16
Azkaban Hapishanesi / Ynt: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« : 06 Mart, 2022 10:26:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Saatlerdir duyduğum çığlıkların ve kemiklerimi titreten rüzgarın sesinin arasında başka bir ses kulağıma misafir oluyor. Birileri, ruh emici olmayan birileri geliyor. Seth? Sen misin sevgilim? Verdiğin sözü tutmaya mı geldin? Vücuduma bir enerji geliyor, düşüncesi bile ayaklarıma güç veriyor. Fakat sesler yaklaştıkça belirginleşiyor, bu acı dolu duvarlardan yankılanan ayak sesleri bir şarapnel gibi yüreğime yüreğime vuruyor. Gelen Seth değil, bir başkası. Keyfim az önce nasıl yerine geldiyse şimdide aynı hızla düşüyor. Yatağım olması gereken tahta şeye kıvrılıyorum tekrardan. Kim geliyorsa gelsin pek umrumda değil. Gelen o olmadıkça gelenin ne önemi var?
Bir kaç dakika olduğunu düşündüğüm yalnızlıktan sonra sükunet bozuluyor. Gardiyanlar geliyor yanlarında beni savunan dalavereci adam var. Adamı tanıyorum, neler yaptığını biliyorum, kim olduğunu biliyorum. Fakat o usta bir dalavereci olduğunu bütün dünyayı kandırarak tekrar kanıtlıyor. Onun sayesinde dava tekrar ertelendi, onun sayesinde yaşıyorum, onun sayesinde ölmedim. Bunu pek tabii bana olan sevgisinden yapmıyor, biliyorum. Tılsım Klübu kim bilir cebine kaç galleon koydu. Bu bir sorun değil, zira bu adam söz konusu olduğunda bir tavuğu bile kasaplara karşı savunabilir. Hücremin kapısı usulca açıldı. Bay Turner(!) içeriye girdi ve beni geçip direk küçük penceremsi şeyin önünde dikildi. Bir şeyleri inceliyordu sanki. Bir şeyler söyledikten sonra başımı salladım, elbette duyuyordum onu öküz gibi bağırıyordu çünkü. Sonra kafasını eğdi ve kulaklarıma bir şeyler fısıldadı. Sonra tekrar bağırdı, bu adamın her şeyi bir şov bir oyun olarak gördüğünden emindim. Neler yediğimi sordu, ne sıklıkla yediğimi ve ne sıklıkla ziyaret edildiğimi öğrenmek istedi. Kadında uydu adamın dediklerine. Özgürlüğünü ellerinde tutan adam ne diyorsa yapmak zorundaydı.
"Yemekler berbat. Bir fareyi kızartıp böceklerden yapılmış bir pürenin içine batırmışlar gibi tadı var. Hoş tadı çok önemli değil. Yemeklerden sonra olanlar önemli. Zira yemeği yedikten sonra ziyaret edileceğimi biliyorum artık. Bir diğer yemeğe kadar üç kere, sonra yemek, sonra tekrar üç ziyaret... Bay Turner... yemek yemeğe korkar oldum."
Bir kaç dakika olduğunu düşündüğüm yalnızlıktan sonra sükunet bozuluyor. Gardiyanlar geliyor yanlarında beni savunan dalavereci adam var. Adamı tanıyorum, neler yaptığını biliyorum, kim olduğunu biliyorum. Fakat o usta bir dalavereci olduğunu bütün dünyayı kandırarak tekrar kanıtlıyor. Onun sayesinde dava tekrar ertelendi, onun sayesinde yaşıyorum, onun sayesinde ölmedim. Bunu pek tabii bana olan sevgisinden yapmıyor, biliyorum. Tılsım Klübu kim bilir cebine kaç galleon koydu. Bu bir sorun değil, zira bu adam söz konusu olduğunda bir tavuğu bile kasaplara karşı savunabilir. Hücremin kapısı usulca açıldı. Bay Turner(!) içeriye girdi ve beni geçip direk küçük penceremsi şeyin önünde dikildi. Bir şeyleri inceliyordu sanki. Bir şeyler söyledikten sonra başımı salladım, elbette duyuyordum onu öküz gibi bağırıyordu çünkü. Sonra kafasını eğdi ve kulaklarıma bir şeyler fısıldadı. Sonra tekrar bağırdı, bu adamın her şeyi bir şov bir oyun olarak gördüğünden emindim. Neler yediğimi sordu, ne sıklıkla yediğimi ve ne sıklıkla ziyaret edildiğimi öğrenmek istedi. Kadında uydu adamın dediklerine. Özgürlüğünü ellerinde tutan adam ne diyorsa yapmak zorundaydı.
"Yemekler berbat. Bir fareyi kızartıp böceklerden yapılmış bir pürenin içine batırmışlar gibi tadı var. Hoş tadı çok önemli değil. Yemeklerden sonra olanlar önemli. Zira yemeği yedikten sonra ziyaret edileceğimi biliyorum artık. Bir diğer yemeğe kadar üç kere, sonra yemek, sonra tekrar üç ziyaret... Bay Turner... yemek yemeğe korkar oldum."


[/spoiler]