17 Nisan, 2026 09:03:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Samuel Raymond Boleyn

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 7
31
Diagon Yolu / Ynt: Need for Speed: Diagon Yolu
« : 21 Ağustos, 2022 18:44:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Annem elini narince koluma yerleştirmiş, benden güç alırcasına dikilirken ben hareket edemediğim için sıkıntıdan bir şey dememeye çalışıyordum. Yerinde duran biri değilim ki ben, beni kafese almış gibi tutuyor ya şöyle sinir oluyorum! Sabırsızlıkla ayağımı sallıyordum bu yüzden. Diana'yı bekletmemek için erkenden gelmek istedim Diagon Yolu'na ama niyeyse bir anda annem de peşime takıldı. Artık son sınıf olduğuma göre tek başıma alışverişimi gerçekleştirebilirim diyerek ikna etmiştim oysaki gelmemesi için ama Diana'yla gideceğimi öğrendikten 5 dakika sonra giyinmiş şekilde gelmişti salona. "Oğluşumu bir daha ne zaman Hogwarts alışverişine çıkarabileceğim? Son kez bebeğime yardımcı olayım izin ver..." diye diye ikna etmişti beni. Niye salmıyor anlamıyorum ki? Birkaç kere de Diana'dan gelen mektupları okuyuşunu yakaladım evde bu yaz. Veya bana ulaşamayan mektupların haberini aldım. Annem sağ olsun Diana'nın mektubunu Yulaf'ın gazetelerle dolu kutusuna atmayı benim okumamdan daha mantıklı bulmuş. Şimdiye kadar hiçbir kız arkadaşımla anlaşamadığı için şaşırmıyorum bu hareketlerine. Artık tanıyorum annemi ama sorun şu ki Diana sadece arkadaşım. Anlatamıyorum kadına!

Alt dönemlerden birkaç kızın kol kola yanımıza yaklaştığını görünce sıyrıldım sonunda annemden ve ona arkamı dönüp kollarımı esnetmeye başladım yukarıya doğru. Kızlar geçerken uzun bir bakışmanın sonunda gülümseyerek selam verdim. "Bayanlar..." Kıkırdayarak uzaklaşmalarının ardından arkamdaki dükkan camından tipimi kontrol edeyim dedim gülümseyerek. İyiyim harbi ya, omuzlarım daha da genişledi. Kilo aldım gibi de hissediyorum. Yazın boş zamanlarımda Quidditch için kondisyon çalışmıştım. Son sınıfta artık okulda yapmak istediğim ne varsa hepsini gerçekleştirmek istiyorum. Quidditch kupası da buna dahil.

Saçlarımı camdan kontrol ederken yansımadan Diana'nın koşar adım yanımıza gelişini gördüm ve dikleşerek döndüm arkamı ona doğru. Tam ona doğru bir adım atmış sarılmak için kollarımı uzatmışken o hiç beklemeden boynuma yapıştı. Hafif ayaklarının kesildiğine bile eminim bu sırada. Özlemiş beni. Gülümsedim. "Tahmin ediyorum. Sıkılmışsındır bensiz ha?" dedim özellikle sinir etmek için. Diana'yla okulun ikinci dönemi bir anda çok yakın olduk ve bilmiyorum yani Clayton ve Edward dışında yazın özlediğim sayılı kişilerdendi bu kız. Diğerleriyle de sohbet etmeyi, bir şeyler yapmayı seviyorum mutlaka ama özellikle Diana'ya daha çok anlatmak istiyordum bazı şeyleri. Annemin sesini duyduğumda Diana da bir anda beni göğsümden ittirerek aramıza mesafe koymuş ona kendini tanıtmıştı. Annemin kızı baştan aşağı süzüp "Tamam kızım. Anladım zaten. Ben de Raymond'ın annesiyim." Raymond ne anne ya? Annem yüzünü buruşturarak bana döndü ve "Oğlummm, hadi gidelim istediğin yere. Çok yoruldum ben de beklemekten. Oturayım bir yere." dedi. "Tamam ilerleyelim." dedim yolu elimle göstererek ve annem önümüzde yürümeye başladık. O sırada Diana'nın sitemine bozuldum biraz. Annemden rahatsız olmuş gibiydi. "Ben de bugün öğrendim..." dedim dudağımı büzerek. Yani doğruya doğru annemi çoğu arkadaşım sevmez, beni de darlıyor. Ama yine de insan istiyor ki biriyle de iyi anlaşsınlar. "Neyse ya ekeriz bir şekilde sen merak etme." dedim konuyu kapatarak.

Oldukça uzun bir süre gezdik. Bu sırada alacağımız çoğu şeyi almış, hem ben hem de o anlatacağımız çoğu şeyi anlatmıştık. En son bir tatlıcıda oturmuşken Bakanlık stajımda en son gördüğüm olaydan bahsediyordum ki Diana beni susturdu. "Nereye? Kahveler yarım..." derken masaya eğilip dibime kadar girince susup dinledim sadece. "Tamaam, geliyorum ya sakin. Böyle teklife hayır diyen de ne bileyim?" dedim sırıtarak. Bana yaklaşmış olmasını biraz da şakaya vurmaya çalışıyordum o an aslında.

Beni çekiştirerek dışarı çıkardığında amacını anlamıştım. Bütün okul toplanmış, hepsinin elinde de süpürge... Yarış planlıyorlar. Kuzenimi görünce karşısına geçtim. "Vaaay Boleyn Beyefendisi adasından dışarı adım atabilmiş sonunda. Şaşırtıcı." dedim gülerek. "Dikkat et de soylu paçaların çamura batmasın burada kuzen, aman ha yengem çok kızar. Bu yarış hiç sana göre değil." dedim iyice sırıtarak. Aslında aramız çok kötü de değil ha. Ama ne bileyim artık hiçbir zaman iyi olmayacakmış gibi geliyor. Son yaptığını unutamıyorum. Ayıp etti, üzerine gelip bana tek bir açıklama dahi yapmadı. Bir kusura bakma dese, özür dilese kapanacak konu belki ama attığı kazık umurunda bile değil belli ki. O yüzden artık o da benim umurumda değil. Bu sırada Slytherinli çocuklardan biri, Nathaniel, tutmuş süpürgesinin ne güzel olduğundan bahsediyor. Yanımdakilere dönüp "Sen öyle mi düşünüyorsun? Sen? Kanka yok ya burada kimse öyle bir şey dememiş." dedim dalga geçerek. Bir iddiadan bahsettiğini de duymuştum. Katılmak çok umurumda değildi. Bunlara borçlu kalmak da bir şey kazanmak da önemli değildi ama Diana hevesli duruyordu. Onunla yarışmak için katılacaktım sadece, bu yüzden ilk başta sessiz kaldım. O da bana meydan okuyordu. "Sen kendine çok güveniyorsun kızım. Hiç acımam. Bu yaz o antrenmanları boşuna yapmadım." dedim kollarımı süpürgemi tutarak kasarken. Şovcuyum ben oğlum, utanmıyorum. Hayattan böyle zevk alıyorum. Övgü seviyorum. Diana'yla gülüşürken "Hadi ya yapıyor muyu-" diye milleti harekete geçirecektim ki gözüm birine takıldı. Charlotte da buradaymış. Yüzüm düştü istemsizce ve kaşlarım çatıldı. Eadwig'e bakıyordu bir de üzerine. Derin bir nefes aldım. "Bakın ne diyeceğim, iddia iyi fikir ya. Koyalım bir şey koyalıım. Kaybeden herkes kazanana bir sırrını paylaşsın. Benim bir gizli saklım yok, sorun olmaz. Ama..." Kalabalıkta Charlotte'la göz göze geldim ve güldüm dalga geçercesine. "Herkesi bilemeyiz."

Diana'ya dikkatli olmasını söyledikten hemen sonra yarışa başlamak için koşmaya başladım, sonra ayağımı sertçe yere vurarak havalanmıştım ki ivmem daha fazla olsun. En başından öne geçmeyi hedefliyordum.  Bugün Diana gelmeden önce Gringotts'a gitmiş ve bir miktar para almıştık. O yüzden bilgilerim taptazeydi. Sadece arkamdakileri şaşırtmak için son ana kadar yönümü belli etmiyordum. Sağa dönmek için yol ayrımına yaklaştığımı fark ettiğimde yavaşlamaya başlamıştım, hiçbir pencereye veya elektrik direklerine çarpmayacağımdan emin olmaya çalışarak süpürgemin ucunu sağa çevirmeye başlamıştım.


Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 7, total 7


32
Öğrenci Postası / Ynt: Diana Destinee | Baykuş Postası
« : 20 Ağustos, 2022 22:32:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Selamlar Diana,

Aslında masanın başına oturduğumda amacım mektubuna cevap vermekti ama sonrasında aklıma dahiyane bir plan geldi. Haftaya bugün sabah 10 gibi Madam Malkin'in önünde buluşalım mı? Diagon Yolu'nda indirim başlayacakmış. Hem yeni dönem alışverişini yaparız diye düşündüm, hem de son sınıf kitapları tükeniyormuş. Niye olabilir anlamadım ama ben bize ayırsınlar diye ayrıca bir mektup da yolladım, riske atmaya gerek yok.

Bu arada o kadar çok anlatacak şeyim var ki parşömen dayanmaz. Geç kalma!

Yulaf'ın selamı var.



Zarfın içinde bir önceki mektubunda bahsettiği, Bakanlık'tan eve getirdiği ördeğiyle Samuel'in bir fotoğrafı var.

[spoiler][/spoiler]

33
Büyük Salon / Ynt: Oğlum o senin yeengen yeengenn
« : 18 Ağustos, 2022 13:39:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Out: İtalik düşüncelerini yanlışlıkla telepatik olarak karşısındakine yolluyor diye düşünebilirsiniz. Bu özelliği ilk kez ortaya çıkıyor.


Sevdiğim için özür mü dileyeceğim diyor. Seviyormuş ciddili. Baya baya seviyorum dedi. Etrafıma baktım duyan var mı diye ama benimkisi de iş yani, herkesin gözü üstümüzde zaten. Gözlerimi ovaladım o konuşmaya devam ederken. Kendime gelmeye çalışıyorum, sinirlenmemeye, en azından bu sinirle bir şey yapmamaya çalışıyorum. Kuzenim konuştuğum kızı seviyormuş. Bravo kardeşim bravo da ben bu bilgiyle ne yapayım? NAPİYİM YANİ NA-PA-Bİ-Lİ-RİM? Götüme mi sokayım, dağa taşa mı haykırayım, ne? NE!

Arkasından bıçakladığımı söylemesiyle gözlerimi açtım. "Ne?" dedim kaşlarımı kaldırıp ona doğru birkaç adım daha atarken. Deliriyor gibi hissediyorum. Gözlerimi açmış dikleniyorum kuzenimin üstüne deli gibi. "Eady, bakk... Bakkk. Sınırlarımızı zorluyorsun. Ben ne bileyim yanımdaki kıza göz diktiğini ha? Madem arkandan ben iş çevirmiş oldum, gizli gizli buluşan da mı benim? Bu kızın ayağında baş harfimi taşıması da mı ARKANDANdı?" Gelip bir de beni suçlayacağın öyle mi Paşam? Yoook yemezler. "Bu var ya bu, senin bana attığın en büyük kazık. Ne olursa olsun, bunu yapmicaktın sen kardeşim. Yılların hatrı yokmuş sende." Döndüm arkamı, gideceğim buradan aslında ama gözüm Charl'a kaydı anlık. Ne güzel bir oyun sergiledin sen de. Çok iyi kandırdın beni. Ben de salak gibi arkadaş olalım diyorum. Ama sormuştum sana, aranızda başka bir şey mi var demiştim. Söylemedin. İyi ki söylememişsin ki gerçek yüzünü görünce soğumam daha kolay olacak. Döndüm ve kimseye bakmadan kapıya yürümeye başladım.

34
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Gecelerine Gün Gibi
« : 18 Ağustos, 2022 02:37:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kabus diyordu. “Hıhım.” diye onayladım o devam ederken. Birlikte ilaç yaparmışız… Oluuur. Kulağıma fısıldanmasından bahsettiğinde biraz huzursuz oldum ama. Yani garip bir tabir. Fazla batıl değil mi? Neyse sorgulamayacağım. Bana da oldu dedi ama sorarsam çok saçma gelebilir anlattığı. Neyse sonunda dinlediğini söyledi. Hadi bakalım…

Elimi saçıma attım ve uzaklara baktım bir iki saniyeliğine. “Yani… Aslında bunu düşündüm bütün gece. Birkaç gündür de plan yapmaya çalışıyordum.” Üstü kapalı konuştuğum için anlamayacağına eminim. Daha net olmam lazım. Hem niye çekiniyorum ki? Uzun süreli düşünüyor benimle, eminim. Çok konuşuyorum ama alışırsın diyorsa alışmamı istiyor demektir mesela. “Can kulağıyla sendeyim” de dedi. Bende… Tamam kafayı yedim iyice. Boğazımı temizledim. “Pardon. Yani demek istediğim, seninle burda oluşumuzu planladım gece. Seni mutlu edebilecek bir yol bulmak istedim. Hem de yalnız kalıp konuşabileceğimiz… Anlarsın ya.” Anlıyor muydu gerçekten? Bir bacağımı uzatmış diğerini kendime çekip kolumu dayamış, onu izliyordum. Yanağında da pudra şekeri kalmış. Uzanıp temizlesem mi? Konuşmaya da devam edebilirim. İkisi aynı anda olsun bizim olsun. Boştaki elimi yüzüne uzatırken gözlerine bakarak devam ettim. “Hiç böyle bir şey yaşamamıştım biliyor musun? Farklılık iyi geliyor. Yanağında- şey kalmış da. Şeker.” Gülümsedim ve temizledikten sonra geri çekildim. “Dün okula gelirken aklımda milyon tane şey vardı. Çok yorucu bir gündü. Çok üzerime geldiler ve stres oldum gerçekten de. Bizi suçlu mu bulacaklar, öyle olursa ne yapmam lazım, ya aramızdan birine bir şey olursa… Bilmiyorum çok garipti işte. Olmak istediğim bir ortamdaydım ama konumum ters gibiydi. Sonra geri döndüğümüzde… Bana sarıldın ya. Ki seni benimle görürlerse sonrasında rahatsız edebileceklerini söylemiştim, ona rağmen bana sarılınca… Tam olarak doğru konumdaymışım gibiydi.” Çok ciddileşmiştim sonunda, ondan bir cevap beklemiyordum aslında. Duygularımı bilsin, bana güvensin yeterdi. “Bütün stresimi yok ettin sanki, seviyorum bu hissi.”

35
Büyük Salon / Oğlum o senin yeengen yeengenn
« : 18 Ağustos, 2022 00:22:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Başlıktan ve Samuel'in kaderinden dolayı kalan iki kişiyi tahmininize bırakıyorum....

SAMU MOOD:
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=VAD_TwPYqR8[/youtube][/spoiler]
1866 Bahar Dönemi

Büyük Salon’da ders çalışma saatlerindeyiz. Akşam yemeğinden sonra bir saatlik etüt yapıyoruz. Çok da işe yaramıyor ama, yemek yedikten sonra gelen bir çökme hissi vardır ya… Gidip yatağında uzanasın gelir, Ortak Salon’da koltuklara gömülüp keyif çıkarmak… Onun yerine sınavlar için ders çalışıyor olmak çooook sıkıcı. Kendime vakit ayıramazsam o gün benim için korkunç geçmiş demektir. Sınavlardan alacağım puan biraz strese sokuyor açıkçası. Birinciliğe oynamak istiyorum ama yanında yapmam gereken bir sür şey daha var. Bina Başkanı olmak da mesai harcatıyor. Odasında bir sıkıntısı olan direkt bana geliyor. Kavga ediyorlar, oda değiştiriyorlar birileriyle. Geçen gün Andrew diye bir çocuğun midesi bozulmuş. Tuvaletlerde bıraktığı pislikleri geçtim tamam mı? Alttan tutamıyosun bir şeyleri belki. Ama kardeşim onu geçtim… Odada birinin yatağına kusmuş, temizleyeyim derken her yere bulaştırmış. Duvarlar, halılar… Tam bir olay yeriydi. Ben gördüm, kimseye önermem. Çocukları alıp başka odalarda yer yatakları yaptırdım. O kadar acıdım ki alıcam birini koynuma yani, travma bildiğin. E hocalara da söylemek istemedik o saatte, hem de Andrew utançtan yerin dibine girmişti. Bütün okulun duymasına izin veremezdim. Çocuk daha 3. sınıf, önünde çok yol var… Neyse böyle başımda işler varken bütün derslere ilgimi veremiyorum. Charlotte da dengemi çok bozdu. Beni sadece arkadaş olarak gördüğünü söylemesinin üzerinden bir ay geçmedi sayılır. Fazla mı ciddiye almıştım, abartmış mıydım bilmiyorum ama hala gözüm onu arıyor koridorlarda. Yediremiyorum abi. Ne demek sadece arkadaş? İlk defa reddedildim de. İlk başta baya sinirlendim, ama şu anda arkadaş kalabileceğimizi düşünüyorum. Belki arkadaşlığı da bozardım hatta ilerde. Çocuk gibi Charlotte, alışık değil. Yoksa bence o da benden hoşlanıyor. Korktu sadece diye düşünüyorum.

Derken Martha oturdu karşıma. Gözlerini sonuna kadar açmış, kaş göz yapıyor bana. Etrafı kolaçan ediyor bi de. Benim dedikodu sever mahalle teyzesi arkadaşım, neler getirdin bakayım? Kafamı salladım noldu der gibi. Yaklaşmamı işaret etti. Eğildim ona doğru. “SENİNKİ VAR YA!”“Şşşş!” Hufflepuff masasına döndüm kimse duydu mu diye kontrol amaçlı. Özellikle de Charl. Gryffindor’dan birkaç bakışı üstümüze çekmiş olsak da sorun yoktu. “Bağırarak fısıldamak hala bağırmak oluyor kankam.” dedim azarlarcasına.
“Tamam tamam, seninki var ya.
"Charl mı?"dedim kaşımı kaldırarak.
"Hah, Charlotte işte ya adını unutuyorum hep. Ama ben birrr şok bir şok anlatamam Samu. Bak seni severim, Alice’ten sonra kızdım doğruya doğru ama bu sefer turnayı gözünden vuracak gibiydin. Hiç bekle-“
“Ne olmuş” Tüy kalemimi masaya vurmaya başladım sabırsızca.
“Ya bak yine hani garip bir kız diye düşünmüştüm, bir sorun vardı ama bunu da yapmazsın be. Bu da yani BOM-BA!” Ne bombası? Ne yapmış olabilir ki? Sorunu neymiş? Bakışlarımı görünce “Ah tatlım.. Keşke sana bunu ben söylemiyor olsam-“ Edward oturdu bir anda yanıma. İkinci dedikodu bombası. “Aha tamamlandı baykuş hattı. Söyle neymiş?” dedim derin bir nefes alarak. Gerildim.
“Kannnkaaa. Charlotte senin kuzenle işi pişirmiş yaa. Şok oldum, sen de şaşırmadın mı?”
Ne yapmış?
“Ne pişirmiş? Mutfakta mı?” Nasıl?
“Samu beraberlermiş işte! Sevgililer mi bilmiyorum ama gizlice buluşuyorlarmış!”
Ne demek buluş- “Onlar sevmiyor birbirini.” dedim dalgınca. Sevmiyorum, anlaşamıyorum diyordu? Yalan mı söylediler? Eadwig bana yumruk attı. İki kere hem de. Charl ile olmamı kıskanıyordu. Bu muydu aylardır çözemediğim sorunumuz? Charlotte’a kaydı gözüm. Eadwig’e döndüm sonra. İkisi de sakince parşömenleriyle ilgileniyorlardı. Çok masum gözüküyorlardı böyle. Arkamı dönünce mi bakmaya başlıyorsun Eadwig piçi? Yok abi Eadwig bana bunu yapmaz. Charlotte da dünya tatlısı bir kız. Charlotte ya. Tamam beni reddetmiş olabilir ama bunu yapmaz. "Uydurmayın." dedim kafamı sallayarak. Gözlerimi kapamıştım anlık. İnanmak istemiyorum tamam mı? "Yalan söylüyorsunuz. Kızı salayım diye yapıyorsunuz. Çok kötü taktik. Plan yaptım ben, çıkışta konuşacağım Charl'la." Fazla ses çıkarmıştım, Charlotte'ın bize döndüğünü görünce kafamı çevirdim ve sakin kalmaya çalışarak bacağımı sallamaya başladım.

"Yalancı mıyız biz şimdi?" dedi Edward alınganca.
Martha da "Ne zaman sana yanlış dedikodu getirdim? Mantıklı düşün, AÇ GÖZÜNÜ! Saplanmış sırtına bıçaklar! Kan bağın var da noldu bak, sana en büyük kazığı attı herif!"
"ŞŞŞ Sessiz olur musun? Ciddi sanacaklar." dedim etrafı kolaçan ederken.
"Bak, zaten herkes bunu konuşuyor. Kaynıyor kazan, buharlaşacaksın sen de yakında."
Yüzümü buruşturdum. Ellerimle yüzümü kapadım, ovaladım. Baş ağrısı saplandı bir anda. Hayır hayır, yok öyle bir şey. Ayağa kalktım aniden. "E gideyim ben, sorarım öyle mi diye? Charlotte doğruyu söyler." Saçmalama çok kızar iftira diye. Nasıl inanırsın falan diyecek kesin. İnanmış gibi yapmasam daha iyi. Oturdum geri. Offf. Saçlarımı yolmaya başladım. Kıkırdama sesleriyle sağıma döndüm. Bana bakıyorlar. Niye gülüyorlar ki? "Ne? Ne var?" dedim gözlerimi büyüterek. Arkasını döndü kızlar. Derken sırtıma bir kağıt atıldı, döndüm, aldım yerden. Gözümü ovalayarak gözlerim dolmasın diye uğraşıyorum. Beraber hayal etmemeye çalışıyorum ikisini. Kuzenim, aşık olduğum kız. Dokunmaya kıyamam ben bu kıza. Ne yapmış olabilirler? Açtım kağıdı. Bir kızla erkek ele ele yürüyor. Erkeğin gözlerinde kalpler var. Derken biri gelip çocuğun sırtına kılıç saplıyo. Kızla devam ediyorlar? Şaka mı lan bu? Arkamı döndüm, Eadwig tarafından geldi kesin. Kalktım bir hışımla, attım önüne kağıdı.
Yüzüne bakarak “orospu çocuğu” diye geçirdim aklımdan.

36
Yetişkin Postası / Ynt: Seth Carter | Baykuşhane
« : 14 Ağustos, 2022 00:22:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhaba Bay Carter,

Birkaç ay öncesinde sizinle Hogwarts bahçesinde tanışma fırsatı yakalamıştık. O günden bu yana başınızdan çok fazla şey geçti mutlaka ki şu anda Sihir Bakanına yazıyorum bu mektubu. En içten tebriklerimi gönderiyorum size. İçlerinde benim de dahil olduğum büyük bir destekçi grubuna sahipsiniz Hogwarts'ta, adınız Gryffindor Ortak Salonunda oldukça sık anılıyor.

O gün ayak üstü verdiğiniz tavsiyeler çok değerliydi, üzerine uzun uzun düşündüm. Aklımdaki prangalardan kurtulamaya çalışıyorum, artık ailemin bana bir engel olmasına izin vermiyorum. Ancak hala kendi yolumu çizebilme yolları arıyorum tabii ki. Amacım bir gün sizin gibi başarılı ve dürüst bir siyasetçi olmak. Deneyimlerinizi merak ediyorum.

Bu sene 7. sınıfa başlayacağım, yaz döneminde tecrübe olması açısından staj yapmak istiyorum. Geçen seneki yaz döneminden de tecrübem var ancak sizin aracılığınızla, hem de mezun olmadan önceki son senemde çok daha yararlı bir şeyler yapmak ve yeteneklerimi de göstermek istiyorum açıkçası. Dilerseniz Profesörlerim tarafından da referans mektubu rica edebilirim bu konuda. Bayan Barthelemy ile de sorgu sonrası muhabbet etmiştik ve Büyüceşura’da çalışabileceğimden bahsetmişti. Sizin önerilerinizi merak ediyor ve geri dönüşünüzü heyecanla bekliyor olacağım.
Değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim.
Sihirli günler dilerim,
Samuel Raymond Boleyn


_____

Mükemmel bir el yazısıyla olmasa da özenilmiş ve sade bir şekilde hazırlanan bu mektubun son cümlesi; Samuel'in Britanya Sihir Bakanı'na bir staj mektubu atmasının absürtlüğünü sonradan farkına varmasıyla ekleme yaptığı ve daha küçük harflerle araya sıkıştırmaya çalıştığı "vaktinizi boşa harcıyorsam kusura bakmayın" alt metinli bir kapanış cümlesi.



37
İlanlar / Ynt: Diana'nın BPSS Şartsız Personel İlanı
« : 12 Ağustos, 2022 00:00:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bekarım, gırgır seviyorum, evim var, dostlarım var, biram var... Kalbim kırık... Kırılacak en azından. Başımı koyacak bir omuz arıyorum. Naber?

38
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Gecelerine Gün Gibi
« : 11 Ağustos, 2022 23:39:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Benim enerjime ayak uydurmuş, hatta sorumluluğu o almış devam ettiriyor gibiydi. Bütün bu plan işe yaramış gibiydi, bana üst üste sorularıyla hem ilgisini belli ediyordu hem de yemeklerden hangisiyle başlayacağını düşünüyordu. 32 diş gülümseyerek izledim onu bir süre. Sorgudan bahsetmemi istediğinde kısa bir süre düşündüm neresini anlatsam diye. O kadar çok kişiyle bu konuyu konuşmuştum ki yorulmuştum artık. Mutlaka bahsedecektim, etkileneceğine emindim ama şu anda çok daha farklı şeyler konuşmak istiyordum. O ne yapmıştı mesela dün? Öylesine, başından geçenleri dinlemek daha cazip geliyordu.

Sonunda ananas kızartmasından başlamayı seçmişti. Benim de denemem için çatalını uzattığında gözlerine kitlendim. "Bu tatlılıktan başka bir şey de beklenemez zaten." dedim yemeğe tatlıya başlamasına saşırmadığı göstermek için. Akıllıcaydı, daha sonra kendimi tebrik edeceğim bu iltifat için. Bir ısırık aldıktan sonra "Mmmh, çok iyi. Özlemişim gerçekten de. Annem hep bundan yapar bana yazları. Eve gittiğimde en sevdiğim şeylerden biridir. Eadwig'le ormanda koşuşturmuşuz saatlerce tamam mı? Şekerimiz düşmüş, susuz kalmışız..." Iııh, Eadwig'den bahsetmeye niye başladım ki? Yanlış seçim. Anlaşamıyorlar. Garipler yani. Bu konuda düşünmemeye çalışıyorum. "Neyse sonra annem ananas kızartırdı bana. Eadwig sevmiyor ona yengem başka sağlıklı şeyler hazırlıyordu herhalde. Bir fikrim yok." Genelde eve girdiğimiz anda evin uzak iki köşesine çekilirdik çünkü. Annesinin çamurlu kıyafetlerimizi gördüğünü ve sanki hastalık bulaştıracakmışım gibi oğlunu yanımdan korkuyla çekişini, üst kattaki altın kaplamalı banyolarına Eadwig'i sürükleyişini ve o sırada benim hakkımda söylenmelerini... Annem ise hiçbir şey demezdi bu duruma. Saçlarımı kestiğini hatırlıyorum. Hatta bir kere dayanamayıp saçımı boyamaya çalışmıştı. Bu nasıl bir çözüm olacaksa? Ailedeki herkes gibi sarışın olursam beni daha mı çok seveceklerdi? Eadwig'in benimle dalga geçmesini sağlamıştı bu sadece.

Dalmışım. "Pardon ya. Eskilere gitti kafam. Sen bir şeylerden bahsediyordun..." Ne demişti? Sabah derse mi girmemiş? "Neden yoruldun? Bir şey mi oldu?" Ardından kendi açtığım ortayı fark ederek devam ettim. "Biliyor musun, seni çok iyi anlıyorum çünkü sabaha kadar gözüme uyku girmedi benim de." Biraz durdum ne olduğunu merak etmesi adına. Zaten uyuyamadığımı söylemiştim sanırım ama bu sefer daha açıklayıcı olacaktı. "Sağa döndüm, sola döndüm. Düşündüm ama uykularımı bölen bir şey vardı ve hiç gitmedi. Nasıl aşacağım bilmiyorum. Belki bu konuda yardım edebilirsin."

39
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 02 Mart, 2022 23:29:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Telepati almak istiyorum 12 GP 1. seviye için

40
Lejant Alanı / Samuel R. Boleyn
« : 28 Şubat, 2022 00:08:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kronolojik sıralamazsam kaybolucaklar yakında, bir anda ileti sayılarımın da arttığını fark ettim o yüzden gerekli bi başlık.


Ödül: Okulun ilk haftası. Mira ile tanışıyoruz, kovalamaca oynuyoruz ve sonunda yanağıma bir öpücük konduruyor.

Kuzişim gelmiş (Vol III): 2. sınıf yazı. Kuzenimin başını öyle bir derde sokuyorum ki...

Kuzişim gelmiş (Vol IV): 4. sınıf yazı. Kuzenimle aramız neden bozuldu merak edenlere.

Kuzişim gelmiş (Vol I): 6. sınıfta Büyük Salon'da boş yaparken kuzenimle atışıyorum. Sonra benden Carmilla'yı "bulmama" konusunda yardım isteğini kabul ediyorum.

Kuzişim gelmiş (Vol II): Eadwig, Clayton ve Cyneric ile ormana giriyoruz. Andre bizi takip etmiş. Ormanda Carmilla'yı ararken cadı avcılarına yakalanamamız ve Carmilla'nın hayatımızı kurtarmasının üzerine seherbazların ortamı basması...

Hogsmeade Kermesi Gezisi: Geziye geldik. Çocuk gibi yemek savaşı başlattılar, Alice ile gezecektik ama Hufflepufflı kız Charlotte ile denk geline bırakamadık birbirimizi. Veya ben onu. Eadwig bana saldırdı, neden anlamadım. Kavga ettik onunla da.

1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi: Sınıfa koltuk getirdik, kuzenim de tahta oturdu. Profesör bayılınca kontrolü elime aldım ve gizemi çözdüm, çocuğa dönüşmüş adam. Uyutmaya çalışıyoruz şimdi.

Aşkistan: Kermesten sonra Charlotte'u köşe bucak aramış ama bulamamış olduğum için çok mutsuzum. Alice de kafamın etini yiyordu, patladım biraz. Sonra kız ağlamaya başlayınca olanlar oldu, bütün oklar bana döndü. Bir şekilde konuyu çevirip erkekler tuvaletine kaçtım derken Charlotte geldi içeri. Böceğini arıyormuş. Yardım edeyim dedim tabi ama onu düşüneyim derken kavga ettik biraz. Neyse sonunda baş harfimi ayakkabısına işledim.

Samuel R. Boleyn v Mirabelle Starlight: Düelloda çok uğraştım ve yeniyordum ama son anda Mira kazandı. Yine de centilmenliği kaybetmemek lazım. Rezil olmadan kapadık konuyu.

Av, Avcı ve Aslanlar: Herkesi sırayla sorguya götürürlerken beni ve Eadwig'i neden almadıklarını sorgularken Seth Carter ile karşılaştım. Adam sek karizma. Bir sürü öğüt verdi bir de siyaset konuştuk. Havalı birisi.

Bu Su Hiç Durmaz: Charlotte'a bıraktığım baş harfi işe yaradı, buldu beni bir iş için. Göl'e çağırdı. Gittik, boğuluyorduk neredeyse. Eadwig kurtardı neyse ki. Ben de Charl'ı kurtardım ama kolumdan yaralandım. Eadwig'e teşekkür edecektim ki ondan yediğim yumrukla da burnum kırıldı sanırım. Kavga da edemedim, Charlotte benim yerime götürüyordu işi. Atarlandım bıraktım kızı orada ama peşimden gelince hallettik bir şekilde.

[Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Samuel Raymond Boleyn Sorgusu: Seth Carter ile konuştuktan sonra Bakanlık'a götürülüyorum. Cornelia baya bir üzerime gelse de olabildiğinde yardımcı olmaya çalışıyorum. Zaten ben niye karşı çıkayım ki? Bir de sonunda staj ayarlayabilsem tam olucak.

Gecelerine Gün Gibi: Sorgudan döndükten sonra Charl ile beklenmedik bir temas yaşayınca ilk ne yapacağımı bilemedim. Sonradan dank etti tabi. Gece uyku girmedi gözüme, düşün dur... Dedim ki güzel bir plan yapmam lazım. Ve kızı ilk olarak pikniğe götürmeye karar verdim.

1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi: Mira ile eş olduk. Ne olacak Allah bilir.

Oğlum o senin yeengen yeengenn: Sırtımdaki bıçakları çıkarıyorum tek tek.

Need for Speed: Diagon Yolu: 6. sınıf yazı. Diana ile alışverişe geldik, sonra okuldakilerle karşılaşıp yarışmaya başladık. Sırlar dökülecek birer birer.





41
Devam etmemi söylerken yanlış bir hamle yaptığımı da anlamıştım. O son kelimeyi söylemeyecektim. Düşüncelerimi merak ediyormuş, genç zihin olduğum için soruyormuş... Bütün sorguyu değiştirecekti diyeceklerim bence. "Şans diye nitelendirdin. Ne açıdan?” demişti Bayan Barthélemy. Neden demiştim öyle? Çünkü Seherbazlardan önce yerini bulmuş olmamıza gerçekten de şaşırmıştım. Bence yeterince iyi değillerdi. Hiçbir Profesör de yakalayamamıştı hani. Onların da çok daha dikkatli olması gerekirdi. Hele de böyle bir tehlikenin varlığından haberdarlarsa. Yalnız bu düşüncelerimden hangisini söylemem gerekiyordu filtrelemeye çalışıyordum kafamda. Bir içecek isteyip istemediğimi sorduğunda aslında bir soğuk su içmemi öneriyor gibiydi. "Bir portakal suyu aslında güzel olurdu. Ferahlatıyor..." diye mırıldandım süre kazanmak için. Terörist yanlısı gibi gözükmek istemiyorum. Anında alırlar içeri. Eminim buradan dönüşüm olmaz. Sadece hayatımı kurtaran kadını anlatacağım o kadar. "İlk önce geçen günü anlatmaya devam edeyim. Aslında amacımız tam olarak Ares ile Carmilla'nın daha öncesinde karşılaştıkları noktaya gitmekti. Onun bir izine rastlamak için gidiyorduk yani. Sonrasında... İlk önce ölü bedenler ile karşılaştık. Her yerde asılı olduklarını hatırlıyorum. Yeşil değil kırmızı hakimdi artık ormana. Çok da karanlıktı... Göremedik o yüzden etrafta olanları. Bir ıslık sesiyle Eadwig'in ayakları önüne ok fırlattılar. Cadı avcıları oradaymış. Saklanıyorlarmış. Onlardan kaçarken de Carmilla geldi ve..." Boğazını kesiş sahnesi aklıma geldiğinde yerimde kıpırdandım rahatsızlıkla. "Öldürdü hepsini acımadan. Kurtardı bizi yani. Şans demek istediğim, o an orada bizi kurtaracak biri olmasıydı. Bu Carmilla olduğu için değil ama... Hem o noktayı bulabilmiş olmamız, hem de ölümden son anda dönmemiz." Gerçekten de böyle olmuştu. "Şans bence. Eğer cadı avcılarının tehlikesini biliyor olsaydık böyle bir işe kalkışmazdık." Kendimi durduramıyor, tekrardan suçlayıcı konuşmaya başlıyordum ama durdum. Abartısız gerçekleri anlatıyordum, buna kimse kızamaz. "Carmilla ile konuşuyorken de zaten Seherbazlar geldi. Kuzenimiz, Amcam Apollo... Onlar arasında bir atışma yaşandı, zaten bu kısma hakimsinizdir. Seherbazlar sonuçta bilgileri paylaşılmıştır. Başka bir şey olmadı."

42
İksir Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi
« : 27 Şubat, 2022 21:30:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İksir dersi için zindanlara doğru ilerliyorduk, aynı zamanda da Clayton'ın cübbesindeki özel Büyü Bakanlığı broşunu çekiştirmesini izliyor ve tartışıyorduk sesli bir şekilde. Edward sessizdi, siyaset yapmaktan pek hoşlanmıyordu. İlgisi genelde daha günlük işlerleydi onun. "Bu ayrımcılığın gözetildiğine inanamıyorum." dedim sert bir şekilde. "Muggleların sokak ortasında yakılması canilikten başka bir şey değil. Kaçıncı yüzyıldayız!" Clay o kadar sinirliydi ki konuşurken dişlerinin birbirine çarptığını duyabiliyordum. "Muggle Doğumlular'ın aileleriyle görüşmeleri yasaklanmış. Ben ne yapayım şimdi abi? Annemi odaya mı kilitleyelim evde? Ne düşünüyorlar bu beyinsizler?" dedi etrafındakilere saldıracakmış gibi bakarken. Bazıları bu kuralların olması gerektiğini savunuyordu. Bence de kesinlikle bir güvenlik önlemi getirilmeliydi ama şu anda sadece safkanların yararına bir durum vardı. Kalan herkesin, kendi arkadaşlarımı da yakından tanıdığımdan böyle bir suçlamayla her an karşılaşabilecek olduklarını bilmek çok rahatsız ediciydi. Bu konuyu bir süre daha tartışmaya devam ederdik ama sınıfa girdiğimiz için susmak zorunda kalmıştık. Sınıfa girip Profesör'ün talimatlarıyla bütün eşyalarımızı kenardaki masaya bırakmaya gittiğimizde Clay "Broşumu da bırakayım mı Profesör?" diye atarlanıyordu kendi kendine. Omzunu sıvazladım. "Tamam dostum, sen sabırlı ol. Geçecek bu günler." dedim ona empati kurmaya çalışarak. Sesli şekilde soluklanırken kafasını salladı olumlu şekilde.

"Derse odaklanalım diyeceğim de... İksir'de de kabak gibiyim ya!" Az da olsa güldürebilmiştim bu sözümle. "Oğlum, ben bu derste hayatta seninle olmam!" diyerek Edward'ı çekmişti yanına. Eddy ise ne olduğunu anlamayarak Clay'e doğru savrulmuş, gözlerini kırpıştırarak "Ha?" diyebilmişti. Suratında o kadar aptal bir ifade vardı ki dalga geçmeden edemedim. "Edward, bak bak bak!" yaptım ve omzunu tutup kendime çektim çocuğu. Sonra da aldım kollarım arasına boğmaya başladım. "Gidiyorsun Eddy! Hazırlan hazırlan! Gittin ya Eddy, sana diyorum bak uçağın kalkıyor EDDY! BAK BAK BAK EDDY BAK UÇUYORSUN!" Kurtuldu elimden ve "Ya Samu ne diyorsun anlamıyorum." diye mızmızlanmaya başladı. Gülerek arkamdaki sandalyeye oturdum ve masaya yaslandım bir dirseğimle. "Uçmuşsun diyorum oğlum. Kafa kalmamış!" Yanımızdaki birkaç kişi gülüyordu, kızlardan biri de "Edward'ın kafası zaten ne zaman yerinde ki?" diye dalga geçtiğinde hep bir ağızdan "Ovvv... Ne dediiii..." demeye başlamıştık. Edward bozulmuş bir şekilde yandaki diğer masaya giderken Clay de "Ayıptır birader ya." diyordu gülerek. Ardından da Edward ağlamasın diye yanına gitmişti.

Az önce Edward'la dalga geçen kızla sohbet etmek için döndüm. "Yalnız o biraz ağır oldu." dedim sırıtarak. Kız Ravenclaw binasındandı. İksir dersinde de iyiydi aslında, eş olmayı önermeyi düşünüyordum ki kolumu minik eller kavradı. "Ben seni alıyorummm!" demişti Mira beni sandalyemden kaldırıp başka bir masaya sürüklerken. Kız bozulmuştu büyük ihtimalle ama yapacak bir şey yok, Mira bu. Mira ile iksir derslerinden biraz korkuyorum açıkçası. Pek iyi bir ikili olduğumuz söylenemez. Malum eski zamanları düşündükçe patlattığımız iksirlerin (belki de sebebi sadece benimdir) veya kafama yediğim kazanların (bunun sebebi kesinlikle ben değilim) ardı arkası kesilmiyor. Dolu dolu kötü anılarımız var. Ama huylu huyundan vazgeçer mi? Sanmam, yine beraberiz işte. "Başkasıyla olmazdı zaten." dedim duruma gülerek ve beni istediği yere çekiştirmesine izin verdim. Oturunca da Profesör'ün direktifiyle "Profesör Solaris, biz Mirabelle ile olacağız!" diye atıldım ilk sıradan adımızı yazdırmak için. Sonra hızlıca alırdım işte malzemeleri falan.

Yalnız şöyle bir durum var. Hani biliyorum hangi iksir olduğunu, bir açıp ne işe yaradığına bakıp nasıl yapıldığını okudum tabii ki sene başında ilk öğrendiğimizde. Ama artık tecrübeliyim, 6. yılımdayım. Biliyorum neyi yapıp yapamadığımı. Olmayacak, ne denersem deneyeyim ben bu iksir işini beceremiyorum arkadaş! O yüzden Mira ne diyorsa yaparım ama uğraşmam güzel olsun diye.

Mira'ya döndüm. "Sen emin misin benimle olmak istediğine? Bak istemiyorsan geç değil. Anlarım." Elimi kalbime götürüp kırılmış ama belli etmiyormuş gibi davrandım rol yaparak. Sonra düzeldim.  "Ha çok istiyorsan da, yapacak bir şey yok. Patlarız en kötü. Ama bence hiç denemeyelim sonunda iksiri, salak salak gülmekten çok daha kötü sonuçlar çıkabilir."

43
Hogwarts Bahçesi / Gecelerine Gün Gibi
« : 27 Şubat, 2022 03:47:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube] https://youtu.be/vdPTUSrNF9U[/youtube] [/spoiler]
iki şarkı ekliyorum dayanamayıp
[spoiler][youtube] https://youtu.be/6vNHHKmhZo0[/youtube] [/spoiler]

Okula girdiğimizde üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordum. Eadwig ile birlikte Büyük Salon’a doğru yürümeye başlamıştık. Alıştığım ortama geri dönmüş olmak, dışarıda var olan hayatı göz ucuyla görmüş ancak yeniden yıllardır devam ettiğim hayatıma giriş yapmak bir yandan içimi rahatlatırken bir yandan da kafamı daha çok karıştırıyordu. Burada yaşadığımı sandığım o büyük, önemli hayatın dışında aslında koskocaman bir dünya vardı. Bugün gidip gördüğüm şeyler bana bunu çok güzel göstermişti. Aslında attığım adımların orayı ne kadar da ilgilendirdiğini görmek hoşuma gitmişti ama Bayan Barthélemy beni çok zorlamıştı. Öyle ki tişörtümün sırılsıklam olduğunu hissediyordum odadan geri çıkarken. Neyseki buraya geri dönmeden önce bir süre daha beklemem gerekmişti, Eadwig’in sorgusu benden çok daha uzun sürmüştü. Öncesinde kapıları tekmelediğini anlattıkları için de konuşmak için direndiğin tahmin ediyordum.

Beklerken de Cornelia ile uzun uzun sohbet etmiştik, hatta bu yaz yanına staja gelebileceğimi söylemişti. Sonuna da “yazın orada olursa” diye eklemişti. Bu kadar belirsiz miydi işte kalma durumları yoksa kendisiyle alakalı kişisel bir durum muydu anlamamıştım. O olmazsa da staj için Seth Carter ile konuşmayı düşünüyordum. Tamam, adamın işi başından aşkındır tahmin edebiliyorum ama yine de hazır tanışıklığımız varken kullanmazsam ayıp ederim kendime. Yengem vasıtası ile girmek istemiyorum, kendi bağlantılarım ile çözeceğim bu işi.

Büyük Salon’a girdiğimizde Gryffindor masasına doğru ilerlemeyi planlıyordum ama bir anda yükselen uğultu ve bize doğru dönen kafalar ile durdurdum kendimi. Masalardan büyük gruplar halinde ayaklanarak yanımıza gelmeye başlamışlardı. Yemeklerini sükut içinde yemekte olan Profesörlerin de bakışlarının bize çevrildiğini görüyordum. İlk önce Edward ulaştı yanıma ve bana sarılarak sırtıma vurdu iki kere. “Samu, döneceğini biliyordum kardeşim.” dedi. Bu aralar çok şımardı Edward, kim yaptı merak ediyorum. “Döneceğim tabi oğlum.” dedim gülerek. Tutuklayacak değillerdi ya, bir şey yaptım sanar duyan da. Etrafımızda Mira’nın ve Eadwig’in de arkadaşlarıyla geniş bir çember oluşmaya başlamışken tek tek yaklaşanlara sarılıyor, iyi olduğumu söylüyordum. Alice, Margeret’ın arkasından çekingen adımlarla yanıma kadar gelmiş ve iyi olup olmadığımı bile sormuştu. Şaşırmıştım bu adımına, bir süre daha bana sinirli kalmasını bekliyordum. “Biraz zorladılar ama- Hop!” Üzerime atlayan Charlotte ile sözlerim yarıda kesilmişti. O kadar güçlü atlamıştı ki birkaç adım geriye gitmek ve sağ elimle arkamdaki duvara tutunmak zorunda kalmıştım. Neler olduğunu anlayamamıştım ilk başta. Bana kollarını boğacakmışçasına dolamış Charlotte, ikimizi ilk defa yan yana gören neredeyse bütün arkadaşlarım ve garipseyen gözlerle ikimize bakıp kendi arasında fısıldaşan birkaç kız grubu. Alice’in yanaklarının sinirden kızardığını görebiliyordum, Sadece üç-dört adım önümde bizi izliyordu. Etrafımı incelemekten ne Charlotte’un buna cesaret etmesini ne de yaşadığım anın güzelliğini düşünebilmiştim. Kız bana sardığı kollarını ayırmak istediğinde aptallığıma söverek kendime doğru geri çektim ve bu sefer kollarımı beline dolayarak sarıldım sıkıca. “Şimdi daha iyiyim.” dedim başımı da sağ taraftan omzuna doğru eğerken. Algılayamıyordum bu anlık duygu yoğunluğunu. Geri çekildim sonunda yavaşça. “Fazla zorladılar herhalde seni. Yine sarılırsın, bir yere gitmiyorum.” dediğinde 32 diş gülümsemiştim. Çok cesurdu ve beklenmedikti cevabı. Sarılırdım tabi, madem öyle ben hep sarılırdım.

Clayton gelip “Samu, niye almışlar seni? Ne sordular, bir daha alacaklar mı?” dediğinde herkesin de meraklı bakışlarının bize döndüğünü fark etmiştim. Düşünceli bir şekilde başımı kaşıdım. “Biliyorsunuz, Carmilla ile karşılaştığımız için yeni terör olayları hakkında önceden savunma yapabilmek istiyorlar. Bizim de vereceğimiz her bilgi çok önemliydi. Eğer gelişme yaşanırsa, tekrar gitmemiz gerekebilir evet.”  dedim sorgularla alakalı.

Bu sırada bir kızın bağırması ile sohbetimiz kesilmişti yine. “Yaaa, iyi ki sizi suçlamamışlar!” diyordu Barbara. Gülümsedim ona da olabildiğince samimi kalmaya çalışarak.

Bu şekilde bir süre daha sürdü konuşmamız, abartısız 30 kişilik bir kalabalık oluşturmuştuk ve profesörlerin de rahatsız olmaya başladığını görebiliyordum. Sonunda ben de bu konuyu böyle bir kalabalıkla konuşmaktan sıkılmış ve bunalmıştım. Charlotte da yanımda sessiz sakin bekliyordu, ona karşı sorumlu hissediyordum. “Arkadaşlar, yemekten sonra konuşalım tekrar. Bütün gün Bakanlık’taydık, acıkmışız.” dedim ve herkes dağılmaya başladığında Charlotte’un koluna dokundum bana bakması için. Heyecanlıydım, en kısa zamanda onunla uzun uzun konuşmak istiyordum ama şu an gerçekten yemek yemem gerekiyordu, sonrasında da büyük ihtimalle Gryffindor Ortak Salonunda biraz sohbet ederdik ve ben çok yorulduğum için erken uyurdum. “Yarın öğlen konuşalım mı? Tam bu kapıda buluşuruz, görmemek imkansız.” dedim. Onayladıktan sonra da masama yola koyuldum.


—-


Gece yatağımda bir sağa dönüyorum, bir sola. Hayatımda bazı önemli anlar olduğunu düşünüyorum, veya bugünkü noktada önemli günler. Nasıl bir gün yaşadığımı düşüne düşüne heyecandan gözüme uyku girmiyor. Seth Carter ile tanıştım, adam bildiğin Sihirsel Yaptırım Daire BAŞKANI! Konuşmasını düşünüyorum, bana verdiği öğütleri… Soyadımdan bahsetmişti; gurur duymamı, en azından kendimi kabullenmem gerektiğini söylüyordu. Haklı mıydı emin değilim, Boleyn dediğim anda üzerime çevrilen bakışlardan ve akıllarından geçtiğini ezbere bildiğim düşüncelerden kaçmak istiyordum. Beni tanımaları gerekiyordu, asıl benliğimi. Abi beni Boleynler bile aralarına almıyorken ben neden onları kabullenmekle uğraşıyordum ki? Bu kaderi hak etmemiştim. Yine de haklıydı Bay Carter, sonuçta ne olursa olsun bu benim yazılmış kaderimdi. Yazılanı silmek yerine kalemi elime alıp devamını getirmem gerekiyordu. Peki bunu yapabilir miyim? Hem de nasıl! Bayan Barthelemy bile kabul etti kuzenim gibi olmadığımı. Benden beklemediği şekilde davranmıştım, etkilendiğini çaktırmasa da %100 emindim beni sevdiğine. Ha, sorgu sırasında üzerime geldi mi geldi. Orası ayrı konu. Stresten alnımda, çenemde ve bıyıklarımda hissettiğim ter boncukları hala yerinde gibi geliyor. Bir suçum olmadığını bilmeme rağmen, o an bana yüklenebilme ihtimali olan bütün iftiraların yükünü hissetmiştim omuzlarımda. Hayal gücümün çok ucunda, ayrı bir dünya gibiydi yaşananlar. Bir parçası olmak da inanılmaz hoşuma gidiyordu. Şu an bütün Büyücedünya bu gelişmeleri takip ediyordu ve ben, bu konuda yardımcı olacak insanlardan biriydim. Tarif edilemez bir duygu. Okula girdiğimde, Büyük Salon’da etrafıma toplanıp neler olduğuyla ilgili biraz olsun laf almak için ağzımın içine bakan onca Hogwartslı... Onlarla aynı yollardan geçmiş olmamıza rağmen hiçbiri bu konumda değildi. Küçüklükten beri hayalini kurduğum üst noktaya doğru ilerliyor gibi hissediyordum. Kendimi gaza getirmek gibi de olmasın ama amacıma ulaştığımı her gördüğümde biraz daha egom tatmin oluyordu.

Sırf bu yaşadıklarım da değil, bugün deneyimlediğim yeni bir şey daha vardı. Charlotte’ın beni merak ettiğini görmek, ona sarılmak, kokusunu hissetmek ve endişesini fark etmek… Varlığından haberdar olmadığım farklı bir şeyler uyanmıştı o an. Tam bana koşarak sarıldığında, etraftaki gürültü ile Charlotte’un sesinin arasındaki git geli yaşamıştım ve sonunda sadece onu dinlemek istediğimi fark etmiştim. Bu hissi, belki de daha fazlasını çok hayal etmiştim şimdiye kadar. Ama hayal ettiğim bunun yanından bile geçemezdi. Kokusu, teninin sıcaklığı, göğsünün heyecanı… Hepsini yakından hissedebiliyor olmak o kadar ayrıydı ki. Ben şimdiye kadar kimseye, sarılmayı bırakacağım için üzülmemiştim.
Sanki bıraksalar o sırada bütün dünya durabilirdi benim için. Bir anda yaşadığım her şeyi başka kimseye değil, sadece Charlotte’a anlatma isteğiyle dolmuştum. Yaşadıklarımı bilsin, fikir üretsin, daha çok sarılsın, elimi tutsun… Hayal etmediğim kadar çok şey istemeye başlamıştım bir anda. Şu an yanımda olsa, bu hırbolar yerine odada sadece ikimiz olsak, sabaha kadar tek isteyeceğim şey konuşmak olacaktı. Ona günümü anlatmak, Seth Carter’ın dediklerini söyleyip fikrini almak, sorgudaki bütün ayrıntıları sadece onunla paylaşmak… Sonra da onun gününü sormak istiyordum. Çok mu merak etmişti, ne kadar endişeliydi, neler duymuştu ve ne yaşamıştı? İnanılmaz merak ediyordum hem de. Normal mi? Acaba şimdiye kadar hissetmem gereken şeyler bunlardı da ben mi sorunluydum? Bilmiyorum. Bence farklı olan Charlotte. Beni değiştirebilecek kadar kuvvetli bir enerjisi var. Değişmek istiyorum, onu bilmek, hissetmek, onun da beni duymasını istiyorum. Ve bana bugün bu karşılığı vermişti. Bana attığı bu adıma karşılık olarak ona koşabilecek kadar coşkuluydum şu an.

Aptal gibi gidip öğlen konuşalım dedim; neden bu akşam değil, yarın sabah değil de ÖĞLEN?

Biraz döndüm yatakta, doğruldum ve komidinin üzerindeki bardağı tutup su içtim. Uyku yok gibiydi bu gece. Bazı geceler ayağa kalkıp odayı turladığım olur, hatta uykum gelsin diye spor bile yaparım ama odadakiler o kadar küfrediyorlar ki olabildiğinde tutmaya çalışıyorum kendimi. Kalkıp Ortak Salon’a inmek de istemiyorum, tek başıma kafa dinlemem lazım. O yüzden sıkıştım kaldım burada. Horlama sesleri de kulağımı tırmalıyor ama Charlotte’u düşünmeye devam. Bir plan yapmam gerekiyor. Öğlene kadar güzel bir incelik ayarlasam… Artık resmi olarak da aramızda bir şey olduğunu söyleyebilir miyiz? Hala beraber avluda yürüyüşe çıkmadık veya onu Hogsmeade’de bir cafeye götürmedim ama çok daha fazlasını yaşadık bence. Üzerine bugün bütün okulun önünde üzerime atlaması bence ona bahsettiğim riski göze aldığını gösteriyor. Daha Gryffindor masasına oturamamışken bile birilerinin gelip Rillian ile aranızda ne var şeklinde sorularına maruz kalmaya başlamıştım. Onu düşünemiyordum bile. Alice’in üzerine denk gelmesi hiç iyi olmadı. Neyse, bunlar çözülür. Ama Charlotte ile resmi bir randevuya ihtiyacımız var. Yataktan kalktım hızlı bir şekilde ve terliklerimi giyerek odada tur atmaya başladım. Dedim ya, bu gece uyku yok. Çözeceğim bunu.

______

Bir sonraki gün, öğle yemeği vaktinde
—

Yerimde duramıyordum, sabaha kadar oturmuş olmama rağmen sanki içimde tükenmeyen bir enerji vardı. Büyük Salon’un kapısının önünde koridorda Charlotte’u bekliyordum. Arada geçen hayaletlere selam veriyor, yemeğe gelen alt dönemlere de laf atıyordum ama gözüm merdivenlerdeydi. Yemeği o kadar hızlı yemiştim ki kız daha buraya gelemeden kapıda dikilmeye başlamıştım bile. Merdivenlerden indiğini gördüğümde ona doğru hızlı adımlar atmaya başlayarak aramızdaki mesafeyi tamamladım. “Nasılsın? Ben süperim. Aç mısın?” Aç olmasını umuyordum.  “Bugün hava çok güzelmiş, acilen dışarı çıkmamız lazım. Görmen gereken şeyler var.” dedim ve sağına geçip yolu bir hizmetkarmış gibi gösterdikten sonra onunla beraber yürümeye başladım. Bahçeye doğru ilerlerken ne söyleyeceğimi bilemeyerek ağzımı açıp kapıyordum. Onun bir şey söylemesini bekliyor, niyeyse yanlış bir laf etmekten çok korkuyordum. Sonunda konuşmak için bir sürü cümle sıralamaya başladım. “Günün nasıl geçiyor? Derslere girdin mi? Benimki şu ana kadar çok doluydu. Bir sürü şey plan- Neyse zaten konuşuruz. Sen anlat. Ben dün pek uyuyamadım, önemli değil ama!” O konuşurken de bahçeye varmıştık. Bu saatlerde herkes yemekte olduğundan genelde birkaç kişi olsa da şimdilik yalnız kalabileceğimiz ağaçlar altında gizlenmiş bir yere ilerletiyordum onu yanından. Bir çalılığın önüne geldiğimizde ellerimle ayırarak geçmesini söyledim. İkimiz de girdiğimizde onu ortaya doğru çektim. “Samuel Raymond Boleyn ile hızlandırılmış bir güne hoşgeldiniz.” dedim ve önünde reverans yaptım. Soyadımı kullandığım için anlamlı bir şekilde biraz daha gülümsemiştim eğilirken. Elimi yana savurdum işaretimi bekleyen çocuğu çağırmak için. Ağaçların arasından çıkarak yanımıza koşup bir örtü serdikten sonra az önce olduğu yere tekrar koşmuş ve bir sepet çıkarıp piknik örtüsünün üzerine bırakmıştı. “Oturalım mı?” dedim önden geçmesi için, arından ben de yanına geçtim. Sepetin kapağını açarak içinden hazırlattığım minik atıştırmalıkları çıkarmaya başladım. Bu sırada da tanıtıyordum elimdekileri. “Başlangıç olarak menümüzde kraker kulaklı, kuru üzümlü ve kakao kaplamalı hamamböceği şekilli özel yapım atıştırmalıklarımız var. Şekilleri…” Ev cinlerinden yaratıcı bir şey istediğim için beni pişman etmişlerdi ancak yine de sanki planlıymış gibi devam edecektim. “Sarı kadar sempatik olmasalar da bir giderli var bence. Ana yemek olarak balkabaklı mantı. Denemiş miydin hiç? Değişik bir tarif. Vejetaryen usulü…” dedim gülümseyerek. “Bunları yerken de susamamak adına seveceğini düşündüğüm Lahana Suyu.” Cam şişeyi ve karton bardakları çıkarıp ikimizin önüne koydum. “Tatlısız da olmaz diyerek: Şekerli Ananas. Pudra şekeri ve ananasın kızartışmış hali, bir de özel malzemesi ile. Orası saklı kalsın, en sevdiğim basit tatlılardandır.” Ve her şeye karşılık gülümsedim. Tepkisini ölçmem gerekiyordu. Ne düşünüyordu? Hoşuna gitmiş miydi? Menü bana kalırsa pek de iç açıcı değildi. Zaten ben bu yüzden yemek yemiştim o gelmeden. Ama onun beğenmesi için özel olarak sabahtan beri mutfakta ev cinleriyle beraber mesai yapıyordum. Sabah ilk dersten önce Charlotte’un en yakın arkadaşı Eleanor’u yakalayıp en sevdiği yiyecekleri öğrenmiş ve ona göre gidip bir şeyler hazırlatmıştım. Karşılığında Başkanlar Banyosunu bir saatliğine ev cinlerine kapatma sözü vermiştim ama bunun beni ne kadar zorlayacağını o sırada umursamıyordum. “Nasıl?”

44
Rol yaptığımı ima ediyordu. Umurumda değildi, kafam atmıştı bir kere. Biraz saygı görene kadar böyle devam ederdim. Kadın da değişik biri, etkilendiğini söylüyor ama suratında minicik bir mimik değişikliği yok. Benden nefret ettiğine o kadar eminim ki. Soyadımdan vurunca anladım zaten en başında da düşündüğüm gibi ön yargıyla yaklaştığını. Alışıktım ama buna, eğer sorun bu ise anlaşabilirdik. Anlardı onlar gibi olmadığımı. Ama adını söyleyene kadar kendimi savunmak için bir adım atmayacaktım. Çok da bekletmemişti beni: Cornelia Barthélemy. Size de bağlı dememek için kendimi tutarak kadın arkama geçtiğinde göz devirdim. Bu sırada camın arkasından beni izliyor olduklarını son anda hatırlamış ve suratımı düzeltip dikleşmiştim geri. "Sıcakkanlılık ve şefkat bekliyorsan eğer, annenin kollarına geri dönebilirsin.” demişti. "Sadece biraz saygı bekliyorum." dedim kadını izleyerek. Ayağımı sallamaya başlamıştım ritmik bir şekilde. Stres olduğumda veya kafamı  bir şeye taktığımda yaptığım rutin hareketlerden biriydi bu. Farkındaydım ama durdurmak için bir emek harcamıyordum, tersine iyi geliyordu bana.

Özgüvenli olmamı söylüyordu Cornelia. Daha ne kadar olacaktım ki? Korkmuyorum kadın, anlamıyor musun? "Zorluk çıkarmanın sana hiçbir faydasının dokunmayacağını bilmen lazım. İş birliği yapmanı tavsiye ederim." Derin bir nefes aldım, bu aralar çok ihtiyacım oluyordu. Terlediğimi de hissediyordum. "Tam tersi." dedim gözlerimi şişirip kafamı sallayarak. Anlamıyor gibiydi çünkü. "Yardımcı olmaya çalışıyorum ama beni tersliyorsunuz!" Anlatmamı belirttiğinde kafamı umudumu yitirmiş bir şekilde salladım. Yardım etmek istiyordum evet, bu şekilde olacaksa bile anlatacaktım. "Kuzenim Eadwig, ki kendisiyle zaten konuşuluyor şu anda. Cyneric ve Clay vardı bir de. Ama onlar Carmilla ile iletişime geçmediler. Sadece izlediler uzaktan. Ha, bir de André vardı, bizi takip etmiş." Kafamı dertli bir şekilde salladım. "Onun geldiğini bilsek asla kabul etmezdik ve geri dönerdik. Travma yaşamıştı zaten öncesinde, bir tanesini de kaldıramazdı. Çok cesur bir çocuk. Veya aptal." Çok da yermemek lazım çocuğu, çok iyi dayanmıştı yanımızda. "Yani, başına gelecek olursak. İlk başta gitmemizin sebebi Carmilla'nın olmadığını ispatlamaktı. Ares'in dediklerini biliyorduk." Sorgu gereği ne bildiğimi soracaktı kesin o yüzden Cornelia sormadan ben devam ettim. "Bize anlattığı kadarıyla Carmilla ona işkence etmiş. Gitmesine izin vermiş ama Ares gitmemiş hatta çünkü annesinin intikamını almak istiyormuş. Hani şu öldürülen gazeteci... Duyduklarımı aktarıyorum sadece şu an. Eadwig beraber gitmeyi önerince ben de reddetmedim. Ares'in Carmilla'yı gördüğünü iddia ettiği yere gittik tam olarak. Ağaç saydık yolu bulmak için. Eadwig biliyordu tam sayıyı ama 52 ağaç kuzeye sonrasında da sola doğru ilerledik diye hatırlıyorum. Bir yerde ayrıldık Clayton ve Cneric'le. Onlar sağa biz sola gittik. Biz Camrilla'yı bulduk. Hiçbir Profesör yoktu o sırada etrafta... Nöbette olmaları gerekiyormuş. Seherbazlar da yoktu. Onlar da orada olmalıymış normalde ama biz ilk Carmilla ile karşılaşanlardık. Şans." Belki de fazla konuşmuştum, onları suçladığımı düşünecekti. Başka ne söylemem gerekiyordu onu da kaçırdım. İstediği gibi mi ilerliyorduk yoksa gereksiz şeyler mi anlatıyordum anlamak istiyordum. Sonuçta hayatımdaki ilk ve belki de tek sorgumdu. Pek tecrübeli değildim ama iyi geçsin istiyordum. Kadına baktım ifadesini anlamak için. "Devam... Edeyim mi?"

45
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 25 Şubat, 2022 21:44:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Benimle birlikte sınıftan birkaç kişi de korkuyla masaya koşmuştu, arkamdan gelen tiz çığlık sesleriyle hafif irkilmiştim. "Sakin olun, çözeceğiz." dedim arkamı dönmeden kızlara ve Profesör'ü görebilmek için önüme geçen birkaç kişiyi sağa sola ittim omuzlarından. "Açılın, açılın. Nefes alsın biraz. Bütün sınıf üstüne çökmeyelim arkadaşlar." diye yüksek sesle milleti uyarıyordum. Bir yandan da gerçekten adamın ölmemesini ve sadece kısa bir baygınlık yaşıyor olmasını umut ediyordum. Andre, Lucien ve Reina benden öndeydi. Daha fazla itemeyecektim onları, ilgileniyor gibilerdi. Sınıfa döndüm herkes sakin kalsın diye. "İlgileniyoruz şimdi hemen. Burada başka BİNA BAŞKANI YOK MU?" dedim benden başkasını göremeyerek. Eadwig ne halta hizmet hala oturuyordu acaba? Bu muydu sorumluluk duygusu Merlin aşkına adam sana taht verdi ya! O sırada gözüme Ares ve sevgilisi ilişmişti. Onlar... Öpüşüyorlar mıydı? "Yeri mi burası Ares! Çık git bari!" diye bağırdım sinirle. Başka yer mi kalmadı? Profesörümüz bayıldı arkadaşlar! Kafayı yiyeceğim bu insanlara. Meslek arkadaşı falan olacağız ileride, inanılır gibi değil.

"AAAH! P-PR-PROFES... PROFESÖR YO-YOK OLMUŞ! N-NE-..?!"
Andre'nin çığlığı ile bir anda sınıfta kaos başladı. Ben de korktum tabi, YOK OLMAK ne demek çünkü? Nasıl yok olmuş olabilir? Cübbesi oradaydı. Sınıftaki herkes ayağa kalkınca "Durun!" diyerek gelmemelerini anlatmaya çalıştım ve masanın arkasına geçtim hızla. Baktım, cübbe duruyor yerde. Hafif bir yükselti de var ama Profesör kesinlikle çok daha büyüktü az önce. Bir azalma söz konusu olduğu doğru. Yok mu olmuş peki? Elimi sıraya koyup eğildim biraz üzerine. Kızıl saçlarını görebiliyordum. Evet, kesinlikle bir kafa vardı orada. Cübbeyi tuttuğum gibi çektim aldım yerden ve... Bir çocukla yüzleştim. Daha 10 yaşında var yoktu. Korkulu gözlerle bize bakıyordu o da. Bir şey diyemedim yani, kaldım öyle ilk. Bu sırada durumu garipsemek yerine çocuğun ne kadar tatlı olduğunu düşünen kızlardan biri beni iterek çocuğun yanına geçti ve yanaklarını koparırcasına sıkmaya başladı. Korktu tabi çocuk da, ağlamaya başlayınca Lucien aldı kucağına. Ben bu sırada ne yapacağımı bilemez bir halde saçlarımı karıştırmaya başlamıştım. Hani bir sakatlık, baygınlık ne bileyim o tarz bir şey olsa verecektik şifacıya, o ilgilenecekti. Ama şimdi... Profesör küçülmüştü? Ve kimse nasıl düzelteceğimizi düşünmüyordu bile. Ne kadar tatlı olduğunu söyleyip elden ele dolaştırmak istiyorlardı adam- çocuğu yani. İki sene sonra mezun olacak bu insanların asla büyümüyor oluşu beni bazen çok ümitsizliğe düşürüyor. Ne olacak, üç sene sonra beraber Bakanlık'ta nasıl çalışacağım ben bunlarla? Biliyorum, hepsi ya öyle ya böyle girecekler. Ben de öyle. Aynı işi mi yapacağız, benim kadar hak ediyorlar mı? Sinirlenmiştim ama sakin kalmaya çalışarak derin bir nefes aldım. "Herkes yerine geçebilir mi?" diye bağırdım sınıfa. "Çocuk sevmeye gelmeyin şuraya, Profesör o! Şimdi de düzelteceğiz." Ama nasıl?

Yanımdaki uçan kafaya döndüm çaresizce. Nasıl hitap edeceğimi de bilmiyorum. "Pardon. Yardım edecek misiniz? Profesörümüz yaklaşık bi 20 yaş gençleşti de, fark etmişsinizdir." dedim alaycı bir şekilde. Barbatos ise bu durumu fırsata çevirip adamın üzerinde büyü denememizi, bu şekilde binamıza puan kazandırabileceğimizi söyledi karşılık olarak. ŞAKA GİBİ. Bazıları sınıftan çıkmaya, bazıları ise ellerinde asalarıyla masaya doğru yürümeye başladığında edişeyle insanları iterek Lucien'ın yanına yürüdüm ve çocuğa ellerimi uzattım kucağıma almak için. "Biçim Değiştirme Profesörümüz üzerinde büyü denemeyi aklımızdan geçirmesek daha iyi olur. Lucien başka bir Profesör çağırır mısın buraya? Andre-" Andre sınıfta değildi artık. O zaman... "Rebecca, sen de şifacıya haber verebilir misin? Ben de Profesörü yatak odasına götüreceğim." Kalabalıkta korkmuştu, yatağına yatırıp uyumasını sağlamak gerekiyordu. Başka bir plan gelmemişti o an aklıma.

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 7