonra annesinin arkadaşının kurduğu bir yetimhaneye andıran yerde yaşamış ve eğitilmiştir. Çok sonradan kelle avcısı olarak yetiştirildiğini fark eden Xander ilk kez 15 yaşında elini kana bulamış ve bu karanlık dünyaya ilk adımını atmıştır. Birkaç yıl sonra da öğrenmesi gereken her şeyi öğrendiğini düşünüp kaldığı yeri terk etmiş ve dünyayı gezip suçluları, cadıları öldürmeye başlamıştır.

Savaşçı olan annesi tarafından 7 yaşından kılıç eğitimi almaya başlamıştır. Oğlunun bir dahi olduğunu keşfeden annesi ona öğretebileceği her şeyi öğretmek için canını dişine takmıştır. Ev işlerinden bitkilere, yemek yapmaktan okçuluğa kadar her konudaki bilgisini oğluna aktarmış. Böylece küçük yaştan beri eğitim alan küçük çocuk gururlu bir savaşçıya dönüşmüştür.

Güçlü Yanları: Yalnız olmasının verdiği güven, kılıçtaki su götürmez yeteneği, umursamaz olması.

Zayıf Yanları: Annesi,pervasızlığı.

Kendisi Hakkındaki Düşünceleri: Harika bir savaşçı, kendine yetmeyi bilen bir varlık olduğunu düşünüyor. Kendisini ne asil ne halk olarak görüyor.

Avladıkları:












7
Kurgu Kutusu / Cadı Sorgusu
« : 18 Ağustos, 2022 21:58:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

8
Fransa / Leydi Delacroix'in Yakalanışı ve Sorgusu
« : 18 Ağustos, 2022 03:57:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yine yollara düşmüş, bu sefer de Leydi Delacroix denilen bir cadıyı temizlemek için atının üstünde yol tepiyordu. Cadının ne yaptığını tam olarak bilmiyordu ama önemli de değildi. Cadı olması ölmesi için yeterli bir sebepti. Tabii bu sefer farklı bir rol izleyecekti. Alabildiği kadar bilgi alacaktı.

Xander malikaneye gittiğinde şunu gördü ki tek bir insan yaşamıyordu burada. Ya da insan olamayacak varlıklar yaşıyordu da denebilir. Engizisyondan aldığı bilgilerin yeterli olacağına inanarak malikanenin kapısından içeri girdi. Atını her zamanki gibi yolun başına bağlamış, tüm eşyalarını yanına almıştı. Planı basitti. Hiçbir büyü, alçakça yöntem onun kılıcına karşı gelemezdi.

Malikanenin etrafında dolaşıp biri var mı diye kontrol ettikten sonra seslerin geldiği malikaneye girdi. Sesler biri büyü yapıyormuş gibi geliyordu. Xander içeri girmeden kılıcını kınından çıkarttı. Ardından kapıyı tekmeleyip içeri girdi.

İçeride çürümeye yüz tutmuş bedeninin üzerinde bir cadı vardı. Yerde bazı çizimler vardı. Cadının gözlerinden akan yaşlar adamın üzerinde değiyordu. Xander böylesi bir manzarayı izleyecek değildi. Tam saldıracaktı ki cadının konuşmasını duydu.

“Lütfen… Yalnızca onu hayata döndürmeye çalışıyorum.”

Güçsüz, titrek sesin sahibi bir cadı olmasaydı da Xander durmazdı. Şimdi durmayacağı gibi. Cadının boğazına kılıcını dayadı, yerdeki asasının üzerinden geçip kırdı. Cadı kendini korumaktansa Xander’in Maximillien Delacroix olduğunu tahmin ettiği adama bakmaya devam etti.

Xander buna müsadeye etmeyip boğazına doğrulttuğu kılıcı hareket ettirmeden diğer eliyle cadının kolunu sıkıca tuttu. Ardından sürüklercesine odadan çıkarttı. Cadı acılar içindeymiş gibi çığlıklar atıp cesedin yanına gitmek istese de Xander buna müsaade etmedi. Onu tutup malikanenin etrafı gezerken fark ettiği kömürlüğe sürükledi. Cadı yaralanmış bir hayvan gibi inliyor, gözlerini eskiden cesedin olduğu yerden çekmiyordu.

Xander onu kömürlüğe götürüp bir sandalyeye oturttu. Asası olmayan bir büyücü sıradan bir insandan çok farklı değildi. Hele ki yas tutan biri, her şeye karşı korumasız olurdu. Sandalyeye sıkıca bağlı cadıya baktı kısaca. Çok tanıdıktı ifadesi. Annesi öldükten, öldürüldükten sonra aylarca bu ifadeyle gezmişti Xander. Bu cadı kendisini şanslı saymalıydı. Bu ifade uzun sürmeyecekti. Xander onu bambaşka bir hale çevirecekti. Onu bir büyücüden ölmek için yalvaran bir yaratığa dönüştürecekti.

Önce sorularını sıraladı. Cadıların nerede toplandığı, güçlerini nasıl kazandıklarını ve o güçlerin neler olduğunu sordu başta. Cadı sessizliğini koruyunca devam etti. Zayıf yanlarını, tanıdığı büyücülerin nerede olduğunu ya da olabileceğini, yaklaşık olarak kaç cadı olduğunu sordu. Cadının bakışları yastan öfkeye dönüşünce Xander ona yaklaşmaya başladı. Çenesini sıkıca tuttu. Cadı ise suratına tükürmekten başka bir şey yapmadı.

Xander çenesini sertçe bırakıp bir bezle yüzünü sildi. Yüzünde bilmiş, şeytani bir gülümseme vardı. Bu işin sonunu görüyor gibiydi.

“Cadı, ölümün en korkunç şey olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun. Sevdiğin adamın ölümünü unutturabilecek yöntemler biliyorum. O yüzden itaatkar bir şekilde sorularıma cevap ver, ben de senin kocanın yanına tanınacak bir şekilde göndereyim.”

Cadının sert ifadesi değişmemişti. Aksine kararlı bir şekilde başını kaldırdı, gözlerini Xander alev kırmızısı gözlerine kilitledi.

“Yanlış bir şey yapmadığımı bilmene rağmen beni öldürecek misin? Sizin gibi aşağılık avcılara yakışır bir karar.”

Sesindeki öfkeyi duymamak için sağır olmak bile kafi gelmezdi. Xander’in gülümsemesi genişledi. Avları ne kadar baş kaldırırsa bu kanlı süreç o kadar eğlenceli oluyordu.

“Seni yanlış bir şey yaptığın için değil cadı olduğun için öldüreceğim.”

Cadı pes etmeyeceğini açıkça belli edince Xander eşyalarını çıkarttı. Hepsini güzelce dizdi. Eline bir tanesini alıp sırıttı.

“O zaman başlayalım mı?” dedi bilmiş bir ifadeyle.

9
Amerika Birleşik Devletleri / Gettysburg İblisi’nin Sonu
« : 15 Ağustos, 2022 00:40:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Xander’in göçebe hayatının en büyük müsebbibi olan cadılardan birinin bu yakınlarda olduğunu haber alınca yanına birkaç şişe şarap alıp bu kasabaya gelmişti. İnsanların yüzündeki tedirginliği görünce bu iblisin ne kadar can yaktığını düşündü. Kasabaya gelen iri yarı, gözleri ateş saçan, sarhoş bir adamdan korkmuş olabileceklerini aklından bile geçirmedi.

Kasabanın lideri gelen yabancıyı selamladı. Kıyafetlerinden, kılıcından bir savaşçı, kasabada yaşananların dışarıda duyulduğu düşünülürse bir cadı avcısı olduğunu anlamıştı. Askerlerinin mezarına saldırma cüretini gösteren bu iblisi ancak kutsal su paklardı. Bunu düşünerek uzak yoldan gelmiş, üstü başı kir içindeki cadı avcısını kendi makamına buyur etti yaşlı adam.

Xander, yaşlı adamı takip ederken etrafa göz atmayı ihmal etmedi. Erkek nüfusu gözle görülür biçimde azdı. Savaşın etkilerini hala üzerlerinden tam anlamıyla atamadıkları belliydi. Ona bakanların gözlerindeki korkuyu görünce gülmekle sinirlenmek arasında kaldı. Her ne hissediyorsa cadının kalbini sökerken sakinleşmeyi umut ediyordu. Ardından en sevdiği bara, kilometrelerce ötedeki cennete gidip bayılana kadar içecekti. Bu işi ancak bu şekilde yapabilirdi.

Yaşlı adamın makamına vardıklarında Xander hemen bulduğu bir yere oturdu. Yaşlı adam onun bu saygısızlığını görmeden gelip karşısına oturdu. Yanındaki kadına, Xander hizmetçisi olduğunu tahmin ediyordu, biraz içki getirmesini söyledi.

“Biraz dinlenin, yorulmuşsunuzdur.”

Adamın derinden ve boğuk gelen sesi yaşına uygundu. Bir savaştan çıkmış olmasının etkilerini üzerinde görmek mümkündü. Ancak Xander’in gelmesinin nedeni olan cadı, her şeyden mühimdi. Böyle boş sohbetleri cadıyı ortadan kaldırdıktan sonra konuşabilirlerdi.

“Moruk, lafı kısa kes. Şu cadıyı anlat bana.”


Adamın yüzü düşmüşse de bir şey demedi. Karşısındaki iri yarı, kolları yara dolu adamı kızdırmak bir aptalın bile yapacağı bir şey değildi. Başını hafifçe öne eğip hikayesini anlatmaya başladı.


“Savaşta binlerce askerimizi kaybettik. Hepsini usulünce gömdük ve yağmacılar dadanmasın diye de başına birkaç bekçi diktik. Ancak son zamanlarda bir kadının geldiğini görmüşler. Başta askerlerin bir yakını sanıp bir şey dememişler. Birkaç gün geçince askerlerin mezarlarının açıldığını, hatta etrafta üniformalı askerlerin dolaştığını görmüşler.”


Adam olanları anlatırken alnındaki teri koluyla sildi. Elleri titreyen yaşlı adamın nasıl korktuğunu gören Xander küçümsercesine baktı.

“Bir terslik olduğunu anlamanız birkaç gün sürdü yani. Onca askerinizi kaybetmenize şaşırmıyorum.”

Xander’in densiz laflarına karşılık yaşlı adam öfkeyle bağırmaya başladı.

“Askerlerimiz canları pahasına çalıştı! Nasıl-“

Birden öksürüklere boğulunca hizmetçi kadın alelacele ona su getirdi. Suyunu içip biraz olsun sakinleşmiş adam cadı avcısına baktı. İlk geldiğinden daha sert bir tonla laflarını sonlandırdı.

“Senden askerlerimizin uykusu bozan cadıyı öldürmeni istiyoruz. Yapabilir misin?”

Son söylediği meydan okuma olarak kabul eden Xander öne eğildi. Yaşlı adamın feri sönmeye yüz tutmuş gözüne baktı.

“Benim yapamayacağım hiçbir şey moruk. O cadı bugünden itibaren bu dünyada barınamaz. Onu hak ettiği yere, cehenneme göndereceğim.”


Xander diyeceklerini dedikten sonra kalktı, kasabanın liderinin yönlendirmesiyle mezarlığa doğru yola çıktı. Bir yandan da kılıcı kınından çıkardı, kısa bıçaklarını kontrol etti, üstünü düzeltip kendini iyice hazırladı. Her zaman sinsi, güvenilmez olan cadıların soyunu kurutmaya kararlı bir şekilde mezarlığa girdi. Bekçilere gitmesini söyledi, adamlar tereddüt etse de sonunda mezarlığı terk ettiler.

Xander mezarlığa girer girmez az ötede yürüyen askerleri gördü. Onları öldürmesine gerek yoktu, onları uyandıranı öldürmesi kafiydi. Onlara doğru yürümeden önce bir şişe şarabı kafasına dikti. İçinde bir yudum bile kalmamış şişeyi de yere fırlatıp kırdı.


Askerlere yaklaşınca boş bir mezarın orada bir silüet gördü. Ona bir şans bile vermeden çevik adımlarla saldırdı. Büyüsünün ortasındaki cadı gafil avlanmıştı. Büyüsü geri tepmiş, iç organları yaralanmıştı. Avantajlı olduğunu bilen Xander ona kendisini toplama fırsatı vermeden kılıcıyla kafasını kesti. Ne olduğunu anlayamadan cadının yüzündeki ifade Xander’i güldürmüştü.
 
“Nasılmış!? Senden güçlü birine denk gelip acımasızca ölmek iyi bir his miymiş?”

Bağırışları kasabadan duyulmuştu. Kasaba halkı uzaktan cadı avcısını izlemeye gelmişti. Cadı avcısıysa Gettysburg İblisi’nin bedenine durmaksızın kılıç darbeleri indiriyordu. Kılıcı tamamen kana bulanmış olan kelle avcısı uzun süre sakinleşemedi. Ağzından çıkan küfürleri bir çocuk değil yaşını almış biri bile duymamalıydı. Cadının bedenini paramparça ettikten sonra tek eliyle hala kanlar akan kellesini alıp mezarlıktan çıktı. Kasabanın lideri ve yerli halk ondan bulaşıcı bir hastalık gibi kaçtı.

Xander elindeki kelleyi saçlarından tutup kasabanın başına bağladığı atına doğru yürürken şok içindeki halk ona kaçamak bakışlar atıyordu. Kimileriyse evlerinin camını kapatıyor, onunla göz göze gelmekten kaçınıyordu. Xander ise buna alışkındı. Dahası bunu umursamıyordu bile. Eğer cadıları temizlemesi onu korkunç birini yapıyorduysa, varsın yapsındı. O seçtiği yoldan memnundu ve dönmeye hiç niyeti yoktu.

Atına varınca kelleyi atına astığı bohçaya attı. Ardından ödülünü almak ve tüm dünyaya tehlikeli bir cadıdan kurtulduklarını duyurmak için şehre doğru yola çıktı.

10
Cadı Avcısı Karakter Başvuruları / Xander Warren
« : 14 Ağustos, 2022 01:47:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Xander Warren
Karakterin Yaşı: 40
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Kibirli, acımasız, gereksiz yerlerde şaka yapan biridir. Ne zaman ne diyeceğini bilmediği için insanları sık sık öfkelendirir ancak kimse yüzüne bir şey demeye cüret edemez. Alkolik, kumarı makul miktarda sever.
Karakterin Kısaca Geçmişi: Annesinin bir büyücünün elinde öldüğünü gördükten sonra büyük ölçüde değişmiş ve cadıları düşman bellemiştir.  Genç yaşta tek yakınını kaybettiği için yetimhaneyi andıran bir yerde büyümüş, ayrılacak yaşa gelince arkasına bile bakmadan gitmiştir. Göçebe gibi yaşayan Xander, tek başına yaşamaya alışmış ve tüm ihtiyaçlarını tek başına gideren bir adamdır. Gittiği her yerde korkuyla karışık saygıyla karşılaşan Xander'in pek dostu yoktur.
İstediğiniz Meslek: Kelle Avcısı
Karakterinizin Mahşer Yolu: Gelin
Başlangıç Teçhizatı:
Kısa Bıçak(5 tanesi 1 GP)
Kutsanmış Kılıç (6 GP)
Sorgu Ekipmanları (4 GP)
Doublet (3 GP)
İmza Teçhizat: Kılıcı. (Belirli bir anıyı hatırladığında kılıcını sallar ve kılıcından çıkan güç dost- düşman fark etmeksizin herkesi güçlerine geriye savurur, sersemletir ya da iç organlarına zarar verebilir. Ne de olsa anılar en güçlü silahlardır, hele ki acılı olanları.)

Sayfa: [1]