17 Nisan, 2026 09:30:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Seth Carter

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 ... 9
46
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: O Yüce Adam, Şimdi Mecruh
« : 26 Şubat, 2022 04:41:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kendime acımayı bırakıp güçlü kaldığım günlerin başlarıydı. Aynadaki görüntüm tamamen yabancıydı artık. Sadece yüzümün ortasında iki tane mavi göz tanıdıktı. Eski Seth Carter yoktu karşımda. Çok daha kararlı biri vardı. Güzel bir görüntü değildi. Her zaman baktığımda politik görüşlerimi hatırlatan bir yüzdü artık bu. Fikirlerine tamamen bağlı, asla pişmanlık duymayan bir adam. Yaşamın ne kadar pamuk ipliğinde olduğunu öğrenmişti. Her saniyesini kullanmak zorundaydı artık. Ne zaman çıkacağımı sorup duruyordum Winthrope’a. Yakında diyordu sadece. Alev alev yanıyordu içim. Kendimden vazgeçmişim gibiydi biraz. Biraz da kendimi bulmuştum sanki. Tarif edilemeyecek bir durumdu. Sihirbakan’ı olamayacağımı düşünüyordum şu görüntümle. Oy alma işi biraz reklamla yapılacak bir durumdu. Medyatik yani. Kimse her yeri yanmış bir canavara oy vermezdi. Onun yerine daire başkanlığımda kalabilirdim. Bulunduğum mevkii yeterince iyiydi. Daha iyisini isterdim tabi ki ama hayalperest olmamak gerekliydi. Kafamda bir sürü plan kuruyordum gelecek hakkında. Yapılacaklar hakkında. Yazmak istediğimde sağlık çalışanı arkadaşım (artık arkadaşım olmuştu) bir tüy kalem, bir de parşomen getirmişti. Bir sürü parşomen karışık karışık yazdığım, bakınca sadece benim anlayabileceğim bir şablonla karalanmış şekilde duruyordu yanı başımda.

Yatakta oturmuş Gelecek Postasının bugün için olan sayısını okurken çaldı hastane odasının kapısı. Winthrope’u beklerken asla beklemediğim birisi girdi içeri. Victorine Boleyn... Elindeki çiçek buketini gördüğümde ondan bunu beklemediğimi fark ettim. Formalite ve ya zorla olan şeyleri yapan bir kadın olmadığını düşünmüştüm ofisine girdiğimde. Tabi sonradan çiçeklerin kendi adasından koparılmış sembolik çiçekler olduğunu fark edince bir mantığa oturdu. Demek ki ailesi ve değerleri çok daha önemliydi onun için. Hayatta olduğum için tebrik etti beni. Tebrik edilmesi gereken bir durumdu gerçekten. Bundan bir hafta önce canlı canlı yanmıştım ve bir kaç gün önce de öldürmek istemiştim kendimi. Kafamı onaylamak için bir kere aşağı indirdim. Önümdeki gazeteyi katlayıp bacaklarımın üstüne koydum. Bir süre kadının çiçekleri vazoya yerleştirmesini izledim. “Gelmenizi hiç beklemiyordum.” dedim dürüst olarak. Şu halim yüzünden planlarının yattığını söylemek istemiştim ama kaybetmeyi seven bir kadına benzemiyordu. Böyle bir cümle onu rahatsız etmekten başka bir işe yaramazdı. Sessiz kalmak çok daha uygundu. Bunun yerine durumu anlatmaya karar verdim. Ellerimi kaldırıp baktım bir şöyle. Kırmızıların arasındaki sarılar ve şişmiş yerler ile birlikte mide bulandırıcı olmalıydı. Günlerdir böyle yaşadığım için alışmıştım ben. “İçlerindeki nefretin görüntüsü bu. Aynı şekilde karşılık vermek çıkmaz bir döngü.” dedim ve bir of çektim. Başka bir şey söylemeden Boleyn’in B planını anlatmasını beklemeye başladım. [/justify]

47
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Mirabelle Starlight Sorgusu
« : 26 Şubat, 2022 04:02:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kilitli kapıyı açıp kapıyı araladım. Kalbim sanki kafamın içinde atıyordu heyecandan. Bu kadar heyecanlandığım zaman en son ne zamandı acaba? Carmilla ile karşılaştığımdaki heyecan böyle değildi. Bu sanki liseli halim gibiydi. Hogwarts’tayken Cwénhild’e hislerimi itiraf ettiğim gün gibi. Cümlelerimi günler öncesinden toparlamış, mükemmel olması için uğraşmıştım. O gün planladığım her şeyi yapıp, reddedilmiştim. İlk reddedilmem o zamandı, sonra bir kere daha... Bir kere daha... İstenmemeye alışıyordu insan. İlk seferi fazla korkutucuydu ama. Kapıyı iyice açıp sorgu odasına girdim. Deminden beri Meredith ile Mirabelle’in sorgusunu tek taraflı aynadan izliyordum. Zekasını ve güzelliğini ondan almış olsa da, cıvıl cıvıl konuşmaları annesine ne uzaktı. Cwénhild burada olsa, yakar geçerdi. Benden hangi özelliğini almıştı acaba? Hiç. Büyük ihtimalle hiçbir özelliğini almamıştı. Onu ben büyütmemiştim ki. İki yabancıydık. Hayatında yer edinmek istemeye utanıyordum halime bak. Boğazımda düğümlenen cümleler bu sefer çalışılmış değildi. Ergenliğimdeki gibi oturup uzun uzun kelimeleri seçmemiştim. Bu kadar heyecanlanacağımı nasıl göz önünde bulunduramamıştım ki? Kapıyı arkamdan çektikten sonra kurabiyelerle birlikte buraya kilitlenmiş kızın karşısına geçip oturdum bir şey söylemeden. Oturdum karşısına ve baktım yüzüne. Neler yaşamıştı bunca sene? Yalnız kalmıştı. Sevememiştim onu doyasıya. Çocukluğunu görememiştim. Koruyamamış, kollayamamıştım. Kalbi kırıldığında kafasını koyacağı omuz olamamıştım. İlk adımlarını görememiş, ilk söylediği kelimelerden olamamıştım. Baba dememişti hiç bana. Oynarken düştüğünde yaralarını saramamıştım. Yanımda uyumamıştı hiç. Kabus gördüğünde gelip sarılmamıştı. Tatile gitmemiştik. Kavga etmemiştik giydiği bir kıyafete izin vermediğim için. Okula giderken saçını örmemiştim. Onu rahatsız eden konuları konuşmamıştı benimle. Birinden hoşlandığını gelip anlatmamıştı. Kızmamıştım hoşlandığı çocuğa içten içe. Bu anıları benden almıştı Cwénhild. Karşımdaki kızla yaşamam gereken bu anları benden çalmış, bir yabancı gibi karşısında oturmaya zorlamıştı beni. Ağlayacak gibi oldum düşündüklerimle. Ağlayıp kendimi küçük düşürmemeliydim kızıma karşı. Her ne kadar kızım olduğunu bilmiyor olsa da.

“Beni affet.” dedim bir süre sonra.

“Ben Seth Carter. Zaten biliyorsun, Reina’nın babası olarak.” derin bir nefes aldım. Daha yeni başlamıştım konuşmaya ama devam etmemem için yalvarıyordu sanki boğazım. “Seni tekrar Hogwarts’a yollayamayacağım. Fazla tehlikeli.” Bunun için affetmesini istemiyorsun Seth hadi ama. Konuş artık. Ne kadar geciktirirsen o kadar zor olacak. “Bundan bir kaç gün önce Cwénhild’den, yani annenden, gelen düşünseli anılarından-” Nereye bağlanacak bu cümleler? Kızın 16 yaşında ve sanki bir kaç anı yüzünden kabullenecek hemen bu durumu. Belki de söylememelisin? Söylemezsen Cwénhild’in ikinizden de çaldığı bu anıların devamını da kaybedeceksin. Ya kötü tepki verirse? Korkaklık yapma. Söyle. “Ben- nasıl söylenir bilemiyorum bile.” Dolandırma lafı artık! Bu kız böyle bir babayı mı hak ediyor? Çıkıp göğsünü gere gere onun babası olduğunu söyleme- “Mirabelle, ben senin biyolojik babanım.” İğrenç bir cümleydi. “Senden özür diliyorum ve bu özür asla yeterli gelmiyor.” Yeterli değil çünkü. “Cwénhild çocuğumuzun olduğunu söylemedi bunca sene ve ben... Asla bilmiyordum. Bilsem bir saniye bile beklemezdim.” Cwénhild neden böyle yapmıştı ki? Benden iyi bir baba olmayacağını mı düşünmüştü? Cümleler o kadar basitti ki. İçimdeki acıyı, sevgiyi, isteği göstermeye yetmiyordu asla. “Kızımla böyle tanışmak içimi yakıyor. Cwénhild’in alevlerinden kurtulmam imkansız. Seni de o alevlerde kaybettiğim için, kollayamadığım için affet beni.” Daha fazla konuşamayacağımı fark edince gözlerimi kapattım sakinleşmek için. Elimi cebime atıp emektar sigara kutumdan sigara çıkardım ve yaktım. Bu duygusallığı daha fazla kaldıramayacaktı bünyem. Derin bir nefes çekip artık çok da fazla hissetmediğim rahatlama hissine odaklandım. Sakinleşip kendimi kaybetmemek için uğraştım bir süre daha.

Sessizliğe büründüm yine.

Kelimelerin yetmemesi içimi umutsuzlukla doldurmuştu.

48
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Av, Avcı ve Aslanlar
« : 26 Şubat, 2022 03:01:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Etik... Gazetecilerin elindeki büyük güç... Şuan boş bir çocukla konuşmadığımı anlayabiliyordum. Sigaramı tüttürdüm çocuğun dediklerini dinlerken. Aşkın konuyla bağlantısını sordu ilk. Aşık olduğun kişinin hayatını yönlendirmesinden bahsetti. Sigaram ağzımda gülümsedim kendi kendime. Cwénhild benim hayatımı yönlendirseydi birlikte ölürdük taa en başında ve ya Azkaban’a düşerdik. “Aşk hayatında ilerlediğin yolu değiştirmez Bay Boleyn. Birini sevmek kadar güzel başka ne var ki hayatta? Karşılık beklemeden sevgi hissetmek erdem değildir de nedir? O kişi sevinince sevinmek, üzülünce üzülmek. Tüm çiçekleri ile kabul etmek ve bu çiçekleri yaşamak için yanında olmak sadece.” Sigaramdan nefes aldım yine. Konuşurken verdim dumanını. “O sevgiyi hissetmeden, tüm bu düzenin içindeki insanları nasıl sevmeyi öğrenebilirsin başka?”

Carmilla’yı yakalamak konusundaki sorusuna ise en başında hayatımın onun yüzünden mi tehlikeye girdiğini sorarak cevapladı. Kafamı olumsuz anlamda salladım. “Çok önemli bir parçamı kaybetmiştim.” dedim. “Carmilla onu bana geri getirdi. Hayati bir parçamdı.”

Kadının ne kadar tehlikeli olduğunu duyduğunu söyledi. Hogwarts’ta dedikodular dönüyordu belli ki. Carmilla’nın yöntemlerini onaylamadığını bilmek iyiydi. Kafamı bu sefer olumlu bir şekilde salladım bahçeye bakmaya devam ederek. Çocuğa bakmıyordum konuşurken fazla. Daha çok soğuk havanın, çimenlerin yeşilliklerinin tadını çıkarıyordum. Samuel sözlerini neden Carmilla’nın yapmadığını seherbazlar yapmıyor diyerek bitirdi. Ben de sigaramı bitirdiğim için yere atıp döndürdüm sona kalan kağıdını. Çocuğa döndüm ve gülümsedim. “Aynı şeyleri düşünüyoruz Bay Boleyn.” dedim. “Daire başkanı olmadan önce ben de aynı soruyu soruyordum. Şimdi ise elimi taşın altına koyuyorum. Kurallar olmalı evet. Herkesi kapsayan, herkesi kucaklayan kurallar olmalı bunlar da. Bir anda her şeyi değiştirmek imkansız. Yavaş yavaş olacak her şey. Seni de yanımda görmek isterim zaten iki senen kalmış. Şimdi...“ Ellerimle dizlerimden destek alarak kalktım oturduğum banktan. “Gel Slytherin Ortak Salonunun oraya doğru yürüyelim birlikte. Zindanlardan hep rahatsız olmuşumdur.”

Samuel ile yürürken devam ettim konuşmaya. “Önyargılar sanki bir duvar. Bu duvarı görünmezlik pelerini ile geçmeye çalışmak sana yakışmıyor Samuel, kırıp geçersen asıl amacına ulaşırsın. Tanışmalarda soyadını vermeye başlamanı öneririm.”

Aşağı kata inip Slytherin Ortak Salonunun oraya geldiğimizde bir Slytherin öğrenciden Samuel’in kuzeni olan başka bir Boleyn ile konuşmak istediğimi söyledim. Samuel’in sorgulayan bakışlarına da. “Carmilla ile karşılaştığınızdan elbette ki haberimiz var. Bakanlıkta bir ifadenizi almamız gerekecek. Sen gelip benimle konuşmasaydın, ben gelip seni bulacaktım yani. Kader hm?” diye cevap verdim hala babacan bir gülümsemeyle. Sanki çocuğa sorguya alınacağını söylememiş gibi de, “Ravenclaw’da iki kızım okuyor senin yaşında. Tanıyor muydun? Reina ve Mirabelle.” diye sohbete devam ettim. Eadwig Boleyn’i de aldıktan sonra bakanlığa götürecektim çocukları. Nicholas ve Cornelia ile tanışmaları gerekecekti.


-SON-

49
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Seth Carter'ın Doğduğu Gün
« : 26 Şubat, 2022 02:09:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yanımdaki bu güzel görüntülü katı adam sigara içmemi kesinlikle reddetti. Üstelik bir sürü de sağlık ile ilgili laf ettiği için sigarasız bir şekilde geçti saatlerim. Düşünüyordum yanıbaşımda duran pencereden St. Mungo’nun bahçesine bakarken. Eski düşüncelerim değildi bunlar. Daha soyuttu. Yaşamı düşünüyordum. Geçen zamanı. Orada çektiğim acı ne kadar gerçekti. Kemiklerime kadar işleyen korkunç bir acıydı ve vücudum bir haftadır kızgındı bana. Bunu ona yaptığım için, dikkat etmediğim için. Ne kadar kolaydı bir hayatı almak. Herkes yapabilirdi. Asıl zor olan kaybolmuş hayatları tekrar kazanmaktı işte. Adını bilmediğim rahibi düşündüm. Saçlarındaki beyazlıkları nasıl kazanmıştı kim bilir? Kızları var mıydı mesela? Ben ölürken, orada yanıp biterken tek düşüncem onlardı. Acaba benimle yanarken o ne düşünmüştü? Nefret mi doluydu içi bana karşı? Orada ölürken biz. Aynı kadere maruz kalmışken nasıl nefret edebilirdi ki? O çektiğim acıyı başka kimseye hak göremezdim ben. Asla. Kimse öyle acılar çekmemeliydi. Korkunç boğanın içinde Cwénhild nasıl hissetmişti kim bilir? Vücudu yavaş yavaş kaynarken neler düşünmüştü? Nefret miydi yani sonu? Ben niye hiç hissedemiyordum o nefreti peki? Tek yaptığım acımaktı onlara ve kendime. Elimizde değildi bu olanların hiçbiri. Düzeltmek elimizdeydi. Çözüm gördüğümüz tüm muggleları öldürmek olmamalıydı ama. Uğraşmak istiyordum baya ancak çok yıkılmıştım olayla. Hem mental olarak, hem de fiziksel olarak. Cwénhild için yaşıyordum, ölmüştü. Kızlarım için yaşarım diyordum, bu halimle onları korkutmaktan başka bir şey yapmazdım. Şuan dedim kendi kendime. Asam yanmamış olsaydı, yanımda olsaydı... Bir daha düşünmeden kendime zarar verecek bir büyü yapar ve kurtulurdum bilincimin etrafını saran bu et yığınından. Öldüğümde onlara kalan biriktirdiğim para ile iki kızım yaşarlardı benim evimde. Belki Cwénhild gelip bakardı onlara. Hmph! Önce kendisine bakması gerekiyor tabi ki. Yaptığı hareketlerin arkasını ben toplardım eskiden, ben de olmayınca neler yaşıyordur bilinmez. Neyse ben olmasam da işler yoluna girer. Su yolunu bulur demişler ya. Pencereye baktım yattığım yerden uzun uzun. Yeteri kadar yüksekti. Böyle bir acıyı tekrar çekmek ister miydi vücudum?

Kendime acıdığım bir zaman sonunda aklıma Hogwarts’ta karşılaştığım Boleyn çocuk geldi. Samuel... Yattığım yatakta karşıma baktım çocuğun yüzünü hatırlamak için. Güçlü, zeki, ne dediğini bilen bir çocuktu. Ne konuşmuştuk onunla? Demişti ki her yerde tehlikeler var. Carmilla’nın yöntemleri ters ve bakanlığın bir şeyler yapması gerekiyor. Ben de yapacağımızı söylemiştim ona. Olması gerekeni... Pes etsem şimdi, bu genç çocuk duysa savaşmayı bıraktığımı, düşünceleri nasıl etkilenir? O gencin yanında güçlü bir figür olmam gerekirken, onun için iyi bir gelecek hazırlamam gerekirken şuan pes edemem.

Peki ya bunca şey yaşamış André Harris? Zavallı çocuk konuşurken nasıl kekeliyordu yaşadıklarının etkisinden. Profesör Yamashita kendisini o çocuk için tehlikeye atabilirken ben nasıl pes etmeyi düşünebilirim? Nasıl onun geleceğini yanlış düşünceli kişilerin ellerine bırakabilirim? Ben dairenin başına gelmeden önce kaçırılan çocuğun sorgusunu bile yapmamış olmalarına inanamıyorum. Sadece büyücedünya için değil istediklerim. Tüm insanlar için. André şuan pes ettiğimi bilse, üstelik cadı avcılarının yaptığı bir şey yüzünden bıraktığımı bilse... Yaşama olan inancı kalır mı?

Ya Ares Caldecott? Zeki bir çocuk. Çok zeki... Annesine olan sevgisinin fazlalığı Carmilla gibi güçlü bir cadının karşısına çıkmasına sebep olmuş yürekli çocuk. Bir sorunu olduğunda beni çağırmasını istemiştim. Şimdi çekip gitsem yalnız ve başıboş kalmaz mı? Hayatta yol göstericisiz kalmanın ne demek olduğunu bilemem ama o bahsedilen çınar olmak zorundayım minik fidanlar için. Onlara nasıl gökyüzüne kadar büyüneceğini öğretmeliyim. Benden önce atalarımız da yaşamıştı belki bundan daha da kötülerini. Sakin ol Seth. En azından yaşıyorsun. En azından düşüncelerin kendi fikirlerin.

Kendime zarar vermeyi düşündüğüm için utandım. Bir daha yapmamak için de kendime söz verdim. Winthrope gelip ilacımı getirdiğinde de tekrar sigara isteyip olumsuz cevabı aldım. Denemekten zarar gelmezdi. Uslu uslu ilacımı içip yaralarıma merhem sürülmesine izin verdim. Artık sargılarla kapatmıyorlardı yaralarımın hava alması için. Bu yüzden bambaşka bir odaya alınmıştım kimseciklerin görmeyeceği. Hem görünmek istemiyordum, hem görmek istemiyorlardı. Winthrope yanıbaşımdaki sürahinin içindeki suyu değiştirirken bana da bir Gelecek Postası bırakmıştı. Gazetenin ilk sayfasındaki manşeti okuyordum ki kapıya gelmiş biriyle konuştuğunu duydum. Kafamı çevirip iki yana salladım içeri almasın diye. Beni böyle kimsenin görmesini istemiyordum. Katı görevli “Artık yüzünüz bu.” dedi. “Ne kadar inkar etseniz de. Alışın Bay Carter.” Bir of çeksem de kabullendim dediklerini. Adam içeri davet etti ziyaretime gelmiş kadını. Daha önce görmediğim biriydi bu. Sarı kıvır kıvır saçları, yuvarlak yüzünü çevreleyen pamuk teni, kırmızı dudaklarıyla benim görüntümün hakaret olduğu bu kadın yüzüme bakamadan girdi içeri. Tabi ki bakamayacaktı. Winthrope kapıyı çekip bizi bırakınca kadın getirdiği çiçekleri uzattı. Elimi uzatıp karanfilleri aldım kadının eline dokunmamaya çok özen göstererek. Yüzümün durumu nedeniyle eriyip bitiyormuş gibi hissediyordum karşısında. Zaten tüm vücudum yanık olduğundan sızım sızım sızlıyordu ama alışmıştım iyice acıya. Hangi çiçeği sevip sevmediğimi bilmediğimi söyledi tanımadığım kadın. Ben olsaymışım en sevdiği çiçeklerle doldururmuşum ama o benim sevdiğim çiçeği bilmiyormuş.

“Güzellikler arasından bir tanesini seçmek benim ne haddime?” dedikten sonra çiçeklerden birini elimle okşamaya başladım. Yüzümü kast ederek “Özellikle bu halde, hiç değil.” dedim kadına bakarak. Gözlerini bana çevirmemişti hala. “Nedir güzelliğin ederi? Kendimi hiçbir zaman yakışıklı diye adlandırmadım. İyiydim ama sanki... Ne işe yarar güzellik? Başkalarını elde etmek için belki... Benim işime hiç yaramadı. Başaramadım yani. Yine de bakılamayacak bir varlık olmaktan iyiydi.” Kadının yüzüme bakmamasını iğneledikten sonra güldüm kendi acizliğime. “Özür dilerim, takılıyorum sadece. En azından yaşıyorum. Yaşadığımı anlamak için, ölmeye milim kalması gerekiyormuş. Sizi tanımam için de isminizi söylemeniz gerekiyor. Tanıştığımızı sanmıyorum. Tanışsaydık, hatırlardım.”[/justify]

50
Lejant Alanı / Ynt: Seth Carter
« : 25 Şubat, 2022 20:09:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Krolonojik Sırayla RP'ler:


Çiçek Kadar Narin, Su Kadar Haşin: Cwénhild ile Seth'in çocukluklarını anlatan mini seri. Quidditch maçından sonra yenilmelerini anlatıyor. O zamandan beri aşık zaten Cwénhild'e.

Bugün Benim Doğum Günüm Hem Sarhoşum Hem Yastayım: Cwénhild'in doğum günü. Artık evlenmiş olan Seth burada Cwén'e olan aşkını unutamaması sonucu eşi Edith ile kavga etmiş. Artık ayrılma aşamasındalar karısıyla. Yine de Cwénhild'in yanına gidip onu yakın arkadaşı gibi teselli ediyor. Bitmemiş bir rp olsa da sonunu düşünseli rp'sinde öğreniyoruz.

Evrak İşi: İnsanların umursamadığı bir kişinin cinayeti sonrası Seth'i çağıran arkadaşı seherbaz Hoffman'ın ilk göründüğü rp. Buradaki olay üstü kapanacak, eğer düzgün bir kişi tarafından ilerletilmezse suçlular serbest dolaşabilecek gibi bir durumu anlatıyor. Seth ve Hoffman da eşitlik yanlısı olduklarından dolayı bu konu üstüne eğileceklerini anlıyoruz. Seth pek başaramıyor ama.

Bağlantılı: Hoffman'ın ona güvendiği konuyu yapamamış olan Seth, Cwénhild'i sigara içmeye davet ediyor. Olayla ilgili tüm evrakların bağlantılı çıktığını ve zavallı insanları kaçıran bir örgütün olduğunu üstü kapalı bir şekilde söylüyor kıza.

Scarlet Masquerade: Seth ve Cwénhild'in dans ettiği maskeli balo. En son yaşadıkları romantik anlarıydı. Seth'in bilmediği kızları Mirabelle de onlar dans ederken şarkı söyledi. Burada Cwénhild Cadı Avcıları tarafından yakalandı ve eziyet edildi. Öldüğü düşünüldü.

Serseri Bulut: Seth'in, Cwénhild'in öldüğünü öğrendikten sonraki buhran hallerini anlatan görev rp'si.

Sihir Bakanlığı Cadılar Bayramı Özel Resepsiyonu 1865: Sihir Bakanlığının Carmilla adına yaptığı davette kadının peşine yakın arkadaşı Hoffman ile takılması.

Karşılaşma: Cwénhild'in ölmediğini ve Carmilla olarak gezdiğini öğrendiği konu. Düştüğü o kara delikten çıkmasını sağlıyor. Hoffman'cığım burada da yanında. Carmilla'yı tutuklamasını istiyor ancak Seth engelliyor.

Düşünseli...: Carmilla olarak Cwénhild'in Seth'e bıraktığı düşünselileri gördüğü yer. Başseherbaz ve bir kaç daireden kişi ile izliyorlar kanıt niteliğinde oldukları için. Seth burada, geçmişte Cwénhild'in doğum gününde birlikte olduklarını, Mirabelle'in kendi kızı olduğunu ve Cwénhild'in ölüşünü görüyor. Duygulanıyor falan savaş yapalım diye ama yapmaz.

SORGULAR VAR BURADA LİNK ATMICAM SIKICI

Av, Avcı ve Aslanlar: Gwyndolin'in sorgusundan sonra Hogwarts'a giden Seth bahçede sigara içerken Samuel Boleyn'i görüyor. Sohbet ediyorlar.

Bir Öğleden Sonra Görüşmesi: Victorine Boleyn, Seth'ten Sihirbakanı olmasını istediğini söylüyor. Yanında olacağını, birlikte ilerleyebileceklerini ve yeni bir düzen getirmeleri gerektiğini söylüyor kadın. Seth kabul ediyor.

Mahşer Günü: Soruşturma sonrasında tüm oklar Saint Micheal Kilisesini gösterince seherbazlar baskın yapıyor. Burada bazı kişiler ele geçirildiği gibi oldukça yara alınıyor. Seth kafasından aşağı yağ dökülüp yakılması sonucu üçüncü dereceden yanıklar ile birlikte yüzü deforme oluyor.

Seth Carter'ın Doğduğu Gün: Yaraların durumunu görmesi ve Carmilla olan Cwénhild'in Seth'i St.Mungo'da ziyareti. (BİTMEDİ)

O Yüce Adam, Şimdi Mecruh: Victorine Boleyn'in hastanedeki ziyareti. (BİTMEDİ)

[/justify]

51
Lejant Alanı / Seth Carter
« : 25 Şubat, 2022 19:35:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Buraya lejantını bi ara yazarım.

52
Büyüceşura / Ynt: Bir Öğleden Sonra Görüşmesi
« : 25 Şubat, 2022 03:00:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu sene Boleyn soyadı taşıyan kişiler beni oldukça şaşırttı.

Dairedeki çalışan Meredith, bahsedilen o soğuk Boleyn havasının yanından zerre geçmiyordu. Hogwarts’ta tanıdığım Samuel adındaki Boleyn ise tanışırken soyadını bile söylememişti yanlış bir düşünceye kapılmayayım diye. Şimdi karşımdaki kadın ise, safkanlar için yapılmış bu düzeni tüm insanların iyiliği için değiştirmem konusunda yanımda olduğunu söylüyordu. Çok haklıydı. Safkanlar, safkanları dinlerdi. Harika bir müttefik olacaktı. Düzenin çarpıklığı konusunda aynı fikirde olduğumuzu belirttiğinde elimdeki çayı memnuniyetle içtim. İleride bu anlaşmanın sonunda onun kendisi için bir şeyler isteyeceğini anlamamak için aptal olmak gerekir. Ama Cwénhild’e de söylemiştim birinin bu oyunu oynaması gerektiğini. Victorine Boleyn’in isteyeceği güç büyük resme baktığımızda ne kadar önemli olacaktı? Başa mı geçmek isterdi? Tüm gücü elinde tutmak mı isterdi? Eğer sonuçta eşitlikçi bir yönetim olacaksa gücün kimin elinde olduğu önemli değildi. Üstelik büyüceşurada eski Sihir Tarihi Profesörüm Bay Hawkins’in dışında arkamda olacak ikinci bir gücün varlığı beni yükseklere çıkartabilirdi. Çayımı bitirdiğimde kadın ortak paydada buluşabileceğimizi söylüyordu. Gülümsedim ben de.

“Bayan Boleyn.” dedim. “Harika bir politikacısınız.”

Bazı kimseler vardır. Sizi alıp göklere çıkarabilir. Kendinizi ellerine bırakmanız yeterlidir. Kendisiyle birlikte güçlendirir kollarının altına aldıklarını. Bayan Boleyn tamamen böyle bir ışık saçıyordu kendisinden. Oğlunun sorgu sırasında onu istemesine şaşırmamak gerekliymiş. Kafamı olumlu anlamda salladım olgun bir ifade ile.

“Nehirlerin amacı denize dökülmekse, debisi yüksek olana katılmamak diğer nehir için aptallıktan başka bir şey değildir.”

Ayağa kalktım ve masasına ilerleyip elimi uzattım el sıkışmak için kendisiyle. Elimde tuttuğum fincanı da masaya bıraktım.

“İzninizle. Önemli bir operasyonumuz olacak. Daha sonra bu konudaki detayları konuşmak isterim.”



-Bitiyor burada, operasyonda yanıyorum gidip püüüh-

53
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Seth Carter'ın Doğduğu Gün
« : 24 Şubat, 2022 02:50:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yattığım yatağı dikleştirmişler, oturur pozisyona getirmişlerdi. Sadece sıvı besin almamı sağlamalarının yanında genç bir sağlık görevlisi ilgileniyordu benimle. Bazen perdelerin arkasındaki diğer hemşireleri görsem de, benim olduğum yere gelmemeye, buraya bakmamaya çalışıyorlar gibi bir hisse kapılmıştım. İlk kalktığımda diğerlerine ne olduğunu sormuştum genç görevliye. O ise gülümsemişti sadece. Şuanlık kendimi düşünmemi söylemişti. Can çıkar, huy çıkmaz derler. Tekrar sormak zorunda kalmıştım o yüzden. O ise Hoffman ve Thackeray dışında başka bir meslektaşımın da hayatını kaybettiğini söyledi. Nicholas ve Cornelia ise yaralanmıştı. Onları görmem gerek diye ayaklanmak istediğimde vücudum engelledi beni. Yine de umursamadan kalkabilirdim. Zorladım kendimi kalkmak için. Sağlık çalışanım ise güçlü bir adamdı. Zaten çok da karşı koyacak durumda değildim. Beni tuttuğu gibi yatırmıştı yatağa. Dokunduğu yerler delice acıdığı için çıkardığım seslere de benim kaşındığımı söyleyerek suçu üstlenmemişti. Ondan sonra da bir daha kaçmaya çalışmamam için anlaşma yapmıştık. Ben kalkmayacaktım, o ise ekibimde gelişen olayları bana anlatacaktı. Kollarımdaki yanıkları ilk gördüğümde yüzümün de öyle olacağını anlamıştım. Yine de bunu konuşmamış olmamız beni rahatlatmıştı. Her gün yanmış vücudumdaki sargılar çıkarılıyor, yanık kremleri sürülüyor, tekrar sargılanıyordu... Mide bulandırıcı bu görüntü diğer hemşirelerin benden kaçmasını bir mantığa oturtuyor, karşımdaki adama da saygı duymamı sağlıyordu. Biraz bile rahatsızlık göstermiyordu arada patlayan su kabarcıklarına. Soyadının Winthrope olduğunu öğrendiğim bu adam ilk olarak Nicholas’ın bir süre konuşamayacağını söyledi. Endişelerime de, ölmesinden iyidir diye su serpti. Konuşmalarımız devam ettikçe hayatındaki sorunları öğrendim. Kendi sorunlarımdan uzaklaştırdı bunlar beni. Arada dertleşiyor, sohbet ediyorduk havadan sudan.

Önüme, bir pipet yardımı ile içmem için koyulmuş çorbayı bitirdikten sonra Winthrope’a sigaran var mı diye sordum. “Bay Carter.” dedi. “Ne zamandır tütün kullanıyorsunuz?”

Kaşlarımı kaldırdım düşünmek için. Kırışan alnımın gerginliğine alışmıştım artık. “On? Belki on beş senedir...” diye cevapladım. Winthrope yakışıklı bir gençti. 30’larına varmamış olduğuna emindim. Ellerini önünde bağlayıp kafasını salladı iki yana. Azarlayacağını fark edince “Tamam tamam.” dedim hemen. “Annem böyle yapmaz Winthrope, iyice çocuk yaptın beni.” Gülümsedi. Yatağımın yanındaki ağrı kesicileri sıraya koymaya başladı tek tek.

“Kalkabilecek durumda mısınız?” dedi işi bittiğinde.

“Sen söyle.” dedim. Sesimde bir muziplik vardı benim için üzülmemesini sağlamak adına. Şuan için en istemediğim şeydi birine yük olmak.

“İyisiniz iyi. Kolunuzu atın omzuma.”

Dediğini yaptım. Sonunda yerimden kalkabileceğim için memnundum. Bilinçli olarak bir haftadır buradaydım. Bilinçsiz olarak ne kadar yattığımı bilmiyordum bile. Omzuna attım elimi ve biraz da zor olsa kalktım. Her kemiğim ağrıyordu. Uzun zamandır ayağa kalkmamanın verdiği o korkunç bitkinlik hissi. Enerjim de yeterli değildi. Dişlerimi sıkıp acıyla inledim yine. İyi ki Winthrope yanımda diye düşünmeden edemedim. Sorun olmadığını söyleyip duruyordu. İyi gittiğimi. Gülümsemeye çalıştım elimden geldiğince. Gelmiyordu elimden ama neyse. Bana dakikalar gibi gelen oturduğum yerden kalkma ve biraz ötedeki sandalyeye kadar yürüme eziyetinden sonra oturduğum sandalyedenin karşısında olan aynayı gördüm. Yüzüm bir mumya gibi sarılmıştı sargılara. Kirli bir ayna olması daha da kötü yapıyordu her şeyi. Winthrope yanıma başka bir sandalye çekip yanık kremleri için de aramıza küçük bir sehpa çekti. “Bir dakika.” dedim anlam vermeye çalışarak. “Yüzümü açtığında aynada?” Evet anlamına gelen bir ses çıkardı genç adam. “Peki, ya istemiyorsam?”

“En fazla bu kadar iyileşecek Bay Carter. Geciktirmenin lüzumu yok.”

Ne katı bir adamdı bu. Yine derin bir nefes aldım. Haklıydı ama daha yumuşak bir cevap beklemiştim açıkçası. “İyi.” dedim sanki umrumda değilmiş gibi. Yüzümde yılların verdiği etkiyle yavaş yavaş çıkan kırışıkları fark etmekten daha korkunç olacak mıydı acaba? Yaşlandığını anlamak ile, yüzünün tamamen deforme olabileceği ihtimali aynı değildi kesinlikle. Bu daha korkunçtu. Adam sargılarımı tek tek çözmeye başladı. Açılan sargılar sanki bir yapboz parçasıymış gibi tamamlıyordu surat olarak taşıdığım o et parçasını. Gördükçe rahatsız oluyor, daha fazla açmamasını istiyordum. Yine de bir çocuk gibi kaçmaktansa yüzleştim aynadaki yaratıkla. Ten demeye bin şahit olan yara yığını eskiden beri taşıdığım o simayı değiştirmişti. Sadece mavi gözlerim eski bir dost gibi karşılıyordu beni. O bakmamaya çalışan hemşirelere son derece hak verdiğim bir iki andan sonra kafamı çevirdim aynadan ve yanımdaki genç yakışıklı çocuğa baktım. “Özür dilerim.” dedim ona. “Bir de gülümsemeye çalışıyordum. Eminim korkunç bir kaç hafta olmuştur senin için.”

“Saçmalamayın.” dedi yine umursamaz bir tavırla. Elindeki kremi alnıma sürmeye başladı.

Tekrar döndüm aynaya bakmak için.

[spoiler]Bunun baya iğrenç halini düşünün. Çok dokusunu yapamadım ve adam yakışıklı abi çok da kötü olmadı :/

[/spoiler]

Gördüğüm karşısında kendimi kaybetmemek için çok zor tutuyordum kendimi. Kızlarımın bu halimi gördüklerinde verecekleri tepkileri düşündüm... Kimse böyle bir ucubenin Sihir Bakanı olmasını da istemezdi. Bayan Boleyn'in başka bir aday bulması gerekecekti. Canım aşırı sıkıldı.

“Tütün...” dedim yanmış dudaklarımla. “Bulabilir misin?”

Adam soğuk bir tavırla “Ciğerleriniz çok kötü durumda Bay Carter.” dedi. “Tütün yüzünden nefes-”

“Winthrope. Ciğerlerim şuan en son dert edeceğim konu...”

“Rica ediyorum.”[/justify]

54
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Seth Carter'ın Doğduğu Gün
« : 24 Şubat, 2022 00:34:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Boşlukta yok olmak... Bayadır bu kadar rahat hissetmemiştin kendini. İçindeki o derin sızı gitmiş, süzülüyorsun yoklukta. Aşk yok burada, kızların yok. Her şey çok güzel. Yok olmak mükemmel bir duyguymuş değil mi Seth? Sürekli seni yazarken içindeki bunalımı, kendi kendini yiyip bitirmeni, insanları kendinden fazla düşünmeni konu alıp durdum. İşlerine çok önem verdiğini yazmak istesem de konu bir şekilde Cwénhild’e vardı hep. Çok aşıktın değil mi? Neresini seviyordun ki? Kendine benzetiyordun onu büyük ihtimalle. O da kendine eziyet eden bir kadındı. Sen de kendine eziyet eden bir adamsın. Öyle bir adamsın ki, herkes çok sevdi seni. Sen acı çekerken mutlu olmanı istediler. Cwénhild hatta sana, bana güvendiğinden daha fazla güvendi bazı zamanlarda. Bana güvenmediğini ama Seth’e, sana güvendiğini söyledi. Çok da haklıydı. Seth, sen gerçekten güvenilir bir adamsın. İyi birisin. Eskiden bazı hataların olmuş olabilir, hatasız kimse olmaz zaten. Edith konusunda ne kadar vicdan azabı çektiğini ben biliyorum sadece. Öyle attın ki en derinlerine, yazamadım bile. Çıkartmadım gömdüğün yerlerden. Sana bir son çizdim. Yaşadığın şeyde ise öl istedim artık. Öl ve bitsin bu eziyetin. Sen ise hayata tutunmak istedin kızların için. Peki senin hayatındaki bir çok ipi elinde tutan, farkında bile olmadığın Kont ne düşündü senin yaşamana izin verirken? Benim evrenimdeki Tanrı’nın amacını bilmediğim gibi, senin Tanrı’nın da planlarını bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var. O da çizdiğim sona doğru ilerliyor olman. Fikirlerin bana çok ters ama saygı duyuyorum sana. O kadar saygı duyuyorum ki kararından dönmemene. Bu kaotik ortama düzen getirip herkesin güven içinde yaşamasını sağlamak istiyordun gençliğinde. Şimdi de aynı şeyi istiyorsun. Karşında senden nefret eden birileri var. O kadar nefret ediyorlar ki senden ve senin ırkından... Gözlerini kırpmadan öldürebiliyorlar. Bunları hak ettiklerini düşünüyorlar. Seni dünyada canlı canlı yaktılar. Eskisi gibi olamayacaksın artık. Boşlukta olsan bile hissediyorum seni. Değişmedi düşüncelerin, değişmedi hislerin. Neden böylesin ki? Ne yaparlarsa yapsınlar sevmeyi bırakamıyorsun değil mi? Herkes için en iyisini bildiğini düşünüyorsun. Kendin için bir bok bilmiyorsun Seth! Bu yaştan sonra da öğrenemezsin başka bir şey. Ancak yaşanmışlık seni çok daha durağan bir hale çevirdi. Eskiden çok daha atiktin. Herkesin yardımına koşuyordun. Şimdi sadece etrafı gözetlerken sigara içiyorsun. Konuşarak, sakin sakin hallediyorsun her şeyi. Anlıyorsun insanların duygularını, yaşadın hepsini çünkü. Cwénhild’in hareketlerinin arkasını topluyordun, kızlarına bakmak istiyorsun, Nicholas’ı sorumlu bir insan yapmaya çalışıyorsun, tüm büyücedünyanın iyiliğini istiyorsun... Peki başkası senin için bir şey istiyor mu? Bu kadar güçlü mü sanıyorlar seni? İçten içe yanarken sen, kimle konuştun bu aşkını? Kim yardım etti sana? Yalnız olduğunun farkında mısın? Her zaman başkaları için çabaladın. Şimdi ise... Yalnız başına bu yokluktasın. İnsan sonunda her zaman yalnız kalır Seth... Bunu nasıl fark edemedin? Ailen istemediğin bir evlilik yaptırdı sana. Şimdi ise, vicdan azabı çekiyorsun o kadının hayatındaki hata olduğun için. Haklısın. Böyle bir olaydan sonra başka kimsenin senin için en iyiyi bildiğini düşünmezsin. Düşünemezsin. Ama merak etme. Senin için uğraşacağım. Cwénhild ile birlikte yine aynı yolda yürüyeceksiniz. Zaten artık sevgisini istemiyorsun onun. Varlığını ve arkadaşlığını istiyorsun. Sırtını verebileceğin tek kişiydi. Artık dayanıklı bir çınar olmak zorundasın. Ağaç halini hiç sevmediğini biliyorum ama çok da yakıştı... Boşluktan çıkmak mı istiyorsun? Bu kadar çabuk mu? Seth... Yaşamak için neden bu kadar heveslisin ki? Daha 2 hafta önce sildirecektim seni. Senden bu kadar kolayca vazgeçebilecekken, beni de bırakmıyorsun... İnanılmaz birisin.



Gözlerimi araladığımda gelen ışıkla birlikte yüzümü buruşturdum. Buruşturmamla birlikte yüzümdeki son derece gergin deri sorun çıkardı. Gözlerimi tekrardan, ama bu sefer yavaş yavaş açmaya başladım. Beyaz tavan, siyah siyah noktacıklar ile bezenmişti. Yoksa çıkıntı mıydı onlar? Kafamı çevirmek istediğimde boynumdaki derinin de aynı gerginlikte olduğunu fark ettim. Zorlamamak için dümdüz yatmaya devam ettim yattığım yerde. Derimin işkence çekmiş gibi ağladığını hissediyordum. Hor kullanılmış, bana isyan ediyordu sanki tüm vücudum. Özür diledim kendi kendime. Ne olduğunu hatırladım. Avazım çıktığı kadar bağırdığımı, yanımdaki cadı avcısı ile yaşadıklarımı... Adamın yüzü gözlerimin önünde belirdi. Ne kadar iticiydi. O kadar iticiydi ama ona karşı sevgim ve acımam yüksek dozdaydı. Bizimkiler ele geçirebilmişler miydi onu? Ben ölmediysem, o hiç ölmemiştir diye düşündüm. Meredith nasıldı? Nicholas, Raiden, Zain? Hoffman’ı kaybettiğimi hatırladığımda kalbim parçalandı... Gözlerimi kapattım titreyerek. Ağlarsam canım çok yanacaktı. Dişlerimi sıktım. Bu yüzden sessiz sessiz, inlereyek ağladım sadece. Tüm vücudumu kaplayan bir sargı hissediyordum. Yüzümü de, ellerimi de, ayaklarımı da. Çıkıntılı duvara bakıp, gözlerimden minik minik yaşların süzülmesine izin verdim. Devam mı edeyim? En son nefesiyle bana söylediği buydu. Nasıl devam edebilirim? Dizlerim bu kadar güçlü mü Hoffman? Cwén gitti, sen gittin, ben nerede olduğumu bile bilmiyorum, kızlarımın hayatı omzularımda... Çok hareket etmeden ağlamaya çalışsam da sarsılıyordu vücudum istemsiz. Yutkunmak istediğimde boğazım ağrıdıkça ağrıdı. Boynumdaki adem elması derimin altında hareket edince, tüm o gerginliği yardı sanki. Bu yüzden istemsiz bir ses çıktı ağzımdan. İyiydi ama. Dayanabileceğimi göstermişti bana. Kafamı çevirdim bulunduğum yeri görmek için. İnleyerek önce sağıma baktım. Derin derin nefes aldığımda da acıyan vücudum sanki yaşama isyan ediyordu. Bulunduğum oda bir perde ile ayrılmıştı odanın devamından. Hastane yataklarından birini görüyordum iki perdenin kesiştiği minik aradan. Diğer tarafa dönmeme gerek yoktu artık. St.Mungo’daydım. Yanımda kimse yoktu. Sol gözümdeki göz yaşları burnumdan süzüldü ve yastığın üstüne düştü. Dudaklarımı araladım. Eskiden hissettiğim o dudaklar değildi sanki şuan ağzımda duranlar. Dokusu değişmişti. Sızım sızım sızlıyordu. Tekrar döndüm tavana. Gözlerimi kapatıp acıdan kaçmak istedim. Tekrar yok olmak. Ne yazık ki istediğim bir şeyin hiçbir zaman hemen olmaması gibi bu da bekletti beni. Tekrar acının verdiği yorgunluktan bayılana kadar beklemem gerekti. Bir sigara olsaydı diyordum kendime sürekli. Bastırsaydım bu düşünceleri...


1'den 10'a kadar, acın kaç? 1d10 : 3, total 3

[/justify]

55
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / [Cadı Avcıları Soruşturması] Çocukların Sorgusu
« : 23 Şubat, 2022 00:02:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mahşer Günü konusundan sonra oluşmuş bir görevdir.

Bakanlık çalışanlarının yazma izni vardır.

En son yapılan baskından sonra kilisede canlı ele geçirilmiş beyni yıkanmış çocuklardan birini sorgulayacağınız konudur. Birden fazla çocuk yakalanmış olsa da bunlardan sadece bir tanesini sorguladığınızı yazacaksınız. Bulgularınızı özetlemeniz gerekmektedir.

56
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / [Cadı Avcıları Soruşturması] Cadı Avcıları Sorgusu
« : 23 Şubat, 2022 00:01:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mahşer Günü konusundan sonra oluşmuş bir görevdir.

Bakanlık çalışanlarının yazma izni vardır.

En son yapılan baskından sonra kilisede canlı ele geçirilmiş Cadı Avcılarını sorgulayacağınız konudur. Birden fazla avcı yakalanmış olsa da bunlardan sadece bir tanesini sorguladığınızı yazacaksınız. Bulgularınızı özetlemeniz gerekmektedir.

57
Aziz Michael Kilisesi / [Cadı Avcıları Soruşturması] Aziz Micheal Kilisesi
« : 22 Şubat, 2022 23:48:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mahşer Günü konusundan sonra oluşmuş bir görevdir.

Bakanlık çalışanlarının ve Gazetecilerin yazma izni vardır. İzinsiz rütbelilerin güzel bir plan ile işe karışabilmesi de gayet tabi mümkündür.

En son yapılan baskından sonra kilisede başlatılan olay yeri inceleme konusudur. Girdiğinizde çevrede Sihirsel Yaptırım Dairesi elemanlarının olduğunu belirtebilirsiniz. Tuzaklar açığa çıkarılıyor, cesetler kaldırılmış olsa da kanlar ve bedenlerin bulunduğu yerler işaretlenmiş. Sayın adminlerimizden yardım alarak ilerlemeniz ve bulgularınızı özetlemeniz gerekmektedir.

58
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 22 Şubat, 2022 00:23:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Adam dediklerime kulak aldırmıyordu. Perdelerini sıkı sıkı kapatmıştı ve ışığın girmesine izin vermiyordu. Peki ondan kurtulmak istersem, pes edersem, karanlıkta bırakırsam temsil ettiğim her şeye ters yapmış olmaz mıydım? Kafamdan aşağıya bir şırıltı ile dökülen alev ile tamamlandı ağzımdan dökülen büyünün devamı. İlk başta aşırı sıcak hissini hissetmiyorsun, sonrasında ise aklını başından alacak bir acı sarıyor vücudunu. Anlaşılmamanın getirdiği minik bir ses çıkıyor ağzından, sonra o çığlık büyüyor, büyüyor! Üstelik karşımdaki adam da yerden kalkmış ve kılıcı ile üstüme kapaklanmıştı. Artık o da yanıyordu! Üstümden ittirdim bir hışımla "APTAL!" diye bağırdım acı çığlıklarım arasından. "YUVARLAN! YERDE YUVARLAN!" Üstümdeki kıyafetlerden kurtulmak için gömleğimi iki yandan tutup çektim can havliyle. Çıkaracaktım tüm kıyafetlerimi. Yerde yuvarlanacak, ateşin sönmesi için elimden geleni yapacaktım. Büyü yapamayacağıma emindim. Şuan asla konsantre olamazdım bu acıyla. Tüm derimi koparıyorlardı sanki. Yıllardır çektiğim gönül yaram gibi, tek sigara ile dinmeyecekti. Yakacaktı. Cwénhild ruhumu yakmıştı yangınıyla. Şimdi de vücudum yanıyordu işte. Yanımdaki adamın söylediği cehennem benim için hiçbir şeydi. Zaten dünyada yanmış, kül olmuştum ben.

Ölmemeliydim burada ölemezdim. Kızımı yeni tanımıştım. Onunla geçireceğimiz bir hayatımız olacaktı daha. Reina ile birlikte Hogwarts'tan mezun olduğunda mezuniyetilerine gidecektim. Erkek arkadaş edineceklerdi. Damatlarımla tanışacaktım. Belki benimle paylaşırlarsa dertlerini dinleyecektim. Yanlarında olmalıydım. Bunca sene kimsesiz kalmıştı. Reina ailesi öldüğü için benimleydi. Onları bırakamazdım. Cwén öldükten sonra ölmüştüm ruhen, neden yaşamıştım peki? Kızım için. Reina için. Şimdi de Mirabelle için yaşamalıydım. Onları bırakamazdım. Lütfen diye yalvarıyordum üstümdeki ateşi söndürmeye çalışırken. Kızlarımla vakit geçirebileyim. Kendim için hiçbir şey istemedim hayatta. Sadece Cwénhild'i istedim. Onun benim olamaması doğruydu. Bencillikti istemem ama şuan hayatı istemek, kendim için değildi işte. İki mükemmel kız evlada sahip çıkabilmek içindi. Gözlerimin yanmasa ağlardım. Yüzüm yanmasa ağlardım. Bağırmaktan başka bir şey yapabilsem isimlerini sayıklardım. Kurtulmak istiyordum bu durumdan. Kurtulduktan sonra yanımdaki zavallı adama yardım etmek istiyordum. Kızlarımı tekrar görmek, sarılmak istiyordum.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 2, total 2

59
NPC Karakterler / Ynt: NPC Mezarlığı
« : 21 Şubat, 2022 22:55:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
NPC İsmi: Alfred J. Hoffman
NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Eskiden Gryffindor'muş. Hizibini bilmiyoruz.
NPC'nin Kurgudaki Yeri: Çok yakın arkadaşımdı. Seherbaz. Senelerdir her konuda güvenebildiğim, yanımda olan dostum. Aynı yolda, omuz omuza yürüyorduk güneşli günlere. O günleri göremeyecek olması yıkıyor kalbimi.
NPC'niz Nasıl Vefat Etti?: St. Micheal Kilisesi operasyonunda kendini bilmez bir cadı avcısının kılıcı ile ortadan ikiye ayrıldı.
NPC'yi Nasıl Bilirdiniz?: İyi bilirdik. Oğlu ile başı dertteydi. Kendisi büyücedünyanın huzuru için çalışan dürüst bir adamdı. Ruhuna el fatiha.

60
Aziz Michael Kilisesi / Ynt: Mahşer Gecesi
« : 21 Şubat, 2022 22:32:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bağırışlarım karşımdaki dört cadı avcısından üçü yere düştü. Güzel kızım yanımda olmuştu. Derin derin nefes alıyordum sinirimden. Peki ya asıl önemli olan kişi? Daha demin arkadaşımı iki parçaya ayırmış olan herife ne olmuştu? Odadan çıktım. Herif çaprazımda duruyordu. Diğerleri gibi bilincini kaybetmemişti ama güçten dolayı yere yığılmıştı. Bu sırada adımı söyledi. Seth Carter... Nasıl biliyordu? Şeytan ve kâfir dedi. İmandan uzak yaşattığım varlığım onurdan bahsedemezmiş. Yere yığılırken bile bu cümleleri söyleyebilmesi harikaydı gerçekten. Güçlü bir adamdı. Ya intikamını almamı, ya da kaçmamı söyledi.

İntikam almak yapılacak en yanlış seçimdi.

Ben de seçmedim.

Kaçmadım da.

Kendi seçeneğimi koydum ortaya.

Cwénhild’i seçtiğim gibi.

Ona olan aşkımın bu kadar önemli olmasının nedeni bana ait olmasıydı.

Bu seçenek de bana aitti. Belki ölecektim bu seçeneğimin sonunda. Cwénhild'in aşkıyla öldüğüm gibi. Peki pişman olmuş muydum onu sevdiğim için.

Asla.

Adamotunun yarattığı etkiden dolayı yerle bir olduğu için zamanım vardı. Meredith’e dönüp gülümsedim.

“Her şey iyi olacak.” dedim.

Ardından tekrar döndüm adama. “Ey, adını bilmediğim din adamı kimliği altına sığınan kendini bilmez! Gözlerine inen perdeleri arala. Silinip gitme başkalarının denizinde. Kendini düşün, beni düşün. Nefret etme. Kendi gözlerinle gör beni, şeytan olarak gördüğünü. Kendimi bildim bileli aşık olduğum kadını aldınız elimden, demin öldürdüğün adam en yakın arkadaşımdı. Sana saldırırsam, senden ne farkım olur söylesene? Ben size yapılan eziyetleri de biliyorum, bize yaptıklarınızı da! İkisinin de sonunu getireceğim! Sana söz veriyorum!”

Ayağa kalkmasın diye “Descendo!” dedim asamı adama doğrultarak. Ona zarar vermeyecektim. Gerekirse ölecektim ama bu adama doğruyu gösterecektim. Biz nefret edilmesi gereken kişiler değiliz. Onlardan da nefret etmemeliyiz. Şu dünyada iki taraf da yaşayabilir.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 2, total 2

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 ... 9