17 Nisan, 2026 10:00:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Carolina Roslin Ó Dubhghaill

Sayfa: [1] 2
1
Karakter Talepleri / Ynt: Üretim Talepleri
« : 16 Nisan, 2022 13:00:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Felix Felicis üretmek için geldim^^

Altın Kazan +4, İksir Kabiliyeti +2

Zar atmaca
Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 7, total 7

2
Knockturn Yolu / Ynt: Larry, Larry, Larry...
« : 03 Nisan, 2022 01:28:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kapının çalması ardından içeriden gelen sese tam ismini vererek kendisini tanıtmıştı Carolina. Yanındaki kadının bundan pek de hoşnut kalmayacağını biliyordu. Fakat kapının hızlıca açılmasını sağlamıştı en sonunda bunu yapması. Bazen rahat olmaktan zarar gelmeyeceğini düşünüyordu. Bakan adayı olmamış olsa ismi zaten pek anlam ifade etmezdi. Şu an isminin yanında getirdiği bazı kapıları aralama gibi bir özelliği kullanmaktan o yüzden tabii çekinmemişti.
 
İçeri girmelerinin ardından yaşlı kadının söylediği şeylerin üzerine fazla düşünmeden gülümseyerek kısa kısa cevaplar vermiş ve etrafa bakınarak ilerlemişti. Oturma odası gibi duran kısma yaklaştıklarında ayaklarına sürtünen bir kedi ile biraz irkilen Carolina, kedinin mutfağa doğru gidişini izledi. Siyah kedi gözlerden kaybolurken bakışları birkaç saniyeliğine sıkıca kapatılmış gibi duran arka odanın girişinde takılı kalmıştı. Ardından adımları sonunda oturma odasını bulmuştu.
 
Tüm bir rahatlığıyla yeşil koltukların üzerine kendisini atan Carolina konuşmaya başta girmek istedi. Ama ardından kendisini Isolde ve Bayan Morgan’ın konuşmasını dinlerken buldu. Bir kılıç üzerine falan konuşuyorlardı. Bunun için gelmemişlerdi buraya fakat ‘dost’unun bu konuyu açmak için bir sebebi olduğunu düşünüp bakışlarını etrafta gezdirdi. Odaya ilk girişinden beri asla ilgisini çekmemiş olan kılıcı o an fark edebilmişti. Kılıca pek dikkatlice bakmamıştı. Ama koleksiyoncu kişilerin ilgisini çekecek bir parçaymış gibi duruyordu, yani Carolina’nın pek ilgisini çekecek bir şey değildi bu.
 
Asıl ilgi çekici olan şey kılıç üzerinde duran tabloydu. Yanında oturan ‘dost’una çok benzeyen portredeki asil kadına biraz baktıktan sonra bakışlarını konuşan ikiliye geri çevirmişti. Arkasına daha rahat bir şekilde yaslandı Carolina. Portreyi fark etmiş olan Isolde’nin dona kalmasının ardından az da olsa onun sözleri devam ettirme kararı aldı. Yüzüne güzelinden bir gülümseme yerleştirdikten sonra bakışları Bayan Morgan’ın gözlerini buldu.
 
“Kardeşiniz Larry kulağa oldukça ilgi çekici bir kimse gibi geliyor. Onun ve köklü soyunuzdan kalma miras hakkında daha fazla şey duymak isterim açıkçası.” Gözleri bu sözlerinin ardından yeniden portreyi bulmuştu. "Portedeki kimsenin kılıçla da bir alakası var sanıyorum ki?" Bakışları yeniden kılıcı bulduğunda üzerindeki desenleri ve bu desenlerin bir kısmının kelt motifleri olduklarını görebilmişti. Kadının anlatacakları pek umurunda aslında değildi hizip işlerini pek umursamadığından, fakat motifler az da olsa ilgisini konu üzerinde tutabilmesini sağlamıştı.

(Zar atılmış o zaman ben de atayım bir tane bari zarı.)
Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 10, total 10
[/justify]

3
Knockturn Yolu / Ynt: Larry, Larry, Larry...
« : 15 Mart, 2022 16:17:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bulundukları ortamın kasvetli halinin aksine bugün hava açıktı. Böyle bir yere gelirken bu kadar açık bir hava beklemezdi Carolina. Ama en sonunda havanın kasvetli olmayışı Knockturn Yolu’nun ürpertici halinden bir eksiklik yaşanmasına sebep olamıyordu. Adımları ‘dost’unun ardından kasvetli sokağa yakışır bir kapının önünü buldu. Hayatında birçok noktada uğradığı bu yolun ürpertici havası onu etkilemeyi bırakalı çok olmuştu.
 
Isolde’ye yöneltti bakışlarını. Onun kadar böyle kasvetli yerlere alışık olan kadına baktı. Saçlarının yine rengini değiştirmişti. Kadının saçı üzerine sesli yorum yapmayı bırakalı çok olmuştu Carolina. Sık sık rengini değiştiriyordu ve her renk de ayrı yakışıyordu. Kendi kızıl saçlarından vazgeçmekte zorlanan Carolina acaba ben de değiştirmeyi denesem mi diye düşünmeden edemedi. Kendisine başka bir rengi yakıştırmakta zorlanıyordu ama yeni bir şeyler denemek belki iyi gelirdi ona kim bilir?
 
Bakışlarını üzerinden alamadığı ‘dost’u ona kapıyı açması için bir işaret verdiğinde bakışları bir müddet sonrasında yeniden kapıyı buldu. Önce kapıyı çalmak için bir tokmak aradı gözleri. Fakat ellerinde eldiven olmasına rağmen böyle bir sokaktaki tokmağa dokunma fikrinden çabucak vazgeçti. Sağ elini kaldırıp ev sahibinin duyacağından emin olarak kapıyı çaldı. [/justify]

4
Karakter Talepleri / Ynt: Galleon Talepleri
« : 09 Mart, 2022 21:26:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

5
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: Kahve ve Gazete
« : 09 Mart, 2022 21:18:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tarih: Aralık 1865
 
Her yeri uyuşmuş bir şekilde ofisinde uyandı Carolina. Dün cam açık uyumuştu, bunu hatırlıyordu. Ayağa yavaşça kalkan kadın ağır adımlarla açık olan cama ilerledi. Camı kapatmasının ardından ofiste masasındaki saati buldu gözleri. Genelde işe geldiği saatlerde olduğunu görmesiyle yerde gördüğü kadeh ve şişeyi kaldırdı. Ofisten ağır adımlarla çıktı, her adımında bel ve boynundaki ağrı daha da çoğalıyor gibiydi sanki.
 
Normalde bu saatlerini etrafı toparlamaya ve temizlik yapmaya ayırırdı. Fakat bu sefer bunu yapacak hali yoktu, kasanın arkasındaki depoya ilerledi. Girmeden önce malzemelerin kaydını tuttuğu kayıt defterini de yanına aldı. Wiggenweld iksiri yapmayı planlıyordu. Elinde aslında iksirin hazır hali vardı fakat buna rağmen yapmayı tercih etmişti Carolina. Kayıt defterini açıp tek tek iksir için kullanacağı malzemelerden alacağı kadarını ‘alındı’ olarak kaydetti. Kayıt defterini boş raflardan birine koyduktan sonra ise malzemeleri seçmeye ve yanında getirdiği sepete yerleştirmeye başladı.
 
İksir için gerekli malzemeleri bulabiliyor olması bir mucizeydi. Uzun zamandır malzeme bulmakta sıkıntı çekiyordu. Geçenlerde en sonunda biriyle anlaşabilmişti. Siparişi vereli baya olmuştu. Fakat geçen hafta gelmesi gereken teslimat hala ortada yoktu. Kandırılmış olduğu üzerine bir korku vardı üzerinde. Fakat anlaşma yaptığı adam güvenilir gibi gelmişti gözüne. Onu kandırması için bir sebebi olmayan birisi gibiydi. Tabii sadece hislerine güvenmek büyük bir hataydı.
 
Malzemeler yarın da gelmezse ulaşmaya çalışacaktı siparişi yaptığı Asyalı adama. Eğer bu siparişi kısa sürede alamazsa geleceği pek de aydınlık görülmüyordu. Dükkânını kaybetmek istemiyordu. Fakat böyle giderse işini bırakmaktan başka şansı olmayacaktı. Bomboş gözüken depoda gözlerini gezdirmeye devam etti. Tek boynuzlu at boynuzları içerisinde gözüne en kalitesiz gelenini eline aldı ve diğer malzemelerin yanına sepete yerleştirdi.
 
Merdivenlere doğru yönelen kadın geçen gün merdivenlerin orada duvara dayalı bıraktığı bastonun yanında geçip yukarı çıkmaya başladı. İlk katta soldaki bir odaya geçtikten sonra odanın ortasındaki kazanın önüne geçti. İksiri yavaş yavaş hazırlamaya koyulan Carolina bir yandan da batarsa olacakları düşünüyordu. Şimdiye kadar iksir veya simya içermeyen pek bir şey yapmamıştı. Parasını hep iksirle alakalı şeylerden kazanmıştı. 
 
Farklı şeyler yapmayı elbette daha önce denemişti. Fakat eninde sonunda kendisini yine bir kazan başında bulmuştu kadın. Bu işe fazla alışmıştı belki de. İstediğinden fazla alışmıştı bu sıradan hayatına. Bitkibilim konusunda da iyi olan kadın daha önce birçok kez iksir yapımını bırakıp çeşitli otları yetiştirip satmayı düşünmüştü. Fakat bu da pek uzaklaşmak sayılmıyordu. Bitkibilimde de zaten o malzemelere iksirde ihtiyacı olacağı için kendini geliştirmişti.
 
Kazandaki sıvıyı otuz dakikalığına kaynatmaya bırakmış olan kadın en sonundaki odadaki saatin yelkovanının beklediği yere gelmesiyle kazana yaklaştı yeniden. Kazandaki iksiri şişeledikten sonra yanında getirdiği sepete koydu ve odayı düzenledi. Her şeyin eski haline geldiğine emin olduktan sonra da giriş katına indi. Auguste’nin daha gelmediğini görmesiyle elindeki sepeti kasanın üzerine bıraktı. Ardından dükkânın giriş kapısına ilerledi.
 
İksir soğurken dükkânın kilitli kapısını açtı ve dışarı adım attı. Dükkanlar yavaş yavaş açılıyor; işlerine yetişmeye çalışan insanların adım sesleri duyuluyordu Hogsmeade sokaklarında. Dün yağıp sokakları ıslatan yağmurun izleri hala geçmemişti. Yerdeki su birikintileri hala duruyor çocukların bazıları için bir oyun alanı, bazı hayvanlar içinde bir su kaynağı oluyordu. İşine yetişmeye çalışırken fark etmeden içine koşarak adımını atan Auguste gibiler içinse güne kötü bir başlangıçtan başka bir şey değildi.
 
Elindeki gazeteyle içeri doğru gelen genci kapıda durdurdu Carolina. Auguste’nin bu bugün geçirdiği ilk ufak kaza değil gibiydi. Üstü başı yağmur yağmıyorken ıslaktı. Bir yerlere düşmüş olduğu belliydi gencin. Gazeteyi gencin elinde gördü Carolina. Onun ıslak olmadığını görmesiyle uzanıp eline aldı. Gazete elinden alınan Auguste içeri girebileceğini düşünmüştü fakat ustası durdurdu onu. Bu kirli haliyle dükkâna girebileceğini düşünüyorsa çok yanılıyordu.
 
“Önce üzerini temizle. Bu halinle dükkâna girmeyi aklından nasıl geçirirsin? İçeri girdikten sonra ihtiyacın olursa depodan bir iksir alabilirsin. Fazla bile geç kalmamışken bir daha böyle koşma.”
 
Bu sözlerinin ardından içeri giren kadın arkasında asası ile üzerini temizlemeye çalışan bir Auguste bırakmıştı. Kasaya bıraktığı sepeti alıp içinden iksir şişesini aldı ve sepeti depoya giden kapının yanına bıraktı. O ofisin kapısını açarken Auguste içeri girebilecek hale gelebilmişti. İçeri girdikten sonra kitaplıklardan sağ taraftakinde parmaklarını gezdirerek masasına ulaştı ve kendisini masanın önündeki kanepelerden birine bıraktı.
 
İksir şişesini tepeye diktikten sonra asasıyla kahvesini hazırlaması için gerekli malzemeleri teker teker çağırdı. Kahvesini hazırlarken iksirin etkileri ile bel ve boyun ağrısının yavaşça geçtiğini hissedebiliyordu. Özellikle kalitesiz duran malzemeleri seçmemiş olsa daha büyük bir etki göreceğine emindi. Fakat teslimatın geleceği belli değilken kaliteli malzemeleri kullanmak istememişti. Kahvesi en sonunda hazır olduğunda fincanından bir yudum aldı ve gözleri gazeteyi buldu.
 
‘23 Aralık 1865 tarihli Büyüceşura Toplantısı sonucunda Britanya büyücülük dünyasında "Olağanüstü Hal" ilan edilmiştir.’
 
Aldığı yudum boğazında kalan kadın zar zor toparladı kendisini. Olağanüstü hal pek belenmedik bir şey değildi son olanları göz önünde bulundurursa. Ama bu şaşırmasına engel değildi Carolina’nın. Bu olağanüstü hal ile gelen kurallar kısmıydı şaka gibi olan. Büyü gören muggleların yakılacağı üzerine bazı şeyler de yazıyordu fakat onun sinirlerini bozan üçüncü madde olmuştu. Okuduklarından sonra kahvesini sıcaklığını umursamadan hızlıca bitiren kadın dükkânı o gün için terk etti.[/justify]

6
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: Kahve ve Gazete
« : 09 Mart, 2022 19:20:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tarih: Kasım 1865

Evde yalnız başına durmayı kaldıramamaya başlamıştı. Her sene çocuklar Hogwarts’a gittiğinde bunu yaşıyordu zaten. Başta evdeki yaramazların gitmiş olduğuna seviniyor sonra da bir müddet geçince onları özlemeye başlıyordu. Çocuklarla onlar buradayken doğru düzgün ilgilenmiyor, yaramazlıklarına katlanamadığında gidecekleri günü iple çektiğini söyleyip duruyordu. Fakat yokluklarına da katlanamıyordu bir müddet sonra.
 
Bu yüzden ede kalmaya katlanamıyordu. Evden her zaman iş için erken çıkan birisi olmuştu. Fakat duvarlar üzerine üzerine geliyordu sanki. Orada fazla kalmak istemiyor kendisini dükkanına atmak istiyordu hemen. Bu yüzden hiçbir yer daha açılmadan kendisini Hogsmeade sokaklarında buluyordu. Daha önce yaz ayları daha geçmemişken, çocuklar daha evdeyken de böyle yapıyordu aslında. Sadece o dönem sebepleri farklıydı kadının.
 
Bugün de daha güneş bile tam doğmamışken dükkanının kapılarını açıp içeri girdi. Girişteki rafları düzenleyip üst katları temizledi. Asa ile kısacık sürecek bazı işleri elle yapıp zamanın geçmesini sağlamaya çalıştı. Gözü hep saatteydi. Dükkanların normalde açılma saatlerinin gelmesini ve bu sayede Auguste’nin de gazeteyle gelmesini bekliyordu. Gününe gazetesini okuyup kahvesini içmeden başlayamazdı. 
 
Son zamanlarda olanlardan haberdar olmak için tek seçeneği gibiydi gazete okumak. Carmilla ismini sık görür olmuşlardı. Veritas Libertate o isimle haber yapmasının ardından genel yayın yönetmenleri ölmüştü. Bu konu üzerine olan haberden sonra hatırlamıştı Magnus Pearson isimli gazeteciye olanları. O da Carmilla üzerine bir haber yapıp ölmüştü. Bu ismi içeren iki ölüm olması ve hemen ardından bakanlıkta bir resepsiyonda bu ismin konuşma yapması.
 
Herkesi fark etmeden taraflara ayırmıştı bu olaylar. Carolina herhangi bir konuda eğer onun işine yarayacak bir şey yoksa taraf seçmeyi sevmezdi. Fakat bu konuda bir şansı olmayacak gibi duruyordu. Tarafsız kalmayı seçenler insanların gözüne çok batıyordu. Carmilla üzerine herkesin bir fikri vardı. Yıllar önce yok olması için tüm hiziplerin elinden geleni yaptığı bu kadının ismiyle ortaya çıkan kişi kimdi bilmiyordu. Fakat eğer bu kişinin amacı insanları bölmekse başarılı olmuştu. 
 
En sonunda üst katları temizleme işi bitmiş olan kadın aşağı giriş kısmına indi. Auguste çoktan gelmiş ve kasada yerini almıştı. Gazeteyi kasanın üzerinde gören Carolina eline alıp ofisine doğru ilerledi. Arkasından kahveyi onun için hazırladığını söyleyen Auguste’ye bir teşekkür edip ofisinin kapısını örttü. Parmaklarını iki yanında uzanan kitaplıklardan sağdakindeki kitaplarda gezdirerek masasına ilerledi. Sandalyesine oturup kahve fincanını eline aldıktan sonra gazeteye çevirdi bakışlarını.
 
‘Londra Anomalileri'ne dair dedikodulara her geçen gün bir yenisi eklenirken tüm bunların safsata mı yoksa kaosun habercisi mi olduğu hala bir soru işareti...’
 
Kahvesini yudumlarken gazeteyi masaya öylesine koydu. Diğer sayfalara bakmak istemiyordu artık. Bir kere iyi haber görse şaşardı zaten. Çok fanatik bir Quidditch taraftarı değildi. Fakat o tarz konular üzerine haberler görmek istiyordu. Sonunun ne olacağı belli olmayan bir süreç içerisindeydi büyücedünya. Bu tarz şeyleri normalde severdi Carolina. Hayatı eğlenceli kılan şeylerdi bunlar. Ama bir oyunun içine kendi isteği fark etmeksizin çekiliyor gibi hissediyordu. Buydu onun canını sıkan. [/justify]

7
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: Kahve ve Gazete
« : 08 Mart, 2022 22:39:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tarih: Eylül 1865

Yanız başına kaldığı evinden çıkıp o gün iş yerine her zamanki gibi erken varmıştı. Çocukların yokluğuna kolay alışmıştı Carolina. Sabah kalktığında zaten onları çok az görüyor sonrasında işe gidip anca eve geldiğinde çocuklarla konuşabilecek vakti buluyordu. O çok az vaktin yokluğunu da hissetmemişti pek. Ya da sadece daha yeni gittikleri içindi alışmış hissetmesi. Belki birkaç ay sonra farklı hissederdi. Ama şimdilik iyiydi ve önemli olan da buydu.

İşlerin şu sıralar pek tıkırında gittiği söylenemezdi. Bir simyacı için zor zamanlardı bunlar. Son dönemlerde iksir malzemeleri bulmakta zorlanıyordu. Kendisi birçok kez nadide otlardan toplamak için yolculuğa çıkmak zorunda kalmıştı. Yetiştirdiği bazı kolay bulunan otlarla alternatifler üretmeye çalışıyordu fakat okami yumurtası gibi felix felicis iksirinde lazım olan malzemeleri nasıl bulacaktı bilemiyordu. Eskiden yaptığı gibi avlanmaya çıkabilirdi. Ama çok kısa süreli bir çözüm olurdu bu.

Birilerinin stokladığı kesindi bu malzemeleri. Eğer kendisine bir çıkış yolu bulamazsa uzun vadede batma ihtimali çok da imkânsız gözükmüyordu. Kim aldıysa onca malzemeyi ucuza satmayacakları kesindi. Normalde 1 galleona alacağı şeyleri 1000 galleona satmaya bile çalışıyor olabilirlerdi. Alternatif bulması gerekiyordu hızlıca. Fakat bunu nasıl bulacağı tam bir muammaydı.

Bir de bunlar yetmiyormuş gibi Kanlı Balo’nun etkileri hala devam etmekteydi. Dostu Isolde’nin mekânında gerçekleşen bu baloya o süreçte yurtdışında olduğundan katılamamıştı. Eğer İngiltere’de olsaydı kesin kaçırmaz katılırdı bu baloya. Olmaması çok büyük bir şanstı. Balodan sonra mekânın yerle bir olduğunu biliyordu. Dostuna yardım etmeyi çok istemişti. Fakat geldiğinden beri Isolde’ye ulaşamamıştı. Kadının nerede olduğuna dair en ufak bir fikri yoktu. Balodaki cadı avcılarının saldırılarına yakalanan talihsizlerden olmadığını biliyordu.

Düşünceli düşünceli rafları düzenlerken Auguste elinde gazeteyle içeri girmişti. Soğuyan havalara rağmen kışlıklarını giymemiş olan gencin buraya gelirken donmuş olduğu belliydi. Bunu fark etmesiyle önce güzelce bir azarladı Carolina genci. Ardından pek de fazla beklemeden gazeteyi hemen alan kadın işleri Auguste’ye bırakıp ofisine ilerledi. Her zaman yaptığı gibi ellerini kitapların üzerinde gezdirmedi. Hızlıca gazeteyi okumak için yerine yerleşen kadın daha önce yaptığı kahvesini ısıttı asasıyla. Gazeteyi açıp okumaya başlamadan önce de büyük bir yudum aldı.

Şu son ayda Auguste gazeteyi gelirken almaya alışmıştı. Hatta daha önce gündem haberlerine hiç ilgi duymayan genci gazetede gördüğü haberler üzerine konuşurken görebiliyordu. Çevresinde olanları pek umursamayan birisiydi Auguste. Daha önce Carolina her ne kadar onu bu konularda bilgilenmeye teşvik etse de başaramamıştı. Ama genç kendiliğinden ilgilenmeye başlamıştı bu konularla. Masaya yaklaşıp gazetenin sayfalarında gözlerini gezdirdi.

‘Diagon Borsası'nda İksir Krizi: Sirkülasyonda hiçbir iksir yahut malzemesi bulunamaz hale geldi. Stokçulardan şüphelenilse de henüz bir gelişme yok. Kara borsanın büyümesi ve fiyatların uçması an meselesi.’

Gördüğü ve ilgisini çeken ilk başlıkla derin bir iç çekti kadın. Gazetenin devamına daha sonra bakma kararı aldı ve masanın üzerine bıraktı. Kahve fincanını eline alıp arkasına yaslandı. Aslında böyle bir haberi bekliyordu. Fakat bunun sadece kendi karşılaştığı bir sorun olduğunu ummuştu. Yurtdışından birkaç tanıdığıyla konuşup oradan getirtmeyi deneyebilirdi belki malzemelerini. Fakat bundan sonra iksir üzerine her şeyin çok pahalı olmaya başlayacağı kesindi.[/justify]

8
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Kahve ve Gazete
« : 08 Mart, 2022 22:35:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tarih: Ağustos 1865

Auguste’yi gazete almaya göndermiş olan Carolina bir yandan da o gelene kadar kasada bekliyordu. Belli bir gazetenin okuyucusu değildi kadın. Fakat böyle sürekli çırağını gazete almaya göndermemek için aboneliği ucuz olan bir gazetenin günlük gazetesinin üyesi olmuştu. Tabii geçen haftaya kadardı bu rahat günleri. Gazetenin yazarlarından biri ne yazmıştı bilmiyordu tabii ama basımı yasaklanmıştı. Belki de Sihir Bakanının ismini sansürlemeyi unutmuşlardı, kim bilir? Aslında bir düşününce en akla yatan bu seçenekti. Bay Kellington hakkında şimdiye kadar duyduğu tüm dedikodular kelliğinden bahsedilmesini ne kadar çok sevmediği üzerineydi.

Auguste gelene kadar müşteri gelmemiş olmasına şükretti kadın. Kahvesini gazetesini okurken içmek istediğinden daha günlük kafein dozunu alamamıştı. İnsan denen varlığı kaldıracak hali yoktu. Auguste’yi işe gelirken gazete almaya alışması için ‘teşvik’ etse iyi olacaktı. Geçen gün gelirken gazete alması için gence tamtamına 1 sickle vermişti! Ama bu yeterli değildi herhalde gencin işini yapmasına. Güzel bir azar işitmesi gerekiyordu Auguste’nin. Fakat bunu yapmadan önce gencin yarın da aynı hatayı yapıp yapmayacağını görecekti.

Carolina gencin geldiğini camdan görmesiyle kahvesini yapmak için ofisine ilerledi. Masasına ulaşana kadar yanından geçtiği kitaplıklarda ellerini gezdirdi. En sonunda ulaştığında da masadaki kadehleri ve şişeleri kaldırdıktan sonra fincan takımının olduğu yere yöneldi. Masadaki çekmecelerden sağ tarafta olanına saptanmaz genişletme tılsımı uygulanmıştı. Küçüklüğünde annesinin kullandığını hatırladığı bu masanın ne zaman alındığını veya bu tılsımın ne zaman yapıldığını bilmiyordu. Fakat son dakika fincanları orada bulmakta zorlandığı için yerlerini değiştirdiğini hatırladı. Aynı çekmecenin altındaki gözdeydi aradığı fincanlar.

Fincanı ve altlığını hazırlamasının ardından genç ofise girmeden birkaç saniye önce kahve çekirdeklerini çağırdı yanına asasıyla. İçeri giren Auguste hızlıca gelebilmek için koşmuş gibi duruyordu. Yaptığı hatanın farkındaydı ve bu biraz da olsa rahatlatmıştı Carolina’yı. Gence yaklaşık otuz kişiye gazete almasına yetecek parayı verdikten sonra gazeteyi almayı unutmuş olmasının ne kadar sinir bozucu olduğu üzerine bir konuşma yapmayı en sonunda elbette o da istemiyordu.

Gazeteyi masanın üzerine koyan gencin de rahatlayabilmesi için konuşma kararı aldı Carolina. Birisiyle konuşmayı kaldırabilecek bir halde değildi. Fakat deneyecekti. Bir yandan kahvesini hazırlamaya devam ederken olabildiğince yumuşak bir sesle konuştu Carolina

“Hangisini aldın bu sefer? Gelecek postası mı?”

Gencin afallamış olduğu belliydi. Carolina’yı yakından tanıma fırsatı bulmuş insanların bildiği bir şeydi bu. Kadın sabahları kimsenin sesini duymak istemeyen birisiydi. Kahvesini alana kadar kimseyle konuşmamayı tercih ederdi. Bugün şanslıydı ikizler erkenden çıkmışlardı o yüzden sabah onları görmemişti.

“Ah... E-evet. Yarın almayı unutmayacağım.”

Gencin söyledikleri karşısında başta sadece başını salladı Carolina. Uzun bir süredir her gün öncesinde almasını söylese de gazeteyi sürekli unutan gence tabii pek güvenemiyordu. Ama onu cevapsız da bırakmak istemedi.

“Hıhım. Hangi gazeteyi aldığının bir önemi yok biliyorsun. Sadece bir dahaki sefer gelirken almayı unutma yeter.”

Bu sözleri ardından eli başına giden kadının daha fazla konuşmak istemediği belliydi. Auguste de bunu anlamış olacak ki evet gibi bir şeyler geveleyip ofisten çıkmış ve kapıyı kapatmıştı. Gencin gitmesinin ardından kahvesinin hazırlıklarını çoktan bitirmiş olan kadın fincanını doldurdu. Gazeteyi uzanıp eline aldıktan sonra kahvesini yudumladı.

'Cadı Avları: Gerçek mi, Erken Bir Cadılar Bayramı Şakası mı? Hizipler gergin.'

La Fay Şifacılar Topluluğunun bir üyesiydi Carolina. Ama hizip işlerine pek karışır mıydı orası tartışılırdı? İşine gelmediği sürece hiçbir şeyi yapmayan kadın bu hizbe de bir dönem işine yarayan kişilerle tanışabilmek için girmişti sadece. Hiziplerin gerginliği pek umurunda değildi o yüzden. Fakat cadı mı avcıları? Haber başlığındaki soruya kafasında bir cevap bulmaya çalıştı kadın. Ama ne kadar düşünürse düşünsün cadı avcıları kısmının bir şaka mı yoksa gerçek mi olduğuna emin olamamıştı. Geçenlerde de Carmilla ismini gördüğünü hatırlıyordu gazetelerde. Bir kaos öncesi sessizliğinde olmadıklarını umdu.[/justify]

9
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Carolina'nın Öylesine Bir Günü
« : 05 Mart, 2022 05:04:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tarih: Aralık 1865

Gün batımına kadar süren yağmurun dinmesiyle dükkânı bugün için kapatma kararı aldı kadın. Etrafa şöylesine bir baktıktan sonra kapıya yöneldi. Kapının hemen yanındaki camdan görebiliyordu sokakların boşalmış olduğunu. Ama yine de dışarı çıkıp bakmak istedi. Yağmur sonrası o kokuyu içine çekmek istemişti belki de. Islak zemine ayak bastı elinde bastonuyla. Bastonu tuttuğu kısımdaki işlemelerde parmaklarını gezdirdi ve derince bir iç çekti. Sokaktaki evlerden gelen sesleri duyduktan sonra içeri girdi kadın. Kapıyı sertçe kapadıktan sonra kilitli kalacağından emin oldu.

İçeri yeniden adım atmasıyla etrafına bakındı. Derince iç çekti, bazen gerçekten insan sesleri bile katlanılmaz geliyordu kadına. Kapıdan girildiğinde yanınızda kalacak iki büyük camın önündeki rafları düzenledi öncelikle. Boşalan yerleri sabah düzenlerdi şimdilik sadece daha düzgün durmalarını sağlamaya çalıştı. Daha sabah Auguste’ye toz aldırtmış olmasına rağmen yeniden kontrol etti dükkânın girişindeki bu alanın durumunu. Parmaklarını raflarda gezdirdi.

Beklediği gibi toz yoktu fakat bakmaya devam etti. Giriş kapısını arkasına almasına karşısına gelen kasa kısmını düzenledi. Pek düzenlenecek bir şey yoktu aslında. Fakat emin olmaktan zarar gelmezdi. Ofisine yönelen kapının veya depoya inen merdivenlere çıkan kapının olduğu yerlerle işi yoktu. Son bir defa bu katta unuttuğu bir şey olup olmadığına baktığında işinin bittiğine emin olabilmişti. En azından bu katta.

Şu sıralar sıklıkla yaptığı gibi merdivenlere yöneldi Carolina. Eve gitmeyecekti. Katları teker teker kontrol edecek. Gerekirse odaları düzenleyecekti. İkinci kattan sonrası müşterilerin veya çalışanların çıkma izni yoktu. O yüzden o kadar da zor bir iş değildi bu. Alışmıştı hem Carolina bunları yapmaya. Elinde sıkıca tuttuğu bastonu merdivenleri çıkmadan önce duvara yasladı. Cebinden asasını çıkardıktan sonra etrafı toparlayıp geç saate kadar kalan müşteriler için yakılı olan mumları ve lambaları söndürmek için hazır bir şekilde ilerledi.

Merdivenleri yavaş adımlarla çıkarken bir yandan içeride kalan oldu mu diye odaları kontrol ediyordu. Hogwarts öğrencilerinin de geldiği bir hafta sonu değildi bugün ama yine de kontrol etmekten zarar gelmezdi. Hem alıştığı bir döngüyü bu. Fakat yapacağı işleri ağırdan almayı ve yapmasına gerek olmasa da başına iş çıkarmayı şu sıralar fazla seviyor gibiydi. Ya da sadece eve dönmek istemiyordu. Bomboş bir eve dönmeyi kim isterdi ki?

Kocasının nerede olduğunu sorgulamayı seneler önce bırakmıştı. İkizler ise Hogwarts’taydılar. Tek kızı Giséle ise evden ayrıldığından beri bir mektup bile göndermemişti. Gideceğini bile söylemeden ayrıldığını düşününce Carolina’nın haber beklemesi saçmaydı. Onu suçlamıyordu. Neredeyse hiç evde olmayan bir baba ve her şeye burnunu sokan bir anneyle fazla uzun süre yaşamasını beklememeliydi kızın.

Üçüncü kata çıkan merdivene ulaştıktan sonra merdivenin sonunda onu bekleyen kapıya baktı Carolina. Sıkıca kilitlenmiş kapıyı bugün de geç bir saatte açmaya cesaret edemeyecek gibiydi. Ama kapıya öylece sırtını da çeviremezdi. Merdivenleri ağır adımlara çıktı en sonunda. Kapı kolunun üzerine parmağını koyup yuvarlak pürüzsüz yüzeyinde gezdirdi. Tek bir toz zerresi bile yoktu sabah hem kapıyı hem de odayı dip köşe temizlemişti yine.

Kapıya zor da olsa sırtını çevirdi Carolina eve gitmek istemiyordu ama bugün sırf içinde rahat bir yatak var diye o odaya girmeyecekti. Alt katlara inen merdivenlere yöneldikten sonra sanki yukarı çıkarken yapmamış gibi yeniden odaları tek tek kontrol etti. Ağır adımları en sonunda giriş katını oradan da ofisini buldu.

Fazlasıyla boş olan ofise bir yatak koyma fikri geldi kadının aklına. Aslında annesinin elindeyken daha çok bir kütüphane gibi kullanılan bu oda hala o konuda işlevini görüyordu. Duvarlarını saran kitaplıkların hepsi doluydu. Hatta kitaplıklara sığmayan kitaplar ilerideki masanın üstünü ve kapının yakınında yeri bir yığın olarak kaplıyordu. Fakat o da buna rağmen fazlasıyla geniş olduğundan boşmuş gibi hissettiriyordu. Belki evdeki yatağını buraya getirirdi. Kimsenin bu odaya girdiği yoktu. Ofisinde yapması gereken konuşmaları yukardaki odalardan birinde yapmayı tercih ederdi hep. 

Bu oda onun için biraz fazla özeldi belki de. Diğer odalara göre daha güzel anılarını geçirmişti burada. O yüzden kitaplarla dolu ofis olarak kullanması gereken bu odada uyumak fikrini tuhaf bulmuyordu. Pencere önündeki masayı odanın biraz daha ortasına getirirse bir yatak için yer açılabilirdi. Bu fikri sevmişti ama şimdilik yatması için pek uygun olmayan sadece ayaklarını doğru düzgün uzatabileceği koltukla yetinecekti. Bir büyüyle kendisinin uyumasına daha uygun bir alan oluşturabilirdi belki. Fakat Carolina hiçbir zaman iyi olmamıştı tılsımlarda.

Masasının önündeki o koltuğa vardığında kendisini öylesine bıraktı üzerine. Masadaki boş kadehi ve yanındaki şişeyi eline aldıktan sonra ayaklarını yüzü pencereye dönük olacak şekildi uzattı. Kadehi doldurduktan sonra da şişeyi yere bıraktı hafifçe. Otururken arkasına aldığı yastığa yaslandıktan sonra oda fazla sıcak gelmeye başladı kadına. Böyle soğuk bir akşamda camı açmak ne kadar akıllıcaydı bilmiyordu ama bu asasını eline alıp camı az da olsa açmasına engel olmadı. Soğuk havayı teninde hissetmesiyle bu fikirden pişmanlık duyacağını düşündü ama bu olmamıştı. Sabah cam açık yatmanın acısını çekecekti. Bu kesindi. Fakat şu an bunu umursamıyordu.

Elindeki kadehten ilk yudumunu aldığında dışardaki evlerden hala seslerin geldiğini fark etti. Akşam yemeklerini işten geç geldikleri için daha yeni yapma fırsatı edinmiş bir çift ve çocuklarıydı sanırım bunlar. Ne konuşuyorlardı duyamazdı tabii ama arada yükselen kahkahaları duyabiliyordu. Sokaklardaki sessizliğin ve yağmurdan sonra kara bulutların gitmemesiyle oluşmuş iç karartıcı havanın aksine neşe dolu sesler yükselen bir evdi bu. Bu seslerden dolayı camı açmamış olmayı diledi. Fakat bu uzun sürmedi yüzüne vuran soğuk rüzgâr fazlasıyla rahatlatıcıydı. Kahkaha sesleri yalnızlığı içinde boğulacakmış gibi hisseden kadınla dalga geçiyordu adeta ama şu an bu umurunda değildi. Teninde hissettiği soğukluk hoşuna gidiyordu. Fakat sanki bunun aksi bir düşünce içerisindeymiş gibi hızlı hızlı yudumladığı içkiyle içini ısıtmaya çalışan kadın, o karanlık gecede kendisini uykunun kollarına bir şekilde bırakmayı başarabilmişti.

[spoiler]Köşede bayadır duran. Ne için yazdığımı bile unuttuğum bir rp.[/spoiler][/justify]

10
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: 'dost'
« : 19 Şubat, 2022 22:14:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Elindeki kadehten son yudumunu da aldıktan sonra şişeye uzandı Carolina. Bir kadeh daha doldururken düşünmeden edemedi. Bu işin başına bir sürü bela açacağından emindi. Cadı acılarının olmadığı ütopik bir dünyada bile sorunları birbirinde getirebilirdi bir simya akademisi açmak. Öncelikle çocuklar kendilerini patlatabilirlerdi. Bu ihtimali atarsa bile problemler bitiyordu.

Bir anne olarak bildiği tek bir şey vardı çocuklar hangi yaşlarında olursalar olsunlar büyük sorumluluktular. Onları sadece gün içerisinde bir öğretmen, bir usta olarak görüyor olsanız bile üzerlerindeki etkiniz büyük olurdu. Bir çocuğu yönlendirmek eğer bunu amaçlamıyorsanız bile yapabileceğiniz bir şeyken bir sürü çocuğun sorumluluğunu almak korkutucuydu. Ama çocukların iyi yönlendirmeye de ihtiyaçları vardı. Bu dönemlerde sürüce akılsızın haklı olarak gördükleri davaları tarafından kandırılabilir ve bir çöp gibi kullanılıp atılabilirlerdi.

Peki Carolina çocukları gerçekten bu kadar umursuyor muydu ki? Kendi çocuklarına yeterli ilgiyi vermemiş bir kadındı. Fakat aynı zamanda birçok gence ustalık yapmış onlara bildiklerini öğretip kariyerlerinde ilerlemelerini sağlamıştı. Çocukları ile ilgili durumun babaları yüzünden olduğunu söylerdi genelde. Ama gerçek şuydu ki Carolina’nın hayatında çocuklar her zaman ikinci planda olmuştu. Onun asıl dikkati her zaman işindeydi. Bu işte de değişen bir şey yoktu. Bu çocukların büyüyüp yapacakları şeylerdi onun umurunda olan. Doğru bir eğitimle gelebilecekleri yerdi asıl onun ilgisini çeken.

Carolina ‘dost’unun söylediklerini biraz bekliyor biraz da beklemiyordu. Onun bu bıkkınlığını hem anlıyor hem de anlamıyordu. Söyledikleri şeyler bu dünyanın gerçekleriydi. Carolina böyle şeyleri duyduğunda artık etkilenmemeye ne zaman başlamıştı bilmiyordu ama etkilenmiyordu. Ama o an kalbinde bir sızı vardı. Bunun tek sebebi ise yakın ‘dost’unun sinirini hissedebilmesiydi.

Elinde şimdi yeniden dolmuş olan kadehten büyük bir yudum aldı. Kadehi geri masaya bıraktığında konuşmaya hazırdı. “Sana hayır diyemeyeceğimi biliyorsun Sol. Böyle büyük bir işte beni yanında görmeyi uygun gördüysen elbette cevabımın evet olacağını da biliyor olmalısın. Bu simya akademisi için elimden gelen her şeyi yapacağıma emin olabilirsin. O çocuklar ölse bile daha nicesi dışarda çeşitli sebeplerden bu zalim dünyanın kollarında acı çekmeye mahkum bekliyorlar. Ölmeden şu dünyaya seninle beraber bir miras bırakmak elbette isterim.”[/justify]

11
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: 'dost'
« : 19 Şubat, 2022 19:38:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kadehleri doldurup karşısındaki kadına birini uzattıktan sonra arkasına yaslandı. Eline kadehini aldıktan sonra yudumlamaya başladı. Karşısındaki kadını dinlerken bir yandan da hala daha bu fikir üzerine düşünmeye devam ediyordu. Hayır demesi için bir sebebi yoktu ama başına fazladan sorumluluk çıkarma için de bir sebebi yoktu. Bazı günler eve bile gitmek için bu dükkandan ayrılmıyorken böyle bir işe girebilir miydi?
 
Karşısındaki kadından tam anlamıyla açık bir teklif almamıştı yine de ne demeye çalıştığı belli değil miydi en sonunda Isolde’nin? Fakat hala emin olamıyordu. Isolde çocuklara katlanamazdı. Bu fikrin Mag Mell yangınından sonra neden aklına gelmiş olduğunu anlıyordu ‘dost’unun. Hem bahsettiği Mirabelle'i tam olarak anımsayamıyordu ama 'dost'unun ondan bahsetme şekline bakılacak olursa nadir bir yetenek olsa gerekti. Böyle cadılar ve büyücülerin olduğu bir akademi fikri gerçekten de ilgi çekiciydi.
 
“Bir simyacının yolu öyle kolay değil dediğin gibi. Ve yanlarında yol gösterecek birileri olmadan birçok genç yetenek okullarda köreliyor.” Duraksadı ne demeliydi hala karar veremiyordu. Fikir güzeldi ve bu fikri sunan kişi de güvendiği birisiydi. Ona hayır demek saçmaydı ama kabuğundan çıkmayı pek sevmiyordu Carolina. En sonunda uzun bir iç savaşın ardından yüzüne yerleştirdiği gülümsemesiyle konuştu.
 
“Elbette senin dediğin gibi yetenekli çocukların yanında onların doğru yollardan ilerlediklerinden emin olacak kişilere ihtiyaçları var. Hem de böyle karanlık bir zamanda çocukların yanında birilerinin olması lazım. Şu günlerde hiçbir şey iyiye gitmiyorken birilerinin gelecek için adım atması gerek haklısın.”[/justify]

12
Yetişkin Postası / Carolina Roslin Ó Dubhghaill | Baykuşhane
« : 19 Şubat, 2022 18:08:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

~
Carolina Roslin Ó Dubhghaill'un posta alanıdır.

13
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: 'dost'
« : 19 Şubat, 2022 17:51:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karşısındaki kadının buraya asıl gelme sebebini söylemesiyle ne diyeceğini bilemedi Carolina. Bir simya akademisi mi? Senelerdir yanına daha Hogwarts senelerindeyken öğrencileri alıp eğitiyordu. Bir usta-çırak ilişkisi alışık olduğu bir şeydi. Seviyordu da öğrenmeye hevesli kişileri işe almayı. Ama bir akademi açmak böyle bir fikir aklına gelseydi bile çabuk kafasından atmış olmalıydı. Çünkü bu fikir karşısında ne diyeceğini bilememişti.
 
“Simya üzerine ilgili öğrenci bulunabilirse güzel bir fikir. Ama seneler geçtikçe kendini patlatmaya hevesli insan sayısı azalıyor biliyorsun.” Biraz düşünmek için saçmalarken masanın altındaki zulasından bir kırmızı şarap şişesini çıkarttı. Kadehlerin olduğu yere uzanırken de konuşmaya devam etti. “Geleceği olan bir fikir gibi duruyor. Ve sen böyle bir soruyla geldiğine göre kafanda en azından birkaç şey daha var demektir. Dökül bakalım.”[/justify]

14
Karakter Talepleri / Ynt: Diğer Talepler
« : 19 Şubat, 2022 16:41:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karakteri açtığımdan beri hiç yazmadım şimdi yazmaya başlamışken de bir kaç değişikliğe gideyim diyorum. Bunların büyük bir kısmı ufak değişiklikler ama bildirmem gereken de bir değişiklik var. Kendisinin öncelikle 50 olan yaşını 40'a çekeceğim için büyü yatkınlıklarında düşürme yapmam gerekiyor. Ama onu direkt yapmayıp (çünkü hesaplamaya üşenmek) az önce yaptığım GP başvurusundan gelecek 2 GP'nin  düşmem gereken büyü yatkınlıkları yerine sayılmasını isteyecektim. Bir de mekânımın adının Madam Moreau’nun Simya Dükkânı olarak değiştirilmesini istiyorum. Thenks yu^^[/justify]

15
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 19 Şubat, 2022 16:38:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviyeden gelen 2 GP'yi isteyecektim thenks yu^^

Sayfa: [1] 2