1
Boleyn Adası / Ynt: Nasıl gitti?
« : 18 Nisan, 2023 20:03:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ne çok seveni varmış…
Taziyeleri kabul ederken Samuel’in yanında duygusallaşmamaya, yıkılmamaya çalıştım sadece. Herkesin elini tek tek sıkıp, annemin ismi yazan mezar taşına baktım. Tüm ailesiyle birlikteydi. Mezarlığın en ortasında duruyordu adı. Burada kendimi yere atıp, o mezar taşına sarılıp hüngür hüngür ağlamak istesem de, çevremdeki herkese affedilmez lanetler savurmak istesem de tuttum kendimi. Annem beni böyle güçlü görmek isterdi diye düşündüm. Mezarına koyduğum çiçekler o kadar anlam ifade etmiyordu ki… Bu zamandan sonra bu çiçekleri ne yapsın? Ona daha önce neden çiçek almamışım hiç? Ben de mi bencildim bunca sene? Onun istediği bir evlat olmak için kendime o kadar dönmüştüm ki, annemin bu hayattan asıl ne istediğini bilmiyordum. Beni korumak için sakladığına emindim ama. Artık ne olduysa, neler yaşandıysa bu isteğine ulaşmak için, bana hiç belli etmemişti. Asla bilmememin sebebi annemin bana olan sevgisi olmalıydı. Etkilenmemem için. Gelip karşımda dikildiklerinde bana bir suç bulamamaları için. Şuanlık bakanlığa izin versem de bu burada kalmayacaktı. Annemi böyle bir seçeneğe mahrum bırakanlar sonlarına ulaşacaklardı. Bu durumdan sonra terfi mi alacaktı yani baskındakiler? Ah ne sevimli! Girmeye çalışmışlar da, ölüsünü bulmuşlar. Bakanlık sütten çıkmış ak kaşık. Yozlaşma varmış büyüceşurada. Bunların hepsinin yalan olduğuna eminim. Annemin yanında olduğu, Sihir Bakanı olması için elini taşın altına koyduğu adamın bir anda ona karşı darbe yapması masum mu gözüküyordu herkese? Biz miydik suçlu olan? Şimdi gazetelerde boy boy kara para aklama haberleri gezecekti. Nicholas Urswick'in gazeteye verdiği röportajı okumuştum evde bulduğum Gelecek Postası'nda. Kendisi de, bıyıkları da midemi bulandırıyordu. Seth Carter'ın baskın sonrası konuşmasının da yazdığı sayfayı yırtıp cebime koymuştum. Düzgün kafa ile üstüne düşünmem gerekiyordu.
Siyah kıyafetler ile tekrar şatoya geçince gerçeklik dışı bir toplaşma gerçekleşmişti. Sanki annemi kaybetmemişiz gibi olaydan alakasız şeyler konuşuluyor, Hogwarts’taki not durumum vesaire soruluyordu. İşler güçler, cadı avcıları, para durumu… Gerçekliğim kırılmıştı sanki. Bir yandan hayat devam ediyor, bir yandan hayat durmuş… Samuel tüm bunlardan uzak tutabiliyordu kendini. Bir şey olduğunda ağzına geleni söyleyebiliyordu. Bu yüzden akrabalar adanın yönetimi ile ilgili bana karşı bir tavırda bulunduğu gibi karşılarına çıkıp ağızlarının payını verebilmişti. Şuan gerçekten bunun zamanı değildi. Aile kavgasını asla kaldıramazdım. Hogwarts’a dönmeden önce bir toplantı ayarladık. Ben okulu bitirip, 18’ime basana kadar buranın başına biri geçmeliydi. Ocak doğumlu olduğumu düşünürsek 5 aylık bir süre vardı. Hogwarts’ta okuyor olmam bu sürenin Haziran’a kadar uzamasına neden oluyordu. Yatılı okulda adanın işleriyle uğraşamazdım doğal olarak. Bir de direkt benim aile reisliğimi reddeden akrabalar vardı ki… Onlar en kötüsüydü. İyiden iyiye umutsuzluğa kapılmamı sağlamışlardı. Tüm pastalar yenilip, dedikodular edilince teker teker dostlar ayrıldı. Geriye devriye gezen bakanlık çalışanları ve akrabalar kaldı. Şatoda tek kalmamızı istemeyenler ne kadar ısrar etse de Samuel ile fikir birliğine varıp reddettik.
En sonunda yemek salonunda, cincücelerin hazırladığı yemeklerin başında buldum kendimi. Önümdeki yemeğe asla dokunmamakla birlikte, evcinlerine bitirdiğim şarap bardağını tekrar doldurtuyordum. Aç karnına içtiğimden midem ağrımaya başlamıştı. Acaba teyze doğru mu söylüyordu? Üzüldüğüm için kolayca hasta mı oluyordum? “Kabus gibi.” dedim karşımda oturan Samuel’e. “Kafayı yemişiz. Tüm insanlar. Normalmiş gibi konuşuyorlar. Benim hayatım bitmiş burada. En sevdiğimi kaybetmişim. Evindeki büyülü eşyayı bakanlığın almamasını sağlamamı istiyorlar. SYB notlarımı soruyorlar. Pastanın tadını beğenmediklerini söylüyorlar. Nefreti hak edenler kanıbozuklar değil Samu. Herkes hak ediyor. Bütün insanlar midemi bulandırıyor. Kendim de dahil.”
“Bakanlık beni kandırdı üstelik. Onlar yüzünden annemin intihar ettiğini söylemediler. Söyleseler izin vermeyeceğimi biliyorlardı. Hem buna neden oldular, hem de şimdi ellerini kollarını sallayarak adamızda geziyorlar.”
Taziyeleri kabul ederken Samuel’in yanında duygusallaşmamaya, yıkılmamaya çalıştım sadece. Herkesin elini tek tek sıkıp, annemin ismi yazan mezar taşına baktım. Tüm ailesiyle birlikteydi. Mezarlığın en ortasında duruyordu adı. Burada kendimi yere atıp, o mezar taşına sarılıp hüngür hüngür ağlamak istesem de, çevremdeki herkese affedilmez lanetler savurmak istesem de tuttum kendimi. Annem beni böyle güçlü görmek isterdi diye düşündüm. Mezarına koyduğum çiçekler o kadar anlam ifade etmiyordu ki… Bu zamandan sonra bu çiçekleri ne yapsın? Ona daha önce neden çiçek almamışım hiç? Ben de mi bencildim bunca sene? Onun istediği bir evlat olmak için kendime o kadar dönmüştüm ki, annemin bu hayattan asıl ne istediğini bilmiyordum. Beni korumak için sakladığına emindim ama. Artık ne olduysa, neler yaşandıysa bu isteğine ulaşmak için, bana hiç belli etmemişti. Asla bilmememin sebebi annemin bana olan sevgisi olmalıydı. Etkilenmemem için. Gelip karşımda dikildiklerinde bana bir suç bulamamaları için. Şuanlık bakanlığa izin versem de bu burada kalmayacaktı. Annemi böyle bir seçeneğe mahrum bırakanlar sonlarına ulaşacaklardı. Bu durumdan sonra terfi mi alacaktı yani baskındakiler? Ah ne sevimli! Girmeye çalışmışlar da, ölüsünü bulmuşlar. Bakanlık sütten çıkmış ak kaşık. Yozlaşma varmış büyüceşurada. Bunların hepsinin yalan olduğuna eminim. Annemin yanında olduğu, Sihir Bakanı olması için elini taşın altına koyduğu adamın bir anda ona karşı darbe yapması masum mu gözüküyordu herkese? Biz miydik suçlu olan? Şimdi gazetelerde boy boy kara para aklama haberleri gezecekti. Nicholas Urswick'in gazeteye verdiği röportajı okumuştum evde bulduğum Gelecek Postası'nda. Kendisi de, bıyıkları da midemi bulandırıyordu. Seth Carter'ın baskın sonrası konuşmasının da yazdığı sayfayı yırtıp cebime koymuştum. Düzgün kafa ile üstüne düşünmem gerekiyordu.
Siyah kıyafetler ile tekrar şatoya geçince gerçeklik dışı bir toplaşma gerçekleşmişti. Sanki annemi kaybetmemişiz gibi olaydan alakasız şeyler konuşuluyor, Hogwarts’taki not durumum vesaire soruluyordu. İşler güçler, cadı avcıları, para durumu… Gerçekliğim kırılmıştı sanki. Bir yandan hayat devam ediyor, bir yandan hayat durmuş… Samuel tüm bunlardan uzak tutabiliyordu kendini. Bir şey olduğunda ağzına geleni söyleyebiliyordu. Bu yüzden akrabalar adanın yönetimi ile ilgili bana karşı bir tavırda bulunduğu gibi karşılarına çıkıp ağızlarının payını verebilmişti. Şuan gerçekten bunun zamanı değildi. Aile kavgasını asla kaldıramazdım. Hogwarts’a dönmeden önce bir toplantı ayarladık. Ben okulu bitirip, 18’ime basana kadar buranın başına biri geçmeliydi. Ocak doğumlu olduğumu düşünürsek 5 aylık bir süre vardı. Hogwarts’ta okuyor olmam bu sürenin Haziran’a kadar uzamasına neden oluyordu. Yatılı okulda adanın işleriyle uğraşamazdım doğal olarak. Bir de direkt benim aile reisliğimi reddeden akrabalar vardı ki… Onlar en kötüsüydü. İyiden iyiye umutsuzluğa kapılmamı sağlamışlardı. Tüm pastalar yenilip, dedikodular edilince teker teker dostlar ayrıldı. Geriye devriye gezen bakanlık çalışanları ve akrabalar kaldı. Şatoda tek kalmamızı istemeyenler ne kadar ısrar etse de Samuel ile fikir birliğine varıp reddettik.
En sonunda yemek salonunda, cincücelerin hazırladığı yemeklerin başında buldum kendimi. Önümdeki yemeğe asla dokunmamakla birlikte, evcinlerine bitirdiğim şarap bardağını tekrar doldurtuyordum. Aç karnına içtiğimden midem ağrımaya başlamıştı. Acaba teyze doğru mu söylüyordu? Üzüldüğüm için kolayca hasta mı oluyordum? “Kabus gibi.” dedim karşımda oturan Samuel’e. “Kafayı yemişiz. Tüm insanlar. Normalmiş gibi konuşuyorlar. Benim hayatım bitmiş burada. En sevdiğimi kaybetmişim. Evindeki büyülü eşyayı bakanlığın almamasını sağlamamı istiyorlar. SYB notlarımı soruyorlar. Pastanın tadını beğenmediklerini söylüyorlar. Nefreti hak edenler kanıbozuklar değil Samu. Herkes hak ediyor. Bütün insanlar midemi bulandırıyor. Kendim de dahil.”
“Bakanlık beni kandırdı üstelik. Onlar yüzünden annemin intihar ettiğini söylemediler. Söyleseler izin vermeyeceğimi biliyorlardı. Hem buna neden oldular, hem de şimdi ellerini kollarını sallayarak adamızda geziyorlar.”
[/spoiler]
[/spoiler]