17 Nisan, 2026 09:19:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 6
31
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: Parva Sub Ingenti (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm II)
« : 06 Nisan, 2022 03:05:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Alpharian için Rothberg'in evini bulmak zor olmamıştı. Yine de elindeki bilgilerin görevini tamamlamakta yeterli olacağını düşünmediği için araştırmalarına devam etmeyi tasarladığında saat öğleden sonrasına varmıştı çoktan. Zenginlerin çokça yaşadığı ve iyi giyimli, temiz olmayan insanların göze kolayca battıkları sokaklarda hedef aldığı iki adamın Solomon için çalıştığını anlaması uzun sürmemişti. Adamlardan birinin bir köşe başında bekliyor oluşu, diğerinin de Villa'nın arka kapısından çıkıp ara sokaklardan büyük olasılıkla diğerine doğru ilerlediğini saptamak zor olmamıştı tırmandığı evlerin çatılarından sokakları gözlemleyen Alpharian için. Solomon Rothberg'in kendini kapattığı evinin balkonları ellerinde kundaklı yaylarıyla hazırda bekleyen bekçilerle dolu olsa bile, zengin ailelerin yaşadığı bu sokaklar her zaman için hırsızlar ve Alpharian gibileri için rahatça çatılarda dolaşabilecekleri bir yerdi. Evden çıkan adamla neredeyse eş zamanda diğerine ulaşan katil, konuşmaları duymak için tünediği çatıya Batı yönünden vuran Güneş'in gölgesini sokağa düşürmesine izin vermeyeceği bir konumda hazır bekliyordu.
"Gitmeden önce bana gelmen büyük incelik." oldu demişti bekleyen adam karşısındaki gence.
"Sizlere hizmet etmek bir şereftir. Ne yapmam gerekiyor?" diye sormuştu genç. Alpharian onun Avcılar'la ilgili bir şey bilip bilmediğiyle ilgili kuşkulansa da, yalnızca cebini doldurmaya çalışan genç bir başıboş olduğunu ele veren deneyimsizliğini bulunduğu yükseklikten bile okuyabiliyordu.
"Sana verdikleri mektubu Shipley'deki Büyücü Satrancı oynanılan kumarhaneye götürmen gerekli. Bay Carvell'i bul, bugün Waltham Abbey'deki görevini bitirdikten sonra mektup eline geçene dek bir süre için orada olacaktır. Bundan başka kimseye söz etme, anlaşıldı mı?" demişti Alpharian'ın garipsediği biçimde gencin yanağını okşayarak. Sözlerinden yüksek rütbede olduğu anlaşılan ve Solomon Rothberg'in de Mahir gibi korumaları arasında Büyücüler'in olduğunu ortaya koymuştu adam böylelikle. Yine de söylediği ad; Carvell ve dün Alpharian'ın Mahir'i öldürdüğü yer olan Waltham Abbey'den söz edilmesi, Solomon'un evinden çıkan mektubun iletileceği bu adamın önemli biri olabileceğini açık etmişti.
"Kimsenin görevimden haberi olmayacak!" diye gururlu bir ses tonuyla canlılık gösteren gence sesini alçaltmasını belirten adam;
"Öyleyse burada işimiz bitti, haydi yaylan bakalım!" diyerek genci göndermişti başından.

Alpharian için toy gencin peşinden gitmek ve beklemediği bir anda kemerine taktığı kolayca anlaşılmayacak olan mektubu çalmak göz kırpmak gibi kolay bir şeydi. Taşıdığı önemli ancak ağırlığı çok az olan kağıdın yokluğunu hedefine varana dek anlamayacağı ortada olan gencin varması gereken yerin uzaklığı Alpharian için kolaylık sağlayıcı bir etkendi. Her zamanki gibi bir Muggle'ın sorgulayıcı gözlerine karşın büyülenmiş kağıda asasının yardımıyla açıklık kazandıran katil, gözlerinin önüne serilen satırları hızlıca okumuştu:

Alıntı yapılan: D. T.
Rabb'ın inayeti seninle olsun Carvell.
Hesap defterlerinizi dengelemek için elimden gelen muhasebeyi yaptım, ancak sayılar garip bir şey gösteriyor: Salem'in naibi ve Londra'daki Mahir İbn-i Kamer'e ayrı ayrı yapılan ödemelerden daha fazlası. Salem'e yapılan ödemelerin sen ve benim gibi doğru yolu bulmaları beklenen tutsak Arındırıcı kardeşlerimiz için talep edilen kefaretle bağlantılı olabileceğini -Rabb'im acı çeken bedenlerine iman kavuşturarak merhamet etsin- düşünmüştüm ancak Yeni Dünya'dan gelen karşılıklara göre bu ödemelerin ulaştığı sayı ve yerler göz önüne alındığında, bu pek olası görünmüyor. Ayrıca Vatikan'a ödenen haraç ve Londra'dan beklenilen teslimatları da hesaba katınca ödemelerde çok büyük bir açık olduğunu görmek kaçınılmaz.

Bu paralar kefaret ve diğer ödemeler için değilse, azalmalarındaki neden ve amaç nedir? Son zamanlarda yapılan abartılı ve müsrif eğlencelerin olduğunu da bilmeyen yok. Hepsi de emrinde bulunduğun Bankacı Kral'ın evinde yapılıyor, bu çok saçma seviyelerde bir harcama! Deadwood'un imanlı vatandaşları Rabb'in savaşı ve Dünya'yı temizleme çabalarımıza yardım etmek için kendilerini aç bırakıyorlar ama, bunun yerine kazanıp gönderdikleri paraları şölenlere harcanıyor! Rabb'ın sevdiği bir havarisi olarak sen de biliyorsun ki Londra'daki kardeşlerimiz Bankacı Kral'ı hem Rabb'e inanmayan bir gavur olduğu için hem de haramkâr bir mekruh oluşuyla derinden küçümsemekte ve onun avımıza olan desteğini azalttığı herkesçe bilinmekte. Kimsenin de onu durdurmaya gücünün yetmeyişi ise cabası. Unutma ki; o makamından düşerse, sen de onun sefiri olarak ceza çekeceksin. Bu yüzden şimdi sana yazıyorum. Böyle bir durumda, kardeşim, biliyorsun ki senin peşinden gönderecekleri kişi ben olacağım. Ayrıca biliyorsun ki Rabb'ın emrinden sual olmaz ve emir verildiğinde elimi yönlendiren O olacaktır.

Lütfen, şimdilik patronuma ben bir şey söylemeden sen kendi patronuna hiçbir şey söyleme. Eğer muhasebemdeki bu açığı senin yardımınla, zamanında çözemezsem ve Aziz'ler bu durumdan şüphelenirlerse; ilk kurban verilecek olan bizler olacağız. Rabb suçlarımızı cezalandırmada bizden başkasını uygun bulmamıştır; bir Avcı'nın elinde acı çekmendense, bir Arındırıcı olarak benim asama boyun eğerek Cennet'in kapılarına ulaşman hepimiz için daha hayırlıdır kardeşim. Senin bugünkü görevinde olduğu gibi... Daha fazlasını öğrendiğimde seninle bir daha iletişime geçeceğim.

Barışla,
D. T.

Alpharian böylelikle Solomon'un hem Büyücü'lerden hem de Avcı'lardan ayrı ödemeler çaldığını ve evinde yaptığı eğlencelerin sonu olacağını ortaya çıkarmıştı. İçine girdiği bu bataklığın düşündüğünden daha derin oluşu da onu düşüncelere boğmuştu; Yeni Dünya, Vatikan, Salem... Londra'da son haftalarda yaşananları duymuştu duymasına ama Mahir'in sağladıkları ve Solomon'un parası da işin içine girdiğinde Cadı Avcıları'na karşı yapabileceği her eylemi gerçekleştirmeyi bir Büyücedünya yaşayanı olarak kendine görev edinmişti artık. Ayrıca bu işte yalnız olmalıydı, bir "Arı Kovanı'na çomak soktuğu" için beceriksiz bir Lautus gibi Dizzardium'dan yardım dilenemezdi. Şu andan sonra bu görevin sonuna dek ilerleyecek ve Londra'daki bu pislikler saçan otun kökünü kazıyana dek durmayacaktı. Çağırtkan ve "D. T." adındaki bu kişinin de ortaya koyduğu biçimde, Rothberg'le ilgili başka bir şey daha vardı ama adamla karşılaşmadan Alpharian'ın bunu öğrenemeyeceği ortadaydı. Belki Muggle bakış açısıyla efendisininkinden ayrı olan dininden dolayı, belki de bunun üstüne bir de sırtından bıçakladığı Büyücedünya nedeniyle nefret ediyor olmalıydı kendinden. Adımları Siyah giyimli adamı Villa'nın bulunduğu sokaklara geri götürdüğünde, mutfağa açılan arka kapıdan mal bırakan çalışanların konuşmasından öğrendiği üzere bugünkü eğlencede sunulmak için satın alınan şarapların en ucuz ve düşük kaliteden alındığı ama bunun öneminin olmayacağının söylendiğini öğrenmişti. Alpharian'ın bu gün içinde başlayan ve söylentilere göre Gece çok geç saatlere dek devam eden eğlenceye katılması gerekiyordu.. ve iki tarafa da zararı dokunan bu adamı daha fazla zaman harcamadan bugün içinde durdurması.

32
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Magna Purgatio: Parva Sub Ingenti (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm II)
« : 06 Nisan, 2022 02:58:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Düzen olmaksızın gerçek barış var olamaz.. ve düzen yetke gerektirir.

Londra'nın halk içinde Tefeciler Prensi olarak da bilinen bankacısı Solomon Rothberg, yaşantısının çok da erken olmayan bir döneminde Cadı Avcıları'na katılmış ve zamanla avcıların yasal ödemeleri nedeniyle kendi amaçları için kullanmayı planladıkları değerli bir üye olmuştu. Alpharian'ın Mahir'in ofisinden yürüttüğü mühürlü mektubun yönlendirmesiyle birlikte Finn'e bir kez daha danıştığında öğrendiği bilgiler az da olsa yetersiz kalsa bile, yönlendirme amacı taşıyordu...
"Kentin en bilge barmeni bana Solomon Rothberg adındaki adamla ilgili ne bilgiler verebilir?" diye sorduğunda aldığı yanıt kafasında dönüp duruyordu sonraki gün sokakları dolaştığında:
"Yalnızca yürüdüğün yol seni onun karşısına götürüyorsa bile, çok kötü işlere imza atan bir Nesunt olduğunu açıkça söyleyebilirim..." demişti Finn; "Kentin soylu semtlerinin süslü giyimlerine bürünmüş biçimde, kendi gibileriyle birlikte olup diğer insanlardan uzak durduğunu duymuşluğum var. Çokça kendi işleriyle ilgili bir adam, her zaman bir şeylerin peşinde olan. Onun gibiler arasında biraz zaman geçirirseniz; eğer sizi tanıyor ve yeteneklerinizi biliyorsam genç dostum, onunla ilgili bilmeniz gereken her şeyi öğreneceğinize kesin gözüyle bakabilirim!"...
Böylelikle Alpharian uyanır uyanmaz sokaklara çıktığında yönünü Birmingham taraflarına yöneltmişti. Her zaman için, içinde büyük bir tiksinti taşıdığı zengin kesimden insanların arasında bulunmak huzurunu bozuyor olacak olsa bile; her sokağın bir ara sokağı ve her yerleşim yerinin de varlıksız insanlarıyla dolu bir bölümü vardı.. bu, insanların oluşturduğu bir toplumda neredeyse her zaman için kaçınılmazdı. Günün erken saatlerinde başladığı ve yalnız başına üstlendiği bu görevinde fazla zaman harcamadan içinde bulunması gerektiği bölgeye doğru ilerliyordu. Hartshill'in dingin sokaklarına vardığında saatler gün ortasına daha varmamıştı bile. Yine de işinin başında olanlar ve boş boş dolaşan insanların yollarına gittiği sokakların birleştiği bir yerde; yükseltilmiş tahtadan bir podyumun üstüne çıkmış, genel insan konuşmaları arasında sesi yüksekçe çıkan bir çağırtkan odakları üzerine çekiyordu. Alpharian adamı duyabileceği ama konumundan ayrıldığında gözünden kaçırmayacağı bir uzaklıkta olan banklardan birine oturarak konuşmasını gizlice dinlemeye başlamıştı.

"Kentimizi yoksulluğun ve eğlencesizliğin pençelerinden kesin bir yolla kurtaran Solomon Rothberg'e övgüler olsun! Bize yatacak bir yatak, bürünecek giysiler verme görevini kendi cebinden ödeme isteğiyle üstlenmiş; bizi koruyan, arka çıkan, gözeten kişiye!" sözleri yer yer bir gösteri olduğu ortada olan sözler ya da alkışlarla birlikte gelen övünç dolu sözlerle kesiliyordu. Adam işinin alışkın olduğu bir parçası olarak böyle bir düzenli oyunu özünden benimsemişti yıllar içinde.
"Ödemelerini kendi cebinden harçlık ettiği adamları, biz ısınalım ve sıcak yemeklerimizi yiyebilelim diye ocakların ve fırınların alevini yakıp tutuşmasıyla ilgileniyorlar. Ah, onun iyilikleri sınır tanımaz; şimdi edinmiş olduğumuz her şeyimiz onun yardım ve yol göstericiliği ile bizimdir! Solomon Rothberg'den parasını ve malını esirgemeden veren, daha eli açık biri yoktur!" diye sözlerine devam eden adama; yer yer kendince söylenen, yer yer de hızlıca susturulan biçimde sesli düşünen karşılıklar veriliyordu. Yine de bu karşı düşüncelerin hepsi yapılan sahte şakşakçılıkların sesi altında yitip gidiyorlardı esen yelde yakılmış bir kibrit gibi...
"Bu yüce yürekli adam her hafta olduğu gibi bu hafta da kapılarını Londra halkına açıyor, yüklerini bıraksınlar ve neşeyi bilsinler diye!" sözünü duyduğunda Alpharian'ın kulakları Siyah kumaşlı başlığı altında bir avcı köpeği gibi ilgiyle dikilmişti.
"Yaşamlarımız karanlık olabilir ama onun yardımıyla artık günlerimiz düzenlediği eğlencelerle aydınlanıyor! Tefecilerin prensi, bankacıların kralı herkesin eksiğini kapatmak için çalışıyor! Karşılığında hiçbir şey istemeden! Eli açıklığı hepimize örnek olsun, herkes onun gibi olmaya çalışmalı!" sözleriyle adam görevini başarıyla yerine getirmiş ve cebindeki Şilin'lerin yarattığı ağırlıkların karşılığını vermişti. Şimdi ise karşılığını vermesi gereken bir başka ödeme vardı...

Konuşması sonlandıktan sonra çağırtkan görev yerinden hızlı ve tombul bacaklarının elverdiği ölçüde kısa kalan adımlarla oradan uzaklaşmaya başlamıştı. Alpharian avını gözlerinin önünden kaçırmayan bir Atmaca gibi peşinden gidiyordu önüne geçen insanları omuzlarına dokunarak gücü az olan bir itişle yolundan göndererek. Konuşmayı dinlemek için toplanan kalabalığı aştığında adamın ara sokakların gölgelerine yöneldiğini görmese de bileceği ustalığı vardı ne de olsa. Hedefine ilerleyen bir Kedigil'in patilerinden beklenilecek sessizliğiyle birlikte adamla yalnız kalacağı bir sokağa varması çok da uzun sürmemişti. Kazandığı haksız kazancın yaydığı kokuyu sezebiliyormuşçasına sürek avı boyunca izinden gittiği çağırtkanın omzundan tutup yüzünü kendine döndürmesiyle, adamı dünden kalan morluklarının üzerine daha da koyu renk katacak yumruklarını indirmesi bir olmuştu. Alpharian'ın adamı boyun eğene dek dövmesi uzun sürmemişti, ana yoldan seslerini duyup kimselerin karışmayacağı uzaklıkta dizlerinin üstünde salya sümük ağlamaya başlayan çağırtkanın yalnızca "Yeter! Yeter, konuşacağım! Konuşacağım!" diye yakardığı anda Siyah giyimli adamın yumrukları bedenine çarpmayı bırakmıştı.
"Param için ölmek gibi bir isteğim yok. Kimsenin parası incinmeme değmez." diye ağlamaya başladığında katilden aldığı yanıt kısa olmuştu: "Mantıklı bir yaklaşım...".
Sonrasında konuşma komutu verilmesine gerek kalmadan, bir eli yakasına yapışmış ve diğer eli yumruk biçimini almıyor olsa bile her an yeniden saldırmaya başlayabileceği duruşundan anlaşılabilen adama karşı çağırtkan sözlerini "Ne istiyorsun benden? Tüm param kemerimde asılı olan kesemde, başka bir şeyim yok!" diye sürdürmeye başlamıştı.
"Bankacılar kralıyla işim var." biçimdeki yanıt kısa olsa bile anlaşılır biçimdeydi.
Çağırtkan korku ve şaşkınlık karışımı bir ses tonuyla "Hah! Sana bol şans o zaman. O hiç kimseyle buluşmaz ki. Villa'sının balkonundan bile uzaklaşmaz.." yanıtıyla kendine biraz daha zaman kazanmaya çalışmıştı. Belki karşısındaki adam acırdı kendisine, kim bilir?
"Neden? Birinden korkuyor mu yoksa?" diye sordu katil yüzünde beliren keskin bir gülümsemeyle. Dün yaşantısını sonlandırdığı Mahir'den sonra Solomon'a haber ulaştırılmış olması olasıydı ama buna güvenip yoldan dönmek olmazdı. Başlığının örttüğü yüzü görünmese bile gözlerinden saçılan ışıltı, çağırtkanın ruhunu delebilecek nitelikteydi neredeyse.
"Korku değil beyim, nefret. Hizmet ediyormuş gibi davrandığı insanlardan nefret ettiğinden daha fazla kendinden nefret eder. İşini yaptığı efendisiyle bir olmadığından. Gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum!" sözleriyle Alpharian'a kendini yetenekli bir yardımcısı olduğuna inandırmayı ister gibiydi;
"Tam olarak nedir bilmem ama hep işini yaptığımdan, yakınında bulunduğumdan bilirim... Utancından kendini dört duvarı arasına kilitler o."
Düşünceyle kısa bir anlığına yana yatmıştı Alpharian'ın kafası, duyduklarını kafasında tartıyor gibiydi sanki. Sonra o an için yüzünden eksilmiş olan gülümsemesini yeniden takınıp:
"Sonsuza dek saklanamaz ya?" dedi, sanki sesindeki kana susamışlığı sezebilmeye başlayan çağırtkanın korkudan titremesiyle birlikte.
"Yok beyim. Kalamaz. Hep bu eğlenceler ve yaptırdığı konuşmalar. İnsanlara tepeden bakmak için. İçkili toplantıları başladığı zaman onu bir gör, her seferinde ilk baş konuşmaya çıkar. Bir ilişkinlik isteğindendir belki? Bilemem. Az ve kısa süreli de olsa..." diyerek onaylamıştı katili.
"Böylesine da kendini saklayacak nesi var bu adamın?" diye sorduğunda stres nedeniyle ölümden kaçan bir maymun gibi dişlerini göstere göstere gülümsemeye çalışan çağırtkan alçak sesle kıkırdayarak "Görürsün beyim, adama benzemez bir adamdır..." diyebilmişti.
Alpharian o an kafasında dolaşan düşüncelere yanıt bulamamışken "Bırak beni gideyim beyim, ne sorduysan söyledim sana!" diyen adamın sözlerine karşılık yakasını bıraktıktan sonra:
"Nerede bu adamın evi? Eğlencesi nerede yapılacak?" diye sorması kaçınılmazdı. Bugün çağırtkanın sevindirici haberini ulaştırdığı eğlenceyle ilgili bilgi sorulduğu ortadaydı ve adamda Alpharian'a karşı yalan söyleyebilecek yüreklilik kalmamıştı:
"Wolverhampton'da onunkinden daha beyaz, daha granit heykeli olan villa yoktur beyim. Beni salarsan kapısına dek götürürüm seni!" demişti yalvaran bir sesle.
"Bırakayım da o gür sesinle Britanya'ya planlarımı ilet ve onun tüm korumalarına benden söz et diye değil mi?" diye karşılık verdi yüzünde acı bir gülümsemeyle Alpharian.
"Bir şey bile söylemem beyim!" dedi tombul adam, Siyah giyimli adamın elleri uzun süredir yakalarından tutmuyor olsa bile yerinden kıpırdayacak gücü kendinde bulamamış olsa da.
"Yo, hayır... Söylemeyeceksin." dedi soğuk bir sesle ve sol kolunda bulunan Gizli Bıçağı'nı tombul gövdesinin Karaciğerini bulundurduğu bölgeye sapladıktan sonra yerde titreyen bir debelenmeyle can çekişmeye başlayan adamı yerde yalnız bırakıp arkasına bakmadan ilerledi.

33
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Rüyandaki beyaz unicornlu prens
« : 06 Nisan, 2022 02:55:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Alpharian'la ilgili yalnızca "Tanıdık aracılığıyla." demiş olması Omegan'ın bir kaşını havaya kaldırarak salladığı yalana inanmadığını ortaya koymuş olsa da, sonrasında adamın "Sevdiğim biriyle aramı yaptı. Az çöpçatan değil." diyerek sözlerini daha inanılabilir bir yola sokmasıyla birlikte şimdilik inanmış gibi yapabilirdi. Adamın gerçek adını, ya da en azından gazetelerde yazılmış olan adının kulaklarına varmasıyla birlikte hatasından çekinip utanması yerine Omegan'ı aptal yerine koymuş olmasının sonucuna pis bir gülümseme biçiminde evrilen mimikleri kadının gözünde yarattığı ilk izlenimini daha da aşağılara çekmekten geri kalmamıştı.
"Ah... İsmim. Kim bulmuş ki kendini? Gabriel, Alexander, Lucian... Bir isim beni ne kadar tanıtabilir ki size, Meghan Necramyth. Garip bir soyad. Soyadları oldum olası sevmemişimdir hem. İnsanları-.." Bir an önceki kabalığının görmezden gelinmesi için yeterli bir bahane ortaya koymadan adamın konuyu başka bir yöne çekmeye çalışmasına içerleyip "İngiliz kültürüne olan yabancılığından olsa gerek." diye düşüncelerini içinden geçirdi kadın. Adamın sözlerine devam etmesiyle birlikte Omegan'ın o Migren denilen saçmalığın pençelerine düşmesi de bir olmuştu beklenmedik bir anda. Adamı duyabiliyordu, evet ama, sözlerini boğuk bir gıcırtıymışçasına algıladığı için içeriklerini tam anlayamıyordu. Özgürlükle, seçimlerle ilgili sözler gelip geçmişti sanki. Boşta kalan elinin parmaklarını şakağına dayayarak kısa bir süre için gözleri kapalı durduğunda adam sözlerini bitirmişti bile: ".. benlik değil."
Gabriel'in sonrasında Korone ile ilgilenmeye başlayıp "Peki ya siz, Megan olmasaydınız ne olmak isterdiniz?" diye sorduğu sorusuna yanıt verebilecek gücü vardı Omegan'ın ama adamdan güvenebileceğini düşünmeyeceği ya da bir yalan olduğunu anlayabileceği bir saçmalık daha duyarsa baş ağrısının nedeni oymuşçasına ters davranabilirdi...
"Kesinlikle bir avukat ya da çöpçatan olmazdım; bunu kesinlikle biliyorum Gabriel, Alexander, Lucian... Ya da hangi ad şu an yavru bir köpek seven ve sokaklarda bir Unicorn'a binip hediyeler getiren kişiliğine uygunsa?" diye söze başladı Omegan, bir eliyle hayvanın yularından tutup diğeriyle şakağını ovmaya devam ederken.
"Yine de günlerini kitap okuyarak ve işinde hatasız olmaya çalışan Meghan olmak bana yeterli geliyor. Ah, bir de ikiz kardeşinin hediyesi olan Unicorn'a göz koyan Meghan" dedi kadın zorla yüzüne kondurabildiği bir gülümsemeyle. "Korone sizi sevmiş gibi duruyor, yoksa şimdiye çoktan ayakabılarınıza işemişti... İyi terbiye vererek eğitiyorum ama son zamanlarda böyle bir huy edinmeye başladı. Siz onunla biraz ilgilenirken ben bu güzel yaratığı koyacak bir yer bulayım izninizle." dedikten sonra yuları çekerek barın arkalarına doğru yollandı Omegan. Tüm bu yaşananları en başından beri "keskin" gözetimi altında tutan Faruk'un Gabriel'e pis pis bakışını görmemiş gibi davranarak Gabriel'e dönüp "Hemen geri dönerim!" dedi. Çoğu kişi kendini peşisıra takip eden Unicorn'la birlikte sahneden uzaklaşan Omegan'ın arkasından bakarken; kapıdan içeri girdiğinden beri suskunluğunu koruyan yaşlı adam, misafirin odağını üzerine çekmekte başarısız kalan bir boğaz temizleme girişiminin sonrasında Pub'ın içindeki çok da fazla müşterinin duymayacağı biçimdeki ses tonuyla:
"Necisin oğlum sen?" diye sordu Faruk büyük bir kuşkuyla.

34
Karakter Talepleri / Ynt: Patent Başvuru ve Talepleri
« : 06 Nisan, 2022 02:52:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İcat Türü: Eşya
Adı: Pivotlu Mekanize Asa Sistemi
Detaylı Anlatımı: Kullanılacak materyallerinin uzun süreli kullanıma ve bozulmaya karşı dayanıklı olmasına özenilmesi dışında "özel" bir detayı yoktur. Teorik olarak asa kullanan elin parmaklarından birine takılacak bağlantısı -ya da benzer bir yolla- kol içinde bulunan yuvasından yayı, dişlileri ve raylı sistemi ile kullanıcının eline asasını hızlı ve hatasız (D&D'deki "Critical Fumble" durumuna anti olacak) biçimde ulaştırmayı amaçlayan bir aksesuardır.
Düellolarda Destek Zarı'na +2 net puan (Ya da yönetimin uygun bulacağı bir sayıda) ekleyecek bir araç olmasını istiyorum/amaçlıyorum.
Aracın varlığı yalnızca asanın kullanıcısının eline hamle başında hızlıca geçmesini sağlar, Expelliarmus büyüsünün etkisini değiştirmez.

Onay alındıktan sonra üretim RP'inin yazılmış olduğu başlığa (Burası) icat zarları eklenecektir, başarısızlık durumunda bir kez daha RP yazılması ya da yeniden bir başka icat yaratma istenilirse de yazıldığında bağlantısı buraya eklenilecektir.

35
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 10 Mart, 2022 15:10:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
-5 puana da kampanyalı Ek Karakter Hakkı alayım, kalsın 11

36
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Rüyandaki beyaz unicornlu prens
« : 07 Mart, 2022 23:14:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mali-Phali-Ty-Co'nun içindeki herkes büyülenmiş gibiydi. Yaratığın o en yumuşak ipeklerden daha güzel görünen kısa kürklü teni, en derin okyanusların karanlık gizlerini içeriyormuş gibi duran koyu renkli gözleri, Gök'lere uzanan Babil Kulesi'nin katları gibi uzayıp giden boynuzunun güzel kıvrımları... Kokusu bile bir değişikti her nasılsa, normal bir at gibi değildi. Adam Omegan'a "Dikkat edin hanımefendi. Isırabilir. Vahşi bir varlık. Aynı benim gibi." demişti değişik bir ses tonu ve kadının kulaklarına kabaca gelen bir Amerikan aksanıyla. Unicorn'un güzelliği karşısında duyduğu hayranlıkla adamın kendine karşı gösterdiği jestleri görmüyordu bile. Alpharian'la birlikte çok fazla hayvan, canavar ve Sihirli Yaratık ile karşılaşmış olsalar bile bir Unicorn her zaman için diğerlerinin yanında ayrı bir yerde olurdu Omegan için. Adam neredeyse yerlere değecek bir reveransın ardından tam bir beyefendi gibi Omegan'ın elinden öperek "Ben, Gabriel. Bana isminizi bahşedebilir misiniz matmazel?" diye sözlerine devam etmişti.
"Meghan, Meghan Necramyth. Tanıştığımıza sevindim..." diye yanıt verdi kadın en sonunda gözlerini kısrağın üzerinden alarak. "Ayrıca merak etmeyin, kardeşim Ryan gibi ben de canlılarla aramda özel bir bağ taşırım. Beni ısırmaz." diye yanıt vererek konuşmaya devam etmişti Omegan.

Adam "Ne kadar da şanslıymışsınız baksanıza! Bugün hayallerinizin prensi ile tanışacağınız aklınıza gelir miydi?" dediğinde Omegan'ın bu pubda yıllardır çalıştığı ve bugüne dek duymadığı, içten ya da yapmacık olsun, neredeyse hiçbir iltifat ve kur yapma girişimi kalmadığını bilmediği ortadaydı. Daha şimdi tanıştığı birisine karşı da açık açık gözlerini devirerek kabalık yapmak istememişti. "Ben sabah uyandığımda güzel kelimesinin asla yeterli olmadığı bu sihirli güzelliği göreceğimi hiç düşünmemiştim. Merlin’in çalı kaşları şahidim olsun, gül bebek gibisiniz!" sözleriyle de tiyatrosuna devam etmiş ve bir kez daha kadının çalışırken giymeyi asla unutmadığı iş eldivenlerinin üzerinden öpmüştü ıslak bir sesle. Omegan kendisine yöneltilen bu yalan sözlerin gülünçlüğü karşısında tutamadığı gülüşünü bir hanım hanımcıklık gösterisi gibi eliyle ağzını kapatarak kamufle etmişti.

"Ryan'ı görmek için gelmiştim ama vazgeçtim sanırım. Sizi konuşalım olur mu?" diye devam etti sözlerine adam, Omegan'ın duyduğu sözlere karşı çok ilgiliymiş gibi takındığı mimikleri ve havaya kalkan kaşlarıyla birlikte adamın avına kilitlenmiş yırtıcı hayvan gibi arkalarında yanan alevleri saklamakta başarısız olan gözlerine yumuşak yumuşak bakarak.
"Burcunuz ne? Her ne olursa olsun yıldızlarımız çok uyuşuyor içimde size karşı çekim var çekim! Accio ile kalbimi çektiniz kendinize resmen!" sorusuna karşı da sıcacık bir gülümseme ve arkasından bir kez daha bu düzmece oyun niteliğindeki sözler karşısında engel olamadığı gülüşünü adamın öptüğü boştaki eliyle kapatarak. Çünkü sol eli Unicorn'un tatlı tüylerinden ayrılmamıştı yanına vardığından beri.
"Burcum Oğlak, Çin Zodyağı'nda da Fare, Hint astrolojisine göre de Timsah..." sözleriyle yanıtladı adamı Omegan, sözlerini ağır ağır seslendirerek, yer yer gözlerini başka yerlere kaçırıp adamın gözleriyle geri buluşturup "Burçlara çok inandığımı söyleyemem bu arada." diye ekleyerek. Madem ortaya bir tiyatro oynanıyordu, iki oyuncu da eşit seviyeye yakın yetenek sergilemeliydiler değil mi? Adama söylediği bu son sözlerinin önemsiz olduğunu gösterircesine, "Neyse, boş verin" anlamına gelecek biçimde sağa-sola salladığı eliyle devam etti:
"Bu güzeller güzeli yaratığı alçakgönüllü işletmemize getirerek iyi anlamda değiştirdiğiniz hava için size teşekkür etmem gerek. Anlatsanıza, kardeşimle nasıl tanıştınız?" diye sordu, ".. ah, bir de unutmadan, böyle güzel bir hediyeyi hak edecek ne iyilik yaptı size? Sayın 'Katil Cadı Cwenhild'in avukatı' Alexander Turner." biçimindeki can alıcı detayı eklemeyi unutmadan; çevredekiler duymasın diye dumanı tüten bir zehir gibi fısıldadığı sesi ile, keskin ve kısık göz kapaklarının arkasındaki iyi ayrı renkli irislere sahip gözleriyle. Evet, birkaç saat önce okuyup kenara bıraktığı gazetede fotoğrafını gördüğü adamdı bu, üzerindeki giysiler bile değişmemişti. Ancak adıyla ilgili yalan söylemiş oluşu çok büyük bir negatif olmuştu Omegan için bıraktığı ilk izlenimde. Korone ise aşağıda, kumaşına zarar vermeden paçasından hafifçe çekiştirerek ve kaldırdığı patisinin ucuyla bacağına dokunarak adamın ilgisini çekmeye çalışıyordu. Bu yeni misafirle oyun oynamak oldukça çekici gelmişti eniğe.

Zordur almak bizden kızııı. Dırırım dırırım...

37
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Rüyandaki beyaz unicornlu prens
« : 07 Mart, 2022 21:15:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gece Mali-Phali-Ty-Co Pub'ı az da olsa dingin bir havayla bulmuştu bu sefer. Tek tük müşterilerin varlığı, az gelen siparişlerle de birleşince Omegan'ın kendine ayıracak zaman bulabildiği ender çalışma saatlerinden biri yaşanıyordu. "Beyefendi Geoffrey Crayon'ın Karalama Defteri" adlı kitabı okuyordu kadın kim bilir kaçıncı kez. Değişen yasalar, yanan kiliseler ve daha başka önemsemediği konularla adları taşıyan haberleri okuduğu gazetelerden çok bıkmıştı artık. Bu nedenle de kendini romanların açtığı pencerelere bırakmıştı kadın. Genelde sokaktaki sesleri önemsemezdi Omegan, hem kitabında da en heyecanlı yerlerinden birindeydi; Başsız Süvari, elindeki kılıcı havada, Ichabod'un peşimdeydi. Biri kaçıyor, diğeri kovalıyor... Hani herkes kitap okurken düş gücünü kullanır ama sanki şu an Dünya da bu kitaba göre değişiyor gibiydi. Taş yolları döven toynak sesleri, gittikçe artan bir ses seviyesiyle bav bav havlayan minik Korone derken yanlara doğru savrulup açıldı kapılar, duvara çarpmadan.

"Ryaaan! SENİ DÜELLOYA DAVET EDİYORUM!" sözleriyle Omegan'ın daha önce nereden gördüğünü hiç çıkaramadığı biri ortamdaki duruma kapalı gözleriyle serenat yaparcasına kardeşini çağırarak puba girdiğinde, kadın ilk önce çokça elin asasına uzandığını görerek içeridekilerin dinginleşmesini beden diliyle söylemeye çalışmıştı. Adam sarhoş olabilirdi, Alpharian'ın bir alacaklısı olabilirdi, Raymond'ın bir tanıdığı olabilirdi... Mali-Phali-Ty-Co Pub'ın müşterileri genelde burayı yorucu geçen günlerinden kaçıp rahat olabilecekleri bir gizli koy olarak gördükleri için, aile gibi de birbirlerini kollarlardı genelde. İçeriye giren adamın suçsuz yere büyülere hedef olmasını ya da potansiyel bir yeni müşterinin diğer müşterileri tarafından tehdit edilmesi gibi bir hakarete kıdemlı garson ve vardiya şefi izin vermemeliydi Omegan.
Sözlerine "Şaka şaka. Bak ne getirdim. Sen bana kıyak yaptın, ben de sana yapacağım! Cindy ile tanış, kız getirdim sana köftehoor!" diye devam eden adamın kim olduğunu şimdi anımsayabilmişti kadın; gazetede yüzünü görmüştü, Carmilla adlı katili savunan Alexander Turner'dı bu.

Çok sonra, açıkçası olması gerekenden de çok fazla sonra adamın binek olarak seçtiği canlıyı inceleyebildi kadının gözleri. Boşverin Ryan'ı şimdi, kıyak olarak kardeşine "kıyağı" karşılığında bağışlanan ödül.. BU BİR UNICORN MUYDU?! Fal taşı gibi açılmış gözlerini yaratığın güzel gözlerinden ayırmadan, neredeyse hipnoz olmuşçasına bardan ayrılıp yanına gitmeye çalışıyordu; annesini bu davetsiz misafirden korumaya çalışan Korone'nin tüylü kuyruğuna basmamaya uğraşarak.
 

38
İlanlar / Ynt: Noter
« : 07 Mart, 2022 13:46:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Das/Gabriel Barthélemy/Alex Turner adlı beyefendiden;
1 Wiggenweld İksiri
2 Nadide İksir Malzemeleri
karşılığında, kendisinin Anomali'den sahiplendiği Unicorn'u alıyorum.

Yönetim'e duyurulur :3

-Buraya RP'i eklenecek-
Rüyandaki beyaz unicornlu prens

39
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 07 Mart, 2022 04:16:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Omegan Av Thrawsunblat hanımefendiye alın teriyle kazanılmış helal GP'ndan bir
1. ve 2. seviye Telepati Özel Yeteneği (12 + 9'dan 21 GP) rica edeyim. Kalan sağlar bizimdir...

[Efenim "Lore Reasons" diyelim, bedenini paylaştığı ikiziyle belki iletişime geçebilirim düşüncesiyle, sonucun olumsuz oluşuyla depresyonlara üzüntülere girilen bir istek olacak. Yoksa ne yapayım ben Telepati'yi şimdi barda ve Muggle Mahkeme Salonları'nda?]

40
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 07 Mart, 2022 04:11:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviye
5 -> 6

Çevrimiçi 3. ve 4. 24 saatimin dolmasıyla gelen GP'larımın tahsillendirilmesini arz eder, sayın çalışanlarımızın gıdılarından öperim.

(3 tanecik de olsalar birazdan harcayacağım için, harcanılıp azaldığını görünce bi üzüntüye kapılıyorum o olmasın diye. Kendimi "Onlarla Stat alırdık aptal, aptall!" diyerek döveceğimden, olan GP'ımız gözümüzün önünde dursun istiyorum. Sonraki Mesaj Sayısı seviyem ve çevrimiçi süremin yükselmesine daha çok var çünkü...)

41
Cheshire Cat's Circus / Ynt: Pratik bir teklif
« : 07 Mart, 2022 01:07:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Ryan'cığım bir daha bana bu kadar yaklaşırsan seni öperim, haberin olsun!" sözleriyle birlikte içten bir kahkahayla odayı dolduran Chesire'a gergin bir gülücükle karşılık verebilmişti Alpharian. Teklifi karşılığında olumsuz yanıt almayı beklemiyor olsa bile karşısındaki sirk yöneticisinin gözlerinin yürek biçimi almasına neden olan Qian'ın ofise girişiyle derin ve rahatladığını ortaya koyan bir solukla stressizleşmişti. Asya'lı adam tanışmalarıyla ilgili ortaya çıkan kaosun durulmasıyla birlikte Chesire'ın kafasının.. üstündeki dans eden... Çiçe-.. Yok hayır, Alpharian bu büyülü çadırın içinde artık şaşırmama kararı almıştı kendince. Sahibinden kaynaklanan mutlulukla dans eden ya da üzüntüyle solan çiçekler gibi anormallikler odağını dağıtamayacaktı... Mucit adama yanında getirdiği planları ve Gizli Bıçak'ını gösterdikten sonra hiç de uzun sürmeyen bir düşünme anından sonra isteklerini ve şartlarını onayladığını belirtmişti. Cheshire ve sevgilisinin birlikte Fidelius Tılsımı altında gizli projelerini yürütecek olmaları aralarındaki bağı belki ölümlerine dek oluşturmuştu üçlünün.

Karşılarında yıllarını yaşam ve ölüm arasındaki çarpık çizgide dengede tutmasının yanı sıra, yaşantısının neredeyse yarısını büyük bir kütüphanede geçirdiğini bilmedikleri birinin yanında Çince konuşuyor olmalarını çaktırmamaya çalışsa da, Alpharian'ın gözleri ve deney sözcükleri içerdiğini duyduğunu düşündüğü bir konuşma içinde bulunmaları adamın bu antlaşmayla birlikte hata yapıp yapmadığını içinden sorgulatmaya tam anlamıyla yeterli gelmemişti. Hem ne de olsa çok uzun zamandır Çince ile ilgili bir okur-yazarlığı olmamıştı adamın, büyük olasılıkla kendisine yapılmış bir ilgi ve iltifatı yanlış yorumlayarak duymuştu... Yalnız içinde "Kazanç" geçen bir şey duyduğuna garanti verebilirdi. İkili aralarında konuşurlarken birden bir sevinç patlaması yaşayan Cheshire'ın Qian'ı uzun süre bırakmadan öpmesiyle birlikte masadaki ağırbaşlı hava dağılmış, Asyalı'nın Palyaço'dan beden diliyle kurtulma isteği nedeniyle de renkli kişiliğin tekrardan tuz dolu gözyaşlarıyla bitkileri sulamasıyla sonlanmıştı bu küçük toplantıları.

Qian Fenhua'nın üst üste bağışlanma dileklerine karşın, değişik bir yolla ama mesleği olan palyaçolukla Alpharian'ı güldürerek mutlu ettiğini belirtmeye gerek kalmadan Cheshire'ı rahatsız edici bulmadığını belirtmesiyle de ortalık taşıması gerektiği üzüntüsüz ortamına geri dönmüştü. Mucidin dileği doğrultusunda projenin planlarını masaya açan Alpharian, bir yandan da Palyaço'nun da dilediği ödeme konusunu da projeyle birlikte konuşarak buradaki işini bitirmişti. Eğer istenilen malzemelerin kullanımıyla birlikte bu katilin beklentilediği kalitede bir iş çıkarılabilirse, Topiarii Sanctionem örgütünün belki de asla ortaya çıkmayacak olan sırları arasında Cheshire Sirki'nin bu ortaklığı ileride her Magna Purgatio üyesine de yarar sağlayacaktı.

Her üyede olması beklenmese ve gerekmese bile, Alpharian'ın sol kolunda bulunan bıçağın dışarıya çıktığı hızda sağ kolunda kullandığı mekanizma, her üyenin asası kullanıma hazır olacaktı:

Pivotlu Mekanize Asa Sistemi

(Eklenilen görsel örnekleme sistemin çalışmasını sağdan sola doğru göstermektedir)

42
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« : 06 Mart, 2022 21:24:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Birden, sanki kendiliğinden olmuş ya da bir refleksif karşılık verirmiş gibi bir hareketle Mahir kimseler görmeden giydiği yeleğinin iç cebinden çektiği Şam Çeliği'nden yapılma kıvrık Jambiya hançerini savurup Ronald adındaki satımcının karnını boydan boya kesmişti. Karşı koyamadığı acı ve yaşadığı durumun getirdiği büyük korku içinde adam ona durması için tüm beden dili ve giderek daha da azalarak çıkan sesiyle "Dur! Yapma!" diye yalvarıyor olsa da Mahir yalnızca "Bu daha başlangıç!" diyerek gülmekle yetinmişti. Savunmasız yakaladığı ilk anda ağır bir yaralanmayla dize getirdiği ve kaçamayacak bir zayıflıkla kendini savunmaya çalışan yaşlı adama karşı gözü dönmüş biçimde saldırmaya devam etti Nesunt; arka arkaya, belki sekiz kezden daha çok, yalnızca "Çeneni kapalı tutmalıydın!" diye ona bağırmak dışında duraksamadan saldırmıştı hançeriyle derin kesikler bırakan savuruşlarla. Yaşlı adam, şimdi gücü gücüne yaşamaya devam ederek, acı içinde inleyerek çeşmenin yanına çömelmişti bu eyleminin onu daha fazla kesiğin kurbanı olmasını önleyecekmişçesine. Mahir acımasız saldırısına devam ediyordu ama "BENİM çarşıma geldin! BENDEN iş istedin ve şimdi BENİM adamlarımın karşısında bana saygısızlık mı yapıyorsun ha?" sözleriyle.
Bundan sonra da adam "Yerini! Bil! Beceriksiz! İt!" sözcüklerinin her biri için ayrı ayrı dört kez daha Roland'ın sırtına saplamış, artık canlılar arasında bulunmayan adamdan hıncını alamayıp üstüne son bir kez daha sapladıktan sonra, yaşamsızca yayılan bedenini içi kanla dolmaya başlayan çeşmenin fıskiye sularının buluştuğu oluğa doğru itmişti. Loncadaki hiç kimsenin adamı durduracak yürekliliğe sahip olmasını bekleyen yoktu zaten ancak yine de işçilerden biri Ronald'dan geriye kalan bedeni oluktan çıkarmaya davrandıysa da, Mahir başkalarına ders olsun diye cesedin fıskiyeden uzaklaştırılmasını engelledi; "Hayır. Bırakın kalsın orada. Bu da size bir ders olsun. Bana bir şeyin yapılamayacağını söylemeden önce iki kez düşünün artık. Şimdi işinize geri dönün!"
Bunun üzerine yaşanan tartışma ve kanlı sonucun tanığı olan avlunun çevresindeki kalabalık, ortamdan dağıldı ve hiçbir şey olmamış gibi Mahir'in siparişine katkıda bulunacak işlerine geri döndü. Alpharian'ın odağını üzerine çeken tek bir detay dışında; Mahir'in yanından geçerken son bir kez daha etkileşime geçerek ölü bedenin üstüne tükürürken "Aşağılık Muggle!" diye fısıldamayı unuttuğu ama çevresindeki çok fazla insanın da duymadığı bir sesle son sözünü söyleyişi.

Alpharian bu Mahir İbn-i Kamer adlı Nesunt'un bir Büyücü olduğunu biliyordu ancak böylesine ortalık yerde Büyücedünya'ya ait olan bir tanımı kullanması çevrede korumalarının olduğunu da gösterir nitelikteydi. Bu nedenle öyle elini kolunu sallayarak adamı temizleyemezdi. Yalnızca durduğu köşe başında dayandığı duvardan yaptığı gözlemle bile işçilerin çevresinde bulunan, sokak başlarında hazır bekleyen, biraz önce ölü bedeni ortadan kaldırmayı düşünen işçinin arkasından adım atarcasına yaklaşmış olan varlıklarıyla kendilerini ortaya koyuyorlardı bu korumalar... Alpharian hızlı düşündü; Mahir'in bu avluya bakan bir penceresi vardı, yer yer brandalarla, yer yer de avlu çevresinde bulunan birkaç ağaçla görüş yeterince kısıtlanıyor sayılırdı. Üstüne bir de yağıp durulan bozuk havayla birlikte kara bulutların gizlediği bir Gökyüzü vardı. Çok daha fazla zaman harcamasına gerek yoktu katilin, hızlı ve olabildiğince sessiz adımlarla sokağın arkasına ilerledi ve insanların olmadığı bir an kollayıp bol çıkıntılı eski tuğla duvarlarından tırmandı evlerin. Kısa bir süre içinde neredeyse tüm mahalleye yukarıdan bakan bir konumdaydı. Uzun adımları ve kısa zıplamalarıyla birlikte evden eve ulaşıyor, dik çatılardan hızlı adımlarla geçip, yan binaya uzun zıplamalarla tutunuyordu. Kısa kısa çiselemeye başlayan Yağmur'la birlikte Mahir'in ofisine girebileceği bir pencereye yaklaşmıştı bile. Sağ kolundaki mekanizmayla eline aldığı asasını doğrultup "Alohomora!" diye kilidini uzaktan açmıştı. Bunu yapmasının ayrı nedenleri vardı, öncelikli olarak bir tuzak kurulu olup olmadığını kontrol etmek ve ikincil olarak Muggle kilitleri dışında ilgiyi üzerine çekici bir uyargayla kilitli olup olmadığını görebilmek gerekliydi. Şansı vardı katilin ve ikisi de söz konusu değildi bu adamın ofisine ulaşan yol için. Boş ofise girdi Alpharian, Mahir odaya girdiğinde kaçamamasını sağlamayı planlıyordu. Ayrıca odasında araştırma yapabilmesi için gerekli zamanı yoktu, bunu değerlendirmesine yetecek sürede odada yalnız kalmalılardı. Merdiven çıkan adım sesleri duyduğunda masanın çekmecelerinde kırılmış balmumu mühüründen küçük parçalar taşıyan bir mektubu henüz cebe atmıştı. Ofisin girişindeki belge dolabının ve hazırda bekleyen askının arasına geçtiğinde Mahir kapının koluna yeni asılmıştı.

"Beni rahatsız etmeyin, yazmam gereken iletiler var!" diye korumalarını başından savan adam, ışıksız odasının açık bırakılmış penceresini döven Yağmur damlaları ve az da olsa esen yelle yaprakları hışırdayan muhasebe defterinin yarattığı karışıklığa odaklanarak geri dönemeyeceği bir eşikten geçip odanın içini adımlamışken Alpharian gölgeler içinden çıkmış; cansız, törensel bir ses tonuyla
"Carissimi subito mortuus est..."* demişti her tanıksız ölüm getiren görevinde söylediği gibi. Yalnız olmayışının verdiği şokla bir anda dengesi bozulan Mahir, o an yapılacak en mantıklı hareket olduğunu düşünerek masasının alt tabanında deri kayışlarla gizli biçimde bağlı duran asasına atılmıştı. Hesaba katmadığı şey ise katilinin bunu çoktan öngörüp, adamın Fildişi rengindeki asasını boşta duran sol elinde tutuyor oluşuydu. Bükülmüş renkli ipek ipliklerden dokunulmuş ibrişim kuşağında sakladığı Philadelphia Deringer'ini çektiğinde ise bu hareketine karşın Alpharian'ın "Expelliarmus!" büyüsüyle pusatını nişan alıp kullanamadan elinden sökülmesine izleyici kalmış ve hızla üstüne gelen Siyah giyimli adamdan yediği tekme ile de yeleğinden çıkarmaya çalıştığı hançerini odanın kapısı yönüne doğru yitirmişti. Şimdi ise bir-iki adım gerilemiş olan katilin kendine yönelttiği iki asa karşısında elleri havada, durumuna boyun eğmiş biçimde beklerken Alpharian'ın korumalar odaya doluşmadan önce aldığı bir önlem olarak o dingin ama akan zehir gibi dudaklarının arasından çıkıp giden kedimsi ses tonuyla "Muffliato" büyüsünün etkisiyle odasında tuzağa tam olarak düşmüş durumda bulmuştu kendini...
"Mahir İbn-î Kamer adıyla bilinen kişi, şu an çoktan ölmüş bulunmaktadır.
Sana sunulmuş yaşamı, pis ruhunun izleriyle kirletiyorsun. Bu toplum içinde yaşamayı, bahçemizde gezinmeyi hak etmiyorsun. Magna Purgatio adına başına beklemediğin bir ölüm olarak çöküyorum; suçun, gücünü ve yetkilerini kötülüğe kullanmak, insanları yaşamları pahasına kazancın için harcamaktır. Başkalarının acısıyla kazandığın zengin yaşantının karşılığını almaya hazırlan. Purgatio sit incipere!
" sözleriyle Temizlik Bildirgesi'ni okumuştu Alpharian.

"Bunu ödeyeceksiniz! Sen ve senin gibiler!" demişti sırtını masaya dayamış ve terler dökmeye başlayan adam.
"Görünüşe göre ödeme yapan sırası gelen sensin, Nesunt. Artık acı çektirmekten ve insanları öldüren araçlar yaratmaktan kazanç sağlayamayacaksın..." yanıtını aldı katilinden.
"Beni savaş ve ölümün beslediği küçük bir 'Ölüm Taciri' mi sanıyorsun? Beklenmedik bir hedefim, sence de öyle değil mi? Bu işi yapan bunca insan varken neden ben?" diyerek kendisini son günlerde var olan anlaşmazlıklardan yararlanan biri olarak görüp görmediğini sorgulayarak başkalarının da böyle yaptığını öne sürerek kendini savunmaya çalışıyordu boşuna.
"Öyleyse diğerlerinden ayrı olduğuna neden inanıyorsun?" diye sordu Alpharian, normalde hedefi olan Nesunt'ların kafa yapısını anlamak için fazla emek göstermezdi; yine de bu seferliğine, bu adamın diğer vurgunculardan neden ayrı tutulması gerektiği öngörüsüzlüğünü çözümleme isteği uyanmıştı içinde.
"Ah, öyleyim ama? Çünkü ben yalnızca kazanacağım düz bir kazançtan çok daha asil bir amaca hizmet ediyorum.. kardeşlerim gibi!" demişti beklenilmeyen bir gururla. Adam paradan başka bir amaca baş koyan yoldaşlarıyla birlikte oluşunu açığa vurmuştu. Sözleri yanıtsız kaldığında kendine bir soru sorulmuşçasına içindekileri dökme gerekliliğini koşullanmış bir baskılanmayla seslendirmişti;
"Ah, katilim işinde iyi ama tek başıma hareket ettiğimi düşünüyor. Ben yalnızca bir parçayım. Büyük bir resimde, önemsiz bir rolü olan bir adam..." diyerek çok daha büyük oyunun parçası olduğunu ve oynadığı rolünü küçümseyerek kendisi gibi düşünenlerin çokluğunu da ortaya koymuştu. "Diğerleriyle de çok yakında karşılaşır, kimler olduğumuzu öğrenirsin artık. Bugünkü hatandan, yapmayı planladığın şeyi iyi karşılamayacaklardır!" diyerek Alpharian gibi bir adamı tehdit etme hatasına düşmüştü, daha beş dakika bile önce yaşanmamış cinayetindeki Roland gibi. Çok kısa bir andan sonra katilin gevrek bir gülümsemeyle kıvrılan dudakları, adamın korkmadığını göstermeye çalıştığı sert bakışlarının tersine büyük damlalarla ter akıtan alnına karşıtlık gösteriyordu.
Yalnızca "İyi..." demişti Alpharian, "Onları da bu Dünya'dan temizlemeyi dört gözle bekliyorum!"
Eğer buradan kaçamazsa ölümünün göz ardı edilmeyeceği bilgisiyle az da olsa yüreklilik taşıyan adam "Böylesi bir gurur... Seni yok edecek, çocuk!" dedikten sonra atılmıştı son bir kez yaşantısını kurtarma denemesiyle.

Atik bir hamleyle Alpharian'ın kendisine yönelttiği iki asadan da kaçabileceğini düşünen orta yaşlı adam, eğilip yanından geçtiği katilin sol dizinin arkasındaki yumuşak dokusuna sert bir hamleyle sapladığı asası nedeniyle odada bulunan kitaplıklardan birini devirerek yere kapaklanmıştı. Büyücü'ler ve Cadı'lar, çok değerli asalarının kendilerinden beklenmedik seviyede dayanıklı olduklarını pek bilmezlerdi, ya da en azından bu bilgiyi deneyecek zorluklar yaratacak eylemlerde bulunmazlardı... Alpharian gibi, yeri geldiğinde ellerindeki her aracı ve olanağı kullanmasını bilme gerekliliğinde yaşayan insanlar için ise.. neredeyse her şey ölüm getirebilirdi işte. Acı içinde kıvranırken devirdiği kitaplık ve içeriği arasında çırpınan adam, katilin "Waddiwasi!" komutuyla havada kısa bir yarım daire çizdikten sonra göğsünün ortasına saplanan hançerinin yaşattığı acıyla ikinci bir şoka uğramıştı ölmeden önce. Son kurbanının kanı üzerinden daha yeni silinmiş bu pusatla canını almayı daha uygun bulmuştu Alpharian. En azından şiirsel bir yaklaşımda bulunmuştu... Adamın gözlerindeki yaşamın ışığı daha sönmeden önce de "Purgatio completur!"** diyerek, korumalar odaya çıkan merdivenleri aşmadan ortamdan yok olmuştu bile. Muhasebe defterleri, raporlar, boş parşömenler, devrilmiş küçük pirinç tartı... Hepsi Nesunt'un pis kanıyla kirleniyordu şimdi. Katil, içeriye girdiği pencereden geri çıkmıştı. Yağmur'la sertçe dövülen taş döşeli sokaklarda ilerlerken kendi kendine son sözlerini söylemişti Alpharian bu kirli insanlarla dolu temiz sokakların duvarlarına parmaklarının ucuyla dokunarak ilerlerken;
"Viriditas de terra evulsa est.. et sic hortus te absente pulchriorem obtinuit!"***

Mali-Phali-Ty-Co'ya döndüğünde yaptığı ilk işi, Dizzardium'a görevin tamamlandığını bile iletmeden önce; güzelce temizlenip tıraş olmaktı. Dünya'ya karşı taşıdıkları sorumluluğu yerine getirmek ve dirlik sağlamak için uğraştıkları savaşta kanını döktüğü her Nesunt'un kişiliğiyle daha da kirlendiği izleniminde olurdu Alpharian... Cebine attığı mühürlü mektup normalde boş görünse de, olağan bir "Revelio" büyüsünün açığa kavuşturmayacağı bir iletişim değildi. "Nostri pulcher hortus!"**** diye geçirdi içinden, bugün Bahçe biraz daha güzelleşmişti.

*: "Sevgili ansız ölüm"
**: "Temizlik tamamlandı"
***: "Yabanotu topraktan yolundu.. ve böylece, Bahçe senin yokluğunla daha da güzelleşti."
****: "Bizim güzel bahçemiz"

43
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« : 06 Mart, 2022 21:15:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Barmeninden aldığı yönlendirmelerle birlikte günün geride kalan saatlerinden birazını Temizlik'i için gerekli bilgileri öğrenmek, birazını da bulgularını birleştirmek için harcamıştı. Alpharian, araştırması sırasında Mahir'in şu anda bilinmeyen bir müşterisi için alışılmadık derecede büyük bir silah üretimi ile gönderimine hazırladığını ve bölge sanayisinin bulunduğu çarşı sokaklarında sık sık bulunduğunu öğrendi. Kötü şöhretli bir karaborsa satımcısı olan Mahir, İngiliz ordusunun küçük bir tedarikçisi olarak adı bilinmeyen bir seviyeden yükselmiş ve Londra'daki en büyük ticaret merkezinin sahibi olmuştu yıllarını harcadığı işi içinde. Doruk noktasındayken; yiyecekten parfüme, baharat ve silahlara dek her şeyi satarak Finchley ve çevresinin yoksul bölgelerindeki ticaretin tek adı olmuştu. Müşterilerinin yüksek ücretlerini karşılayabilmesi koşuluyla, yasallığı ne olursa olsun istenilen herhangi bir ürünü sağlayabilme ve satma yeteneğiyle ünlüydü de. Mahir'in işi daha sonraki aylarda esas olarak karaborsa satımcılığı üzerine odaklanmıştı. Silah ve zırh üretiminde uzmanlaşarak kısa sürede sadece kendi halkına ve ülkesine değil, özel olarak bilinmeyen alıcılara da satış yaparak zenginleşmişti.

Mesleğini yürütürken öfkeli bir tutumla çalışan adamın işçileri çalışmaları gerektiğinden çok daha fazla mesai yapmalarına rağmen son siparişlerini beklenen zamanda yerine getirememişler. Durum böyle olduğu için de bölgedeki satımcı loncasını, Alpharian'ın biraz önce daha yeni Waltham Abbey'in yakınında olduğunu öğrendiği ofisinin altındaki bir mahalle merkezindeki bahçelerde toplantıya çağırmış olduğu ve siparişinde katkıda bulunmaları için onlara baskı yapmayı amaçladığı sokaklarda işçiler arasında konuşulan bir konuydu... Bu noktada, loncanın birçok üyesi Mahir'in işlerinde böylesi bir demir yumrukla yönetimde oluşundan mutsuzluklarını dile getirmekten korksalar da; seslerini çıkartmaktan çekiniyorlardı. Çoğu zaman ücretleri ödeniyor olsa bile bu son sipariş süresince ücretleri ödenmeden çalışmaları beklenmişti ve Mahir'in kendisine meydan okuyan satımcılara karşı işe ilk başladığı yıllardaki gibi halka açık infazlar yapma eğilimine, daha doğrusu alışkanlığına geri dönme olasılığından korkuluyordu. Çevresine söz geçirme etkisi öylesine fazlaydı ki, yerel güvenlik güçleri ile polis bu suçlarına göz yumuyorlardı. İşte Topiarii Sanctionem de konuya buradan giriş yapıyordu. Korkak patronları işçileri ve kendileri üzerinde kurulan baskı karşısında sinip gidebiliyordu ancak onuruyla ve gururuyla işçiliğini yapan bir Magna Purgatio taraftarı çalışan durumu Dizzardium'a iletmişti. Alpharian Tabulae'de neredeyse bir aya yakın zamandır duran bu Temizlik'e daha önceden başlamadığı için kendine tepkiliydi, yine de bugün yolu eski çete arkadaşının yanına düşmeseydi belki bunları bile bilemeyecekti. Nedensellik ilkesi içinde çok fazla durmakta yarar bulmuyordu adam, önemli olan bir Yabanotu'nu daha topraktan kökleme eyleminde bulunacak oluşuydu.

Mahir'in yazgısında, yetişmeyen sipariş nedeniyle satımcı loncasını azarlamak için görüşme ayarlaması onun son görüşmesi olacağı yazılmıştı. Alpharian, Mahir'den önce mahallenin ortak avlusuna varmış ve adamın bu korku dolu tiranlığına son verme eylemini burada gerçekleştirmenin doğru olduğunu düşünmüştü. Mahir, yolu avluya açılan sokaklardan birinden içeri girdi, satımcılarından biriyle tartışıyor ve büyük siparişini zamanında yetiştiremediği için onu tembellikle kınıyordu.
"Beyim bir baksaydın!" sözleriyle sahneye ondan önce adım atan Mahir'in peşinden koşturuyordu ağarmış sakallarıyla yaşlı bir adam "Hesaplarınla ilgilenmiyorum. Sayılar hiçbir şeyi değiştirmiyor! Adamların sipariş emrimi yerine getiremedi, bu da müşterimi başarısızlığa uğrattığım anlamına geliyor!" yanıtıyla da yükselmeye çalıştığı yükseklikten bir tokat yemiş gibi aşağıya itiliyordu.
Adam "Biraz daha zamana gereksinimimiz var!" dediğinde şimdiye hızlı voltasıyla avlunun ortasında bulunan, ofisinin pencerelerinden baktığında görebildiği ve doğduğu ülkelerden bir esinti yaratsın diye yapım parasını cebinden ödediği çeşmeli fıskiyeye varmış olan Mahir'in hızla arkasını dönüp kendisine işaret parmağını sallayışıyla verdiği yanıtı dinliyordu;
"Bu tembel veya beceriksiz bir adamın bahanelerinin en başta gelenidir Ronald. Sen hangisisin peki?!"
Yılların emekçi işçisi Ronald adlı adam aldığı bu yanıttan sonra gururuna yedirememiş olmalıydı, biraz önce düşük omuzlarıyla eğile büküle yalvardığı patronuna karşı daha dik bir duruşa geçmişti kendini savunurken. Ne de olsa Ronald'ın kendi de bir patrondu sonuçta; ona böyle bir ayaktakımı gibi davranılmasına izin vermemeliydi, özellikle iş arkadaşları ve çalışanlarının yanında.
"İkisi de değilim bay Kamer, beni-.." diye başladığı sözleri birden kesilivermişti kendisinden çok daha yüksek çıkan bir ses tonuyla yüzüne yaklaşarak horozlanan Mahir tarafından "Gördüklerim tersini söylüyor ama!?" denilerek. "Şimdi söyle bana, bu sorunumuzu çözmek için ne yapmayı düşünüyorsun? Bu silahlar bize şimdi gerek be adam!"
İçinde bulunduğu durumdan iyice rahatsız olmuş ama biraz önceki sinikliğinden kurtulmuş olan yaşlı adamın ağzı, çevresine attığı küçük bir bakıştan hemen sonra güvenle açılmıştı;
"Ben bir çözüm görmüyorum! Adamlarım gece gündüz çalışıyor ama sizin bu çok önemli müşterinizin istekleri de çok fazla şey gerektiriyor..." deyiverdi düşüncelerini içinde tuttuğunu ister istemez ortaya sererek. Söyledikleri bitmemişti de, konuşmaya devam etti "Bir de yollatmak istediğiniz yere giden yol, oralar çok tehlikeli rotalar. Bunları karşılayabilmek ağır bir y-.." sözü kesilmeden hemen önce.
"Bahane üretebildiğin beceriyle eşit hızda işini yapabilseydin keşke!" biçiminde suçlayan Mahir'in sözlerine karşılık artık bu atışmadan ve iş sorumluluğuna karşı taşıdığı son sabır taneciklerini de yitiren Ronald omuzlarını silkmekle yetinmişti "Elimden gelenin hepsini yaptım ben." diyerek. Şimdi neredeyse alev alev yanan gözlerle "Elinden gelen yeterli değil!" diye karşılık vermişti Mahir, Ronald da durmamış: "Öyleyse bu anlaşma bitmiştir. Belki de istemeniz gerekenden çok daha fazlasını istiyorsunuzdur beyim?" demişti işte en sonunda, kendini bu durumdan böylesine kolayca kurtaracağını düşünme hatasına düşerek.

Yaşlı Ronald'ın savunmasında müşterilerinin istediği sonuca varan yolun hem kendisi, hem de ağır çalışma koşulları ile uzun çalışma saatleri nedeniyle kaza yapma olasılıkları çok yükselen işçileri için oldukça tehlikeli olmasını dile getirmeye çalıştığı bu tartışmada kazanan taraf olamamıştı böylelikle. Bu da özellikle anlatılanları dayanımsız ve yetersiz mazeretler olarak gören Mahir'in duruma ayrı, kendisine yönlendirilen tavıra karşı ayrı gelişen kızgınlığını yatıştırmaya çok yaramamıştı. Beklentilerinin gerçekçi olmadığı konusunda kararlı olan satımcının da bu durumu dile getirişiyle öfkesi iyice tırmanmıştı.
"Gerekenden çok daha fazlası mı? Sana her şeyini BEN verdim be adam! Ben olmasaydım, sokakta çaldığın küflü peynirlerle yaşamaya devam ederdin! Karşılığında senden tek istediğim şey, sana getirdiğim siparişleri sorgusuzca yerine getirmendi ve sen benim 'Gerekenden çok daha fazlasını' istediğimi mi söylüyorsun?" diye bağırarak tüm avluyu inletiyordu patronlar patronu. "Bana karşı olan saygıyı aşan bir yüreklilik göstermeye mi kalkışıyorsun yoksa?" diyerek de görünene göre patlaması kaçınılmaz bir varil dolusu barutun fitilini alevlendirmişti. Yükselen tansiyon ve öfkesinden durunamayan Mahir ileri atılmış ve Ronald'ın yüzüne tükürmüştü. Alpharian olanları izlemekten ve durumu gözlemlemekten daha ötesine geçmemesi gerektiğini biliyordu; Magna Purgatio Dünya'yı iyileştirmeye yönelik bir ülküydü ancak bunu sağlamak için her canı kurtarma pahasına görevi tehlikeye atmak yalnızca bir çömezin yapabileceği bir hataydı. Ayrıca Ronald bu çağda yaşayan bir fabrika patronuydu, tam anlamıyla suçsuz birisi sayılamazdı. Bu nedenlerle Lautus; işinin gerektirdiği nedenlerle birlikte ne uzakta, ne de yakında durarak çoğunluk içinde göz önünde ayırt edilemeyerek kolluyordu uygun anın gelmesini.
Yaşlı adam artık içine kendini düşürdüğü hatayı anlamış olsa da, karşısındakine onu gücendirmek istemediğini ileri sürerek, "Bağışla, Mahir! Sana saygısızlıkta bulunmak ya da hakaret etmek istememiştim!" demişse de, bu noktadan sonra bu sözler Mahir'in içinde bulunduğu öfke nöbetini dindirmeye yeterli gelemezdi.
"O zaman çeneni kapalı tutmalıydın!" diye sıkılı dişlerinin arasından tısladı adam...


44
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Ynt: Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« : 03 Mart, 2022 03:21:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç insanlar her zaman için taşkınlık çıkarmaya hazırlardır. Bir de bunun üstüne parasızlık ve düşük yaşam standartları binince stres seviyesini azaltmanın en kolay yollarından birisi yeğinliğe başvurmak oluyordu. Küçük hırsızlıklarla karın doyurmalar, minik cepçiliklerle günü kurtarmalar derken bir şeyi çalmaya eş zamanda uğraşan birden çok kişi olabiliyordu. Zamanla bu kişiler birlikte çalışmanın getirdiği yararları hızla öğrenip kazançlarını paylaşmanın kaçınılmazlığını öğreniyorlardı. Böylelikle ilerleye ilerleye bu oyundaki önemli oyuncuların odaklarını üstlerine çekebiliyorlardı. Sonra da küçüklü büyüklü cezalarla yıldırma, sindirme ve çalışanları arasına katmayı başaran kodamanların altında bir çete üyesi olma yolunda geri dönülmez adımlar atılıyordu. Bu küçük suçlar da suçlularıyla birlikte büyümekten kendilerini kurtaramıyorlardı bu süreç içinde. Önceden o gün o öğün için karnını doyurmak adına bir parça meyve ya da ekmek çalmaya çalışan kişi, sonradan o mahallede fazla kar elde etmiş olsa bile "Koruma parası" adı altında o bölgeyi yöneten çeteye bu kazancından pay ayırmadığı için cezalandırılması gereken kişinin iş yerini kırıp dökmeye hazırlanıyor olurdu. Önceden liderinin gözüne girmek için birkaç kemik kırmayı günlük iş olarak normal gören kişi, sonradan boyun eğmeye karşı duran bir esnafı öldürmeyi yalnızca iş olarak görebilirdi. Büyümek çoğu kişinin tanımladığı gibi "Mezara yaklaşmak" ile eşit görülüyordu evet, diğer yandan da daha gerçek suçlara başlamak diğer insanları mezara sokmaya dek de ilerliyordu; mezara yaklaşıyor olmak başkasını toprağa gömme nedeniyle de gerçekleşiyordu kısacası. Önceden sözü edildiği gibi de, bu pisliğin üzerine sıçrayabildiği insanlar bu lekelenmeden kolay kolay kurtulamıyordu...

Alpharian, yanında Reuben ve adlarını öğrenmeyi hiç önemsemeyeceği bir grup gençle birlikte bir ara sokağın köşe başında plan yapıyorlardı. Eskiden olduğu gibi, Ryan yalnız başına çalışacaktı. Eskiden olduğu gibi durdurmak istedikleri işin sahibini bir daha bunu yapamayacak sağlıksal koşullara sokmak ya da daha ötesine geçmeyi normal karşılayacakları bir düşünce yapısındaydılar. Yalnızca bu sefer bir kodamanın istekleri bu yönde olduğu için ya da ceplerini doldurmak için değil, elerkiyi sağlamak ve biraz da olsa öç almak içindi. Görev dağılımı yapıldığında Alpharian'a iki stant düşüyordu, Reuben ve diğerleri ise daha çok bu stantlardan daha büyük iş yapan dükkanları hedef alacaklardı. Gençlerin ellerinde parlayan muştalar, sapı güçlendirilmiş şemsiyeler ve ucundan çaputtan fitilleri sarkan petrol bombaları hazırdı. Siyah giyimli katilin böyle araçlara gereksinimi yoktu, yine de sol kolundan çıkarmadığı gizli bıçağı gerekirse kan dökmesini sağlayacaktı kuşkusuz. Adamın verdiği göstergeyle operasyonları başlamıştı; üç parçaya ayrılan grup, gereken adreslere doğru hızla ilerlemeye dağılmıştı sessizce. Bir başkaldırı, ayaklanma ya da tepki eylemi değildi yaptıkları; bu nedenle fazla ses çıkarmalarına gerek yoktu. Gerçi eylemlerinin en hareketli evreleri bittiğinde bir gözdağı vermek adına ses ve alevlerin yükselmesi gerekliydi.. ancak Alpharian'ın o konuda bir katkısı olmayacaktı kesinlikle. Geçmesi gereken kaldırımlardan geçti adam, dönmesi gereken kavşaklardan döndü, varması gereken sokağı buldu. Bir duvar kenarından eğilip gözlemlediği küçük bir avludaydı şimdi ve işte üniformalı haydutlardan, eli silahlı haydutlardan biri; bir Metropolitan Polisi buradaki standın başındaydı. Etin kalitesizliği bu işleri bilmeyen çocuklar tarafından bile anlaşılabilecekken, satıcıyla gülüşe gülüşe konuşuyor olması tüm bu üçkağıdın bir parçası olduğunu gösterir nitelikteydi.

Alpharian'ın hafif kirli sakallı çenesini ve az da olsa burnunun ucu dışında yüzünün daha fazlasının görülmesini engelleyen başlığı kafasındaydı, gerçi buralarda onu artık tanıyacak çok kişi de bulunmazdı ya. Adımları onu varmaya çalıştığı menziline taşımaktan daha çok arkasına aldığı bir Tsunami'yi hedefine çarpıp ezmesine yardım ediyor gibiydi. İçinde tutmakta zorlandığı alev alev bir hınçla polisi omzundan tutup kendine çekmiş, adam daha ne olduğunu anlayamamışken boğazına yapıştığı sol eliyle sertçe gırtlağını kavramıştı. Yo, hayır. Alpharian dışarıdan bakıldığında kas yığını bir kabadayı gibi görünmüyor olabilirdi; ancak kabalık ve sertlik içermeyen incelikteki ve bir yönden sınırlı sayılabilecek hatları bulunan fiziğine karşın, biraz zorlanıyor olsa da kendi sıkletinde bir adamı yerden birkaç santimetre yükseğe kaldırabilecek beden yapısına sahipti. Anlık düşünce karmaşıklığı içinde usunu gereği gibi kullanabilmeyi düşünememiş olan polis belindeki tahta copuna sarılamadan önce yüzünde görebildiği tek açık yer olan ve şu an nefretten sıkılı dişlerine baktığı Alpharian tarafından sahibiyle gülüştüğü kalas satış masasının üstüne doğru sert bir düşüşle gönderilmişti bir anda. Alpharian'ın kendisini savunmasına izin veremeyeceği polis, üniforması adamın yumrukları altından saçılan kan damlalarıyla Mavi renginden başka renklere boyanırken, korku içinde olanları taşınabilir standının yanından ayrılamayan satıcı izliyordu. Yerdeki adamla işini bitiren Alpharian'ın satışı yapılması şu an için oldukça zor olan etlerin yere düşmemiş olanlarından bir parçayı masanın üzerinden alıp, diğerlerini de yere atılmasıyla birlikte satıcı sıranın kendisine geldiğini sezebilmişti. Siyah başlığı altında yüzü görünmese bile içinde bulunduğu sinirlilik durumu biraz yumruk, biraz da amacına yönelik bir dürtmeye benzeyen hareketiyle ortaya koyan adam; bu eylemi nedeniyle kırılan birkaç dişiyle birlikte ağzına giren çürümeye yüz tutmuş etle birlikte sırtını dayadığı tuğla duvarın dibine düşen satıcının bir daha böyle bir şeye kalkışmayacağıyla ilgili kendine sözler vermekle ilgili olduğunu kuşku içermeden kestirebiliyordu. Yaşananlar nedeniyle çevresini saran insanları yere düşen etleri yememeleri konusunda uyaran Alpharian, rotasını bir sonraki standa çevirmişti. Satıcı baygınlığından kurtulduğunda çevre halkı tarafından linç edilmeyecektiyse eğer, bu düşünceyi çok büyük olasılıkla eyleme dökecekti...

İkinci standın da bir öncekine benzer bir yeğinlikle dağıtılışının sonrasında arkasını dönüp uzaklaşmakta olan Alpharian'ın bacağına tutunan ikinci satıcı,
"Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Mahir'in adamıyım ben!" biçimindeki gözdağı verme girişiminden sonra yüzüne aldığı sert topuk vuruluşundan sonra çok geç kalan bir biçimde vazgeçmişti bu eyleminden. Reuben'la sözleştikleri saat ve yerde geri buluştuklarında morarmış Metakarpofalangeal eklemlerini gören arkadaşına görevini tamamladığını açıklamasına gerek kalmamıştı. Biraz bereli yüzünde oluşan gülümsemeyle birlikte;
"Ryan, kardeşim, teşekkür ederim! Sayısız yaşamı kurtardın bugün. Bu yardımın karşılığında, sakın unutayım deme, eğer çevrede sorunlarla karşılaşırsan kapılarımız sana her zaman için açık. Bütün Finchley sana düşman olsa bile... Seni gelen fırtınalardan korur kollarız artık. Çetedekilerin de haberi olacak tüm bunlardan!" demişti Reuben.
"Çete'nin bundan haberi olmasını istemiyorum Reuben. Tüm övgüyü üzerine alabilirsin... İlk önce bana şu Mahir denilen adamı anlat bakalım." diye yanıt vermişti. Kısa bir konuşmadan sonra öğrendiği bilgilerle birlikte nereye gideceğini çok iyi biliyordu. Eski dostu ve bugünkü yoldaşlarının yanından ayrılırken de; "Bir gün beni yere bakarken görürseniz, yerden bir şey almak için başımı eğişimi görmüşsünüzdür dostlarım.. asla boynumu birisine eğerken değil! Yine de verdiğiniz sözünüzü içtenlikle anımsayacağım. Şimdi gitmeliyim, yapacak işlerim var." diyerek neredeyse herkese yakın zamanda ortalığın karışacağına garanti verircesine oradan uzaklaştı.
Alpharian Mali-Phali-Ty-Co'ya giriş yaptığında saat 5'i henüz geçmişti. Barmene başıyla esenlikler verdiği hızlı bir geçişten sonra zaman harcamadan Scrinium bölümüne ilerlemişti. Tabulae alanına girdiğinde hızla Libernium'a ilerledi ve güncel listeleri inceledi...
"Yeni Çıkanlar", "Yüksek Bedelliler", "Başlangıç İçin Kolay Lokmalar", "Acil Temizlikler", "Uzun Süredir Temizlenemeyenler", "Zor Bulunanlar".. ve en sonunda, büyük bir rahatlama duygusuyla birlikte sevinen Alpharian'ın kendi kendine "İşte buldum seni!" dediği "Yakınlardakiler". Belki olması gerektiğinden daha uzun sürmüştü ama işte orada, Reuben'dan aldığı bilgiyle örtüşen hedefinin adı açık açık ortadaydı; Mahir İbn-i Kamer

Temizlik'e çıkmadan önce hazırlık yapmak ve biraz atıştırmak için sandalyesine oturduğu "Okyanus'ta ilerleyen bir gemi" sezgisi yaratacak biçimde büyülenmiş olan bara geçtiğinde
Seni Scrinium'a hangi uğraş böylesine büyük bir hızla getirdi? diye soran Finn'e
"Mahir adında bir adam. Dizzardium yaptığı işlere karşı sorun buluyor, Purgatio adına bu durumu bitirme amacındayım. Bana onunla ilgili ne bilgi verebilirsin kıdemli dostum?" diye yanıt verdi.
"Mahir, karaborsa tüccarlığı yaparak geçimini sağlayan biri olarak biliniyor bu kesimlerde... Uğraşmadığı kalemden satış yaptığı mal yok gibi. Yalnızca son aylarda demircilikle ilgili işlere yoğunlaştığıyla ilgili duyumlar almıştım. Yine de daha güncel haberleri nasıl edineceğini biliyorsun değil mi Alpharian?" diye durumu özetlemişti barmen. Sorusuna yalnızca başıyla onay veren Alpharian dinlemeye devam etti:
"Bu nedenle Barnet çevresindeki bölgeler hedefiniz olmalı genç dostum. Ayrıca şu yerleri de araştırmanızı öneririm: Finchley'nin kuzeydoğusunda bulunan küçük bir madencilik firmasına ait atölyenin bu adamla çokça iş yaptığı biliniyor, Whetstone'un doğusundaki ahşap işçileri de geçen haftalarda yüklü bir sipariş almış diye biliyorum ve Waltham Abbey'in kuzeyindeki bahçelerde de deneyimsiz ama ucuz işçileri toplattığını da duyduğumu eklemem gerekli. Bu yerlere odaklan ve sırları sana tanınmış olur bence." sözleriyle birlikte Finn diğer müşterileriyle ilgilenmeye çekilirken, Alpharian tabağındaki koyun etli Çoban Böreği'nden bir parça daha kesip ağzına atmıştı. Kimi çıkarımın çok fazla düşünce gerektirmediği durumlardan biriydi bu; bölgenin adı çokça bilinen Mahir adındaki adamın elindeki o önemli işiyle ilgilendiği için çürümeye yüz tutan mallarını önemsemeden sattırıyor oluşu bunun yanında yersiz bir detaydı. Bugün yaptıkları kuşku götürmez biçimde önemsiz bir başlangıçtı yaşanan büyük kurgu karşısında.

45
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: [Güç Puanı Dükkanı] - Havuz Hesabı Başvuruları
« : 02 Mart, 2022 22:07:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 6