17 Nisan, 2026 09:38:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Eadwig Alger Boleyn

Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7
76
Hogsmeade Kermesi / Ynt: Hogsmeade Kermesi Gezisi
« : 03 Şubat, 2022 23:57:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube]https://youtu.be/ly0tPHjiE18[/youtube][/spoiler]

Bizimkiler bardak getirince tek tek hepsinin bardağını fıçıya takılmış olan musluktan doldurup uzattım. İlk Strömm'den başlayıp, en son Winton'a uzattıktan sonra kendime de doldurdum. Güzel, köpüklü bir bardak bira. Kokladığımda kalitesini puanlayabilecek durumdaydım. Bir yudum aldıktan sonra bıraktığı köpük bıyığını alt dudağımla emdim. Bu sırada da çatmış kaşlarımı aşağıya bakıyordum. Bira dağıtma işi ile ilgilenirken benim Merlin'in belası kuzenim kızın yanında iyice kök salmaya başlamıştı. Kızın yüzünü sildin. Ar-tık sik-tir-git. Yok illa takılıyor yanında. Strömm bir şeyler söylüyor bana ama şahin gibi bakıyorum bu ikiliye sadece üstten. Kitlendim. Kız da bizimkinin koluna girip çekiştirmeye başlayınca benim şalter attı. ÖYLE BİR ATTI Kİ HEM DE! Oturduğum yerden köpük saçıyorum. Birayı üstüme döktüm. Malın sesi geliyor. Kıza yüzünü silme ayağına elleşeyim, mekana götüreyim de başka yerlerini elleyeyim ayağı çekiyor adi şerefsiz! Kızlar ne kadar aptal! APTALLAR! Bu pisliğe nasıl kanabilirsin? Nasıl koluna girebilirsin böyle birinin? Bu herif seni alır dağlara çıkartır, yayan inmek zorunda kalırsın! Lanet herif sen nasıl böyle tatlı, masum, saf bir güzelliği harcamaya kalkabilirsin ya! AKLIM ALMIYOR! Biliyorum bu herifin taktiklerini, ben de yaptım. Birlikte kız düşürdüğümüz oldu. Hiç iyi davrandığı oldu mu? Ulan herif kızları düşürüp düşürüp arkadaşlarına anlatıyor. Adam dediğin sevgisini içinde yaşamaz mı? Birine değer veriyorsa yüreğine gömmez mi? Şerefsizsin oğlum sen. Ben burada oturamayacağım. Bu şerefsiz aşağıda o kızla konuştuğu sürece, doğru düzgün oturamam. O kızı harcamana izin vermeyeceğim şerefsiz!

Bir anda ayaklandım. Bizimkiler ne oldu falan diyorlar. Hiç cevap vermiyorum. Onun yerine "Şimdi, paçanı, yedim, senin, şerefsiz." gibi bir şeyler söyleyerek yanımdaki fıçının üst tarafını çıkarttım zorlayarak. Asamı çıkarttım. Basit büyü. Vingardium Leviosa. Bira fıçısını kaldırdım havaya. Sonra da yanımda uçurarak aşağıya indim balkondan. Bizimkiler de nereye gidiyorsun diyorlar. Fıçıyı nereye götürüyorsun diyorlar. Hiç umrumda değil çevrem. Harbi harbi fıçıyı uçurdum benim kuzenin üstüne. Lavuğun kankaları da gördü fıçıyı. Buna çekil diye el kol yapıyorlar. Zampara da arkadaşları onu çağırıyor sanıyor. Gidin gidin diye el ediyor. Pislik. PİSLİK! Winton'ın yapmamamı söylediği cümleleri ile birlikte fıçıyı çevirdim ve tüm birayı kuzenimin üstüne bocaladım. Oh! Bira banyosu, seversin bad boy'sun ya. Köpek seni. Fıçının içi boşalınca da büyüyü bıraktım kafasına düştü boş fıçı.

"Sen nasıl oluyor da-" diye konuşmaya başladım Rillian'a doğru. "Büyük salonda kızları nasıl tavladığını, can yaktığını, onlarla oynadığını anlatan bir herif bu! Koluna giriyor- Biliyor musun? NEYSE! Umrumda değilsin." diye atarlandım cümle ortasında 2 kere diyeceğime karar veremediğim için hiçbir şey dememeye karar verip. Sonra bira ile kaplanmış kuzenime döndüm. "Sana ise söyleyecek bir şey yok zaten. Köpek dediğin ısırır, şaşırtacak bir hareket değil. Çekil kızın yanından. Kendine harcayacak başka kurban bul. Bak itlerin çağırıyor gidin avlanın başka yerde."

77
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 03 Şubat, 2022 17:49:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Benim zerre önemsemediğim sınavlardan yüksek puan aldığı kulağıma gelmişti. Her zaman yaptığı gibi sıradan konuşmayı bana sataşmak için kullanınca "Kes sesini." diye hırladım. Nasılsın diye soruyoruz hemen saldırıyor köpek. Aramız bozulduğundan beri böyle. Eskiden her şeyi konuşup, paylaşırdık. Şimdi nasılsın diyorum, senin gibi değilim diyor. Üstelik... Sanki benim suçummuş gibi konuşması aşırı sinirimi bozuyor. Kendi kendisi ailemizin değerlerini reddederken nasıl olur da bana ayrıcalıklıymışım gibi davranabilir? Bir de soyadını sadece ben taşıyormuşum gibi bastırıyor. Benim nasıl olduğumu sorduğunda sinirlendiğim için "Sana ne." diyecektim ki bir ses duydum. Hemen asamı sesin geldiği yere doğrultturken kuzenim de kolumdan yakaladı. "Duydum." dedim. İkimiz de sesin geldiği yere asamızı doğrultmuş bir şekilde ilerliyorduk. Her adımda Samuel bir tahmin üretiyordu. İlk söylediğine "Fazla erken." dedim. Sonraki dediğine "Kim?", en son söylediğine de "Carmilla falan yok burada Sam!" diye cevap verdikten sonra asalarımız sesin sahibini aydınlattı. Bu... "Harris?" Gördüğüm çocuğun adını kafam karışmış bir şekilde söyledikten sonra çocuğun dizini tutarak ve kekeleyerek konuşmasını dinledim. En son bunu o zargana kılıklı profesöre karşı yapmıştı. Sonra da herkesin ortasında dalga geçmiştim. Gönlünü almak için bir şeyler düşünüyordum ancak bu düşüncelerim arasında onu karanlık ormana sokup canını tehlikeye atmak yoktu. Hemen kuzenime "Hani kimseye söylemeyecektin!" diye tısladım. Neyse ki André büyük salonda konuştuğumuzu duyduğunu söyleyerek kuzenime olan güvenimin kırılmasına izin vermedi. Bize yardım etmek için, fazladan kişi olmak için, işimize yaramak istediğini kekelediğinde daha da sinirlendim. Dişlerimi sıktım.

Bakın, kuzenimi neden sevmem biliyor musunuz? Hayır bana sataştığı için değil. Kendi değerini bilmediği, ailemizden gelen gücü yeterince kullanmadığı için. André şuan karşımızda bizim işimize yarayabileceğini ve ona kızmamamızı söylediğinde yüzüne bir yumruk indirmemek için zor tuttum kendimi. Ormanda olmasak vururdum. Şimdi ses çıkacak diye vurmuyorum. Yanımdaki testis kafalı kuzenim de sanki karşımızdaki çocuktan çok iyiymiş gibi "Sana tavsiyem, gelmemendi ehehehe." yapıyor ya. Hiç sevmiyorum seni Gryffindor'lu oğlan. Babanı da sevmezdim. Kuzenim tekrar arkasını  dönüp ağaçların sayısının kaçtığından hayıflanırken ayağa kalkmış olan André'nin üstüne yürüdüm. Tılsım konusunda iyi olduğunu biliyordum. Bir çok konuda iyi olduğunu da... Kendi ödevlerinin yanında şu kaltak Strömm'ün ödevini yapabilecek sabıra sahip bir herif bu. İnsanların yanında ezilip büzülmek yerine kendine güvenmesi gerekiyor. Bunu ona öğretecek kişi ben değilim. Bu yüzden kulağına tıslayarak "Aptal." dedim. "Şu bok kafalıyı böyle konuşturuyorsun ya, tam aptalsın." Evet, birinin gönlünü almak için seçilecek en son cümleler olmalı bunlar. Omzundan tutup kuzenimle aramıza çektim sonra. Aramızda dursun, benim yüzümden burada başına iş gelirse kendimi affetmem. Kendi hatası yüzünden bir yerlerde ölsün ölecekse. Başımıza bir şey geleceğini düşünmüyorum. Düşünüyor olsam burada olduğu için mutlu olabilirdim. "20'lerdeydik." dedim kuzenime sayı konusunda. "Biraz daha ilerleyelim. Bir şey çıkmazsa dönelim."

Üç 6. sınıf öğrencisi yürümeye başladık. Önce hiçbir şey yoktu çevrede. Sonradan uzaktan ağaç kökü sandığımız çıkıntılar ayrıntılanmaya başladı. O köklerin aslında ağaç kökü olmadığını anlamamız için artık 2-3 metre yakınlarına gelmemiz gerekmişti. Çevreye vahşi bir şekilde dağılmış kol, bacak, beden, kafa... Artık ne zaman parçalandığı bilinmez, iğrenç bir koku ve renklerinden dolayı uzun olduğunu düşündüğüm bir süre önce katledilmişlerdi. Parçalanmış insan vücutları. Asa tutmadığım elimle ağzımı kapattım kokuyu almamak için. "Bunlar..." Cesetti. Asamı vücutlara ışık tutacak bir şekilde tutarak, yanlışlıkla bir parçanın üstüne basmamak için dikkat ederek alanda gezmeye başladım. Parçalandıkları için kaç kişi katledilmişti bilmiyorum. Daha önce ölmüş birini de görmemiştim ama garip bir şekilde çok etkilenmemiştim sanki. Sadece, kellelerini gördüğümde kafamı çevirmem gerekiyordu. Asamın ucundan çıkan ışıkla bir kaç arbalet aydınlandı. André ve kuzenime "Cadı avcıları." dedim onları göstererek. "Caldecott doğru söylüyormuş." Bu Carmilla buradaymış mı demek yani? "Nasıl olabilir?" dedim. "Muggle'lar, Hogwarts'ın bu kadar yakınına nasıl gelebilir?"

78
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 03 Şubat, 2022 17:12:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Profesörün kurallarını okuduğum gibi tiksindim kendisinden. Neden? Ben kuralları seven bir adamım. Belli bir gelenek vardır Hogwarts'ta. Profesör, profesördür. Öğrenci, öğrencidir. Sen kuralları koyarsın biz de uyarız. Gelip ne bok yerseniz yiyin derseniz anarşi olur. Bu dersliğin sonu çöplük olacak. Zindandan 1. kata çıkarken mutfaktan 3-5 sandalye kaptık evcinlerinin tüm engellemelerine rağmen. Sonra da dersliğe girip bir kenara fırlatarak üstüne kurulduk. Şu halimize bak. Defter yok, kitap yok. İşsiz güçsüz bir muggle gibi oturuyoruz. Bacağımı diğerinin üstüne atmış, üçgen çizmişim. Duvara yaslanmış gelen gideni kesiyorum. Herkes oturacak şey getirmiş. Gazete serip oturan var lan. Profesör şu öğrencileri bu duruma düşürmeye utanmıyor musun? Düzen ulan düzeeeeen. Her neyse bir ara herkesi susturan bir kafatası bağırmaya başladı. Uçuyor falan. Ulan dedik bu mu profesör? Dersliği düzenleyememiş tabi vücudu yok. Oldukça mantıklı geldiydi ama değilmiş. Bizim profesör uyuyormuş. PUAJAJAJAJAAHJDSKLSAJDAS!

ULAN!

Herif dersliğin sorumluluğunu almadığı gibi uyanamamış! Valla bir anda gülmeye başladım herif gelip özür dilerken pijamasının içinde.  "Gerçekten mi?" dedim.  "Bu ders bir şaka olmalı. Yatak odası zaten dersliğin yanındayken dersliğe geç kalmayı başarabilmesi inanılmaz." Yanımdaki arkadaşlarımla gülmeye devam ettik. Kafatası bizi götümüzden ısırmakla tehdit ettiğinde de  "Ya tamam, kafa açma sen de." dedim. 5 dakika  boyunca profesörün ne kadar düşüncesiz olduğu ile ilgili bir kaç cümle daha söyledim.  "Annem duysun şu soytarılığı da görün. Dersliği bize dizdirir, geç kalır... Odamı falan kullanın demiş abi. Gryffindor'lular-" Kuzenime baktım direkt.  "Kız atarlar odasına. Hiç düşünemiyor mu? Rezillikten başka bir şey değil." Ki zaten gelip tekrar özür diledi. Gece uyuyamayıp masanın altında uyuyakaldığını söylediğinde de gözlerimi devirip  "Gereksiz bilgi veriyor. İşimiz var bununla." dedim bizimkilere. Zaten özür diye verdiği hediyeden de anlamadığım bir bilmeceli çocuk oyuncağı çıktı. Dalga mı geçiyor nedir? Hediyelerden sonra oluşan uğultuda ben de profesörle ilgili bir sürü rahatsız olduğum şeyi arkadaşlarıma açıklıyordum ki kızın teki arkadaşllarrr susalmm prof bekliyorrr falan yapmaya başladı. Bu böyle susalım diye bekleyecekse işleyemeyiz ki dersi. Zaten Biçim Değiştirme ne ya? Leş ders. Vereceksin bize Yönetim Kanunu dersi.

Profesörün derse geçecek diye beklediğimiz, ancak onun yerine yanındaki kafatası tarafından bullylendiği. Bu dersin tanışma dersi olacağını söylediği zamanlardan sonra ben iyice kalkıp gitme isteğiyle doldum. Ki zaten istediğinizi yapın diyordu değil mi bu? İlk haftanın dersini sallamıştı zaten, şimdikini de tanışma olarak geçiştiriyor. Bir şey öğretecek mi bize? Benim çocuklara işaret ettikten sonra  "Gidelim." dedim. Millet kendini tanıtırken ayaklandık. Bu sırada da Strömm pijamalarıyla daldı içeri. Aha al, çok seversiniz birbirinizi. Kız yere oturacakken  "Geç yerimize otur." diye bizim mutfaktan çaldığımız sandalyelere yönlendirdim onu. Profesörün yanından "Tanışma kısmını pas geçiyoruz biz. Zaten herkesi tanıyorum." diyerek geçtim.  "Kütüphanedeyiz." diye profesörün "İstediğiniz gibi kullanabilirsiniz." dediği kütüphaneye doğru ilerledik.

79
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 03 Şubat, 2022 01:30:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Samuel yanındaki çocuğu rahatlatmaya çalışınca şöyle bir süzdüm ikisini de. Belli ki buraya gelmekte çekinceleri vardı bu çocuğun. Ayağımıza bağ olmasaydı iyiydi. Pusulayı çıkartıp kuzeye ayarladım yürüme yönümüzü, asamdan lumosumu yaktım ve ilerlemeye başladım. Tek tek de ağaçları sayıyordum. Yanımda yürüyen kuzenim, Ares’in başka ne anlattığını sorduğunda önümde görebildiğim 10 ağacı sayıp gözümü sonuncu ağaca sabitledim. “Carmilla ile karşılaştığı konusunda çok ısrarlıydı. Başka bir şey olabilir dediğimizde eziyet büyüsü ile bayıltıldığını söyledi.” diye anlattım. “Carmilla ona kaçması için fırsat vermesine rağmen-” Çocuğun intikam ile ilgili anlattıkları geldi aklıma. Bunlar özeliydi. “Yapmamış. Bana sorarsan rüya.” Saydığım 10 ağacın sonuna geldiğimizde önceki saydıklarıma ekleyip bir 10 daha saydım ileriden. Gözümü sonuncusuna sabitleyip konuşmaya devam ettim.  “Atadamların olmadığından bahsetmişti. Cadı avcıları atadamları katletmiş, Carmilla da o yüzden buradaymış. Yani Hogwarts büyülerle korunuyor. Ne cadı avcısı muggleların ormanda olduğu mantıklı, ne de onları avlamaya gelen Carmilla’nın bir öğrenciye saldırması. Caldecott’u severim. Çok yakın arkadaşımdır. Bu yüzden görmek istedim gerçeği.” Gözümü sabitlediğim ağacın yanına ulaşınca 10 ekledim aklımdaki sayıya. Konuşurken tek tek ağaç sayamayacağım için böyle bir teknik oluşturmuştum. “Arkadaşının korkmasına gerek yok yani. Carmilla falan çıkmayacak karşımıza. Rüyalı, hayalli bir şey bekliyorum.”

Bir süre daha ilerledik. Bana söylendiği gibi ağaçları takip ettikten sonra ulaştığımız yer atadamların yeri değildi. Onun yerine bir yol ayrımına geldik. Cyneric’e “Çocuk bundan sonra sağ ya da sol demiş miydi?” diye sordum. Hatırlamadığını söylediğinde kaşlarımı çattım. “Aptal gibi kulaktan kulağa oynuyorsunuz.” diye tısladım çocuğa bakmadan. “Direkt bana getirmek yerine bize bırak deyip durdunuz. Winton’un hasta olacağı tuttu.” Derin bir nefes aldım stress olmamak için ancak kolay değildi. Bu yüzden dönüp kuzenime baktım. Bu sırada da yapılacak şeyi düşünüyordum. Geri dönmek her zaman bir seçenekti ancak o kadar hazırlanmıştık. Baya da içeri yürümüştük. Aşırı sessizdi burası. Cyneric’in ayaklarını yere sürdüğünde çıkarttığı sesler sanki aşırıymış gibi geldiğinden “Yapma.” dedim. “Ayağını. Yapma.”

“Dağılalım.” diye yeni planı açıkladım. Reddedecek gibi olduklarında “Düz ilerleyeceğiz. Sapmak yok. 50 kadar ağaç ilerleyelim. Bir şey bulamayanlar geri dönüp diğer yola gelecek. Diğerleri de öbür grubu bekleyecek. Sapmak yok.” Şimdi bina bina ayırırsam gruplar içlerinde karşı taraf hakkında dedikodu edecekleri için. “Kuzen benimle. Clifford, Cyneric ile.” şeklinde grupları belirledim. Tekrar yapmaları gerekeni tembihledikten sonra sağ tarafa doğru kuzenimle birlikte yürümeye başladım. Ağaçlar seyrekleşmişti. Etraf biraz sisliydi. Zaten karanlık ormandı burası... Karanlıktı. Asamızdan çıkan ışıklar dışında ışık yok. Sessiz geçen bir kaç dakika sonrası Samuel’in annem ve babamın nasıl olduğu sorusuna karşın yüzümü buruşturdum. “Neden?” dedim ilk. Ancak sonra sorgulamak istemediğimi fark ettim. “Meşguller. İş, güç. Her zamanki halleri. Annem konsey üyesi olduğundan beri daha az mektup atıyor.” Tekrar sessizlik. Biraz daha yürüdük.

“Sen nasılsın?” diye sordum ben de. “SYD sonuçlarının baya olduğunu duydum. Çalışıyorsun hm?”

80
Hogsmeade Posta Ofisi / Ynt: [Anomali] Belki bir kaos, belkiyse his
« : 02 Şubat, 2022 23:49:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Babama yollamak istediğim mektubu okulda yazacaktım ancak yine bir gezi diye tutturulduğu için arkadaşlarımın arasında bir kafede iki büklüm yazmak zorunda kaldım. Yazımın çirkin olmasından nefret ediyorum. Ciddiye alınmak için de Winton ile birlikte yazdık sayılabilir. Arkadaş arasında kafamı kesinlikle toplayamamış olsam da Winton kelime seçimlerimde iyi yardım etti. Mektubu kapatıp baykuş için postaneye gitmeyi teklif ettiğimde arkadaşlarım dışarının soğuk olduğunu söyleyip yalnız gitmemi söylediler. Ben pek yalnız kalmam, kalmayı da sevmiyorum zaten. Yine de babama yetişmesi gerekiyor bu mektubun. Sonraya da bırakamam kafam rahatlamaz. Ceketimi de alıp çıktım dışarı. Kışlıklar yüzünden vücudum üşümese de yanaklarıma gelen soğuk rüzgar acıtıyordu. Kimseyle konuşmadan, orman ile ilgili bildiklerimi düşüne düşüne ilerledim Hogsmeade sokaklarından. 1-2 saate geri dönmemiz gerekecekti büyük ihtimalle. Postanenin oralarda sis bastı çevreyi. Baykuşların sesi git gide arttı. Kafamı kaldırdım görmek için ama sis içinden pek de ayrıntılı gözükmüyordu uçan baykuşlar. Neden oturmuyorlardı ki içeride? Çevresinde dönüyorlardı boş boş. İçeri girdim. Alt kat boştu. Üst katlardaki baykuşlardan birini kullanmak için yukarı çıkmaya başladım kendimden emin adımlarla. Ancak ilk kattan sonra yukarıdan sesler geldiğini fark ettim. Minik minik gelen büyü sesleri tanıdığım bir büyünün sesini hatırlatıyordu. KSKS dersinde gördüğüm... Ceketimin önünü açıp iç cebimden asamı çıkarttım. Yukarı çıkmalı mıydım? Neler olduğuna bakmalı mıydım? Cevabım evetti ama yalnız olmaktan nefret etmemin nedeni buydu işte. Yanımdakiler olmadan eksik gibi hissediyordum. Kendime gelmeliydim. Bir Boleyn olarak korkmak gibi bir lüksüm yok. Asamı çıkarttığım yere koydum mektubu. Adımlarımı sessizleştirerek çıktım yukarıya. Zaten büyü seslerinden beni duymak zordu. Merdivenlerin en üstüne ulaştığımda içeride iki büyücü ile bir cadının düellosu ile karşılaştım. Gördüğüm gibi sırtımı duvara dayadım. Yanlışlıkla bir büyü denk gelirse felaketim olurdu. Eğildim ve vücudumu en küçük boyuta getirerek kapının girişinden olanları görmek için sadece gözlerime kadar çıkarttım kafamı. Ortadaki kadın, çok profesyonel bir şekilde dövüşüyordu. Gözlerim kocaman açıldı. Tekrar soktum kafamı içeri. O savunma büyüsünün engellediği büyüleri bilmiyordum bile.

İnanılmazdı. Biraz soluklandıktan sonra tekrar kapıdan baktım. Düello bizim okuldakiler gibi değildi. Kadından kaçan adamlardan biri yanımdan geçti. Beni umursamadı korkusundan. Merdivenlerden aşağıya inerken elimdeki asayı ona çevirip "Sersemlet!" diye söyledim büyülü sözcükleri. Asamdan çıkan ışık adamla buluştuğu gibi adamın merdivenlerden yuvarlanmasını sağladı. Kadının durumunu görmek için tekrar kapıdan baktığımda diğer adamı saf dışı bıraktığını, elindeki mektubu gönderilecekler arasına bıraktığını gördüm. Sonra da cisimlendi. Kadın cisimlendiği gibi yerimden çıkıp bıraktığı mektuba koştum. En yeni bırakılmış, en üstteki mektubu aldığım gibi yırtıp açtım. Her şey meraktan derler... Mektup anlamadığım dilde yazıyordu. Eski dillerden biri miydi ki? Ceketimin içindeki mektubu gönderileceklere koydum ve kadının mektubunu ceketimin içine koydum. Sonra da terk ettim postaneyi. Hayatımda bu kadar iyi büyü yapan bir kadın görmemiştim. Mektubun bilinmeyen dilde olması da burada bir boklar döndüğünün göstergesiydi.

81
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 02 Şubat, 2022 23:14:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Das'tan gelen 3, Seth'ten 4, Cynthia'dan 2, bir de elimdeki bilmemnelerle ki onlar da 4 yapıyor galiba, yeni de anomali yaptım oradan da 2.

ben de zihinbend alacağım 2. seviye.


82
Yasak Orman / Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 02 Şubat, 2022 21:24:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu konu;

Ares ve Carmilla düellosu,
Ares'in bunu benimle paylaşması,
Sam ile konuşmamdan

sonra okunmalıdır.



Samuel ile anlaştığımız gibi karagöle doğru yürürken bir yandan da çevreme bakınıyordum herhangi birinin izlememesi için. Profesör Urswick’ten bu gecelik toplantı yapılmaması için izin almıştım. Çok fazla izin almadığım için fazlasıyla endişelense de bir kaç yalanla hallettim. Yalan söylemeyi sevmiyorum. Okuldan sonra ihtiyaç duymamayı planlıyorum. Cyneric ile karagöle ulaşıp beklemeye başladık. Winton, soğuk havada o kadar dikkat etmesine rağmen soğuk kapmıştı ve hapşırıp duruyordu. O halde bizimle gelemezdi. Gage ise bir kaç saat sonra gelip gelmediğimizi kontrol edecekti. İşler uzarsa profesörlere haber verecekti. Ares ne demişti? At-adamları katleden cadı avcıları... Bahsettiği yerin At-adamların alanı olduğundan emindik. Ormanda kaybolmak kolaydı ancak Cyneric bu tarz konularda iyiydi. Üstelik kuzenimin de iyi bir yön duygusu vardır. Alt sınıflara bekçiden aşırttığım bir pusula vardı elimde. Önce kuzeye, sonra batıya, sonra biraz daha kuzeye ilerleyecektik bekçiye alakasız bir soru soruyormuş gibi sordurttuğumda söylediği gibi. Soğuk yüzünden sıkı giyinmemiz gerekiyordu ancak bu bizi yavaşlatıyordu da. Eldivenle asamı tuttuğum için kendisinde tam bir kontrolüm olup olmadığını bilmiyordum. Cyneric iyi çocuktur, güvenilir çocuktur ancak pek istikrarlı duygu duruma sahip biri değildir. Bir anda sinirlenebilir.

Biraz bekledikten sonra kuzenimin Hogwarts kapısından yanında bir arkadaşıyla geldiğini gördüm. Cyneric çok konuşmayı seven biri olmadığı için bir süre sonra sessizleşmiştik zaten. Bu yüzden gelmeleri beni biraz da olsa kurtardı diyebilirim. Cyneric’e kafamla geldiklerini işaret ettikten sonra yanımıza yürüyene kadar dönüp onlara baktık. Kuzenime kafamla selam verdim konuşmak yerine. Yanındaki arkadaşını da tanıdığım için “Clifford.” diyerek selamladım. Cebimden çıkarttığım büyülü pusulayı gösterdim buna. “Kuzey 20, Batı 53, Kuzey 12. Ağaç sayısı.” dedim. Onun düşünmesine gerek yoktu zaten bunları. Şimdi kısa yol diye Kuzeybatıya 35 ağaç ilerlemeye falan kalkar kayboldurur bizi. Ağaçları ben sayarım. “Atadamların oraya gideceğiz.” Cyneric’i gösterdim kafamla elinde bir sepet, sepetin içinde de akşam yemeğinden kaçırdığımız bir kaç şey vardı. “Karşılaştığımızda onlara veririz diye hazırlattım. Karşımıza başka ne çıkar bilmiyorum. Bu yüzden asaları hazır tutun.”

83
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 02 Şubat, 2022 18:00:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cynthia Jean Urswick, Das ve Seth Carter'daki güç puanlarını bu karakterime geçirebilir miyiz? Cynthia Jean Urswick karakterimin mesaj sayısını da aktarmak istiyorum kendime.

Ondan gelen 8 mesajla 6. seviye olacağımdan 3 GP daha alacağım.

84
Hogsmeade Kermesi / Ynt: Hogsmeade Kermesi Gezisi
« : 02 Şubat, 2022 17:51:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ulan ne boş iş. Şuan oturmuş hesap kitap yapıyor olabilirdim. Üstelik haftalık yatakhane temizleme günü. Gage bok içinde yaşıyor odanın temizlenmesi için aklapakla yetmiyor. Kaldırdılar bizi Hogsmeade ayağına gezdiriyorlar. Kermesmiş de bir şeymiş de. Yürüyorum bizimkilerle. Hufflepuff’lı bi çocuk var yanımızda bakıyor tip tip. “Ne bakıyo’n? Dön ulan önüne.” falan diyerek hırladım buna. Yürüdük. Profesörler saldı sonra bizi. Kermese bakındım. Boş. Boooş işşşş! Şuan okulda olup işime yarayan ödev seçebilir, onu yapabilirdim. Kenarda durmuş Gage’in boş atmasını dinliyordum. Diyordu ki eğer çok hızlı bir şekilde dünya etrafında dönebilirsek bir gün içinde kaç kere güneşin doğuşunu ve batışını görebilirmişiz. Winton da mantıklı cevap vermeye çalışıyordu. Yahu bu gezi daha ne kadar boş olabilir? Huff çocuk tekrar bakınca şöyle elimi kaldırıp vuracak gibi yaptım. Çekildi. Cyneric yanıma gelip “Abi o benim kızın arkadaşı yalnız. Şapmayalım.” diyince “İyi tamam.” dedim. Garip bakmasınlar yüzlerinin ortasına çakacağım zümzüğü. Aha yemek savaşı başladı.

Urswick’i bulmak için etrafa bakınıyordum ki Strömm geldi. Fıçı getirmiş. Diyor ki gelin bira içelim. Bira içmek mi? Yoksa insanları düzene sokmak mı? İnsanları düzene sokmak bana bir şey kazandıracak mı? Aha Starlight profesörün üstüne tatlı boşalttı. Urswick’ten savaş narası duyduğum gibi Strömm’a döndüm. Tavuk kavgasını kaldıracak kafam yoktu. Bira içelim. Hem de fıçıyı kaldıramıyormuş. Gittim yanına bunun. Kucakladım fıçıyı. Kadınlar ne kadar ezik varlıklar. Şu fıçıyı taşıyamıyor daha. Bi vursam ölür.

Şöyle her şeyden uzakta, gizli saklı bir yere çıkarttım fıçıyı. Arkamda da Strömm. Bir binanın ikinci katındaki balkona dışarıdan merdivenle çıktıktan sonra bıraktım fıçıyı. Tabi egom da pohpohlandı. Oturdum karları temizleyip. Cümbüşe döndü ortalık zaten iki dakikada. Yemek savaşı ne merlin aşkına? Lord olarak yukarıdan izlerim anca bu köylüleri. Sessiz sessiz biraz izledim aşağıyı. Sonra gözüme biri takıldı. “Amnskmss...” diye tısladım görüntü yüzünden. Benim kuzenim olacak o hergele, bir kızın yanındaydı. Yanındaydı ve mendili ile kızın yüzünü siliyordu. Kız ise...

Taaaaa dönüyoruz benim 1. sınıf anılarıma. O zaman Samuel ile aramız iyi. Ben yine tutuk bir çocuğum. Ailem iyi bastırdığı için, çocukken de hareketlerime dikkat ederdim. Hufflepuff’tan bir kız ile tanışmıştım. Cıvıl cıvıl bi kızdı. Böyle konuştukça konuşuyor, tatlılığıyla gülümsemesiyle onunla arkadaş olma isteği oluşturuyordu içimde. Bana baktıktan sonra saçımı düzeltmişti. Demişti ki saçın böyle daha güzel... İşte o zamandan beri saçımı aynı yaparım. Charlotte’un yeri ayrıdır içimde. Ayrıdır ama ailemin getirdiği durum var. Öyle rastgele biriyle birlikte olamam. En azından duygusal açıdan. Bu yüzden bu kızı da kalbime gömdüm. Yine de dokunulmasın o kıza abi, istemiyorum. Kuzenim bunu da yapmasın artık ya. Gidip kızın kalbini çalacak, sonra üzecek o güneş gibi masum kızı. Bu benim kerkenez kılıklı kuzenimin mendili ile gözünü sildiği kız o işte. Charlotte. Derin nefes alıp “Ya nerede kaldı bunlar?” dedim. Bira içmek istiyorum. Strömm’e gösterdim benim kuzeni. “Görüyor musun şunu? Şu bok kafayı görüyor musun?” dedim. “Bir gün elimden kaza çıkacak. Ağzıyla kaşının yerini değiştireceğim. Kolunu g*tüne sokacağım o olacak. Bardaklar nerede kaldı!”

85
Büyük Salon / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol I)
« : 02 Şubat, 2022 17:17:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Samuel’in reddedeceğini düşünmüyordum. Zaten bu yüzden birbirimize atarlanmamıza rağmen böyle açık sözlülükle istekte bulunmuştum. Eskiden... Eskiden çok takılırdık. Artık fazla haz etmiyoruz birbirimizden. Plan olması gerektiğini söylediğinde düşünceli bir şekilde kafamı salladım. Winton ile bir şeyler düşünürdük. “Amacım Ares’e saldıran kişiyle savaşmak değil.” dedim. “Yine de haklısın. Dikkatli olmalıyız. Carmilla muggle’lara karşı bir kadın. Ares’e saldırmış olması mantıksız.” Ares’in annesini öldürdüğünü kuzenime söylemedim. Ares zamanı gelirse kendisi hakkındaki şeyleri kendisi söylerdi. “Ben daha çok; insanlara hayal gösteren, kafa karıştıran bir varlık olmasından şüpheleniyorum.” Haftasonu gitmemiz önerisinde bulununca durup düşündüm. Anneme haber vermek için biraz geç mi olurdu o süre? Baykuşun adaya gidiş süresini de hesaba katarsak pazartesi cevap alırdım herhalde en erken. Arkamdaki masaya yaslanıp çenemdeki kafasını çıkartmış sakallarımı kaşıdım. Ares’e soralım diyordu kuzenim. “Ares’in tekrar ormana girmesine vesile olmam.” dedim soğuk bir sesle. Bunda kararım kesindi. Amacımız Carmilla’yı bulmak değil. Olayın gerçeğini öğrenmek. Ben Carmilla’nın yanlış bir yolda olduğunu düşünmüyorum. Bakanlık’ın yapamadığını yapan bir kadın. Ares’in annesini öldürmesinin sebebinin önüne çıkan bir engel olduğuna eminim. Bazen, kurallar yeterli değilse kendi kurallarını yazmak gerekir. Bu kurallar da doğanın kanunlarına uyar. Yani... Güçlü güçsüzü ezer.

“Dediğim gibi...” dedim Samuel sözlerini bitirince. “Ormanda Carmilla falan yok.”

“Senin dediğin olsun. Haftasonu. Cumartesi gecesi. Karagölün orada buluşacağız. Duyulmasın. Özellikle Ares’in duymamasını istiyorum.” Ravenclaw’dan arkadaşım Winton’a döndüğümde ondan olumlu cevap alınca “O zaman karar verilmiştir.” dedim. Arkadaşlarım tekrar masadaki satranç tahtasına döndüler. Samuel de Gryffindor masasına geçecekti ki ayağa kalkıp yakaladım kolundan. Yüzüne bakmadan “Sağol.” diye fısıldadım. Sonra da bırakıp Slytherin masasına, turnuvama döndüm.

“Tekrar başlayalım, bu maç sayılmaz.“

SON

86
Büyük Salon / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol I)
« : 02 Şubat, 2022 15:37:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ben buna atarı koyunca, kuzenimden yüzyılın geri vitesi geldi. Şakaydı falan demeye başladı. Adam değilsin var ya. Gel şurada güreş benimle? Yemez ama. Elini uzatıp omzuma koyunca vurdum koluna elimin tersiyle “Dokunma tamam.” dedim. Sevmiyorum böyle elleşmesini. Yanımdaki arkadaşlarıma bırakın dediğinde çocuklar dönüp bana baktı. Ben de kafamı salladım bırakmaları için. Tutmasalar saldırmam ki zaten. Bu lavuk yüzünden kural çiğneyeceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Olay güç gösterisi sadece. “Dost değiliz.” dedim aynı soyadı taşıdığım herif bana öyle hitap edince. YOO DOSTUM SADECE EĞLENMEK İSTEMİŞTİM. Benle mi eğleniyorsun keko? Git bir yerinle oyna öyle eğlen. Durduk yere sataşıp dostum şaka yapıyorum ehe diyorsun. Bir aralar dosttuk gerçekten bununla. Şimdi sürekli didişiyoruz. Gage’e söylediklerinden sonra, ki harbiden Gage durduk yere olayı çıkarmıştı ama benim korumacı yönüm çok güçlüdür, “Ağzını topla.” dedim. “Arkadaşım istediğini söyler. Sen burada kimin ne söylediğinin reçetesini mi tutuyorsun?” Winton’un yanına oturdum sakince. Elimle arkadaki Ravenclaw kızı gösterdim. Durduk yere kızın yemeğine satranç taşı attırdı iyi mi? “Fili ver hadi.” dedim buna.

Winton’ın önündeki satranç tahtasına baktım, masanın üstünden atlarken dağıtmışım oyunu. Zaten yeniliyordum iyi olmuş. Kuzenin yanındaki bebeler fili verince alıp masanın üstündeki tahtaya koydum. Sonra da Samuel’e dönüp ıslık çaldım. “Yanaş. Bi şey dicem.” dedim elime yanıma gelmesini işaret edip. Gelince de arkadaşlarıma da el ettim yanaşsınlar diye. Sessizce konuşmaya başladım kuzenime bakarak. Çünkü diğerleri zaten biliyordu olayı. “Ares’in olayını duydun mu?” dedim buna. Ne duyacak anca keko gibi karı tavlama taktikleri versin çevreye. “Ormanda Carmilla ile karşılaştığını, kadının ona eziyet laneti yaptığını falan anlattı. Böcürttür dedim, ormanda saçma sapan şeyler var. Değil diyor. Ares baya yakın arkadaşım. Önem veririm. Bilirsin.” Önem vermesem kuzenimle işbirliği yapmam zaten. Winton ne söyleyeceğimi anlamış gibi yerinde hareketlendi. “Urswick’e söyledim. Vampir dedi, başka bir şey demedi. Vampir falan değil o çocuğu o hale getiren. Anneme mektup yazacağım ama ilk önce emin olmam gerekiyor. İşi başından aşkın yanlış bir haber için rahatsız edemem. İki gün sonra ormana girmeyi planlıyorum. Kabul edersin ya da etmezsin. Sana söylüyorum çünkü...” Söylemesi zor olsa da güçlüsün ve sana güveniyorum. “Neyse. Gelecek misiniz?” Cyneric ve Winton direkt olumlu anlamda kafalarını sallarken Gage birinin gelmeyip bir şey olması durumunda profesörlere haber vermesi gerektiğini söyleyerek arkada kalacağını söyledi. Dönüp kuzenime baktım cevap versin diye.

87
Büyük Salon / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol I)
« : 02 Şubat, 2022 03:39:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Winton yaptığı bir hareket ile bana atını yedirdikten sonra ilginç bir şekilde karşıt atak yapmayı başardım. Öyle ki karşımda yerinde kıpraşmasından planında bir sorun olduğunu da anlayabildim. Gage sırıtıp çocuğa baktı hatasını fark ettiği gibi. Ben de oyuna tekrar döndüğüm içim doğruldum oturduğum yerde. Kendime güvenim geldi. Tam filimi hareket ettirecektim ki uzaktan millete yalan dolan atan kuzenime laf söyleyesi geldi Gage’in. Adada ne parçalar olduğundan, 250 gram da bize istediğini söylediğinde dönüp baktım buna. İte köpeğe ne koz veriyorsun. Hiç düşünmüyor bu da. Bir anda laf edecek bir an buldu ya başladı bu da konuşmaya. Yok işte ben kızlarla uğraşmıyormuşum da, arkadaşlarım adaya gelmiyormuş da, adada para sayıyormuşum da... Hem konuşup hem benim satranç oyunumu izliyor keko. Koz bulduğu gibi saldıracak. Hayır o değil, büyük salonda boş boş sataşıyor. Adada olsa bırakırım havlasın da burada bir ağırlığımız var. Her ne kadar hoşt demek istesem de mahalle kavgası etmek yakışmaz. Ona laf etsem dediklerini kabul etmiş olurum ki dediklerinin yarısı doğru. Ben de kızlarla yakınlaşıyorum ama aileye olan saygım yüzünden bunu ulu orta anlatıp değerimi düşürmüyorum karşımdaki kütük kafa gibi.

Bakışlarımı karşımda oturan Winton’a çevirdim. Çocuk da kaşlarını kaldırıp “Yapma.” dedi sessizce. Herif beni çözmüş yemin ediyorum. Ancak gördüğünüz gibi hem satrançta yeniliyorum, hem Gage herifin söylediği şeyin üstüne “Oooo, ne dedi!” falan diyor, hem de gereksiz yere laf yiyorum derken gözüm döndü. Satranç tahtasından fili aldığım gibi kuzenim olacak o şerefsize fırlatıverdim. Kalktım ayağa, Slytherin masasından atladım Gryffindor masasına doğru ama Cyneric ve Winton omzumdan tutup herifin üstüne çullanmamı engellediler. "Eadwig." diyordu Winton. "Amacı bu zaten sal."

“Hayırdır kuzen? Yine bir yerlerin kaşındı herhalde durduk yere arandığına göre.” diye atarlandım buna. “Sende söylenileni yapacak akıl yokken nasıl bana laf edebilirsin? Boş beleş adamsın! Anca kendini gezdir. Pazardan kız tavlıyormuş! Hah! Ulan bu soyada sahipsen her türlü ezik kız düşer ki! Sanki senin zekana kişiliğine düşüyorlar! Bir de sana verilmiş bu kutsamayı reddetmiyor musun? İki yüzlü şerefsiz.”

88
Büyük Salon / Kuzişim gelmiş (Vol I)
« : 02 Şubat, 2022 02:35:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Slytherin masasına elimi yüzüme koymuş Winton ile büyücü satrancı oynuyordum. Yenilmekten nefret ediyorum ve karşımdaki çocuğu yenebileceğimi düşünmüyorum. Böyle arada turnuva ayağına birbirimizle satranç oynuyoruz. Winton, Cyneric’i ezici bir şekilde yendi daha demin. Ben de Gage’i yendim ama... Çocuk garip garip stratejiler denediği için oldu. İki kazanan olarak karşı karşıya geldik Ravenclaw arkadaşımla. Sonuç olarak da içimden geçiyor...

“Rok yap Boleyn!” dedi Gage. Yanındaki Cyneric çoktan bizden uzaklaşmış Hufflepuff masasında sevdiği kıza dalıp gitmişti.

Rok yapmak için kafamı önümdeki taşlara indirdiğimde kalemin olmadığını gördüm. Daha demin aşırı saçma bir şekilde Winton’a yedirtmiştim. Gage bu salaklığım yüzünden kıkırdarken “Aman çok komik.” dedim.

Winton sakin bir sesle “Pes edebilirsin.” dedi.

“Siktir lan oradan.” diye cevapladım. “Hakkımla yenilirim, pes etmem.”

Omzunu silken Ravenclaw’lı arkadaşım “Sen bilirsin. Sonuç değişmeyecek.” diye kışkırttı beni.

Kaşlarımı çatıp hamlemi düşünmeye devam ettim. Şu atı şuradan oynasam, o şunu yer, yerse şuradan vezirle onu yerim... Veziri kalesiyle yer. Kaleyi alırım ama veziri veririm. Ben kötü duruma düşerim. Başka bir şey düşün Eadwig...

89
Büyük Salon / Ynt: Kardeşim Çizdirmişsin Kestaneyi
« : 02 Şubat, 2022 02:24:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Lanetin adını duyduğumda bile tüylerim diken diken olmuştu ve gülümememek için kendimi tutmuştum. Bin tane kaynar bıçağın derini delmesi mi? Derin bir nefes aldım. Birilerine o acıyı hissettirebilecek kadar güçlü olmak harika olmalı. Arkadaşıma bunu yapan kadına yapma isteği yükseldi içimden çünkü ihanete uğramış hissetmiştim. Ares’in annesini Carmilla’nın öldürdüğünü bilmiyordum. Sadece muggleları, yobazları öldürmüyor muydu? Tabi ki doğru yolda ilerlerken karşısına çıkan bazı toz tanelerini de silmesi gerekiyordu ama okula gelip bir çocuğa eziyet etmek. Fazlasıyla duygusal, zevk için yapılmış bir şey gibi geliyordu kulağa. Carmilla ne de olsa bir kadındı. Başka bir şey beklenemezdi.

Carmilla’nın bir katil olduğunu şu konuşmada bilmem kaçıncı kere söylediklerinde. “Anneni onun öldürdüğünü bilmiyordum.” dedim sonrasında ise sessiz kaldım. Muggleların öldürülmesi konusunda hiçbir sorunum olmasa da, yakın arkadaşıma zarar verilmesi, ailesinin öldürülmesi... Bunlar kabul edemeyeceğim şeylerdi. Strömm yanımda çoktan komplo teorilerine başlamıştı. Evet, iki gazeteciyi öldürmüştü bu kadın. Bakanlık onun arkasındaydı. Dediklerinin olma olasılığı vardı ama burada ne kadar düşünürsek düşünelim gerçeği bulamayacağımıza emindim. Bu yüzden boş bir sohbetti.

“Karanlık orman saklanmak için uygun bir alan.” dedim. “Profesör Urswick seni bulduğunda yanında bir vampir olduğunu söyledi. Kadınlar fazla duygusallar, Carmilla’yı vampir sanacak kadar aptal olduğuna inanamıyorum.” 

90
Büyük Salon / Ynt: Kardeşim Çizdirmişsin Kestaneyi
« : 02 Şubat, 2022 01:42:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ares seslenince Slytherin masasına doğru harekete geçmedim. Döndüm tekrar Ravenclaw masasına. Özür dilediğinde kafamı olumlu şekilde sallayıp oturdum karşısına. “Aynı düşünceleri paylaşıyoruz.” dedim aramızın bozulmasını istemediğini söylediğinde. “Şu” diye yanımdaki kızı gösterip dikkatini dağıttığını belirtti. Yani, ne denir ki? Çocuğu suçlayamazsın. Affedilmez lanetle işkence gördüğünü söylediğinde gözlerim açıldı. “Affedilmez lanet mi kullandı?” dedim. Dikkatim diğer söylediklerine değil buna odaklanmıştı. Nasıldı acaba? Kullanması, kullanılması... Strömm yanımda söylediklerine katılmam için adımı söylediğinde kafamı salladım dikkatsiz bir şekilde. “Hıhım...” diye katıldım söylediklerini anlamamış olmama rağmen. Sonra Ravenclaw masasına doğru eğildim Ares’in ağzından çıkanlara dikkat kesilerek.

“Nasıldı?” dedim. “İşkence. Nasıl bir histi?”

Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7