17 Nisan, 2026 09:01:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Theophilus Orion Lestrange

Sayfa: [1]
1
Mag Mell - Bar / Ynt: Uykusuz Gecelere Bir Kadeh Şarap
« : 06 Nisan, 2022 00:44:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Kendimden bahsedeyim."

Bir yudum aldı içkisinden konuşmaya başlamadan önce.

“Evliydim, yani hala evliyim ama...” duraksadı adam, neden buradan baslamıştı ki anlatmaya? En büyük yarasından. Ufak bir huzur hissetse sızlamaya başlayandan. Theophilus’un tarzı değildi bu o hep en parlak zırhının ardında yücelterek bahsederdi kendinden.

Pişmanlık ve yas içermeyen sözcüklerle. Güven veriyordu insanların onu öyle tanıması ama asıl amacı güven değildi,  üstünlüktü. Kusursuz olunca ilahi bir kibirle tepeden bakabillirdi diğerlerine ama onu öyle sinsice yapardı ki karşıdakine ittiraz hakkı tanımadam yavaş yavaş kabul ettirirdi üstünlüğünü.

Bunları düşününmek  kendini bir şarlatan gibi hissetirdi adama. Oracıkta af dilemek istedi  tanrıdan ama  hızlıca vazgeçti bu isteğinden. Onun yerine karşısındaki siyah saçlı kadının gözlerine baktı.

“Onu koruyamadım, madam.”dedi iç çekerek ardından o günü anlatmaya başladı kadına,  o günkü ufak çekişmelerinden, görevlerinde her şeyin ters gittiği andan, karısının yüzündeki ifadeden, koca bir yıldır o ifadenin nasıl göz kapağına kazındığından, kadın kadehine içki doldurdukça o da hayatını doldurdu onunkine.

“Umarım başınızı ağrıtmadım, sizin de  anlatacak çok şeyiniz var gibi...”

2
Mag Mell - Bar / Ynt: Uykusuz Gecelere Bir Kadeh Şarap
« : 22 Mart, 2022 00:17:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kadının suratına baktı bir süre sorduğu soruyu düşünerek. Ne kadarını bilmek istiyordu ve ne kadarını bir yabancıyla paylaşmak güvenliydi? Peki, kendisi ne kadarını paylaşmak istiyordu? Yanıtlaması çok da zor sorular değildi bunlar, çoğu kişi üzerinde düşünmeden cevaplayabillirdi de fakat Theophilus onlardan biri değildi. Gerek mesleği gerekse kişiliğine bağlı olarak kendini açmadan önce detaylıca düşünürdü hep.

Kadınsa hâlâ yanıt bekleyen bakışlarla yüzüne bakıyordu adamın.

“Haksız değilsiniz tabii, benim yaşımda biri bu saate burda olmamalıydı. Ama... Uyumak kavramı pek bana göre değil sanırım. Kıvranıp duruyorum her gece unutulmuş olması gerekenleri hatırlıyorum, bir şüphe kaplıyor içimi... Uyursam ölecekmișim gibi geliyor”

Kendini bir yabancıya açmanın korktuğu kadar da garip bir his olmadığını düşünmeye başlamıştı.

Kadının, menekşe rengi gözlerine baktı doğrudan, alıșılmıșın dıșında koyu renk halkalar yer etmişti altlarında. Bakışında kendine yakın bir şey hissetti adam, çok samimi geldi kadın bir anda gözüne.
“Sizin de benden pek bir farkınız yok, sanırım.”
 dedi, kan kırmızı renkli içkisinden bir yudum almadan önce.

3
Mag Mell - Bar / Ynt: Uykusuz Gecelere Bir Kadeh Şarap
« : 16 Mart, 2022 00:29:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Henüz içeri birkaç adım atmışken kadın sesinin kendisine kapattıklarını söylediğini duydu. Etrafına baktığında barda kimsenin olmadığını görmüş olsa da o kadar yol gelmişken kemiklerini tir tir titreten ayaza geri dönmek istemiyordu Theophilus, ona hiçbir güç yaptıramazdı bunu. O şarabı içecekti.

Karşısındaki kadına baktı. Gevşek bir topuz yaptığı koyu renk saçları ve derin dekolteli siyah bir elbise vardı üzerinde, suratındaki ifade ise ilk yanlış hareketinde onu paramparça etmeye hazır gibi duruyordu. Eğer içkisini istiyorsa tatlı dil ile yaklaşması gerektiğine kanaat getirmişti. ]“Özür dillerim madam,” dedi mahcup bir ifadeyle. “Kapıda açık yazdığı için öylece girdim mekânınıza."

Kadın  ne cevap verdi ne de ona bakma zahmetinde bulundu.

"Yine de," dedi Theophilus kadının nabzını ölçmek için es vererek. "Bir şeyler içip ısındıktan sonra kapatırsanız duacınız olurum.""  Yapmacık bir kibarlık takınmıştı üzerine. Kadın bir süre süzdü onu sessizce, sonrasında hiçbir şey demeden tezgâhın altından tozlu bir şişe çıkardı.

Memnuniyetle gülümsedi adam. Bara yöneltti adımlarını, içkisiyse kristal bir kadehe doldurulmuştu çoktan. "Theophulis Orion Lestrange" "diyerek tanıttı kendini. “Misafirperverliğiniz için minnettar olduğumu ne kadar dile getirsem az, madam".”

4
Mag Mell - Bar / Uykusuz Gecelere Bir Kadeh Şarap
« : 15 Mart, 2022 22:45:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kemikleri titreten soğuk bir perşembe gecesi, evinde oturup sıcacık yatağında huzurlu bir uyku çekmek herkesin tercihi olurdu, fakat kalın paltosu ve sarı saçlarıyla sokağı adımlayan bu adam bir istisna gibi görünüyordu.

Bu gece de olduğu gibi Theophilus’un beyni uyumayı reddederdi zaman zaman. Bir Muggle gibi çaresizce dua ederdi Tanrı’ya uyumasına izin vermesi için ancak karşılıksız kalırdı duası çoğu zaman. Ve kendini sokaklarda bulmasının nedeni de buydu gecenin bir vaktinde.

Bir taraftan birkaç kadeh şarap içmek için uygun bir yer arıyordu çevresinde, bir taraftan da donmamak için hızlı adımlar atıyordu elinden geldiğince. Soğuk, uyuma isteğini çoktan söküp atmıştı.

"Sessiz bir yerde sabahlarım, uykudan daha çok dinlendirir beni,""  diye düşündü.

Neden uyuyamadığını bilmiyordu; her zaman berbat kâbuslar görmesi ya da bitmek bilmez pişmanlıkları değildi nedeni, o kadar da kasvetli bir adam değildi Theophilus. Yine de gece olmasını hiç istemiyordu. Nefret ederdi bu huyundan, insan dediğin uyurdu, bu basit bir zorunluluktu. Bu düşünce kendisine güçsüz, yaşĺı biriymiş gibi bakmasına neden oluyordu. Gerçekten ihtiyarlamış mıydı yoksa?

Sonunda aradığı yeri bulduğuna karar verdiğinde yarım saat geçmişti. Mag Mell Taverna'ydı barın ismi. Ağır adımlarla içeriye girdi kendine bir yer bulmak için.

5
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Huzursuz Bir Geceyarısı
« : 14 Mart, 2022 03:32:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Böcürt dolu bir odanın kapısından bile göğsü dik çıkacak kadar onurlu bir büyücüydü Theophilus, yine de koridorda adımlarken dizlerinin titremesine engel olamıyordu. “Düzelt kendini!” dedi kendi kendine, ter ve göz yaşı kokuyordu. Etrafına bakındı birinin onu fark edip etmediğini kontrol etmek için.

”Yok yok, yıllar geçti üstünden, hem ben bir anıdan etkilenecek adam mıyım? diye son verdi şüphelerine, bugün buraya gelme amacı kendi kendine konuşmak değildi. Bembeyaz olmuş yüz ifadesini saklamaya çalışıyordu, artık yerini ezbere bildiği odaya doğru ilerlerken. Saklayacağı biri de yoktu gerçi, bu saatte sadece şifacılar olurdu St Mungo’da, hızla ordan buraya koşuştururlardı Theo’nunkinden bile asık suratlarıyla. “Merlin aşkına” dedi içinden. “Ruh emicilere benziyorlar bu şekilde insan burada nasıl şifa bulur?

‘Belki o da bu yüzden iyileşmiyordu’ diye geçirdi içinden rüyalarına musallat oluyor, şifacıların yüzüne çeviriyordu onunkini de.

Köstekli saatini çıkardı cebinden, gece yarısını geçmişti, bir buçuğu gösteriyordu akreple yelkovan, içindeki kederi atmak ister gibi ofladı saati yerine geri koyarken, ardından önündeki kapıyı açtı.

Oda karanlıktı, çekili perdelerin kenarındaki aralıktan yansıyan ay ışığı soyulmuş duvar kağıtlarına vuruyordu, içeride yatak ve bir masa dışında hiçbir şey yoktu.

Lambayı bulup yaktı, karşılaştığı manzarayla bu hareketinden hemen pişman oldu.

Yeniyetme boyutlarında bir adam yatıyordu; teninin rengi yeşile çalan, saçları birkaç tel kalmış bir adam.

“Zavallı şey” dedi Theophilus, ama saniyeler sonra bu adamın kim olduğunu hatırlattı kendine.

Kan saniyeler içinde beynine çıkmış, yüzü alevler içinde yanıyordu sanki. Bakışları sinirle karardı.

“Varlığın hiçbir önem taşımıyor!” bu sözleri, adamı uyandırmaya yetse de tepki gösterecek hali yoktu, dikilip oturmakla yetindi. Aynı şeyi her ay yaşıyordu sonuçta.

“Duydun mu beni, yatağı işgal etmiş bir ucubeden fazlası değilsin!”

Hasta adam sadece başını salladı.

“Şimdi susarsın tabii, rüyalarımda  avlarsın beni. Sözcükler o zaman dökülür ağzından, annemle, babamla ve hatta karımla tehdit edersin beni.” Ses tonu alçak olmasına rağmen bakışları hala bir bıçak gibi keskindi.

“Bunu sana yapan ben bile değildim ifrit kafalı! Zekiydin hani sen?”

“Ben... Senin rüyana falan... Girmedim... ama sendin... yapan... Bıraktın beni...” her kelimeden nefeslenmek için duraksıyordu adam.“Beni orda bıraktın.”

Theophillus, onun neyden bahsettiğini gayet iyi biliyordu.

O olay yaşandığında on iki yaşındalardı.

“Haydi Ralph güneş batacak!” demişti genç Theophillus emreden bir tınıyla. Siyah saçları, yeşil gözleri olan çoçuk başını sallamıştı.

Geleceğim ama emin misiniz efendim? Annem akşam vakti ormana giden çocuklar hakkında kötü şeyler anlatır hep.”

”Annen masallarını kendine saklasın. Dediğim matarayı getirdin mi? Ölümsüzlük nehrinden babama da su getirmem lazım!”

Ralph’in kaşları onaylamaz bir şekilde çatılmıştı. “Evet, getirdim ama öyle bir nehir olduğunu sanmıyorum. ”

Theo onu duymamazlıktan gelmiş ve ormana doğru yola koyulmuştu, aklındaki tek düşünce bunu yaparsa babasının onu çok seveceğiydi, hizmetkar Ralph haddini aşıyordu. Ne biliyordu ki o? Farelerin yediği kitaplardan bir şeyler ögrendiğini sanıyordu sadece.

”Dümdüz gideceğiz buradan gördüğüm ovuk bu civarlardaydı.”

Biraz ileride aradığı şeyi bulmuştu Theophillus. “Tut şunu” demişti çantasını çıkarıp, ovuk bir ağaç gövdesini andırıyordu etrafı taşlarla çevriliydi ve ancak bir çocuğun geçebileceği kadar büyüktü. Theo bir ayagını aşagı sallandırmış ancak bir sertlik hissetmemişti. ‘Dipsiz bir kuyu olabillir’ diye düşünmüştü ayağını geri çıkarırken, sonra yerden aldığı bir taşla derinliğini hesaplamak için oluktan aşağı bırakmıştı. Çok uzun sürmemişti ‘tak!’ sesini duymaları, yalnızca on dokuz saniye geçmişti.

“Fazla yüksek olamaz” demişti Theo. “Sen daha uzunsun ilk sen gir.” Bunun üzerine yeşil gözlü çocuğun yüzünü bir korku kaplamıştı tıpkı kasabın eline düşen bir koyun gibi.

Ralph hiç istemeyerek çantayı tekrar Theo’ya vermişti, yalvaran gözlerle son kez bakmıştı ona. Kaderini biliyormuş gibi, son kez çırpındı gözleri...


Hatırladıklarının ağırlığı ile tekrar terlemeye başladı Theophilus.

“Suçlu ben değilim...” dedi. ”Tek arkadaşım sendin, eğer böyle olacağını bilseydim...”

Ellerine baktı Ralph’in, çürük etine baktı. Bir süre konuşmadı ardından, ifadesini günlük yaşamında kullandığı duygusuz haline getirdi.

“Ama bilemezdim, bu yüzden seni ziyarete geldiğim ve hastanenin masraflarını ödediğim için bana minettar olmalısın. Benden uzak dur.”

“Ben... rüyalara girmeyi... bilmem” diye karşılık verdi Ralph bıkkınca.

Theophilus saate baktı onu duymamazlıktan gelerek, burada gereğinden fazla zaman harcamıştı.

“Unutmadan,” adamın eline bir gazete sıkıştırdı. “Geçen sefer istemiştin ancak şu sıralar pek iç açıcı şeyler olmuyor. Ses tonu o kadar sakindi ki az önce karşısındakini boğazlamak isteyen adamdan eser yoktu. Ralph, güçsüz elleriyle sağ tarafına koydu gazeteyi. Theophilus ise veda etmeden ayrıldı odadan ve göz kapayıp açıncaya kadar oradan uzaklaştı.

6
Yetişkin Karakter Başvuruları / Theophilus Orion Lestrange
« : 11 Mart, 2022 15:37:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Yaşı : 35
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Makul derecede muhafazakar, yüzünde genelde hiç duygu olmayan tipik bir dönem adamı
Karakterin Geçmişi: : Arthur Orian Lestrange ve Christine Edith Lestrange'in en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen Theo,  Katolikliğin ve ailelesinin diğerlerine sıkı sıkı bağlı bir şekilde büyütüldü. Ailesiyle kıyaslayanınca daha ılımlı olmasına karşın bu şekilde büyümekten memnuniyetsizlik duymuyordu.
Daha mektubu gelmeden slytherin olacağı biliniyordu, bu yüzden seçmen şapka "Slytherin" diye bağırınca saşırmadi. Okulda pek cok yakın arkadaşı olmasa çoğu kişi tarafından tanılırdı, Profesörler arasında da iyi bir şöhreti vardı (İksir hariç)
Hogwarts’tan mezun olduktan bir süre sonra Iolanthe Hestia Lestrange'le evlendi
İstediğiniz Meslek: :  Seherbaz
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: : Matushka Üçüncü Enternasyonel
Büyü Yatkınlıkları: :
Biçim Değiştirme Gücü: 5
Lanet Gücü:14
Tılsım Gücü:12
İksir Gücü:2
Örnek Rp: : [spoiler]     Ponponlu kırmızı şapkasını dikkatlice kafasına yerleştirdikten sonra cebinden küçük bir el aynası çıkararak kendini inceledi genç adam. Muggle dükkânından aldığı takma sakalı ve kırmızı kadife kostümü yerli yerinde duruyordu. Hedefliği gibi tastamam bir Noel baba olması için sadece ufak bir dokunuş kalmıştı. Boşta olan eliyle cebinden kadınlar tuvaletinden aşırdığı bir pudra kutusu çıkarıp narince iki yanağına hamle yaptı.

“Mükemmel.”

Karşısındaki manzaraya bir şef öpücüğü atmadan duramayan Leonard, aynasını yavaş hareketlerle yerine geri koydu. Geriye yapılacak tek bir şey kalmıştı, balo salonuna girmek ve parlamak. Noel’de spot ışıklarını üstüne çekmekten daha iyi ne olabilirdi ki? Kırmızı çuvalını sırtına alarak bakanlık koridorlarında yürümeye başladı. Attığı her adımda bunun ne kadar mantıklı bir fikir olduğunu düşünüyordu. Hogwarts’tan gelen minikleri eğlendirme düşüncesiyle atılmıştı bu işe, derslerden ve Hogwarts dramlarından bıkmış öğrencilerin bir günlük kahramanı olacaktı belki de. Ancak herkesin resmi cüppeleriyle geleceği bu baloda gülünç ve ciddiyetsiz bir izlenim vermekten de korkmuyor değildi. Eh, her halükarda bunları düşünmek için biraz geç kalmıştı. Hem tonlarca para ve emek harcadığı kıyafetleri ve hediyeleri basit korkuları için bir kenara atacak değildi. Emeğinin karşılığını almayı istemenin verdiği bir enerjiyle hızlanan genç adam balo salonunun girişine ulaşmıştı bile.  Duraksayıp derin bir nefes aldı ve içeriye doğru bir adım attı. Nefesi verirken endişeli yüzünü içten bir gülümseme kaplamıştı.

“Ho! Ho! Ho!”

Yakındaki tüm yetişkinlerin yüzlerini şaşkınca büzmesine neden olan Leonard, istediği kadar çocuğun ilgisini çekememişti o anda. Yine de bozuntuya vermeden “Belki de söyle bir tur atsam iyi olur,” diyerek kendine bir öneride bulundu. Çuvalını omzundan indirdi ve yerde sürüyerek yürümeye başladı. Bir yandan etrafı devirmemeye çalışarak masaların arasından ilerlerken insanların bitmesine sayılı günler kalmış olan yıl hakkındaki sohbetlerinin, fısıltılar halinde onun kıyafetleri üzerinde dönmeye başladığını fark etmişti. Kendini alacağı tepkilere önceden hazırladığından moralini bozmadan ilgisini çekecek bir çocuk bulmak adına yürümeye devam etti. Salonun kenarlarına doğru geçerken kıvırcık saçlı ufak bir çocuğun ona çarpmasıyla kocaman gülümsedi.

“Dikkat et ufaklık.”

Heyecanla ağzı bir karış açılan çocuk, kafasını kaldırarak “Sen Noel baba mısın?” diye sordu.

Leonard, çocuğun diz hizasına inmek adına bir dizinin üstünde yere eğildi ve “Evet,” diye yanıtladı güler bir yüzle.

“Sana her yıl mektup yazdım neden hiç cevap vermedin?” dedi aniden yüz ifadesini değiştiren çocuk. Leonard birkaç saniye duraksadı, böyle bir tepki alacağını hiç hesaba katmamıştı. Söyleyeceklerinin yaratacağı etkiden habersiz, samimi bir ses tonuyla “Ah, Noel baba gerçekten yok ben sadece onun gibi giyindim. Umm…” dedi. Biraz düşündükten sonra hafifçe kafasını çevirerek konuşmaya devam etti. “Cadılar bayramındaki gibi düşün.”

Çocuk bir süre sessiz yavru köpek bakışlarıyla baktı adamın yüzüne, Leonard ise gülümsemesini bozmamaya çalışıyordu. Derken çocuk sinir bozucu bir ses seviyesinde ağlamaya başladı aniden.

Kelimenin tam anlamıyla şok olmuştu Leonard. Titreyen sesiyle “Ah, ağlama bak ama senin için hediyem var!” dedi, çabucak çuvalından kırmızı bir hediye bir paketi çıkartarak çocuğa doğru uzatırken. Fakat bu hareketi çocuğun sadece daha şiddetli ağlamasına neden olmuştu. Çaresiz bir şekilde “Biliyor musun bir tane daha al” diyerek ayağının ucuna bir paket daha koyduktan sonra ayağa kalktı. Şöyle bir etrafa baktıktan sonra yerdeki çuvalını alıp hızla çocuğun yanından ayrıldı. Çocukların sinir bozucu cincücelerden farksız olduğu gerçeğini en katı haliyle hatırlayan adam, bir sonraki çocuk saldırısı için gardını indirmemesi gerektiğini not almayı ihmal etmemişti. Etrafta başka çocuk görünmediğinden “Ağzımı ıslatacak bir şeyler bulmalıyım” diye düşündü. Ancak yakınlarda hiç garson yok gibiydi ve bar da hiç olmadığı kadar uzak görünmüştü o an gözüne. Tam da o sırada şansına masasına birkaç kadeh taşıyan bir adam geçiyordu yanından. “Noel baba bir tane alabilir mi? Teşşekürler,” dedi. Şaşkınlıktan dili tutulan adamın konuşmasına fırsat bile vermeden içkiyi kaptığı gibi oradan uzaklaştı.

Gecenin geri kalanını geçirebilmek adına kendini attığı boş bir köşede “Ah tanrı içkisi!” dedi ve onu huzura kavuşturan Bal şarabından uzun, keyifli bir yudum aldı…[/spoiler]

Sayfa: [1]