46
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Sen Varsın Diye (Vol III)
« : 21 Şubat, 2022 06:39:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yardım etmem konusunda söylediği şeye göz devirdim. Doğru söylüyordu. Daha hızlı biterdi. Kafamı kaldırıp yağan yağmura baktım. Elimdeki şemsiyeyi açsam da, kıza yardım ettiğimde yağmurun da etkisiyle her yerim çamur olacak, üstelik hareketten dolayı ıslanacaktım da. İçeri geçmek istiyor muydum? Evet. Kızla uzun süre aynı ortamda olmamalıydım. Olursam sonu kötü olurdu. Umutsuz bir iç çekmeden sonra şemsiyemi daha demin küreğin olduğu yere dayadım. Yavaş adımlarla toprağa çok batmamaya dikkat ederek ilerledim kızın yanına. O da kürek ile toprakta bir kaç çukur açmıştı. Pantolonumun paçasını çamurlu elleri ile çekiştirip dört tane de benim açıp açmayacağımı sordu. Ben ise dik dik pantolonuma bıraktığı çamur izine baktım. Artık yapacak bir şey yok, pantolonu da ayakkabıları da yıkamaya atacağız. Aldım küreği. “Bunlar hizmetkarların işi...” dedim. Yine de bir iş yapıyorsak en iyisini yapmam gerek. Kızın açtığı çukurların arasında bıraktığı mesafe eşit değildi mesela. Bu beni rahatsız ettiği için ilk olarak Charlotte’un açtığı çukurları doğru bir aralıkta olması için yeniden kazma işine giriştim. İlk iki tanesini yapmama gerek olmadığı için üçüncüsünü diğer ikisinin mesafesine uydurmaya çalışıyordum. Charlotte da ellerini açıp tekrar gösterdi tohumları. Bir anlığına bakıp tekrar işime döndüm. Küreği kazmak istediğim yere koyup ayağımla bastırdım. Tohumlardan çıkacak çiçeklerin adı Yıldızpatı’ymış. Charlotte bu konularda oldukça ilgili gözüktüğü için hevesle anlatmaya başladı. Antik Roma’dan anlattığı hikaye Jüpiter’in ceza olsun diye yeryüzünü taşla doldurması ile başladı. Ağlayarak yıldız olarak yeryüzünde bu çiçekleri yaratan yunan tanrıçasıyla devam etti. Diğer hikayesinde de gözyaşları yaratıyordu bu çiçekleri. Yıldızlar ile birlikte. Dördüncü çukuru da eşit aralıkta ve boyutta kazmak için ayağımla bastırdım küreğe. Charlotte ise tohumları yağmurda ıslatıp özenle diziyordu kazılmış yerlere. Beşinci çukura bastırdım küreği. Bu çiçek sabrı ve sadakati temsil ediyormuş. Nedir bu yıldız merakı? “Bunları dikmek yerine, astronomi kulesinde istediğin gibi bakabilirsin.” dedim soğuk bir ses tonuyla ancak sonra söylediklerini duyunca uzatmadım durumu. Belli ki buna ihtiyacı vardı. Başka bir çukur kazdım diğerine Charlotte tohum dikerken.
Tüm çukurların düzenli bir şekilde açıldığına emin olduktan sonra küreği kenara saplayıp kızın karşısına çömeldim tohumları dikmesini izlemek için. Hala modum düşüktü, hala havam yoktu. İçimdeki, boğazımdaki his hayattan zevk almamı engellemeye yemin etmişti sanki. Yağmurdan bozulan saçlarım gözlerime doğru inmeye başladığı için alnımdan arkaya doğru attım parmaklarımı geçirip. Charlotte çiçekleri gözyaşı ile sulamak istemediğini söyledi. Yağmur yeterli olacakmış. Sonunda yıldız olacaklarını söylediğinde kafamı salladım. Sabır ve sadakat... İkisi de bende olan erdemler. Aileme sadığım. Onlar için sabredeceğim. Gereksiz zevklere kaptırmayacağım kendimi. Güçlü olacağım. Bu iki olguyu temsil eden bitkinin gözyaşı ile gelişmesi ne kadar da mantıklı. Charlotte bu yıldızların ikimizin olacağını söylediğinde boş boş baktığım tohumlardan ayırdım gözlerimi. Onun gözlerine baktım. Gülümsediğinde gözleri parlıyordu. Nasıl olur da, gözleri tüm hislerini yansıtabiliyordu? Ben ise bomboş bakıyordum ona. İçimde ise fırtınalar kopuyordu. Bir süre göz göze baktık böyle. İçimdeki mutsuzluğu çok daha farklı bir hisle karıştırdı bu durum. Tarif edilecek gibi bir duygu değil. Heyecan gibi, ama biraz daha buruk. Gözlerimi kaçırdım gözlerinden. Tekrar baktım tohumlara. Charlotte’ın onları tek tek toprağa gömmesini izledim. Dertlerimi gömüyordu sanki. Endişelerimi, hayal kırıklıklarımı, korkularımı, nefretimi, ona olan sevg- Tüm duygularımı tek tek gömdü toprağa. Charlotte hala bitkiden konuşmaya devam ediyordu ben tohumları duygularla eşleştirirken. Düzenli olarak sulamamız gerektiğini söylüyordu yıldızlarımızı. Sadece yağmurla olmazdı işte. Daha demin denemiştim yağmuru. Üstüne sigara da içmiştim. Geçmiyordu. Tekrar karşımda duran kızın gözlerine baktım kafamı kaldırıp.
“Ne sanıyordum ki?” dedim kıza. Pek bir şey anlamasını beklemiyordum. Deminki konuştuklarından alakasızdı söylediğim şey. “Beceriksiz herifin tekiyim. Kuzenimle aramızın açılmasına izin verdim, istediğimi yapmamı engelleyecek kurallara göz yumdum, sana-” durdum söylemeden. Biraz sessiz kaldıktan sonra devam ettim. “-şuan bile bazı şeyleri söylememek için kendimi tutuyorum. Endişeliyim, korkağım. Çıkıp hiçbir şey olmaz diyemiyorum işte. Ben korurum diyemiyorum. En son da notlar eklendi... Harika biri olduğumu mu sanıyordum? Kendimden umudu kesmenin kıyısındayım Rillian.” Konuştukça gözlerimin acıdığını hissettim. Gözlerimi kapatınca bir kaç damlanın sıcak sıcak yanağımdan aşağı döküldüğünü hissettim. “Al.” dedikten sonra yutkundum acı acı. Çeneme kadar inen göz yaşı yüzümden kurtulup toprağın, daha demin gömdüğümüz tohumların olduğu yere düştü. Tekrar açtım göz kapaklarımı. Karşımda içime daha önce hissetmediğim duyguları hissettiren kız tüm tatlılığı ile bana bakıyordu. “Neden kaçıp gitmiyoruz?” dedim kıza. “İsterdim biliyor musun? Beni tutan zincirler olmasa şuan...” derin bir nefes aldım. Gözlerine bakıyordum yine. Gözlerimden hala ufak ufak akıyordu damlalar. “Neden beni yanına çağırdın ki? Böyle olacağını biliyordum.” Gözleri ne kadar güzeldi ya. Dudakları, geçen seneden daha da çekiyordu beni. Gözlerim bir dudaklarına, bir gözlerine gidiyordu artık. “Çok güzelsin.” Dayanılacak bir duygu değildi bu. Zaten koyvermiş, konuşmaya başlamıştım duygularımı. Aklımı koyverdiğim gibi vücudumu da saldım. Geçen sene de böyle mi hissetmiştim ki? Çok uzak kalmıştı o anı. Elimi uzattım kızın yüzüne. Yanağını okşayıp çenesini sanki bir kuşu elimde tutuyormuş gibi tuttum. Kendime doğru getirdim nazikçe. Yeterince yakınlaşınca da kafamı hafif yana yatırıp hiç tüm şehvetimle dudaklarından öpmeye başladım. Önceki yaptığımdan çok daha ateşliydi bu seferki. Önce alt dudağını sanki tüm tatları barındırıyormuş gibi içime çektim. Sonrasında ise üst dudağını. Yüzüm yanıyordu deli gibi. Bilincim kapanmıştı. Dertli başa daha da dert almak dedikleri bu olsaydı gerek. Bu düşüncesiz hareketim bana aylarca pişmanlık verecekti. Peki değer miydi bu an? Anasını satayım, öyle bir değerdi ki! Bu an için hayatımı bile verebileceğimi düşünüyordum hatta. Neden bu kadar güzeldi? Neden her hareketi beni kendisine çekiyordu? Neden aklından geçen her şeyi bilmek istiyordum? Neden onu alıp uzaklara götürüp sadece benim yapmak istiyordum? Kimse ile konuşmasın, kimse onu görmesin istiyordum. Kimse sevmesin, sadece bana özel olsun. Benim olsun. Bütün renkleri ile gri hayatımı değiştirsin istiyordum...
Neden bu kadar yanlıştı ki bana?
Neden?
Tüm çukurların düzenli bir şekilde açıldığına emin olduktan sonra küreği kenara saplayıp kızın karşısına çömeldim tohumları dikmesini izlemek için. Hala modum düşüktü, hala havam yoktu. İçimdeki, boğazımdaki his hayattan zevk almamı engellemeye yemin etmişti sanki. Yağmurdan bozulan saçlarım gözlerime doğru inmeye başladığı için alnımdan arkaya doğru attım parmaklarımı geçirip. Charlotte çiçekleri gözyaşı ile sulamak istemediğini söyledi. Yağmur yeterli olacakmış. Sonunda yıldız olacaklarını söylediğinde kafamı salladım. Sabır ve sadakat... İkisi de bende olan erdemler. Aileme sadığım. Onlar için sabredeceğim. Gereksiz zevklere kaptırmayacağım kendimi. Güçlü olacağım. Bu iki olguyu temsil eden bitkinin gözyaşı ile gelişmesi ne kadar da mantıklı. Charlotte bu yıldızların ikimizin olacağını söylediğinde boş boş baktığım tohumlardan ayırdım gözlerimi. Onun gözlerine baktım. Gülümsediğinde gözleri parlıyordu. Nasıl olur da, gözleri tüm hislerini yansıtabiliyordu? Ben ise bomboş bakıyordum ona. İçimde ise fırtınalar kopuyordu. Bir süre göz göze baktık böyle. İçimdeki mutsuzluğu çok daha farklı bir hisle karıştırdı bu durum. Tarif edilecek gibi bir duygu değil. Heyecan gibi, ama biraz daha buruk. Gözlerimi kaçırdım gözlerinden. Tekrar baktım tohumlara. Charlotte’ın onları tek tek toprağa gömmesini izledim. Dertlerimi gömüyordu sanki. Endişelerimi, hayal kırıklıklarımı, korkularımı, nefretimi, ona olan sevg- Tüm duygularımı tek tek gömdü toprağa. Charlotte hala bitkiden konuşmaya devam ediyordu ben tohumları duygularla eşleştirirken. Düzenli olarak sulamamız gerektiğini söylüyordu yıldızlarımızı. Sadece yağmurla olmazdı işte. Daha demin denemiştim yağmuru. Üstüne sigara da içmiştim. Geçmiyordu. Tekrar karşımda duran kızın gözlerine baktım kafamı kaldırıp.
“Ne sanıyordum ki?” dedim kıza. Pek bir şey anlamasını beklemiyordum. Deminki konuştuklarından alakasızdı söylediğim şey. “Beceriksiz herifin tekiyim. Kuzenimle aramızın açılmasına izin verdim, istediğimi yapmamı engelleyecek kurallara göz yumdum, sana-” durdum söylemeden. Biraz sessiz kaldıktan sonra devam ettim. “-şuan bile bazı şeyleri söylememek için kendimi tutuyorum. Endişeliyim, korkağım. Çıkıp hiçbir şey olmaz diyemiyorum işte. Ben korurum diyemiyorum. En son da notlar eklendi... Harika biri olduğumu mu sanıyordum? Kendimden umudu kesmenin kıyısındayım Rillian.” Konuştukça gözlerimin acıdığını hissettim. Gözlerimi kapatınca bir kaç damlanın sıcak sıcak yanağımdan aşağı döküldüğünü hissettim. “Al.” dedikten sonra yutkundum acı acı. Çeneme kadar inen göz yaşı yüzümden kurtulup toprağın, daha demin gömdüğümüz tohumların olduğu yere düştü. Tekrar açtım göz kapaklarımı. Karşımda içime daha önce hissetmediğim duyguları hissettiren kız tüm tatlılığı ile bana bakıyordu. “Neden kaçıp gitmiyoruz?” dedim kıza. “İsterdim biliyor musun? Beni tutan zincirler olmasa şuan...” derin bir nefes aldım. Gözlerine bakıyordum yine. Gözlerimden hala ufak ufak akıyordu damlalar. “Neden beni yanına çağırdın ki? Böyle olacağını biliyordum.” Gözleri ne kadar güzeldi ya. Dudakları, geçen seneden daha da çekiyordu beni. Gözlerim bir dudaklarına, bir gözlerine gidiyordu artık. “Çok güzelsin.” Dayanılacak bir duygu değildi bu. Zaten koyvermiş, konuşmaya başlamıştım duygularımı. Aklımı koyverdiğim gibi vücudumu da saldım. Geçen sene de böyle mi hissetmiştim ki? Çok uzak kalmıştı o anı. Elimi uzattım kızın yüzüne. Yanağını okşayıp çenesini sanki bir kuşu elimde tutuyormuş gibi tuttum. Kendime doğru getirdim nazikçe. Yeterince yakınlaşınca da kafamı hafif yana yatırıp hiç tüm şehvetimle dudaklarından öpmeye başladım. Önceki yaptığımdan çok daha ateşliydi bu seferki. Önce alt dudağını sanki tüm tatları barındırıyormuş gibi içime çektim. Sonrasında ise üst dudağını. Yüzüm yanıyordu deli gibi. Bilincim kapanmıştı. Dertli başa daha da dert almak dedikleri bu olsaydı gerek. Bu düşüncesiz hareketim bana aylarca pişmanlık verecekti. Peki değer miydi bu an? Anasını satayım, öyle bir değerdi ki! Bu an için hayatımı bile verebileceğimi düşünüyordum hatta. Neden bu kadar güzeldi? Neden her hareketi beni kendisine çekiyordu? Neden aklından geçen her şeyi bilmek istiyordum? Neden onu alıp uzaklara götürüp sadece benim yapmak istiyordum? Kimse ile konuşmasın, kimse onu görmesin istiyordum. Kimse sevmesin, sadece bana özel olsun. Benim olsun. Bütün renkleri ile gri hayatımı değiştirsin istiyordum...
Neden bu kadar yanlıştı ki bana?
Neden?