17 Nisan, 2026 09:39:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Cwénhild Muirghéal

Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7 8
76
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 25 Kasım, 2021 00:13:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Koşuyorum. Demirler, taşlar bedenimi dövüyor. Kan, gittiğim her yeri işaretliyor. Koridorun bitişinde bir açıklık. Işığı görebiliyorum, lakin bu ışık güvenilir bir ışık değil. Karanlığa sarılmam gerek. Solumda kitaplar var, bir tablo var. Biraz ateş olsa o kitaplar ne güzel yanardı öyle! Tablonun yanında gözüme çarpan bir şey var. Gözlerimin parladığını hissedebiliyorum. Bir asa! Eğer o asa zincirlenmişse ve kullanılmasından korkuluyor demektir. Şimdi siktim ananızı.

Can havliyle asaya koşuyorum. Palto malto umrumda değil. Gören gördü göreceğini zaten. Ki zaten paltoyu giymeye vaktim olduğunu sanmıyorum. Arkamdan baltasıyla geliyor zira adam. Koşuyorum. İlk hedefim asa. Asaya ulaşmam ve elime almam lazım. Elime aldığımda baltalı adamla aramdaki mesafeye göre yapacağım hamlemi. Eğer aramızda yeterli açıklık varsa direk yapıştıracağım Bombarda Maxima'yı. Eğer yeterli mesafe yok ise adamın baltayı savurmasını bekleyecek, son anda kaçacak ve adam kendini toparlamaya çalışırken aynı büyüyü yapmaya çalışacağım. Eğer büyü yapamıyorsam hala. Sıçtık.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 2, total 2

77
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 24 Kasım, 2021 23:56:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Son nefes verilene kadar savaş devam eder. Hayatım boyunca savaştım. Her zaman. Şimdi pes edecek değilim. Boğanın karnı yarım yarım yarıldı. Ortadan ikiye ayrıldı. Parmaklarımdan ve bacaklarımdan akan kan, sızı. Duramam. Durmamalıyım.

Karanlığın içinde bir başımayım. Kimsecikler yok. Nasıl kurtuldum, nasıl çıktım, hiç bir fikrim yok. Fakat çıktığımın farkında olan tek kişi ben değilim. Ayak seslerini duyabiliyorum. Işığı görüyorum. Çıplak bedenime dokunan rüzgar ise başka bir kapıyı gösteriyor bana. Karanlığın içinde bir kapı. Karanlığa sarılmam gerek. Karanlığın beni bu cehennemden çıkarmasına izin vermem gerek. Çıkmalıyım ki bir gün bu karanlığı alevlerle ve nefretle aydınlatabileyim.

Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 10, total 10

78
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 24 Kasım, 2021 23:41:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gözlerim yavaş yavaş tekrar çalışmaya başlıyor. Boğanın içini seçebiliyorum. Bir yarık var boğanın karnının olması gereken yerde. Hünerlerim bunun sebebini bilmiyor. Fakat iç güdülerim ne yapmam gerektiğini fısıldıyor kulağıma. Sırtımı yarığın zıttı tarafında kalan yere sağlamca dayıyorum. Kollarımı da iyice sabitleyip duruşumu sağlamlaştırıyorum. Sağ bacağımı dizlerden kırıp göğsüme kadar çekiyorum. Kaslarımı iyice gerip topuğumla yarığı daha da genişletmeye çalışacağım bir iki tekmeyle. Yeteri kadar yardıktan sonra da çıkabileceğim kadar açmaya çalışacağım ellerimle.

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 1, total 1

79
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 24 Kasım, 2021 23:32:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Korku. Korkuyorlardı. Savunmasız, bitap bir kadının söylediği sözler onları korkunun eşiklerine getirmeyi başarabiliyordu. Zavallı yaratıklar. Acizlerdi. Bir boğanın içinde yakılmak üzere olan bendim, ama onlar benden daha çaresizlerdi. Benim yüzüm gülüyordu, ölüme gülebiliyordum. Lakin onlar sadece korkuyorlardı.

Bir paçavra gibi içeri tıkıldım. Düşüncelerim ve ben başbaşa. Çok yalnız kalacağımızı düşünmüyordum. Sıcak, yavaş yavaş beni yutacaktı zira. Gözlerim yavaş yavaş kapandı. Ne kadar zamandır kapalıydı gözlerim bilmiyorum. Sıcak. Terliyorum. Yanıyorum.

Ölüyorum.

Bir anda, belki de çok uzun zaman sonra sıcağı hissedemez oldum. Belki de sinir uçlarım yandığı için böyleydi. Hayır, acı hissetmemiştim. Sıcak durdu. Ateşin şarkısı durdu. Bir damla, sessizce süzülerek gölün dengesini bozdu. Sıcak gitmişti ve yerini sessizliğe bırakmıştı. Yorgunum, uyuşmuş hissediyorum. Her yerim ağrıyor. Fakat yavaş yavaş hissediyorum.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 6, total 6

80
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 24 Kasım, 2021 23:17:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kopan parmağımla birlikte zamandan ve mekandan kopmuş gibi hissediyorum. Acı, sadece acı var. Acıdan başka bir şey hissetmekten yoksun bedenim. Kıvranıyorum, üşüyorum vücudumun kontrolü artık elimde değil. Sadece çığlık atabiliyorum, sadece titriyorum. Sadece acıyı hissedebiliyorum. Sanırım cellat gitti, yahut gitmedi çünkü hala burada. Bir boğa var yanında, parlak bir boğa. Yanıma yaklaşıyor. Üşüyorum. Boğanın içi açılıyor, bu normal değil. Bir tabut var içinde. Benim tabutum mu bu ? Kırmızı olduğunu düşündüğüm kukuletalı, pek konuşkan adam eğiliyor suratıma doğru. Göz yuvaları boş, tıpkı adamın kalbi gibi. Yakılarak ölmek, bir yangını anca böyle bastırabilirdiniz zaten. Bedenimde kalan son güç kırıntılarını topluyorum. Eğer son sözlerim bunlar olacaksa, bu sözler gür çıkacak!

"HER GÜN BİRİNİZ, BİR GÜN HEPİNİZ! YER YÜZÜNDE BÜYÜ YAPAMAYAN CANLI KALMAYANA KADAR DURMAYACAĞIZ. BUGÜN BEN ÖLECEĞİM AMA SİZ HER GÜN ÖLECEKSİNİZ. BASİT BEDENLERİNİZ BİZİM AYAKLARIMIZIN ALTINDA EZİLECEK. KANLARINIZLA TOPRAKLARIMIZI VE EKİNLERİMİZİ SULAYACAĞIZ. BİR ÖLÜR BİN DOĞARIZ! CEHENNEMDE ÖLDÜRDÜĞÜM YOBAZLARIN YANINA GİDİYORUM. BİR CADI OLARAK HAYATTA ONLARIN CANINI ALDIM! BİR ZEBANİ OLARAK EBEDİYEN ONLARA MUSALLAT OLACAĞIM!"

81
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 24 Kasım, 2021 22:53:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Askıdan indirilirken hafif bir rahatlama eklemlerimden kemiklerime, oradan da kaslarıma yayılıyordu. Acının dinmesine yeterli değildi elbette. İğrenç adamlar tarafından sandalyeye oturtuluyorum tekrar. Sanırım bir daha kalkamayacağım buradan. Gözlerim metal bir boruyu görüyor. Kulaklarım ise beyaz sakallı adamın sözlerini duyuyor. Ölüm fermanımın yavaşça verilişini dinliyorum. İronik. Yargıçların vereceği karar zaten belli. Vereceğim cevap ise dünden belli. Madem korkuyorsunuz. O korku tohumlarını biraz sulamamam için hiç bir sebep yok.

Parmağıma geçirilen borunun içindeki vida yavaş yavaş dönüyor. Etimin parçalandığını hissediyorum. Kemiklerimin ezildiğini, çıtırdağını ve en sonunda kırıldığını hissediyorum. Muazzam bir acı, neredeyse bayılacağım, ismimi bile unutacağım sanki. Parmağım, kolum bütün vücudum yanıyor. Ölüyorum, yavaşça, çığlıklar içinde ölüyorum. Ölmeden önce tek bir isim dökülüyor dudaklarımdan, çığlıklarımın arasından.

"Carmilla... Sanguina! Nerede olduğunu bilmiyorum, kimse bilmez ama orada, kanlarınızın kirlettiği büyülerle her an arkanızda!"

82
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 24 Kasım, 2021 22:28:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Annnenle!"

Eklemlerim birbiri ardına kopuyor, parçalanıyorken ağzımdan bu sözler fırladı. Vücudum parçalanıyor, hissediyorum. Hayatımda en son bu kadar fiziksel acı hissettiğimde Mira'yı doğuruyordum. Güzel kızım. Keşke bazı şeyler farklı olabilseydi. Keşke bazı şeyleri değiştirebilseydim. Sanırım geç kaldım. Sanırım senin güzel yüzünü bir kez daha göremeyeceğim. Sanırım dudaklarından 'Anne' lafını hiç duyamayacağım. Beni affet.

"Çenemdeki iz, şeytan, annen ve ben birbirimizin bedenlerinin tadını çıkarırken oluşan şehvet dolu dokunuşlarımızın eseri. İtiraf ediyorum! BEN BİR CADIYIM. Eğer beni bugün burada öldürmezseniz hepinizin kökünü kazıyacak bir cadıyım!

83
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 24 Kasım, 2021 22:02:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kulaklarım bir takım kahkahalar işitiyor. Karşımdaki kadının değil, o pek memnuniyetsiz. Tehditler, sorular. Hepsi çok flu. Sanki binbir farklı şey oluyor ve hepsinin ortasındayım, aynı zamanda hepsinden çok uzakta bir köşede...

Kukuletalı bir adam. Korkutucu bir aletle yanıma geliyor. Pis elleri vücudumda dolanıyor. İğrenç. Kadın susmuyor konuşuyor.

"Geçen gece öldürdüğüm arkadaşlarına sor. Şişelerle boğazını kestiğim arkadaşlarına. Korkumdan bastığınız mekanda siper almak zorunda kalan arkadaşlarınıza. Seherbazın anlamı nedir? Seherbaz işte budur. Sizin gibi yobazlara anasının amını tersten gösterenlere Seherbaz denir. Çıkar şu zincirleri sende gör ananın amını!"

84
Birleşik Krallık / Ynt: Cadı Mahkemesi Kayıtları - 10 Eylül 1865
« : 24 Kasım, 2021 21:49:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Canım yanıyor. Üşüyorum. Kollarımdaki zincirler bir diken gibi sanki. Üşüyorum. Gözlerim işlevini yerine getiremiyor. Kırmızı kıyafetler içinde biri. İsmim? Hatırlıyorum. İsmim  Cwenhild. Neler olduğunu hatırlıyorum. Savaştım. Öldürdüm ve öldüm. Dogmatik yobazların arasındayım. İsmim?

"Kraliçe Victoria."

85
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 14 Kasım, 2021 20:29:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviye 5 to 6
Üçüncü 24 Saat

Ölmeden alalım bunları...

86
Mag Mell - Bar / Ynt: Scarlet Masquerade
« : 14 Kasım, 2021 19:58:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İşte orada, bilinen bir şehrin, bilinir bir köşesinde, bilinmeyen bir kadın, vampir dişleri parlayan bir adamın kollarındaydı. Kalbi büyük bir hızla atıyor, vücudu gitgide ısınıyor ve taşlaşmış duyguları birer birer çözülüyordu. Her dönüş, her bakış ve her söz sanki sihirliydi. Lakin sonra, hiç beklenmeyen bir anda bütün lambalar söndü, sihir kayboldu. Balo salonu bir anda ruh emiciler tarafından basılmış gibi soğudu, bütün mutluluk yavaşça çekildi. Güzel kokularla yıkanmış bedenindeki tüyler bir anda dikildi, parmaklarının ucunda bir soğukluk hissetti. Kendini yavaşça Seth'in kollarından kurtardı. Bütün bedeni bu harekete karşı durmaya çalıştı. Bütün kasları adamın kollarına tekrar geri dönmek için yalvardı Cwénhild'e. Lakin kızıl saçlı kadın onları dinleyemezdi. Yapması gerekenler daha önemliydi. “Sancte Michael Archangele, defende nos in proelio, contra nequitiam et insidias diaboli esto praesidium.” Bir takım uğursuz sözleri duyuyordu kulakları yavaşça kalabalığı yararken bedeni. Asasının ucundaki ışık güçsüzdü, tedirgindi. Tıpkı salondaki diğer ruhlar gibi. Gözleri Mira'yı aradı. Fakat karanlığın içinde onu bulmak imkansızdı. Bir yumru içine oturdu. Bir korku, uzun zamandır hissetmediği bir duyguydu bu, zaten kendisi için hissetmiyordu. Mira'nın saçının bir teline gelebilecek en ufak zarar bütün bu mekanın alevler içinde cayır cayır yanmasına yeterliydi. Bir sis perdesi yavaşça yükseldi, yanmakta olan ahşabın kokusu. Bir şeyler olacaktı, bir şeylerin olacağını hissediyordu. Kötü bir şeyler, zalim bir şeyler! “...qui ad perditionem animarum pervagantur in mundo. Amen!” Bir ıslık sesi muazzam bir hızla havayı deldi ve geçti. Karanlığın içinde kaybolmuş bir adam Cwénhild'in tam önünde şaşkınlıkla olan biteni izliyorken o ıslık sesi adamın bacağıyla buluştu. Acı içinde kıvrıldı adam, dizlerinin üstüne çöktü. Elleri oku arıyorken bir ok daha adama isabet etti, tam boynundan. Kızıl saçlı kadının ayaklarının önüne yığılıverdi adam. Cansız bir şekilde.

İvedilikle asasını çekti kadın. Kendisini ve etrafındakileri korumak zorundaydı, bir kalkan yaratıp bütün büyücüleri içinde toplayıp bu katliama karşı durabilmeyi amaçlıyordu. Kendisinin yaratacağı başka bir katliam ile tabiki. Fakat, yapamadı. Asası onun sözlerini dinlemedi, hayır asası onun sözlerini duymadı! Sanki derin bir uykuya yatmış gibiydi, bir tahta parçasından farkı yoktu! Tekrar denedi, bir büyü yapmayı daha denedi lakin başaramadı. Kimse, balodaki kimse büyü yapmayı başaramıyordu. Bir yolunu buldular ha? diye düşündü. Şaşkınlığının arkasındaki korku biraz daha güçlüydü artık. Tavanın üzerinde beliren sembolü gördü gözleri. On beş yıl, on beş yıldır yaptığı bu iş, bunların olmaması içindi işte! Mira gibi yavruların bir takım radikalleşmiş bağnazlar tarafından katledilmemesi için çabalamıştı. Lakin olmamıştı, becerememişti! Ölüm yine her yerdeydi. Onlarca karanlık silüet savunmasız kalmış büyücüleri bir bir avlıyordu. Gözlerinin önünde ölen büyücülerin sayısını takip edemedi. Böyle duramazdı, bir şeyler yapmak zorundaydı! Kaçamazdı, bir koyun gibi avlanmayı beklemeyezdi. Bu yobazlara istediğini veremezdi. Eğer bugün burada ölecekse bu, bir korkak gibi kaçarken sırtına yediği oklar sebebiyle olmayacaktı. Hayatı boyunca savaşmıştı. Annesiyle, cinsiyetiyle, adını ve yüzlerini unuttuğu onlarca suçluyla, her zaman savaşmıştı. Şimdi de kaçmayacaktı savaştan, dimdik duracak ve bir aslan gibi kükreyecekti. Belki onun sayesinde bir iki kişi daha kaçabilirdi buradan. Belki...

Daha iyi yürüyebilmek için topuklu ayakkabılarını çıkardı, olduğu yere çöktü ve elbisesinin yırtmacını yırtarak bacaklarına daha fazla manevra kabiliyeti verdi. Silahlanmalıydı, büyüler çalışmıyordu. O yüzden asasını elbisesinde ayarlanmış yere tıkıştırdı ve gözlerini açtı. Bar tarafına ulaşabilirse orada bir şeyler bulabilirdi. Meyveleri kesmek için bir bıçak, belki bir satır belki başka bir şey. Herhangi bir şey! Lakin ilk olarak oraya ulaşmak zorundaydı. Cesetlerin arasından sıyrılarak, sessizce, mucidin kendisi tarafından paketlenmeden önce oturduğu bar kısmına gitmeye çalışacaktı. Eğer oraya ölmeden ulaşabilirse kendisini barın arkasına atacak ve bütün çekmeceleri karıştırmaya başlayacaktı. Bir bıçak, kesici herhangi bir alet işini görürdü. Ondan sonra karanlığı kendi avantajına kullanmayı deneyecekti. Bütün bu kıyımın içinde gölgelere ve karanlığa karışıp avcıların o değersiz boyunlarını kesmeye çalışacaktı. Ne kadar avcı öldürebilirse o kadar fazla hayat kurtarabilirdi. Bıçaklar savrulacak, kemikler parçalanacak! Savaş günü, kan günü... Güneş doğmadan kızıl gün bitmeyecek!

Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8

87
Knockturn Yolu / Maî
« : 08 Kasım, 2021 00:29:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
21 Eylül 1861

[justify]Küçük mavi bir parıltı ışıksız ortamdaki tek ışık kaynağıydı. Bu parıltı bir yusufçuk gibiydi. Karanlık, dalgasız, adeta ölü bir denizin üstünde dolaşıyor belli aralıklarla bu karanlık su birikintisine dokunuyor ve suyun üzerinde bir yerden başlayan ve zamanla daha da genişleyerek en sonunda yok olan halkaların oluşmasına sebep oluyordu. Bu halkaların her biri farklı farklı renklerde parlıyor ve bir süre sonra da yok oluyorlardı. Mavi parıltı en son dokunduğu yerde duraksadı, yeşil ve sarı ve turuncu ve kırmızı renkte olan halkanın içine atladı. Şimdi, tüm renkler parıltının etrafında dönüyordu. Sağında ve solunda az önceki renkler dans ediyor birbirlerinin içine giriyor yeni yeni renkler oluşturuyorlardı. Az önce geldiği karanlıktan çok farklıydı bu küçük dairelerin içi. Renklerin içinde bir şeyler görebiliyordu, küçük, uğur böceklerini andıran yaratıklar mavi parıltıya selam veriyordu. Mavi parıltı selam vermek istedi, fakat elleri yada kolları yoktu. Burnu yada ağzı yada gözleri de yoktu. Tuhaftır ki az önce gözleri olmadığının farkında olmayan ufaklık, gözlerinin olmadığını öğrenince görememeye başlamıştı. Gözleri olmadan nasıl görebiliyordu o zaman ? Olmayan gözlerini açmaya çalıştı, olmayan kirpiklerini hissetmeye, olmayan göz kapaklarını zorla kaldırmaya uğraştı. Parıltı bunu yapmakla uğraşırken etrafındaki dünyanın bozulduğunu göremedi. Renkler birbirine karışmaya başladı, fakat önceki gibi ahenkli ve sanatsal bir şekilde değildi bu. Sanki eriyor gibiydiler, her rengin dokusu bozuluyor ve yavaş yavaş siyaha ve griye dönüşüyorlardı. Parıltıya el sallayan uğur böcekleri kaçışıyori bazıları bir şeyler söylüyordu. Ancak kulağı olmayan parıltı, böceklerin ne dediklerini duyamıyor, gözleri olmadığından da etrafında eriyen, birbirine giren renkleri göremiyordu. Gökyüzünden süzülmeye başladı parıltı ve onunla birlikte düşen eskiden renkli olan ama şimdi sadece yanmış şekeri andıran gri parçalar. Olmayan göz kapakları açılıp, olmayan gözleri görmeye başladığında parıltı olduğu yeri tanıdı, tekrar o karanlık yerdeydi ve suya doğru son hız düşüyordu. Yavaşlamaya çalıştı kanatlarını çırparak, ama kanatları yoktu. Bu sefer de olmayan kanatlarını çırpmak için didinmeye başladı. Yanı başında uçan uğur böceklerinden yardım istemeye çalıştı. Uğur böcekleri ise ona kulak asmıyordu. Bir vızıltı duyar gibi oldu, vızıltı yavaşça daha da yükseldi ve daha da anlaşılabilir oldu. Hatta bazı harfleri ayırt bile edebiliyordu. Biraz daha, sadece biraz daha duyarsa anlayacaktı böceklerin ne anlatmaya çalıştığını.

Ama duyamadan karanlığın içindeki soğuk suya düştü.

Suyun içinde savruluyor ve savrulurken kendi etrafında döndüğünü hissedebiliyordu. Kuşkusuz mide bulandırıcı bir tecrübeydi bu. Bir şeyler yediğini yada yemediğini doğru düzgün hatırlamıyordu ama midesi bulanıyordu ise mutlaka bir şeyler yemişti. Yavaşça göz kapakları kalktı, kirpikleri de o göz kapaklarının üstündeydi. Suyun kokusunu alabiliyordu, evet burnu vardı ve suyun kokusunu alabiliyordu. Kokusuz bir kokuydu bu, belli belirsiz. Suyun içinde garip bir şey vardı daha önce görmediği beş tane farklı uzunluklarda, çubuğumsu, şeyler kareye benzeyen bir şeye tutturulmuştu. Fakat sonradan yapıştırma gibi durmuyordu, sanki tüm o uzun şeyler ve kare bir bütündü. Parıltı eğilip bükülebiliyor mu diye düşündü, büküldüler. O çubuğumsu şeylerin boğumları vardı ve her biri ayrı ayrı hareket edebiliyordu. Arkasına bakmak istediğinde, o garip şey bir anda arkasını döndü ve göremediği kısımları görebildi parıltı. Başka şeyler yapmasını istediğinde, başka şeylerde yaptı bu garip şey. Yukarı kaldırdı aşağı indirdi, garip garip şekillere soktu. O zaman anladı, bu garip yapı aslında onundu. Bedenine, aynı maddeden yapılmış uzun ve ortasından bükülebilen bir şeyle bağlıydı ve bedeninin sağında da aynısından vardı. Lakin parıltının bir bedeni yoktu ki. Heyecan içinde aşağı indirdi bakışlarını, neler göreceğini bilmiyor oluşu farklı bir enerjiydi. Gözlerine takılan ilk şey, iki tane, topu andıran yine aynı maddeden oluşmuş şeylerdi. Bu topumsu şeylerin ortasında yine top gibi fakat daha koyu bir renkte olan topçuklar vardı. Onlara dokundu, o garip çubuksu şeylerle. Yumuşaktılar. Dokunmak hoş hissettirmişti. Aşağı indirdi bakışlarını, düz, pürüzsüz bir şekilde aşağıya doğru iniyordu bedeni ve bakışları. Bu düz pürüzsüz göbeğin tam ortasında bir delik vardı. Deliğin bitti yerin biraz aşağısından, tıpkı vücudunun sağında ve solunda olduğu gibi buradan da iki tane birbirinden ayrı ama tıpkısının aynısı şeyler vardı uzunlamasına. Bu yapılarda ortalarından bükülebiliyordu. Dikey giden bu pürüzsüz sütunu andıran şeylerin bitiminde yatay biçimde duran başka şeyler vardı ve onlarında ucunda çubuğumsu şeyler vardı, sadece daha küçüktüler ama daha kemiksiydiler. İstediği gibi hareket ettirebiliyordu onları da. Bakışlarını tekrar yukarı kaldırdığında siyah bir kelebek karşıladı onu. Kelebeğin kanatlarının ucu mor renkteydi ve uçlarında yeşil yeşil işlemeler vardı. İşlemeler sanki dökülüyormuş gibi duruyordu. Küçük böcek, parıltının tam karşısındaki bir kadının yanına yaklaştı. Kadın tıpkı parıltı gibi hareket ediyordu, sanki onun bir yansımasıydı. Kelebeğin her kanat çarpışında bir şeyler duyuyordu. Önce rüzgarı duydu, sonra taş kaldırımların üstüne düşen yağmurun damlalarını. Bu yağmur damlalarının küçük su birikintileri oluşturduğunu duyabiliyordu. Sonra ayak sesleri. Islak zeminde yankılanıyordu. Bazıları su birikintilerine giriyor ve onları etrafa saçıyordu. Bir başka kanat çırpışında burun deliklerinden içeri farklı farklı kokular doldu. Sigara dumanı, bir yerlerde yanan bir ateş ve yağmurun çekilmesinden sonra ortaya çıkan toprak kokusu. Kelebeğin kanadı tekrar başka bir tecrübe getirdi, ağzının içinde garip bir tat vardı. Acı, dilini yakan bir tattı bu. Kelebeğe baktığında kadını gördü, az önceki gibi çıplak değildi kadın ve vücudu da pürüzsüz değildi. Kadının gözlerinin altı morarmıştı, ayrıca omuzlarında da küçük küçük morluklar vardı. Karnının sol tarafında uzun ama derin olmayan bir kesikte vardı. Az önce çok saf duran elleri pisti ve parmak uçları kirden simsiyah olmuştu. Giydiği kıyafetler eski püsküydü ve bir çok yerinde yırtıklar vardı. Giydiği ayakkabılardan bir tanesinin topuğu kırılmıştı."Teyze uyan!" Kelebek fısıldadı kadının kulağına, kadının kapalı göz kapakları belli belirsiz hareket etti. Aynı şeyleri sanki ona fısıldanıyormuş gibi parılıtı da duydu, ve onunda göz kapakları yavaşça oynuyordu. Sahi ne zaman kapanmıştı gözleri ? Ve neden bu kadar ağırdı gözlerini örten perdeler? Ayrıca üşüyordu ve ıslak hissediyordu sanki yağmurlu bir gecede bir sokak kedisi gibi tünemişti korunmasız bir yere. Tekrar fısıldadı kadın, az önce kelebek değil miydi ? "Teyze uyan, beni duyabiliyor musun?"

"Uyan Cwénhild. Uyanma vakti."

Gözlerini açtığında tüm sokak lambalarının ve kiremitlerin hepsi bulanık bir görüntü oluşturarak karşıladı onu. Bulanık görüntü daha da bulamaç hale geldi ve midesindeki bulantı daha da şiddetlendi. Yediği kalitesiz yemekten ve karıştırarak içtiği o içkilerin eseri olabilirdi bu mide. Bir anlığına kusacakmış gibi oldu, elini ağzına götürdü hemen. Tabi başta ağzını bulmakta zorlandı, gözlerinden başlayarak burnunu ve en sonunda ağzını kapattı. Belki kusmadı ama ağzında birikmiş alkol tadını temizlemek için vücudu kontrolü ele aldı ve öksürttü kadını bir kaç kez. Ağzından çıkan tükürüğün bir kısmı ellerine bir kısmı da yırtık pırtık pantolonunun üstüne geldi. Başı dönüyordu, yanındaki kızı gördü, ona seslenen kelebek bu kadındı demek. Güzel görünümlü bir kızdı, eğer kızlardan hoşlansaydı bu kızdan hoşlanacağından emindi. Kızın yüzüne doğru dönükken bir kaç kez daha öksürdü, neyse ki bu kez elleri çabuk buldu ağzını ve tüm mikrobunu kızın üstüne kusmasının önüne geçti. Bir öncekinden daha şiddetli olsada bu öksürüğünde tükürük yoktu. Buraya nasıl geldiğine dair pek bir şey hatırlamıyordu. Bir taverna, çok fazla ışık, anlamsız bir müzik. Çok fazla duman ve alkol. Sonrasında boş bir arka sokak belirdi gözlerinin önünde çöp kokuyordu. Bir adam, bir şeylerden zevk aldığını hatırlıyordu ama ne olduğunu anımsamıyordu. Gözlerini tekrar kapattı karanlıkta olsa yine her şey dönüyordu ve yine her şeyin bulanık gibiydi. Kıza bir şeyler demesi gerekiyor gibi hissediyordu. Böylesi bir çok gece yaşamıştı, bazen bir kız, bazen bir kedi bazense bir adam uyandırıyordu onu. Uyandıranın bir adam değilde bir kız oluşu şanslı hissettirmişti. Ağzında bir takım kelimeleri birleştirip bir şeyler söylemeye çalıştı ama çenesi istediği gibi hareket etmiyordu. Gözlerini kapatıp dişlerini sıktı. "Teşekkür, ederim."diyebildi. Genelde ikinci denemeleri de birincisi gibi hüsranla sonuçlanırdı. "Nerede olduğumuzu biliyor musunuz ?" Kızın yüzü lambanın ışığının altında daha da belirginleşti. Tanıdık sarı saçları ve mavi gözleri gördü. "Alannah?"

Son.

88
Knockturn Yolu / Ynt: Kan Kırmızısı Gülden Nehirler
« : 06 Kasım, 2021 15:02:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler= Bu Rp'yi şiddetle bu Ost ile okumanızı öneriyoruz
[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=kYX1XEVvvXU&ab_channel=SamuelKimMusic[/youtube]
[/spoiler]

[justify]Cwénhild'in asasının ucundan çıkan büyü üç yeşil büyücüyü bir çil yavrusu gibi dağıttı. Biri sağdaki masaların arkasına siper alırken öbürü patlamadan onu zar zor koruyan bir kalkanı son anda yaratabildi. Lakin ortada duran ve konuşan adam elini geriye çekip bir kalkan büyüsü yapmaya fırsat bulamadan büyüyü suratının ortasına yedi ve gerisin geriye dağılmış kitaplıkların üzerine doğru uçtu ve düştüğü yerde kaldı. Thomas ve diğer arkadaşları hemen saldırıya geçtiler. Rüzgarı arkalarına almışken durmanın bir manası yoktu. Cwénhild kalkanının arkasında duran adama doğru yöneldi. Ardı ardına attığı ışık hüzmeleri adamın kalkanında kırılıyordu. Güzel savunuyordu kendisini yeşil cübbeli adam. Lakin kalkanındaki çatlakları fark edince daha fazla savunma yapamayacağını anladı ve oda saldırıya geçti. Attığı silahsızlandırma büyüsünden Cwénhild sağa doğru adımlayarak kaçtı. Kitabevinin içi bir renk cümbüşüyle boyanmıştı. Her türlü renk havada uçuşuyor sonra bir takım başka renklerle soğuruluyor yada asalar tarafından etkisiz hale getiriliyordu. Tüm bu cümbüşün ortasında kalan zavallı ev cini kitabevinin gözleri önünde yok oluşunu izliyordu tedirgin, kocaman gözlerle. O cinin gözleri az önce kızıl saçlı cadının büyüsüyle uçurulmuş ve yerde hareketsiz yatan büyücünün ağır hareketlerle kalkışını izledi. Nereden bakılsa doğal olmayan bir kalkıştı bu. Sanki bir el adamı göğsünden tutup kaldırmış gibiydi. Adam etrafında olup biten her şeyi umursamadan Cwénhild'e dikti gözlerini. Asasını kaldırdığı gibi kocaman dikenler fırladı kadının üzerine doğru. Hepsi bir hançer kadar uzun dikenlerdi bunlar yemyeşil bir sıvıyla yıkanmış gibi duruyorlardı. Kızıl saçlı kadın son anda üzerine gelen dikenleri görebildi ve önündeki masayı attığı tekmeyle masayı yıkıp arkasında siper aldı. Dikenler bir bir masaya saplanırken bir tanesi sağ ayağının biraz üstünü sıyırarak geçti ve ayakkabısında ince bir çizik bıraktı. "Ölmeyi tercih etmeniz ne güzel, biz de şahit bırakmayı düşünmüyorduk zaten." diye tısladı dikenli büyüyü atan yeşil cübbeli adam. Kadının gözleri Thomas'ı gördü. Üç yeşilliden birisiyle yoğun bir düelloya tutuşmuştu. Diğer seherbazlardan birisi ona eşlik ediyordu ama adam kesinlikle ikisinden de üstündü ve yavaş yavaş ikisini de bir köşeye doğru sıkıştırıyordu. Bir diğer yeşil cübbeli adam, Cwénhild'in başta dövüşe tutuştuğu, sağ tarafta bir yerlere pozisyon alıp seherbazları çapraz ateşe almayı planlıyordu. Cwénhild bunu görebildiği için çok şanslılardı seherbazlar. Asasının bir hareketiyle yeşil cübbeli adamı koşusu sırasında gafil avladı ve adam kitabevinin camından dışarıya sert bir uçuş yaptı. Yerde biraz sürüklendikten sonra durdu, kalkmaya çalıştı ama başaramadı ve olduğu yerde bayılıp kaldı. Bir tanesi gitmişti, bir tanesinden kurtulmuşlardı lakin kalan diğer ikisi bu kadar kolay halledebilecekleri bir problemmiş gibi durmuyordu.

Bir renk yelpazesinin içinden geçti kızıl saçlı kadın. Yoldaşlarının yaptığı büyülerin, diğer adamların yaptığı büyülerle birleşmesi sonucu ortaya çıkan koca büyük bir yelpazeydi bu. Dokunanı yok edebilecek kadar güçlü renkler içeriyordu, aynı zamanda arkasına geçeni her türlü tehlikeden koruyacak renklerde vardı. Renklerin arasında kalan kitaplar yanıyordu, parçalanıyordu ve yok oluyordu. Bir renk daha vardı orada, yemyeşil huzursuz bir renkti bu. Bir maskenin arkasından Cwénhild'e bakan yemyeşil gözler hareketsizdi. Sadece ona odaklanmışlardı ve ondan başka hiç bir şeye bakmıyorlardı. Elleri hareket etmiyordu. Sanki vücudu nefes bile almıyordu. Asasını kaldırdı Cwénhild. Bir dizi büyüyü ardı ardına sıraladı ama adam hepsini ustalıkla savuşturdu. Kimisinin yönünü asasıyla saptırdı, kimisinin yolundan ise basit hareketlerle kaçtı kurtuldu. Öfkelendiğini hissedebiliyordu. Bu kızgınlık kendisine karşı mıydı yoksa adama karşı mı henüz bunu bilmiyordu. Thomas'ın sesi kulaklarında çınlandı. "Siktir! Winston! Kalk ayağa!" Thomas ile birlikte yeşil cübbeli adamla dövüşen Winston büyük bir gürültüyle yere yığılmıştı. Sersemletme büyüsünü tam göğsüne yemişti. Thomas'ın feryadı bu adamla tek başına dövüşemeyecek olduğunu bilmesinden dolayıydı. Tam o anda, sahneye beklenmedik bir yıldız girdi. Kitap yığınlarının üstünde, buruşuk paçavrası ile duran ev cini, Hubert! Tek bir hareketiyle yeşil cübbeli adamı asasız bıraktı. Asa uçtu ve gözlerden ırak bir yere düşüp kayboldu. Yeşil cübbeli adamın gözlerinde korkunun ibareleri yavaş yavaş belirirken adam hızla kaçmaya başladı. Thomas bir an bile düşünmeden adamın arkasından çıktı dışarıya. Şimdi parlama zamanıydı, asasız bırakılmış bir adamı yakalamak ne kadar zor olabilirdi ki? Hubert ise Winston'un baygın bedeninin yanına gitti ve adamı uyandırdı. Ne olduğunu kavramaya çalışan Winston, büyü yapan bir cine karşı şaşkın bakışlarını saklayamadı. Hemen ayaklandı ve Thomas'ın ardından sokağa daldı. Cwénhild'i yanlız bırakmışlardı ancak bu bir problem değildi. Zira hem Thomas, hemde Winston, Cwénhild'in tek başına bir ucubeyle başa çıkabileceğinden eminlerdi. Cwénhild'te böyle düşündüklerini biliyordu. Bir kaç saniye sonra bağırışlar ve ayak sesleri uzaklaşarak yok oldu. Ve böyle, bir anda yeşil gözleri parlayan adam ile baş başa kaldı kitabevinde Cwénhild. Derin bir sessizlik, parmakların uçlarında hissedilen gerginlik, o tuhaf ürperti. Niçin saldırmıyor? diye düşündü. Sadece izliyordu adam sadece bakıyordu. Kadın bunları düşünürken adam sanki hissetmiş gibi elini cübbesinin düğmelerine götürdü. Cwénhild buna izin vermemek için bir saldırı yaptı ama adam çok basit bir şekilde bu saldırıyı savuşturdu ve aynı anda da cübbesinin tek düğmesini açıp geri kalanlarını açmayarak üstündeki şeyi tek hamlede çıkarttı ve iğrenç bedenini kadının gözleri önüne sürdü.

Çürümüş gibi duran eti sanki bir ağacın dallarıyla bir araya getirilmiş ve dikenleriyle dikilmiş gibi duruyordu. Ağaç dalları damarlar gibi adamın bedenine yayılıyordu. Dalların etrafı yeşil bir boyayla boyanmış gibiydi. Bir insandan çok bir bitkiye benziyordu adam. Yeşil gözleri bir ağaç yaprağı kadar canlıydı. Adam asasını bir kenara attı. Hubert korkan adımlarla Cwénhild'in ayaklarının altına sığındı. Bitki adam derin bir nefes aldı. Göğsü gayet belirgin bir şekilde inip kalktı ve adam dışarıya nefesini verdi. Vermesiyle birlikte adamın ağzından bir mermi kadar hızlı ilerleyen tohumlar kadının üzerine doğru hücum etmeye başladı. Karşısındaki iğrenç manzaraya dalan Cwénhild bu mermileri durduracak kalkanı yapabilecek kadar zamanı olmadığını fark etti ve koşmaya başladı. Bir rafın arkasına sığındı. Mermiler havada yön değiştirdiler ve kadını kovalamaya devam ettiler. İki rafın oluşturduğu bir koridorda üzerine doğru gelen mermilerden kaçıyordu. Asasını salladı ve raflardaki kitapları düşürmeye başladı. Mermi tohumlar, önlerine çıkan kitapları deldiler geçtiler. Kimisi kalın kitaplara saplanıp düştüler. Kadın, en sonunda rafın sonuna geldi ve rafı devirerek bütün mermilerin orada kaldığından emin oldu. Hubert tüm bu koşuşturmadan nefes nefese kalmıştı. Ayrıca düşen ve parçalanan her kitap ev cinini üzüyordu. Lakin hayatlarının söz konusu olduğu şu anda bir kaç eski kitap Cwénhild'in hiç umurunda değildi. Saldırı sırası şimdi ona geçmişti. Az önce ağzından tohum mermiler fırlatan adam biraz sersemlemiş duruyordu. Bir bitkiyi nasıl öldürebilirdi? Yakarak diye düşündü. Sırtını dayadığı rafın arkasından çıktı ve "Flagrante!" diye haykırdı. Adam üzerine gelen laneti koluyla karşıladı. Kolu tutuşur tutuşmaz acıyla bağırdı. Lakin daha sonra kolunun ve ellerinin içinden yeni dallar fışkırdı. Çıkan her dal adamın acıyla kıvranmasına sebep oluyordu. Çıkan dallar yanmakta olan ateşi üstlerine aldılar ve kırılarak koldan düşüp adamın bir nevi sönmesini sağladılar. Yeşil gözler eskisinden daha öfkeli duruyorlardı. Adam az önce yanan kolunu yumruk yaptı. Cwénhild bir büyüyü daha hazırlıyordu ki adam elini yere vurdu ve bütün kitabevi bir anda sallandı. Sonra adam tekrar vurdu, tekrar sallandı. Minik bir deprem oluyor gibiydi. Avizeler sallanıyor, kitaplar düşüyor ve pencereler şangırdıyordu. Üçüncü vuruşuyla adam elini yerin resmen içine soktu. Bununla birlikte büyük bir çığlık kopardı. "Nehirlerimizi bulamayacaksınız! Her şey buraya gömülecek, sırlar açığa çıkamayacak!" Yer, büyük bir gürültü ile sallandı. Az önceki depremler bunun yanında minyatür kalıyordu. Problem sadece deprem değildi. Adamın elini soktuğu yerden başlayarak koca ağaç kökleri baş vermeye başladı. Mekanın her yerine dağılan ve bir kısmı Cwénhild'in üzerine gelen kökler. Bir şey yapmazsa bütün mekan, hatta bütün sokak yerin dibine çökecekti. Adama doğru büyü atmak için atıldı ama adam yoktu, kendini bir tür tohumun içine hapsetmişti. Yakmak zorundaydı. Bütün bitkileri yakmak zorundaydı. Derin bir nefes aldı, duruşunu sallanan bu mekanda olabildiğince sabitlemeye çalıştı. "Hubert yanımdan ayrılma sakın." Cin kadının ayakları arasına girdi ve kadının bileklerine sarıldı. Kadın asasını kaldırdı ve büyülü sözleri fısıldadı. "Furiaflamma!" Kocaman bir aslan kadının asasının ucundan fırlayarak hayat buldu. Aslanın her yeri ateştendi. Yeleleri ve pençeleri, kükreyişi ve duruşu. Muazzam sıcaklıkta, yakıcı yok edici bir ateş. Kadın asasını döndürdü ve aslan dans etmeye başladı. Bütün kitabevinin etrafında döndü, bütün kökleri yok etti. Bina sallanmaya devam ediyor, çöken tavandan düşen taş parçaları sağa sola düşmeye devam ediyordu. Aslan döndükçe döndü. Her yer bir ateş çemberi içine alınmıştı. Cwénhild başka hiç bir şey göremiyordu. Sadece ateş görüyor, ateşi hissediyordu. Kendisini tohumun içine alan adam çoktan yanıp kül olmuştu. Lakin toprak daha fazla dayanamadı. Her şey bir anda kayıp gitti. Ateş, kökler ve Cwénhild. Hepsi yerin altına çekildi. Kafasının üstüne düşen koca taş parçasını son anda fark edip başını elleriyle koruyabildi Cwénhild ancak bu yeterli olmamıştı. Zira gözleri kapanmadan önce gördüğü tek şey o taş parçası olmuştu.

19 Kasım 1854 - 16:14 St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi

Gözlerini açtığında bulanıklaşan görüşü daha düzelmeden hastanelerin o iğrenç ilaç kokusu burnuna dolmuştu. Bu koku onu öksürtmüş böylece yanındaki arkadaşı, Gwyndolin, kadının uyandığını fark edip büyük bir neşe çığlığı atıp kadının başına dikilmişti. Kadının güzel gözleri ve siyah saçları uyanınca görmeye alışkın olmadığı ama gördüğü için memnun olduğu bir manzaraydı. Gwyndolin yavaşça doğrulttu Cwénhild'i. Vücudundaki her kas uyuşmuştu ve sırtında muazzam bir acı hissediyordu. "Su." diye inledi kızıl saçlı kadın. Gwyndolin bir bardağa su koyup içirdi arkadaşına. "Ben gidip şifacılara haber vereyim." dedi Gwyndolin ve kalkıp uzaklaştı. Ne olduğunu hayal meyal hatırlıyordu. Başı bir kayaya çarpmış gibi ağrıyordu. Öyle de olmuş denebilirdi. Vücudunun sağında solunda, orasında burasında minik, çok ciddi olmayan yanıklar vardı. Hepsinin üzerine merhem sürülmüştü ve sargı bezleriyle dikkatlice kapatılmıştı. Elini yüzüne götürdü, bir kaç yerde bant olduğunu hissetti. Bantların altındaki çizikleri bir kaç gün sonra bantlar kaldırılana kadar görmeyecekti. Gwyndolin bir şifacı ve Thomas ile birlikte odaya geri döndü. Şifacı bir takım kontroller yaptı, içmesi gereken ilaçları yazdı ve odadan çıktı. Thomas lafa girdi. "Bizi korkuttun orada, yandın gittin zannettik. Ama o ev cini kaza kaza çıkardı seni dışarı. " Bir sigarayı dudaklarına götürdü ancak Gwyndolin'in korkunç bakışlarını üzerinde hissettiğinde uslu bir çocuk gibi sigarayı paketine, paketi de cebine geri koydu. "Yakaladık mı adamları, neymiş anahtar falan?" diye sordu Cwénhild. Ses telleri uzun zamandan sonra konuşmaya yeni yeni alışıyordu. "Anahtar, o gizli kapı falan hepsi yandı gitti. Zaten gerekte kalmadı onlara. Winston ile kovaladığımız herife Veritaserum'u verince çok güzel öttü. Adamlar baya bildiğin örgüt çıktı. Antik bir druid örgütü mü ne. Kent tarafında bir yerde, beş tane nehrin birleştiği bir yere bir sunak kurmuşlar. Her yirmi bir yarım ayda bir tane kurban verip bütün nehirleri o kanla besliyorlarmış. Daha sonra o nehrin sularından içip kendilerini senin dövüştüğün o garip ağaç-bitki karışımı şeylere dönüştürüyorlarmış. Etleri kopartıp yerine yetiştirdikleri sihirli ağaçlardan dikiyormuş herifler! Öldürülen adam onlardan biriymiş, herif dönüşmek istememiş, kafasını kesmişler. Baskını görmeliydin Cwénhild. Hepsinin kökünü kuruttuk. Yirmi yirmi beş tane adam yolladık kızım Azkaban'a!" Adamın sesindeki heyecanı odadaki herkes yakalayabilmişti. Cwénhild doğruldu. "Thomas, Hubert nerede? Ev cini?"

"Büyü yaptı Cwén. Nerede olduğunu biliyorsun."

Son.

89
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 05 Kasım, 2021 02:10:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kıdemli Uzmanlık istiyorum.

Baş Seherbaz Yardımcısı şeklinde.

Teşekkürler.

90
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 05 Kasım, 2021 02:07:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviye dörtten beşe geçiş ve ikinci 24 saat güç puanlarımı alabilir miyim ?

Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7 8