46
Yasak Orman / Ynt: Kuzişim gelmiş (Vol II)
« : 03 Şubat, 2022 22:59:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Samuel'ın sözlerine karşılık yalnızca kafamı salladım hafifçe, sonrasındaysa asamı küçük "h" çizercesine sallayıp dizimi bandajladım ve elimi temizledim. Ardından yanıma gelen Eadwig'in sözleri ise en basit tabirle kafamı karıştırmıştı. "Ha?" diyebilmiştim yalnızca ama fazlasını da söyleyemedim. Çok üstünde durulmadı. Ortam zaten gergin, gecenin köründe Yasak Orman'da belamızı aramaya gelmişiz adeta. Sorgulamaya lüzum yoktu. Mevzulara pek hakim değilim ama Büyük Salon'da duyduklarım aklımı uzun süredir kurcalıyor, onları sıralıyordum aklıma geldikçe: "Eğer bir böcürt falansa Ares tek idi, üç kişi olmamız avantajlı olabilir. Yani üç tane değillerse şansımıza. Gerçek formunu anlarız. O kadar çok... Olsalar Ares de birden fazla korkutucu şey görürdü, değil mi? Carmilla ise... Savaşabileceğimizi sanmıyorum ama kaçabilir miyiz ki? Bir şeyler düşünmeli mi acaba? Belki sis falan yaratsak ortama... Koşma seslerimiz ama takip edilebilir ve rotamız da belli yani, şato. Peki o zaman..." Konuşmalarım bir noktada gevelemeye dönüşmüş, ardından düşüncelerle kesilmeye başlamış ve en son sadece sessiz düşüncelere bırakmıştı yerini. Muhtemelen bu sebeple pek önem teşkil etmiyorlardı... Zaten ortamdakiler ne kadarını da anladı muamma idi fısıldadığımı da ele alırsak.
Yolculuk nihayetinde bir yere varmıştı. Muazzam bir yere. Çok önemli ipuçlarına. Nitekim görmek istediğim son şeydi muhtemelen bu arbaletler ve cadı avcılarının naaşları. Malum günler geldi aklıma istemsizce, karanlık ormanı aydınlatan asalarımızın ışıkları söner gibi oldu. En azından benim için. Güçlükle girdim söze: "Bu arbaletler... İpucu olabilir," diyerek zar zor eğilip aldım bir tanesini eline. Tabii kim bilir kaç gündür çürüyen bu bedenlerin üzerine eğilmek pek iyi bir fikir değildi. Hele Britanya yağmurlarının etkisiyle iyice çürümüşken. Bu koku... Hepimizin burnunu ve ağzını kapsayacak görünmez birer balon yarattım asamı sallayarak üç kere. Ağzımı kaplayan balondan dolayı daha boğuk çıkmaya başlamış sesimle Eadwig'in düşüncelerine dair yorum yaptım: "Doğru diyorsun... Buradaki yaratıklar bizim için bile sıkıntı. Bir grup muggle için... Bu silahların belki de önemli bazı özellikleri va-."
Bir ıslık sesiyle sözlerim kesilmiş, Eadwig'in önüne saplanan ok ile neye uğradığımı şaşırmıştım. "C-Ca-Ca-Cadı av-c-cıları..." dilimden dökülebilen yegane sözler oldu. Asamı sağ elim titreyerek tutuyorum. Saldırı altındayız, ama savaşmak istiyor muyum ki? O rahibenin sözleri çınlanıyor kulağımda.
"Demek öyle diyorsun, André... Peki o zaman, sana tek bir soru sormama izin ver. Bütün bu süreç boyunca inatla savundun sizin gibi olmayanlara zarar vermeyenleriniz de olduğunu. Ya sizden kaç kişi tanıyorsun, sizden olmayanlara yardım etmiş olan?.."
Değil savaşmak, büyü yapma isteğimi yitirdim. Asam elimde ama hani poz olsun diye. Gerçi pozumun da caydırıcılıkla alakası yok da... Ancak ileride bir çatışma var gibiydi. Büyü ışıkları yükseldi, bir tane yatay şimşek fırladı. En yakınımda olan Samuel'a bakarak, Eadwig'in de duyabileceğini umduğum bir sesle tek kelime çıkartmayı ümit edebildim: "K-Kaçalım?.."
Lakin kaçmayı başaramadık. En azından ben kaçamadım. Okun biri üzerime geliyor. Bir an gördüm sadece. Protego atmalıyım galiba. Ama elim titriyor, hareket ettiremiyorum. Düşünmek için yarım saniyem bile yok muhtemelen. Ölür müyüm? Nitekim önümde beliren figür savuşturdu oku ve bize döndü. Elim titriyor hala. Öncekinden de fazla. Asamın ucundan çıkan loş ışık cübbesinden kızıl lekeler yansıtıyor. Kan... Katliamdan çıkmış bu kadının her yeri kan... Saçları da kızıl. Kan rengi. G-Gözlerim irileşti. D-Düşünce-lerim b-bile ke-k-ke-liyor... C-Ca-Car... diyebildim sadece.
Çok ama çok usulca geri adım atmaya çalıştım. Bu kadına yakın olmak istemiyorum. Beni kurtarmış olsa bile çok daha kötülerini yapmak isteyip istemeyeceği muamma. Uzak olsam bile şansım var mı ki? Korkuyorum. Ares'in halini hatırlıyorum. İntikamın i'si geçmiyor aklımdan. Sadece korkuyorum. Gözlerim titreyerek Eadwig ve Samuel arasında gidip geliyor. B-Bir fikirleri var mıdır ki? B-B-Benden hayır yok şu anda... B-Beyler... B-Biz ne halt yiyeceğiz?..
[/justify]
Yolculuk nihayetinde bir yere varmıştı. Muazzam bir yere. Çok önemli ipuçlarına. Nitekim görmek istediğim son şeydi muhtemelen bu arbaletler ve cadı avcılarının naaşları. Malum günler geldi aklıma istemsizce, karanlık ormanı aydınlatan asalarımızın ışıkları söner gibi oldu. En azından benim için. Güçlükle girdim söze: "Bu arbaletler... İpucu olabilir," diyerek zar zor eğilip aldım bir tanesini eline. Tabii kim bilir kaç gündür çürüyen bu bedenlerin üzerine eğilmek pek iyi bir fikir değildi. Hele Britanya yağmurlarının etkisiyle iyice çürümüşken. Bu koku... Hepimizin burnunu ve ağzını kapsayacak görünmez birer balon yarattım asamı sallayarak üç kere. Ağzımı kaplayan balondan dolayı daha boğuk çıkmaya başlamış sesimle Eadwig'in düşüncelerine dair yorum yaptım: "Doğru diyorsun... Buradaki yaratıklar bizim için bile sıkıntı. Bir grup muggle için... Bu silahların belki de önemli bazı özellikleri va-."
Bir ıslık sesiyle sözlerim kesilmiş, Eadwig'in önüne saplanan ok ile neye uğradığımı şaşırmıştım. "C-Ca-Ca-Cadı av-c-cıları..." dilimden dökülebilen yegane sözler oldu. Asamı sağ elim titreyerek tutuyorum. Saldırı altındayız, ama savaşmak istiyor muyum ki? O rahibenin sözleri çınlanıyor kulağımda.
"Demek öyle diyorsun, André... Peki o zaman, sana tek bir soru sormama izin ver. Bütün bu süreç boyunca inatla savundun sizin gibi olmayanlara zarar vermeyenleriniz de olduğunu. Ya sizden kaç kişi tanıyorsun, sizden olmayanlara yardım etmiş olan?.."
Değil savaşmak, büyü yapma isteğimi yitirdim. Asam elimde ama hani poz olsun diye. Gerçi pozumun da caydırıcılıkla alakası yok da... Ancak ileride bir çatışma var gibiydi. Büyü ışıkları yükseldi, bir tane yatay şimşek fırladı. En yakınımda olan Samuel'a bakarak, Eadwig'in de duyabileceğini umduğum bir sesle tek kelime çıkartmayı ümit edebildim: "K-Kaçalım?.."
Lakin kaçmayı başaramadık. En azından ben kaçamadım. Okun biri üzerime geliyor. Bir an gördüm sadece. Protego atmalıyım galiba. Ama elim titriyor, hareket ettiremiyorum. Düşünmek için yarım saniyem bile yok muhtemelen. Ölür müyüm? Nitekim önümde beliren figür savuşturdu oku ve bize döndü. Elim titriyor hala. Öncekinden de fazla. Asamın ucundan çıkan loş ışık cübbesinden kızıl lekeler yansıtıyor. Kan... Katliamdan çıkmış bu kadının her yeri kan... Saçları da kızıl. Kan rengi. G-Gözlerim irileşti. D-Düşünce-lerim b-bile ke-k-ke-liyor... C-Ca-Car... diyebildim sadece.
Çok ama çok usulca geri adım atmaya çalıştım. Bu kadına yakın olmak istemiyorum. Beni kurtarmış olsa bile çok daha kötülerini yapmak isteyip istemeyeceği muamma. Uzak olsam bile şansım var mı ki? Korkuyorum. Ares'in halini hatırlıyorum. İntikamın i'si geçmiyor aklımdan. Sadece korkuyorum. Gözlerim titreyerek Eadwig ve Samuel arasında gidip geliyor. B-Bir fikirleri var mıdır ki? B-B-Benden hayır yok şu anda... B-Beyler... B-Biz ne halt yiyeceğiz?..
[/justify]