17 Nisan, 2026 09:00:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Henrietta Doe

Sayfa: [1]
1
Son Dans / Kırılmadan Geriye Kalanlar
« : 16 Mart, 2023 23:19:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Fani varlığının farkındalığına erişmiş her ruhun korkusudur belki de içine eninde sonunda düşeceği engin karanlığın bilinmezliği. Var gücünle kaçsan, en küçük deliğe bile saklansan seni bulacak bir son; bir yırtıcı, hiç yorulmadan seni takip edebilen… Kim korkmaz ki bu dehşet düşünceden? Ben de korkuyordum elbette. En değerlimi benden alıp götürene kadardı bu korku; sonrasında hislerimi yavaş yavaş kaybettiğim dönem başladı. Biricik Henrietta’m avcıyı avı haline getirip oğlumuzu O’nun pençelerinden kurtarmak için kendi takibini başlattığında ben bir gölge gibi takip edebiliyordum zavallı şekilde. Henrietta’nın bir tazı gibi daldığı her delik, altına baktığı her taş çaresizce sürüklenen beni yaralıyordu. Sonuç pek şaşırtıcı sayılmazdı: karımın peşinden koştuğu av’ın yeni avı oldum ben de. Tanıştım eskiden o çok korktuğum karanlıkla.

Eski korkularımı gölgede bırakan yeni bir dehşeti tanıdığım ilk günlerdi onlar. İçinde kaybolduğum karanlıktan çekip çıkarmıştı beni bir kol. Kurtarmıştı diyemiyorum asla çünkü bir kere girdikten sonra kendimi oraya daha ait hisseder olmuştum. Fırlatıp geri atıldığım bu eski yuvam ise bana yabancıydı artık. Kirli bir fenerden gözlerime vuran ilk ışık huzmesi bile beni deli etmeye yeterdi; nemli toprağın yumuşaklığını hissetmemesi gerekiyordu artık parmaklarım, biliyordum; ağaç yapraklarının rüzgarla hışırdamasını duyan kulaklarım doğaya karşı bir günah işliyordu. Ciğerlerimi doldurmayı reddeden hava bile bunu kanıtlıyordu bana. Bedenimi ısıtmıyordu güneş, ben yokmuşum gibi davranıyordu. Ait değildim artık dünyaya, ama yine de buradaydım.

Yeni edindiğim acınası varlığın ilk günleriydi bunlar. Acemiydim ve yapmam gerekenleri bana dikte eden Henrietta bu berbat dünya ile aramda tek bağ gibiydi. Nasıl yaptığını bilmiyorum ama beni o çağırmıştı, bunu anlamıştım. Soramıyordum da, ne kadar çabalarsam çabalayayım ağzımı açıp tek bir ses bile çıkaramıyor, bana yapmam söylenmeyen hiçbir şeyi gerçekleştiremiyordum. Bir zamanlar onu dik tutan direği olduğumu bildiğim evde bir şapka askısından daha fazlası değil gibiydim. Hala vazgeçmediği -ve beni çağırmayı başarabildiğine göre ilerleme kat ettiği- avıyla ilgili çalışmalarında Henrietta’nın ayak işlerini yapıyordum. Öncesinde olduğu gibi yalnızdık.. Ta ki O gelene kadar. Ben yani, öteki ben…

Kendi yaşadığımı acı sanıyordum ya hani; varoluşumun sebebini bilmiyor olmak bir lanetti ya hani; Henrietta tarafından bir eşya gibi kullanılıyor olmak küçük düşürücüydü ya hani… Hiçbir şey bilmiyormuşum! Sadece ikimiz iken sessizlik vardı, sonra Öteki geldi. Henrietta bile şaşırmıştı O’nun gelişine, gözlerinde görmüştüm bunu. Benim ağzımdan dökemediğim tüm sorularıyla gelmişti. Atamadığım çığlıkları atmaya, haykırmaya, Henrietta’ya dur demeye gelmişti. O da benim gibi korkuyordu anlayabiliyordum. Bir şekilde farklı olsa da aynı karanlığın içinden çıkmıştık, o da benim gibi bu dünyaya ait değildi. Beni yok sayan hava onu da yok sayıyor, içinden geçip gidiyordu. Işığı ve hatta renkleri bile düşman etmişti kendisine, onu umursamıyorlar gri ve saydam hapsine göz yumuyorlardı.

İçine tek olarak yuvarlandığımız karanlık bizi iki farklı varlığa eksiltmişti işte. İkimizde de bulunmayan eksikler vardı hala ama onları nerede kaybettiğimizi hala bulabilmiş değilim. Belki oradan çıkartılabilecek başka Ben’ler de vardır kim bilir. Öyle bile olsa şundan eminim ki onları bulan Henriette olmayacak. Beni kendi isteğiyle çıkardı evet fakat Öteki’nin varlığından rahatsız olduğunu görebiliyorum. Benim işlevli sessizliğimin üzerine Öteki’nin bitmek bilmeyen uyarı ve nasihatlerinden bıkmıştı. Amerika’dan taşınmamızın en önemli sebebi de buydu elbette. Vicdan rolünü üstlenen öteki benden uzaklaşmak, geçmişten kaçmak.

Edebileceğimden değil ya, mümkün olsaydı bile halimden şikayet etmememin sebebi de işte tam bu. En azından hala Henrietta’nın yanındayım. O ise eskinin anıları, yeninin acıları ve geleceğin endişeleri ile hapsolduğu o evde tek başına.

2
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 11 Haziran, 2022 16:15:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bayan Doe için Attar Hür Kahinler Cemiyeti'nde 1. seviyeye yükseltme rica ediyorum. (7 gp)

3
Godric's Hollow / Ynt: İcabet
« : 11 Haziran, 2022 15:54:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sahip olmadığım bir nefesi verip de içimi çeker gibi döndüm Henrietta’ya endişe içinde. Bizi aşan bir diyarı adımlamıştık sanki. Bilmediğimiz insanların bilmediğimiz dillerinin konuşulduğu uzak ülkelerin yabancı tanrılarının asla bizim lehimize çalışmayacak kudretine tanık olmuştum adeta. O mektuptaki cümleleri, bizi yutmak için bekleyen ağızlara benzetmiştim ve şimdi de suyun altında açık bekleyen dişleri görür gibiydim. Sunulan vaatler ise bu korkularımın kanıtıydı benim gözümde. Dünyalar serilmişti adeta önümüze, sonu hayır olmazdı. Henrietta ise benim gözümle bakmayacaktı duruma bundan eminim. Kabul edilecek bir dilek onun hayır diyemeyeceği bir yem olabilirdi. Daha azının bile peşinden koşmuştu geçmişte.

Ne ben korkularımdan bahsettim ne de o gözlerimin içine bakıp da her şeyi geride bırakmamız için yalvarışlarımı gördü. Bunun yerine düşünceli bir tavır ile gizemli adamın ardında bıraktığı pelerini işaret etti bana, almamı istiyordu. Karşı çıkamazdım ya, pelerine ilerledim ben de. Mektubun ardından aklımdan geçen tahminler doğru çıkmamış gibiydi; lakin hikaye henüz yeni başlıyor gibiydi. Belki de gerçekten ölümdü bizi bekleyen, bu karşılaştığımız adam ise onun habercisiydi. Belki gerçekten böyleydi; sonuçta onun ne olduğunu, kim olduğunu bilmeye imkan yoktu öyle değil mi? Hem aklımda canlanan diğer ihtimalden bu senaryodan bile daha çok çekiniyordum. Ölümün uşağıyla karşılaşmış olmamız, ölümden daha kötücül şeylere efendilik etmiş biriyle tanışmaktan daha iyi değil miydi? Yine de tüm o anlattıkları… Hayvanları hükmü altına alabilmesi…

Korkularımı bir anlığına bırakıp pelerine uzandım. Aklımdaki o korkunç ihtimale şimdiden kesin gözüyle bakıyor olmalıydım ki pelerinin altında bir asa bulacağıma inanmıştım eski kumaşı kaldırırken; kurtlanmış ve parçalanmış bir asa, belki de üzerinde altı köşeli bir sembol. Fakat yoktu, en azından benim görebildiğim kadarıyla.

Pelerini aldığımı fark eden Henrietta beni kendisine doğru çağırıp arkasını döndü. Sanıyorum aklında bir plan vardı ki oyalanmadan dönmeyi istiyordu.  Artık tek ümidim beni şaşırtarak fevri hareketlerde bulunmaması ve dikkatli olması.

[spoiler]Görevi pelerini kullandıktan sonraya bırakıyorum.[/spoiler]

4
Godric's Hollow / İcabet
« : 11 Haziran, 2022 00:16:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bize öğretilmeye bile gerek duymadan biliriz hayatın pek değerli bir şey olduğunu. En kıymetli hazinemizi korurcasına sarar ve uzak tutarız tüm tehlikelerden; bu hayat bize de ait olabilir bir başkasına da. Madem öyle neden fırsat çıktığı gibi teklifi en üstten açar ve risk altına sokarız bu kıymetli ve yeri doldurulamayacak varlığı. Kimi zaman en değerlimiz olan bu hayatı bir kumar masasına sürülen galleonlar gibi öne atmaz mıyız? Neden alırız bu devasa riski, ne yetebilir ki karşılığında edinebileceğimiz? Bazı durumlarda anlarım ben de elbette, bir başkasının hayatına karşılık kendimizinki çok mu değerlidir mesela? Kendi canınla bir tuttuğun bir başkasıysa tabi ki; bilmiyor muyum sanki bu alışverişi? Bana karar şansı sunulsa da aksini söylemez sakınmazdım, Henrietta’nın hükmüne tek kelam karşı çıkmadan memnuniyetle verirdim ben de. Ayrıca ben de bir başkasınınkini alabilirdim; canıma karşılık, kendi canıma denk olan, en değerlim için.

Şu an içinde dolaştığımız karanlıkta ise bunların hiçbir anlamı yok ve anlamayı başaramadığım konu da bu. Bu ne alınması gereken akıllıca bir risk ne de karlı bir alışveriş. Kimden geldiği bile belli olmayan ne idüğü belirsiz bir mektubu takip etmek Henrietta’nın yapacağı bir davranış değildi ve olmamalıydı. En azından benim esas bildiğim Henrietta’nın.

Paylaşmadı elbette benimle o mektubu fakat ben gördüm. Onun isteklerine karşı çıkamasam da bu o uğursuz sözleri okumama engel değildi; çünkü yapmamamı istememişti benden. Benim ne düşüneceğimi umursadığını bile sanmıyorum artık; ben onun için bir eşyadan fazlası değilim bir süredir, bunun farkındayım. Bunun yüreğimi bir burgu gibi deleceğini sanırdım ama umursamıyorum gerçekten; belki de dönüştüğüm şey yüzünden. Yine de hayatını bir hiç uğruna tehlikeye atmış olabileceği fikrine dayanamıyorum.

Korkularım kağıdın üzerinde tetikte yatan o cümleleri gördüğüm andan beri böyle; sakin bir su yüzeyinin altında yatan tehlikelerin kokusunu almış gibi huzursuzlanmıştım. “Yırtık pelerinli adam; son dansını kollar.” diyordu sanki meraklı bir avı kendine çekmek ister gibi şifreyle. Gözlerim bu kelime ile buluştuğundan beridir bir ‘adam’ hayal edemiyorum zihnimde. Hikayelerin anlattığına göre, bir başka adama hak edilmiş ödülünü vermek için pelerinini kendi kendine yırtan bir varlık geliyor onun yerine; herkesin son dansı, son partneri, son eşlikçisi.

Henrietta da benimle aynı şeyleri düşünmüş müydü bilmiyorum fakat en azından paralel olmalı ki kendimizi Godric’s Hollow’un sislerle kaplı caddelerinden payını bolca almış mezarlığında bulmuştuk. O da şifreli mesajın ardından benimle aynı varlığı mı düşünmüştü de onun diyarına yöneltmişti bizi; yoksa körlemesine vadedilen son dansı mı kovalıyordu dansın bize ait olup olmadığını umursamaz şekilde. Kendi adıma bundan korktuğumu söyleyemem; bana yaptığı şey yüzünden her günüm bitmeyen bir dans değil mi zaten? Gerçekten ‘son’ olmasını istemez miyim? Şu yanından geçtiğim soğuk mezar taşları bile o yumuşacık sesleriyle çağırmıyor mu beni  tatlı rahatlığa? Cevabım evet olurdu, eğer Henrietta’nın da iyi olacağını bilebilseydim.

Kendimi yine gereksiz bir melankoliye soktuğumu fark edip zihnen silkindim ve aklımı ayağımın altında ezilen ait olduğum topraktan uzaklaştırdım. Sevsem de sevmesem de Henrietta’nın kendine çizdiği yol benim ümidimden başkaydı ve beni zorlayan zincirler olmasa bile O’nu takip eder ve korumak için her şeyi yapardım. Bu nedenle ben de dikkat kesildim ve mezar taşları arasında süzülürcesine ilerleyen ve çevresini gözlemleyen karıma yaklaşabilecek herhangi bir tehlikeyi göğüsleyebilmek için ona sokuldum emretmemiş bile olsa. Benimkisi bir tam can eder mi hiç bilmiyorum ama emin olduğum bir şey var: ‘rest’

5
Yetişkin Postası / Henrietta Doe Posta Kutusu
« : 09 Haziran, 2022 14:15:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
...

6
Karakter Talepleri / Ynt: Patent Başvuru ve Talepleri
« : 07 Haziran, 2022 23:22:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İcadın Türü: Büyülü eşya/eşya tılsımlama veya efsunlama tekniği

İsmi: Tılsımlama sürecine veya tılsımlanmış eşyaya özellikle koyduğu bir isim yok fakat Henrietta bu eşyaları genellikle 'teklif', 'dans teklifi', 'son teklif' gibi isimlerle anar.

İcadın açıklaması: Şuradan da detaylı şekilde okunabileceği üzere bir insanın hayattaki son anlarında üzerinde bulunan bir eşyayı büyüleyerek konu eşyayı bir sonraki kullanan kişinin merhumun son anlarını deneyimlemesi sağlanır.  Örnek için TIK.

Büyünün Uygulaması:
- En önemli malzeme tabi ki de büyülenen eşya. Bu ölen kişinin o an giydiği bir giysi, taktığı bir takı, elinde tuttuğu bir obje veya bu tür herhangi bir şey olabilir.
- Bir diğer malzeme de Henrietta'nın kendi buluşudur ve bu büyü dışında bilinen başka kullanıldığı yer henüz bilinmemektedir. Bu malzeme 'Radix Mentis' adında, hasadının sonrasında trüf benzeri görünüm kazanan bir bitkidir. Bu bitkinin en önemli özelliği bir insanın zihninde yetişmesidir; daha net söylemek gerekirse de düşleri. Ciddi bir bakım ister. Hem iyi hem kötü yönde içinde bulunduğu insanın psikolojisinden etkilenir. Hasat anına kadar cismani bir varlığı yoktur. Detay için TIK.
- Bunun dışında birkaç basit iksir malzemesini de kullanarak hazırlanan solüsyon kullanılarak eşyanın tılsımlanması tamamlanır fakat elbette bu da dikkat isteyen bir süreçtir.

Büyünün icadı ve Kullanımına Dair Şahsi Notlar:
- Burada işin biraz karıştığı bir noktaya geliyoruz ki, az önceki örnekte de görüldüğü üzere ben bu eşyayı kullanmaya zaten başladım. Tabi ki ana kurguyu veya kimsenin şahsi kurgusunu etkilemeyecek, sadece tat yaratacak mini kurgular amacıyla. Şu anki başvurum ise tamamen hikayedeki gizemleri çözebilecek bir yöntem ortaya çıkarmak amacı taşıyor.
- Hali hazırda varlığı kabul edilmiş bir icat olduğu için olsa olsa geçmişe yönelik bir rp yazabilirim. Bunun yerine (bambaşka bir paralel evrende, bambaşka yönetimler altında) başka bir fikir var aslında aklımda: icadı doğrudan yapılmış kabul edip, bunun için zar başarısı istemeyip (ki hali hazırda yazılmış rpleri bu amaçla yazmıştım, bu şekilde sayabiliriz belki) onun yerine üretim kısmını aşırı zor hale getirebiliriz.
- Üretim faslında örnek olarak: ana kurgunun tam merkezinde faili meçhul bir cinayet oldu, kurbanın eşyasını büyüleyip olayı çözmek istedim > 1- eşyayı aldığım bir rp ve başarı zarı 2- radix mentisi yetiştirdiğim ve hasat ettiğim bir rp ve başarı zarı (hatta belki ekstra tat için birden fazla rp) 3- büyüyü uyguladığım bir rp ve başarı zarı. Anca bunların hepsini yazıp başarırsam başarılı olabilmek gibi bir kullanım şekli izlenebilir.
- Tabi ki kullanım yeri ana kurgu vs olmadığı durumlarda GM inisiyatifine bağlı olarak istenen rp sayısı ve başarı zorluğu düşürülebilir.
- Bunlar sadece benim düşüncelerim elbette, karar sizin.

7
Son Dans / Ynt: Düş İçinde Bir Düş
« : 26 Mart, 2022 19:45:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ciğerleri zehirle dolu, teni çevresini saran alevlerden kabarmıştı. Bu durumda dermansız kolları yetiştiremedi baltasını hedefindeki adamlara; dikkatlerini bile çekemedi hatta. Neyse ki görüşüne giren dostları ve oğlu rahatlatmıştı içini. Kahramanca savaşıyorlardı kendilerini izleyen Audhild'den habersizce. Düşmanın baltası, kılıcı, asası, üzerlerine çökmeye çalışan her bir silahı savuşturuyordu köyün savunucuları. Halstein de oradaydı ve artık kesinlikle çocuk değildi; Audhild açıkça görebiliyordu bunu. Birkaç yıla babasından hiç farkı kalmayacağını anladı, öyle ki bu mesafeden tıpkı ona benziyordu bile. Babası gibi o da baltasını ve asasını aynı elde kullanmayı tercih ediyordu.

Beyhude saldırısının üstünden sadece bir iki saniye geçmişti ki düşmanın bir silahı daha olduğunu fark etti Audhild. Dahil olamadığı, solunda kalan savaşa diğer tarafından gizlice yaklaşan kapkara pullar. Köyünü saran alevlerden sorumlu, kükürt kokan bir nefes. Çocuklarına ve dostlarına habersizce arkalarından yaklaşan hançer gibi keskin ve uzun pençeler. Avına kilitlenmiş acımasız mor gözler.



[spoiler]Auidhild için önünde iki yol var:
- Eğer hayatını sonlandırmaya hazırsa ve bu kararlılıkla ejderhaya saldırırsa hedefine ulaşmadan onu alt edebilir. Kendi hayatına karşı bir takas.
Bu yolu seçmeye karar verirseniz yeni bir müdahele olmayacak, hikayeyi sonuna kadar götürebilirsiniz.
- Eğer hikayesine devam etmeye çalışacaksa, hala hiçbir şey kesin değil. Yapmak istediği hamleye dair şansını deneyebilir.[/spoiler]

8
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 25 Mart, 2022 23:18:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İş sırası yapmasını bilmeyen bir sabırsız olduğum için henüz başvuruda bulunmadığım GM maaşımı edindikten sonra oradan bir patent  rica ediyorum efenim. Yazınız -4.

9
Son Dans / Ynt: Radix Mentis
« : 25 Mart, 2022 22:57:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Uyum sağlamak için çevremize ne maskeler takarız hiç istemesek bile. Olmadığımız kişiliklere bürünür, yapmayacağımız şeyler yaparız; tümü şu hayatta yerimizi bulabilmek veya o yeri elimizde tutabilmek için. Bendeki de tıpkı böyle bir maske, fakat takma kararı bana ait değil. Olduğum şeyi kabul etmeyeceği bariz olan toplum içinde varlığımı sürdürebilmem için yüzüme gerilen bir kılıf, bir aldatmaca; hem de bizzat sevgili karım tarafından. Veya bu aralar artık neyim oluyorsa… Biz de her mutlu çift gibi “ölüm bizi ayırana dek” dedik bir zamanlar fakat bu bizim durumumuzda ne anlama geliyor pek de emin olduğumu söyleyemem.

Benim aksime, Henrietta maskesini kendi kararıyla ve emeğiyle var etti. Önce o yıkıcı olayın üzerine kişiliği değişti, bambaşka biri oldu; sonra da onu örtecek eski kişiliğine benzer bir tane tasarladı. Onun sadece gölgesi olabilirdi elbette, en güzel özelliklerini yansıtmayı hiç başaramadı. Eski samimiyetinden uzaktı bu yeni sarındığı kişilik, yapmacık ve soğuktu. Belki de sadece bana öyle geliyordur, Bayan Buford’un bir sahtelikten şüphelendiğini hiç hissetmedim mesela. Çayını yudumlayıp Trevors’lara dair son dedikoduları verirken Henrietta’nın kahkahalarındaki kulak tırmalayan yapaylığı fark ettiğini görmedim. Ya da ziyaretini sonlandırırken tekrar gelmesine ilişkin dileklerin gerçekliğini tek bir saniye bile sorgulamıyor gibiydi. Oysa ben Henrietta’nın bu ucuz sohbetin bitişine epey sevindiğine ve elinden gelse bir daha asla tekrarlamamak isteyeceğini gayet iyi biliyorum. Bunu bilmek için, tekrar yalnız kaldığı an indirdiği maskesini görmeme hiç gerek yok, maskesinin arkasından bile onun düşündüklerini anlayabilirim. Sadece ait olmaya çalışıyor. Toplum ondan bu tür dostuklarda bulunmasını ve komşularını misafir etmesini bekliyor, o da beklentilere boyun eğiyor.

Bayan Buford’u yolcu edip de salona döndüğümde Henrietta’yı ayakta dikilirken buldum. Maskesinden kurtulmuş, ne yapacağını bilemez haldeydi. Şaşırmadım, o patavatsız kadın evlenmeye niyeti olup olmadığını sorduğundan ve Henrietta’nın olumsuz cevabının üzerine çocukların ne kadar harika olduğuna dair ısrarından sonra böyle bir şey olacağını tahmin ediyordum. Çaresizce onu izlediğim sırada adımlarını yavaşça birbiri ardına atmaya başladı. Ben de onu rahatsız etmeyecek, fakat bir isteği olursa yakınında bulunacak mesafeden izliyordum. İzlediği rotanın yatak odasına yöneldiğini fark ettiğimde benim adımlarım kararsızlaştı. Orası onu takip etmeyi istemediğim bir yerdi, onun da beni isteyeceğini sanmıyorum ya. Kapıya yaklaşık dört adım kala durdum.

Benim durduğumu fark etmemişti, muhtemelen takip edip etmediğimin bile farkında değildi, hatta umrunda da değildi zaten. Uzun bir kararsızlık yaşamam gerekmedi. Yatak odasına girer girmez o menhus sandığa yönelmişti ve niyetinin ne olduğunu anlamıştım. Eğilip elinde o oyuncak asayı görmeden anlamıştım ve içim kederle dolmuştu. Her zaman olduğu gibi kahroldum yine o an, hem kendini yaşamak zorunda bıraktığı acıların bilinci ile hem de bir zamanlar kendi yaşadıklarımın hatırası ile. Elinde kırbacıyla kendi sırtını parçalayan bir din fanatiğini bile boğmaya yetecek karanlığa mahkum ediyordu ruhunu ve ben kahroluyordum.

Sebep olduğu hatıra karmaşası her bir katmanında farklı duyguları barındıran o oyuncağa bakakaldım bir süre. Normal asaların aksine, hiçbir aklıbaşında büyücünün kullanmak istemeyeceği kadar kalındı ve uçlarında topuza benzer iki yumru bulunuyordu. Kullanacak büyücülerin sadece aileleri tarafından küçük yaşta dikkat ve odaklanma becerileri geliştirilmesi istenen bebekler olduğunu düşününce bu topuzların güvenlik amacıyla tasarlandığını tahmin etmek zor değildi. Bir tekboynuzlu at kılından veya ejder yüreğinden çok çok daha zayıf özleri sayesinde kaza riski bulunmayan bu oyuncaklar, en iyi ihtimalle dikkatini odaklamayı başarmış bir yumurcağı istemsiz bir lumos ile ödüllendirebiliyordu; ama yine de ufaklıklar tarafından çok seviliyordu. İki yumruda da bolca bulunan, yeni çıkmaya başlamış dişlere ait sayısız iz de bunu doğruluyordu. Elinden hiç bırakmazdı… O an bile…


Kalbim atabilseydi eğer, şu an göğsümü parçalardı eminim. Veya atmayı reddeder dururdu tekrar. Bu katlanılır bir acı değildi, sadece o oyuncağı görmek bile! Henrietta’nın yapmak üzere olduğu şeyi ise aklım almıyordu, daha önceden de defalarca yaptığı şeyi. İşkence bu! Dükkanda başkalarının deneyimine sunduğu onlarca eşyanın aksine kimseyle paylaşmayacağı bir tane. Sadece kendisine ayırdığı bir kırbaç, bir işkence aleti veya bir hapishane. Değil kendi isteğinle girmek, cehennemin en korkunç katına yakışır bir ceza. Kimsenin etmemesi gereken lanetli bir dans.

İçten içe, dönüşünün olmayacağını bildiğim karanlık bir yol bu. Onun umursamazca gidişini sadece izleyebiliyorum, orada onu izleyemem biliyorum. Çaresizce uzanıp kapıyı örtmek dışında ne yapabilirim.

10
Son Dans / Radix Mentis
« : 20 Mart, 2022 18:33:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »



“Kıpırdamadan dur bakayım. Şimdi de gözlerini sıkıca kapayıp aç ve asamın ucundaki ışığa bak… Güzel güzel, yeterince uyuyorsun değil mi?”

Henrietta’nın avuçları içinde kısılmış kızcağızın gözleri hemen önündeki ışığın parlaklığıyla yaşarmıştı, suratına doğrultulan asadan kurtulduğunda şimdi de odanın loşluğuna alışmaya çalışıyordu. Bu rutinleşmiş muayenenin hemen ardından gelecek komutu bildiğim için elimde küçük bir iksir şişesiyle hazır olarak bekliyor ve bitmesini bekliyordum. Onu memnun etmek için gösterdiğim çabanın hiç farkında olmadan şişeyi elimden kaptı ve kıza uzattı. “Al bakalım. Her zamanki gibi uyumadan bir kaşık içmeyi unutmuyorsun.” derken sesi emreder gibi çıkmıştı. Kız anladığını gösterircesine kafasını sallarken Henrietta’nın dikkatli gözleri benim henüz anlayamadığım bir şüphe ile kısılmıştı. “Her gün süt içmeyi ihmal etmiyorsun değil mi?” Dedi öncekinden daha sert bir sesle. Gerilmişti kız, kafasını şiddetle aşağı yukarı sallayıp “tabi ki hanımım, içmemi söylediniz, ben de içiyorum her gün” dedi. Ben bile bu söylediklerinin doğru olmadığını fark etmiştim, Henrietta’yı kandırmasına ise imkan yoktu. “Elizabeth! Bu kuralların önemini biliyorsun, hasat günü gelene kadar beslenme şekline kadar kontrol edeceğimi konuşmuştuk. O gün geldiğinde hayal kırıklığına uğramamı istemezsin öyle değil mi? Söyle şimdi, sütünü içmiyorsun değil mi? …Ben de öyle düşünmüştüm. Sorun ne, paran yoksa söyleyebilirsin.”

Bir zamanlar zerafetin cisim bulmuş temsili olan karımın bu kadar düşüncesizleşmiş, başkalarının duygularını fark etmeyen birine dönüşmesini kabul edemiyordum, fakat yapabileceğim bir şey yoktu. Kızcağız utançla önce bana baktı, sonra da yarım kalan sohbetlerine devam etmek için Henrietta’nın ‘iş’ inin bitmesini sabırla bekleyen komşumuz Bayan Buford’a. Çiğnenen mahremiyeti için kahrolduğu belliydi, ama o da benim gibi sesini çıkarmaktan acizdi. Bir şey diyemeden yüzünü aşağı çevirdi ve az önce yaşaran gözlerini kurumaktan uzak bir acıyla ayakkabılarına dikti. Eski püskü elbisesini kavrayan ellerini canını acıtacak kadar sıktığını göörebiliyordum ama Henrietta’nın görmediğine eminim. O’nun bu sesizlikten çıkardığı tek sonuç aradığı cevaptı. Başıyla bir işaret yaptı ve “John?” dedi. Aldığım emirle tek saniye kaybetmeden fırlayıp bir keseyi ona getirdim ve içinden çıkardığı birkaç sickleyi kıza uzatmasını izledim.


Elizabeth kapıdan kaçarcasına fırlayıp kendisini Henrietta’nın korkutucu huzurundan kurtardıktan sonra ben de salona geri döndüm. Henrietta Bayan Buford’un yanındaki koltuğuna geri dönmüştü ve “Üzgünüm Louise, umarım sıkılmadın” diyordu. “Hiç lafı olmaz şekerim, ‘iş’ini hallettin umarım?” dedi kadın da, meraklı gülümsemesinin yanında ‘iş’ kelimesini bariz şekilde vurgulayarak. Çayından bir yudum aldıktan sonra  “Ee söylemeyecek misin, nedir bu gizemli iş? Gizlice şifacılık falan mı yapıyorsun insanlara?”

Kısa bir anlığına Henrietta’nın Bayan Buford ile olan arkadaşlığını tarttığını hissettim. Sadece Britanya’ya geldiğimizden beri tanışıyorlardı ve işiyle ilgili sırlarını paylaşmak akıllıca olmayabilirdi. Sanıyorum sonunda o da benim gibi düşündü ve kadının bu cevabın ciddiyetini anlayacak birikimden yoksun olduğu, dedikodu sayılmayacak hiçbir bilginin yayılmasından mesul olamayacağına kanaat getirdi. Cevap verirken, kadının değer biçmek konusunda yetersiz olduğunu bilse bile, sesinde belli belirsiz bir gurur vardı “Dükkanımda verdiğim hizmeti sağlayan bir malzeme sadece. Bir çeşit bitki, ama yetişebildiği tek yer bir insanın düşleri. Bu nedenle saksı olarak canlı insanlara ihtiyacım var ve ürünün durumundan emin olmak için sık sık onları kontrol etmem gerekiyor. Sevgili Elizabeth de onlardan biri.”

Birkaç saniyelik sessizlik, tahmin edildiği üzere kadının bu söylenenleri anlamadığını gösteriyordu. Yine de birkaç ay önce edindiği arkadaşı mutlu etmek için takınabildiği en şevkli ifade ile “Şekerim bu harika, çok zekice. Sen bunu deyince aklıma geldi, Trevors’ların da çatıda gizlice adamotu yetiştirmeye çalıştığını duymuş muydun? Tam skandaldı, Azkaban’a atılmadıkları için herkes birilerine rüşvet verdiklerini konuştu. Neyse dur, bunu baştan anlatmam gerek. John! çayımı tazeler misin lütfen?”

11
Son Dans / Ynt: Düş İçinde Bir Düş
« : 14 Mart, 2022 22:59:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cornelia'nın sisle perdelenen kahverengi gözlerinin ardında kapanan zihni, kararlılık dolu bir çift mavi gözde tekrardan ortaya çıkıyor. Kendisininkine benzemeyen açık sarı saçlar görüyor önüne dökülen; kan ve çamurla ıslanmış, üstünü örten simsiyah dumandan kararmış... Başka hiçbir şey önemli değilmiş gibi hissediyor çevresini saran tüm kargaşa ve korkuya rağmen; elleri göğsünde sımsıkı kenetlenmiş büyük bir hazineyi kavrıyor. Ne yanıbaşına kadar ulaşan alevlerin bir anlamı var ne de yanıp kül olan tüm köyün. Onun yolu bu kederin dışına uzanıyor, olması gerekeni biliyor. Tüm kaderi avuçlarının içinde; geçmişi ve geleceği, yazgısının her bir ilmeği oradan çıkıp yine oraya dönüyor.

Parmaklarını birkaç santim aralayıp sadece bir anlığına çevredeki alevleri yeşil bir ışık olarak parlatan hazinesine dudaklarını bastırıp kendisini bekleyen sona hazırlanıyor korkusuzca. Hiçbir pişmanlığı yok, elinden geleni fazlasıyla yaptı. Bir gece yarısı köyü ansızın saran alevlerden kurtarabileceği herkesi kurtarmayı başardı. Küçük Hildr ormanın kıyısında güvende, en önemlisi de bu. Büyünün yolunu öğrenirken onun yanında olamayacağını bilmek üzülmesine neden olsa da en azından ağabeyi Halstein'in yanında olduğunu bilmek biraz da olsa içini rahatlatıyor. Büyürken anneleri yanlarında olamayacak evet ama birbirlerine sahip olacaklar. Ayrıca onun bir kahraman olduğunu bilecekler, tüm köy bilecek. İki çocuğunu ve diğer birçok komşusunun ormana erişmesini sağladıktan sonra daha fazlasını kurtarmak için son bir kere daha alevlere dalan Korkusuz Audhild diyecekler. 'Son bir kere daha daldı, ama çıkamadı' da derler. Onlara iyi bakarlar diye kendini rahatlattı 'Korkusuz Audhild', bir değil iki kahramanın çocukları olacaklar. 'Hiç değilse arada bir tas yahni verirler, o mankafa Halstein'e kalsa kardeşine bir çorba bile kaynatamaz!' aklından geçenlere gülümsedi. Güçlüydü, akıllıydı ama kendisine bakmayı bile beceremezdi ergenliğin coşkusuyla aklı bir karış havada oğlu. Dudaklarını daha sıkı bastırdı elindekine 'Onu görmelisin sevgilim, koskoca adam oldu. Varsa yoksa asası ve o aptal baltası!' diye düşündü. 'Çok yakında sana bizzat anlatacağım' diye ekledi. Sıkıştığı yerde alevler artık canını yakacak kadar yaklaşmıştı ve iradesini koruyabilmek için yüksek sesle "ikisini de anlatacağım, tekrar kavuşacağız!" diye haykırdı.

Gelen 'son'u kabullenmeye sadece bir nefes uzaktaydı ki tüm bağırışların arasında bir oğlanın yeni yeni sertleşmeye başlamış sesinin o tanıdık tınısını ayırt edebildi: "DURUN, SAĞ AVLUDA TOPLANAN BİR GRUP VAR, ORADAN TEKRAR SALDIRACAĞIZ!"

Tamamlanmışlık hissinin rahatlığıyla etmeye niyetlendiği veda yarım kalan zihninde sadece tek bir cümle vardı: 'Hastein! Seni mankafa! Kardeşini tehlikeye atıyorsan seni bizzat geberteceğim!'

[spoiler]Hikayeyi istedğiniz gibi eğip bükebilirsiniz, her bir hareket için zar atmaya gerek yok. Fakat ölüme biraz daha kafa tutacaksanız hikayeye devam etmeden önce kaderin çarkını şöyle bir çevirmek işleri daha heyecanlı kılabilir. [/spoiler]

12
Son Dans / Son Dans'a Hoş Geldiniz - Kurallar
« : 11 Mart, 2022 01:00:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler]
[youtube]https://youtu.be/V6TPgwy-nRk[/youtube]
[/spoiler]

Çok fazla güneş almamasına rağmen iyi aydınlatılmış dükkan, eski ama temiz durumda çeşit çeşit kullanılmış eşya ile doludur. Giysiler, ayakkabılar, şapkalar bir tarafta; takılar, broşlar, taçlar diğer tarafta; oyuncak, özel eşya gibi bazı ilginç objeler de bir diğer tarafta bulunur. İlk bakışta sıradan bir rehinci dükkanından hiç farkı yokmuş gibi duran dükkanın en fark edilen özelliği üzerine çöken ve neredeyse solunacak kadar somutlaşmış kasvettir. Bunun sebebi de tamamen burada bulunan eşyalardır.

Dükkanda bulunan her bir eşyanın ortak özelliği, eski sahiplerinin hayattaki son anlarında üzerinde bulunuyor olmasıdır. Kimi huzur, kimi korku, kimi de öfke ile kapatmıştı hayata gözlerini; yaşarken ortak noktaları yoktu fakat son nefeslerini birlikte verdikleri eşyaları burada bir araya gelmişti.

Bu bilgi bile birçok koleksiyonerin romantik heveslerini canlandırarak ilgisini çekse de, eşyaların tek işlevi sadece bu değil. Önceki sahiplerinin anıları ile efsunlanmış eşyalar, onları kullanana sahiplerinin son anlarını tekrar yaşatma özelliğine sahiptir.

Ne ile karşılaşacağınızı biliyorsunuz artık; gelip hiç tanımadığınız bir yabancının son anlarına tanıklık etmek, onunla son bir dansa kalkmak isterseniz adresiniz burası.





- Burada hikayeden bağımsız bir nevi "mini game"ler oynayacağız.
- Dükkan üstbaşlığının altına bir başlık açıp buradan bir eşya aldığınızı kısa bir RP ile yazdığınızda süreç başlamış olacak. RPnizde, aldığınız eşyayı olabildiğince detaylı betimlemeniz ve tiyatral geçiş için RP sonunda eşyayı kullandığınızı yazmanız (şapkayı takmak, ceketi giymek vs) önerilir.
- Sonrasında ben veya bir başkası tarafından o eşyanın eski sahibi olabilecek bir npc ve ona dair ölüm senaryosu eklenerek 'Son Dans'ınız başlamış olacak.
- Karakteriniz bu noktadan sonra olayları yaratılan NPC'nin gözünden yaşayacak. Kendisinin (bir anının içinde olduğunun) farkında olabilir ama yine de anı sahibinin duygularını yaşatması daha sağlıklı olacaktır. Yine de her türlü tarz kabuldür.
- Size verilecek hikaye eşyaya dair yazdığınız ayrıntılar göz önünde bulundurularak oluşturulacak ve eğer aksi bir talepte bulunmazsanız sürpriz olacak. Çılgın bir savaş içinde asanız elinizde öldüğünüz bir hikaye yazmak isteyip de yatakta çevrenizde sevdiklerinizin olduğu huzurlu bir hikayede bulabilirsiniz kendinizi. Sürpriz istemiyorsanız talebinizi belirtin.
- Ölümü geciktirmeyi deneyip zarlı maceraya çevirebilirsiniz; fakat
- Son Dans başladıktan sonra mutlaka bitecek, bunu unutmamanız önerilir. Yani sonu bilinen bir hikayeyi oynuyorsunuz ve sonu mutlak şekilde NPC'nin ölümü, er ya da geç. 

13
Son Dans / Hikayem
« : 10 Mart, 2022 23:22:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ben John ve bu benim hikayem.

Baharın en güzel günlerinden birinde Britanya’ya ilk adımımı attığımda kimse tanımıyordu buralarda beni. Amerika’dan yeni taşınan Bayan Doe’un yanında çalışan adam olarak duydunuz ilk olarak muhtemelen; hani şu ‘yeni açılan Son Dans adındaki ne olduğu belirsiz yerin sahibi alımlı, güzel ama buz gibi kadın’ var ya, işte o. Kim olduğumu bu şekliyle bildi herkes, fakat ne olduğumu bilemediler bir türlü. Kahyası veya uşağı olduğumu söyleyen oldu, karşılığında korodan yükselir gibi her bir ağızdan geldi tek cevap ‘kadın başına uşağıyla evde yalnız mı yaşıyormuş, kocası yok muymuş?’ Kimisi cevabını bulamadıkları bu soruyu sindiremedi, ‘Korumasıymış, babası göndermiş, yanında bir erkek olmadan Amerika’dan ayrılmasına anca böyle izin vermiş.’ dedi.

Konu ben olduğumda kimseye kızamam, gücenemem bana bir kimlik yüklemeye bile uğraşmadıkları için; ben dahi kendim hakkında daha fazlasını hissetmiyorum ki artık! Gerçekten de Bayan Doe’nun yanındaki adamım sadece, fazlası değil. Ama O bu dedikoduları hak etmiyor! Henrietta Doe hakkında konuşulanları kabullenemiyorum; onun hakkında yapılan eleştiriler onu hiç tanımadan yapılan haddini aşan yorumlardan başka bir şey değil!

O soğukluğuyla ayıpladıkları, yalnız olduğu için hor gördükleri kadının sadece birkaç yıl önce sıcacık bir ailenin içinde olduğunu bilselerdi, ona tapan bir kocası ve dünyalar güzeli bir oğlu olduğunu bilselerdi aynı şekilde konuşabilirler miydi acaba?

O zamanlar bambaşka biriydi Henrietta Doe; çok daha fazla gülerdi mesela. Meraklı ve bir o kadar da yaramaz minik oğlunu kucağına aldığında yüzünün güzelliğini bir kere olsun görebilseydiniz… Mutluluğun yaradığı insanlardan o, içindeki aydınlık güçlendikçe parlayan, kutsanmış biri. Eh, aileden daha iyi de aydınlık kaynağı mı olur? Ben olduğunu düşünmüyorum, en azından O’nun için.

Ne var ki bu dediklerimin tersi de bir o kadar doğru, yine en azından O’nun için. Bir kere kaynağı kaybolunca, ışığın yokluğundakinden bile koyu bir karanlığın içinde bulur insan kendini. Ama bunları nasıl anlatabilirsin ki onu şimdi tanıyan insanlara? Daha dünyadaki üçüncü yılını bile tamamlayamayan oğluna hastalığın ne demek olduğunu anlatmaya çalışırken yaşadıklarını bilmeden nasıl kavrasınlar ki O’nun soğukluğunu. Anne sütünden hemen sonra afyonu tanıyan; kendisi gibi minik yaşıtlarının yıllar sonra sonra Ilvermorny’de öğreneceğinden çok daha erken ağrı dindirici iksirlerle tanışan bir çocuğun annesi olmayı bilemezler ki. Kaçınılmaz son geldiğinde yıkılan dünyasını; toprağa gömüp üstünü örttükleri o minicik kutunun akıl almaz ağırlığını; ses olmayan bir eve dönmenin kahrediciliğini; kusmuk kokmayan giysilerin mide bulandırıcılığını bilemezler.

Henrietta Doe, dünyasının yıkılmasından sonra asla eskisi gibi olmadı. Kim suçlayabilir ki onu? Şunu da belirtmem gerek, asla içine düştüğü karanlığa lokma da olmadı. İlk günden beri çabaladı, her şeyi eski haline getirmek için yepyeni bir kişilik ortaya çıkardı. Ne yaptığını bilenler tarafından ahlaki bazı eleştirilerin hedefi olduğunu da belirtmem gerekir. Doğru veya yanlış üzerine felsefe yapmak bana düşmez, o zamanlar da ona hiç ahkam kesmeye kalkmadım. Merlin aşkına, kimi kandırıyorum, başarması için sayısız tanrıya sayısız dua bile ettim! Ne kadar bariz olursa olsun bu ciddi bir tabu ve dile getirilmesini uygun bulmuyorum. Bu nedenle uğraştığı şeyi -yani dünyasını, oğlunu nasıl geri getirmeyi planladığını- açıkça söylemeyeceğim; fakat bu uğurda kararan dünyasına yeni karanlıklar da davet etti. Başarısız oldukça yeni deneyler yaptı, deneyler yaptıkça yeni kurbanlar verdi. Sürekli daha dibe battı ama denemeyi bırakmadı; bu yolda her şeyini feda etti, eski kişiliğini öyle unuttu ki, kendi kocasını bile kurbanlararı ar-  …Neyse, bu şimdi konuşacağımız bir şey değil, kimsenin Henrietta’yı yanlış tanımasını istemiyorum. Önemli olan tüm bu uğraşın insanların dikkatini çekmiş olması. Bu sebeple de Amerika’da daha fazla barınamadık ve yeni bir hayat için Britanya’ya geldik.

İşte böyle, söz verdiğim gibi bu benim hikayem.

Artık ben hiç kimseyim. Kaybettiğim oğlumu döndürmek için karanlığa teslim olan karımın kurbanlarından birisi daha.

Son Dans’ın sahibesinin yanındaki garip adam.

Ben John… Johnathan Doe ve bu benim hikayemdi.

14
Yetişkin Karakter Başvuruları / Henrietta Doe
« : 10 Mart, 2022 22:41:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Henrietta Doe

Karakterin Yaşı: 38

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Hikayem

Karakterin Kısaca Geçmişi: :)

İstediğiniz Meslek: Mekan Sahibi - Mekan Adı: "Son Dans" Godric's Hollow'da bulunacak, detaylar doğrudan oraya yazılacak.

Karakterin Mensubu Olduğu Hizip: Attar Hür Kahinler Cemiyeti

Büyü Yatkınlıkları

Biçim Değiştirme Gücü: 4
Lanet Gücü: 10
Tılsım Gücü: 10 +2
İksir Gücü: 10 +1

Sayfa: [1]