17 Nisan, 2026 09:23:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Mirabella Yamashita

Sayfa: [1]
1
Attar Hür Kahinler Cemiyeti / Ynt: [Attar Hür Kahinler Cemiyeti] Görev: Madendeki Esrar
« : 13 Ağustos, 2022 23:55:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

2
Avusturya / Görev - Madendeki Esrar
« : 13 Nisan, 2022 04:24:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kasvetli kapılarını aralayan ancak pek de açmaya niyetli durmayan Oradea kasabasına, at arabası düzenli düzensiz tıkırtıları eşliğinde ilerliyordu. Arabanın içerisinde; kullandığı geniş kenarlıklı şapka neredeyse tüm yüzünü kapatan, sanki çok keyifli bir partide şahane bir müziğe denk gelmiş gibi bir rahatlıkla ellerini kucağında birleştirmiş, başını hafifçe öne doğru eğmiş bir kadın oturuyordu. Kadının duruşu bozuk yol onu hiç etkilemiyormuşçasına dingin bir hava yayıyordu. Oysa ki tekere denk gelen her taşla ve çukurla kendisi de pekala sarsılıyordu arabayla eş zamanlı olarak. Dışarıdan izleseydi birisi şu anda cadıyı, neredeyse kapalı olan göz kapakları ve gevşemiş vücudu nedeniyle mayışıp uyuyakaldığı sonucuna tereddütsüz varabilirdi. Bu kişi, devamında, bu kadının oldukça saf ve kırılgan olduğunu ve buradan derhal ayrılması gerektiğini düşünürdü. Doğrusu, hiç de haksız sayılmazdı; bu kasaba ve kasabanın yeni yolcusu birbirlerinden büsbütün farklı bir hava yayıyorlardı.

Ancak neyse ki hayalı izleyicinin haklı olduğu tek nokta bu olurdu. Cadı, öne eğdiği şapkası ve yarı kapalı gözleri sayesinde çevresinde çıkabilecek en ufak bir sese bile maksimum dikkat kesilmiş bir halde yolculuğuna devam ediyor; gözleri hariç tüm duyularını kullanabileceği en yüksek seviyede kullanarak her şeyi zihnine kaydetmeye çalışıyordu. Rahat bir şekilde kucağında sabit duran elleri etek kıvrımları arasına ustaca gizlenmiş asasını kavramıştı. Araba artık daha az sarsılmaya, görünüşe göre daha düzenli bir yola girmeye başladığında ağır ağır kaldırdı kafasını. Şapkasının altından cemiyeti için geldiği bu yeni durağa baktı: Oradea Kasabası.

Kasaba, o dönemde herhangi bir kasaba nasıl görünebilirse öyle görünüyordu. İnsanlar ya alelacele bir yerlere koşturuyor ya da birkaç kişi kol kola girmiş ağır ağır yürüyerek dedikodu yapıyordu. Hava oldukça kapalı ve soğuk, kurşuni gökyüzü her an yağmur salıverecek gibi puslu duruyordu. Kasabada kaldığı sürece konaklayacağı yere yaklaştıkları gibi bir tahminde bulunarak etek kıvrımları arasında gizlediği asasını eldiveninden içeri, alt koluna doğru itiverdi Bella. Araba bir süre daha düzenli yolda ilerledikten sonra pek de heybetli görünmeyen bir bina önünde durdu. "Hanfendi, bura demiştiniz," diye arkaya doğru seslendi şoför.

Hafif bir baş hareketiyle onay verdikten sonra ufak çantasını aldı, kapının kendisi için açılmasını beklemeden çevik bir hareketle arabadan indi. "Teşekkür ederim, sanırım 5 gün yeterli olur. Öğleden sonra 2'de bekliyorum sizi. Değişiklik durumunda telgraf gönderirim," dedikten sonra tekrar bir baş selamlamasıyla kalacağı yere doğru ilerlemeye başladı. Adamın arkasından bakarkenki yüz ifadesini ise görememişti. Belki görse, arabayla birlikte geri dönmeye karar verirdi.


Odasına yerleşmekle vakit kaybetmedi, günden ne kadar faydalanabilirse o kadar iyi olacağı kanaatindeydi. Zaten bundan ötürü gece vakti yola çıkmış, alacakaranlıkta seyahat etmişti. Şimdi, günün ilk ışıklarıyla birlikte de çalışmaya başlayabilirdi. Araştırma için gideceği madenin konumunu biliyordu. Sonuçta cemiyetinin uzunca bir dönem gelir elde ettiği bir bölgeydi burası ve bir patronun iş yerini bilmemesi gibi bir şey söz konusu olamazdı. Asıl sorun konum değildi, yoo, yeri nasıl bulacağı konusu hiç rahatsız etmemişti cadıyı. Sanki hizbi biraz fazla sahiplenmiş gibiydi bu meseleyi. Onu gönderdikleri üzere bir araştırma görevinden daha tehlikeli olabileceğini düşünüyordu bu işin. Bundan dolayı, kasabadan bir muggle'dan kendisine yol göstermek için eşlik etmesini isteme ihtimalini tamamen sildi. Kaldığı yerin altında yer alan kafevari yere gidip biraz bölge havadisi almaya, gideceği yerin en azından ufak bir rotasını öğrenmeye karar verdi. Ardından da -eğer öyle bir şey mümkünse tabii-  bir at kiralayıp yola koyulacaktı.

İndiğinde, düşündüklerini gerçekleştirmenin biraz zor olacağını fark etti. Her şeyden önce neredeyse hiç kimse yoktu. "Savaş yüzünden," diye hayıflandı oldukça yaşlı görünen ve orada bulunan tek erkek. Hoş, kadın da yoktu. "Savaş çıkacağımış. Eli kolu tutan tüm erkegleri çaardılar." Kafasında bulunan kasketi çıkarıp yorgun bir edayla kafasını kaşıdı. Gözlerini şöyle bir kaldırıp Bella'yı süzdü. Oturup oturmayacağına karar vermeye çalışıyordu belli ki. Sonra merakı ağır basmış olacak ki; "Otur kızım," dedi eliyle karşısındaki sandalyeyi işaret ederek. İkiletmedi adamı cadı, kibarca gösterilen yere yerleşti.

"Herkes düşünceli, korkuyoz. Ya buraya gelirse düşman? Kim savunacak buraa? Erkegler gitti, silahlar gitti, şimdi para da istiyolar. Yardımmış orduya. He ya. Yardım. Ya bura n'olacak? Herkez kaçma peşinde ama kaçtığın yere de gelmeyecekleri ne malum? Ben de gideydim... Ah alalardı... En azından, en azından bilirdim..." Yorgun, biraz korku biraz da isyan dolu bir sesle söylemişti bunları. Öyle ki belirsizlik, savaşın kendisinden daha çok çekindiriyordu adamı. Haksız da sayılmazdı, düşman gizliyken nasıl saldıracağını ya da savunacağını bilmezdi insan.

Birkaç saniyelik duraksamanın ardından Bella'nın bir yorumda bulunmadığını görünce konuşmaya devam etti. "Senin yolun buraa niye düştü? Belli ki uzak diyardansın. Çog yol geldin belli ki. Niye buraya gelmek için uğraşır ki biri. Yoksa düşmandan mısın sen?" Konuştuğu esnada kendi kendine en olası yanıtı düşünmüş ve bu sonuca varmıştı görünene göre. "Değilim, çok uzaktan da değilim; Birleşik Krallık'tan geliyorum. İçiniz rahat olsun. Araştırmacıyım ben, hastalıkları iyileştiren bir bitki arıyorum. Bu bölgede varmış diye duydum. Bir miktar alıp geri döneceğim." Güven vereceğini umduğunu, sakin bir tonda söylemişti sözlerini. Belki bir kadının, tek başına, böyle bir nedenle seyahat etmesi bu taşralı ihtiyar için garip olabilirdi ancak Bella'nın da istediği buydu zaten: köylünün dediklerini garip bulması.

"Duydum ki bu köyün yaklaşık 5-6 kilometre uzağında, batısında yetişirmiş bunlar. Böyle geniş yapraklı, yerden yarım metre uzunlukta, parlak yeşil renkli, kışın ortaya çıkan bitkiler. Siz görmüş geçirmiş birisiniz, o yüzden bilmemenizin imkanı yoktur diye size sormak istedim." Bilerek geliş amacını söyler söylemez kendi sorusuyla oyalamak istemişti kasabalıyı. Bu, en azından Bella'nın işine yarayacak bir düşünceye iterdi adamı. Neden buraya geldiğini sorgulamasındansa hele de...

"Haa, bilirim," diye yanıt verdi yaşlı. Ancak ses tonu bu sırada net, bakışları keskindi. Bella'yı daha bir farklı inceliyordu şimdi. "Daha önceleri de soran olduydu. Ürkütücü yabancılar senin gibi. Gitmeez biz oralara; yolu çetindir, zordur. Hiç de bi şey yoktur." Son sözünü de söyledikten sonra kesin bir tavırla ayağa kalktı, son sözünü söylemişti buraya dair ve görünüşe göre bu kadından haz etmediğine kanaat getirmişti.

"Yalan söyledim," dedi Bella. Kalkan adamla birlikte hızla kalkıp kolunu yakalamıştı. Sözleri üzerine tekrardan bakışlarını kadına çevirdi ihtiyar. Yüzü pişmanlık ve üzüntüyle dolu, ha ağladı ha ağlayacak biri vardı artık karşısında. "Yalan söyledim, özür dilerim." Mırıldanarak başını öne eğdi. "Buraya Debrezin'in yakınlarından geliyorum. Kız kardeşim... Kardeşim kayıp... Son mektubunda bir adamdan, onunla buraya geldiğinden, kasabanın yakınlarında gözlerden uzak bir yere gideceklerinden bahsetmiş. Tek isteğim onu bulmak. Ailemden geriye kalan tek kişi o. Herkesi savaşta kaybettim. O yüzden, rica ediyorum, yalvarıyorum size bana yardım edin."

Son kelimelerinden sonra içli bir hıçkırık, sessiz bir burun çekme ekledi mini piyesine. Elinde tuttuğu mendilini yüzüne kapatıp birkaç kez sarsılarak gösterisini pekiştirdi. Sonra beklenti dolu ve yaşlı gözlerini yaşlı adama dikti. İhtiyar bu senaryoya oldukça inanmış görünüyordu, bu onun bildiği dünyaya daha çok benziyordu tabii ve bir önceki keskin kararından sonra bu sözler hazırlıksız yakalamıştı kendisini. Bildiği bir şeylere ihtiyacı vardı, işe yaramaya ihtiyacı vardı. Bu kadıncağız aklınca kandırmaya çalışmıştı onu ama işte, dökülmüştü şimdi karşısında bunca yıllık tecrübenin. Anlayışlı bir tavırla kafa salladı. "Anlat o halde tam olarak neredeymiş bu yer? Tarif edeyim. Atın var mı gidecek? 5-10 kilometre yürünmez, yürüsen de dönülmez," diyerek kalktığı masaya geri döndü. Bella tam kıvama getirmişti adamı, şimdi dinleme zamanıydı ihtiyacı olan bilgileri.

Atının üzerinde çevresine bakabilecek kadar yavaş ancak koşan bir adamın yetişemeyeceği kadar hızlı ve bu hızı mümkün olduğunca sabit tutarak ilerliyordu şimdiyse. Köyden makul bir ölçüde uzaklaşır uzaklaşmaz asasını direkt eline almış ve belirli aralıklarla Homenum Revelio yaparak ilerlemişti. Büyücü veya değil, karşısına birinin çıkıp çıkmayacağına hazırlıklı olmalıydı. Yeterince yaklaştığını düşünmeye başladıktan sonra  Appare Vestigium da eklendi bu ritüeline. Böyle devam ederken, atı durmaksızın ilerler ve bu sürede bir büyüsü diğerini kovalarken, yaptığı son büyüyle birlikte birtakım şeyler yakalandı cadının asasına. İlerde, devam ettiği tarafta kara büyü izlerine benzer şeyler meydana çıkmıştı sanki. Gelmiş miydi? Sakince atından indi. Huzursuzlaşmasına ya da tehlikeye atılmasına gerek yoktu yaratığın. Son kez besledi, başını okşayıp yelesini sevdi ve bıraktı yularını.

"Repello Muggletum," diye yeni bir söz ekledi bir öncekilere yavaşça ilerlemeye devam ederken. Evet, şimdi maden girişine benzeyebilecek, en azından buradaki yeşil orman arasında fazla taş görünen bir yere varmış gibiydi. Son bir kez daha fısıldadı Appare Vestigium'u ancak çıkan kara büyü izleri daha önce gördüğü şeyler hiç mi hiç benzemiyordu. Ayrıca izler var olmakla birlikte, pek de kuvvetli değildi. "Revelio," dedi asasını maden girişi olduğunu düşündüğü yere uzatırken. Buraya gelirken tahmin ettiği kadar tehlikeli miydi yoksa değil miydi bu görev, işte şimdi görecekti.



Kara büyü izlerine rastladığım söylendiği için zar gerekmeyeceğini düşündüm ancak sonda yaptığım Reveliobüyüsü için zar atmam gerekebilir diye düşündüm. O yüzden, buyurunuz efenim.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 3, total 3




 

3
Öğrenci Postası / Ynt: Franziska Strömm
« : 03 Nisan, 2022 23:49:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bayan Franziska Strömm;

Bu dönem almış olduğunuz ve büyük ihtimalle bir sonraki dönemlere alamayacağınız Tılsım Dersi'ni tekrar tekrar almanız hatta tüm konuları her ay düzenli bir biçimde yinelemeniz gerektiği kanısındayım.

Parlak bir cadı olacakken bu ışığı herkesin malumu olan geceliğinizle örtüp kendinizi karanlıklar içerisinde bıraktığınızı da belirtmek isterim.

Tılsımlar hakkında her türlü yardım için azami olarak iç etek, gündüz elbisesi ve cübbeden oluşan kombini giyinmiş bir halde odama her zaman bekler, iyi tatiller dilerim.

~Mirabella Yamashita

4
Yetişkin Postası / Mirabella Yamashita'nın Posta Kutusu
« : 03 Nisan, 2022 23:21:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


 
Japon İmparatoru 8. Yamamato'nun yazdığı bir aşk mektubu örneği

5
Tılsım Dersliği / Ynt: Profesör, şey için gelmiştim...
« : 30 Mart, 2022 10:07:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Her ne kadar bir itiraz beklemiyor olsa da öğrencisinden, umarsız görünen bir tavırla devam ettiği eşya düzenleme işinin arkasında deyim yerindeyse 'nefesini tutmuş' bir şekilde bekliyordu cevabı Bella. Dediklerinde ciddiydi; beklenmedik riskler, zincirleme kazalar silsilesine neden olacak hatalar her zaman için vardı bilinmeyen tılsım incelemelerinde. Büyü, uçsuz bucaksız bir evrendi ve tıpkı evrenin kendisi gibi gelişmeye ve büyümeye de günden güne devam ediyordu. Bu gelişmeyi de, eh, kendi çıkarlarına kullanacak birileri her zaman olacaktı.

"Evet, özellikle spongify'ı unutma Harris. Denenmediği denemeyi, ne kadar uçuk olsa bile her fikri uygulamayı ne kadar desteklediğimi biliyorsun. Tadashi! Yalnız ve yalnız kontrollü ortamda, dış zararın sıfıra indirgendiği koşullarda geçerli bu durum. Yani gakkou. Yani okul." Kaşlarını uyarırcasına kaldırmış, tane tane söylemişti sözlerini. Gerçi, şu anda nedeni bilinmeyen bir sebeple geçmişte çeşitli yerlerinden yakılmış ve üzeri troll sümüğü kaplı bir parşömene bakıyordu bunları söylerken ama yine de parşömen bile dikkatle dinliyor gibiydi. " İncelemelerimizi yaparken de genç zihnine akın eden binbir farklı düşünceyi duymak isterim elbet," diye ekledi yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Bu gülümseme de acayip tıslamalar çıkartan bir süzgece ithafen yapılmış gibiydi kadının suratının dönük olduğu yere bakılırsa eğer. Ama André ne bu gülümsemenin ne de kaldırdığı kaşlarının o nesnelere olmadığını bilecek kadar kadınla vakit geçirmişti.

Tıslayan süzgeci dosdoğru bir kutuya fırlattı, kutunun kapağı derhal kapanıp hafif bir coss sesinin ardından sessizliğe büründü. Bu ufak olaya dalmış kadın hafif bir silkinmeyle konuşmaya devam etti. "Ha, ne diyordum? Yaratıcılık, ilham, hayal gücü... Sınırlarla karşılaşmamış bir yetenek şüphesiz benim köreltilmiş fikirlerimden daha parlak savlar ortaya atacaktır." Bu sefer, doğrudan sarı cüppeliye dönüp kocaman bir gülümseme hediye etti.

Tam ağzını açıp stajın ne kadar süreceği sorusuna cevap vermek üzereydi ki treni aklına gelen çocuğun sözleri ve tanıdık paniği engel oldu kadına. Eğlenir bir ifadeyle dinleyip izledi bu sahneyi. Anlık bir son buluş yaşadığında ise telaş anı derhal söze girdi. "Şartlarımı, ki bir taneydi, kabul ettiğine göre şu andan itibaren başladın Harris. Nereye geleceğini, nasıl geleceğini ben sana bildireceğim. Ne kadar süre stajyer olacağınsa tamamen sana kalmış: Bırakıyorum dediğin an staj biter. Şimdi; iku, ailene gecikmek istemezsin." Asasını kapıya doğrultup açtı, ardından yeni stajyeri daha yanıt veremeden arkasından bir rüzgar çocuğu dışarı doğru iteleyiverdi. Kapı da derhal kapandı. Genç ama aslında artık çok da genç olmayan cadı öğrencisinin sahip olduğu heyecana ve coşkuya gülümser halde bir süre kaldı. Asası, görevini yerine getirip Andrè'nin hızla çıkmasını sağladıktan sonra belinde duran ellerinden birindeydi. Aniden Bella da çıkanı aratmayacak bir panikle odasını toparlamaya geri döndü. Müdirenin sağı solu belli olmazdı, stajyeri için daha sonra da heyecanlanabilirdi.

6
Tılsım Dersliği / 1866 Yılı, Birinci Dönem Karma Tılsım Dersi - Puanlar
« : 23 Mart, 2022 22:29:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tılsım dersi neticesinde bölüm ve kişi bazında alınan puanlar aşağıdaki gibi listelenmiştir. Herhangi bir not itirazı durumunda bireysel başvurular şahsıma yapılacaktır.



Bina Puanları;

Gryffindor: 0
Hufflepuff: 53
Ravenclaw: 42
Slytherin: 20

Kişisel Puanlar;

Aethelwulf Ares Caldecott: 9
Andrè Harris: 13
Charlotte Vera Rillian: 10
Eadwig Alger Boleyn: 15
Franziska Strömm: 5
Iris Ashworth: 13
Michael Throd Sigurðsson: 5
Mirina Blackbird: 20
William N. Harker: 25

7
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 23 Mart, 2022 07:04:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Önünde düzensiz bir sıra oluşturmaya başlamış artık pek de minik sayılamayacak öğrencileri nasıl bir performans ortaya koyacak doğrusu çok merak ediyordu profesör. Sırasına geçmeden önce getirdiği bir demet papatyayı bir şövalye edasıyla takdim eden Ares ilk deneyenlerden olmuştu. 'Zor bir tılsım...' diye geçirdi aklından Bella. 'İlk seferinde çoğunun başarılı olmasını beklemiyorum, hele de bana karşı. Ancak şu anki tavır ve tutumlarını gözlemleyebilirsem nasıl gelişebilecekleri hakkında yardımcı olabilirim. Doğru telaffuz ve hareketin de yine önemli olduğu ancak en önemli etmenler olmadığı bir büyü bu nihayetinde.'

Ravenclawlı öğrencisinin büyüyü daha yapmadan gelen talebine karşılık 'Buyurun öyleyse,' anlamında bakışıyla izlemeye koyuldu çocuğu. Daha asa hareketiyle birlikte yanlış gideceği belli olan Ares'in başarısız denemesine cesaretlendirici bir gülümseme bıraktı. "Merak etmeyin hiç Bay Caldecott, 'doğru şekilde hissedebildiğinizde' bu büyü de başarıyla çıkacaktır."

Ardından Bella'nın saçlarından en ufak bir beyin nöronuna kadar tasvip etmediği öğrencisi Fransizka geçti karşısına. 'Bu çocuğun sorunu tam olarak ne karar veremiyorum. Hareketleri arkasında bir amaç barındırmıyor olması mı yoksa genel olarak amaçsız tavırları mı beni üzen acaba? Aslında odaklansa ve karar verse potansiyeli var gibi de ancak o kadar ayrıyız ki asla ayn dilde konuşmuyor gibiyiz.' Düşüncelerini kızın asasından çıkar gibi olan belli belirsiz bir renk huzmesi böldü. "Bayan Strömm,"  diye mırıldanarak eliyle sıranın dışına doğru buyur etti kızı. ""Amaç yok, evet evet,"  diye mırıldandı bir sonraki öğrencisi deneme yaparken. Ancak Hufflepuff'lı genç öğrencisi de Fransizka ile aynı kaderi paylaşmıştı. "Bay Sigurðsson, gerçekten bu tılsımı yapma amacıyla mı geldiniz karşıma? Bu soruya yanıt bulmak bir sonraki denemeniz için size büyük bir kolaylık sağlayacaktır."

Sayısız öğrenci sırayla asalarını salladılar karşısında. Kimi kadının yüzüne doğrudan bakmaya çekinen kimi de adet yerini bulsun diye yapacağına hiç mi hiç inanmayarak büyüyü deneyen öğrencilerdi. Uygulamada gözlemlediklerini aklının bir köşesine not etti, yer yer ufak birkaç yorum eşliğinde sıradakini buyur etti. André'nin çekinerek uygulama girişimde bulunduğu denemeyi ve ardından çocuğun belki utançtan belki de başarısızlıktan oluşan kızarlığını da suratında anlayışlı bir tebessümle uğurladı.

İçine efsanevi Japon cinlerinden biri girmiş gibi kendisine doğru hareket eden Mirina'yı inceliyordu şimdi. Daha doğrusu incelemeye çalışıyordu çünkü hareketsiz kız hareketsiz olduğuna yemin edilebilecek bir hızda asasını kaldırmıştı, sonrasındaysa yüzü dehşet ve şaşkınlık içinde Bella'nın sadece arasından "Karmaşita"ya benzer bir şeyler anladığı sözler haykırıp ardından fısıldayarak büyüyü yaptı. Başarısız bir şekilde büyüyü fırlatan kolunu yakaladı kızın ani bir refleksle. Şok geçiriyor olabilirdi, hemen müdahale etmesi o yüzden daha iyi olurdu. "Aguamenti," sözü eşliğinde asasını kızın suratına doğrulttu. Asanın ucundan bir kovadan biraz daha fazla miktarda su fırladı kızın kuzgun/karga arası bir renge sahip kara saçlarına doğru.

" Bayan Blackbird, iyisiniz umarım. Asırlardır öğle yemeği yemiyor gibi duruyorsunuz. Ya da şu bitkilerden yanlış birini kokladınız herhalde. Sizin gibi toy bir cadı için fazla tehlikeli. Bence siz başka bir kola yönelin, belli ki size iyi gelmiyor. Eksantrik bir doğanız var, onu kullanın mesela."  Sırılsıklam kızı şöyle bir süzdü sözlerinin ardından, tuttuğu kolu bıraktı. "Büyüyü denemiş bir arkadaşı Bayan Blackbird'e eşlik edebilir mi sırasına geçerken? Eğer gönüllü çıkmazsa Bayan Strömm etsin."

Birbirlerine iyi geleceklerini düşündüğü iki genç kızı ardında bırakıp gerçekten buraya öğrenip uygulama yapmak için gelen öğrencilerine döndü geri. Iris de bu öğrencilerden biriydi. Güzel kızın kuşkusuz yeteneği ve isteği vardı ancak bu tılsım için doğru notaları yakalayamamıştı henüz belli ki. "Zihninizin sizi yönlendirmesine izin verin Bayan Ashworth, doğru cevaba ulaşacağınıza eminim,"  diyerek cesaretlendirici bir gülümseme yolladı sıranın arkasına doğru hamle eden kıza.

Şimdiki talihli; başarısız da bir denemenin ötesinde, 'denenmemiş' denilebilecek bir büyü yollayan Boleyn genciydi. En azından doğru sözlerle yaptığı bir teşebbüsün daha ardından hiç uzatmadan Bella'ya da bariz olan gerçeği söyledi. " Bay Boleyn, tabii ki yardımcı olurum. Uygun bir vakit için size not yollarım. Öğrenmek için istekli oluşunuza sevindim ancak bu büyünün uygulamasında pek yardımcı olabileceğim bir şey yok bilmenizi isterim." Kafasını en azından bu durumdan memnun bir halde salladı çocuğa. Hemen ardından Charlotte'un başarısız büyü denemesi kızcağız açısından biraz fazla bir utanca sebep olmuş gibiydi. "Üzülmeyin Bayan Rillian, şimdiye kadar başarıyla uygulayan olmadı zaten. Pratik yaparak ve büyü doğası üzerine düşünerek eminim yapabilirsiniz siz de. Kendinize biraz zaman tanıyın, olur mu?"  diye teselli etmeye çalıştı Hufflepuff'ı. Acaba çok mu erkendi bu büyü için? Belki son olan olaylar öğrencilerini tahmin ettiğinden de fazla etkilemişti. Nihayetinde çok uzun zamandır görmüyordu hiçbirini, o yüzden de gözlem şansı pek olmamıştı cadının.

Ancak Tanrı, ruhlar, kader ya da Kamisama kadının Charlotte'a söylediği sözleri duymuş ve aksini kanıtlamak istemiş olacaktı ki nazik bir selamlama ile karşısına geçen William büyüsüyle Bella'nın zihnine anlık bir boşluk yerleştirdi. Kadının dudaklarından bilinçli bilinçsiz;  "Bay Harker'a 10 puan,"  sözleri döküldü zayıfça. Mirabella'nın yüzü belki de son aylardan beridir hiç sahip olmadığı parlak bir gülümsemeye büründü. tüm sınıfa dönüp gür bir sesle; "Çok iyi, çok iyi. İlk deneme adına oldukça başarılı. Dürüst olmak gerekirse bugün için bundan daha azını bile beklemiyordum. Evet, aslında dersten çıkabilmek için de bana başarıyla büyüyü uygulamanız gerekli derdim ancak açıkcası başka bir öğrencimin daha kafasından aşağı su boşaltmak ve üzülen yüzler görmek istemiyorum. Önümüzdeki haftalarda confundo pratiği yapmaya ve kendi doğru yöntemimizi bulmaya çalışmaya devam edeceğiz. Tekradan uyarayım: Eğer bu büyüyü bir öğrenciye, özellikle de alt sınıflara uygularsanız size adını dedelerinizin bile bilmediği, etkilerini ise size uygulanmasına rağmen sizin bile anlamayacağınız tılsımlarla ceza veririm."  Yüzüne tatlı bir ifade yerleştirerek sözlerini sonlandırdı. Başlarına gelecekleri anlamasalar da tahmin edecek ihtimaller bırakmıştı en azından onlar için sözünü dinlemekleri takdirde. Dersliğinin kapısı yavaşça dışarı doğru savruldu, çıkabilirlerdi. 

8
Tılsım Dersliği / Ynt: Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 22:11:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
6. sınıf Slytherin kızın cevabı her zamanki gibi kayıtsızca verilmişti. 'Bu çocuğun toplum içerisinde nasıl davranılması gerektiğini öğrenmeye ihtiyacı var,' diye geçirdi içinden Bella belki de 23238. defa. Hiçbir zaman şaşırtmıyordu cevaplarıyla. Yine beklenmedik bir soruyla bitirmişti sözlerini Franziska. "Bayan Strömm aslında güzel bir noktaya değindi; aklı karışanın işi de karışır. Eğer karşınızdaki saldırgan, ehem, rakibinizin kafası karışırsa sizin de hamlenizi yapmanız inanılmaz kolaylaşacaktır. Herhangi bir düelloda size getireceği artılar su götürmez bir gerçek. Bunun da yanında yalnızca düello odaklı düşünmeyin. Belli bir kişi ya da söze tepki verecek nesneleri istediğiniz yönde manipülasyon için de kullanışlı bir tılsım."

İlk etapta kızın diğer sorusunu duymazdan gelmeyi düşünmüştü ama şimdi düşününce bunun daha da fazla probleme yol açacağına karar verdiği için dümdüz bir suratla konuşmaya devam etti. "Ayrıca  Bayan Strömm, Profesör Moore konusunda ilgimi çeken tek bir nokta bile bulunmuyor. Böylesine tek düze ve hayal dünyası sınırlı bir insanla paylaşımım ders notlarından öteye geçemez. Teşekkür ederim aşk hayatım konusundaki merakınız için. Aynı merakı keşke kendinize yöneltip gelişmeye harcasanız."

Ardından diğer cevaba, Mirina'ya yöneldi; "Hayır Bayan Blackbird, bu derste herhangi bir öğrenciyi özellikle de sizin teklifinizle kullanmayı düşünmüyorum. Sizin üzerinizde deneme yapmamıza bir itirazınız yoksa eğer seve seve kabul ederim ancak." Kızın masanın üzerinde masum bir şekilde uyguladığı tılsımı başıyla onayladı ancak herhangi bir şey söylemedi. Öğrenci ayırt etmezdi pek ancak bu kargaya benzeyen kızda onu iten bir şeyler vardı.

Bunca söz karmaşasının ortasında konuşmaya çalışan Harris'e yöneldi bakışları son olarak. "Evet Andre ne yazık ki son baloda yaşananlar yanınızda bir yetişkin olmasına rağmen nelere maruz kalabileceğinizi hepimize açık bir şekilde gösterdi. Bundan ötürü en azından kaçabilmenize fırsat tanıyacak bir tılsım öğrenmenizi istiyorum. Tıpkı Bay Sigurðsson'ın da dediği gibi, teşekkürler."

"Bayan Ashworth unutulan ancak oldukça önemli olan bir konudan bahsetti, bu tılsım başarıyla yapıldığı takdirde karşı tarafın da direnç gücüne bağlı olarak kendisine zarar verme noktasına kadar kafa karışıklığı yaratabilir. Sizler henüz o denli bir güce sahip değilsiniz erişkin bir büyücü karşısında ancak birbirinize ya da alt sınıflara bu büyüyü yapmamanız yaparsanız da çok dikkatli olmanız gerekmektedir. Teşekkürler," Ufak bir gülümsemeyle de bu teşekkürünü destekleyerek oturduğu sandalyeden doğruldu. Şimdi dersin uygulama kısmına geçebilirlerdi. 

"Evet şimdi neden bu büyünün gerekli olduğunu öğrendikten, sınıftaki duruşumuza ve oturuşumuza çeki düzen verdikten sonra büyünün uygulamasına geçelim. Tek sıra halinde masanın önünde bir kuyruk oluşturmanızı rica edeceğim. Büyüyü bana uyguladıktan sonra size 10 puan vermemi isteyin. Eğer başarılı olursanız zaten size vereceğim puan bu. Evet, bakalım. Asa hareketi için herkes denemesini yaptıktan sonra sıraya geçebilir. Sözlerimiz kon-fun-doe ve asa hareketi noktasız soru işareti şeklinde." Yüzünde bir gülümsemeyle masanın önüne geçti, denemelerini yaptıktan sonra karşısına geçip uygulama yapacak öğrencilerini beklemeye koyuldu.

Sözlerini bitirdiği anda çekingen bir kafanın başını kapıdan ileri uzattığını gördü. Elinde bir demet papatyayla bir anda sınıfta belirmiş Ares'i görünce hoş bir gülümsemeyle karşıladı çocuğu. "Buyrun Bay Caldecott. Tabii ki girebilirsiniz. Sanırım bu hoş çiçekleri getirmek bir miktar geç kalmanıza sebep oldu. Konumuz Confundo büyüsü, arkadaşlarınız size şimdiye kadar verilen cevapları özetlesinler. İstediğiniz bir yere geçin lütfen." Başıyla onayladıktan ve eliyle de sınıfa davet ettikten sonra beklemeye devam etti.



Ben direkt zar atmıyorum. 10'luk destek zarı attığımı ve 4 geldiğini +4'ümle de bunun 8 olduğunu varsayıyorum. Öğrenci düello zarı atacaksınız ve 8 ve üzeri gelenler başarılı sayılacak. İlk önce boş bir zar metni atın sonra da çıkan sonuca göre ders rp'nizi ayrı olarak atınız ve başarılı/başarısızlık durumlarınızı betimleyiniz.   

9
Tılsım Dersliği / 1866 Yılı, Birinci Dönem Karma Tılsım Dersi
« : 16 Mart, 2022 20:19:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Son yaşadığı olayın etkileri dışarıdan her ne kadar kadının üzerindeki etkilerini yitirmiş gözükse de kendisi çok iyi biliyordu içinde neler olup bittiğini. Sakince bugünün dersini işlemek üzere asasını ve kitabını koltuk altına sıkıştırıp dersliğe doğru ilerledi büyücü. Merakla gözler kendisine çevrilmiş halde masasına doğru ilerledi. Hastaneden çıktıktan sonra girdiği ilk dersiydi bu. Bir yandan ders vermeyi unutmuş öte yandan da sanki daha dün en son dersine girmiş gibi hissediyordu kendini.

"Bugün biraz telafi dersi niteliğinde biraz da son yaşanan olayların neticesinde ortaya çıkan bir dersimiz olacak. Bundan ötürü bir ve ikinci sınıflar hariç ders programı uyan her öğrencinin katılımını beklediğimi ortak salonlarınızdaki panodan görmüş olmalısınız."

Gözlemlediği kadarıyla okumuş ve oldukça da dikkatli bir şekilde uygulamıştı bu ricasını öğrenciler. Ufak bir gülümsemeyle devam etti konuşmasına; "Bugün Confundo sözleriyle bilinen ve uygulaması oldukça dikkat ve beceri isteyen bir tılsım çalışacağız. Bu tılsım hakkında bilgisi olan, neden zor olduğunu ve etkilerini açıklayabilecek birisi var mı? Sizce neden bu tılsımı hepinizin öğrenmesi gerektiğini düşündüm?"

Son sözleri ufak bir yorgunlukla çıkmıştı ağzından. Ağır adımlarla bu güne değin pek de kullanmadığı sandalyesine ilerledi. Söz alıp konuşan öğrencilerini dinlemeye başladı.

10
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 02 Şubat, 2022 22:23:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
6 gp karşılığında
Tılsım: 26
Lanet: 15
Biçim Değiştirme: 10 olabilir mi? Tşk

11
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 02 Şubat, 2022 22:22:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviyeden gelen bir gp'mi alabilir miyim? Tşk.

12
Mag Mell - Bar / Ynt: Scarlet Masquerade
« : 21 Kasım, 2021 19:55:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çoktan görevini tamamlamış ve belki de istemediği bir kabuğa bürünmüş genç kadın salondan çıkmak üzereydi ki birden salonun ani bir karanlığa bürünmesiyle olduğu yerde kalakaldı. Neler oluyordu? Sayısız cadı ve büyücüye ev sahipliği yapan bir baloda tüm ışığın kaybolması gibi bir şey söz konusu bile olamazdı. Tabii eğer bir sorun varsa... Hemen içeri doğru ilerledi körlemesine atabildiği en hızlı adımlarla. Karanlığa henüz alışmamış gözleri kendini nereye götürür bilmezken asasının ışığını yakmayı akıl edebildi salondakilerle eş zamanlı sayılabilecek bir anda.

Sonra önce uğultudan net seçilemeyen ancak daha sonra Bella'nın kulağına çok da yabancı gelmeyen sözler doldurmaya başladı salonu. İlk başta hiçbir şey anlamasa da sonra tanıdık bir kaç kelime çarptı kulağına: savaştan, şeytanın kötülüklerine karşı korumadan, şeytanın cehenneme yollanmasından bahsediyordu. Bella'nın araştırmalarında karşısına çıkan ve muggle'ların 'dua' diye adlandırdıkları sözlere benziyordu. Ancak bu sözler bütünü, hiç mi hiç tanıdık değildi genç kadın için. 'Yeni çıkan bir tür 'dua' olmalı ancak neden, nasıl burada okunuyor bu muggle sözleri? Bir terslik var, bir şeyler yapmam la-' diye düşünürken aniden ıslık sesini andıran sesler ve asalardan çıkan büyüler böldü kadını. Gözleri şaşkınlıkla açıldı, kendini hem korumaya alabileceği hem de belki bir şeyler düşünmek için zaman kollayabileceği yukarı kata dikti gözlerini. Büyük bir hızla merdivenlere ilerlerken daha önce duyduğu hiçbir şeye benzemeyen iki kelimeyi duydu kulakları, ardından da asasındaki büyünün ve lumosların bir bıçak gibi kesildiğini fark etti.

Birkaç basamak yukarı çıkmıştı şimdi. Yukarıdan gelen kırmızı sarı renklerden ve aydan başka bir ışık kaynağı kalmamıştı koca salonda. Bu yapılan son hareketin de hiddet ile, yüzündeki maskeyi çıkardı hışımla. Hatırlayabildiği tek Latince kelimeleri haykırdı büyük bir kuvvetle. "Ave Maria." Belki bu saldırganları yukarı çekebilir ve böylece insanların kaçmasını sağlayabilirdi ya da ateşkes anlamına geliyordu belki bu kelimeler ve bu kıyıma son verilirdi. Bilmiyordu genç kadın. Tam umutsuzca, kendisine dönmüş 3 saldırgana bakıyordu ki oldukça tanıdık, sevdiği bir sesi işitti kulakları. "Andrè! Sen? Burada, nasıl?" Çocuğu ve korku dolu bakışlarını görmesiyle birlikte bütün planı bozulmuştu genç kadının. Şimdi tek bir amacı vardı o da öğrencisini buradan çıkartabilmek. Önce çocuğun bölük pörçük duvar,ateş, yangınlarından bir şey anlamasa da iki şişe ateşviskisini fırlattığını görür görmez omzundaki pelerini çıkarttı. Birkaç basamağı atlayarak çoktan asma balkonu kaplamış yangına tuttu pelerinini ucunu. Sonra da sanki bu yaptığı bir büyüymüşcesine havada dalgalandırıp attı pelerini alkolle bulanmış zemine. "Incendio," diye bağırdı bu sırada. Belki saldırganlar duyardı ve belki alkol ve ateşin buluşmasıyla aniden harlanan ve bir duvar haline gelen alevleri büyü zannederlerdi.

Hızla atladı bulunduğu merdiven pervazından. Yerden belki dört, beş basamak yüksekteydi ama soluduğu dumanlar nedeniyle biraz dönmüştü başı. Sendeleyerek koştu öğrencisinin yanına. "André, sebebini anlayamadığım ancak büyük ihtimalle son söyledikleri uğursuz kelimelerden kaynaklandığını düşündüğüm bir şekilde büyü yapamıyoruz. Senden istediğim, ne olursa olsun kendini koruman. Muggle yöntemlerine başvurmamız gerekebilir." Omuzlarından tutup gözlerine bakarak keskin bir kararlılıkla söyledi bunları çocuğa. Ancak hızlı olmaları gerekiyordu. Önlerindeki alev perdesi ne kadar dayanırdı, bu meçhuldü. Hızla sağı solu taradı gözleri. Alkol... İksir en kötü olduğu daldı cadının ama biraz önce Harris'in yaptıkları kendine bir ilham olmuştu. "Harris, kılıcın!" dedi ve daha çocuğa fırsat bile bırakmadan kaptı elinden. 'Ruh emici olmak için kat kat giyinmemin hiç bu kadar işe yarayacağını düşünmemiştim,' diye geçirdi aklından. Bir parça yırttığı kumaşı hızla doladı tahtaya, sonra da biraz önceki alevlere tuttu ucunu. "Sıkı tut, sakın bırakma, kafanı ve kalbini koru bununla," diye çocuğun eline tutuşturdu. En yakınındaki viski şişesini de kapıverdi. İçene yırtık kumaştan tıkıştırdı yapabildiği kadar. Yaklaşan bir saldırgan görürse kılıçtaki alevle ateşe verip saldırgana fırlatabilirlerdi. Sonra da bara doğru koşmaya başladı André ile birlikte. Amacı, barların genelde sahip olduğu arka mutfağı, oradan da çıkışını bulabilmek ve o çıkışı kullanıp ilk cisimlenebilecekleri alanda öğrencisiyle Hogsmeade'e dönmekti. Buradaki olayların nedeni ise çok sonradan araştırılmak içindi. Tabii sağ kalabilirse... Öğrencisini de kurtarabilirse...

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10

13
Tılsım Dersliği / Ynt: Profesör, şey için gelmiştim...
« : 05 Kasım, 2021 20:33:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aklında çeşitli düşünceler uçuşur ancak bunların hızına kendi bile yetişemezken tamamen ezbere hareketlerle odasını topluyordu Mirabella Yamashita. Top olarak toplama denilemezdi buna gerçi: Eline geçen şeyi en alakalı kutu ya da sandığa sözde bir özenle yerleştirip en yakınındaki başıboş nesneye, parşömene ya da 'şey'lere uzanıyor, iki saniyelik bir düşünme sürecinin ardından aynı ritüeli onun için de gerçekleştiriyordu.

Acele etmesi gerekmiyordu aslında hiç mi hiç. Sonuçta okul şu anda kapanıyor olsaydı bile sonrasında gelip ihtiyacı olan ne varsa alabilirdi şimdilik. Müdireye sık sık gelenler gelirdi ve ne zaman deli saçması bir kural koyacağını Merlin bile bilemezdi. Ne malumdu bir saate tüm okulu 41 gün 23 saat 52 dakikalığına karantinaya almayacağı? Ya da aksine, herkese çıkması için 2 dakika verip 1 eylüle kadar kimsenin burnunu bile şato arazisine sokamayacağını da söyleyebilirdi. Yooo, Bella çok savsaklamıştı bu toparlama işini ve eğer körü bir sürprizle karşılaşmak istemiyorsa daha da acele etmeliydi.

İşi hızlandırmak adına bir eline asasını geçirmiş boştaki eliyle de bulduğu her şeyi bir yere fırlatırken kapının çalmasıyla kalbi tekler gibi oldu. Tılsımlarda ustalaşmak uğruna hayatı çeşitli mücadelelerle, sihirli yaratıklarla, tehlikeli tılsım ve lanetlerle geçen bu kadının son 3 yıldırki en büyük korkusunun habercisi miydi bu ses? Proseför Bates tarafından hemen şatoyu herkesin terk etmesi için yollanmış bir ev cini?

Derin bir nefes alıp; "Dozou," diye seslendi kapının arkasındaki cisimsiz misafire. Uysal bir itişle açılan kapının ardından giren krem rengi tunik ve valiz tıkırtısının varlığı yüzünde doğal gelişen içten bir gülümseme oluşturdu. Biricik öğrencisi André Harris, karşısında 3 yıldır hala tam atamadığı çekingen adımlarla ofisine, daha doğrusu ofisine çok benzeyen savaş alanına ilerliyordu. Okulun son günü, son anı onu buraya getiren tam olarak neydi acaba? Ucu boynundan sarkmış boyun bağına ve valizinin tam kapanmayan fermuarından fırlayan gömlek yenine bakılırsa buraya ani bir kararla gelmişti genç çocuk. 'Belki aklına gelen bir deney fikri hakkında fikir almak için gelmiştir ve bunu yüz yüze yapmak daha doğru gibi gelmiştir,' diye geçirdi aklından, rahatça konuşabilmesi adına her zamanki minderlerinden birinin üzerini boşalttı ve buyur etti çocuğu.

Sabırla konuşmaya başlama çabasını izledi Harris'in. Bunca yıllık aradan sonra artık aklına gelen fikirleri büyük bir heyecanla anlatır olmuştur çocuk kendisine. Sabırla ve merakla ağzında lafı gevelemesini izledi, en sonunda da baklayı ağzından çıkardığında kocaman sırıtıverdi cadı. "Doğrusu başka bir dalda çıraklık istediğini düşünmeye başlamıştım Harris," dedi çocuk üzerine yönelttiği yarı eğlenir yarı dalga geçer bakışlarla. "Eh, sanırım geç kalmadın ama henüz. En azından mezuniyeti beklemedin değil mi?" Yüzündeki gülümsemeyi arttırıp öğrencisi gelmeden önce yaptığı işe devam etti bir yandan asasıyla. Öte yandan gözlerini çocuktan hiç ayırmamıştı ve muzip bakışlarının ardından keskin gözlerle André'yi inceliyordu. Bu yaz  için planları vardı kadının, doğrusunu söylemek gerekirse bir sürü planı vardı. Ne kadarı 5. sınıfı yeni bitirmiş bir öğrenci için uygun olurdu bilmiyordu ancak karşısındaki gibi bir potansiyeli de olası birkaç tehlike yüzünden harcamayı hiç mi hiç istemiyordu.

"Pekala Harris, bu yaz seni birkaç araştırmam için çağırabilirim sanırım. Şimdiden söylemeliyim, senin de bildiğin gibi en tahmin edilebilir tılsımın ardından bile kullanıcısına bağlı bilinmezlikler çıkar. Tüm bu görevler süresince kişisel güvenliğini her şeyin önünde tutacağına söz verdiğin sürece asistanım olabilirsin bu yaz." Sesinin düşündüğü kadar ciddi çıkmadığını ümit etti, şimdiden gözünü korkutmak istemiyordu öğrencisinin. Ancak bir yandan da olası tehlikelerin bilincinde hareket etmeliydi. Yüzündeki ciddi bakışı ani bir gülümsemeyle bozdu kadın, sağa sola eşyaları dağıtıp odasını toplamaya devam etti André'nin cevabını beklerken.

14
Lejant Alanı / Mirabella Yamashita - Lejant
« : 21 Ekim, 2021 09:16:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir başka gün, bir başka sakarlıktı biraz önce yaşananlar Mirabella Yamashita için. Nasıl olduğunu bilmediği, daha doğrusu hatırlamadığı bir şekilde, beyninin arkasında hissettiği amansız bir acıyla gözlerini açmıştı. Gördüğü ilk şey ahşap, yüksel bir tavan olmuştu ancak ne yazık ki şu anda bildiğinden emin olduğu tek şey de buydu.

 "Ochitsuke,”diye telkinde bulundu kendine. Sırt üstü yattığı yerden kalkmaya hiç yeltenmeden yavaş yavaş çalıştırmaya çalıştı beyinini. “Cadı, Mirabella Yamashita. Yaş? Kaç yaşındayım ben şimdi?” gözlerini birkaç kez kırpıştırdı hangi ayda olduklarını anımsamak adına. Sonra çıplak kollarını ısıtan hatta terleten güneş ışığına ilişti gözü. “Tabii, Ağustos 1865’yiz. 4 Nisan 1828’de doğduğuma göre..."

Duraksadı bir anlığına. Beyninin çalışma hızı konuşma hızına yetişecek kadar kendine gelemişti henüz. ‘Hafızamı mı kaybettim acaba? Sahi nasıl oldu da burada, yerde buldum kendimi ben?’ Art ardına gelen soruları bir anda acı hissettiği bölgeye saplanan şiddetli bir ağrıyla bıçak gibi kesildi.

“Aceleye gerek yok,sırayla gidelim bakalım,” diye mırıldandı kendi kendine adeta acısını yatıştırmak istercesine. “Japonya’da doğdum, annem ve babam hala oradalar.” Fark etmeden sarf ettiği sözlerin doğru olduğunu fark edince minik bir takdirle başını sallamaya çalıştı ancak zemin çok sert olduğu için pek de mümkün olmadı. “Ailem hiç istememesine rağmen Japonya’yı terk ettim. Ah, çok kavga etmiştik bunun için hatırlıyorum. Niye terk ettim ki? Haaa, tılsımda ustalaşmak, bir çok şey öğrenmek uğrunaydı.” Bu sefer de, sanki hakkında konuştuğu kendi değilmiş gibi, bu kararlılığı takdir etmek için başını sallamak istedi ancak konumunda değişen hiçbir şey olmadığı için yine işe yaramadı. "Uzak geçmişi hatırlamak yerine yerde uzandığımı aklımda tutmaktan başlasam daha iyi olur sanırım,” dedi kendine, biraz bıkkın bir tonla. “Dünyayı dolaştım, çeşitli ülkelere gittim. Tam dünyayı da dolaşmadım gerçi, bazı bölgelerde yerel halk çok katı ve yabaniydi.”

‘Bazı bölgelerdeki’ o halkları hatırlamasıyla bir ürperti çöktü genç kadına ağustosta olmalarına rağmen. Ağustosta olmaları sayesinde çabucak uzaklaşan bir ürpertiydi bu. “En rahat şekilde hareket edebileceğimi düşündüğüm ama bundan da ziyade ‘Cemiyet’ konusunda benim için en elverişli yer olduğuna inandığım İngiltere’ye geldim. Bir konuda haklıydım: Cemiyetimden faydalanmak adına en uygun yerdi burası ancak rahat hareket etmek konusunda en iyilerinden denemezdi bu ülke.” Kaşları çatık bir halde onayladı kendini mırıl mırıl bunları söyledikten sonra. Bu sefer, başını sallama konusunda başarılı olmuştu sonunda çünkü bir yandan mırıldanırken bir yandan da toplanıp yerde oturmaya başlamıştı kadın. Bu toplumu, garip sihir bakanlarını, okul müdürlerini düşününce ciddileşmişti ancak yüzü. Kendini takdir etmesi gerektiğini fark etmemişti bile.

Okul! Bir ışık daha açıldı zihninde ansızın. “Tılsım profesörüyüm ben Hogwarts’ta 3 yıldır,” diye neşeyle konuşurken aydınlandı tüm suratı. 3 iyi bir rakamdı, 3'te keramet vardı. 4 ise hiç sevilmezdi, Bella bu tarz şeylere inanan bir cadı hiç olmamıştı ancak yine de bu yıl geçenkilerden fazla sorun çıkmamasını dilemekten de geri kalmadı.

Bir yandan giymiş olduğu Japonişi cüppeyi düzeltirken öte yandan da 17 yıllık araştırmalarının, seyahatlerinin sonucu olan, ya da sonucunun bir kısmı, odasına göz gezdirdi. Çeşit çeşit yaratık, parşömenler, ne idiği belirsiz bir takım eşyalar, her çeşit sandıkla çevreli çok geniş bir çalışma odasıydı burası. Hogwarts’daki odasına götürdükleri pek de bir şey eksiltmemiş gibi duruyordu odadan. Ya da evinin hemen hemen her odasına dağılmış olan tüm bu kalabalık.

Kafasının arkasını kaşıdı biraz sıkıntıyla dağınıklığı görünce. “Eh, görünüşe göre kendim hakkında bilmem gereken, nasıl ve nereye kafamı çarptığım hariç, temel şeyleri biliyorum. Gerisi de yavaş yavaş gelecektir. Asıl bu odanın hali ne böyle şu anda buna kafayı taksam daha iyi olur,” diye söylene söylene ilerledi yakınındaki masanın üzerine. Gözü gazetedeki bir başlığa takıldı. "Dorcas Wellbeloved ha! Sanki bunu da bir yerlerden hatırlayacak gibiyim ama...”



İşbu metin lejant amacı güden rp görevi görmektedir. Bilgilendirme amaçlı cümleler bu renkle işaretlenmiş olup tüm metni okumak istemeyenler için yeterli bilgi niteliğindedir. Geri kalan tüm bilgiler Mirabella'nın da dediği gibi yavaş yavaş gelecektir.

15
Yetişkin Karakter Başvuruları / Mirabella Yamashita
« : 13 Ekim, 2021 21:46:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Mirabella Yamashita

Karakterin Yaşı: 37

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Çoğu zaman mantık çerçevesinde hareket ettiğini düşünse de sonrasında kendisinin de fark ettiği üzere duygusal bir yapısı vardır. Bu duygusal yapı ona kafasına koyduğu şeyi gerçekleştirme ve sonuna kadar gidebilmesi açısından çoğu zaman yardımcı olmuştur. Genel olarak keskin gözleriyle ve çoğunluğun fark edemediği ayrıntıları fark etmesiyle övünse de dalgınlığının yarattığı kaza ve sakarlıklara kurban gittiği zamanlar da oldukça boldur. Tılsımlar ve sihirli yaratıklar uzmanlık alanı olabilir ancak iksirler ve bitkiler de bir o kadar büyük bir başarısızlığıdır cadının.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Mahoutokoro mezunu, dünyayı görmeye ve kendini geliştirmeye hevesli genç bir cadı olarak Japonya'dan ayrılmış amacına da adım adım günbegün ulaşmıştır. Çeşit çeşit ülke gezmiş, farklı topluluklara girip çıkmış, başından da çeşitli olaylar geçmiş biri olarak kendini en son Britanya büyücü toplumda bulmuştur. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük okulunda tılsım profesörü olarak geçirdiği yıllar kadından bir şey götürmemiş aksine çok şey katmıştır.

İstediğiniz Meslek: Tılsım Profesörü

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Attar Hür Kahinler Cemiyeti

Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü: 9
Lanet Gücü: 10
Tılsım Gücü: 20
İksir Gücü: 2

Örnek RP: [spoiler]Karşısında heyecanla şakıyan miniği yüzünde kocaman bir gülümsemeyle dinledi cadı. Dürüst olması gerekirse, böylesi içten ve heyecan dolu bir tepkiyi hiç mi hiç beklemiyordu. Daha çok çocuğun, gözlerinin merak ve beklentiyle parıldayacağını ve heyecanlı sesini kontrol altında tutmaya çalışarak tane tane sorularını yönelteceğini düşünmüştü. Bu hali ise, cadının yaptığı tercihten dolayı daha da mutlu olmasını sağladı. Miniğin içten bir heyecanla verdiği tepkiler, onun da bu konuda ne kadar istekli olduğunu anlamasına yetmişti bile. Yaşına rağmen bu kadar tutkuyla bu alana ilgi duyması, bir anne misali göğsünü kabartmıştı genç cadının.

Andre'nin sözünü kesmek gibi bir girişimde hiç bulunmadı. Şu anki hali o kadar... Çocuksuydu ki, bu samimiyeti biraz daha izlemek istedi biraz da bencilce bir istekle.

Konuşma hızı nedeniyle nefes alma ihtiyacı duyan çocuk, sorduğu birkaç soruya ufak bir ara verdi. Ancak bu ara, heyecanına da biraz es verdirtmişti anlaşılan. Gözlerindeki meraka karışmış ürkek bakışlarını kendisine yöneltip sorduğu soruyu duyunca, gülümsemesi daha da büyüdü kadının, gözlerine kadar ulaşıp iyice kısılmasına neden oldu. "Bu kulüp için en az benim kadar heyecanlı birisini gördüğüm için asla kızmam André, lütfen kendini bu konuda dizginlemek gibi bir çaba içerisine girme."

Kafasını sözlerini pekiştirmek için hafifçe eğdi çocuğa doğru, tembih edercesine. Sonra da kaldığı yerden konuşmasına devam etti. "Ve evet, yeni tılsımlar öğrenip bu tılsımlarla alakalı deneyler yapacağız."

Gözlerini yukarı kaldırıp düşüyormuş gibi yaptı birkaç saniye. "Eveet, ikinci söylediğin de tamı tamına doğru. Sana çalışmalarınla alakalı fayda sağlayacağı için ama aynı zamanda da kulüp için istemiştim." 

Elini kulağının arkasına götürüp saçlarını karıştırdı ardından. Bu sırada da kafasında birkaç hesaplama yapıyor gibi gözlerini kısıp dudaklarını hareket ettiriyordu. Kafasını bir sağa bir sola sallayarak konuşmaya devam etti. "Kulüp için sanırım bir hafta içerisinde bir duyuru yaparım. Açılış vaktine ise henüz karar vermedim. Ve elbette toplantılarımız, etkinliklerimiz ve kim bilir bazı ufak tefek 'icraatlerimiz' olur." Muzip bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına, çocukta yarattığı heyecanın hiç farkında değişmişçesine çayını yudumladı rahat rahat.

Biraz önce konuştukları konuların çocuğun istemsizce üzülmesine neden olduğunu fark etmiş, bundan dolayı da ani bir konu değişikliği yapmaya karar vermişti. Görünüşe göre iyi de olmuştu. Çocuksu bir saflıkla genç kadının dertlerine yardımcı olmak isteyen çocuk elbette bilemezdi nasıl bir konuya parmak bastığını. Andre'nin bu konuyla üzülmesini de istemezdi kadın zaten. Kendisi bile şu anda üzüntü yerine hırsla dolmuşken hele de bu konu hakkında. Öğrencisinin içten niyetini görmek yetmişti Bella'ya zaten. Hiç gerek yoktu bu hassas kalbi daha da yormaya o yüzden.

"Bu arada Harris, wagashi'yi iyi ki yanlış telaffuz etmişsin bak. İkizin olduğunu ve 'yanlışlıkla' başka okula gönderileceğini öğrenemezdim yoksa. Açıkcası dil konusundaki bu ufak 'başarısızlık' görüyorsun ki hem yollarımızın kesişmesini hem de ikizin olduğunu öğrenmemi sağladı. O yüzden bence başarısızlıklarının sana kazandırdıklarına da odaklanmalısın." Elinde tuttuğu çay fincanını dikkatle bıraktıktan sonra gözlerinde içten bir bakışla sözlerine devam etti. "Hem hatırlatmak isterim ki seni bugün bu odaya getiren şey de bir 'başarısızlıktı'. Belki de zaman zaman hepimizin bazı talihsizlikler yaşaması gerekiyor."[/spoiler]

Sayfa: [1]