[justify]Tarih: Aralık 1865
Her yeri uyuşmuş bir şekilde ofisinde uyandı Carolina. Dün cam açık uyumuştu, bunu hatırlıyordu. Ayağa yavaşça kalkan kadın ağır adımlarla açık olan cama ilerledi. Camı kapatmasının ardından ofiste masasındaki saati buldu gözleri. Genelde işe geldiği saatlerde olduğunu görmesiyle yerde gördüğü kadeh ve şişeyi kaldırdı. Ofisten ağır adımlarla çıktı, her adımında bel ve boynundaki ağrı daha da çoğalıyor gibiydi sanki.
Normalde bu saatlerini etrafı toparlamaya ve temizlik yapmaya ayırırdı. Fakat bu sefer bunu yapacak hali yoktu, kasanın arkasındaki depoya ilerledi. Girmeden önce malzemelerin kaydını tuttuğu kayıt defterini de yanına aldı. Wiggenweld iksiri yapmayı planlıyordu. Elinde aslında iksirin hazır hali vardı fakat buna rağmen yapmayı tercih etmişti Carolina. Kayıt defterini açıp tek tek iksir için kullanacağı malzemelerden alacağı kadarını ‘alındı’ olarak kaydetti. Kayıt defterini boş raflardan birine koyduktan sonra ise malzemeleri seçmeye ve yanında getirdiği sepete yerleştirmeye başladı.
İksir için gerekli malzemeleri bulabiliyor olması bir mucizeydi. Uzun zamandır malzeme bulmakta sıkıntı çekiyordu. Geçenlerde en sonunda biriyle anlaşabilmişti. Siparişi vereli baya olmuştu. Fakat geçen hafta gelmesi gereken teslimat hala ortada yoktu. Kandırılmış olduğu üzerine bir korku vardı üzerinde. Fakat anlaşma yaptığı adam güvenilir gibi gelmişti gözüne. Onu kandırması için bir sebebi olmayan birisi gibiydi. Tabii sadece hislerine güvenmek büyük bir hataydı.
Malzemeler yarın da gelmezse ulaşmaya çalışacaktı siparişi yaptığı Asyalı adama. Eğer bu siparişi kısa sürede alamazsa geleceği pek de aydınlık görülmüyordu. Dükkânını kaybetmek istemiyordu. Fakat böyle giderse işini bırakmaktan başka şansı olmayacaktı. Bomboş gözüken depoda gözlerini gezdirmeye devam etti. Tek boynuzlu at boynuzları içerisinde gözüne en kalitesiz gelenini eline aldı ve diğer malzemelerin yanına sepete yerleştirdi.
Merdivenlere doğru yönelen kadın geçen gün merdivenlerin orada duvara dayalı bıraktığı bastonun yanında geçip yukarı çıkmaya başladı. İlk katta soldaki bir odaya geçtikten sonra odanın ortasındaki kazanın önüne geçti. İksiri yavaş yavaş hazırlamaya koyulan Carolina bir yandan da batarsa olacakları düşünüyordu. Şimdiye kadar iksir veya simya içermeyen pek bir şey yapmamıştı. Parasını hep iksirle alakalı şeylerden kazanmıştı.
Farklı şeyler yapmayı elbette daha önce denemişti. Fakat eninde sonunda kendisini yine bir kazan başında bulmuştu kadın. Bu işe fazla alışmıştı belki de. İstediğinden fazla alışmıştı bu sıradan hayatına. Bitkibilim konusunda da iyi olan kadın daha önce birçok kez iksir yapımını bırakıp çeşitli otları yetiştirip satmayı düşünmüştü. Fakat bu da pek uzaklaşmak sayılmıyordu. Bitkibilimde de zaten o malzemelere iksirde ihtiyacı olacağı için kendini geliştirmişti.
Kazandaki sıvıyı otuz dakikalığına kaynatmaya bırakmış olan kadın en sonundaki odadaki saatin yelkovanının beklediği yere gelmesiyle kazana yaklaştı yeniden. Kazandaki iksiri şişeledikten sonra yanında getirdiği sepete koydu ve odayı düzenledi. Her şeyin eski haline geldiğine emin olduktan sonra da giriş katına indi. Auguste’nin daha gelmediğini görmesiyle elindeki sepeti kasanın üzerine bıraktı. Ardından dükkânın giriş kapısına ilerledi.
İksir soğurken dükkânın kilitli kapısını açtı ve dışarı adım attı. Dükkanlar yavaş yavaş açılıyor; işlerine yetişmeye çalışan insanların adım sesleri duyuluyordu Hogsmeade sokaklarında. Dün yağıp sokakları ıslatan yağmurun izleri hala geçmemişti. Yerdeki su birikintileri hala duruyor çocukların bazıları için bir oyun alanı, bazı hayvanlar içinde bir su kaynağı oluyordu. İşine yetişmeye çalışırken fark etmeden içine koşarak adımını atan Auguste gibiler içinse güne kötü bir başlangıçtan başka bir şey değildi.
Elindeki gazeteyle içeri doğru gelen genci kapıda durdurdu Carolina. Auguste’nin bu bugün geçirdiği ilk ufak kaza değil gibiydi. Üstü başı yağmur yağmıyorken ıslaktı. Bir yerlere düşmüş olduğu belliydi gencin. Gazeteyi gencin elinde gördü Carolina. Onun ıslak olmadığını görmesiyle uzanıp eline aldı. Gazete elinden alınan Auguste içeri girebileceğini düşünmüştü fakat ustası durdurdu onu. Bu kirli haliyle dükkâna girebileceğini düşünüyorsa çok yanılıyordu.
“Önce üzerini temizle. Bu halinle dükkâna girmeyi aklından nasıl geçirirsin? İçeri girdikten sonra ihtiyacın olursa depodan bir iksir alabilirsin. Fazla bile geç kalmamışken bir daha böyle koşma.”
Bu sözlerinin ardından içeri giren kadın arkasında asası ile üzerini temizlemeye çalışan bir Auguste bırakmıştı. Kasaya bıraktığı sepeti alıp içinden iksir şişesini aldı ve sepeti depoya giden kapının yanına bıraktı. O ofisin kapısını açarken Auguste içeri girebilecek hale gelebilmişti. İçeri girdikten sonra kitaplıklardan sağ taraftakinde parmaklarını gezdirerek masasına ulaştı ve kendisini masanın önündeki kanepelerden birine bıraktı.
İksir şişesini tepeye diktikten sonra asasıyla kahvesini hazırlaması için gerekli malzemeleri teker teker çağırdı. Kahvesini hazırlarken iksirin etkileri ile bel ve boyun ağrısının yavaşça geçtiğini hissedebiliyordu. Özellikle kalitesiz duran malzemeleri seçmemiş olsa daha büyük bir etki göreceğine emindi. Fakat teslimatın geleceği belli değilken kaliteli malzemeleri kullanmak istememişti. Kahvesi en sonunda hazır olduğunda fincanından bir yudum aldı ve gözleri gazeteyi buldu.
‘23 Aralık 1865 tarihli Büyüceşura Toplantısı sonucunda Britanya büyücülük dünyasında "Olağanüstü Hal" ilan edilmiştir.’
Aldığı yudum boğazında kalan kadın zar zor toparladı kendisini. Olağanüstü hal pek belenmedik bir şey değildi son olanları göz önünde bulundurursa. Ama bu şaşırmasına engel değildi Carolina’nın. Bu olağanüstü hal ile gelen kurallar kısmıydı şaka gibi olan. Büyü gören muggleların yakılacağı üzerine bazı şeyler de yazıyordu fakat onun sinirlerini bozan üçüncü madde olmuştu. Okuduklarından sonra kahvesini sıcaklığını umursamadan hızlıca bitiren kadın dükkânı o gün için terk etti.[/justify]