BU RP +18'DİR HASSAS OLANLARIN OKUMAMASI ÖNERİLİR.
[justify]
"Crucio."Asasından çıkan ışık çocukla buluştuğu anda çığlıklar ormanın dört bir yerine yayıldı. Çocuk karların üzerinde cayır cayır kıvrınırken acı içinde Carmilla duygusuz bir ifadeyle 'derse' devam ediyordu. Bu çocuğun bugün burada canının yanması gerekiyordu. Ancak bu şekilde gerektiği zaman kaçmayı öğrenebilirdi. Kendisinin hiç bir zaman öğrenemediği bir şeydi bu ve sonuçlarını parmaklarıyla, kanıyla ve hayatıyla ödemişti. Bir öğrencinin intikam uğruna ölmesini istemiyordu. Zira onun gibi gençlere ve cesur büyücülere ihtiyaç yakındı. Gereken bütün intikamları o alırdı. Çığlıklar yavaş yavaş kesildi. Çocuğun gözleri yavaşça kapanırken Carmilla, kulağına doğru eğildi ve fısıldadı.
"Küllerinden doğduğun gün. Hepsinin küle çevireceğiz. Nefes al ve yaşamaya devam et ve peşimden gel."Yaşanan olayın üzerinden geçen bir haftalık süre keyif kaçırıcıydı. İsminin Ares olduğunu öğrendiği çocukla olan düellosu bir takım şeyleri tehlikeye sokmuştu. Şöyle ki; Yasak Orman'da pusuya düşürüp katlettiği avcılar daha büyük bir grubun parçasıydılar. Bir kolunu Birmingham civarlarında kıstırıp halletmişti. Yasak Orman'da düşürdüğü grup ikinci parçaydı. Lakin üçüncü grubu elinden kaçırmıştı. Ares'i bayılttıktan neredeyse hemen sonra gelen Hogwarts sakinleri onu kaçmaya zorlamıştı. İki bekçi ve basit bir profesörden korktuğu için olmamıştı bu. Yasak Orman, tehlikeli bir yerdi ve orada onlarla uğraşması demek dikkat çekmesi demekti. Kendisini gelebilecek tehlikelere karşı koruyabilirdi ama o davetsiz misafirleri koruyabileceğinden emin değildi, gereksiz zaiyat vermemek için taktiksel bir geri çekilme yapmıştı sadece. Fakat bu geri çekilmenin de sonuçları olmuştu. Zira elinden kaçırdığı grup Charing Cross civarında takılan goblinlerin yarısını doğramıştı. Kadın, avcıların düşürdükleri bir iki flama sayesinde aynı grup olduğunu anlamıştı. Biraz iz, biraz sağı solu soruşturma ve biraz şans derken grubun izini bulmuş ve şu an karşısındaki sandalyeye çırılçıplak bağlanmış adamı ele geçirmişti. Şimdi biraz sohbet etme zamanıydı.
Oturduğu yerden kalktı ve adamın çenesini tuttu. Sert bir şekilde sıkıyordu. Diğer eliyle ağzının içine tıktığı flamayı aldı ve herif küfürler etmeye başladı. Elinin tersiyle attığı bir tokat adamın susması için yeterli oldu.
"Öldüğünü biliyorsun değil mi? Buradan hiç bir şekilde canlı çıkamayacağını biliyorsundur umarım." dedi adama. O sırada odanın içinde bir tur attı ve masanın üzerindeki puro bıçağını aldı. İki tarafı bıçaklı ortasında kocaman delik olan bir tür bıçaktı bu. Puroyu içine koyup tek el hareketiyle kapattığınız bıçaklar puroyu güzelce kesiyordu. Sağlam olanları ise purodan daha sert ve organik olan şeyleri kesmek içinde kullanılabilirdi. Puro bıçağını aldı ve adamın baş parmağına geçirdi.
"Bizim ırkımızın yapabildiği bir takım büyüler var. Mesela öldürme laneti gibi. Yeşil bir ışık ve püf. Öldün. Acı çekmeden uykuya dalar gibi öldün." dedi. Sonra puro bıçağını yavaşça sıktı. Adamın etine değdirdi ve biraz daha bastırdı sadece kan dökülecek kadar.
"Bir de işkence lanetimiz var. Bütün kemiklerinin yerinden söküldüğünü sonra dikenli tellerle bağlanarak tekrar takıldığını düşün. Bütün etlerini kızgın demirlerle dağlayıp yerinden çekip çıkardığımızı düşün. Tırnaklarını kerpetenle tek tek çektiğimi sonra onları parmaklarına çivilerle tekrar çaktığımı düşün. İşte böyle bir acı." Adamın parmağından akan kan yavaşça süzüldü ve bir kaç damlası kurumuş ahşap zemine düştü.
"Nasıl öleceğin senin elinde. Düşünmen için biraz zaman vereceğim." dedi ve var gücüyle bıçağı kapattı. Önce adamın çığlıklarını duydu, sonra yere düşen parmağın çıkardığı ses yankılandı, o sesi de dökülen kanın sesi kapattı. Herifi kan kaybından öldürmek istemiyordu o yüzden kendi baş parmağının ucuyla herifin kopmuş parmağının olduğu yerdeki açık yarayı dağladı ve odadan çıktı.
Adamın çığlıklarının dinmesi uzun sürmüştü. Beklediğinden dayanıksız çıkmıştı sanki bu avcı. Eh, işi daha kolaylaşıyordu ama eğlenceli kısmı kısa sürecekti anlaşılan. Odanın kapısını tekrar açtı. Herifin gözlerindeki korkuyu görebiliyordu.
"Güzel." kafasının içindeki ses tatmin olmuştu. Lakin daha fazlasını istiyordu. Carmilla da öyle. Adama yaklaştı.
"Ekibiniz. Nereye gidiyorlar?" diye sordu. Herif tabiki cevap vermedi. Hatta kadının ayakkabılarına doğru tükürdü. Ayağını geri çekerek pislik bir insanın pisliğinden kurtardı kendini Carmilla. Elini kaldırdı. Adam sandalyeyle birlikte ayağa kalktı. Baş aşağı çevirdi sandalyeyi ve kendine doğru yaklaştırdı. Bu sefer puro bıçağını adamın ayağının orta parmağına geçirdi ve hiç oyalanmadan sağ ayağının ortanca parmağını aldı. Kopan parmak ve parçalanan etin sesiyle eş zamanda çığlık atmaya başladı adam. Parmak yere düşmeden Carmilla'nın avucunun içine süzüldü ve kadın avucunun içinde yaktığı bir ateşte yaktı parmağı. Yanık et kokusu odayı doldururken. Çığlık atan adam tekrar düz hale getirildi.
"Acıkmışsındır. Saatlerdir buradasın." çığlık atmaktan ağzı kapanmayan avcının boğazına soktu parmağı. Sonra eliyle çenesini kapattı ve parmağı yuttuğundan emin oldu.
"Hastalıklı orospu!" elinin tersiyle bir tokat daha attı herife.
"Soruma cevap ver, yeni hedefiniz neresi?" Boncuk boncuk terlemiş adam biraz düşündü. Hala inliyordu ve kanıyordu. Çok vakti kalmamış gibiydi. Adama düşünme fırsatı vermek istemedi. Elini yatay bir şekilde sağdan sola savurdu ve herifin serçe parmağını da aldı. Sonra soldan sağa aynı hareketi yaptı ve kalan parmakları da ayaklarının dibine düştü. Ellerini kaldırdı. Odayı aydınlatan bütün mumlar söndü sadece bir tanesi odayı belli belirsiz aydınlatıyordu. Avcının Carmilla'yı görebileceği kadar. Kadının ellerini kaldırmasıyla birlikte adam sandalyeyle birlikte tekrar yükseldi.
"Napıyorsun, NAPIYORSUN!" diye bağırdı adam. Kadın ellerini açtı ve herifin sandalyesi parçalandı lakin adam hala süzülüyordu. Yere düşen tahta parçalarını bir araya getirdi ve parmağını şıklattı. Az önce sandalye olan tahtalar yanmaya başladı. İstifini bozmadan adamı yavaşça aşağı indirdi ve cayır cayar yanan ateşe oturttu. Çığlıklar yayılmaya başladı odaya yanık et kokusuyla birlikte. Çırpınıyordu ama kadının gücünden kaçamıyordu. Kaçamayacaktıda.
"Öldür artık beni! ÖLDÜR!" Kadın sessizce izledi. Yavaş yavaş tutuşuyordu adam. Tutuşmasına izin vermeden kaldırdı adamı. Yanmakta olan bir kaç yerini söndürdükten sonra herifi odanın bir tarafına bir paçavra gibi attı. Yavaş adımlarla yaklaştı adama. Gözlerindeki korkuyu görebiliyordu. Yorgunluğunu da. Asasını çıkardı.
"Cruc-" "ORMANA GİDECEKLER. CESETLERİ ALMAYA. ÖLDÜR BENİ ARTIK. YALVARIRIM."Kadın adamın dileğini yerine getirdi.
Diffindo ile önce bileklerini kesti. Sonra ayak bileklerini. En son boğazını parçaladı. Bunları özellikle yavaşça yaptı. Avcının kesildiğini hissetmesi için özenle, sevgiyle kesti. Etinin nasıl ikiye ayrıldığını duyduğundan emin oldu. Boğazı parçalanıp gözlerinden yaşam kararırken son hissettiği şeyin acı olduğundan emindi. Kanla yıkanmış bedeni odanın bir tarafına attı ve az önce yaktığı ateşin odayı tüketmesine izin verdi. Oda yanarken o da apar topar hazırlandı. Yasak Orman'a girmek kolay bir iş değildi. Lakin gece olması işleri biraz kolaylaştırıyordu kabul etmişti bunu. Hogsmeade'e cisimlendi. Oradan da henüz sessiz olan barakaya yollandı. Barakanın içinden açtığı tüneli kullanarak ormana giriş yaptı. İçi bir tuhaf oldu. Uğultular ve hışırtılar onu bile rahatsız ediyordu. Cesetleri nerede bıraktığını hatırlıyordu. Bu orman düşünüldüğünde bu zor bir şeydi ama cesetlerin olduğu yer at adamların habitatlarından biriydi ve bir önceki hayatında Gwyndolin isimli bir kadınla at adamları ziyaret eden bir öğrenciyi hatırlıyordu. Çok uzun zaman önce, bambaşka bir hayatta.
Sessiz ama hızlı adımlarla, bir çok karanlık noktadan ve ağaçtan kaçınarak at adamların olduğu yere gelebildi. Fakat karşılaştığı manzara pek keyifsizdi. Çok ama çok keyifsiz. Avcıları bulmuştu. Arbaletleri, o aptal flamaları ve üzerilerinde taşıdıkları gereksiz bir çok ekipman ile pusuya yatmışlardı. Pusuya yatmışlardı zira üç tane öğrenciyi gözlüyorlardı. Çocuklar kendi aralarında konuşurken bir tanesi ilk saldırıyı yapmaya hazırlanıyordu. Hemen harekete geçti. Kızıl bir yıldırım gibi çökmeliydi üstlerine. Nişan almış avcıya attığı büyü herifin bağırsaklarının dışarı dökülmesi suratiyle ölmesini sağladı ama okun yaydan çıkmasına engel olamadı. Neyse ki herif oku düşerken atmıştı da en öndeki sarı saçlı çocuğun ayaklarının dibini vurabilmişti anca. Çocuklar dikkat kesilirken diğer avcılarda dikkat kesildiler ve kızıl kadını gördüler. Üç tane ok üzerine hücum etti. Eliyle hepsini durdurdu ve önüne geçme gafletini gösteren avcının boğazını bir çırpıda kesti. Sonra herifin cesedini havalandırıp üzerine gelen iki tane oktan korunmak için kullandı. Bu sırada ağaçlar hışırdıyor, çocuklar bir şeyler olduğunu anlıyorlardı. Asalarını çekmişlerdi bile. Çabuk olmalıydı.
"Kaç Edgar!" diye bir ses yükseldi avcılar arasında.
"Oh, hayır. Kaçamayacak." diye fısıldadı Carmilla ve asasını çekti. Seslenen avcıya doğru attığı yıldırım herifi tam suratından vurdu. Yüzü kızaran adamın öldüğünden emin olmak için ayakkabısının topuğuyla gırtlağına sertçe basıp boynunu kırdı ve devam etti. Diğer avcı cesetlerin olduğu yere düştü bir ağaç köküne takılarak. Çocukların önüne çıkmak istemiyordu ama başka seçeneği yoktu. Avcıyla çocukların tam arasına cisimlendi. Avcının can havliyle attığı oku saptırdı ve sağ eliyle herifi yukarı kaldırdı.
"TANRIM. SENİN IŞIĞINLA DOĞDUM VE SANA GELİYORUM. KRALLIĞINDA B-" boğazı kesilirken sözlerine devam edemedi. Cansız bedenini diğer leşlerin arasına attıktan sonra arkasını döndü.
"Sizin bu saatte burada olmamanız gerekmiyor mu? Ormanda her türlü tehlike var görebildiğiniz üzere."