17 Nisan, 2026 09:01:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Cwénhild Muirghéal

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 8
31
Godric's Hollow / Ynt: Kış Gündönümü
« : 14 Şubat, 2022 01:07:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Öldür.

Öldür!

ÖL-DÜR!

Kafasının içinde yankılanan tek ses buydu. Bütün nefreti, bütün becerileri ve bütün arzuları sadece tek bir şeye odaklanmıştı. Tek bir şeyi tutkuluyordu bedeni. O aptal maskeyi takan adamı yok etmek istiyordu. Sadece bunu istiyordu. Bunun için çabaladı. Fakat başarısız olamadı. Bir tarafı hala direniyordu. Mantıklı bir taraftı bu. Adamı öldürmeyip sorgulamak istiyordu. Sorgulayıp o mahkemenin yerini öğrenmek ve oraya kusmak istiyordu bütün nefretini. Fakat başaramıyordu. Asasının ucundan yeşil bir ışık fırladı. Iskaladı. Zihninin içinde süregelen bu savaş yüzündendi bu. Direnmeli miydi, yoksa direnmemeli miydi? Başka şeyler oluyordu. Jack bir şeyler söylüyordu. Motke ve bir başkası. Bir rüya gibiydi sanki. Direnmeli ve vücudunun kontrolünü ele geçirmeliydi. Denedi. Tekrar denedi.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 5, total 5

32
Godric's Hollow / Ynt: Kış Gündönümü
« : 14 Şubat, 2022 00:31:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Von Motke'nin ağzından bal damlıyordu. Jack odaları ufak ufak tararken yaşlı adam arkadaki odayı aydınlattı. Maske. Tanıdıktı. Bir takım hatıralar beyninin içinde tekrar oynamaya başladı. Kılıçla yaralanan bir kadın. İşkence edilmiş bir kadın. Bir takım emirler, bir takım koşullandırmalar. Parmağı sızladı. İçinde bir dürtü hissetti. Vahşi bir hayvan gibi kana susamıştı. O celladın canını almak istiyordu. Onu paramparça etmek, pirinçten bir boğanın içine tıkmak. Kalbi küt küt atıyordu. Bu soğuk havada terlemeye başladı. Jack, o ise bir şeyleri bok etmişti. Fakat sayesinde dışarıda olan birini fark ettiler. Jack başarabilirse kalkacak ve bir kaç savunma büyüsü yapacaktı. Fakat Carmilla... Onun ne yapacağı belli değildi işte.

Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 10, total 10

33
Godric's Hollow / Ynt: Kış Gündönümü
« : 14 Şubat, 2022 00:05:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Kontrol et. Dikkatlice."

Birileri onları izlemese şaşırırdı zaten. Motke buraya tek gelecek kadar aptal bir adam değildi. Carmilla da böyle bir hataya düşeceği düşünecek kadar saf değildi. Yinede Jack'in ortalığı kontrol etmesi iyi olabilirdi. Adam purosunu yakarken arkadaki baygın adama takıldı gözleri.

"İşkence...hatırlıyorum." dedi ve avcılar tarafından koparılan parmağını adama gösterdi. "O baloda avcılar hepimizden bir şeyler aldı. Eğer başımızda düzgün bir yönetim olsaydı bunlar olmazdı. Şu an bile bütün kaynaklarınız beni aramaya harcanıyor esas düşman gözümüzün önünde olmasına rağmen Herr Motke. Lafı uzatmayacağım. Bir savaş çıkarmalıyız. Bütün savaşları bitirecek bir savaş. Bu fanatik yobazları taş devrine gönderecek bir savaş"

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

34
Godric's Hollow / Ynt: Kış Gündönümü
« : 13 Şubat, 2022 23:46:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kapalı bir alana girmek her zaman tehlikeliydi. Özellikle sizden önce gelen birinin sizi davet ettiği kapalı bir alana. Fakat bu adamın buraya gelmesi de tehlikeliydi. Bütün bu buluşma bu olay... hepsi çok riskli bir satranç hamlesi gibiydi. Adamı takip etti. Jackte aynı şekilde peşlerine düştü. Ev... Evden çok bir mağarayı andırıyordu. Sızan ışık, örümcek ağları. Jack ise bu arada gözleriyle sağı solu kontrol ediyordu. Herhangi bir tersliğe karşı. İçeri girdiklerinde hemen söze girdi. Pek vakitleri varmış gibi hissetmiyordu.

"Herr Motke. Türümüz belli bir soruna karşı fazlasıyla kör kalmış durumda. Uyuyoruz. Eğer bir şeyler yapmazsak. Uyandığımızda çok geç kalmış olacağız. Sizin başarılarınızı bilmeyen yok. O Vatikan azgınlarına nefes aldırmamıştınız. Buna tekrar ihtiyacımız var."

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 5, total 5

35
Godric's Hollow / Ynt: Kış Gündönümü
« : 13 Şubat, 2022 23:31:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Bu gece ölebiliriz."

"Korkuyor musun?"

"Hayır."

Soğuktu. Parmağının olması gereken yerdeki yara esen rüzgarla birlikte iyiden iyiye sızlıyordu. Godric's Hollow. Uzun zamandır uğramadığı bir yerdi. Buluşma adresinden bir kaç sokak ötede indi süpürgesinden. Jack'ta öyle yaptı. Daha sonra süpürgeleri gözden ırak bir yere koydu Jack ve eve doğru yürüyen kadına yetişti. Herr von Motke. Heybetli bir dağ gibi oradaydı. Yalnızdı. Muhtemelen değildi. Eğittiği askerleri sağa sola dağılmış bekliyor olmalıydı. Onlar olmasa bile kendisi başlı başına büyük bir tehditti. Savaşmak için gelmemişti ama savaşmak zorunda kalırsa kendine eş sayabileceği bir düşmanla dövüşecekti. Adamın gözlerinin önüne geldi. Jack arkasındaydı. Bir sigara yaktı. Carmilla ise elini göğsüne koyarak adama selam verdi ve lafa girdi.

"Saygıdeğer Motke...iyi akşamlar. Bu havada buraya kadar geldiniz. Çok teşekkür ederim."

36
Birleşik Krallık / Işığıyla Aydınlatan Kilise
« : 13 Şubat, 2022 20:05:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Dover taraflarında, denize yakın müstakil bir evde oturan Hapton ailesi için pek sıradan bir akşamdı. Akşam yemeklerini yarım saat kadar önce bitirmişlerdi ve en güzel kıyafetlerini çoktan giymişlerdi. Evin reisi Bay John Hapton gururlu bir adamdı. Yakın zamanda açılan bir fabrikanın müdürüydü ve gayet güzel para kazanıyordu. Kazandığı bu para sayesinde iki çocuğu, Jill ve Damian, bacalarda kurum temizlemek zorunda kalmıyor, biricik eşi Hannah Hapton ise tüm gününü evinde geçirip kocasına ve çocuklarına güzel güzel yemekler hazırlıyor, bahçesindeki domateslerle ilgileniyor ve onlar kadar şanslı olmayan komşularıyla dedikodu ve yemek tarifi paylaşabiliyordu. Haptonlar kuşkusuz İngiltere'de yükselmeye başlayan orta direk ailelerin başını çekenlerdendi. Bay Hapton en güzel lacivert takımını giymişti. Çizgili ve güzel bir takımdı bu. Yeleğinin cebine aile yadigarı köstekli saati koydu ve gözlüklerinin camını temizledikten sonra aynada kendisine şöyle bir baktı. Jilet gibiydi. Geçen gün aldığı ve bugün ilk kez giyeceği kahverengi deri ayakkabılarını giydikten sonra dışarı çıktı ve ailesini beklemeye başladı. Jill ve Damian adamın arkasından çıktılar bahçeye. Damian'ın takımı aynı babasınınki gibiydi fakat daha ucuz olduğu belli oluyordu. Babasınınki gibi özel kesim değildi, ucuz kumaşlarla elbiseler yapan bir dükkandan alınmıştı. Jill ise kiliseye gidileceği için güzel, siyah bir etek, beyaz bir kazak ve minik kırmızı paltosunu giymişti. Onunda ayakkabıları yeniydi ve parıl parıl parlıyordu. Gaz lambaları üst kattan başlayarak tek tek kapatıldı ve Hannah Hapton kocasının ona otuz üçüncü doğum günü için aldığı samur kürküyle bahçeye adımını attı. İnci kolyesi parıl parlıyordu. Sarı saçları muntazam bir topuz ile toplanmıştı. Kararında makyajı kiliseye gitmek için uygundu. Hapton ailesi yavaş yavaş yağan kar ile birlikte evlerinden üç sokak ötede olan kiliseye doğru hareketlendiler.

Muhitin diğer aileleride en güzel kıyafetlerini giyip gelmişlerdi kiliseye. Lakin hiç biri Hapton ailesi kadar göz kamaştırıcı değildi. Bir çoğunun kocası zaten John Hapton için çalıştıklarından kıskanan gözler ve ufak fısıltılar üzerilerindeydi Haptonların. Çan, bir kere çaldı ve herkes adım adım içeriye girdi. Haptonlar tabiki en güzel koltuklara geçtiler. En önün bir arkası. Kilisede kimsenin adını koymadığı ama herkesin farkında olduğu bir sınıf sistemi vardı. İşçi sınıfı ve fakirler en arkalarda otururlardı. Çoğu zaman gelmezlerdi zaten. Haptonlara kıyasla daha az varlıklı kısım orta koltukları doldururdu. Bu kısım genellikle en kalabalık kısımdı ve en önde oturanlara kem gözleriyle bakar, onları çekiştirmekten rahibi dinleyemezlerdi. Kilise, 1600'lü yılların başında yaptırılmıştı. İçeride bir sürü güzel tablo vardı. Bayan Hapton, Kabil'in Habil'i öldürdüğü tabloyu bir ayrı seviyordu. Kocası da bunun farkındaydı ve ona benzer bir tabloyu salonlarına almak için elemanlarından bir kaç tanesini çoktan ayarlamıştı bile. Herkes yerine geçtiğinde Hannah Hapton şöyle bir bakındı etrafına. Odadaki en şık kadın kesinlikle kendisiydi. Zaten buraya sermon yada başka bir şey için gelmemişti. Millete kimin en iyi olduğunu göstermekti gayesi. Kapılar kapandı, meşaleler yakıldı ve Peder Kenny kürsüsüne çıktı.

"Sevgili cemaatim! Akşam ayinimize olan katılımınız için teşekkür ederim. Goodsprings böyle inancına sadık insanlar sayesinde böyle büyüyüp gelişiyor." dedi. Kırklarında, yakışıklı bir adamdı Peder Kenny. Siyah saçlarına yer yer aklar düşmüştü ama yüzü parıl parıl parlıyordu. Bir elini yukarı kaldırdı ve onu yumruk yaptı. "İsa'nın yolunda yürümeye devam ettikçe güzel günler bizimle olacak!" Sözleri insana coşku veren türdeydi. Sanki bu insanları arkasında yürümeye ikna etmek bu adam için istese hiç zor olmayacakmış gibiydi. Peder, duaya başladı. Herkes transa geçmiş bir şekilde dinliyor, eşlik ediyordu. Kesinlikleri ruhları arındıran en azından rahatlatan bir ayindi bu. Hannah Hapton hafiflemiş hissediyordu. Sonra...sonra kapı açıldı. Kocaman kilise kapısı gıcırtılar içinde açıldı. Soğuk hava yavaşça içeri girerken ağzında sigarasıyla bir adam içeriye adım attı. Kırmızı ceketi, siyah kumaş pantolonu vardı bu adamın. Sigarası yarıya kadar içilmişti ve küllerini kilisenin kutsal topraklarına dökmekten çekinmedi. Fakat en büyük problem bu değildi. Bu adam! Siyahtı!

Kalabalık homurdanmaya başladı. Hatta birisi ayaklandı ve duayı bölen bu adamı dışarı çıkarmak için hareketlendi. Kırmızı ceketli adam ise pis pis sırıtıyordu sadece. Ayağa kalkan şahıs at arabalarını tamir eden bir tamirhanesi olan Bay Cooper'dı. Sakin bir adamdı. Başkası olsa küfürler ede ede çıkarırdı ama Bay Cooper muhtemelen öyle yapmazdı. Kömür karası adam hala gülüyordu. "Dışarı çık. Dua'yı bölüyorsun. Terbiyesizlik yapma." dedi. Adam sadece Bay Cooper'in yüzüne baktı. Sigarasından derin bir nefes aldı. Dumanı tamircinin yüzüne üflerken sigarayı ağzından aldı. Sonra çok ama çok hızlı bir şekilde Bay Cooper'a kafa attı. insanlar şaşkınlıklarını gizleyemezken adam ceketinin cebinden çıkardığı çakısını adamın karnına sapladı. Bir kereyle durmadı. Sapladıkça sapladı. Bayan Hapton dokuzuncu darbeden sonra bakamaz olmuştu. Bay Cooper yavaşça yere düştü. Adam sigarasının izmaritini tamircinin sırtına attı ve ayakkabısıyla söndürdü. İki tane genç adam hızlıca ayaklandı ve herifin üstüne doğru koştular. Siyah pislik hala sırıtıyordu. Üstüne gelen gençlerden birisinin karnına gelişine bir tekme attı. Öbürü ise yumruğunu herifin suratına geçirdi! Üç beş adım geriledi kırmızı ceketli adam. "Piçi öldür!" diye bağırdı kalabalıktan birisi. Herif hala gülüyordu. Genç, ikinci bir yumruk salladı ama adam çocuğun yumruğunu tuttu. Üzerine gelen bıçağı fark ettiğinde çocuğun gözleri korkuyla parladı ama bu, bıçağın boğazına saplanmasına engel olmadı. Bir iki kadın çığlık attı. Az önce karnına tekme yiyen çocuk ayaklandı, bu sefer daha çok erkek ona katıldı. Bu sefer o şerefsize gününü göstereceklerdi. Bu kadar adamla dövüşemezdi. Adamın üstüne üstüne yürüdüler. Herif hala gülüyordu.

"Bu kadar yeter Jack."

Bembeyaz yüzlü bir kadın içeri girdi. Kıpkırmızı bir cübbesi vardı. Kapşonu kapalıydı ve o... adamla konuşmuştu. Herkes kadına bakıyordu. "Peder." dedi. Bu sırada kadın bir elini kaldırdı ve kapı kapandı. Bir illüzyon mu yapmıştı? O kocaman kapı nasıl kapanmıştıki? Sonra aynı elinin parmaklarını şıklattı. Bir anda ortalık aydınlandı, meşaleler daha gür yanıyordu zira. "Işığıyla aydınlatan tek kilise alevler içindekidir." dedi. Elini pedere doğru çevirdi ve peder... uçmaya başladı? Neler oluyordu? Kimdi bu kırmızılı kadın. Peder nasıl uçabiliyordu? Herkes bunu izlerken adının Jack olduğu öğrenilen herif bir sigara daha yaktı. Elinde uzun bir çubuk vardı. "Cascading." çubuğu salladı ve bir patlama önünde onu dövmek için hazırda bekleyen adamların olduğu yer patladı. Bu sırada kırmızılı kadın pedere bir şeyler yapıyordu. Adamın... boğazını kesiyordu... uzaktan... dokunmadan...

Pederin boğazından fışkıran kan Bayan Haptonun suratını kırmızıya boyadı. Herkes kaçışıyordu. Kapılara koşuyorlardı ama bütün kapılar kilitlenmişti. Kimisi buldukları alet edavatla kadına ve zenciye karşı savaşmaya çalışıyordu ama olmuyordu. Komşusu Bay Hill kadın tarafından paramparça edilmişti. Başka birisini ise cayır cayır yakmıştı. Kapılar kilitliydi ve kilise yanıyordu. Bayan Hapton ve Bay Hapton akıllılık edip üst kata kaçmışlardı. Fakat alt taraf tam bir mezbahaydı. Yerlerde sürüklenen komşuları, alevlerle yakılan tanıdıkları garip gurup ışıklarla oradan oraya fırlatılan dostları... Bir kabus mu görüyordu Haptonlar? Böyle bir şey nasıl mümkün olabilirdi? Bay Hapton bir tabure buldu. Tabureyi kilisenin üst katındaki camlarından birine fırlattı. Cam tuzla buz olmuştu. Bu şekilde kaçabileceklerdi. İkinci kattan tutmuş karın üstüne düşmek can yakmazdı. "Hadi Jill, Damian küçük bir düşüş biz hemen arkanızdayız!" diye yüreklendirdi çocuklarını. Çocuklar babalarını dinlediler ve kırılmış pencereye doğru koştular. Damian öndeydi, Jill de arkalarında. Cama ulaşmak üzereydiler. Kurtulacaklardı. Jill zıpladı ve... havada asılı kaldı. Bayan Hapton kızı alevlerin içine atılırken acı bir çığlık kopardı. Kızının çığlıklarını duydukça bağırdı. Bay Hapton ise şok içinde izliyordu olanları. Jack isimli zenci üst kata çıkıp Damian'ı da aynı ateşin içine atana kadar yaşadığı şok geçmedi. Bir öfke patlamasıyla adamın üstüne yürüdü. Herifi kavradığı gibi yere yapıştırdı ve iki tane yumruk geçirdi. Herif kahkaha atıyor ve gülüyordu. Üçüncü yumruğu geçirecektiki Jack herifin kulağını ısırdı. Bir anda herifin üstüne çıktı. Bay Hapton'un kalbine bıçağını saplarken yüzündeki pislik gülümseme bir anlığına bile değişmemişti.

Kilise alevler içinde yanmaya devam etti. Bina yer yer çöktü. Bayan Hapton'unda içinde bulunduğu bir kısım İsa heykelinin ayaklarının altına toplanmıştı. Jack ve kırmızılı kadın başlarında bekliyordu. Çubuklarının ucundan çıkan şeyler ile bağlanmışlardı. Ne olduğunu anlamıyorlardı. Jack hepsini tek tek kaldırdı. Bıçağını en arkadaki çocuğun sırtına dayamıştı. "Yürüyün!" dedi. İtaat ettiler. Kilisenin arkasında onları bekleyen bir at arabası vardı. Pencereleri kapatılmış, kafesi andıran bir arabaydı bu. Arabayı daha önce görmedikleri bir hayvan çekiyordu. Kanatları olan bir ata benziyordu. Siyahtı ve kemikliydi. Korkunçtu. Jack hepsini tek tek arabaya bindirdi. Bir rüya olmasını umuyordu o arabaya binen herkes. Bir kabus. Fakat beyhudeydi umutları. Araba havalandı ve bulutlu İngiltere semalarında kayboldu. Bayan Hapton o günden sonra bir daha gün ışığını göremedi.

37
İlanlar / Carmilla Sanguina Eleman Arıyor
« : 06 Şubat, 2022 23:46:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yaptığımız işi biliyorsunuz. Tarafıma katılmak isteyen yetişkin veya öğrenciler farketmez atın özel mesaj.

38
NPC Karakterler / Ynt: NPC Karakter Listesi ve Başvuruları
« : 06 Şubat, 2022 12:05:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


[justify]NPC İsmi: Alannah Maria Muirghéal
NPC'nin Hogwarts Binası: Ravenclaw Mezun
NPC'nin Portresi: Alannah, Cwénhild'in yeğeni, kimi zaman kızı, kimi zaman ablası, kimi zaman annesi, kimi zamanda en yakın arkadaşı olmuş bir insandı. Doğumundan erişkinliğine kadar Cwénhild onun yanında oldu ve Alannah'ın İngiltere'de geçirdiği son dört yılı birlikte, Cwénhild'in Londra'da bulunan apartman dairesinde geçirdiler. Bu süre zarfında Alannah, Cwénhild'in bir çok kötü özelliğini törpüledi, alkol sorununu çözdü ve evi çekip çevirdi. Kendisi Ravenclaw binasına mensuptu ve üç sene boyunca vurucu pozisyonunda oynadı. Son yıllarına doğru zaten ileri seviye büyülerin yapımına ve doğalarına oldukça hakimdi. O yüzden vaktini okul derslerine çalışmak yerine kendi çalışmalarına harcadı. Hiç bir zaman söndürülemeyen meraklı bir yapısı vardı ve bunun sonucunda Hogwarts kütüphanesindeki neredeyse bütün kitapları okudu, okuyamadıklarına ise göz gezdirdi. Sınav sonuçları hiç ders çalışmaması ve kafası başka yerlerde olmasına rağmen oldukça üst düzeydi ve mezun olmadan bakanlığın ofislerinden ve çeşitli iş kollarından mektuplar aldı. Pek tabii bunları kabul etmedi ve kendi araştırmalarına devam etmek için okuldan onunla mezun olmuş bir arkadaşıyla küçük bir finansman topladı. Araştırmalarının İngiltere ayağı bitince birlikte Belçika'ya geçtiler. Kendilerinin geçişinden bir kaç hafta sonra Kanlı Balo olarak bilinen katliam yaşandı. Alannah'ın bu durumu öğrenmesi ve halasının ölümünü öğrenmesi olayların bitişinden iki hafta sonrasını buldu. Bu sırada Cwénhild Muirghéal cadı mahkemeleri tarafından yargılanmış ve kaçmıştı. Cenazeden ve Cwénhild'in ona bıraktıklarını toparladıktan sonra Belçika'ya geri döndü. İçindeki öfke pek tabii dinmiyordu. Ayrıca dinmek bilmeyen Carmilla dedikoduları ilgisini çekmiyor değildi. İngiltere kaynayan bir kazandı ve nedense orada olmak zorundaymış gibi hissediyordu.
NPC'nin Kurgudaki Yeri: No Spoilers.
NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: Kimseye açık değil. Duruma göre GM kullanımına bırakılabilir.

39
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 05 Şubat, 2022 13:13:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ahh, soğuk hava. Güzel güzel yağan kar ve uçsuz bucaksız insanın görüşünü kısıtlayan, mekan ve zaman algısından kopartan güzel yasak orman. Kimler kimler geçti senin içinden kimler kimler gizemlerini keşfetme gayesiyle dallarının arasında yitip gitti. Merak her şeyin başıydı belkide. İnsanlar için bu kadar gizemli bir mekan olmasan bu kadar çekici olmazdın, özelliğini kaybederdin. Bu çocuklar için bir iddia bir cesaret gösterisi için kullanılmazdın. Ares o gece buraya gelmezdi, Carmilla ile karşılaşmazdı. Canı yanmazdı. Bu olaylar bir domino taşı gibi yıkılıp bu çocukların buraya gelmesine sebep olmazdı. Sadece merakları ve gerçeğe olan açlıkları yüzünden ölümün dibine kadar girmezlerdi. Sadece bir kaç saniyeyle, ölüm ve yaşamın ayrıldığı kutsal çizginin kopmasından kurtulmuşlardı. Neyseki, neyseki bunu anlayacak kadar kafaları çalışıyordu. Midesi düzelen çocuk bir takım sorular sordu. Bu sorulardan anlaşılıyordu bu gece niçin burada oldukları. Ares ile olan düellosu duyulmuştu demekki. Eh en azından öğrencilerde umut vardı. Bir kısmında tabiki. Hepsi Ares gibi kulaktan kulağa dolaşan bilgilere inanmamışlardı, gerçeği kazıyıp çıkarmak istemişlerdi ama bunu yaparken tehlikeli ve yasak bir kazı alanına girmişlerdi. Sırf bu yüzden, aptal bir çocuğun inadı yüzünden ölmemiş olmalarına sevindi. Büyücü sosyetesinin geleceğiydi bu üç çocuk. Ön saflarda savaşacaklardı, belki öleceklerdi, ölmeyenler ise küllerinden bu dünyayı tekrardan inşa edecekti. Carmilla bütün dünyayı yaktığında bu çocuklar bu ateşi söndürecek ve çiçekleri tekrar ekeceklerdi. Onları sulayacak ve çocuklarının bu çiçeklerin etrafında oyunlar oynamasına izin vereceklerdi. Çünkü o zaman korkmayacaklardı. O zaman korkacak bir şey olmayacaktı. Zira korkmaları gereken her şey o çocukların koşuşturduğu sokakların altına bizzat kızıl bir kadın tarafından gömülecekti.

"Sadie Rosemary Caldecott. Ölmek zorundaydı. Bunu anlayamazlar." Hemfikirdi. Bu çocuklara bu kadının ölme sebebinin geri dönüşünü ilan etmek ve bakanlığı harekete geçirmek olduğunu açıklayamazdı. Bakanlığı üzerine çekip güçlü bir bakanlık yaratmaktı amacı. O güçlü bakanlık hiç bir zaman yaratılamadı. Zira tarihin en güçlü en vasıfsız bakanlığından bunu yaratmak Carmilla için bile zordu. Zaten Sihir Bakanı olacak zat geçenlerde tüm bu olanların üstüne güzelce sıçıp üstüne tüy dikmişti. "Onu öldürmeliydik." Belki. Belki kızıl saçlarına aklar düşmüş kadın haklıydı. Şu an görevde olan Sihir Bakanı'nı öldürmek büyücü toplumuna yapacağı en büyük hizmet olabilirdi. Bunu aklının bir kenarına not etti. Başa geçecek kişi kim olabilirdi. Bunu düşünüyordu. Seth Carter. İyi bir adaydı. "Fazla yumuşak, fazla barışçıl." Doğru. Belki Twinkle olabilirdi. Lakin onun burnunun dibinde büyümüştü avcılar. Yetersiz istihbarat ekibinin günahını onlarca günahsız büyücü ödemişti. "Herr von Motke." diye fısıldadı kadın. Fakat bu da olumsuz bir adaydı. İngilizler bir Alman tarafından yönetilmeyi asla kabul etmezlerdi.

Biraz hışırtı. Biraz gürültü. Sonra tanıdık bir ses. "Meredith?" diye fısıldadı Cwénhild. Zihnin ona ayrılmış kısmından. Meredith bu bedenin tanıdığı biriydi. Bu bedenin elinde pişmiş bir seherbazdı. Ona zaman ayırmıştı. Boleyn ailesiyle ilgili dertlerini dinlemişti. Yetenekli ama zayıf kişiliği olan birisiydi, böyle hatırlıyordu. Sonra bir başka tanıdık ses. Bir başka tanıdık görüntü ve onu takip eden iki seherbaz daha. Boleynlerden bir tanesi daha buradaydı. "Aptal olan." Cwénhild Muirghéal onu da hatırlıyordu belli belirsiz. Kendisinden yaşça büyük ve daha tecrübeli bir seherbazdı. Fakat sadece bundan ibaretti. Meslekte ilerleyememiş ve yerinde saymış, sözde işi yeni seherbazlara öğretmesi gerekirken onlardan bir şeyler öğrenen bir adamdı. Baş Seherbaz Yardımcısı olduğunda ekibinde istemediği insanlar listesinin başında duruyordu bu adam. Zaten bu aptallığını bir kaç dakika içinde kanıtlayacaktı ama ona biraz daha vardı. "Gitmemize izin verecekmiş, hah."

Önce Meredith harekete geçti. Kadına sarılmak gibi bir davranış yapmaya çalıştı. Ölmediğinden umudunu kesmemek falan. Uğraşması gereken şeyler gerçekten bu muydu? Koskoca Seherbazlık Ofisi, bir kadının ölümü yüzünden bu kadar yıkılmış olmamalıydı. Oradaki herkes tehlikeleri bilerek oraya gidiyordu. Ölmek o işin bir parçasıydı. Cwénhild Muirghéal ölmüştü, bunu kabul edip bir daha böyle şeyler yaşanmasını önlemek yerine bir kadının arkasından yas tutamazlardı. Böyle bir lüksleri olamazdı. Böyle lüksleri olursa işte bu olurdu. Başkaları onların yerine işlerini yapardı. Yapacak başka birileri olmazsa da bu çocuklar burada ziyan olup giderlerdi. Meredith'i üzerinden bir paçavra gibi itti. Bu sırada da araya midesi bozulmuş çocuk girdi. İsminin Eadwig olduğunu ve bir Boleyn olduğunu birazdan öğrenecekti. Boleyn çocuğu çok güzel konuşmuştu. Bu sözlerin kendi ağzından değilde bir öğrencinin, geleceğin ağzından çıkması çok güzeldi. Yaptığı şeylerin boşuna gitmediğini bilmek güzeldi. Bu nesil belliki çürük çıkmıştı, ama bu çocukların yetiştireceği nesil ümit vadediyordu.

Eadwig'ten sonra diğer çocukta onu savundu. Gözlüklü olan ise put gibi duruyordu. Belli ki grubun pısırığı oydu. Zaten cübbesine bakınca pek şaşırılacak bir şey değildi bu. Seherbazlardan sonra sahneye bir başkası daha çıktı. Pek tabii geç olmuştu kendisinin sahneye tefriş edişi. Yine aynı sorunlar yine aynı beceriksizlikler burada da kendini belli ediyordu. Sessizce adamı dinledi. En azından seherbazlara kıyasla daha mantıklı konuşuyordu. Çaktırmadan da suçu çocuklara iteliyordu tabii. Yok çok uzakmışta bilmemne. Çocukların rehine olduğuyla ilgili bir laf çıkmıştı ağzından ama bu tamamen yanlıştı. Bu çocuklar rehine falan değildi. Bu çocuklar başı belaya girmiş çocuklardı. Eğer bütün bu drama yaşanmasaydı. Carmilla çocukları güvenli bir yere kadar eşlik edip kendi işine bakacaktı fakat bakanlık... eh işleri bok yoluna sürmekte bir dünya markası olduklarını tekrar kanıtlamışlardı. Adam çocukları kendi tarafına çekmek için bir büyü yaptığında karşılık vermedi. Dediğinde haklıydı. Çocukların güvenliği buradaki en önemli şeydi. Fakat kendi güvenliğini de düşünmeliydi. Bu seherbazların buradan elini kolunu sallaya sallaya gitmelerine izin vereceğini düşünmüyordu. Pek tabii gidişini engelleyecek güven özveri ve tecrübe yoktu kendilerinde ama yinede bir şeyleri deneyeceklerdi işte ki denemişlerdi de, savaşmak istemiyorum diyip cesetleri kaldırmaya çalışmak. Hemde muggle cesetlerini. Öfkelenmişti. Bir büyücü nasıl kendini muggleların arkasına saklayabilirdi! Önce Hogwarts Profesörü'ne döndü. "Lütfen çocukların güvenliğini sağlayın. Onlar bizim geleceğimiz. Sizde onları eğiten parlak insanlarsınız. Sizlere bir şey olmasını istemiyorum. Ares'e gelecek olursak, kendisine saldırmaması için defalarca uyarıda bulundum, kaçmasını bir çok kez söyledim ama dinlemedi. Bulunduğumuz konum göz önüne alınırsa onunla olan savaşımızı erken bitirmek zorunda kaldığım için biraz... ekstrem yöntemler kullanmak zorunda kaldım. Zira bu ormanda neler var bilmiyoruz ve bizim gürültümüz yüzünden o çocuğun ölmesini istemedim. Cesur bir çocuk ona lütfen iyi bakın." dedi ve seherbazlara döndü.

Önce bir adım attı seherbazlara doğru. Kaldırılan cesetler bir hayli keyfini kaçırmıştı. "Öncelikle her birinize iyi geceler. Meredith, Apollo ve diğerleri. Bakanlığın buraya gönderebildiği takım buysa durum gerçekten vahim demektir. Lütfen kısıtlı kaynaklarınızı doğru kullanın. Mesela bu avcıların buraya nasıl girdiğini biliyor musunuz? Yardımcı olayım. Onlarla olan ilk savaşlarımda kendilerinin safında olan büyücülere rast geldim. Bu ne demek, sevgili öğrenciler bilmiyorsanız onu da anlatayım. Bildiğimiz bütün güvenlik duvarlarını kırabilirler. Hogwarts'a mı girmek istiyorlar kendi saflarına çektikleri bir büyücü bütün kilitleri açabilir. Bakanlığa mı girmek istiyorlar, kendi saflarına çekecekleri bir büyücü bu işi kolaylıkla halledebilir. Şimdi bu durumda ne yapılması gerekir diye sormamız lazım. A; Bir aptal gibi balolar düzenleriz, güvenliklerimizi kontrol etmeyiz ve ölümle aramızda duran tek kişiyi kıstırdığımızı sanıp bütün suçu ona yıkarız.(buradan sonrasını Sonorus kullanarak söylüyor ablamız) B; İŞİMİZİ YAPARIZ VE BU AVCILARIN TEPESİNE ÇÖKERİZ! BİRBİRİMİZİN DEĞİL! SİZİN BENİMLE KAYBETTİĞİNİZ BU VAKİTTE ADAMLAR KİM BİLİR NELER İCAT EDİYOR KİM BİLİR NE TÜR PLANLARLA BİZİ NEREDEN VURMAK İÇİN UĞRAŞIYOR! KENDİNİZE GELİN VE GERÇEK DÜŞMANINIZI GÖRÜN VE BİR DAHA ASLA AMA ASLA KARŞIMDA MUGGLELARI KULLANMAYIN! SİZLER BÜYÜCÜSÜNÜZ KENDİ GÜCÜNÜZÜN FARKINA VARIN VE BU KOKUŞMUŞ CESETLERİN ARKASINA SIĞINMAYIN! GİTMEME İZİN VERECEKSİNİZ HA ŞUNUN FARKINDA DEĞİLSİNİZ SANIRIM SİZ BENİ BURADA KISTIRDIĞINIZI DÜŞÜNÜYORSUNUZ AMA ESAS KÖŞEYE SIKIŞMIŞ OLAN SİZLERSİNİZ!"

"FURIAFLAMMA!"


Yaratacağı aslan şeklinde alev ile ne çocukları nede seherbazları hedefleyecekti. Bizzat kendi elleriyle öldürdüğü avcıların cansız bedenlerini kül edecekti. Seherbazların ve profesörün bu ateşi kontrol etmeye çalıştıkları sürede de cisimlenip gidecekti buradan. İşini halletmiş gelecek için güzel tohumlar ekmişti daha fazla vakit kaybetmenin anlamı yoktu. Su uyurdu ama düşman uyumazdı.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 8, total 8

40
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 04 Şubat, 2022 17:27:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Korku.

Çocukların gözlerinde yeşermeye başlayan korku bedenlerini istila etmeye başlamıştı. Bütün kasları ve düşünceleri bir bir korkuya teslim olurken sadece izledi Carmilla onları. İzledi ve korkmalarına izin verdi. Korku insan duygularının en güçlüsüydü. İnsan korktuğu anda ya en güçlü halini ortaya çıkarırdı yada en zayıf en aciz tarafı tarafından tüketilirdi. Bu çocuklar şu an tüketiliyordu. Bir tanesi konuşmayı unutmuştu. Gözlüklerine sıçrayan kan yeterli olmuştu bunun için. Bir tanesi, grubun en önünde duranın, bünyesi kaldırmamıştı gördüklerini. Koku, parçalanmış cesetler, taze taze fışkırmış sıcak kan ve ölümün üzerine batırılmış korku çocuğun midesinin iflas etmesi için yeterli olmuştu. Keyifsiz bir görüntüydü kusan bir beden. Rahatsızlığını belli etmedi Carmilla. "Salatalık doğrar gibi boğaz kesiyorsun ama biraz sindirilmiş yemek mi canını sıktı?" Haklı bir serzenişti bu. Ancak kızıl saçlarına aklar düşmüş kadınında bildiği bir gerçek vardı. Kan, parçalanmış et ve kırılmış kemikler iyi pişmiş bir yemekten daha çok karşısına çıkar olmuştu. Doğrular ve gerçeklerden bahseden çocuk kusarken bir diğeri lafa girdi.

"Bu en azından konuşmasını unutmamış."

Konuşan çocuğun gözlerinin içine içine baktı. Saklamaya çalıştığı korku oradaydı. Görebiliyordu. Fakat giydiği cübbenin hakkını veriyordu çocuk. Korkmasına rağmen konuşmaya devam etti. İşte aranan cesaret buydu. Ares'in yaptığı gibi deli cesareti değildi bu. Doğru kullanılan, zekayla birleştirilmiş bir cesaretti bu. Zor zamanlarda bu çocukları kurtaracak olan buydu. Büyücü ırkını koruyacak ve yüceltecek olan cesaret işte buydu. Çocuk konuşurken yüzünde beliren gülümsemeyi saklayamıyordu. Çocuk konuşmaya devam etti. Bu sırada gözlerinin bir anlığına kadının arkasındaki çalılıklara seyirdiğini fark etti Carmilla. Arkalarındaki vahşi bir yaratık olsa bu kadar sessiz olmazdı hatta muhtemelen saldırıya geçmişti. Bekçiler, seherbazlar yada daha fazla öğrenci? Belli etmedi. Bir avcının en tehlikeli olduğu zaman avının onun farkında olmadığı zamandı ve arkasındaki şey her neyse şu an ona karşı aptalı oynayacaktı. Çocuğun teşekkürünü başıyla karşıladı. Kanlanmış elbisesi bazı şeyleri kolaylaştırmıyor olsa da bu gerçekten kabul ettiği bir teşekkürdü.

Gryffindor binasının mensubu olan çocuk sözlerini bitirince derin bir nefes aldı. Asasını yavaşça cübbesinin içine soktu. Bu sırada elini çocuklara doğru kaldırmıştı, bir zarar vermeyeceğini belli etmek amacıyla. Tabii ölümüne korkan çocuklar bunu başka anlayabilirlerdi o yüzden tetikte olmak her zaman iyiydi. Başka öğrencilere de 'ders' vermek istemiyordu zira. Yavaşça adımlamaya başladı. Kusan çocuğa doğru. Bu sırada da lafa girdi. "Gerçek. Nedir gerçek? Şu an senin sırtına koyduğum elimi hissediyorsun. Bu gerçek midir? Belki de böyle hissetmen için yaptığım bir büyünün sonucudur, kim bilir? Gerçek değişkendir." dedi. Çocuğun sırtına koyduğu eliyle yaptığı büyü sayesinde midesi sakinlemiş olacaktı çocuğun. Sonra o elini çocuktan çekti ve bordo gözlüklü çocuğun gözlüklerini kendine doğru getirdi. Havada süzülen gözlüklerin çerçeveleri ve camı kan içinde kalmıştı. Basit bir parmak hareketiyle temizledikten sonra çocuğun titreyen ellerine geri dönmesini sağladı gözlüklerin ve en sonunda 'cesur' çocuğa döndü.

"Öğrendiniz mi okulun çevresinde neler olduğunu? Avcıların büyücü sosyetesinin en güvenilir diye savunduğu yerin dibine kadar girdiğini ve bakanlığın ruhunun duymadığını?" Çocuğa doğru yürüdü ve omzuna dokundu. "Karışmamak için geç kaldınız." kanla boyanmış suratının arkasındaki gözlerini çocuğun gözlerinin içine kitledi. "Genç adam, hepimiz doğduğumuz andan itibaren bu işe karıştık. Siz istesenizde istemesenizde. Onlar sizi karıştıracak. Dedikodular dedin, anlat bakalım."bir ricadan ziyade emir verir gibi konuşmuştu.

41
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Sevgisiz Büyümüş Bir Kadın
« : 04 Şubat, 2022 16:39:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Şimdilik vedalaşma zamanı."

Yavaşça oturduğu yerden kalktı. Kızının anlına bir öpücük kondurdu ve bayılttığı arkadaşının yanına doğru yürüdü. "İstediğim ikinci şey ise Mirabelle." dedi yürürken. "Gwyndolin sana emanet, onun kalbi bizimki gibi değil. Benim yaşadığımı ve neler yaptığımı öğrenirse kaldıramayabilir, çok üzülür. Ona iyi bak. Yemek ayırt etme, uslu olmaya çalış. Kendini asla ama asla ezdirme. Doğru olduğunu düşündüğün şeyleri savun ama asla bir zorba olma. Bana ulaşmaya çalışma ben seni bulacağım." dedi. Sonra asasını çekti ve Gwyndolin'in bayılmadan önceki son bir kaç dakikasını sildi. Böylece kadın gördüğü kızıl cadıyı unutacaktı. Sonra kendi mezarına döndü. Garip hissettirdiği kesindi. Sonra sola baktı. Annesinin mezarına baktı. Elini kaldırdı ve yavaş yavaş bir yumruğa dönüştürdü. Yumruk kapandıkça mezar taşı çatladı ve en sonunda parçalandı. "Dediklerimi unutma, kızım. Dikkatli ol, seni seviyorum."Arkasını dönmeden cisimlenip gitti. Kızının göz yaşlarını görmesini istemedi zira.

42
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Sevgisiz Büyümüş Bir Kadın
« : 04 Şubat, 2022 13:55:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]"Gitmeliyiz."

Kafasının içinde yankılanan ses elzem gerçeği kadının yüzüne yüzüne çarpmıştı. Kızının soracak çok fazla sorusu vardı ve hepsi zamanla cevaplanacaktı. Lakin bu buluşmaya ayırdığı süre dolmak zorundaydı. Zira bir kaç gündür izini sürdüğü avcı takımı kurduğu tuzağa düşmek üzere olmalıydı ve tekrar onları elinden kaçırmak kabul edilemezdi. Kızının yanağını okşadı.

"Ben, biz bütün bunları senin gibiler, çocuklarımız, geleceğimiz savaşmak zorunda kalmasın diye yapıyorum." dedi. Bu laf ağzından çıktıktan sonra kızıl saçlarına aklar düşmüş olan kadın girdi araya. "Durmayacak, o da senin gibi bir asi!"Haklıydı, bu küçük kızı hayatı boyunca izlemişti ve kesinlikle durmayacaktı. Hatta sırf bu saatten sonra annesinin dikkatini çekmek için bile boyundan büyük işlere kalkışabilirdi.

"Onu eğitebiliriz."

"Saçmalık. O daha çocuk."


Belki de eğitilebilirdi. Sonuçta Muirghéal kanı taşıyordu. Alannah'a ileri seviye lanetleri ve tılsımları öğretmesi bir iki hafta sürmüştü, kendi kızında da bu potansiyel neden olmasındı?

"Fakat durmayacaksın, biliyorum. Bende durmazdım. O yüzden sana kendini nasıl savunacağını öğreteceğim. İki şey istiyorum sadece. Birincisi asla ama asla benim kızım olduğunu kimseye söylememelisin, hiç kimseye Mirabelle. Avcılar, bakanlık, ödül avcıları, intikam peşinde olanlar. Düşmanım çok, bana ulaşmak için seni kullanırlar. Söz ver bana tamam mı? Hiç kimse, Gwyndolin bile!"

43
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 03 Şubat, 2022 20:35:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
BU RP +18'DİR HASSAS OLANLARIN OKUMAMASI ÖNERİLİR.


[justify]"Crucio."

Asasından çıkan ışık çocukla buluştuğu anda çığlıklar ormanın dört bir yerine yayıldı. Çocuk karların üzerinde cayır cayır kıvrınırken acı içinde Carmilla duygusuz bir ifadeyle 'derse' devam ediyordu. Bu çocuğun bugün burada canının yanması gerekiyordu. Ancak bu şekilde gerektiği zaman kaçmayı öğrenebilirdi. Kendisinin hiç bir zaman öğrenemediği bir şeydi bu ve sonuçlarını parmaklarıyla, kanıyla ve hayatıyla ödemişti. Bir öğrencinin intikam uğruna ölmesini istemiyordu. Zira onun gibi gençlere ve cesur büyücülere ihtiyaç yakındı. Gereken bütün intikamları o alırdı. Çığlıklar yavaş yavaş kesildi. Çocuğun gözleri yavaşça kapanırken Carmilla, kulağına doğru eğildi ve fısıldadı. "Küllerinden doğduğun gün. Hepsinin küle çevireceğiz. Nefes al ve yaşamaya devam et ve peşimden gel."

Yaşanan olayın üzerinden geçen bir haftalık süre keyif kaçırıcıydı. İsminin Ares olduğunu öğrendiği çocukla olan düellosu bir takım şeyleri tehlikeye sokmuştu. Şöyle ki; Yasak Orman'da pusuya düşürüp katlettiği avcılar daha büyük bir grubun parçasıydılar. Bir kolunu Birmingham civarlarında kıstırıp halletmişti. Yasak Orman'da düşürdüğü grup ikinci parçaydı. Lakin üçüncü grubu elinden kaçırmıştı. Ares'i bayılttıktan neredeyse hemen sonra gelen Hogwarts sakinleri onu kaçmaya zorlamıştı. İki bekçi ve basit bir profesörden korktuğu için olmamıştı bu. Yasak Orman, tehlikeli bir yerdi ve orada onlarla uğraşması demek dikkat çekmesi demekti. Kendisini gelebilecek tehlikelere karşı koruyabilirdi ama o davetsiz misafirleri koruyabileceğinden emin değildi, gereksiz zaiyat vermemek için taktiksel bir geri çekilme yapmıştı sadece. Fakat bu geri çekilmenin de sonuçları olmuştu. Zira elinden kaçırdığı grup Charing Cross civarında takılan goblinlerin yarısını doğramıştı. Kadın, avcıların düşürdükleri bir iki flama sayesinde aynı grup olduğunu anlamıştı. Biraz iz, biraz sağı solu soruşturma ve biraz şans derken grubun izini bulmuş ve şu an karşısındaki sandalyeye çırılçıplak bağlanmış adamı ele geçirmişti. Şimdi biraz sohbet etme zamanıydı.

Oturduğu yerden kalktı ve adamın çenesini tuttu. Sert bir şekilde sıkıyordu. Diğer eliyle ağzının içine tıktığı flamayı aldı ve herif küfürler etmeye başladı. Elinin tersiyle attığı bir tokat adamın susması için yeterli oldu. "Öldüğünü biliyorsun değil mi? Buradan hiç bir şekilde canlı çıkamayacağını biliyorsundur umarım." dedi adama. O sırada odanın içinde bir tur attı ve masanın üzerindeki puro bıçağını aldı. İki tarafı bıçaklı ortasında kocaman delik olan bir tür bıçaktı bu. Puroyu içine koyup tek el hareketiyle kapattığınız bıçaklar puroyu güzelce kesiyordu. Sağlam olanları ise purodan daha sert ve organik olan şeyleri kesmek içinde kullanılabilirdi. Puro bıçağını aldı ve adamın baş parmağına geçirdi. "Bizim ırkımızın yapabildiği bir takım büyüler var. Mesela öldürme laneti gibi. Yeşil bir ışık ve püf. Öldün. Acı çekmeden uykuya dalar gibi öldün." dedi. Sonra puro bıçağını yavaşça sıktı. Adamın etine değdirdi ve biraz daha bastırdı sadece kan dökülecek kadar. "Bir de işkence lanetimiz var. Bütün kemiklerinin yerinden söküldüğünü sonra dikenli tellerle bağlanarak tekrar takıldığını düşün. Bütün etlerini kızgın demirlerle dağlayıp yerinden çekip çıkardığımızı düşün. Tırnaklarını kerpetenle tek tek çektiğimi sonra onları parmaklarına çivilerle tekrar çaktığımı düşün. İşte böyle bir acı." Adamın parmağından akan kan yavaşça süzüldü ve bir kaç damlası kurumuş ahşap zemine düştü. "Nasıl öleceğin senin elinde. Düşünmen için biraz zaman vereceğim." dedi ve var gücüyle bıçağı kapattı. Önce adamın çığlıklarını duydu, sonra yere düşen parmağın çıkardığı ses yankılandı, o sesi de dökülen kanın sesi kapattı. Herifi kan kaybından öldürmek istemiyordu o yüzden kendi baş parmağının ucuyla herifin kopmuş parmağının olduğu yerdeki açık yarayı dağladı ve odadan çıktı.

Adamın çığlıklarının dinmesi uzun sürmüştü. Beklediğinden dayanıksız çıkmıştı sanki bu avcı. Eh, işi daha kolaylaşıyordu ama eğlenceli kısmı kısa sürecekti anlaşılan. Odanın kapısını tekrar açtı. Herifin gözlerindeki korkuyu görebiliyordu. "Güzel." kafasının içindeki ses tatmin olmuştu. Lakin daha fazlasını istiyordu. Carmilla da öyle. Adama yaklaştı. "Ekibiniz. Nereye gidiyorlar?" diye sordu. Herif tabiki cevap vermedi. Hatta kadının ayakkabılarına doğru tükürdü. Ayağını geri çekerek pislik bir insanın pisliğinden kurtardı kendini Carmilla. Elini kaldırdı. Adam sandalyeyle birlikte ayağa kalktı. Baş aşağı çevirdi sandalyeyi ve kendine doğru yaklaştırdı. Bu sefer puro bıçağını adamın ayağının orta parmağına geçirdi ve hiç oyalanmadan sağ ayağının ortanca parmağını aldı. Kopan parmak ve parçalanan etin sesiyle eş zamanda çığlık atmaya başladı adam. Parmak yere düşmeden Carmilla'nın avucunun içine süzüldü ve kadın avucunun içinde yaktığı bir ateşte yaktı parmağı. Yanık et kokusu odayı doldururken. Çığlık atan adam tekrar düz hale getirildi. "Acıkmışsındır. Saatlerdir buradasın." çığlık atmaktan ağzı kapanmayan avcının boğazına soktu parmağı. Sonra eliyle çenesini kapattı ve parmağı yuttuğundan emin oldu. "Hastalıklı orospu!" elinin tersiyle bir tokat daha attı herife. "Soruma cevap ver, yeni hedefiniz neresi?" Boncuk boncuk terlemiş adam biraz düşündü. Hala inliyordu ve kanıyordu. Çok vakti kalmamış gibiydi. Adama düşünme fırsatı vermek istemedi. Elini yatay bir şekilde sağdan sola savurdu ve herifin serçe parmağını da aldı. Sonra soldan sağa aynı hareketi yaptı ve kalan parmakları da ayaklarının dibine düştü. Ellerini kaldırdı. Odayı aydınlatan bütün mumlar söndü sadece bir tanesi odayı belli belirsiz aydınlatıyordu. Avcının Carmilla'yı görebileceği kadar. Kadının ellerini kaldırmasıyla birlikte adam sandalyeyle birlikte tekrar yükseldi. "Napıyorsun, NAPIYORSUN!" diye bağırdı adam. Kadın ellerini açtı ve herifin sandalyesi parçalandı lakin adam hala süzülüyordu. Yere düşen tahta parçalarını bir araya getirdi ve parmağını şıklattı. Az önce sandalye olan tahtalar yanmaya başladı. İstifini bozmadan adamı yavaşça aşağı indirdi ve cayır cayar yanan ateşe oturttu. Çığlıklar yayılmaya başladı odaya yanık et kokusuyla birlikte. Çırpınıyordu ama kadının gücünden kaçamıyordu. Kaçamayacaktıda. "Öldür artık beni! ÖLDÜR!" Kadın sessizce izledi. Yavaş yavaş tutuşuyordu adam. Tutuşmasına izin vermeden kaldırdı adamı. Yanmakta olan bir kaç yerini söndürdükten sonra herifi odanın bir tarafına bir paçavra gibi attı. Yavaş adımlarla yaklaştı adama. Gözlerindeki korkuyu görebiliyordu. Yorgunluğunu da. Asasını çıkardı. "Cruc-"

"ORMANA GİDECEKLER. CESETLERİ ALMAYA. ÖLDÜR BENİ ARTIK. YALVARIRIM."

Kadın adamın dileğini yerine getirdi. Diffindo ile önce bileklerini kesti. Sonra ayak bileklerini. En son boğazını parçaladı. Bunları özellikle yavaşça yaptı. Avcının kesildiğini hissetmesi için özenle, sevgiyle kesti. Etinin nasıl ikiye ayrıldığını duyduğundan emin oldu. Boğazı parçalanıp gözlerinden yaşam kararırken son hissettiği şeyin acı olduğundan emindi. Kanla yıkanmış bedeni odanın bir tarafına attı ve az önce yaktığı ateşin odayı tüketmesine izin verdi. Oda yanarken o da apar topar hazırlandı. Yasak Orman'a girmek kolay bir iş değildi. Lakin gece olması işleri biraz kolaylaştırıyordu kabul etmişti bunu. Hogsmeade'e cisimlendi. Oradan da henüz sessiz olan barakaya yollandı. Barakanın içinden açtığı tüneli kullanarak ormana giriş yaptı. İçi bir tuhaf oldu. Uğultular ve hışırtılar onu bile rahatsız ediyordu. Cesetleri nerede bıraktığını hatırlıyordu. Bu orman düşünüldüğünde bu zor bir şeydi ama cesetlerin olduğu yer at adamların habitatlarından biriydi ve bir önceki hayatında Gwyndolin isimli bir kadınla at adamları ziyaret eden bir öğrenciyi hatırlıyordu. Çok uzun zaman önce, bambaşka bir hayatta.

Sessiz ama hızlı adımlarla, bir çok karanlık noktadan ve ağaçtan kaçınarak at adamların olduğu yere gelebildi. Fakat karşılaştığı manzara pek keyifsizdi. Çok ama çok keyifsiz. Avcıları bulmuştu. Arbaletleri, o aptal flamaları ve üzerilerinde taşıdıkları gereksiz bir çok ekipman ile pusuya yatmışlardı. Pusuya yatmışlardı zira üç tane öğrenciyi gözlüyorlardı. Çocuklar kendi aralarında konuşurken bir tanesi ilk saldırıyı yapmaya hazırlanıyordu. Hemen harekete geçti. Kızıl bir yıldırım gibi çökmeliydi üstlerine. Nişan almış avcıya attığı büyü herifin bağırsaklarının dışarı dökülmesi suratiyle ölmesini sağladı ama okun yaydan çıkmasına engel olamadı. Neyse ki herif oku düşerken atmıştı da en öndeki sarı saçlı çocuğun ayaklarının dibini vurabilmişti anca. Çocuklar dikkat kesilirken diğer avcılarda dikkat kesildiler ve kızıl kadını gördüler. Üç tane ok üzerine hücum etti. Eliyle hepsini durdurdu ve önüne geçme gafletini gösteren avcının boğazını bir çırpıda kesti. Sonra herifin cesedini havalandırıp üzerine gelen iki tane oktan korunmak için kullandı. Bu sırada ağaçlar hışırdıyor, çocuklar bir şeyler olduğunu anlıyorlardı. Asalarını çekmişlerdi bile. Çabuk olmalıydı. "Kaç Edgar!" diye bir ses yükseldi avcılar arasında. "Oh, hayır. Kaçamayacak." diye fısıldadı Carmilla ve asasını çekti. Seslenen avcıya doğru attığı yıldırım herifi tam suratından vurdu. Yüzü kızaran adamın öldüğünden emin olmak için ayakkabısının topuğuyla gırtlağına sertçe basıp boynunu kırdı ve devam etti. Diğer avcı cesetlerin olduğu yere düştü bir ağaç köküne takılarak. Çocukların önüne çıkmak istemiyordu ama başka seçeneği yoktu. Avcıyla çocukların tam arasına cisimlendi. Avcının can havliyle attığı oku saptırdı ve sağ eliyle herifi yukarı kaldırdı. "TANRIM. SENİN IŞIĞINLA DOĞDUM VE SANA GELİYORUM. KRALLIĞINDA B-" boğazı kesilirken sözlerine devam edemedi. Cansız bedenini diğer leşlerin arasına attıktan sonra arkasını döndü.

"Sizin bu saatte burada olmamanız gerekmiyor mu? Ormanda her türlü tehlike var görebildiğiniz üzere."

44
Karakter Talepleri / Ynt: Patent Başvuru ve Talepleri
« : 03 Şubat, 2022 01:22:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İcat Türü : Büyü

Büyü Tipi : Lanet

Büyünün Adı : Caedis Lucerna

Büyünün Detaylı Anlatımı : Kullanıcı asasını düz bir şekilde tutar ve büyülü sözleri söyler. Asanın ucundan çıkan (yıldırımı andıran) saf, yıkıcı enerji hedefe doğru gider. Kullanıcı büyüyü kesmediği sürece enerji akımı devam eder. Büyü temasa geçtiği her şeye zarar veren yıkıcı bir enerji akımıdır. Büyülü kalkanlar, yapılar, canlılar farketmez. Kanalize edilmiş yangın/patlama gibi düşünülebilir. Kullanıcı büyüyle kalkanları patlatabilir (kalkanın gücüne bağlı) binaları yıkabilir ve canlılara ağır hasar verebilir, ölümlerine sebep olabilir. Basitçe Voldemort'un son filmde kullandığı büyünün kızılı işte abi. Asamdan lazer atcam.


[youtube]https://youtu.be/ek5qMsXHtU8[/youtube]

Bunun kızılı.

[youtube]https://youtu.be/-_LPRnPZmsI[/youtube]

Sağdakinin.

45
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Sevgisiz Büyümüş Bir Kadın
« : 03 Şubat, 2022 00:55:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Bizim olsa da o hala küçük bir kız çocuğu. Bütün bu vahşeti kaldıramıyor oluşu normal." diye fısıldadı kulağına içindeki ses. Önceki hayatı boyunca kızıyla nasıl karşılaşacağını düşünmüştü. İlk kez bir araya geldiklerinde ne konuşacaklarını. Nedense Mirabelle'in ona kızacağını onu kabul etmeyeceğini düşünmüştü hep. Zaten bütün hayatı boyunca karamsar olmuştu, lakin bu konuda tünelin ucunu hep karanlık görmüştü. O tünelin ucu bambaşka bir yere çıkmıştı. Karanlık bir yerdi ama o karanlık anne kızın bağ kurduğu bir karanlıktı.

Kızının kiliseye daldığını duyunca garip hissetti. Her hareketiyle kendisinin küçük kopyası olmayı başarıyordu. Güldü. Uzun zamandan sonra ilk kez güldü kadın. Gülmek ona çok yakışıyordu. Lakin gülmeyi unutacak kadar uzun zaman olmuştu gülmeyeli. Kızın sorusuyla bu gülüş ufak ufak kaybolsa da tamamen kaybedilmediğini bilmek rahatlatıcıydı.

"Carmilla ve ben. İkimizi ayrı düşünmemelisin. Şu an hem benimle hem de onunla konuşuyorsun. O benim anılarıma ve gücüme sahip bende onun anılarına ve gücüme. Bu birleşme sayesinde kurtuldum. O bana hayat verdi ve bende ona hayat verdim. Bunu sana tam olarak nasıl açıklarım bilmiyorum ama bundan daha açık olamam. " sonra bir an duraksadı. Sadece kızına baktı, gözlerini ve saçlarını izledi. Yavaşça sarıldı. Başını göğsüne bastırdı ve öptü. "Seni terk ettiğim için özür dilerim. Sana annelik yapmaya cesaret bulamadığım için özür dilerim. Bıraktığım için pişman olmadığım tek bir gün bile olmadı."

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 8