[justify]Iris, ekseriyetle yapmaktan zevk aldığı tarzda tekrar okulun bir köşesinde kitaplarından birine gömülmüştü. Elinde tuttuğu kitap şu son haftalarda gittiği her yere onunla birlikte geliyordu. Altıncı sınıf tahmin edemeyeceği şekilde karanlık başlamış, yaşanan son olaylar neticesinde gölgelere bir tutam ışık huzmesi serpilmiş olsa da Hogwarts mensuplarının ve genel büyücedünya toplumunun evrildiği nokta kafa karıştırıcıydı. Iris mezuniyet yaklaştığından mıdır bilinmez, duyarlı yapısının katkısına ek olarak; birçok disiplini içeren sorgulamalar yapıyor ve öğrenciler arasında yayılan politik söylemleri tartıyor, söylenen her şeyi ölçüyordu. Aklında dönüp dolaşan fikirlerini William ile paylaşıyor ve sık sık onun da düşüncelerini öğreniyordu. Ara ara Aziz Michael Kilisesi’ni anımsıyordu. Zira unutulacak gibi değildi. Her hatırladığında bir anlığına suratını düşürüyordu. İlginçtir ki orada hiç ürpermemişti. Hayır, tehlikede olmanın zevkli bir yanı yoktu, net bir şekilde ifade edebilirdi bunu. Sadece sevdiği kişiler söz konusu olduğunda yardım edebiliyor olmanın verdiği bir mutluluktu. Değer verdikleri ile kısıtlamaktan ziyade kim olsa aynı şeyi yapardı Iris. Yine hiç düşünmezdi. Her ruhun önemini, kişilerin bıraktığı izleri önemserdi. Herkesin kitapta bir sayfası olmalıydı. Kendini ifade edecek kadar. Mutluluklarını ve acılarını paylaşabilecek kadar. Yaşam kutsaldı. Yaşamayı güzel yapan detaylardan biri de insanlardı. Düşünceleri doğrultusunda yerinde bir endişe taşıyordu aslında Iris. Daha çok öğrenmeli, daha çok bilmeli, daha çok yardımı dokunmalıydı ihtiyacı olana. Tekrardan zamanını elverişli kullanabilmeye başladığında Büyükbabasının ilgi çekeceğini düşündüğü için verdiği o Karanlık Sanatlara Karşı Savunma kitabı. İşte tam da bu sebeple savunma konusunda daha çok geliştirmeye adamıştı kendisini. Kitap, belirli bir düzeni takip etmiyordu esasen; daha çok birbirinden başarılı büyücülerin derlenmiş notlarından oluşuyordu. Kitabı ilgi çekici kılan özelliği kesinlikle bu idi Iris için. Deneyimlerden payına düşeni almalıydı. Her yeni bir şey öğrenişinde göz bebekleri büyüyor, ruhu bir doyum noktasına ulaşıyordu. Dahası, içinde bulundukları dönemde Profesör Moore ile konuşup stajyeri olmayı planlıyordu, tabi kabul alırsa. Şansını denemenin bir zararı olmazdı. En yakın zamanda odasının kapısını tıklatacaktı. Henüz fırsat bulamamıştı.
Son bir sayfa daha derken saat kulesinden yayılan çınlamayla Iris’in kalkmayı planladığı vakit çoktan gelmiş geçiyordu bile. Yanındaki boşluğa koyduğu iksir kitabını da alıp iki kitabı da göğsünde kenetledi kollarıyla yürümeye başlamadan önce. Alfred, Peter ve William dersten önce sihirbaz satrancıyla ilgili iddianın büyük olduğu hararetli bir konuşmanın ardından soluğu tekrardan ana salonda almışlardı. Kazananın kim olacağı konusunda kuvvetli bir tahmini olsa da çoğu şeye yetişmekte özellikle de şu sıralar problem yaşadığı için planına sadık kalmaktan yana kullanmıştı tercihini. Rövanşı beklemek şimdi daha heyecan verici olacaktı hem. O da bir arkadaşının ödevine yardım edeceğini söylemişti. Yaklaştığında etrafına bakındı bir süre ama ne sevgilisini ne de grubun geri kalanını görebilmişti. Yine eğlencenin büyüsüne kapılmışlardı, değil mi? Nasılsa yetişirlerdi. Suçlamıyordu onları Iris. Aksine canı geç kalıp her şeyin daha normal olduğu zamanlardaki gibi onlarla birlikte doyasıya gülmekti. Iris’in koşullar ne olursa olsun yüzünden tebessümü eksik olmazdı. Dolu dolu kahkaha atmaları kaçırmaz; ufak şeylerden mutlu olmayı çok iyi bilirdi, hele de beşli haldeyken gülmemek gibi bir olanak yoktu ortada. Ancak, Profesör Moore’un stajyeri olmak istiyorsa hiçbir şekilde yetersiz görülmemeliydi her ihtimale karşı. Sorumlu bir öğrenci olarak her ders için bilgi birikimini hima etmeliydi. Gösterdiği azmin mutlak amacı belliydi: koruma içgüdüsü.
Dersliğe adımı atamadan kapıda oluşan tıkanıklıkla birlikte Iris de duraksayarak elindekileri bırakmaya koyuldu. Herkes tepiş tepiş elindekileri fırlatırken Iris diğerlerine nazaran daha özenli bir şekilde iki kitabını da ücra bir köşeye yerleştirdi. İkisinin de ilk sayfasında adı yazılıydı ama pervasızca ders bitiminde genellikle olduğu gibi herkesin eline ilk geleni alacağını biliyordu. O sırada, ne yazık ki dersliğin her bir köşesinde kol gezen kaos uğultular eşliğinde kendini gösteriyordu. İster istemez kulak misafiri oldu tantananın içinde söylenenlere. Hiziplerden herkes kadar haberdardı elbette. Ashworthlar daha çok siyasal kayıtsızlığı ile bilinirlerdi, ama, her hiziple bir yakınlıkları da yok değildi. Hiziplerin siyaset ve politika konusunda ne denli işlevli olduğunu yazın büyükbabası ile olan derin sohbetlerinde uzun uzadıya işlemişlerdi. Her şey siyasaldır Iris, derdi ona sürekli. Ve siyasal olan her şeyden kaçmaya çalışırdı yaşlı adam. Fikirleri ve uygulamaları tartışılabilirdi ama Iris hiçbir zaman siyasete yakın hissetmemişti kendini.
Öte yandan da Bakanlık politikalarına sonu gelmeyen bir eleştiri yükseliyordu sınıftan. Derse girecek ayak tartışmak ne kadar doğruydu ki? Daralmışlık ile elini yüzüne kapattı kısa süreliğine Iris. Bazıları rasyonellikten oldukça uzak tavırlar sergiliyordu ya da medeniyetten haberdar değillerdi. Hoş, yaşadıkları dönemin birden fazla tartışılabilecek can sıkıcı tarafları vardı ama böylesine derin bir konuya girmenin ne yeri ne de zamanıydı. Andre’nin de isyana katılışıyla ateşlenen ortam yeterince Iris’i rahatsız edince çocukluğundan beri tanıdığı arkadaşına destek olmak istedi. Yanına doğru ilerlerken binadaşının kendi grubuna söylediği çirkin lafını da işittiğinde dayanamayıp es verdi. Kızla göz göze geldiğinde içten olmayan gülümsemesine karşılık vermeye tenezzül etmedi. Ah! Merhaba Iris! Bu tarafa gelmek ister misin? Birbirimize yardımcı oluruz.” Davranışının çirkinliğinden sonra mı? Asla. Bu sefer yok saymayacaktı denk geldiği hareketlerinin. Başını biraz daha ona doğru uzatarak yalnızca kızın duyabileceği tonda söze girdi. “Teşekkür ederim ama hayır. Eminim kendin gibi bir zorba bulabilirsin eş olarak.” Ayrımcı olduğu kadar aynı sınıfı paylaştığı arkadaşına karşı saygısızdı da. Emily gibi bencilliğin timsali karakterler insan denilen varlığın ne kadar sosyal olduğunu unutuyorlardı. O sebeple, yerinde bir tepki verdiğine inanıyordu Iris üzgün hissetmesine rağmen. André’yi tanırdı. Hufflepufflı çocuğun kilisede tutulduğundan beri küçük çapta değiştiğini düşünüyordu. Daha çok, Japonların Fuşodin’i gibi yüzüne ölçülü bir maske takarak yaşadığı acıları sindirmek için üstünü örtme çabası sarf ettiğini sezinliyordu. Ufak tefek gözlemlerde söz konusuydu pek ala. Yazları büyükbabasının düzenlediği filantropi organizasyonlarına onu da çağırırdı sıklıkla. Bazılarına katılmışlığı vardı. Her zaman kendi halinde sakin mizaçla gördüğü çocuk şimdi yumruklarını sıkacak kadar sinirleniyordu. Üstesinden gelemediği duygular belki de öfkeye dönüşüyor, dışa vuramadığı zaman ise içe patlamaya mahkûm hale geliyor olabilirdi. Hızlıca yanına doğru geçip omzuna desteğini belli edercesine dokundu."O kızın dediklerini boş ver, canını sıkmana değmez." Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Rahatsız edici olmayacak şekilde bakışlarını hemen yüzünde gezdirdi. Tiki olmadığını biliyordu ve gözü seğiriyordu. Stres kaynaklı olmalıydı. ."Nasıl hissediyorsun, iyi misin?" diye sorma ihtiyacı hissetti Iris. Ses tonu sıcak ve anlayışlı çıkıyordu. Söylemine hemen dönüt alamayınca içten içe bir endişelense de travmasını anladığından ötürü daha fazla zorlayamayacaktı arkadaşını, sadece yanında olacaktı. Profesör’ün de gelmesiyle bölünmüş sayılırlardı. Sınavla başlamak gayet güzel olacaktı. Iris şimdiden hazır hissediyordu. William’ın notlarını da geçirdiği için kolay kolay içeriği de unutmuyordu üstelik. Sahi daha gelmemiş miydi onlar? Yetişmeye çalışıyorlardır muhtemelen, diye düşündü. Peter insanüstü olmayan bir seziyle sınav olduğunu hisseder ve koşturarak getirirdi hepsini.
Sırayla malzemeleri kafasında tartmaya başlamıştı ki an içerisinde Profesör Solaris de eşleşmeleri söylemelerini istemişti. Hiç düşünmeden André’ye sordu Iris de. William kazan karıştırma konusunda yeterince antrenmanlıyken bir değişiklik fena olmazdı. Maalesef ki, André başta kabul edecek gibi söze girişse de iyi niyetli bir şekilde sınav olduğundan mütevellit geri adım atmıştı. İksir dersinde Tılsım kadar başarılı olmadığını biliyordu ama hiçbir zaman onu başarısız olarak da nitelendirmemişti. Başarılı olmayı, gerçek anlamda toplumda kabul görmüş başarılı olma unsurları ile bir tutmuyordu Iris.“I-ıh olmaz. Güçlerimizi birleştirme vakti, hadi. İçeriği ve yapılışını hatırlıyorum ama... Öfori için kazanımı kaynatmayalı uzun zaman oldu. O yüzden birlikte halledelim. Ayrıca, sınav dahi olsa beceremezsek ne olur ki? En fazla ya kazanımız patlar ya da kıvamı tutturamayıp iksirin yan etkisinden payımıza düşeni alarak çığıra çığıra şarkı söyleriz.” diyerek Profesör Solaris’e döndü. Emrivaki gibi algılamamasını umuyordu André’nin. “Ashworth ve Harris.” dedi hevesli bir tonda. Not önemli değildi Iris için. Öğrenmek ve pratik yapmak için buradaydılar. Birbirlerinden çok şey öğrenebilirlerdi. [/justify]