17 Nisan, 2026 09:54:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6
61
Kaliteli Quıidditch Malzemeleri / Ynt: [Anomali] Uçuyor mu bunlar?
« : 05 Ocak, 2022 15:56:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Görece "Boş" bir gündü bugün Alpharian için. Ne Magna Purgatio sorumlulukları, ne de yetiştirmesi gereken köşe yazısı vardı. Yatakta debelerek geç kalkmış, Mali-Phali-Ty-Co'da güzelce karnını doyurmuş ve önce Londra sokaklarında, sonra da Hogsmeade çevresindeki kırsallarda Korone'yi yürüyüşe çıkarmıştı. Küçük köpekcik arada sırada yorulup kucaktan taşınmak istese ve bunu yere kapaklanıp arka bacaklarını kurbağa gibi yanlara yayarak belirtse de; gerek yürüyerek, gerek Cisimlenerek, gerekse de tren ve tramvaylarla geziniyorlardı. Bilet kesilirken nereye gittiklerini önemsemedikleri trenleri Hogsmeade'den Londra'ya geri geldiğinde daha günün yarısına bile yaklaşmamıştı saatler.

Adam Diagon Yolu'na girdiğinde kucağındaki küçük kızının yeterince dinlenmiş olacağını düşünmüş olmalıydı, çünkü genel geçer günün kalabalığı sırasında meraklı bakışlarıyla pitidi pitidi adımlar atarak yanında yürümesine izin vermişti onu yere bırakarak. Adımları Alpharian'ı boş boş işletme vitrinleri önünde yürütürken, üzerlerinde gezinen gözlerine çarpan bir tanıtım odağına bir ilgi sunmuştu. Kaliteli Quidditch Malzemeleri'nin sahibi müşterilerine canlı bir biniş gösterisi düzenliyordu. Süpürgenin özelliklerini çok daha önceden anlatmaya başlayan adamın yüksek sesle ilettiği sözleri dinlemekten daha çok, bu yeni modelin detaylarını incelemeye dalmıştı. Neden sonra bir anlık gelen takılgan bir yaramazlıkla eski günlere dönüp gösterim izleyenlerin ceplerini yoklama isteği doğmuştu içine. Şu kadının mı cepleri daha dolu olabilir, yoksa bu adamın kesesi mi Galleon'larla şıkırdıyordur, ya da bu genç kadının takıları çok mu geniş duruyor ince eklemlerinde diye hedeflerini tartıyorken düşünceleri küçük bir çocuğun hiç de yeri olacağı beklenmeyecek sözleriyle ve dürtüşüyle dağıtılmıştı:
"Şuna bak! Bunlar uçuyor mu? Muhteşem değil mi?!"

"Sen.. nE?!" sözleri ister istemez dudaklarından dökülmüştü çocuğun yanına gelip dizlerinin üstüne eğilen adamın. Çocuğun soran bakışlarına kendi sorgulayıcı bakışlarıyla yanıt vererek sordu:
"Oh genç dostum; ailen nerede?"
Küçük çocuktan bir yanıt verine yavaş yavaş dolan gözler ve titremeye başlayan bir alt dudak geldiği için Alpharian'ın bu genç adamın ailesinden uzaklaşmış ve nasıl olduysa yolu buraya düşmüş bir Muggle olduğunu açık açık anlaması zor olmamıştı. Bu durumu hemen toparlaması gerektiğini düşünen adam, çok daha mutlu bir ses tonu ve güler bir yüz takınarak:
"Ah, dostuuumm.. uçan bir süpürgenin seni böylesine heyecanlandırdığını düşünürsek, seni bugün daha önce hiç yaşamadığın büyük eğlenceler bekliyor!" dedi. Küçük çocuğun hızla yükselen ağlama isteğinin yavaş yavaş da olsa indiği anlarda birkaç metre gerideki saksılardan birine işaret bırakmayı yeni bitirmiş olan Korone'nin de aralarına katılışıyla çocuğun karamsar düşünceleri hızla uçup gitmiş ve yerini gülücükler saçan bir sevimlilik yumağı rolü doldurmuştu. Alpharian'ın "Bak, bu da benim kızım Korone..." demesine gerek kalmadan köpeğin tasmasındaki adına bakan akıllı bıdıkla birlikte yürümeye başlayan üçlünün rotalarını kestirmek çok da zor olmasa gerekirdi. Yersiz bir Muggle'ın Bakanlık birimlerine rapor edilmesini biliyordu adam Doğal olarak, yine de; daha önce hiç büyüyle karşılaşmamış küçük bir bilinci düşlerinde bile asla kuramayacağı bir Dünya içinde kısa bir serüvene sokmak şu an için daha mantıklı geliyordu. Bakanlık'ın soğuk odalarında, katı yüzlü memurlarıyla zaman geçirmesindense bu zararsız ve bir kez ele geçecek olanağı değerlendirmemek fazla büyük bir hata olurdu. Bakanlık kaçmıyordu ya? İlk durakları Mali-Phali-Ty-Co ve yanında gelecek olan Büyücedünya, bekle bu üçlüyü!

62
Apples & Oranges / Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 04 Ocak, 2022 19:56:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İçinden "Al işte, hıyar..." demeden edemedi Alpharian. Annesiyle babası kavga etmiş çocuk gibi (Öksüz ve yetim Alpharian'ın bunu nereden bildiğini sormayın işte) bir kendisine bir de içindeki korkaklığı dışarı çok fazla vurmadan bakan genç adamın yanında oturan yüzü façalı yaşlı tip harekete geçmişti işte.

"Halktan gelen sağduyunun rahatını bozduğu tek kişi sen değilsin..." diyerek mızırdanmıştı adam Alpharian'a yaklaşmadan önce ve "Bu ortamlarda, hatta genel olarak ortamlarda..." deyip omzunu sıktığında da "Tanımadığın insanların tersine gitmeyi hep sever misin delikanlı?" diye sorarak daha da eğlenceli bir duruma sokmuştu havayı. Adamın sıktığı omzundaki sinirlerden iletilen sezgi daha sinapslarına varmadan önce Alpharian'ın beyni kaslarını sertleştirip acıyı azaltması emrini vermişti bile. İlk kez tehdit edilmiyordu bu adam ne de olsa, ilk kez de canı acıtılmıyordu üstelik...
"Bu izbe sokaklara senin gibi yakışıklı, çizik görmemiş bir yüze sahip bir genconun gelmesi... Yazık değil mi gül cemaline?" sözleri adamın şu an için ağzından çıkan son sözler olmuştu çünkü kim, istediği derecede delikanlı olursa olsun; dirseğinin altındaki yumuşak dokuya ucu dokunan ve o an için ortamdaki kimsenin hangi ara çekildiğini görüp duymadığı bir bıçak, Humeroulnar eklemine hedeflenmiş biçimde ışıldayıveriyordu oracıkta, adam bu hatayı yapmaktan vazgeçmeye çalışabileceği noktayı geçmeden çok önceden beridir.

"Dingili kırık at arabası gibi her zıtlaştığının üstüne mü yürürsün sen böyle paşam?" dedi Alpharian yüzündeki o alık bakan gözleri, kendini beğenmiş gülümsemesi ve gönenç ses tonunu bozmadan. Sonra da yanıt beklemeden ekledi:
"Öyle olduğu da ortada gerçi, sorduğum hata. Yüzünde kalan izlerinden anlaşılabiliyor. Kolunu bir daha kullanmamak istiyorsan bir kılını daha kıpırdat, haydi. Bekliyorum..."
Façalı adamın zaten bu sözleri duymadan önce Cornelia'nın çekildiği kapıya doğru bakan gözleri şimdi yeniden Alpharian'ın biri diğerinden ayrı renkli gözlerine bakmaya geri dönmüştü. Ryan görünümü ve adı altında gizlenen katil sözlerine devam etmeyi seçti:
"Bak ben yeğinlik peşinde olan bir adam değilimdir. 'Yeğinlik Adamı' takma adını daha çok benimsediğimi söyleyebilirim; bu ikisi bir diğerinden ayrı tanımlardır, gördüğün üzere."
İşletmeye birlikte girdiği büyüğünün tehlike altında olduğunu geç de olsa anladıktan sonra koltukta ayaklanan adam için de sözleri hazırdı Alpharian'ın.

Bir "STAK!" sesinden sonra bir anda sağ elinde ortaya çıkan asasını yöneltip:
"Dön ulan tüneğine, lavuk! Pislik çıkacak yoksa..." demişti açık açık ilk kez tehdit edici bir ses tonuna bürünerek. Beklenmedik bir anda pusuya yattığı çalıdan çıkıp atılan bir kurt gibi hırlamıştı neredeyse. Sonra önündeki adama gözlerini geri yöneltip:
"Biz ölümle burun buruna az gelmedik ama kafa kafaya çok vermişliğimiz oldu arslanım! Genelde racon değil, kafaları keser benim gibi 'çiziksiz yakışıklı' adamlar..." diyerek sözlerine devam etti. İkiliden yanıt gelmeyince, daha dingin bir ses tonuna geri dönüp devam etmeyi uygun bulan Alpharian:
"Knockturn'de bile bulunsak, içinde olduğumuz böylesi güzel bir işletmede bunca kabalık yeterli bence. Size geri çevirebileceğin ama çatışmaktan çekindiğin için geri çevirmeyeceğin bir öneride bulunacağım yaşlı ve 'saygın' dostum." dedi biraz önceki kişiliğiyle hiçbir ilgisi olmayan soğuk ve derin karanlıklardan çıkıp geri gelmiş bir tutumla. Gözleri ve kafasının yönlendirmesiyle kanepeye doğru imleyici hızlı bir hareket yaptıktan sonra:
"Kalktığın yere çiziksiz kıçınızı geri oturtun bayım. Önerim kısaca budur." dedi.

Genç adam isteksizce yavaş hareketlerle birlikte yerine otururken harekete geçmeyi hemen seçmeyen yaşlı olanla konuşmaya devam etti, adamın içinde bulunduğu durumla ilgili konuda onu inandırmasını sağlamak gerektiği ortadaydı;
"Çünkü biraz önce dediğim gibi; yeğinlik peşinde olan adamlar dürtülenmeyle eyleme geçerler ve gerekli olmasa bile yeğinliğe başvururlar, üstelik çoğu zaman bunu kendilerine verdiği zevk için yaparlar. Bir 'Yeğinlik Adamı' ise durum ve ortam gerektiğinde, gerektiği için yeğince eylemlere başvururlar.." Yaşlı delikanlının bakışlarından ayırdığı gözleri kanepede duran gence yöneldikten sonra sözlerine devam etmişti Alpharian, ne de olsa vermeye çalıştığı ders ikisine de yönelikti:
".. ya da şu anlık içinde bulunduğumuz durumumuzda olduğu gibi; yalnızca savından ya da ağızlarından çıkan sözlerden vazgeçmemek için direnç gösterme adına istekli olduklarından. Yeğinliği bir dürtü olarak değil, zorunluluk olarak hesapladıkları için kısacası... Bir Yeğinlik Adamı seni dizginlemek için dövebilir ama, yeğinlik peşinde olan bir adam yalnızca ona komik baktığın için bile canını yakmaya çalışabilir."

İşletmenin açılan kapısıyla birlikte Knockturn Yolu köşelerinde arada sırada gözüne takılmış olmasından öte tanışmışlığı olmayan sarışın bir "Sokak çocuğundan bozma" kadın olarak tanıdığı kişi içeriye girmişti. O anda üçlünün odağını üzerine çektikten ve ellerini ısıtmaya çalıştıktan sonra onlara:
"Beyleer. Bir sorun mu var?" diye sorduğunda Alpharian sesini boğazını temizleme görüntüsü altında gizleyerek bileğindeki mekanizmasına geri soktuğu bıçağıyla birlikte, önceden çekmiş bulunduğu asasının ufak bir salındırılmasıyla yaptığı büyüyle ortaya çıkıveren ışıltıdan ortaya var olan ufak bir kol düğmesini artık bıçaksız olan sol eliyle havada tutup:
"İşte böylece kolay bir Biçim Değiştirme büyüsüyle olmadık çöpü satmaya çalışıyorlar rehinci işletmelerine beyler!" demişti sunum yapıcı mutlu bir ses tonuyla. Yaptığı büyü hiçbir yetenek gerektirmeyecek seviyede düşük bir göz boyama olsa bile diğer iki adam da bunu önemsemiyordu ne de olsa. Genç kadının sorusunu sorduktan sonra hızla içeri gitmesiyle birlikte belki bitmesini istemeseler de biten kavgalarından dolayı dağılan adamlar için ortamın büyüsü tam olarak bozulmuştu. En son façalı serseriye yerine geri oturmaya giderken "Seni adam yerine koyduk, yerini yadırgama..." diye fısıldayıp göndermişti Alpharian. Bu iş burada bitmemiş olsaydı bile, ona söylenilenleri hazmetmesi hızlı bir işlem olmayacaktı ne de olsa.

63
Birleşik Krallık / Ynt: Yakılanların anısına
« : 03 Ocak, 2022 23:35:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Adımların sahibi olan kişi görüş açısında girdiğinde kabalık olmasın diye adam yaklaşana dek gözlerini kaçırmıştı Omegan. Daha önce görmediği birisiydi ama bu hemen tanışmaya can attığı anlamına da gelmiyordu böylesi geç bir saatte ve boş bir sokakta. Adamın başıyla verdiği bir esenlemeyle birlikte andaca yaklaşması ve notlara göz atması bir olmuştu; kimilerine yalnızca gözleriyle bakıyorken, birini eline alıp incelemesi Omegan'ın odağını çekmişti üzerine. Adamın o an, o satırları okurken ruhu çekiliyor gibiydi. Neredeyse gözle görülür bir "Mavilik" çökmüştü üzerine ve omuzlarından uyguladığı baskı dizlerini titretiyordu sanki, öylesi bir duygusallıkla çevrelenmişti adam.

Yavaşça dolmaya başlayan gözleriyle Omegan'a dönüp
"Brigitte Jones... Eskiden aşık olduğum kadındı. Aptallık ettim, kendisini kaybettim. Şimdiyse ölümünün üzerinden kaç hafta geçmiş ve bunu adını bile bilmediğim muhtemel kocasının notundan öğreniyorum. Hayat bazen biraz fazla acımasız..." sözlerini iletmişti. Omegan şimdi burada anıları kalanlara mı, adamın Brigitte'le olan şanssız yazgısına mı, yoksa yaşantısı boyunca böyle anıları olduğu birisini tanıyamamış olduğuna mı üzüleceğini seçememişti.
"Burada... Siz de değer verdiğiniz birisini mi kaybettiniz?"

"Daha tanışmamış olsak bile böyle bir durumda ve ortamda size karşı yalan söylemek istemem beyefendi; açıkçası burada adı geçenlerden kimseyi tanımıyorum. Biraz yalnızlık eğiliminde olan bir yaşam tarzı benimsediğimi söyleyebilirim ve bu durum, açık konuşmak gerekirse; şu an bana suçluymuşum gibi sezdiriyor nedense. Üzerinde çiçekler biten bir ölü beden ve yalnızca ölü bedenler üzerinde bitebilen çiçekler benzerinde; sorunun hem nedeni hem de sonucu gibi." diye yanıt vermeyi seçti. Her zaman olduğu gibi üzüldüğü zaman çenesinin yayı yerinden oynar giderdi işte. Sanki hızlı hızlı, uzun uzun konuşunca üzerindeki kara bulutlara dönüşmüş üzücü düşünceler dağılıp gidecek gibi...

"Yine de bu bizlerden birilerinin yaşadığı acıların ve ölümlerinin beni etkilemediği anlamına gelemez." diyerek sözlerine devam etti gözleri birkaç dakika öncesine göre sisinden az da olsa arınmış bulutlu geceye dalarak. Sonra da daldığı noktadan bakışlarını ayırarak adamın kendi Heterokromik gözlerinin uzak bir kuzeni gibi duran Ela gözlerine yöneltip:
"Bağışlayın n'olur, düşüncelerim biraz dağınık. Meghan Necramyth." diyerek el sıkışma isteğiyle yeltendi. Adamın bunca söz kalabalığı karşısında şaşırdığını düşünerek bakan gözlerinden gözlerini ayırmadan da ekledi:
"Mali-Phali-Ty-Co adlı pubın garsonu olarak daha çok tanınabilirim sanırım. Gerçi sizi daha önce orada gördüğümü söyleyemem açıkçası. Çok fazla yüz ezberlediğimi de söyleyemem ama... Üzgünüm; üzüldüğümde hep çok konuşurum. Umarım kulaklarınızı yormamışımdır bayım?"


64
Karakter Talepleri / Ynt: Diğer Talepler
« : 26 Aralık, 2021 18:28:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Omegan'a ait olan
Biçim Değiştirme Gücü: 4
Lanet Gücü: 8
Tılsım Gücü: 7
İksir Kabiliyeti: 16

olan statlarımın

Biçim Değiştirme Gücü: 4
Lanet Gücü: 16
Tılsım Gücü: 8
İksir Kabiliyeti: 7


Olarak güncellenmesin talep ediyorum. Büyücedünya bir iksircisini yitirdi ama sanırım yeni bir tüccar kazandı...

65
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 11 Aralık, 2021 00:48:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İntikamımız olmasa bile soğuk yenilecek bir siparişimiz vardı 8)

Hocam zahmet olmazsa oradan bir kilo 1. Seviye Animagus gücü rica edeyim ;D

(Animagus olarak hangi canlı olduğum GM - Locomotor ile görüşülüp onay alınmıştır. Okurlarıma şimdiden paylaşmak istemiyorum, sürpriz olsun  ::) )

66
Birleşik Krallık / Yakılanların anısına
« : 09 Aralık, 2021 00:20:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sis dolu geceyi yara yara ilerleyen adımları taş kaldırımlı yollarda ıslak izler bırakarak ilerliyordu. Mali-Phali-Ty-Co'nun "Sarhoş bekçiliğini" yapmadığı sayılı gecelerden biriydi bu; Raymond'dan Pub'daki işi için izin alıp, bundan yalnızca birkaç ay önce aralarına katıldığı, yengesi olarak gördüğü Jane Davis'in tanıdığı bir Muggle tarafından kurulmuş ve geceleri gizli kapaklı biçimde kadınlara eğitim veren bir kursun öğrencisi olmuştu. Şu an ise gece derslerini alacağı binanın yolunu tutmuştu soğuk havada kürk mantosuna sarılarak. Boş sokaklar ve ışıksız Gece göğü değişik bir huzur sağlıyordu her zaman için Omegan'a. Sokak lambalarının titrek ışıkları arasından bir aydınlık, bir karanlık içine gire gire yollarda rahat rahat yürümek terapiye benzer bir durum yaratıyordu Cadı için.

Sürekli değişmeyen bir rutinde devam eden ve yoğun geçen günleri arasında böylesine ses içermeyen ve durgun ortamlara girebilmek, bazı zamanlarda mutlu olduğu günlerde de bir sokak lambasının taş döşeli yolda yarattığı yuvarlak ışığı bir sahne ışığı olarak görerek altında küçük dans koreografileri sergilemek gibi eylemler; kendine sakladığı minik gizli eğlenceler olmuştu Londra'da yaşamaya başladığı yıllardan beri. Kardeşi, Raymond ve Kenneth ağabeyleri gibi kendisi de sanat aşığı birisiydi. İkizler olarak yönelimleri daha çok müzik bestelemek üzerine olsa da, Omegan bazı zamanlar kendini bir sahnede Opera söylediğini düşlerken buluyor ve bu durumuna kendi kendine gülerek karşılık buluyordu.

Yine böyle düşünceler içinde bir ışık çemberinden diğerine hoplaya zıplaya ilerlerken, köşeyi döndüğünde karşısına çıkan sahneyle birlikte birden durdu. Katıldığı kursta her gece almak istediği eğitim olmuyordu ve bu nedenle Cadı'nın sık sık işine yoğunlaşmak yerine dolaşmaya çıkmasına gerek duyacağı bir ortam yoktu. Yine de en son bir hafta gibi bir süre önce geçtiği bu yolda daha önce görmediği bir şey vardı. Sokak lambalarının birinin dibinde birçok bukete yetebilecek sayıda çiçek, küçük notlar, uzun saatler önce yakılmış ve eritip bitmiş ya da sönmeye yüz tutmuş mumlar... Küçük bir sokak andacı, ölenlerin arkasından anılar bırakılan bir türbeye dönüştürülmüştü. Muggle'ların kolayca bulabileceği bir yerde açılmış olması çok büyük bir sorun değildi, ne de olsa herkesin anlayabileceği şeyler yazmıyordu bırakılan notlarda. Yine de bilen biliyordu neden burada böyle bir şey olduğunu. Omegan'ın Londra'da olanlardan haberi vardı, detaysızca bile olsa gazetelerde okumuştu. Sihir Bakanı Kellington'ın geçen haftalarda yaptığı duyuru da sanki kulaklarında şimdi bile çınlıyor gibiydi. Gözüne çarpan notlardan birinde
"1692’den bugüne dek. Özgürlükleri karşılığında, yakılanların anısına." yazıyordu.

Cadı Avcıları’na karşı bırakılmış bir uyarı amaçlı gözdağı mıydı, yoksa intikam peşinde olunduğunu ve yaşananların unutulmayacağını belirten, ya da yaptıkları eylemde başarılı olamadıklarını kanıtlayan bir kışkırtma mıydı bilemedi Omegan. Kendi de ölenlerin arkasından bir şeyler bırakmak isterdi. Bırakılan diğer küçük notlardan bazılarını okudu Cadı üzerlerine eğilerek, çiçekleri inceledi uzaktan ve yanında bir mum olmasını diledi. Burada sevdikleri adına yas tutanların gözyaşlarını dökebilmeleri için yaslayacakları bir omuz olmak isterdi. Tüm bunlardan sonra ise yalnız başına karanlık bir odada oturup o özel Davis biralarından büyük bir bardak içmeyi de isterdi şimdi. Biraz önce sokağın ortasında kendi başına dans edebilecek seviyede yükselmiş olan morali ve enerjisi kesinlikle yerinde değildi şimdi… Derken beklenmedik bir ürpertiyle düşüncelerinden çekip alındı Omegan. İşte tam bu anda bulunduğu yere, biraz önce kendi yürüdüğü yoldan yaklaşan birilerinin ayak sesleri gelmeye başlıyordu.

[Açık RP’dir, ölenleri anmak isteyen ve karakterleri tanıştırmak isteyen tüm oyunculara açık davet olarak görülebilir.]

67
Birleşik Krallık / Korone Darbesi!
« : 25 Kasım, 2021 15:00:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yorucu bir gece daha sonlanmıştı Mali-Phali-Ty-Co Pub adlı bu küçük ama sıcak yerde. Güneş'in doğması ve sokakları altın ışıklarıyla aydınlatmasına bir saate yakın zaman vardı daha ama bu kadının mesaisi bitmişti işte. Önlüğünü çıkaracak, içeride yüzünü ve ellerini yıkayacak, sonrasında da bar tezgahının arkasından şapkasıyla paltosunu alıp eve yollanacaktı en sonunda. Yalnızca Raymond'ın gelmesini ve vardiyasını devralmasını bekliyordu. Bir yandan da son müşterilerinin artık "Kafa ütüleme" seviyesine çekecek biçimde uzatarak anlattığı öyküsüyle kulaklarını yoran palavracı Faruk adlı adamın hırıltılı ve hışırtılı ses tonu karşısında karşısında savunmasızca kulaklarını yoruşunu inceliyordu. Yaşantısının bu dingin ve güvenli günlerinin tadını çıkarmayı seviyordu Omegan, dayanması zor bir sıkıcılığı olsa bile... Küçüklüğü ve gençliğinin neredeyse tamamını geçirdiği koşturmacalardan sonra erkenden emekliliğe çekilmiş gibi kovuğuna kıvrılıp yuva edindiği bu yaşantı neredeyse her anlamıyla uygundu. Güvenli, uysal, rutin, huzurlu; evet, "uygun". Bar taburelerinden birine oturup çenesini tezgaha dayadığı dirseklerinin desteğiyle elleri arasına dayayıp daldığı bu düşüncelerinden Raymond'ın omzuna dokunuşuyla uyandırılmıştı. Adama yanıt olarak yorgun bir gülümseme ve başını sallamasıyla eve dönüş yolunu tutmaya başlayabilirdi artık.

2 katlı tahtadan köşkün kiraladığı odasına doğru giderken tırmandığı merdivenlerin gıcırtısıyla birlikte üşümekten titreyen elleriyle tuttuğu anahtarını daha da fazla zaman harcamadan yuvasına takıp evinin konforuna girmek istiyordu Alpharian'ın evine gitmeden önce. Önce evdeki küçük sobayı yakıp güzel bir çay demlemeyi ve ısınmayı planlıyordu. Londra'nın bu Gündüz ayazları çok üşütüyordu Omegan'ı son günlerde, sanki kent içindeki insanları üşüterek bir mesaj vermeye çalışıyor gibiydi. Anahtarını kullanıp menteşelerinden gıcırdayan kapıyı geçtiğinde, evin karanlık odalarında olmaması gereken bir ses uzaklardan bir yerlerden kulaklarına ulaşıyordu Omegan'ın. Ne olursa olsun ileri görüşlü olmayı ve kendini zarardan sakınmayı uygun bulduğu için anında çekip çıkardığı asasıyla kapının eşiğinden bir adım öteye kulak kesildi kadın. "Lumos" diye fısıldayarak asasının ucundan çıkan bir ışıkla girişin aydınlanmasını sağlamıştı sesi yapan şeyi görebilme umuduyla. Ölçülü, tonu değişmeden tekrar eden bir sesti bu; sanki neredeyse.. bir soluk sesiydi?

Bir anda gözlerine ulaşan ışıkla birlikte, üzerine örtülmüş küçük battaniyenin altında uyanan ve hareketlenen hayvan; o küçük köpeklere özgü olan enik sesiyle çıkardığı ufak bir havlamayla kafasını örtündüğü kumaşın altından merakla çıkarmıştı. Bu küçük sürpriz karşısında "İNANAMIYORUM! Sen de kimsin?" diye ciyaklayıvermişti genç bir kızın ses tellerinden çıkması beklenilecek incelikteki şaşkın sesiyle Cadı! Karşısındaki minik ve uykusundan uyanır uyanmaz hareketlenen tüy yumağına göz açıp kapayıncaya dek hızla ulaşıp, dizlerinin üstüne eğilerek pofuduk boynuna sarılmıştı. Neler olduğuna tam anlamıyla anlam veremeyen ve dili dışarıda sağına soluna şaşkın şaşkın bakan köpek, dışarıdan bakan birisi için kaşlarıyla yardım çağrısı yapıyor gibi algılanabilirdi annesinin bu hızla gelişen sevgi patlaması karşısında. Bir Cadı olsa bile normal bir Muggle gibi olağan bir kilit sistemiyle kapalı duruyordu evi ve işe çıkmadan önce böyle tatlı bir şeyin 2 odalı evinin girişinde bulunuşunu görebilirdi Omegan. Uzun ve dalgalı karamel rengi tüylerini okşayarak sarılmayı bırakmayı hiç istemese de bu şapşal varlığın yüzüne bakmak için kendini geriye çektiğinde, kulaklarından birine o minik kafasını sıkmadan geçirilmiş Mor renkte saten bir kurdeleye el işiyle "Korone" yazılmıştı. Bu adı bir yerlerden anımsıyordu sanki kadın; çocukluğundan bir yerlerden, okuduğu kitaplardan birindeki bir öyküdendi kuşkusuz. Belki Uzak Doğu esintileri taşıyan bir yazıdan, bir yazardan ya da karakterden. Ya da en azından Uzak Doğu dillerinden esinlendiği anlaşılıyor gibiydi...


Bir yandan dizlerinin üstünde durmaya devam ederek iki eliyle köpeğin minik yüzünü acıtmadan mıncıklayarak seviyor, bir yandan da odada gözlerini gezdirerek bu pofuduk tüylü armağanıyla ilgili bir bilgi edinmeyi amaçlıyordu. Köpeğin üzerinde yattığı püsküllü yastığın kılıfına iliştirilmiş olan ve üzerinde "Dünya'nın en güzel ikiz kardeşine." yazılı bir zarfın varlığını, odayı aramaktan vazgeçip de hayvanı incelemeye başladığı zaman gözlerini aşağıya yönelttiğinde algılayabilmişti. Korone'nin minicik burnuna bir öpücük kondurduktan sonra hayvanla olan değintisinden uzaklaşıp zarfa saldıran elleri, şimdi içinden Alpharian'ın o özenerek yazdığı el yazısını değil ama şu aldığı günden beri hep kullanmaya başladığı "Daktilo" adlı Muggle yapımı araçtan çıkan yazıları içeren kaliteli bir parşomeni tutuyordu gözlerinin önünde:
"Daha doğum günümüz olmadığını biliyorum, yine de bu uzun kadife tüylü meleği kendine sıcak bir yuva ararken buldum bir yerlerde ve o gün gelene dek bundan daha tatlı bir armağan bulabileceğimi sanmıyorum. Eh; doğum günümüz gelene dek de başkasının, özellikle de üyesi bol Davis ya da Miller ailelerinden birinin evinde yaşamasını da bolca kıskanırdım açıkçası. Biliyorsun, ben gün içinde kendi seçimim olduğu anlar dışında her zaman yalnız kalmıyorum ama gecelerin senin için genelde soğuk ve karanlık olduğunu biliyorum benim biricik kardeşim, albenili Bordo renkli kadife yapraklı Gülhatmi çiçeğim, güzel Siyan İnci'm... Artık Londra'da ve konar göçer yaşantılarımızın tam tersi biçimde kendi evlerimizde yaşadığımıza göre, Bu yalnızlığına bulduğum yöntemimi zaman yitirmeden sana sunmayı uygun buldum. Yanında olamadığım zamanlar için dizlerinin üzerine yatıp seni ısıtacak ve sana eşlik edecek bir kızın kızımız var artık 'Karanlık Kelebek'. Evet, sana bir yeğen de veremediğimi biliyorum ve bu durumda bu konuyla ilgili duyduğum sıkılganlığın da bu armağanda katkısı var kesinlikle!" yazmıştı notunda.

Ah, "Karanlık Kelebek"; Alpharian'ın kendisine kondurduğu ve yalnızca özel zamanlarda dile getirdiği takma adı... Cadı'yı eski günlere götürmenin en hızlı yoluydu bu. Kağıda bir kez daha baktığında yazının daha bitmemiş olduğunu gördü.
"Bu arada bu minik yavrucuğumuzu Mali-Phali-Ty-Co'ya gelmeden önce sevgili 'yeğenimiz' Gwen Rosé Davis'in ilgi dolu gözetimi altında tutan ve sen işten eve vardığında karşına çıksın diye Pub'a gelmeden hemen önce evine getirip saklayan Raymond'dı. Ona bunun için teşekkür etmeyi unutma lütfen! Kurdele Gwen'in kendi saçlarına taktıklarından biri, üstüne eliyle işlediği adı da yine Gwen'in bu sürprizle ilgili bir başka katkısı. (Ona da ayrı teşekkür etmemiz gerekli bence?)" diye de eklemişti Alpharian notun sonuna.

"Alphie, seni sevimli sersem!" diye içinden geçirirken oturduğu laminant döşeli eski ve kararmış zeminden kalkıp çalışma odasının çekmecesinde tuttuğu; evdeki tek ayna olmasının dışında, bir diğerine bıraktıkları küçük not kağıtları dışında kardeşiyle iletişimde bulunabileceği tek araç olan şeye yöneldi. Omegan'ın şimdiden aklına bu sürprizin denginge bir plan gelmiş olsa da, bunu uygulamak için bay Davis'in Tılsım yeteneklerinden ve bay Miller'ın bağlantılarından yararlanması gerektiğini iyi biliyordu. Bu hediyenin yanına kalacağını sanıyorsa, daha 34 yıllık ikiz kız kardeşini tanıyamamış demekti Parlak Kelebek Alphie! Önce evine yeni ve daha büyük bir ayna almalıydı ama... Aynada kendi yansımasına bakıp; Alpharian'ın bakışlarını görerek kuracağı ve yalnızca iki kardeşin arasında kalıp, yalnızca bakışarak anlaşacakları iletişim seviyesine uzun zaman önce erişmişlerdi zaten.

68
Apples & Oranges / Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 23 Kasım, 2021 23:52:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Biraz önce sol elinde tuttuğu küçük kesenin ağırlığı ceketinin cebinde yerini bulmuşken, Cadı'nın istediğini yaptırmış olmanın verdiği yüreklenmeyle az da olsa şımaran minik bir kız gibi omuz silkmesi ve tatlı tatlı sallanışı Alpharian'ın gözünden kaçmamış ve adam yüzünde zehirli bir gülümsemenin yer etmesini son anda engelleyebilmişti. Biraz önceki sözlerine karşılık kadının;
"Katılmamak yanlış olur, iş gelip geçicidir ama dostluk baki kalmalı... Çok naziksin. Ancak hiçbirini kabul edemeyeceğimi her halükârda biliyor olman lazım. Aksi mümkün değil. Teşekkür ederim, düşünmen bile çok hoş, mahcup ediyorsun beni." deyişi hediye konusunu sunduklarıyla yapamayacağı mesajını kesin biçimde vermişti bile.
Kadının sözleri arka bölümden gelen şangırtılarla parazitlense de, Alpharian odağın kendisinde daha da yoğunlaşmış durumda olduğunu düşünmek istiyordu. Gabriel adlı varoş delikanlısının içeriden gelen
"Sorun yok! Bardak kırdım ehe." sözüyle aralarına giriyormuşçasına odak dağıtıyor oluşu şu an çok da önem vereceği bir şey değildi.

Yine de ücret konusunda adamın yaptığı teklife dışarıdan bakan herkesin anlayamayacağı ama Alpharian gibi işi olarak ölümle dans etmek olan birinin eğer gözünden kaçırırsa yaşamının bitimiyle sonlanacak bir hatası olacağı gözlem yeteneğinin yakalayabildiği bir ışıltı belirmişti kadının gözlerinde. Evet, belki bu satıştan beklediği gibi kar edemeyecekti adam ama bunun yerine neredeyse ne zaman istese buraya bir şeyler satabileceğinin garantisi yerine geçebilecek köprüler kuruyordu. Buna kesin gözle bakabileceğine inanıyordu şimdi. Neredeyse her şey planına uygun olarak ilerliyordu şu an...   
"Elinde tutmak istemediğine emin misin?" diye soran Cornelia'ya yanıt vermeye gerek duymadığı bakışlarıyla kadını kararının inandırıcılığına inandırdıktdan sonra; "Anlaştık diyelim mi o zaman?" sözüne ise gülümseyerek yanıt vermekle yetinmişti. Tam Cornelia'nın el uzatmaya yeltendiğini düşündüğü bir hareketlenme anında içeriye gelen müşteriler, bir kez daha Alpharian ve Cornelia arasındaki iletişimi baltalamaya özen gösterir gibilerdi. Yukarılardan birileri bugün bu adamın işlerini bozmayı çok istiyordu anlaşılan... Cadı'nın aralarındaki antlaşmalarını perçinlemek için hareketlenmiş eli, şimdi gelen müşterilere oturup bekleyecekleri yeri gösterirken; kadının yumuşak sesi ise
"Sizi şu tarafa alalım beyler. Biraz bekletip öyle ilgileneceğim sizinle maalesef." diyordu Alpharian'a yöneltilmek yerine. Kadının çekingenlik sezgisi verdiği hareketlerinden kuşkulanan Alpharian, biraz sonra iletişimlerinin bu yeni gelen müşteriler nedeniyle tam anlamıyla kopacağını öngörmüştü. Cornelia'nın beden dilinde çok az da olsa o iki kişiyle ilgili olduğunu da ayrı olarak sezebildiği bir güvensizlik olsa bile, içeriden bir kez daha gelen gürültü ve sonrasında Gabriel'in
"Cornelia'm! Kankaliçem bir bakar mısın? Önemli. Sadece sen bak ama. Cimriler gelmesin. İçeri bile bakmasın hiç. Ailevi bir şey. Aileyiz ya biz hani. GELSENE NOLUR CORNELIA!" biçimindeki yardım çağrılarından hiçbir ayrımı olmayan sözleriyle daha erken biçimde iletişimlerinin koparılışının gelip çatmasına engel olamamıştı.

Kadının "Bir saniye. Hemen geliyorum. Baktın gelmiyorum içeri dalmaktan çekinme. Ne ile karşılaşacağım meçhul nasılsa..." sözleriyle birlikte bu durumun daha da eğlenceli bir seviyeye geleceği yavaş yavaş ortaya çıkmış bulunuyordu perdenin arkasına doğru sanki orayı görebiliyormuş gibi bakan Alpharian için. Bir an yeni müşterilere doğru ilerlemeye yeltenmiş olan kadının hiç göstermediği ve neredeyse sertçe olarak betimlenebilecek olan hareketleriyle gerisin geriye dönüşü ve yüzünde tatlılıktan daha çok Gabriel'in canını almaya girişeceğine hazır olduğunu anlatan bir gülümsemeyle içeri girişi göz açıp kapayıncaya dek yaşanıvermişti bile. Şimdi içeriden açık seçik olmayan bir biçimde ve yer yer yükselen, yer yer sıkılmış dişler arasından tıslanılan ama ön tezgahtan dinlenince anlaşılmayan sözler kullanılıyordu ama nedeni ya da konusunu belki en yüce Kehanet ustalarının özenli çalışmalarıyla anlaşılabilirdi belki. Şimdi tezgahın başında mallarıyla birlikte tek başına kalan adam, içeriye gelen tipleri görmek ve belki biraz da olsa ortamdaki ağırlığını ve önemini bu iki ayak takımından kişiye belirtmek için arkasını dönmüştü. Dirseklerinin ikisini de dayadığı pozuyla, Ryan Kirkhammer'ın şu "yetkin bir züppe" rolüne bir kez daha bürünmeliydi şimdi. Hani şu çıtkırıldım bir görüntüye sahipmiş gibi olsa da sosyete içindeki ağırlığını bulunduğu ortama sezdirebildiği. Çok uyanıkmış gibi göstermediği yarı kapalı gözleri, kendini beğenmiş gülümsemesi ve kendisiyle gurur duyan ses tonuyla sessizliği bozarak söze girdi:
"Eh, havalar bugünlerde pek de tatlı değil mi beyler? Aman yok, şimdi düşündüm de; bazen genel kitlenin düşünceleri ve halktan gelen genel sağduyuyu duymak rahatımı bozar.. ama bu sefer gerekli değil."
Hır çıkaracak olsalar bile, onlara ilgisini yöneltip kendini onların seviyelerine indirerek aşağılamayacağı düşüncesini aşılamayı amaçlamıştı karşısındakilere. Yaşantısı boyunca çok tipten insanla karşılaşmıştı ama Knockturn'ü dolduran topluluktan insanlara hiçbir konuda söz bırakmamak ve eğilim ile isteklerini çok önceden köreltmek gerektiğini iyi biliyordu...



69
Apples & Oranges / Ynt: İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 08 Kasım, 2021 17:08:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İçeriden geldiği için boğuklaşan bir ünleme dışında bir yanıt alamamış olan Alpharian'ın, bulunduğu yere doğru yaklaşan hızlı adımlarla birlikte bugünkü ziyaretinde kaçınamamış olduğunu anladığı Gabriel'in sevgi dolu hayıflanmalarıyla birlikte, karşı karşıya kalışlarında iki adamın da karşılıklı gözlerini devirmeleri bir olmuştu.
"Hıı, sen miydin? Ne istiyo’n? Bronş mu istiyo’n?" diye soran adamın geçen gelişinden beri bıkmayıp usanmadan -ve utanmadan da- ısrar ettiği hizibinin nişanını satma isteğiyle boğuşmak zorunda kalmıştı yine. Broşun durumu çok hırpalanmış, çizilmiş, kimi yerinden yamulmuş, iğnesinin ucu hem kırılmış hem de yamulmuş olmasa bile; Gabriel'in Alpharian'ın gözleri önünde üzerinden kazıyıp geri ağzına attığı sakızla birlikte her şey tam olmuştu şimdi.
"50'ye satıyorum ama senin güzel yüzün için 31'e vereyim." diyen adamın pasaklılığı ile hınzırlığı karşısında söyleyecek bir şey bulamamanın ve kendisisi gibi saygın birine böylesi bir yaklaşım sergilenmiş oluşunun şokuyla ağzını açıp açıp kapatarak, söyleyecek bir şey bulamayan Alpharian'ın yardımına güzeller güzel Cornelia tam uygun bir zamanda yetişmiş olduğunu müjdeleyen ayak seslerinin duyulması yetişmişti. Kadının sonlara doğru değişen ses tonuyla "Gabriel... Yardımın için teşekkür ederim. Ben devralabilirim artık." diye ortama girişi, onu tam anlamıyla bir kurtarıcı melek konumuna getirmişti Alpharian'ın gözünde.

Gabriel gitmeden önce tezgahın üzerine bıraktığı broşun üstüne ona dokunmaktan çekiniyor olsa bile elini koyup biraz kenara doğru iten Alpharian, adamla göz göze gelip "Hanımefendiyle işim bittiğinde konuşmamız devam edecek..." dercesine onunla bakışmıştı. Bakışlarının odağını Gabriel'den çekip Cornelia'ya çevirirken, adamın gözden yitip gitmeden önce işaret ve orta parmaklarını gözlerine doğru götürüp kendisine geri işaret ettiğini gördüğüne ant içebilirdi adam ama şu an için onunla ilgilenmekten daha önemli birisi vardı karşısında. Tam kadının sözleri karşısında kafasını hafifçe yana eğerek gülümseyip yanıt verecek iken arka odadan gelen gürültü karşısında kendi canı yanmışçasına yüzü birazcık ekşimiş ve gözleri kısılmıştı adamın. Kadın ise kendi yüzündeki gülümsemeyi bozmadan içeriye
"Dağınıklığa bir göz atar mısın? Sıkıntın da geçer hem." diye seslendi. İçeriden bir yanıt gelmese bile, ikili içeriden gelmesi beklenilebilecek potansiyel bir yanıtı kısa bir süre için bekledikten sonra kadın sessizliği bozmuştu:
"Seni burada düzenli olarak görmek ne kadar güzel Ryan. Nasıl yardımcı olabilirim? Benim için elinde bir şey mi var?" diyerek

"Ah, Cornelia; yorgun gözlerim için en güzel kır çiçekleri üzerinde yeni doğan günün ilk ışıklarıyla kutsanmış Gündüz çiği gibisin. İşlerimden olanak bulabilseydim sizi ve güzel işletmenizi daha sık görmeye gelirdim inan ki..." diye söze başladı Alpharian gözlerini Cornelia'nın gözlerinden ayırmadan. Hemen sonra kadının vereceği tepkiyi beklemeden ve biraz da ilgili değilmiş gibi görünme kurnazlığıyla sözlerinin devamını ekledi:
"Senin beğenine sunmak için sabırsızlandığım birkaç parçam var bugün, aralarından en beğendiğini de eğer kabul edersen sana hediye etmek isterim. Her şey para değil ne de olsa. İş arkadaşlığı bile olsa, arkadaşlıklar kazançtan daha önemlidir ne de olsa."
Bu süre boyunca pantolonunun cebinde tuttuğu sol eliyle gövdesi arasında sıkıştırarak taşıdığı ve şu an tezgahın üzerine bıraktığı kalın, Bordo renkli kadifeden yapılma bir ruloyu açtığında, çevreye ışıltılar saçan birkaç eşya ortaya çıkmıştı. Üzeri çeşitli değerli taşlarla bezeli metalden bir sinek biblosu, tam tepesinde Pembe bir inci taşıyan gümüş bir ayna, arkasında takılı olan tüyünün havayla temas etmesiyle birlikte nazlı nazlı dans etmeyi durmadan sürdürdüğü bir tüy kalem, içindeki ışıltılı metalin sıvılaşmış biçimde dönüp durduğu altından kol düğmeleri, Kırmızı yakutlarla döşeli ince bir gümüş kolye, Erumpent kemiğinden yapılma ve ince el işçiliğiyle oyulmuş işlemeli bir tarak...
"Hepsini satmayı düşünüyorum! Aşağı-yukarı 300 Galleon'dan daha fazlasını istemem ama. Sizin de kar sağlamanız gerektiğini biliyorum..." dedi Alpharian canlı bir ses tonuyla Cornelia'nın soracağını öngördüğü sorusuna önceden yanıt verdiği sözlerine başlamadan önce,
"Yaşadığını bile hiç bilmediğim büyük büyük büyük halam ölmüş ve bana mirasından yalnızca bunlar kalmış... Döküntü evimde böyle güzel şeylerin barınabileceği bir yer ya da neden yok ne yazık ki..." diye de açıklamasına devam etti. Söylediği yalanın varlığını bile elinin tersiyle arkasına attığı bir sinek gibi geçmişinde bırakan adam, kadından gelecek yanıtı onun gözlerinin içine bakarak beklemeye koyuldu.

Bu sırada tezgahın arkasında karıştırdığı ceplerinde bulduğu birkaç parça top tiftik, 3 Knut, birkaç düğme ve ataçları elinde tutarak; çaktırmadan yerinden çıkardığı asasını yöneltip:
"Resifors" diye fısıldayıp Gabriel geri gelmeden önce son hazırlıklarını yaptı. Cornelia ile işleri bittiğinde ona ödeme yapması gereken bir broş vardı ne de olsa.
Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 4, total 4


70
Karakter Talepleri / Ynt: Üretim Talepleri
« : 07 Kasım, 2021 23:01:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tempus Nocturnis
Sanat Zarı:
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 10, total 10




Tempus Diurnum
Sanat Zarı:
Yetenek 1d10 : 2, total 2
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 10, total 10


("Tılsım Zarı" Raymond tarafından atılacaktır ;D )

71
Karakter Talepleri / Ynt: Üretim Talepleri
« : 07 Kasım, 2021 22:30:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tempus Diurnum

Eşya tipi: Portre

Konumu: Omegan'ın evi

Açıklaması: Omegan'ın Alpharian'a verdiği eşsiz hediyesinden sonra, biricik ikizi için güzel bir karşılık vermeyi amaçlayan adam, Omegan'ın yaşantısı boyunca daha önce HİÇ görmediği Gündüz göğünü sihirli bir portreyle çizer. Raymond'ın büyük Tılsım bilgisinden de yardım alarak oluşturulan; yarı interaktif, canlı bir Gökyüzü görünümünü üzerinde taşıyan kanvas tuval, Londra yeraltı çetelerinin ellerine geçirebildikleri en ince motifleri olan bir işçiliğe sahip gümüş varaklarla işlemeli bir çerçeveyle kaplanmıştır. Tablo ağaçlarla çevrili bir açıklığın gün ışıklarıyla parladığı çimenleriyle kaplanmış bir bayırı göstermektedir. Gerçek bir göğe bakar gibi bulutların kaydığı görülebilir, mevsimlerine göre Takımyıldız'ları incelenebilir ve Güneş'in mevsime göre konumu takip edilebilir. Komut verildiğinde ise değişen hava durumu da bulunmaktadır.

- Normalde bir ev eşyasıdır ve envanterde bulunmaz.
- Çerçevesinden çıkarılırsa eğer envanterde bulunabilir.
- Yapımı için Diagon Yolu'ndan "Büyülü Materyaller" (Diğer tablodan ayrı olarak) satın alınmıştır.
- Karakter bir "Sanatçı" olduğu için zara gerek olmadığı GM onayı almıştır.
- Yapımıyla ilgili süreçler ve hediye edilişi RP olarak yazılacaktır.

72
Karakter Talepleri / Ynt: Üretim Talepleri
« : 07 Kasım, 2021 22:29:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tempus Nocturnis

Eşya tipi: Portre

Konumu: Alpharian'ın evi

Doğum günleri olmasa bile, Alpharian'ın ikizi Omegan'a başında kurdelesiyle minik bir köpek sunması sonrasında (RP'i yazılacaktır), kardeşinin yaptığı güzellikle içi ısınan kadın, Alpharian'ın yaşantısı boyunca daha önce HİÇ görmediği Gece göğünü sihirli bir portreyle çizer. Raymond'ın büyük Tılsım bilgisinden de yardım alarak oluşturulan; yarı interaktif gibi, canlı bir gökyüzümsü görünümünü üzerinde taşıyan kanvas tuval, Mali-Phali-Ty-Co Pub'ın kapılarındaki işçiliği yapan Muggle oymacının elinden çıkma ve altın rengine boyanmış bir çerçeveyle kaplanmıştır. Tablo ağaçlarla çevrili bir açıklığın Yıldız ışıklarıyla parladığı çimenleriyle kaplanmış bir çayırı göstermektedir. Gerçek bir göğe bakar gibi Yıldız'ların kaydığı görülebilir, mevsimlerine göre Takımyıldız'ları incelenebilir ve Ay'ın evreleri takip edilebilir. Komut verildiğinde ise değişen hava durumu da bulunmaktadır.

- Normalde bir ev eşyasıdır ve envanterde bulunmaz.
- Çerçevesinden çıkarılırsa eğer envanterde bulunabilir.
- Yapımı için Diagon Yolu'ndan "Büyülü Materyaller" satın alınmıştır.
- Karakter bir "Sanatçı" olduğu için zara gerek olmadığı GM onayı almıştır.
- Yapımıyla ilgili süreçler ve hediye edilişi RP olarak yazılacaktır.

73
Cheshire Cat's Circus / Pratik bir teklif
« : 05 Kasım, 2021 23:07:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Şimdi durup düşündüğünde "Cheshire" adlı adamın peşinden birkaç aydır koşuyordu Alpharian. İnsan müşterileri üzerinden para kazanan bir işletme sahibi olan birinin, işletmesini bulunabilmesi kolay bir konumda tutar diye düşünebilirdi ama görünene göre bu çılgın kişi için böyle şeyler gerçekten anlamsızdı... Alpharian ise gün içindeki kısıtlı zamanında hem araştırma yapmak, hem de bu adamın ortağı ve çalışanı olan muciti bulmak için harcadığı emeklerin bugün meyvesini toplayacak gibi görünüyordu. Yıllar önce örgütlerinin yaşlı mı yaşlı bir mühendisine yaptırdığı ve o günden beri bir kez bile "Tık" dememiş, bozulmamış ve aksamamış olan; sol ön kolunun içinde saklı duran bıçağındaki mekanizmanın kaliteli bir kopyasını, biraz daha geliştirilmiş ve başka bir amaç için tasarlanmış bir eşini Londra ve çevre ülkelerde yaptırmaya çalışsa da bunda başarılı olamamıştı. Ustanın da ölümünden sonra seçeneksiz kalan Alpharian'ın bu aracı çoğaltma denemeleri; ya tasarımdaki bir aksaklık, ya üretimde kullanılan bir eksiklik ya da anlamlandırmak için uğraşmadığı bir başka nedenle her zaman için başarısız denemelerin ötesine geçemediği olağan benzetmelerden başkasına sahip olamayışıyla sonuçlanmıştı bugüne dek. Eğer Cheshire'ın yanında çalışan ve adının Qian Fenhua olduğunu öğrendiği kişi söylenildiği gibi işinde yetenekli biriyse, bu ikili arasındaki tek alış-veriş olmayacaktı. Hatta belki bir gün örgütün bir parçası bile olabilirdi? Bunu yalnızca zaman gösterebilirdi Doğal olarak...

Hogsmeade yakınlarında sayılamayacak ama açıklayan biri için gösterilecek başka bilindik bir yer olmadığı bir konumda bulunduğundan, Alpharian'ın Cheshire Cat's Circus'u bulabilmek için en akılcı yöntemi İskoçya kırlarına varabileceği en yakın noktaya atlaya atlaya Cisimlenmek olmuştu. Ne olursa olsun, dört dev ayağıyla aylak aylak dolaşan dev bir sirk çadırını görememek için gerçekten büyük bir uğraş vermiş olmak gerekirdi ama yine de adamın bu işletmeyi bulması birkaç saatinden daha fazlasını almıştı çoktan. Yavaş ama büyük adımlarla yoluna devam eden büyülü çadıra yaklaştığında müşterisiz bir güne rastlamış olmanın verdiği rahatlıkla kapısının olduğu yöne geçip uygun bulduğu bir kaya parçasına asasıyla "Spongify!" komutunu verdikten sonra üzerinden zıplayarak içeri ulaşmıştı adam, neredeyse çocukluğundan beri eğlenerek her zaman yaptığı gibi. Her çalışanın bir oraya, bir buraya gittiği; içinin dışından çok çok daha büyük olduğu içeriye girilmese bile beklenilecek bir yerdi burası. Yanından geçerken rahatsız etmeden kolundan tuttuğu birine patronunun yerini sorduğunda, artık en sonunda Cheshire ile tanışabileceğinin düşüncesiyle omuzlarından az da olsa bir yük azalışına benzer bir duyguyu sezebilmişti. Alpharian ilk önce ne olur ne olmaz diye yeleğinin iç cebindeki planlar yerinde duruyor mu diye kontrol ettikten sonra uzun adımlarla adamın ofis olarak kendine ayırdığı bölüme doğru yollandı.

74
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 04 Kasım, 2021 23:47:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviye
0 -> 1
1 -> 2
2 -> 3

Arası ne alacağımız varsa tahsil edelim efenim...

Bir de üstüne 24 Saat doldurmuş olmanın puanını rica edeyim (:

75
Apples & Oranges / İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 04 Kasım, 2021 23:41:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Knockturn Yolu'nun boğuk ve karanlık havasına karşın Kırmızı ve Turuncu renklerin göz almaktan hiç zorlanmadığı bu dükkan Alpharian'ın sık sık uğradığı yerlerden biri olmuştu açıldığından beri. Çocukluğundan bugüne dek yaptığı ve tarihin en eski işlerinden biri olan ilk mesleğinin etkilerinden belki ölüm döşeğine dek kurtulmayacaktı ama neredeyse hiçbir şey; belki bu Dünya'yı varlığıyla kirleten bir Nesunt'u acılarla dolu bir sonsuzluğa yok etmek bile küçük hırsızlıklarının, cepçiliklerinin ve kapkaçlarının verdiği tadı veremiyordu.
Kapının açılışıyla eşikten geçişini haber veren zille birlikte adam, belki hiçbir zaman hiçbir şey almayacak olsa bile raflardaki ürünleri inceleyerek kasaya doğru ilerlerdi hep; iki hafta önce burada olup şimdiye çoktan satılanlar, yerinde müşterisini bekleyip toz biriktirenler, hızla gelip satılıverildikleri için rafta kendilerine açılan yerin diğer mallardaki düzenle ters durduğu ürünler... Hepsi değişik bir öykü taşıyorlardı üzerlerinde ve Alpharian kimi zaman bir büyü yaratıp, onların öykülerini tek tek izlemeyi dilerdi. Böyle bir şey için Ramyond gibi bir Tılsım ustasının yardımını almak zorunda kalabilirdi, eğer gün olur da bu düşüncesin gerçekten gerçekleştirmeyi kafasına koyardıysa. Şu an için daha önemli bir olguya odaklanmalıydı ama...

Bu dükkanda her zaman için hoşbulunacağını biliyordu, sahibesi Cornelia'nın güler yüzlü ve bu soğuk, karanlık sokaklar içinde açan bir çiçekten belki daha da güzel birisi olması ise bu ortamı adam için daha da seçilebilir konuma sokuyordu. Buraya gelmekten çekinmesini engelleyen sayılı şeylerden biriydi. Evet; Alpharian bir hırsız olabilirdi, yine de bu onun büyüğü saydığı ve yıllarının çoğunu odalarında geçirdiği Mali-Phali-Ty-Co'da her cebine attığını satabileceği anlamına gelmiyordu. Tılsım ustası ve büyüğü olarak gördüğü adamın değerli bulacağı parçaların dışında çok ender şeyler satabilirdi Alpharian; gerçekten de ne olursa olsun "Satmaya utandığı" bazı parçalar olabiliyordu. İşte böyle durumlarda sokakta tanıdıkları, çetelerden bildiği satış noktaları ya da birkaç daha karanlık dükkandan sonra Apples & Oranges geliyordu "en başlarda". Buraya geldiğinde sıcak bir gülümseme ve adıyla çağırılacağını bilmenin verdiği ayrı bir huzur vardı, ya da ayrı bir.. sahiplenilmişlik duygusu? Bilemiyordu ne olduğunu ama bir şeyler vardı burayla ilgili. O şeylerin de Cornelia'nın Açık Kahverengi gözlerinde bir yerde olduğunu savunabilirdi ama kanıtlayabilecek seviyede onlara uzun uzun bakabileceğini ve bakarken de kafasındaki düşünceleri devam ettirebileceğini düşünemiyordu.

Diğer anlamda ise, burada adının -Ryan'ın adının- seslendiriliyor oluşundan da çok çekinmiyordu açıkçası. Ne de olsa çoğu insan normal gazete bile okumuyordu bu ülkede, okuyanlar arasından da çok çok azı sanatla ilgili köşelerle ya da sanata adanmış yayımlarla ilgileniyordu... Buradaki insanların kendini tanıması çok zor oluyordu böylelikle. Hem bir Sanat Eleştirmeni, paraya sıkışıp elindekileri rehin bırakamaz mıydı ki? Gizli gizli iç cebinde getirdiği diğer malları satıyor ya da satmıyor oluşu en fazla başka köşe yazarlarının diline düşerse küçük bir polemik yaratma potansiyeline sahipti, onları da keskin kalemi ile daha da keskin dili yardımıyla yenebilirdi Alpharian. Yavaş adımları bu düşünceleriyle birlikte kasanın bulunduğu tezgaha ulaştırmıştı bile. Cornelia görünürlerde yok gibiydi, bu nedenle adam tahta tezgahın zeminine kapı çalar gibi tıklatmayı seçmişti varlığını girişteki zilden sonra bir kez daha haber vermek için.

.. aman yine geçen geldiğindeki gibi kardeşi Gabriel kapıdan içeri dalmasaydı da durduk yere siniri bozulmasaydı bu sefer.

Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6