17 Nisan, 2026 09:38:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Eadwig Alger Boleyn

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7
46
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Sen Varsın Diye (Vol III)
« : 21 Şubat, 2022 06:39:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yardım etmem konusunda söylediği şeye göz devirdim. Doğru söylüyordu. Daha hızlı biterdi. Kafamı kaldırıp yağan yağmura baktım. Elimdeki şemsiyeyi açsam da, kıza yardım ettiğimde yağmurun da etkisiyle her yerim çamur olacak, üstelik hareketten dolayı ıslanacaktım da. İçeri geçmek istiyor muydum? Evet. Kızla uzun süre aynı ortamda olmamalıydım. Olursam sonu kötü olurdu. Umutsuz bir iç çekmeden sonra şemsiyemi daha demin küreğin olduğu yere dayadım. Yavaş adımlarla toprağa çok batmamaya dikkat ederek ilerledim kızın yanına. O da kürek ile toprakta bir kaç çukur açmıştı. Pantolonumun paçasını çamurlu elleri ile çekiştirip dört tane de benim açıp açmayacağımı sordu. Ben ise dik dik pantolonuma bıraktığı çamur izine baktım. Artık yapacak bir şey yok, pantolonu da ayakkabıları da yıkamaya atacağız. Aldım küreği. “Bunlar hizmetkarların işi...” dedim. Yine de bir iş yapıyorsak en iyisini yapmam gerek. Kızın açtığı çukurların arasında bıraktığı mesafe eşit değildi mesela. Bu beni rahatsız ettiği için ilk olarak Charlotte’un açtığı çukurları doğru bir aralıkta olması için yeniden kazma işine giriştim. İlk iki tanesini yapmama gerek olmadığı için üçüncüsünü diğer ikisinin mesafesine uydurmaya çalışıyordum. Charlotte da ellerini açıp tekrar gösterdi tohumları. Bir anlığına bakıp tekrar işime döndüm. Küreği kazmak istediğim yere koyup ayağımla bastırdım. Tohumlardan çıkacak çiçeklerin adı Yıldızpatı’ymış. Charlotte bu konularda oldukça ilgili gözüktüğü için hevesle anlatmaya başladı. Antik Roma’dan anlattığı hikaye Jüpiter’in ceza olsun diye yeryüzünü taşla doldurması ile başladı. Ağlayarak yıldız olarak yeryüzünde bu çiçekleri yaratan yunan tanrıçasıyla devam etti. Diğer hikayesinde de gözyaşları yaratıyordu bu çiçekleri. Yıldızlar ile birlikte. Dördüncü çukuru da eşit aralıkta ve boyutta kazmak için ayağımla bastırdım küreğe. Charlotte ise tohumları yağmurda ıslatıp özenle diziyordu kazılmış yerlere. Beşinci çukura bastırdım küreği. Bu çiçek sabrı ve sadakati temsil ediyormuş. Nedir bu yıldız merakı? “Bunları dikmek yerine, astronomi kulesinde istediğin gibi bakabilirsin.” dedim soğuk bir ses tonuyla ancak sonra söylediklerini duyunca uzatmadım durumu. Belli ki buna ihtiyacı vardı. Başka bir çukur kazdım diğerine Charlotte tohum dikerken.

Tüm çukurların düzenli bir şekilde açıldığına emin olduktan sonra küreği kenara saplayıp kızın karşısına çömeldim tohumları dikmesini izlemek için. Hala modum düşüktü, hala havam yoktu. İçimdeki, boğazımdaki his hayattan zevk almamı engellemeye yemin etmişti sanki. Yağmurdan bozulan saçlarım gözlerime doğru inmeye başladığı için alnımdan arkaya doğru attım parmaklarımı geçirip. Charlotte çiçekleri gözyaşı ile sulamak istemediğini söyledi. Yağmur yeterli olacakmış. Sonunda yıldız olacaklarını söylediğinde kafamı salladım. Sabır ve sadakat... İkisi de bende olan erdemler. Aileme sadığım. Onlar için sabredeceğim. Gereksiz zevklere kaptırmayacağım kendimi. Güçlü olacağım. Bu iki olguyu temsil eden bitkinin gözyaşı ile gelişmesi ne kadar da mantıklı. Charlotte bu yıldızların ikimizin olacağını söylediğinde boş boş baktığım tohumlardan ayırdım gözlerimi. Onun gözlerine baktım. Gülümsediğinde gözleri parlıyordu. Nasıl olur da, gözleri tüm hislerini yansıtabiliyordu? Ben ise bomboş bakıyordum ona. İçimde ise fırtınalar kopuyordu. Bir süre göz göze baktık böyle. İçimdeki mutsuzluğu çok daha farklı bir hisle karıştırdı bu durum. Tarif edilecek gibi bir duygu değil. Heyecan gibi, ama biraz daha buruk. Gözlerimi kaçırdım gözlerinden. Tekrar baktım tohumlara. Charlotte’ın onları tek tek toprağa gömmesini izledim. Dertlerimi gömüyordu sanki. Endişelerimi, hayal kırıklıklarımı, korkularımı, nefretimi, ona olan sevg- Tüm duygularımı tek tek gömdü toprağa. Charlotte hala bitkiden konuşmaya devam ediyordu ben tohumları duygularla eşleştirirken. Düzenli olarak sulamamız gerektiğini söylüyordu yıldızlarımızı. Sadece yağmurla olmazdı işte. Daha demin denemiştim yağmuru. Üstüne sigara da içmiştim. Geçmiyordu. Tekrar karşımda duran kızın gözlerine baktım kafamı kaldırıp.

“Ne sanıyordum ki?” dedim kıza. Pek bir şey anlamasını beklemiyordum. Deminki konuştuklarından alakasızdı söylediğim şey. “Beceriksiz herifin tekiyim. Kuzenimle aramızın açılmasına izin verdim, istediğimi yapmamı engelleyecek kurallara göz yumdum, sana-” durdum söylemeden. Biraz sessiz kaldıktan sonra devam ettim. “-şuan bile bazı şeyleri söylememek için kendimi tutuyorum. Endişeliyim, korkağım. Çıkıp hiçbir şey olmaz diyemiyorum işte. Ben korurum diyemiyorum. En son da notlar eklendi... Harika biri olduğumu mu sanıyordum? Kendimden umudu kesmenin kıyısındayım Rillian.” Konuştukça gözlerimin acıdığını hissettim. Gözlerimi kapatınca bir kaç damlanın sıcak sıcak yanağımdan aşağı döküldüğünü hissettim. “Al.” dedikten sonra yutkundum acı acı. Çeneme kadar inen göz yaşı yüzümden kurtulup toprağın, daha demin gömdüğümüz tohumların olduğu yere düştü. Tekrar açtım göz kapaklarımı. Karşımda içime daha önce hissetmediğim duyguları hissettiren kız tüm tatlılığı ile bana bakıyordu. “Neden kaçıp gitmiyoruz?” dedim kıza. “İsterdim biliyor musun? Beni tutan zincirler olmasa şuan...” derin bir nefes aldım. Gözlerine bakıyordum yine. Gözlerimden hala ufak ufak akıyordu damlalar. “Neden beni yanına çağırdın ki? Böyle olacağını biliyordum.” Gözleri ne kadar güzeldi ya. Dudakları, geçen seneden daha da çekiyordu beni. Gözlerim bir dudaklarına, bir gözlerine gidiyordu artık. “Çok güzelsin.” Dayanılacak bir duygu değildi bu. Zaten koyvermiş, konuşmaya başlamıştım duygularımı. Aklımı koyverdiğim gibi vücudumu da saldım. Geçen sene de böyle mi hissetmiştim ki? Çok uzak kalmıştı o anı. Elimi uzattım kızın yüzüne. Yanağını okşayıp çenesini sanki bir kuşu elimde tutuyormuş gibi tuttum. Kendime doğru getirdim nazikçe. Yeterince yakınlaşınca da kafamı hafif yana yatırıp hiç tüm şehvetimle dudaklarından öpmeye başladım. Önceki yaptığımdan çok daha ateşliydi bu seferki. Önce alt dudağını sanki tüm tatları barındırıyormuş gibi içime çektim. Sonrasında ise üst dudağını. Yüzüm yanıyordu deli gibi. Bilincim kapanmıştı. Dertli başa daha da dert almak dedikleri bu olsaydı gerek. Bu düşüncesiz hareketim bana aylarca pişmanlık verecekti. Peki değer miydi bu an? Anasını satayım, öyle bir değerdi ki! Bu an için hayatımı bile verebileceğimi düşünüyordum hatta. Neden bu kadar güzeldi? Neden her hareketi beni kendisine çekiyordu? Neden aklından geçen her şeyi bilmek istiyordum? Neden onu alıp uzaklara götürüp sadece benim yapmak istiyordum? Kimse ile konuşmasın, kimse onu görmesin istiyordum. Kimse sevmesin, sadece bana özel olsun. Benim olsun. Bütün renkleri ile gri hayatımı değiştirsin istiyordum...

Neden bu kadar yanlıştı ki bana?

Neden?

47
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 21 Şubat, 2022 04:09:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kuzenim suyun üstünden son hızla fırladı üstüme. Kenara çekilince amele sümüğü gibi yapıştı yere. Yarı çıplak bir de... Ellerimi ve dişlerimi sıkmış bakıyor, yerde yatıyorken tekmeyi bassam diye düşünüyordum yuttuğu suyu öksüre öksüre çıkaran kuzenime. Çevresine bakındığında ilk söylediği şey, abi kız yok oldu. Düşe kalka asasına koşup kızı da çıkarttı gölden. Hatta öyle bir şey yaptı ki...

Kızı çıkarttı, kendine doğru getirdi... Ben kızın bluzüne accio yaptığım için neredeyse-çıplak-olan-kızı-göğsüne-getir- ULAN NE YAPTIN SEN BÖYLE? Öyle bir nefes aldım ki yanımdaki Winton ve Cyneric koluma yapıştırlar bir şey yapmayayım diye. Kızın papatyalı iç çamaşırı, çıkar çıkmaz kuzenimin göğsüne kafasını koyması. Öylece durmaları. Winton’a döndüm çaresiz bir şekilde. Bir kere bile bahsetmemiştim ama Winton çok zeki adamdı. Anlayalı seneler oluyordu. Sadece baktım ona. Bakmamla “Boleyn.” demesi bir oldu. Normalde soyadımla hitap etmez. Böyle demesinin sebebi ailemi hatırlamamdı. Kız ile aramda olan tek olgu. “Oy gözlerimi.” dedim. “Ya da öldür beni de görmeyeyim şu görüntüyü.” Benim kalbim sürekli onun adını söyleyerek atıyorken, kendi ismini duymak için BENİM göğsüme kafasını koyması gerekirken şerefsiz bok kafalı kuzenimin göğsünde yatıyor. Tenleri birbirine değiyor. Yarı çıplaklar. Ölsem daha iyi. Şuan şurada ölsem daha iyi. Keşke çıkartmasaydım gölden onları. Gölde yiyişselerdi de, gözlerim görmeseydi yiyişmelerini. Yemin ediyorum daha önce bu kadar kötü hissetmedim kendimi.

Dedim “Gidelim.”

“Nolur gidelim.”

Winton da kafasını salladı olumlu anlamda. Döndük arkamızı gideceğiz, kızın adımı söylemesi ile mıhlandım yerimde. Ne tatlı söylemişti ismimi. Geçmişte onunla yaşadığım anılarım bir bir kafamda canlanırken demin gördüğüm görüntü önlerini kapatıyordu. Kapattım gözlerimi. Sıkıca. Kuzenimle koyun koyuna oldukları görüntü daha da belirginleşti. Omzumda Samuel’in elini hissettim sonra. Omzumdan tutup kendine çevirdi. Teşekkür gibi bir şey söylüyordu ki ben döndüğüm gibi yumruğu burnuna geçirdim!

“SİKTİR GİT GİZLİ BİR YERDE YAP NE YAPACAKSAN!” diye bağırdım hemen ardından. “SENİN SEVİŞMENİ GÖRMEK ZORUNDA DEĞİLİM!” Bilerek Samuel ile konuşuyordum. Charlotte... Ona bir şey söylesem sinirimi kontrol edemeyeceğimi ve kendimi küçük düşüreceğimi biliyordum. Bu yüzden tamamen yok sayıyordum kızı.

Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 5, total 5

48
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 20:59:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Profesör'ün dediklerinden sonra omzumu silkip "Binerim nolcak." dedim. İşte herkese tek tek cevap verdi profesör. Sonra da bize bir kan çıkardı. Re'em kanıymış. Bunları içmemiz istenince bir ERKEK gibi kalkıp ilk içecektim ama Franziska atladı içti kan dolu tüpü. Ben de ona uyuz uyuz bakarak içtim kanı. İçtiğim gibi vücudumda aşırı bir güç hissettim. Tüpü bıraktıktan sonra ellerime baktım. Sonra arkamı dönüp yakın arkadaşım Ares'e baktım.

OOO YOOOO JACK, EADWIG ARES'E ÇOK SİNİRLİ BAKIYOR!

EVET BRAD, BAKSANA GÖZÜNDEN ATEŞLER SAÇIYOR!

JACK! OH HAYIIR! KOŞMAYA BAŞLADI ARESE DOĞRU! NE YAPACAK ACABA? HAVAYA ZIPLADIĞI GİBİ ÇOCUĞUN KAFASINI YAKALADI VEEE

OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO

PLATFORMA DOĞRU RKO ÇEKTİ!!!

AAAAHHH BRAD, ADAMIM BU ÇOK ACITMIŞ OLMALIII!!!



Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 10, total 10

49
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 20:05:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Profesör Moore'un bizi ormandan yaka paça ormandan dışarı çıkarmasının ardından haftalar geçmişti. Bu zamandan beri gözünün önünde olmamaya çalışıyordum. Yine aynı durumdan, desliğin arkasında bir yere pusup oturacağım diye düşünerek geldiğim dersliğe girmem ile profesörün üstüme lanet büyüsü fırlatması bir oldu. Asamı hemen çekip savuşturma büyüsü kullandım. ZIBAM! Benden hızlısı mezarda. Bir aferin kapıp en arkaya kuytuya köşeye geçtim. Her zamanki arkadaşlarım ve bu aralar nedense sürekli yanımda olan Franziska ile birlikte oturduk. Oturduğum yere iyice yayılıp bir kolumu da Franziska'nın omzuna attım. Profesör üç tane sihirli yaratık göstererek başladı derse. Aralarındaki ortak özelliği sorunca Franz hemen hepsinin sihirli yaratık olduğunu söylemek için atladı. Ondan sonra ben de elimi kaldırıp "Üçünün de üstüne binebiliriz." diye cevapladım.

50
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Eadwig Alger Boleyn Sorgusu
« : 20 Şubat, 2022 14:58:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Dinledim bu malı ben. Nasıl bir salak bu? Gülüyor falan. Tekrar ellerimi önümde bağlayıp kaşlarımı çattım. “Ya sen ne mal bi adamsın bıyık.” dedim baya sinirlenmiş bir tavırla. “Slytherin olma kriteri arkadaşlarını önemsememek, özgüvensizlik, korkaklık mı? Kıskançlığın bıyığından akıyor. Varoşlar öyle yapar. Gerçek safkan öyle bıyıklarına keratin banyosu yaptırarak olunmuyor.”

Yok işte Yasak Orman’a pikniğe gider gibi gitmişiz de... Yok bıcırıkmışız. Gülüyor falan. Lan beni buraya neden getirdiniz? Bu herif dalga geçsin diye mi? Alınma ama türünün tek örneğisin dedi. “Yoo.” dedim. “Salaksın ki.” Carmilla’nın hayatımızı kurtardığı kısmı anlatmamı istediğinde de ilk burun kıvırdım. Çünkü hala ben yalan söylüyormuşum gibi davranıyordu. Neyse umursamadan anlatmaya başladım. “Ceset bulduk.” dedim. “Parçalanmışlardı. Yanlarında arbaletler falan da olduğu için cadı avcıları olduğunu anladık. Siz, işinizi yapıp doğru düzgün korumadığınız için büyücüleri Carmilla temizliyordu herhalde. Bize de saldırdılar. Carmilla da kurtardı işte. Ok ile aramıza geçip, tek eliyle engelledi. Biliyor musunuz? Ona teşekkür etmelisiniz. Sizin iş yükünüzü azaltıyor. Hatta hepinizi kovup, bu departmana ayrılan paraları ona vermeleri lazım.” Ben böyle anlatıyordum ki kapıyı tıklattılar. Lavuk da kalktı gitti. Bir süre de gelmedi. Bir süre dediğim de... BAYA bir süre. 5 dakika kadar bekledikten sonra ayağa kalktım. Etrafta gezmeye başladım. Kapıyı falan zorladım kilitliydi. Hala gelmedi. Sonra oturdum masanın önüne, karşımdaki cama baktım. Kanser herif sürekli bakıp konuşuyordu. Kesin orada başkaları da vardı. Yine gelen olmadı. Bağırdım unutuldum mu anasını satayım diye. Hala da bir şey olmayınca bıyığın masada unuttuğu sigarasından bi dal alıp içmeye başladım napayım. Gerçekten bu daire bok gibi. Benim gibi birini sorgu odasında nasıl unutabilirler?

51
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Sen Varsın Diye (Vol III)
« : 18 Şubat, 2022 03:55:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seralara doğru koştu bu kural tanımaz öğrenci. Ben ise peşinden koşmayacak kadar melankoliktim. Hızlı adımlarla yürüdüm arkasından sadece. Bilerek mi basıyordu su birikintilerine? Ben ise onun aksine su birikintilerinden özellikle uzak duruyor, biraz yolumu uzatıyordum. Yaklaştıkça bu kişinin bir kız olduğunu gördüm. Hufflepuff’tandı. Bu binadakilerin ne yaptığını pek anlayamıyordum. Yine de aklı havada davranışlarına bir neden teşkil ediyordu sarı cübbesi. Seraya girdi. Benim oraya gelmem daha uzun sürdü tabi ki. Seranın kapısından girerken içeri tam olarak girmek istemediğim için şemsiyemi kapının dışarısında tuttum. Kapıdan şöyle bir girdiğimde kız beni duydu. Onu korkutmak istemiş miydim? Sanırım istemiştim. Benden korksun ki söylediklerimi dinlesin istemiştim ancak döndüğünde yüzünü gördüğüm gibi şaşkınlığını gizleyemeyen ben oldum. Charlotte. Kafamda onunla ilk yalnız kaldığım gün söylediklerim yankılandı. Rillian. demiştim. Sen ne yapıyorsun burada? Gece dışarı çıkmak yasak! Bilmiyor musun? Evet dedi beynim. Bunları tekrar söylemelisin. Peki neden söylemiyorsun? Neden ağzını açamıyorsun? Sonra yaptıkların yüzünden değil mi? Geçen sene aşırı aptal bir şekilde öptüğün için kızı, konuşamıyorsun. Nasıl olabilir peki? Benim üstümde böyle bir ağırlığı nasıl kurabildi? Üstelik hiçbir şey yapmadan.

Bir anda dibimde bitince geriye kaçtım istemeden. Fazla yaklaşmak istemiyordum yanına. Yüzümdeki ifadeyi her zamanki çatık kaşlı halime çevirdim zorla. Ben bir şey demeden önce o atlamış, onu geri dönmeye zorlamamı söylemişti. Ne demek zorlama? Ben bina başkanıyım ve bu benim işim. Tabi ki onu geri dönmek için zorlayacaktım. Önemli bir işi olduğunu söyledi ben daha sormadan. Kim bilir ne işiydi. Onu ele veremeyeceğimi söylediğinde ise kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı. Ne demek veremezsin? Kalbim gerçekten veremeyeceğimi söylüyordu bana. O sert, katı halimin bu kıza çalışmayacağını yüzüme vuruyordu ama geçen sene öğrenmiştim. Kalbimin söyledikleri tamamen kızın elindeydi. Kalbimi dinlememeliydim. Ama... O kadar imkansızdı ki bu. Geçen sene olan olaya kadar kızı göz hapsinde tutmuştum. Tüm Slytherin'lere kıza iyi davranmalarını söylemiştim. Sonrasında ise bir çok kere gidip konuşmak istemiş, aşırı utanmıştım. Yazın ise annem gelecekte benim için kurduğu planlardan bahsetti. Onun bulacağı bir kızla evlenmem gerektiğini, ailemizin geleneği olduğunu ve... Başkalarına gönüllerini kaptıran Boleyn’lerin sevdiklerinin başına gelenleri. Benim yüzümden, böyle hayat dolu bir kızın harcanıp gitmesi düşüncesi bile korkunçtu. Bu yüzden, bu sene Hogwarts’a geldiğimden beri bu kızdan uzak durmak için elimden geleni yapıyordum. Baya da iyi gidiyordum aslında. Ta ki... Ne bok yemeye tek başıma dışarıda dolaşmaya karar verdim ki! Artık mutsuzluğuma endişe de eklendi.

Kafamı olumsuz anlamda salladım onu bekleyebileceğimi söylediğinde. Hemen geri döneceğiz diyecektim. Şemsiyeyi tutmadığım elimi tuttuğu için cümleme başlayamadım bile. Onunla tanıştığımda da el ele tutuşmuştuk. O zaman hiç böyle bir duygu hissetmemiştim. Güvendi o zaman hissettiğim. Şimdi ise, kalbim yerinden sökülecek gibiydi. Yatağımın başında, bana diktiği o kalple alakası var mıydı bu hislerin? Kalbimi koruyacak diye vermişti ama belli ki tek yaptığı kalbimi daha çok ona kaptırmam olmuş. O anın şokuyla hiçbir şey söylememiş, seranın yerlerini ıslatmamak için dışarıda tuttuğum şemsiyemle birlikte içeri çekilmiştim. Zaten gereksiz bir düşünceydi benimki. Yerler çamur içindeydi. Seranın içinde biraz koştuktan sonra ortadaki açık alana çıkan kapının önünde durduk. Kız elimi bırakıp elini cebine soktu. Bir avuç tohum çıkardı. Bunları dolunay gününde ekmesi gerekiyormuş. O kadar umrumda değil ki şuan. Kız yanıma küreği bırakıp seranın üstünün çatı ile kapatılmamış alanına koşturduğunda kendimi kızın tuttuğu elime bakarken buldum. Elleri benim elime göre minik kalıyordu. Fazla tatlı. Ne? Hayır hayır tatlı falan değil! İçeri girmesi gerekiyor. Burada yalnız kalmamamız gerekiyor. Elimi yumruk yaptım hissi yok etmek için. Kafamı kaldırıp içeri girmesini söyleyecektim ama konuşuyordu. Benim böyle bir şeye ihtiyacım olduğunu söyledi. Gözlerimi kıstım. Gün geçtikçe daha çok bunalmaya başlayacağımı söylediğinde ise, bir dakika dedim kendime. Neydi bu cümleler şimdi? Hislerimi mi okuyordu bu kız? O kalp sayesinde mi? Saçma! Ben böyle teorilere inanan biri değilim. Artık değilim. Okulda ne bir cadı var, ne de o kalbin içinde büyü var. 2. sınıftan böyle bir büyü yapması için ruh hastası olması lazım. Peki nereden biliyor bu aralar bunaldığımı? Yoksa?

Beni mi izliyor?

Dışarı yansıtıyor muydum ki halimi? Normalden daha sönük enerjim evet, ancak bunu fark etmesi için enerjimin yüksek halini de bilmeliydi. Gerçekten beni izliyor olmalıydı. Küreğe ihtiyacı olduğunu söylediğinde kafamı çevirip yanımda duran küreğe baktım. Küreği alıp kızın yanına gidersem ve bir daha elimi tutmak gibi bir hareket yaparsa daha çok kaptırırdım kendimi. Bu yüzden elimdeki şemsiyeyi kapatıp, asamı aldım cübbemin içinden. Basit bir Wingardium Leviosa ile havalandırdım küreği. Kızın yanına doğru uçurdum. Bu hareketim hiçbir şey söylememe rağmen onu bekleyeceğimin göstergesi oldu. Küreği kızın yanına saplanacak şekilde bıraktıktan sonra asamı yerine koydum. Bitkilerden nefret ediyorum. Bitkibilimden de, bu seralardan da. Gerçekten iğrenç bir sınav sonrası aldığım düşük notlar kendimden şüphelenmeme neden oluyor işte. Kızın diktiği -artık neyse- ilgimi çekmiyor. Yanında bulunmak istiyorum ama istemiyorum da. O yüzden tam ortada duruyorum. Yanında da değilim, çekip de gidemiyorum. Kapının önünde elimde şemsiye ile dimdik bekliyorum.

“Ne kadar sürer?” diye sordum şemsiyemi önüme alıp iki elimle baston gibi tutarken. “Bu bunaltılar geçecek. Duygular geçicidir. Bir şey yapmama gerek yok.” diye soğuk bir cevap verdim söylediklerine de. Konuşurken bile boğazımda dertli bir yumru vardı. Düşünmemeye çalışıyordum yine de.

52
Hogwarts Bahçesi / Sen Varsın Diye (Vol III)
« : 16 Şubat, 2022 02:11:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=UooE3twEpEA&ab_channel=CanOzan[/youtube][/spoiler]

Bu konu Charlotte ve Eadwig’in 5. sınıf zamanlarından bir kesiti anlatmaktadır.




Göğsüm ve midem arasında bir yer... Tam yerini nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Bir his var rahatsız eden. Boğazıma vuruyor. Midem bulanıyor desem, yeterli bir tarif değil. Psikolojik biliyorum. Kussam, belki o duyguları da kusarım ama böyle bir şey gerçekleşebilecek gibi gelmiyor bana. Zaten büyüdükçe duygularını yok sayan bir adama dönüştüm. Kimseye çaktırmıyorum içimdekileri ama modum aşırı düşük. Oturuyoruz çocuklarla, sohbet çeviriyorlar sadece durmuş bakıyorum boşluğa. İçimdeki o rahatsızlık izin vermiyor hayattan zevk almama. Normalde de çok zevk alan biri değilim de neyse... Aslında oturup tek bir soru sorsam bulacağım nedenini. Neden? Neden böyle hissediyorum. Cevabı da çok basit. SBD’ler. Hepsinden bok gibi notlar almam şaşılacak bir durum değil. Dersleri umursamıyorum, profesörleri sevmiyorum. Yine de kendime karşı bir hayal kırıklığı mı yaşadım nedir? Tabi bu soruları sormak yerine tüm duygularımı yok sayıp, arkadaşlarımın arasında karşıya bakıyorum dümdüz. Neyin var diyorlar. Bir şeyim yok nereden çıkartıyorsunuz diyorum. Hatta uzatırlarsa bağırıyorum. Bir ara koridorda koşan çocuğa koşmasın diye vurdum sinirim yüzünden. Ses de etmedi bizimkiler. Dersleri zaten dinlemiyorum, artık hiç dinlemiyorum. Oturup kendi kendime önümdeki parşomeni karalıyorum. Belli bir şekil de yok. Sadece karalıyorum. Dersin sonunda parşomen mürekkepten simsiyah oluyor. Şuan kalbimi aynı bu şekilde görüyorum. Kararmış. Umutsuz. Mutsuz. Gitmesini bekliyorum gitmiyor his. Bazen başım ağrıyor. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var diye nöbet sırası bende olmasa da profesör Urswick’ten nöbet istedim. Bu sene sınıf başkanı oldum. Akşam bizimkilerin geyiklerini dinlemektense yağmurda bahçede nöbet tutarım daha iyiydi şuanki modumda.

Üstüme kalın bir şeyler giyip şemsiye aldım. Öğrencilerin içeri girmesini bekledim kapının önünde. 15 dakika sonra içeri girmemiş, hala çevrede pinekleyen öğrencileri uyarmak için bahçeyi gezmeye, insanlara kızıp bağırmaya başladım. 5 dakika sonda ise, bahçede kimse kalmadı. Saat geç olmuş olsa da biraz yürüyüş yapıp, sigara içerek rahatlamak istedim. Aşağı inmeden önce sardığım iki dal sigaradan birini alıp yaktım ve bulunduğum ortamın keyfini çıkararak yürümeye başladım. Bu sırada da yarın yapacağım şeyleri düşünüyor kafamı meşgul etmeye çalışıyordum. Slytherin Ortak Salon’undaki masanın genişletilmesi isteniyor. Profesör Urswick’le bu konuda konuşacağım. Bir kaç da sandalye gerekiyor. Bizim ortak salondakilerle ile uyumlu olmaları lazım. Bana 10 dakika gibi gelen bir saatten sonra iyice geç oldu saat. Hazırladığım iki dal sigarayı da tüketmiş, sırtımı Hogwarts duvarına dayamış gölü izledim. Ailemi, bana öğretilenleri, ada halkını düşündüm... Kendimi derslerin gerçekten işime yaramayacağına iyice ikna etmeye çalıştım. Temiz hava iyi gelmişti. Derin derin nefes alıp yok ettim hisleri. Daha kendilerini belli edemeden, yok oldular. Yalnızlığı hiç sevmem.

Ama ihtiyacım varmış.

Duvardan destek alarak doğruldum. Şemsiyemi omzuma dayayıp yürümeye başladım Hogwarts’a girmek için. Daha kapıya ulaşamamıştım ki seraların oralara koşan birini gördüm. Nereden çıktı şimdi bu? Tekrar çattım kaşlarımı ve tüm sinirli halimle peşine düştüm. Buradan bağırsam koşup gözden kaybolurdu. Bu yüzden sadece adımlarımı hızlandırdım. Herhangi bir ses ya da acele yapmadan yürüdüm. Yanına gittiğim gibi azar çekecek, onu Hogwarts’a geri götürecektim. Bu saatte dışarı çıkmak yasak.

53
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 13 Şubat, 2022 23:14:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hüü bizi kurtardın mı hüüü dendiği için 1d10 zar atıyom. Az atarsam ölsün köpekler çıplak

Rolled 1d10 : 7, total 7

54
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 13 Şubat, 2022 23:00:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Neden gözüm bunlara kayıyor benim?

Kız umrumda değil ki. Hem o kuzenim için bana çemkirdi canavar gibi. Kuzenimi de zaten günahım kadar sevmiyorum. Yine de ilk Charlotte gitti göle. Bahçede bizimkilerle oturmuşken gözüme takıldı bak. Normalde bulunduğu ortamda olmamaya çalışıyorum. Göle girdi bu. Sonra benim kuzen gitti. Soyundu gölün yanında, bak soyundu tamam mı? Ben dedim ki bu sahneyi izlemek bana sadece mutsuzluk ve sinir verecek. Gözümü kaçırdım. Yine de bazen, kendini tutamazsın ya hani. Kafamı çevirsem de gönlüm kaldı orada. Dönüp dönüp bakıyorum. Yüzüyordu kuzenim kızın yanına. Daldı. Daldı ve bir daha çıkmadı. Dipten gidiyor sandım ama kız endişelendi. O da battığı yere yüzdü kuzenimin. Sonra o da battı. Benim kuzenim çıktı. Ne oluyor lan orada suyun içinde oynaşıyorlar mı diyordum ki benim kuzen de bir anda battı. Kesin suyun altında öpüşüyorlar bunlar. Ben sizin kafanıza sıçayım iyi mi? Bir yanım bana ne diyor, bir yanım kafanıza şapayım diyor. Derken kendimi ayakta buldum. Winton ve Cyneric nereye gittiğimi sormadan göle doğru koşmaya başladım. Koşarken de cebimden asamı çıkardım.

“Namussuz şerefsiz haysiyetsiz!” diye hırlayarak gölün yanına geldim. Bunların daldığını gördüğüm yere asamı doğrulttum. Arkadaşlarımın ne olduğunu sorduğu cümlelere aldırmadan “Accio pantolon!” dedim kuzenimin pantalonuna. Sonra da kızın kıyafetine de bir “Accio bluz!” çaktım. Ardından da geri kaçtım bana gelirken üstüme düşmesinler diye. Yere yapışsın köpekler! Gölün altında öpüşüp romantizm yaşamak neymiş? Profesör Urswick’e söylemeyim diye yalvarmalılar bana!

55
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Eadwig Alger Boleyn Sorgusu
« : 10 Şubat, 2022 17:16:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bıyık bana küçüğüm falan dediğinde "Bak!" dedim sinirlenip. "Daha ilerletme şunu sinirlerimi bozuyorsun!" dedim. Hayırdır ya? Küçüğümmüş. O küçük şimdi burnuna kafa atacak farkında değilsin. Neyse en azından annemi çağırmışlar. Döndü bu baktı arkasındaki cama. Ben de bakınca kendimi gördüm. Kollarımı önümde bağlamış, yüzümde kızgın ifade ile gördüm. Annem kaşlarımı çok çatmamamı, yoksa iz kalacağını söylemişti daha önce. Bu yüzden kaşımın ortasını parmaklarımla ovmaya başladım kafamı başka yere çevirip. Bıyık da döndü bana geri. Dedi ki çocuk gibi davranılmak istemiyorsam annem gelmeden konuşacakmışım. "Zerre umrumda değil." dedim sinirli sinirli. O ormana girerken cesaret gösterdiğimi, annemin yanında olmadığımı, babama karşı Carmilla'yı koruduğumu söylediğinde ovalamama rağmen çattım kaşlarımı. "Saçmalama!" diye hırladım dediğine. "Beynimi falan yıkamadı!" Bir de neden buluştun diyor? "Ya ne alaka? Carmilla ile neden buluşayım ben?" Babama karşı Carmilla'yı koruduğumu biliyorlarsa aslında çoğu şeyi biliyorlardı. En azından kadını kötü düşürecek şeyleri. Annemin gelmesini isterdim ama bu bıyığın Carmilla hakkında ileri geri konuşmasına da izin veremezdim.

Döndüm bıyığa. "Tamam, anlatacağım. Nedeni senin salak lafların değil ama." Arkama yaslanıp ellerimi masanın üstüne koydum. Yüzüne baktım. Kaşlarını çatmış bakıyordu yüzüme. "İlk olarak ifadeni düzelt." dedim buna. "Sinirli olmak hiç yakışmadı, baştaki şapşal halin daha iyi gözüküyor."

"Oraya gitmem büyük cesaret falan değildi. Sorumsuz bir hareketti. Caldecott yakın arkadaşım. Arkadaşlarımı korurum. Başına gelenleri anlattı. Dedi ki Carmilla'yı görmüş ormanda. Üstelik kadın ona eziyet etmiş. Saçma değil mi? Baya saçma. Benim aptallığım da bu. Arkadaşlarımı önemsiyorum. Dedim ki, ormanda Carmilla'nın olması aşırı saçma. Caldecott da bu yüzden acı çekiyor. Büyük ihtimalle Yasak Orman'daki saçma sapan düşük yaşamlardan biri insanlara böyle kabus yaşatıyor. Bu yüzden arkadaşlarıma ve kuzenime haber verdim. Birlikte gidecek, ormanda Carmilla'nın olmadığını kanıtlayacaktık. Böylece Caldecott rahat bir nefes alacaktı." Kendi kendime güldüm. "Ama gittiğimizde Carmilla'yı bulduk."

56
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: Sen Varsın Diye (Vol II)
« : 10 Şubat, 2022 06:18:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kız çoraplar için teşekkür etmeyeceğini söylediğinde omuz silktim. Teşekkür etmen için yapmadım zaten. Ne için yaptın o zaman? Pff! Masaya bıraktığı mektuplardan birini aldım. Kız da yanımda çorapları giyiyordu. Açtım bir tanesini. Neydi bunlar şimdi? Mektuplardan bir tanesinin Nijerya Prensinden gelmesi normal miydi? Kötü bir ingilizce ile yazılmış, çok da çirkin bir arma ile taçlandırılmıştı. Bu arma elle mi çizilmişti? Gözüme yaklaştırdım mektubu armanın çirkinliğine bakmak için. Charlotte o zaman konuşmaya başladı.

Dedi ki annesiyle bal yemeyi severmiş. "Hmm..." dedim ilgimi çekmediği için. Mektuplara dönüp Nijerya Prens'inin neden para istediğini anlamaya çalıştım. Bu sırada da Charlotte'taydı kulağım. İki gündür derse girmediğini söylüyordu. Bunu biliyordum. Neden diye sormayın. Biliyordum işte. "Neden?" diye sordum kıza bakmadan. Nijerya Prensini hükümet zorluyormuş. Paraya ihtiyacı varmış. Charlotte kendini iyi hissetmediği için gelmediğini söyledi. "Neyin var?" diye devam ettim soruma. Annesinin rahatsızlandığını söylediğinde durdum. Mektuba bakmaya devam edip tüy kalemi koydum yanına. Tamamen kızın söylediklerine odaklandım. Annesinin durumunu bilmediği ve bekleme durumunun onu yiyip bitirdiğini söyledi. Belki de ondan saklanmasının sebebi annesinin durumunun ciddi olmasıydı. Dediği şey mantıklıydı. Eğer ciddi bir şey olsa kızının üzülmesini istemezdi babası. Benim babamdan öyle bir düşünce çıkmazdı herhalde. Nijerya'lı adamın armasına kafamda Charlotte'ın üzüntüsünü düşünerek bakarken kız balı beni kızdırmak için yemediğini söyledi. Annesi ile anılarıyla mutlu olmak için yiyormuş. André ile paylaşmak için geldiğini söylediğinde kafamı çevirip baktım buna dayanamayarak. "Neden?" diye sordum. "André ile aranızda bir-" şey mi var diye soracaktım ki kız benim için önemli olduğu için sinirlendiğimi söyledi. Yardım etmeliydim ona. İstemsizce gülümsedim dediği üstüne ve tekrar önüme döndüm gülümseyerek. Dediğine cevap vermeyecektim. Zaten inkar etsem de inanmayacağını söylemişti. Ağzımdan çıkacak cümle de inkar olacaktı elbette. Annesinin iyileşmesini ve Charlotte'ın eski mutlu haliyle derslere dönmesini diledim içimden. Melankoli ona yakışmıyordu.

Nijerya Prensi'nin mektubunu bir kenara bıraktım. 1000 Galleon göndermek isteyip istemediğini bilmiyordum profesörün. Diğer mektubu aldım. Bu mektup ise profesörümüze gelen bir nefret mektubuydu. Daha önce duymadığım küfürleri okurken Charlotte az laf, çok iş diyordu. "Kesinlikle." dedim ona bakmadan. İnsanlar çok konuşurdu. Konuşurlar ancak söylediklerini yapacak yürekleri yoktur. Onu neden koruduğumu sorduğunda "Neden bilmek istiyorsun ki?" dedim elimdeki mektubu bırakıp. Kıza döndüm "Bilsen ne olacak yani?" dedim. Sanki ona karşı bir şeyler- yani artık her neyse düşüncem, onu bilse ne olacaktı? Yakınlaşacak mıydık? İşler benim için böyle yürümüyordu işte. Charlotte boşvermemi söyledi. Yaptığımın altını doldurmaya çalışıyormuş. Altını doldurmakta ne var bunun? Sana zorbalık yapıyorlardı, kendini korumuyordun, korudum. Daha deşmeye ne gerek var ki?

Kız konuyu değiştirmek için mektuplardan birini okumamı istedi. Güzel olurdu konuyu değiştirmek. Bundan önceki mektubu gösterip "Bu Nijerya Prensinden gelmiş." dedim. "Zor durumdaymış profesörden 1000 Galleon istiyor." Elimdekini kaldırıp "Bu ise profesöre bir sürü küfürle dolu. Okuma sen." dedikten sonra başka bir mektup aldım elime. Açtığımda bir tatil köyü reklamı olduğunu gördüm. "Reklam." dedim basitçe. Broşürün üstündeki resme baktım şöyle. "Hmph!" dedim. "Bizim ada buradan güzel." Mektubu yana koydum. Başka birini aldım. Okumaya başladım. "-Adını yazmamış- Ben Londra'da yaşayan biriyim. İki çocuğum var ve dün kırk üç yaşıma girdim. Büyük oğlum iki yıl önce Bakanlık'ta işe girdi. Çalıştı didindi, doğum günümde bana Teskiloskop hediye etti. Ben anlamam bundan dedim. O bana öğretti. Bak buraya bastığında Hogwarts, buraya bastığında Bakanlık. Benim de hoşuma gitti. Boş vakit çok tabi. Elimde Teskiloskop'la Hogwarts'a bakarken kenarda birden sen belirdin. İlk takip ettim seni. Sonra gerisi geldi. Birisi görse yemin ederim deli derdi. Sonra umursamadım bana diyeceklerini keşke bilseydim o zamanlar başıma gelecekleri. Git gide kaptırdım kendimi sana. Çocuklarım da bende bir gariplik fark etti. Hatta biri Teskiloskop'u elimden almaya cürret etti. Suratına bir yumruk çaktım, odasına gidip kapıyı kitledi. Biraz üzüldüm ama izlemeye devam ettim. Mahkeme gününde hakimin karşısında adını bir anda bağırmaya başladım. Huzur bozmaktan oradaydım, ufak bir ceza alacaktım. Hakim duyduğunda terör örgütünden tutuklandım. Üç ay sonra para cezasıyla serbest kaldım. Oğlum hala yüzüme bakmıyor. İlk defa kendimden utandım. İyi dedim, siktirin gidin. Teskiloskop'u aldım. Bir kaldırımda yaşamaya başladım. Bak güzel kardeşim, benim sakin bir hayatım vardı. Bir gün seni gördüm, gözüm daldı. Bakanlık'ta çalışan arkadaşımdan evinin açık adresini aldım. Bekle beni amın evladı..." Mektup bittiğinde dönüp Charlotte'a baktım sessizce. Sonra tekrar mektuba dönüp masanın üstüne bıraktım. Başladım gülmeye. Bir süre güldükten sonra "Teskiloskop ne demek ya?" diye sordum kıza. Bu mektuba gülüştükten sonra başka bir mektup aldım. "İcra takibi başlatmışlar." dedim okuyunca. "Birine borcunu ödemezsen icra başlatıyorlar." diye açıkladım kıza. "Bakanlık da olaya el atıyor. Keşke bu konularda derslerimiz olsaydı. Şu okuldaki kimse evine haciz gelirse ne yapacağını bilmiyor. Hogwarts bizi neye hazırlıyor anlamış değilim." dedikten sonra kızın bir mektup okuması için buyur ettim. Böyle böyle birbirimize mektup okuyarak sohbet etmeye başladık. Kızın yüksek hayalgücüne karşı benim gerçekçiliğim ile bol münazaralı bir konuşma çevirdik.

Mektuplar bitince geriye yaslanıp gerindim. İyi gülmüştük, bir şeyleri tamamlama hissi harikaydı, üstelik Charlotte ile istediğim arkadaşlığı yakalamıştım. Memnundum. Bu yüzden "Rillian." dedim gerinirken. "İyi ki orada kendimi tutmamışım." Yüzümde gülümseme vardı. "İyi ki o herife yumruk atmışım. Yoksa konuşamayacaktık." Masanın üstüne tek kolumu yaslayıp Charlotte'a döndüm. Mavi güzel gözlerine baktım. Yüzü aşırı tatlıydı. Bakışlarındaki zeka parıltısı beni benden alıyordu. "Neden yaptığımı sormuştun." dedim. "Çünkü..." Nasıl kelimelere dökülürdü ki? "Sen... Hmm." Kelime seçmek için durdum. "Renkli bir kuşsun." dedim sonra. "Evet, biraz salakça bir düşünce ancak o heriflerin seni renklerinden utandırmasına izin veremezdim. Iy, kelimelere dökünce gerçekten aptalca oldu. Dur." dedikten sonra güldüm kendi kendime. Belki de kızın söylediği gibi; az laf, çok iş mantığımla ilerlemeliydim onun hakkındaki gerçek düşüncelerimi yansıtmak için.

Yine baktım kızın gözlerine. Ne istiyordum? Gözlerin bana sevgiyle bakmasını istiyordum. Bir sorunu olduğunda yanında olmak, çare bulmak istiyordum. Yanımda mantıksız bir şekilde konuşsun istiyordum. Sohbet edip gülmek istiyordum. Bir sırrım olduğunda ona söylemek istiyordum. Beni anlamasını, beni kabullenmesini istiyordum. "Biliyor musun Rillian?" dedim. "Hogwarts koridorlarında dolaşan kalp yiyen cadı gerçekten var. Üstelik, altın iplikten kalp de bir işe yaramıyormuş." Kıza doğru yavaşça eğildim ve deminden beri benimle konuşup gülen dudaklarına dudaklarımı bastırdım. Dudaklarından, benim dudaklarıma, oradan da vücuduma yayıldı bir duygu. Çok güzeldi. Çok korkutucuydu da. Daha fazla istediğim için korkuyordum. Kızın dudaklarından çok hafif uzaklaştım. Burnu burnuma değiyordu.  Fısıltıyla "Korkuyorum." dedim. "Korkularımdan besleniyorsun değil mi? Kalbimi korumak için uğraşıyorum. Ancak cadı çok güçlü." Geri çekildim. "Ama hatırlarsan... Benim korkmamam lazım Rillian." dedikten sonra derin bir nefes aldım. Ayağa kalkıp üstümü başımı düzelttim hızla. İçimdeki duygu fazlasıyla yoğundu. Sakinleştirmek için tekrar nefes aldım. Ne yaptım demin öyle? "Etrafı-" sesim kısık çıkmıştı. Boğazımı temizledim. "Etrafı temizlemem demiştim. O iş sende. De-demin yaptığım şeyden kimseye bahsetmezsen sevinirim. Bir daha olmayacak özür dilerim." dedikten sonra arkama bakmadan kapıyı açıp çıktım dimdik. Kapıyı kapattıktan sonra "Hassiktir..." dedim fısıltıyla. Dudaklarımı tuttum elimle. "Gerçekten de onu..." öpmüştüm. Bu dudaklar, onunkilere temas etmişti! Gülümsedim. Sonra da içimdeki heyecana yenik düşüp koşmaya başladım. Slytherin Ortak Salon'una kadar...

57
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Eadwig Alger Boleyn Sorgusu
« : 10 Şubat, 2022 03:57:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kollarımı bağlamış karşımdaki solucanı izliyordum. Annesinin oğlu gibi bir şey kast etti ama zerre umrumda değil bu. Annem burada ciddi bir güç sahibiydi. Tabi ki ona sığınacaktım. Bu lavuk da biliyordu bunu. Geldi geri oturdu karşıma. Bıyıklarına bal sürdüğünü söyledi. Gözlerimi kıstım tiksinircesine. Bal deme bana... Uyuz olduğum birini hatırlatıyor. Bıyık hemen "Tamam kızma oğlum, ben senin iyiliğini istiyorum." moduna girince hafif yumuşadım. "Her öğrencinin güvenliğini sağlamak mı?" dedim. Sonra da bir kahkaha kopardım. Masanın üstüne doğru eğilip "Bıyık." dedim buna. Kollarımı bağlamayı bıraktığım için iki elimi de masanın üstüne koydum. "Siz öğrencilerin güvenliğini falan düşünmüyorsunuz." dedim.

"Ölüyordum orada." Elimi kaldırıp işaret ve baş parmağımla küçük işareti yaptım. "Şu kadar kalmıştı bir arbalet okunun kafama girmesine. Sen ve bıyıkların korumuyordu o zaman beni. O aptal, işini bilmez profesörler de korumuyordu! Carmi- Ya! Ben neden konuşuyorsam seninle. Annemi çağır hadi." Tekrar arkama yaslanıp kollarımı bağladım önümde.

58
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Eadwig Alger Boleyn Sorgusu
« : 10 Şubat, 2022 02:24:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kollarımı birbirine dolamış kendi kendime söylenirken kapı açıldı. Aptal seherbazlardan biri geldi. Tipine sıçtığıma bak. Bıyığa bak bıyığa. Solucan gibi bir tip. Bu tip var ya bu tip üç-beş kişi sıkıştıracaksın bir kenarda. Bıçağı takacaksın. Öyle bir tip. Elindeki eldivenleri çıkartmasını izledim sinirli sinirli. Beni burada oturtup, şu solucanın ağzımdan laf almasını bekliyorsunuz ya! Tüküreyim yaptığınız işe. Annem hakkında ileri geri konuşunca "Sen ne biçim konuşuyorsun ya?" diye tısladım. Bir de adımı kısaltıyor falan solucan. "Bay Boleyn diyeceksin. Annem hakkında konuşma daha fazla." Ona da ismiyle hitap ediyor. "Ona da Bayan Boleyn diyeceksin."

Oturdu başladı bıyığını çevire çevire ormana neden gittiğimi sordu. Carmila mı çağırmışmış.

"Bir şey anlatmayacağım lan ben." dedim hiddetlenerek. "Daha adını söylemedin. Bıyık diyeceğim sana. Seni hiç sevmedim bıyık. Beni okuldan apar topar buraya getirtip bir de Carmilla mı çağırmış falan soruyorsun. Kimsin ki sen? Annem ya da babam gelmeden anlatmam bir şey. Git bıyıklarına zeytinyağı sür hadi."

59
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Eadwig Alger Boleyn Sorgusu
« : 10 Şubat, 2022 01:00:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?" diye gürledim sorgu odasına götürüldüğümde. Kapı arkamdan kapandığında kapıya vurmaya başladım bağırarak. "Annem bunu öğrenince size ödetecek!" Biraz daha yumrukladığımda karşılık alamayınca daha da bağırdım "Baba! Baba! Çıkart beni buradan! Baba? Hay böyle işin!" Kapıya son olarak tekme çaktıktan sonra pes edip odanın içinde sinirli sinirli yürümeye başladım. Bir masa, sadece masayı aydınlatan ışıklandırma... Oturmam gereken sandalyenin tam karşısında bir cam vardı. Büyük ihtimalle arkasından izliyorlardı. El hareketi çektim hiç düşünmeden.

Geçip oturdum sandalyeye. Tek ayağımı hızlı hızlı aşağı yukarı sallarken "Annem bunu duyduğunda göreceksiniz." diye söylenmeye başladım. "Dairenizin içinden geçecek! Boş işlerle uğraşan bu dairenizi paramparça edecek! Beni buraya getirtmek yerine cadı avcılarına bakmalısınız! Aptallar! Aptalsınız!"

60
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: Sen Varsın Diye (Vol II)
« : 09 Şubat, 2022 05:23:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Charlotte boynuma dolamıştı kollarını. Kokusunu ilk defa bu kadar yakından alıyordum. Teninin kokusu farklıydı. Bal kokusu ile karışmıştı. Asla rahatsız etmiyor, daha fazla saçına gömülme hissi uyandırıyordu. Onu kucağımdan bırakmamı istediğinde yapmadım. Ayaklarına cam batabilir düşüncesinin yanında kızın kollarımda olması hoşuma gitmişti. Narin, minik, sevimliydi. Korunması gereken değerli bir varlıktı sanki. Profesörün kızacağını söylediğinde daha fazla uzatmadan indirdim kollarımdan. Charlotte her zaman dikkat çeken biriydi. Benim ise kimseye söylemediğim bir yumuşak tarafım vardı ona karşı. Gözüme takılsa da bozuntuya vermezdim. Çocukken bir kaç konuşmamızın ve hala komidinimin çekmecesinde duran elleriyle ördüğü altın iplikten kalbin dışında bir anımız yoktu. O kadar farklıydı ki her zaman daha yakın olmak istemiştim onunla. Ne yazık ki ortamımdaki çocuklar Charlotte'ı sorgusuz bir şekilde içlerine kabul edebilecek adamlar değildi. Bu yüzden konusunu açmamıştım bile. Bazı geceler bana ördüğü kalbi elime alıp uzun uzun düşünürdüm geçen zamanı. O kalbi 2. sınıftayken yapmıştı ve o zaman arkadaş olmak için uğraşmamıştım onunla. Çok geç kalmıştım. Şimdi ise kızıyordum kıza. Kendisini bu duruma düşürüp bana ceza aldırdığı için. Oysa ki kıza suç atmamın asıl nedeni, yaptığım hareketi sorgulamaması, derinde yatan duyguyu düşünmemesiydi. Kendim de düşünmek istemiyordum çünkü nedenini.

KSKS profesörünün arkasından odasına doğru ilerledik. Ceza verecekti evet ama önce benimki gibi bir aileden gelen öğrencinin böyle davranışlarda bulunmasına şaşırdığı ile ilgili bir kaç cümle sıraladı. Bir şey söylemedim. Kurallara uyan bir öğrenci olmak için çabalıyordum zaten. Arada böyle patlamalar oluyordu. Fazlasıyla bastırdığım duygularımın taşmasından dolayıydı herhalde. Odasına geçtiğimizde masasının karşısındaki iki sandalyenin arasında durdum ve Charlotte'un oturmasını bekledim ilk. O oturunca, diğer sandalyeye oturdum. Ne olduğunu sordu profesör. Söylemeyecektim hiçbir şey. Sadece özür dileyecektim ancak Charlotte atladı. Kendi hatası olduğunu söyleyerek tüm suçu üstlendi. Evet, kızı azarlayarak ben de bunları söylemiştim. Ancak gerçek değildi bunlar. Gayet de konuşarak anlaşılabilirdi. Bir höyt desem lavuklar bırakırdı kızı belki. Gerçekten buna inanıyor mu diye düşündüm ilk. Bunu düşünecek kadar saf değildi değil mi? Orada neden onu korumak için aşırı tepki verdiğimi anlamış olması gerekirdi. Gerçekten anlamamış mıydı?

KSKS profesörü bize cezamızı söyleyip gittiğinde arkamı bile dönmedim. Charlotte ise bir anda dönüp karışmak zorunda olmadığımı söyledi. Tepki vermedim. Sadece aynı sakinlikte kafamı çevirip kıza baktım ve durmaya devam ettim. Neden karıştığımla ilgili azar çekti bana. Tüm okulun bunu konuşması ile ilgili dediklerine cevap vermesem de içten içe hele bir konuşsunlar diyordum. Charlotte git gide kızıyordu. Cümleleri ise duygularının etkisiyle garipleşiyordu. Yani bana kızarken, onun tercihlerine saygı duymadığımı söylerken bana değer verdiğini söylemişti. "Ne?" dedim anlamadığım için. Beni önemsiyordu? Bu cümleye daha da sinirlenip karışmamamı bağırdı. Kendi seçeneklerimin suçlusuydum öyle mi? Burada oturmamı, tüm cezayı kendisinin yapacağını söylediğinde ise artık konuşmam gerektiğini düşündüm.

"Öyle mi Rillian?" diye iğneledim kız gözlerini benden kaçırırken. Bana yapmasını istemediğim şeyi, ona yapmak gibi bir şerefsizlik yapacaktım şimdi. "Asıl sen karışmak zorunda değildin. Ben orada, o bok kafaya yumruk atmayı tercih etmiştim. Madem kendi tercihlerimin suçlusuydum neden suçu üstlendin? KSKS profesörüne neden benim suçsuz olduğumu söyledin? Cezaya kalmayı önemsemiyordum. Tercihlerime saygı duymanı beklerdim." Düşünüyormuş gibi bir hareketten sonra "Sanırım bana değer verdiğin için yaptın. Çok mu değer veriyorsun bana Rillian? Suçu üstlenecek kadar? Tüm mektupları yazacak kadar?"

Kafamla mektupları gösterdim. "Boş kavgamızı mektuplara başladığımızda devam ederiz. Getir mektupları. Oda temizliğine karışmam, o hizmetkarların işi." Kız mektupları getirmek için kalktığında da sandalyemi masanın yanına çektim ilk. Sonra da ayakkabılarımı çıkartmaya başladım. Önce ayakkabılarımı, sonra da bugün ilk defa giydiğim saks mavisi çoraplarımı... İki çorabımı da çıkarttıktan sonra çıplak ayakla giydim ayakkabımı. Kız mektupları getirince "Al." dedim çorapları uzatıp. "Yerler taş."

Mektuplardan birini açtıktan sonra "Nereden çıktı bir kavanoz bal ile derse gelmek?" diye sordum kıza. "Yoksa salaklar tarafından zorbalığa uğrayayım da Boleyn'i sinirlendireyim diye mi düşündün. Ah, yok sen bana değer veriyorsun ama... Öyle düşünmemişsindir."

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7