17 Nisan, 2026 08:34:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Son İletiler

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10
21
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« Son İleti Gönderen: Nora Gray 21 Mayıs, 2023 14:24:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
En taş kalpli gözü dönen bir insanın bile kalbi olduğuna en açık örneğiydi bu. Belki de zaman için de duygular köreliyordu ama yine orada bir yerdeydiler işte orada duruyorlardı. Belki de sadece açığa çıkmayı bekliyorlardı orada bir yerde saklandıkları yerde. Fakat acıyı köreltmek daha zordu onca duygu varken ona sığınmak onun yok olmasını güçleştiriyordu. Belki de o yaşlı kurdun tutunduğu şey buydu, onu yok etmek yerine ona sımsıkı tutunmuş ve yok olmasını engellemiş bu da etrafına ateş gibi düşmesine neden olmuştu. Genç cadı bütün bildiklerini anlatmıştı genç cadıya ve ona söylenen ismi bile vermişti. Cadı ismi duyduğunda tekrar etmişti şaşkınlık ile. Demek küçük d'Ibelin bile bilmiyordu gerçi Balian bilseydi Sophia'yı muhakak ona söylerdi ki bu küçük cadı nereden bilsin.  Cadının sözüne küçük bir gülümseme gönderdi, ilgi çekici? Aslında daha derinlere inmeyi genç kadın da isterdi, daha ne gibi sırları vardı o kızıl saçlı güzel kadınla ve böyle bir adamı nasıl bu kadar çok etkilemeyi başarmıştı. Aşk denilen şey demek ki herkes için vardı en zarifinden en taş kalplisine kadar peki ya kendisi için? Birisi tarafından terk edilmişti zaman yarasını kapatırken ve karşısına yeni birini çıkarmışken bu sefer de o genç kadını aldatmıştı. Kendisini hiç bir zaman şanslı hissetmemişti belkide anca peri masallarında olurdu böyleleri.

Cadının artık gitmeliyim sözünü duyduğunda genç kıza gülümseme gönderdi. Arkasında ki yastığı yavaşça düzelttikten sonra yaslandı, cadının kapıya gitmişken geri dönmesi dikkatini çekmişti ne soracaktı tekrardan gerçi cadının sormasını beklediği bir soru da yok değildi. Cadıdan çıkan ilk sözcükleri duyduğunda tek kaşını kaldırdı. Gerçi genç cadı da bunun yanlış bir başlangıç olduğunun farkına varıp tekrardan cümlesine başlamıştı. Nora'nın beklediği soru buydu işte babamla aranda ne var? Bakanlıkta son derece bir birlerine samimiydiler ve bu durum bilmeyenler için oldukça dikkat çekiyordu özellikle de bu kişi genç cadı için babasıysa. Bu cümle genç kadını kendi geçmişine götürmüştü. Annesini başka bir adamla samimi bir şekilde gördüğünde annesi ile yalnız kaldığında sormuştu aynı cümleyi "Anne o adamla aranda ne var?" kıskançlıktan onun ki bariz bir şekilde. Babasının ölümünü zaten çok zor kabul etmişti genç cadı kimsede üzerinde durmamıştı bir gece ansızın gelen bu ölümü. Annesinin üzerinde ki baskıları da biliyordu. Gray ailesinin katı kuralları vardı belki de kadın kurtulmak için bu gibi bir yol bulmuştu kendince ama kızının kıskançlığı ve bazı geçen olaylar bu yeni filizlenecek aşka engel olmuştu.  Genç kadın düşüncelerinden sıyrılıp bakışlarını genç cadıya çevirdi. "Bay d'Ibelin yani baban ile çok uzun süredir arkadaşız" dedi genç cadı. O kelimenin altında onlarca şey yatıyordu sadece arkadaş kalmamışlardı daha ileriye de gitmişlerdi ama şuan ki konumları arkadaştı. "Öyle Hogwarts'a kadar bir geçmiş değil tabi ki de ama uzun bir geçmiş bizimki bir birimize iyi dostta olduk daha ileriye de gittik ama sonuç olarak iyi bir arkadaşlık bizim ki" dedi genç cadı. "Benim yerine baban olsaydı gözümü kırpmadan aynısını yapardım" dedi genç cadıya. Zaten gittiği görev başlı başlına bir sorundu ve bunu bile bile kabul etmişti. Geçmişin hatırası mıydı buna sebep olan yoksa geçmişten kalan kırıntılar mıydı?

RPG SONU
22
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« Son İleti Gönderen: Locomotor 21 Mayıs, 2023 14:16:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
21 Mayıs 2023 - Haftanın Ödülleri Kazananı

-FB- Eski defterler - Yazar: Uldin Buzkurdu TIK (Haftanın Çocukluk Anısı)
23
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« Son İleti Gönderen: Locomotor 21 Mayıs, 2023 14:15:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
14 Mayıs 2023 - Haftanın Ödülleri Kazananları

bu hafta boş çıktı, F.
24
Duyurular / Ynt: Haftanın Ödülleri Sistemi ve Arşivi
« Son İleti Gönderen: Locomotor 21 Mayıs, 2023 14:14:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
7 Mayıs 2023 - Haftanın Ödülleri Kazananları

İhanet - Yazarlar: Nora Gray, Balian d'Ibelin TIK (Haftanın Mafya Arc'ı)
25
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« Son İleti Gönderen: Darren Shan 20 Mayıs, 2023 20:36:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

"Oraya zaten cisimlenerek gittik aslında girişi bende tam bilmiyorum içerisi büyük tablolar ile çevirili ve Adras ile onun ikizi olan Andasın beraber geçirdikleri zamanın fotoğrafları var" duyduğu bu cümlelerden sonra, Lilith için işler iyice ilginç bir hal almaya başlamıştı. Cadının anlattıklarına bakılırsa, planlanan bu öldürme girişimi arkasında daha derin aile sırlarını gizliyor gibiydi. Adras'ın ölen ikiz kardeşini biliyordu genç seherbaz adayı, ölümü yada ölümünden önceki yaşamı hakkında pek bilgi sahibi değildi. Babasının ne kadarını bildiğini merak etmişti Lilith, buradaki işi bitince soluğu direkt onun yanında alacaktı. "Andas'ın çok gençken öldüğünü duymuştum, bu konu hakkında Baş Seherbaza bilgi vermeyi ihmal etmemek lazım." derken odada konuşulan her bir kelimenin not edildiğinden emin olmak için havada süzülen not defterine bir göz attı. Bu sırada Nora anlatmaya devam ediyordu tabi, "Öyle ailevi portreler değiller geçen olayları simgeleyen, resmedilen resimlerdi. Her biri özenle hazırlanmış ve ışıklarla bulundukları yerlerde duruyordu daha sonra kızıl bir kadın vardı. Anahtar olan oydu, çok güzel, beyaz tenli, kızıl saçlı bir kadın. Adının Sofia olduğunu öğrendi ve Adras bana kim olduğunu söyledi. Kendi biricik sevgilisiymiş aslına bakarsan çoğu şeyi bunun için yapıyormuş. Bana hikayesini anlattı acıklı bir aşk hikayesi kim derdi ki o adamın bile bir kalbi olduğunu" işte bu cidden atlanmayacak bir bilgiydi. Adras ve aşk... Aşk denilen duygunun bir insanı ne kadar derine sürükleyebileceğinin canlı örneğiydi belki de Adras. Lilith'in daha yeni merak saldığı bir duyguydu bu. Lilith hayretle açılan gözleri ile, konuşmasını bitiren cadıyı süzerken, ikinci bir şokla dudaklarından "Sofia mı ? " sorusu döküldü daha sonra. Aile soy ağacında olmayan bir isimdi bu. "İhtiyarın geçmişi cidden ilgi çekici olmalı." yorumunun ardından öğrenmesi gerekenleri tamamladığını "Verdiğiniz bilgiler için teşekkürler bayan Gray. Ben artık işimin başına döneyim." cümleleriyle belli edecekti.

Nora'dan gelen sıcak gülümseme, nedense fazla samimi gelmişti. 'Nereden geliyor bu samimiyet bayan kırmızı ruj?' diye sordu içinden, kadının babasıyla olan yakınlığını hatırlamadan edemedi. Baş Seherbaz olarak sorumlulukları vardı evet ama canının tehlikede olduğunu duyduğu bu kadın için düşünmeden harekete geçiyor oluşu daha farklı bir anlam içeriyordu sanki. Lilith nefret etmişti bu anlamdan. Kapıdan çıkmak üzereyken, içine dolan nefretin verdiği cesaret ile sormak istedi "Bay d'Ibelin ile..." hayır böyle başlamayacaktı sorusuna "Babam ile aranızda ne var ? " keskin bakışlarını, sorusunun cevabını verecek olan kadına sabitlemişti.
26
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« Son İleti Gönderen: Nora Gray 20 Mayıs, 2023 13:58:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Daha önce bu kadar büyük bir işe girişmiş miydi genç cadı bilmiyordu. Son cadı avcılarına karşı verilen savaşa gitmeyi saymazsa bakanlığın ona verdiği görevleri yerine getiriyordu sadece. Bakanlık mührü taşıyan mektubu geldiğinde oyuncaklarını da hazırlayıp her seferinde gönderildiği yere gidiyor daha sonra da istenileni yapıyordu. İlk zamanlarda hatta bakanlıktan azar yediği bile olmuştu, bir kaç ajan için not düşülenleri göz ardı etmiş ve sadece kendisi gitmişti göreve sonucu ise üsleri öğrendiğinde genç cadıya övgü yerine bir kaç aza göndermişlerdi. Cadı kendi en iyi bildiği şeyi yapıyordu her zaman, aklına ne yatarsa onu. Gittiği o görevler belki kendi dışında diğer ajanlar da gidebilirdi bir kaç kişilik ama kendisi her zaman tek çalışırdı. Başka bir kişiye bürünüp bam başka kişiler olurdu. Belki de bunun etkisi de vardı bu ricayı kabul etmesine, hayatında ki küçük küçük görevlere uzun ve anlamlı bir görev katmak istiyordu. Sadece bunu teklif eden kişi için değildi bu kendisi içindi de. Aile dramının etkisi de değildi daha başkaydı, aile dramından yola çıkarak konseyi, bakanlığı hatta İngiltereyi etkiliyordu bu görev bundan iyisini başka nerede bulabilirdi ki. Tabi ki de kendisini de riske atmalıydı zaten hayatında yaptığı mesleklerin hepsi riskli değil miydi daha Hogwarts zamanında kendisini riske atmayı öğrenmiş arkadaşı için iksir profesöründen kurtboğan iksirleri çalmıştı daha sonra büroda stajyerliği ve tabi orduya katılıp yüzbaşı rütbesine kadar aldığı terfiler. Bütün hayatı pamuk ipliğine bağlı geçmemiş miydi genç cadının şimdi yaşıyor oluşu bile genç cadıya göre büyük şanstı. Yunanistana ikinci defa giderken kesin burada bitecek gözü ile bakıyordu ama istediğini almadan bitiremezdi. Bir keresinde Hogwarts'ta yasak ormanda küçük ne olduğu belli olmayan bir yaratığı alıp odasında bakmıştı. Küçük yaratık yaralıydı ve genç cadı onu iyileştirmek için herkesten saklamıştı. O yaratığa bakarken de yakalanmıştı, okuldan atılmadığı için şanslıydı ama inatçı kişiliği başına dert olmuştu. Küçük yaratığı asla bırakmamıştı yine de, oda arkadaşı da onun tarafına geçmiş müdürün odasında bulmuştu soluğu. Persephone ile böyle iyi arkadaş olmuşlardı aslında, odadayken sadece bir birleri ile arada sırada konuşur selamlaşırlardı fakat bu olaydan sonra ikisi de en iyi dost olmuşlar beraber çalışmışlar beraber büroda staj yapmışlardı ve yine beraber iş yapıyorlardı ta ki onu yaralayana kadar. Arkadan vurma bu değil de neydi, Nora bunda ters giden bir şeylerin olduğunu düşünüyordu Persephone ona zarar vermezdi ama şimdi vermişti.

Genç cadı arkadaşına bakarken küçük cadının notları en baştan okuduğunu gördü. Leonardo ise cadıyla ikisini yalnız bırakmak için dışarı çıkmıştı. Onun üzerinde ki kanlı gömleği görmüştü genç cadı olaylara bakılacak olursa genç kadını hastaneye yetiştiren oydu. Nora bayıldıktan sonra ne olduğunu bilmiyordu bunu ya Balian'a yada Leonardoya soracaktı gerçi Balian'ın şuanda işinin başından aşkın olduğunu biliyordu. Genç cadının sesini duyduğunda bakışlarını yine ona yöneltti. Cadının aklına takılan bir şey vardı demek, kadın ne biliyorsa hepsini anlatmıştı oysa ki. "Adrasın sakladığı bir yer demek" dedi genç cadı kendisine hazırlanan mükemmel bir tuzağın girişiydi. "Oraya zaten cisimlenerek gittik aslında girişi bende tam bilmiyorum içerisi büyük tablolar ile çevirili ve Adras ile onun ikizi olan Andasın beraber geçirdikleri zamanın fotoğrafları var" dedi genç cadı daha sonra odayı hatırlamaya çalıştı. "Öyle ailevi portreler değiller geçen olayları simgeleryen, resmedilen resimlerdi. Her biri özenle hazırlanmış ve ışıklarla bulundukları yerlerde duruyordu daha sonra kızıl bir kadın vardı. Anahtar olan oydu, çok güzel, beyaz tenli, kızıl saçlı bir kadın. Adının Sofia olduğunu öğrendi ve Adras bana kim olduğunu söyledi. Kendi biricik sevgilisiymiş aslına bakarsan çoğu şeyi bunun için yapıyormuş. Bana hikayesini anlattı acıklı bir aşk hikayesi kim derdi ki o adamın bile bir kalbi olduğunu" dedi genç cadı.
27
Rusya / Ynt: -FB- Eski defterler
« Son İleti Gönderen: Uldin Buzkurdu 20 Mayıs, 2023 03:12:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
2.Part

Sabahın erken saatlerinde, Uldin uyanıp iki kat giyinerek hızlıca dışarıya çıktı. Kafasında bir fikir vardı ve bu fikir sayesinde Ağabeyinin zorbalıklarından uzun süre kurtulacağını umuyordu. Tüm hayatı onun somurtkanlığı ile geçmişti, hayır Uldin kendisini kanıtlayacaktı, kimse onun hakkında ileri geri konuşamazdı. Beklediği gibi abisi henüz sürüyü hazırlıyordu, Uldin'i fark edince. Ona döndü ve derince esneyerek;

“Git buradan Uldin, aptallıklarına ihtiyacım yok”
“Buraya geldim çünkü sürüleri ben güdeceğim”
“Bunu nasıl başaracaksın peki? sağa sola asanı sallayarak mı?”
“Sen yapıyorsan ben de yapabilirim değil mi?”
“Değil.”
“Korkuyorsun demek.”
“Öyle mi? öyle mi? e hadi bakalım görelim seni çömez çocuk.”

Dedi ve sürüyü bırakıp buzlu ormanlara doğru yürümeye başladı, Uldin onları birkaç kez seyretmişti ne kadar zor olabilirdi ki? ahırın içerisine doğru yürüdü önce üç basamaklı merdiveni ittirerek atın yanına getirdi, sonra eline aldığı eyeri basamaklara çıkarak ata yerleştirdi, gerçekten ağırdı. Önce diğer tüm eşyaları yerine yerleştirdi, kendisi için ekstra bir kıyafet de almıştı. Çitin kapılarını açtı ve hemen atın üzerine çıktı, atın eyerini tuttu ve diğer eliyle kamçıyla yavaşça atın kıçına vurdu ve at sakince yürümeye başladı. Sürünün yanından ilerliyordu, ne tarafa gideceklerine karar vermek için üzerlerine sürüyor ancak bu fayda etmezse ip ile bağladığı en öndeki ren geyiğinin ipini çekiyordu. Sürüyle birlikte epey yol aldı, şimdi buradan bakınca artık köy gözükmüyordu. Attan kendisini sarkıtarak indi şimdi Sıra onları gözetlemekteydi, hiç gözlerini ayırmıyordu çünkü Ren geyikleri başına buyruk hayvanlardı. Sürü karların ve likenlerin altında, ağaçların diplerinde ki yosunları ve çeşitli otları yiyordu. Her şey tıkırında işliyordu değil mi? Elbette hayır. Aradan epey vakit geçmişti ve geri dönme zamanı yaklaşmıştı ki Uldin kendisinden beklenenden belki fazlası olarak uzaklardan gelen bir hareketlenmeyi fark etti. Evet bu bir kurt sürüsüydü, ren geyiklerine saldırmak için harekete geçmişler ve sürü halinde ani bir saldırı gerçekleştiriyorlardı.
Bu duruma göz bebekleri kocaman açılmış minik çocuk

"Yo hayır!" Diye tekrar ede ede bir çıkar yol bulmaya çalıştı. En sonunda yine kendisinden beklenebilecekten fazlasını akıl etti. Kurtlar iyice yaklaştığında atın eyerinden bir bıçak aldı sonra atın kıçına vurdu ve hızlıca sürünün en arkasına doğru koşmaya başladı, sürü çoktan panik olmuştu. Hareketlenmeye başlayan ren geyiklerinden birinin ipini çekerek onu durdurdu ve
"Bağışla beni!" Diyerek onun atar damarına bıçağı sapladı. Yakaladığı bir diğer geyiğin üzerine kendini atarak boynuzlarından tutundu. Sürü ivmeleniyordu, epey hızlandıklarında bakışlarını arkaya çevirdi, Kurtlar geyiği paralarken anlaşılan sürüden birini feda etmek işe yaramıştı. Öte yandan işin kötü tarafı, epey zaman geçmiş ve sürü dağılmıştı. Sadece Uldin ve bu geyik dışında hiçbiri etrafta görünmüyor daha da kötüsü minik çocuk nerede olduğunu bile bilmiyordu.

Uldin geyikten indi, yanında ki çantadan çıkardığı ip ile onu boynuzlarına asarak tutup çekiştirmeye başladı ve bir ağaca bağladı, önünde etrafı ormanla çevrilmiş buz tutmuş bir göl vardı. Orada bulunan bir taşın üzerine oturup dizlerine çekilip sindi.

"Ne yapacağım ben? Ne kadar aptalım, abim haklıymış, burada ölüp gideceğim, ölmeliyim de! Sonunda benden kurtulacaklar."



Gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı, içi bir alev deryası gibi parlayan bu çocuğun çaresizliği, ölüm kadar acıydı ona hayır ölümden daha fazlası. Yanağından her akıp giden yaşın yansımasında sevdikleri vardı. Böyle devam ederse kısa süre sonra bu paniğe dönüşecek ve bu çocuk çok sürmeden ölecekti...Ancak o anda, o derin çaresizliğin içinde bir şey oldu. Yine kendisi kadar acı bir yakarış duydu minik kulakları. Nedendir bilinmez korkmadı bu sesten, bu sese ve onun sahibine kendisini yakın hissetti, hayır o bizzat kendisi gibiydi. Burnunu çeke çeke sesin kaynağına doğru yürüdü. Karların arasında bembeyaz tüyleri ile bir kurt gördü hemen birkaç adım ötesinde ise ölen annesini... bir kurt nasıldır bilinmez burada can vermiş, geriye ise yavrusu kalmıştı. Yavru onun başında ağlar gibi iniltiler çıkarıyordu. Çocuk ona yaşlı gözlerle baktı, içi parçalandı; dizlerine çöküp küçük yavruyu kollarının arasına aldı.

"Sen de tıpkı benim gibisin..."

Uldin'i yaşatacak olan şey buydu, kendisi için değil, başkası için hayatı pahasına mücadele etmek. Başka canlar alma pahasına olsa bile...
Ancak şimdi ne yapacaktı? Kurt’un ne zaman öldüğünü bilmiyordu bu yavrunun ne kadar zamandır aç olduğunu kestiremiyordu. Kurdu yere bıraktı ve çantasını kurcalayıp işe yarar bir şeyler bulmaya çalıştı, abisi her yola çıkışında yanına neler alıyordu? Küçük Bir kürek, İki yanı yaprakla sarılmış kuru bir peksimet buldu. Güzel iki gün ona yetecek kadar vardı. Tahtadan ve bakırdan birer kupa buldu, bununla ne yapabilirdi? Daha çok ip, kendi yedek kıyafeti, sargı ve içki. Eğer yaralanırsa bir şey deneyebilirdi. Kupayı eline aldı, düşündü düşündü... Sonunda bir fikir aklına geldi, onun için çok çılgınca bir fikir. Ağacın yosununu kemiren ren geyiğinin yanına gitti ve dizlerine çöküp kupayı iki bacağının arasına sıkıştırarak geyiğin memelerini tuttu ve onu sağmaya çalıştı.
Bu onun epey zamanını harcadı desek yalan olmazdı.

"Hadi N'olur! Benden esirgeme!" Diye geyiğe kızıp duruyordu. Ancak en sonunda bunu başardı ve bardağın bir kısmını doldurabilecek kadar onu sağdı.
Hemen yavruya döndü ve elini de altına koyarak ona sütü içirdi, yavru uysal davrandı. En azından onu doyurabildiği için memnundu ancak hava kararmaya başlamıştı, artık bir ateşe ve barınacak bir yere ihtiyacı vardı ayrıca gece yarısı hem geyik hem kendisi saldırıya uğramamalıydı. Kısa süre düşündü ve aklına yine bir fikir geldi, ancak bu saldırıya karşı çok koruyucu olmayacaktı. Oralarda bulunan kardan ve buzdan bir tepeyi küreği ile kazmaya başladı, küreğin arka tarafı ise kazmaydı. Yaklaşık iki saat boyunca kazdı, şansı yaver gitti ve bu tepe arkasına daha geniş bir yere açıldı geyiğini bile buraya sokabilir ve ona sarılarak ısınabilirdi. Yavruyu da çantasının içinde tutarak (tabi çantayı kapatmıyor) kucağında gezdirmeye başladı. Toplayabildiği kadar kuru ot, dal parçası, kozalak vs. Topladı. Bunları da elbisesi ile kurulamaya çalıştı, hepsini derleyip toplardı. Gün son ışıklarını dağıtıyordu. Abisinin eşyalarının yansıra Uldin'in yanında asası vardı, ancak o henüz hiçbir büyüyü bilmiyordu. Uldin, defalarca kez ateş yakmaya çalışıp başaramadı bu durumda asasını kullanmaya çalıştı. Asasını savururken kıvılcımlar fırlattığını vs. hayal ediyordu. Peki başaralı oldu mu?
Evet birkaç kez etrafına değişik olaylar yaşattıktan sonra asasından kıvılcım çıkarabilmeyi başardı. Ateşi tutuşturdu. Uldin bunun üzerine kupasına kar doldurdu ve bu kupayı ısıtmaya başladı. Keşke eriyen karı depolayabilseydi, ancak bu kısmen mümkündü. Eriyen karın suyunu içti, bir kez daha eritti. Ren geyiği, kurt ve Uldin sığınanın kısmen içinde uyumaya başladılar. Çocuğun şansı yaver gitti herhangi bir saldırı ile karşılaşmadı ve gece kar yağmadı. Eğer kar yağsaydı açtığı çukurun içi dolar ve ölürdü.

Tüm bunların sabahında kendisi de ölmediğine hayret ederek çevresine bakındı. Hem geyik hem de yavru kurt yaşıyordu. Güzel, şimdi yapması gereken yolunu kaybetmeden çevrede dolaşarak daha iyi fırsatlar aramasıydı veya dönüş yolunu. Uldin geceden erittiği suyun ve yaktığı ateşin hâlâ durduğunu gördü, elbette ateş sönmek üzereydi ama o az ısısı suyun tekrar donmasını engellemişti. Uldin suyu içti ve hazırlanıp yola koyuldu. Avare avare dolaştı ama nafile, hiçbir iz veya fırsat yoktu. Bu böyle birkaç gün sürdü, ateş yaktı, kar eritti, geyik sağdı, sığınak yaptı. Saldırıya uğramadı ancak birkaç kez uyurken karla kaplandığı ve ateşin söndüğü oldu, bu sebepten ötürü uyanıp duruyordu ki vücudu da artık buna alışmıştı o istesin istemesin hayatta kalmak için gece birkaç saatte bir uyanıveriyordu. Bazen geceleri ağlama krizlerine giriyor ve bu onun daha çok üşümesine neden oluyordu, kendisi anlam veremiyordu ama böyle hissediyordu. Bu yüzden ağlamayı bıraktı, çünkü hastalanırsa kesin ölürdü. Son gezisinde ona umut veren gelişmeler yaşandı, çok çok eskilerden kalma ilkel taştan bir tapınak buldu. Hatta bu bir kurgan olabilirdi, evet bu bir kurgandı zira çevresinde taştan yüzler vardı. Uldin düşündü?

"Ölülerimizi eşyaları ile birlikte gömeriz, onu yağmalamalı mıyım?"

Neden burada bir kurgan olduğunu bilmiyordu, hiç buralara insanların geldiğini görmemişti ancak anlaşılan bu epey eskiydi. Uldin uzun uzun düşündü ve sonunda şu kararı verdi "Ona saygısızlık yapamam" zaten istese de yapamazdı çünkü çok korkardı, şu an bile çok korkuyordu. Ancak; ölüm korkusu, ruhani varlıklara duyduğu korkudan üstün geldi. Bu türbenin yani kurganın içinde, geyikle birlikte barınacaktı.
Uldin biraz olsun rahatlamıştı nedeni ise hayır, barınak bulduğu için değil. Burada yatan kişi için neredeyse ilkel bir tapınak yapılmış olmasıydı, bu o kişinin çok iyi ve güçlü birisi olduğu anlamına gelirdi. Buralarda eskiden böyle birinin yaşamış olmasının düşüncesi onu iyi hissettirdi. Kurganın içerisine girdi ve gördü ki burada bir mezar yoktu, belki de artık mezara dair bir işaret yoktu. İçerisi bomboştu.

"Acaba yanlış mı anladım?"

Çocuk yavru kurt için etraftan bulduğu otlar ile bir yer hazırladı sonra geyiği de içeriye soktu, dışarıda bıraksa ölür giderdi. Bu yerden ayrıldı çevrede gezinmeye devam etti, bir şey bulamayıp geri döndü. Ertesi gün yavruyu besledi, suyunu içti, açtı. Tekrar dışarıya çıkıp yol aldı, yolların birinde beyaz kutup tavşanlarına denk geldi. Çok aç olduğu için bu açlığı bastıramıyor ve kendisi de yabanileşiyordu, Eline bir taş alarak sinsice tavşana yaklaştı, taşı fırlatıp onu kafasından vurdu. Ardından koşup tavşanı yakaladı ve boynunu kırdı.
Uldin bu varlığa uzun süre baktı, gözlerinden birkaç damla sızıp düştü. Bir anlık açlık hiddetiyle Yaptığından pişman hissediyordu. Ancak teslim olmamalıydı, eğer teslim olursa yanında ki yavru yaşayamazdı. Tavşanı geri götürme kararı aldı ancak yolda beklenmedik bir durumla karşılaştı. Karanlık ormanın içerisinde bir çift mavi parlak göz belirdi, ardından ise hırlama sesleri duydu. Hemen bıçağını çıkardı ancak bu mavi gözlerin üzerine geldiğini hissedince kaçmaya başladı, arkasına bile bakmadan koşuyordu ki bir anda kar zeminin çökmesiyle bilinmezliğe doğru düştü. Kendisine gelmesi çok uzun sürmemişti, etrafına baktığında her yer buzdandı ama çıkışı görebiliyordu. "Şükürler olsun ki bir şey olmadı" dedi, dedi ama...
Fark etti ki ayağı kan içindeydi. O fark edene kadar bir acı hissetmemişti ama şimdi bacağı felaket derecede yanıyordu. Elinde ki bıçağın üzerine düşmüş ve bıçak dizine girmişti. Korku dolu gözlerle dizine bakıyordu, artık umut kalmamıştı ama pes etmeye de niyeti yoktu. Gözünden yaş gelse de Gülümsedi, "Sorun değil."
topallaya topallaya ve bazen de sürünerek tapınağa geri döndü. İçeriye girdikten sonra direkt çöktü ve kıçını yerden kaldırmadan kendisini sürükleyerek çantaya ilerledi, sargı bezini ve içkiyi çıkardı, yavru kurdun başını okşadı. Yine her zamanki gibi kuru otları, dalları topalladı Uldin artık asa olmadan da ateş yakabildiği için zor olmadı. Bıçağı olduğu yerden çıkarırken yüksek sesle acıyla bağırdı, sonra bunu yaptığına da pişman oldu. Yarasının üzerine şişeden alkol döktü ve yine bağırmamak için kolunu ısırdı. Bunu yapmayı babasından görmüştü. Sargıyı bıçakla kestikten sonra dizini sardı. Ateşin başında yarım saat kadar uyuduktan sonra geri uyandı ve yakaladığı tavşanı elinden geldiğince derisinden ayırıp, kesip, pişirip yedi.
Bu son yaşanan hadisenin üzerinden bir buçuk gün geçmişti. Uldin zaman her ilerlediğinde kendisini daha kötü hissediyordu. Aşırı halsizdi, çok üşüyordu ve alnı deli gibi yanıyordu.
Bu geceyi de sağ atlatmayı başardı ama ertesi günün öğle vakitlerinde artık ayağa kalkamayacak bir haldeydi, sonunda vaktinin geldiğini anladı. Yavru kurda seslendi;

"Özür...Dilerim seni koru- koruyamadım."

Bu halsiz haliyle ancak bunu dile getirebildi, yanan ateşe bakıyordu, gözleri kararmaya ve içi ısınmaya başladı gözlerini kapatıp kendisini teslim etti...
Diye düşünürken birden yüksek bir ses duydu "ULDİN! ULDİN!" bu sesin ne olduğunu, kime ait olduğunu bile hatırlamıyordu artık. Muhtemelen son anlarında garip şeyler görüp duruyordu o kadar.



28
Yetişkin Karakter Başvuruları / Ynt: Levi Hylland Boratav
« Son İleti Gönderen: Locomotor 19 Mayıs, 2023 19:20:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhabalar, karakteriniz onaylanmıştır. Hoş geldiniz. Umarız ki aradığınız değişikliklerle dolu ortamı Britanya'da bulabilirsiniz. Ya da gezersiniz dünyayı, kim bilir?

Karakter kabiliyetlerinizin en yükseği, diğer üçünün toplamından büyük olamayacağı için ufak bir değişiklikle işlenmiştir. Farklı bir dağılım isterseniz buranın altına yazabilir ya da özel mesajla iletebilirsiniz. ^^
29
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« Son İleti Gönderen: Darren Shan 19 Mayıs, 2023 12:49:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Cadı:Lilith d'Ibelin

Karşısında yaşadıklarını bir filmi özetler gibi anlatan cadıyı ilgiyle dinliyordu Lilith. Staja başladığında, babasının ona hediye olarak verdiği sihirli kalem, her kelimeyi özenle karalıyordu genç stajyerin başının hizasında havada asılı kalmış deftere. Bu kalemin, bir suçluyu sorgularken sorgularken yada birilerinden ifade alımında tam bir kurtarıcı olduğunu söylerken çokta abartmamıştı Baş Seherbaz. Nora, hafızasındakileri taze anıları duraksamadan cümlelere dökerken, Lilith duyduklarını özümseme konusunda kadının hızına yetişmekte zorlanıyordu. Giydiği ayakkabının renginin detayını bile vermekten kaçınmayan cadının söylediklerini en sonda yakalamayı başarmıştı anca."Olaylar bundan ibaret" derken havada asılı duran not defterini yakaladı Lilith ve yazılanlara göz gezdirmeye karar verdi. Başka türlü mantıklı bir olay zinciri oluşturamazdı kafasında. Bu sırada odada ki diğer seherbaz arkadaşıyla, sohbete başlamıştı bile. 'Bu kadındaki çene kimsede yok.' diye geçirdi içinden, bir türlü sevimli gelmiyordu siması ve ses tonu. Babasıyla aralarında her ne geçiyorsa, kadının ona aşk iksiri içirmiş olabileceği düşüncesi bile aklından geçmiyor değildi açıkçası. Orta yaşlardaki, epey karizmatik bir havası olan seherbazı tanıyordu Lilith. Etrafında ki örnek alabileceği sayılı yetişkinlerden biriydi. Aklındaki sıralamada babası birinci sıradaydı ve hemen arkasından KSKS profesörü geliyordu. Üçüncü sıraya koyabilirdi bu büyücüyü de pek ala. İsminin Leonardo olduğunu biliyordu Lilith, babasıyla yakın arkadaşlardı ve sık sık dışarıda buluşup vakit geçirdiklerinden haberdardı.

Dikkatini defterde yazanlara verdiğinde, cadının yaşadığı korkunç olayı daha yakından görebilmişti. İtiraf etmeliydi ki bu görevi kabul etmesi, sonunun burada yada daha kötüsü bir mezarlıkta biteceğinin habercisiydi zaten. Cesaretini kutlamadan edemedi, tabi içinden. Adras'ın bu planı çok önceden yapmış olduğunun göstergesi, cadıyı aile fotoğraflarının bulunduğu odaya getirmesinden anlaşılıyordu. Tablolardan birisinin anahtar olarak büyülenmesi planın bir parçasıydı. İşin garip tarafı çiftlikte böyle bir odanın var olduğunu Lilith'in bilmemesiydi. Pek ala sırf mizansen için hazırlanabilirdi ama bu kadar zahmete girmezdi o yaşlı adam. Kadını öldürtmeyi bile başkasından istemişti. Aklına takılan bu konuyu deşmesi gerektiğini düşündü ve sorusunu sormadan önce yeni bir sayfa açtığı not defterinin ve kaleminin havadaki yerini alışını izledi. "Aslında sizin götürüldüğünüz, aile fotoğraflarının olduğu oda hakkında hatırladığınız başka detayların olup olmadığını sormak istiyorum." duraksadı ve birkaç saniye birazdan vereceği bilginin doğruluğunu zihninde son kez tarttı "Benim bildiğim kadarıyla çiftlikte bahsettiğiniz gibi bir oda yok, aile resimleri gelenler görebilsin diye hep koridorlara asılır. Resimlerde kimler vardı ve kaç taneydiler detaylıca anlatır mısınız ? " diye sordu. Sorduğu sorununun cevabını gerçekten hem bir d'Ibelin olarak hem de yeni yetme seherbaz stajyeri olarak, çok merak ediyordu.

 
30
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« Son İleti Gönderen: Nora Gray 19 Mayıs, 2023 10:50:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Her zaman işi şakaya vurmamış mıydı genç cadı. Ya bir anda olayı değiştirir insanın aklını karıştırırdı yada işleri şakaya vurup umursamıyor gibi yapardı. Yerinden kıpırdandığında sargıda olan yerine küçük bir bıçak saplanıyor gibi hissetti. Her yeri tutulmuş yatmaktan sırtından tut kalçasına kadar her yeri sızlıyordu. Kaç gündür buradaydı yada kaç saattir bilmiyordu ama neler olduğunu hatırlıyordu. Adrasın ona tuzak kuracağından elbette haberi yoktu ama böyle bir şey bekliyordu kimliğinin ortaya çıkması an meselesiydi. Balian'ın nasıl etrafta adamları varsa büyük d'Ibelin'in de adamlarının olmayışı şaşılacak durum olurdu. Peki ona ifşa eden kimdi? Onu açığa çıkarmak için ya gerçek kimliğinin bulunması gerekiyordu ki bu da zor bir şeydi asıl ismiyle bile Ajan kavramı yoktu ortada bir sır perdesi gibi saklanmıştı bakanlıktan çalışan birisi olarak gözüküyordu. Ya da bakanlıktan birileri onun kimliğini açık etmişti ki onun Ajan olduğunu bilen çok az kişi vardı neredeyse bir elin parmağını geçmiyordu tek seçenek Balian ile konuşurken görülmüş ve Adrasa hemen yetiştirilmiş büyük d'Ibelin ise bu durumdan huzursuzlanmış ve işi yokuşa sürmemek için böyle bir plan yapmıştı. Peki ya Persephone o söyler miydi genç cadının da ajan olduğunu. Kendi arkadaşını öldürmeye çalışacak kadar  bir duruma düştüyse söylerdi demek. Diğer seçenekte buydu işte, cadının aklında tonlarca soru tonlarca cümle vardı. En azından olayları Balian'a anlatmıştı yani önemli kısımlarını. Öldüğünü sanıyordu bu sefer gerçekten de ölüyordu ama hayat yine onu kucaklamıştı.

En son gördüğü yüz onun yüzüyken şimdi yanında arkadaşı ve hemen az ilerde şifacı olan arkadaşının stajyeri ve başka bir d'Ibelin vardı. Bu d'Ibelinlerden kurtulamayacağım galiba diye gülümsedi. Ölümüme sebep olacak bir başka d'Ibelin yaşamama sebep olanda şimdi beni sorgulayacak olanda ne ironi ama diye geçirdi içinden genç cadı. Sağ tarafında sehpanın üzerinde duran içi su dolu bardağı gözüne kestirdi genç cadı. Dudakları ve boğazı kurumuştu oraya doğru yavaşça dönüp uzanırken genç cadının sesini duydu. Bardağı eline alıp sudan küçük birkaç yudum aldı ve dudaklarını ıslattı. "Teşekkürler tatlım" dedi genç cadı, bardaktaki sıvının büyük kısmını bıraktıktan sonra onu geri yerine koydu. Genç cadının yapmacık gülümsemesini görebiliyordu, bunun nedenini de çok iyi anlayabiliyordu. Elbette her şey bana bir gün geri döner diye geçirdi içinden tekrardan. Geçmişinde yaşadıkları ve verdiği tepkiler karşısında ki cadıyı çok iyi anlıyordu. Küçük cadı cümlelerini sıralarken genç cadı biliyorum dercesine başını sallıyordu. Her bir kelimeyi her bir harfi istiyordu demek en azından işin bu kadar ileri gitmesi ve artık Adrasın neredeyse adaletin önünde hesap verecek olması iyi bir sonuçtu. "En azından yaralanmama değdi" dedi genç cadı. Lilith kağıt ve kalemle genç cadının dudaklarından dökülecek sözcükleri beklerken karşısında ki büyücüde olduğu yerden kalkıp neler olduğunu duymak için bekliyordu.

"Olaylar bundan ibaret" dedi genç cadı daha sonra atladığı bir şey var mı diye düşündü. Hayır yoktu lazım olan her şeyi anlatmıştı ve karşısında ki arkadaşı ona şaşkın bir şekilde bakıyordu. "Leo, ne söyleyeceksen söyle, evet kendimi bir aile dramının içine attım ama en sonunda çoğu masum kişinin belki de hayatı kurtuldu" dedi genç adam onaylarken Nora başını yastığa koydu. "Başka sorun var mı tatlım?" dedi.
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 ... 10