17 Nisan, 2026 09:31:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Cornelia Barthélemy

Sayfa: 1 2 3 [4]
46
Madam Puddifoot'un Çay Evi / Pink Leaves
« : 10 Ekim, 2021 17:00:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tozlanmış rafların arasında öksürerek oturduğu zeminden ağır aksak kalktı Cornelia. Kalkarken eline aldığı parşömeni dürmeye başlamadan önce tekrardan göz kararı az önce not aldığı muggle eşyaları rafını kontrol etmişti. Hepsini yazmış olduğundan emin olduğunda rulo haline getirdiği parşömeni perdeyle ayırdığı arka tarafa geçerek çalışma masasının çekmecesine bıraktı bir çırpıda. Yasal olarak üstüne kayıtlı gözükmeyen bu dükkân için sürekli gerekli veya gereksiz ne varsa yapıyordu. Durgun zamanlarda çok bir geçim kaynağı gibi görülemezdi ama gözüktüğünün aksine de farklı açılardan anlamı olan bir dükkandı burası. Kendini bugün nostaljik hisseden cadı dükkânı ilk teslim aldığı günü anımsamıştı kısa bir süreliğine ancak anılarını düşünmek için pek de vakti yok gibiydi. Envanter kontrolünü yaparken zamanın bir su gibi aktığını ilk fark edişi değildi ama yine de kaçamamıştı aynı döngüye girmekten. Gözünü duvardaki guguklu saate kilitledi bir süreliğine düşünceli bir halde. Kimsenin hatta Das’ın bile uğramamış oluşunu fırsat bilip kafasındaki bir soru işaretini giderecekti. Das’ın burada olmayışı bile kasıtlı gibi gelmeye başlamıştı şimdi düşününce de. Acaba Cornelia’ya bir şaka mı hazırlıyordu? Bulmacaları çözmeyi ve detaylarda boğulmayı sevdiğini Das ve Blaze’den başkası bilemezdi zaten. Eğer onunla uğraşıyorsa da -ki yapabilir- bunu kendi gözleriyle görecekti. Öteki türlü düşündüğünde ise hizipten de olabileceğini ihtimaller arasına eklemişti. Ya onu hizibe yönelten mentorundan geldi ise o posta? Kafasını oyalayan şey buydu işte birkaç gündür. Hiçbir fikri yoktu aslında. Uzun zamandır ortalıkta olmayan birinden bu şekilde haber almak her seferinde tatsız olsa da haber alabildiğine ve hala gözlendiğini düşünme fikrine kendini kaptırmış ve bir nebze de olsa mutlu olmuştu. Ayrıyeten, Ulysses’in gizemli takılmayı sevdiğini onu tanıdığı ilk yıllarında ve tam olarak on yedi yaşında genç bir kızken öğrenmişti Cornelia. Büyümesine yardımcı olan, önünü açan ve gerçekleri kristal berraklığında gösteren bu adama minnet duyduğundan ve biriken özlemiyle bir umut birlikte oturup sohbet etme isteği her geçen gün artıyordu. En son haber aldığı zamandan bu yana sormak istediği çok soru vardı. Aydınlatılması gereken patikaların henüz çok başındaydı Cornelia.

O kadar çok seçenek ve ihtimal vardı ki boşuna gitmemiş olmak için önceden çıkarıp kasa altına koyduğu bulundukları zaman zarfı için bile eski sayılabilecek küçük boyutlu bir çay kutusunu da sıkıla sıkıla taşıyacaktı. İçini de bir gece önceden büyüyle genişletmişti ki hiç değilse eli boş dönmeyecekti. Çay evine daha önce hiç gitmediğinden nasıl işlediğini bilmiyordu ancak taze tomurcuk ve farklı ülkelerin çay yapraklarının satışını paket halinde yapmalarını umut ediyordu. Malikaneye kalmaya gelen çocuklar mutfakta bol vakit geçirdiğinden çay çeşitliliği onlar içinde iyi olurdu. Guguklu saatin ötmesiyle daldığı düşünceler karmaşasından çekip aldı kendini cadı. Yarım saat kalmıştı beş çayı vaktine. “Hadi bakalım.” Kendi kendine çok sık konuşurdu. Tam zamanında orada olmak için üstüne pelerinini bile almadan sandığı kaptı. Dükkânı yine kilitlemeden sadece kapısını çekip çıktı. Çıkarken sekizlerden dokuzuncuyla karşılaşınca “Pşşşt. Dokuz. Ben bir süreliğine yokum. En geç akşama dönerim. Ara sıra dükkânı yoklamayı unutma. Gözün üzerinde olsun.” dediğinde çocuğun meraklı şekilde sandığı bakışı dikkatinden kaçmamıştı. Ciddi bir ifadeyle“Sakın sorma.” demekle yetindi Cornelia. Cevap almak için beklemeyerek yürümeye başladı. Bir süre sonra gözden kayboldu.

Hogsmeade’e gri ışık huzmesi eşliğinde vardığında sandığı tek elle tutmaya çalışarak üstünü başını silkti hemen dengeli bir şekilde. Cisimlenmekten hoşlanmıyordu ve mecbur kalmadıkça cisimlenmemeye özen gösteriyordu. Bu seferki bir istisnaydı yalnızca. Bakanlığın kontrolünde olan her şey canını sıkıyordu kadının. Gizlilik esas olandır, değil mi? Her şeyi gören göz olan Bakanlık, Cornelia’nın bakış açısıyla distopik bir evrene sıkışıp kalmışlığın en büyük kanıtıydı. Bu devran elbet böyle gitmezdi. Yıkılmak için kurulan sistemler her daim olacaktı. Bu düşüncelere genelde akşamları takılır kalırdı lakin içi gün ortasında birden kararmıştı. Odaklanması gereken şimdilik bunlar değildi. Gerçekten de bir beş çayı içmek kafasını dağıtabilirdi. Pembe pencerelere yaklaştığında suratını ekşitti. Ne kadar da canlıydı. Gözünü alacak kadar pembe olmasından mütevellit seğiren gözünü zor durdurdu Cornelia. Kapıyı aralamasıyla birlikte müşterinin geldiğini duyuran zilin çınlamasıyla tırmalanan kulaklarına acıyarak içeri girdiğinde etrafı fazla süzmeden kadrajına giren en ücra köşedeki masaya ilerlemeye başladı. Elindekiyle geçerken dikkatli olmaya özen göstererek fazla da göze batmamaya çalışıyordu. Böyle bir yere geldiğine kendi bile inanamıyordu zaten. Çayı severdi ama bunca pembelik ve cafcaflı mekân tasarımı arasında kendini Hogwarts yıllarında Hogsmeade’e erkek arkadaşıyla gelen bir ergen gibi hissettirmişti. Eğer bu Das’ın bir şakasıysa onu buraya kadar yorduğu için işkencelerden işkence beğendirebilirdi. Sandığımsı kutuyu masasındaki sandalyelerden birine yerleştirip kendini de kasaya doğru dönük olan sandalyeye bıraktı. Düşürdüğü omuzlarını toparlayıp kuruyan boğazını temizlemek için sipariş verecekti. Çok geçmeden sipariş almaya gelen çocuğa gülümsemeye çalışarak selamlamasına karşılık verdi, ardından da siparişini belirtmek adına sorulunca “Beş çayı fena olmaz. Sütün döküm oranını da normale nazaran biraz daha azaltırsanız ve sandviçlerin yanında ek olarak kruvasan getirmeyi unutmazsanız çok sevinirim. Mümkünse çikolatalı olanlardan.” dedi ve kraliyet kültürünün bir parçasının sürdürülüşünü yadırgamamaya çalışarak çocuğun siparişi hazırlamaya gidişini izledi. Sütün oranı az olduğu takdirde anca içebiliyordu yoksa taze bir seylan çay her zaman favorisiydi Cornelia'nın. Siparişi alanın hazırlık yapmaya gidişine bakarken etraftaki romantik süslemeleri gördükçe isyana kalkışan midesini büyük bir zevkle kruvasan ile dindirmeyi planlıyordu zaten cadı. Olması gerektiği vakit de gelmişti işte. En çok aklına yatan Ulysses’in gelişi idi. Tek sorun gerçekten öyle olsa dahi neden böyle bir yere işaret etmişti anlamak zordu. Eğer o değilse de hayal kırıklığına uğrayacağını bilmek bekleyişini daha da huzursuz kılıyordu. Şu an aklından geçenler beklediği gibi bir şey çıkmazsa biraz oyalanacağı, planladığı gibi eve çeşit çeşit çaylar alacağı ve usulca dükkâna dönecek oluşuydu. Evet, emin olabiliriz ki hayatın planı da tam olarak böyleydi. [justify]

[spoiler]Not: Deneyenin bir yüzü denemeyenin iki yüzü kara asjdf tutar tutmaz bilemem ama ben buradan her türlü kişisel kurguma ekmek çıkartırım ikinci gönderi ile diye düşündüm o yüzden kendim dahil diğer katılımcı arkadaşlara başarılar dilerim... :3[/spoiler]

47
Birleşik Krallık / Ynt: Tarihten Silinen Gün
« : 09 Ekim, 2021 18:52:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Alkolik adamın söylediğine o kadar çok odaklanmıştım ki Blaze'in bir süredir dükkanda olduğunu fark etmemiştim. Hem de bu kokuya rağmen! Aman tanrım... Böyle bir şey yok. Olamaz yani. Şarapçının çamurumsu kokusu ile birleştiğinden mi anlayamadım ilk başta bilmiyorum ama burnumun bu kokulara dayanamayarak intihar ettiğinden şüphelenmeye başlamıştım. Amcamın yanında küçük yaşta derme çatma bir kulübe içerisinde yaşarken bile daha çok yıkanıyordum o şartlar altında. Her neyse, Blaze konuşmaya başladığında odağımı kokudan daha çok söylediklerine vermeye çalıştım. Gidelim diyordu o da. Merakından değil, gizli saklı şeyleri sevmediğinden hemen moda girmişti muhtemelen. Das için ise zaten olay bir yerlere girip çıkmak olsun. Bayılır. Dediğinde haklıydı Blaze. Herkes iz bırakır tabi. Bu koku da iz bırakıyor. Kuruldum durduk yere. Das'ın Blaze tarafından itilmesine kıkırdarken dayanamadım en sonunda. "Senin izini de bütün İngiltere'de sürebiliriz bence. Ne zaman yıkandın sen öyle? Nereyi ne şekilde keşfediyordun da böyle bir koku musallat oldu sana? Akşam yıkanmalısın. Biraz da bakım yapmama izin verirsen... Hayır, hiç kaçamazsın. Hı- hı... Evet, zorla!" diye Blaze'e laf yetiştirmeye çalıştığım esnada Das'ın bizi iki tarafına almasıyla bir anlık esmeyle dükkândan çıkıyorduk. Burjuvalarla yaşamış biri olarak edindiğim bazı alışkanlıklar vardı. Artık bana böyle katlanacaklardı. Girişe doğru yerleştirilmiş olan tahta askılıktan pelerinimi de kaptım asamı daha kolay erişebileceğim yere yerleştirebilmek için. Şarapçıdan çok dükkânı koruyucu büyülere emanet ediyordum Das'ın aksine. Dükkânı ilk kez başıboş bırakışımız değildi gerçi. Hırsızdan da yapılan onca tılsıma karşı bir şeyler çalarlarsa zaten ben bırakırdım bu mesleği. Çıkmadan önce son bir kez daha etrafa baktım ve kendimi rüzgârın estiği yöne bıraktım.

Yola daha çıkmadan planı olduğunu söyleyen Das'a yine aldanmıştım. Yol boyunca kafasına göre yine bir şeyler sallıyordu ama eğlendiriyordu. Söylediği şeylerden gram bir şey anlamamıştım ama çok takılmıyordum artık. Onun yerine çoğunlukla ona ayak uyduruyordum. En çok onlarlayken kendim idim. Yine de yaptığımızın şu an için ne kadar mantıklı olduğunu düşünmek için diktiğim kulaklarımı indirmiş, Blaze ve Das'ı kısa bir süreliğine kendi hallerine bırakmıştım. Adımlarımı izleyen başımı kaldırıp yolları gözlemlemeye ve olası aksiliklerden biri olan büyü yapamama ihtimaline karşı potansiyel kaçış rotası çıkarmaya koyuldum aklımdaki düşüncelerle. Gündüz gündüz Gelecek Postası gibi işlek bir binaya girmek mantıklı mıydı? Basım Binası diyoruz yahu. Arkamızı toplayan birkaç bağlantımız vardı elbette de bu çok ulu orta bir işti. Nereden çıkmıştı şu gazete? Tamam, ben de merak ettim burnuma gelen pis kokunun nedenini ama... Hayır, Blaze'den geleni kastetmiyorum. Metaforik olarak düşünüyorum. Ayrıca o koku açık havada hafiflemişti. Gerçi boş yere düşünüyordum böyle şeyleri. Das'ın cin fikirli oluşu ve Blaze'in kas gücüyle giriş-çıkış mevzusu her zaman halledilirdi. Manipüle yeteneğim ile de birleşince mükemmel bir üçlüydük. Sadece bunlarla kısıtlamıyorduk elbette kendimizi.

Ben böyle düşünmeye başlayıp sonuca varınca hafiflemiştim tekrardan. Saçma sapan kuruntuları bir köşeye bırakıp binanın arka kapısına doğru ilerledim bizimkilerle. Das ağzını açtığında sonunda planı paylaşacak diye heveslenmem boşa çıkmıştı. Das yine Das oluşunu kanıtlarken -söylenmemek için büyük bir çaba harcadım o saniye- ağzımdan çıkan ilk cümle "Ha??? Fazla zorlama. Dikkat et!" olmuştu. Duymamış olma ihtimali yüksekti çünkü bir anda öne doğru atılmıştı. Zaten biz içeri girdikten sonra mutlaka onu da alırdık bir yolunu bulup. O giremese bile içeride araştırılacak çok yer vardı. Yeter ki girebilelim. Das geriden de yetişirdi. Sesimi en düşüğe ayarlayıp."Kimse uyanmadan giriyoruz hızlı hızlı."dedim büyük bir ciddiyetle. Blaze'i kolundan yakalayıp hızlı hareket etmek için zorladım onu da. Parmak ucunda adımlarla kontrollü şekilde ilerlemeye çalışırken Das'ın her yere erişen sesi kulaklarımdayken güvenliklerden birinin yön değiştirmesini sağlamasıyla her şey yolunda gibi gözüküyordu. Bir yandan da dükkândan çıkmadan önce üstüme aceleyle geçirebildiğim mat siyah pelerinimin cebine doğru elimi götürüp asamı çıkardım bir çırpıda. Kapının açık olma ihtimali bile yoktu benim nezdimde. O yüzden kilidi açmak için tılsım yapmaya hazırdım. [/justify]

48
Apples & Oranges / Ynt: Vahşet Manşet
« : 06 Ekim, 2021 01:50:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]”Almıyor musun sen şimdi bunu? Son kararın mı? Dükkanında böyle bir şeyi sergilemediğin için pişman olursun söylemedi deme. Ben mutlaka alacak birini bulurum, olan sana olur.”diye peşi sıra cümlelerini sıralayan boğuk tonlu soluk adamın yüzüme boş boş baktı Cornelia. Getirdiği ürünün Cornelia’ya hiçbir yararı olmayacaktı, adı gibi emindi bundan. Adam dükkana girdiği ilk anda dış görünümünün salaşlığı ile belki bir ihtiyacı var ve nakite sıkıştı gibi düşünmüştü. O sebepledir ki ürünün değerine göre bir iki kat daha fazlasını dahi verebilirdi. Uykusunu tamamı ile aldığından dolayı günün ilk müşterisini sıcakkanlılıkla karşılamayı başarmış, bütün bonkörlüğüyle yardımcı olmak için hazırken sadece adam çarpmaya çalışan bir herifin teki olduğunu kısa sürede anlamasıyla mizacı değişmişti cadının. Yaklaşık yarım saat kadar adamın kraliçenin inci broşunu olduğunu iddia etmesini ve şans eseri eline geçmesinin hikayesini dinlemiş, yalan olduğunu kırıcı olmadan belirtmeye çalışarak sakince ilgilenmediğini anlatmaya çalışıyordu. Gına mı gelmişti artık sanki? Kesinlikle gelmişti. Beynindeki nöronların kısa devre yapmasına izin vermemeye çalışıyordu Cornelia ancak laçka tipli boş adam bir şeyler koparmaya çalıştıkça Cornelia’nın damarı atmaya başlıyordu. Son demini de içen adam fermanını imzalamak adına tekrar konuşmaya başlamıştı.”Böyle tabi ki para kazanamazsın. Ne ürünün ederini anlıyorsun ne de insana iki güler yüz gösteriyorsun. Kadınlar böyle girişmemeli. Sihir kanınızda da olsa sizin yeriniz ev. Muggle kadınlarından da farkınız yok. Yapmanız gereken tek şey her işi özellikle de bu tarz işleri erkeklere bırakmak. Şurada olacaktı bir delikanlı, bak bakalım nasıl sayıyordu paraları.” Bir… İki… Üç… Burnundan derin derin nefes alıyordu Cornelia. Likörler, şaraplar, elmalı tartlar, sodalı ekmekler, step dansı yapan goblinler, Rope köprüsü… Ah, evet! Bu adamı İrlanda’nın Moher kayalıklarından atmalıydı. Tam şuan yakasından tutup bir paçavra gibi silktikten sonra bir savaş kölesi gibi bağlayıp cisimlenmeliydi ülkesine. Hayır, hayır… Sakinlikle halledebilirdi bunu. Tezgahın arkasında duran bedenini biraz daha tahtaya yaklaştırırlen elini nazikçe broşa götürdü yüzüne yerleştirdiği sempatik bir gülümsemeyle birlikte. İncelermiş gibi yaparken olabildiğince ince ses tonuyla sorusunu yöneltti. “Şu detayı görüyor musunuz?”. Baş parmağı ile dikkatsizce gösterdiği yere dikkatlice bakışlarını kitleyen adam nereyi ve tam olarak neyi gösterdiğini anlamaya çalışıyordu. O esnada Cornelia el ile yukarı kaldırılan tezgahın altındaki boşluktan faydalanarak vakit kaybetmeden pasif agresif bir mod ile hızlıca kalın topuklularının ucuyla bir tekme savurdu adamın iki bacak arasına doğru. Daha çok oraya o ayakkabının burnunu yerleştirdiği bile söyleyenebilir. Beklenmeyen acıyla sızlamaya başlayıp ellerini vücuduna kapatan adam gerilemeye başlarken Cornelia pirinçten yapılma broşu adama doğru fırlatmayı ihmal etmeyerek tezgahın önüne doğru geçmeye yeltendi. Adam geri gittikçe üstüne doğru ilerlemeye başladı cadı da. Korkağın teki olduğu belliydi.”Bu dükkanda ite it gibi çakala çakal gibi aslana da aslan gibi davranılır. Ve bil bakalım sen hangisisin?”derken sesindeki soğukluk kendisine ulaştığında içinin hararetiyle örtüşmediğini fark etmişti. Tutup ciğeri beş para etmez herifin tekine kadın haklarını savunacak değildi, uğraşmaya değmezdi. “Asama davranmadan ya da kaba kuvvet kullanmadan önce-“sanki az önce adamın mühim bir bölgesine vurmamış gibi devam ediyordu Cornelia, “Defol buradan! İt seni. Etrafta rahatça dolaşmak istiyorsan bir daha buranın önünden dahi geçmeyeceksin. Anladın mı beni?“Dik durmayı sonunda başarabilen adam korkunun getirisiyle kapıya doğru tabanları yağlarken “Dilekçe yazacağım bakanlığa. Kapattıracağım dükkanını.”gibi şeyler zırvalamıştı ama Cornelia gram umursama belirtisi göstermeden tezgahın arkasına tekrardan geçip arka tarafa doğru yönelmişti.

….

Aradan ya bir saat geçti ya da geçmedi zilin çalmasıyla eski püskü bir kanepeden doğrularak ayaklanmıştı Cornelia. Müşteri olmamasını umut ederek -keza bugünlük insanlarla uğraşma kotasını fazlasıyla doldurmuştu- adımlarlen Das’ın gelmiş olduğunu görünce sevincini saklamamıştı yüz ifadesi. Paldır küldür sesleri de işittiğinden Das mutfağa ilerlerken Cornelia’da merakını sakınmıyordu.”Bu sefer kimi getirdin? ”demesine rağmen cevapsız kalırken sorgulamasının saçmalığını fark etti ve anında orada saldı bu olayı. Yanağında hissettiği öpücüğe karşılık, ”Sulu sulu öpme be.”Kime ne anlatıyordu ki? Das mutfağa geçerken tezgaha doğru yanına yaklaştı Cornelia. Koku alan bir tazı gibi gözü kestiğinden beri Das’ın elindeki şarap şişesine takılı kalmıştı. Bırakır bırakmaz şişeyi kaparken kulağını da Das’a vermişti. “Hı-hı. Kadro tamamlandı demek ki. Şimdi nasıl da heyecanlıdırlar.” Cümleleri arasında art arda şaraptan minik yudumlar almıştı. Sekizler için en az onlar kadar heyecanlıydı. Hepsini hiç sahip olmadığı küçük kardeşleri gibi görüyordu. Onda olmayan şansın onlarda olması için çabalıyordu Cornelia. Hogwarts’a gittiklerinde de düzenli olarak onlara mektup yollayacaktı ancak dokuzluk ile biraz daha samimiyet kurması lazımdı. İhtiyaçları artacağı için daha çok paraya ihtiyaç vardı. Bu konuda bir şeyler yapmak lazımdı ama ne? Das’ın sağlam vurgun beklentisi destekleme fikri şimdi daha cazip geliyordu. Burjuva bir yaşlının evini soyup elden birçok antika okutulabilirdi. Ne olur ne olmaz diye sosyal ortamlarda bu profile uyacak kurbanları belirleyip sıkı takibe almalı ve bizzat tanışıp ölçüp tartmalıydı. Kafasında dükkanına gelen zengin müşterileri düşünüyordu tek tek. Şarapçıya bakarken homurdandı şöyle bir o sırada. Alkol ile yazık etmişti kendine. Umarsızca bir yudum daha aldı şaraptan. İç sesini iyi ki kimse duyamıyordu yoksa düşünceleriyle eylemlerinin tezatlığı epey gülünç olurdu. Olduğu yerden kıpırdanarak düşünceli bir halde dükkanın içinde dört dönmeye başlamıştı. Mırıldanıyordu kendi kendine ki Das’ın masadaki ayağını düşürerek onun isteği doğrultusunda dinlemeye başladı. Nereden bulmuştu ki o gazeteyi? Pür dikkat kesildi.”Sükse için başarı kazanmış diyebiliriz”diye ağzının içinde geveleyen Cornelia çok üstünde durmayarak oda içinde turlamaya devam etti.”Magnus… Yabancı gelmiyor.”Daha önce mutlaka köşe yazılarını okumuştur ama hatırlamıyordu o an. Gizemleri ve aydınlatılmalarını severdi Cornelia. Nasıl oldu da o yazıyı okumamıştı? İlginç gelmişti gözüne.“İçindeki canavarı dürtene kadar herkes masumdur zaten. Hayvansal dürtülerimizi ne kadar çabuk kabul edersek insan doğasının çiğliğini o kadar iyi anlarız. Açık kafayla sorgulamamak lazım, kafam götürmüyor. Bana birkaç şişemdaha getirmen gerekirdi bunları konuşmak için. Ayrıca… Bana aşık falan değilsin, kes şunu. Hoş etme gönlümü.”derken yine suratında garip bir gülüş vardı anlamsız bir şekilde. Bacağını yine yukarı salmasına göz devirerek ardından gelen soruyla refleks olarak civara bakındı.

Cornelia gazete almazdı. Hmmm… Gazeteleri biriktirmek gibi bir huyu yoktu Cornelia’nın ama böyle şeylerin değerli olabileceğini bildiğinden civardaki dükkanlardan birinden bulduğunu kapar ve arka tarafta tutardı.”Bekle. Arkadan bakıp geliyorum.”Büyük adımlarla içeri geçtiğinde ahşap dolabın raflarına bakındı. Büyüyle genişletilmiş bir rehinciydi burası ancak o kadar uzun zamandır sahibeliğini yapıyordu ki hangi dolap neyi bulundurur adı gibi biliyordu. Kitaplar, dergiler, kartlar, kılavuzlar ve gazeteler… İşte hepsi karşısındaydı. Gazeteler de adına göre ayrılmıştı. İyi ki kategorilere ayırıyordu böyle şeyleri yoksa işin içinden çıkamazdı. Dizlerinin üstüne eğilip yanında getirdiği şişeyi de köşesine yere koyup temmuz ayının gazetelerine bakınmaya başladı. Bir süre bakındı ama gariptir ki 28’i yoktu. Bağırdı hemen sesini duyurmaya çalışırcasına.”D, 28 Temmuz olduğuna emin misin? 27 ve 29 değil mi? Ihmm. Evet, nasıl oldu bilmiyorum ama 28 yok…. N-ne? Duymuyorum seni. Eminim olmadığına.”[/color]Önüne düşen saç tutamlarını bıkkınlıkla üfledi. Diz üstünde daha fazla kalmaya tahammül edemeyerek ön tarafa ilerleyip arka tarafa açılan iki kapıdan birinin perdesini çekti. ”Bak, giderek ilginçleşecek ama o günün gazetesini galiba burada ve Diegon’da hiç kimse de bulamamış olabilirim. Bayan Peters her şeyi okur, biliyorsun. O bile okuduktan sonra dükkanın önündeki sepete başkalarının faydalanması için bırakmamıştı. Çok üstünde durmadım ama-”.Lafını kesen şarabın asıl sahibine yöneldi. “Bulamazsınız artık onu. Aramayın boşuna. Toplattılar onu”. Kaşı kalktı Cornelia’nın. Das’ın adamla daha haşır neşir olması sebebiyle araya girmesini beklerdi normalde ama ilgisi kabarmıştı. “Nasıl oldu bu?” diye atıldı hemen Das’ın yanına doğru ilerlerken.Günün ortasında ve güneş batmadan önce bir de gecenin en karanlık olduğu anda her yere girdiler. Her yerdeydiler. Kimileri gördü ama sustular. Kimileri gördüler ama görmediklerini iddia ettiler. O gün sanki tarihten silindi.” Fazla içtiği belliydi de alkolden zıvanadan çıkmış uydurması bir şey söylemiyormuş gibi gelmişti Cornelia’ya. Bir sandalye çekip çöktü Das’ın yanına. Bacak bacak üstüne atıp ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi düşünceli ve kibar bir tavırla. Sonra da kısa süreli sessizlik bölündü.”İnanmıyorsunuz dimi bana?”İnanmamak için bir sebepleri de yoktu aslında kafasının her daim kıyak olması dışında. Lakin Cornelia içgüdüleriyle hareket eden yırtıcı bir hayvandı. Kan kokusu aldım mı peşini bırakmazdı. Görünüşüne aldanmak aptallık olurdu.”Neden bu işin peşine düşmemiz gerekiyormuş gibi hissediyorum? Çok aptalca. O gazetenin buralarda olması lazımdı. O gün boşluğuma gelmiş olmalı yoksa sorgulardım… Düşünüyorum… Sokaklar bizim. Gelecek Postası’nın olduğu sokakta takılan kim var? Sekizliklerden biri ya da herhangi bir sokak çetesi üyesi? Ne diyorsun D?”.
[/justify]

49
Yetişkin Karakter Başvuruları / Ynt: Cornelia
« : 05 Ekim, 2021 02:34:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Dükkan adı: Apples & Oranges
Dükkan Yeri: Knockturn Yolu
Özet:
Eski püskü bir tabela ile müşterilerini karşılayan rehinci dükkanı dışarıdan hiç gözüktüğü gibi değildir. Adını yansıtacak şekilde iç mekan tasarımı canlı bir kırmızı ve turuncu ile süslenerek karşıtlığa dikkat çekmektedir. İkinci el dükkanından hallice olmasıyla birçok antikayı da kelepir fiyata alabileceğiniz bu mekanda her daim(özellikle de acil nakit ihtiyacınızı karşılamak için) alım - satım işlemlerinizi yapabilirsiniz. Not: Yasa dışı eylemlerin döndüğü söylemlere lütfen itibar etmeyiniz.

PS: [spoiler]Rütbemi “Apples & Oranges Sahibesi” olarak yeniden düzenlerseniz çok sevinirim. Bir de dükkanın detaylı açıklaması için tekrardan sizleri rahatsız edeceğimi bildirerek şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum ^^[/spoiler]

50
Yetişkin Karakter Başvuruları / Cornelia
« : 02 Ekim, 2021 19:59:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Adı: Cornelia

Soyadı: Yok

Yaşı: 26

Mesleği: Pawnshop Sahibi
(Hırsızlık aletleri icat edilecektir onu eklemeli miyim bilemedim, nasıl rütbeye geçerseniz artık hdjd)

Hizip: Matushka Üçüncü Enternasyonel

Karakter Özellikleri: ISTJ 3w4. Dürüstlüğünü bir silah gibi kullanan Cornelia, arabulucuğun ve manipülasyonun ustasıdır. Yaşadığı tatsız deneyimler sebebiyle birden fazla kişiliğe bürünmüş ancak kendi özünü kaybetmemiş bir kadındır. Sorumluluk edindiği zaman bilincini yitirmeyen, sorgulamaktan çekinmeyen ve geleneklere sıkı sıkıya bağlı oluşuyla genelde herkesin seveceği birisidir ilk görüşte. Gelenekselliği sorgulamalarından sonra gelir, bir fikre sıkı sıkı tutunduktan sonra onu kutsal kabul edip davası haline getirebilir. Masum yüzüne kanmamak da gerekebilir, bu tamamen sizin kim olduğunuza bağlıdır. Bir ortamda nasıl davranacağını çok iyi bilir ve aldığı eğitimler sayesinde kolayca insanları dolandırabilir. En azından inandığı şeyler doğrultusunda temiz bir kalbe sahip olan Cornelia kendi terazisine göre hareket eder. Kendi çocukluğunu yaşayamadığından çocuklara zaafı vardır ve düşmüş olanı kaldırmaya çalışır. Görev bilinciyle hareket eder ve yer yer soğukkanlılığını konuştur. Duygusal bir tavır sergilediğinde  kendi bile fark etmez. Keyfini bozan bir şeyi kolayca zihninden atamaz ve onu yok edene kadar kendi kafasındakine göre şekillendirmeden rahat edemez, üstüne düşer. Zıt uçlarda gezinen yapısıyla patavatsızlığı bazen cümbüş çıkartır. Siz yakınlaştıkça pürüzlerini daha da iyi göreceksinizdir.

Geçmişi: Cornelia, 1865 tarihinden birkaç yıl önce  melez bir cadı olarak İrlanda’nın başkenti olan Dublin şehrinde dünyaya gelmiştir. Maalesef ki hep dünyaya erken geldiğini düşünen Cornelia, İrlanda’nın Büyük Kıtlık zamanında ailesini henüz küçük yaştayken kaybetmiştir. Açlığı dibine kadar yaşamış, belirli bir zamana kadar çelimsiz görünüşe sahil olan ve ailesi hakkında fazla bilgisi olmayan cadı amcası tarafından bakılmak için alınmış ve orada da pek iyi bakılmamakla birlikte ailenin genelinde “garip” olarak adlandırılabilecek hareketlere tanıklık etmiştir. Sonradan da öğreneceği şekilde karakterinde büyük bir imza olarak taşıyacağı bu hareketleri fazlasıyla bilinçli olarak benimsemiştir(Spoiler alert anca böyle).  Maddi ve manevi yönden kötü olan amcasının her koşulda yeteneklerini kısıtlama çabasından ötürü ezilen Cornelia sokaklarda normal bir muggle çocuğu gibi büyürken edindiği bir arkadaşla bütün hayatı değişir. Yaşıt olduğu bir kızla tıpkı kardeşmişçesine bağ kurarken kızın ebeveynleri tarafından da dışlanan Cornelia’nın sevilmemek ve istenmemek üzerine korkularının oluşumunun temeli atılmıştır. Hogwarts’a başlayacağı sene gelip çattığında arkadaşının hastalık sonucu dünyaya gözlerini kapatmasıyla birçok şey değişir. Bir süre sonra paraya ve iyi yaşam koşullarına ihtiyaç duyan amca Stuart safkan olan zengin ailenin teklifiyle Cornelia’yı gözden çıkarır. Cornelia, bir bez bebek olarak o kızın yerine alındıktan sonra kimliği ayrıştırılmaya başlanır. Yaşına göre zeki olan Cornelia sabretmeti bu şekilde öğrenir ve muggle ile büyücü dünyası öğretilerini iyice kavrar. Tam bir Viktorya hanımefendisi olurken evlatlık alındığı ailenin isteğiyle Hogwarts eğitimi yarıda kesilerek tekrardan İrlanda’ya döner. Evde özel eğitime başlayan Cornelia, üvey annesinin dayatmalarıyla ve başka biriymiş gibi görülmesiyle bir buhran yaşar. Adı yok, karakteri yok, hiçbir şeyi yok. Akıl sağlığını korumasına yardımcı olan tek şey ise ileride gireceği hizibe yönlendiren mentoru ve onun bıraktığı mesajlar idi. 17 yaşına geldiğinde İngiltere’ye gitmek için bir gemiye bindiğinde asıl hikayesi başlar. Aslında kaçmaktadır.

Statlar
Tılsım:12
Biçim Değiştirme:5 +1
İksir:4
Lanet:10 +2
 
Örnek RP:[spoiler] Annalise ve Diego cezadan sonra gitar için sabahın erken saatlerinde buluşmuş, gitar çalmışlar ve bol bol sohbet etmişlerdi. Annalise her halükarda güzel vakit geçireceğini düşünüyordu ama tahminini de aşarak mükemmel bir başlangıç yapmışlardı güne. İkisi de halinden memnunlardı. Görüşmelerini bitirmemek istercesine yavaş adımlarla Büyük Salon'un kapısına doğru geldiklerinde Annalise birdenbire duraksamıştı. "Uzun bir süredir tanışıyoruz. Neden daha çok görüşmemişiz ki? Bence bunu telafi etmemiz gerekir." diye söze atılan Annalise bir yandan da burnunu ceketten gelen kokuyla dolduruyordu. O kadar güzel bir kokuydu ki bu onda hissettirdiği heyecan ve mutluluğu tanımlayabilmek için çözene kadar gece uykuları kaçacaktı, biliyordu kendisini. Diego'nun, Annalise'in söylediği üzerine ne diyeceğini bilememiş hali Anna'yı güldürmüştü. Bir şey söylemesine fırsat vermeden devam etti. "İlk buluştuğumuz noktada. Ihmm... Uygun zamanlarda. Akşam yemeği sonrası belki yatakhanelere geçmeden, belki sabah herkes uyanmadan ya da çok gürültülü olmadığı vakitlerde... Tabi, gitar çalışmamız dışında soruyorum bunu." Kafasında görüşmelerinin planını yaparken gözlerini yürüdükleri yerin tavanına dikmiş bir halde kendine kendine konuşuyormuş gibi bir tavra bürünmüştü. Daha doğrusu çekingen hali biraz daha sökülmüş gibiydi. Söylediğinde kabul etmesini çok beklediği bir şey değildi ama Diego Anna'yı şaşırtmıştı. Söylediklerinden anlaştıklarını varsayıyordu. Hal böyleyken salonun kapısına da gelmişlerdi. Gitar temizleme işini öğretmek için hatırlatmasını istemişti Diego. Usulca başını sallayarak karşılık veren Anna'nın gözü ve eli direk cekete gitmişti. Pek vermek istemiyordu da çocuğun onu garipsemesini istememişti. Çekinceleri vardı biraz. Gerçi boşuna Gryffindor'a ait değildi Anna. Farklı zamanlarda, farklı yerlerde ortaya çıkan bir cesareti vardı. Yeter ki kendinden emin olsun işte o zaman istediği her şeyi yapabilirdi. "Sende kalsın." dediğini duyunca Diego'nun cekete giden elini indirdi. "Madem öyle diyorsun... Teşekkür ederim tekrardan... Görüşürüz sonra!" diyerek vedasını ettikten sonra yüzünde büyük bir gülümsemeyle arkasını dönüp Gryffindor masasına ilerlemeye koyuldu. Gülümsemesini bastırmak çok zor olmuştu Anna için. Daha fazla dikkat çekmek istemiyorum ama midesinde hissettiği şeyin açlıktan daha çok uçuşan kelebekler olduğu şüphesiyle Diana'ya danışması gereken bir şeyler olduğunu biliyordu.

Saçını ayna karşısında siyah düz bir tokayla toplamaya çalışırken Diana'da ortak salona inmek için hazırlanıyordu. Elleri müsait olmadığı için ağzında tuttuğu tokayla cebelleşirken konuşmaya çalıştı Anna. "Ben kütüphane dönüşü uğrarım yanına". Aradan çıkan yeni uzamaya başlayan kısa telleri de topladığı alana katmaya çalışıyordu Diana'nın söylediklerini işittiğinde. Biraz bekleyip saçını istediği gibi topladığında dudaklarını araladı cadı. "Tamam o an öyle demiş olabilirim Diana ama çocuk belki kibarlıktan reddedememiştir. Şimdi gidip ne diyeceğim ki? Ya istemezse? Eğer isteseydi o da gel görüşelim demez miydi yani bilemiyorum, biraz garip." Konuşurken odanın içinde dönüp durmuştu. Cümlelerini bitirirken yılmış bir şekilde yatağa attı kendini. Diana her zamanki sakinliğiyle Anna'nın çekincesinden ötürü kaybettiği mantığı olmak adına konuşuyordu. "Sen fark etmiyor olabilirsin ama ben sendeki değişimi görüyorum. İki gecedir ders çalışırken bir anda sıkılıp bırakıyorsun. Sence normal mi? Ceketi geri de vermedin. Bunlar sana bir şeyi çağrıştırıyor mu? Hiç değilse uyku düzeninin ve ders çalışma isteğinin geri gelmesi için onu daha sık görmelisin." Dudaklarını büktü Anna. İnsanın yakın arkadaşı işte böyle acımasızca yüzüne vurmalıydı bazı gerçekleri. Bariz bir hoşlantısı vardı çocuğa karşı. Yanında panikleyip çok sık kendi kendini mat ettiği için kötü hissetmek de onu üzüyordu. Hemen yatağının üzerinde duran kitaplarına attı elini. "Haklısın, iki günün ders açığını kapatmalıyım. Çok doğru bir noktaya parmak bastın! " derken ayaklanmıştı bile. Odanın kapısını kapatmadan hemen önce Diana'ın hala öflediğini ve söylendiğini duyabiliyordu. Bildiğiniz kaçıyordu ders çalışma bahanesiyle. Hızlı adımlarla kütüphaneye vardığında hemen girişte bir soluklanmıştı Anna. Düşünceliyken hep daha hızlı yürürdü. Günün öğlen saatlerinde bile loş olan kütüphaneye göz gezdirdi. İki, üç kişi vardı. Her zaman öyle olurdu kütüphane bu saatlerde. Yemek arkasından herkes dinlenmeyi tercih ediyordu, Anna ve birkaç öğrenme aşkıyla yanıp tutuşan birkaç kişi hariç. Kitaplarını göğsünde toplayıp kollarıyla sardığında bulabildiği en ücra köşeye geçecekti. Yavaş yavaş raflar arasında ilerlemek için atıldı. Tilki kadar sessiz adımlarıyla gözüne kestirdiği yere geçecekken gözüne ilişen silüet durdurmuştu onu. Arkası dönük bir şekilde ders çalışan Diego'ydu. Ravenclaw öğrencisi tabi her fırsatı kollardı. Sessizlik fırsatını kollayan tek Anna olamazdı ya. Sadece o spor yaptığı için yemekleri de kaçıramazdı herhalde. Kısa süreliğine gelmiş olmalıydı diye düşünmeden edemedi Anna. Ses çıkarmadan geldiği gibi geri dönecekti ki zihninin içinde arkadaşının sesi dolanıyordu. "Korkaklık yapıyorsun... Resmen kaçıyorsun Anna..." ve bunun gibi bir sürü şey. Bir süre orada öylece dikildi Anna. Kafasının içindeki ses doğru söylüyordu. Evet, kendisinden yeterince emindi. Artık bahanelere sığınamazdı. Sonuçta alt tarafı yapacağı şey sohbetinden büyük keyif aldığı birini önceden de teklif ettiği gibi görüşmeye çağırmaktı. Teklifi biraz emri vaki gibi mi olmuştu bir türlü emin olamasa da sonuçta ağzından çıkmıştı bir kere. O, nasıl gelirse Anna'da öyle gidecekti çocuğa. Bebek adımlarıyla. Anna sonunda cesaretini toplayıp kıpırdanmaya karar verince derin bir nefes alıp sakin adımlarla Diego’nun oturduğu sandalye ile yanında boşta kalan sandalyenin arasına girdi. Dizlerini hafifçe kırıp çocuğun çalıştığı kitaba bakınırken dudaklarını araladı.“Umarım bu sefer Astronomi değildir.” derken çocuğa doğru çevirdiği bakışlarıyla tamamen göz hizasına girmişti. Alçak ses tonuyla konuşuyordu. Gülümsedi. “Özür dilerim böldüğüm için. Çok kısa bir şey sorup seni rahat bırakacağım, merak etme.” derken hala ona çok yakın olduğunu fark edip duruşunu toparladı. Yanındaki sandalyeye oturup aklından geçenleri bir çırpıda dile döktü. Sesi hala kütüphane ortamına uygun şekilde kısıktı. “Geçen konuşmuştuk ya hani. Bugün akşam yemeğinden sonra sana da uygun olursa avluda buluşup biraz sohbet etmeye ne dersin? Eğer işin varsa da sorun değil. Sadece ben bunu söyledikten sonra havada kalmış gibi oldu biraz.” derken meraklı gözlerle doğrudan çocuğun gözlerine bakıyordu. Daha önceki gibi değildi bu sefer Anna.

Yemeği herkesten hızlı yiyince gitmeye hazırdı Anna. Diana’da, Diego’nun tatlıya ya da meyveye geçtiğini görürse haber verecekti. Kızın ayağıyla vurarak verdiği mesaj alınmıştı. Diego’dan önce gitmek istiyordu oraya. Diego gelmekten vazgeçse dahi sorun etmemesi gerektiğini kütüphane çıkışında kafasına savunma mekanizması olarak yerleştirmişti çoktan. Kalkmadan önce Dylan’a yönelerek, “Size afiyet olsun. Ben biraz daha erken geçeceğim belki ortak salona gitmeden biraz şöyle turlarım. Orada görüşürüz.” demişti. Dylan’a cevap verme daha doğrusu sorgulama şansı tanımadan masadan hızla ayrılmıştı Anna. Gizli saklı bir şey değildi ama işte tutup durduk yere Diego ile görüşeceğini söylemesi sanki garip olacağından şimdilik bir şey dememesnin daha doğru olduğunu düşünüyordu. Zaten avluda birilerine denk gelseler bile sorun olmazdı sanki. O kadar da garipsenecek bir şey olmamalıydı sonuçta arkadaş ortamında denk geldikçe yer yer sohbet ediyorlardı sonuçta. Her türlü akşam yemeğinden sonra herkesin genelde direk kendi binasının salonlarına çekildiklerini ve kulelerin yönünün bu tarafta olmadığını ikisi de biliyordu. Endişesi yine onu ele geçirmeden sakinliğini korumuş bir şekilde avluya vardığında Diego ile oturdukları yere geçti Anna. Yan oturarak sırtını dayadı soğuk olan mermere. Dizlerini kırarak ayaklarını biraz daha kendisine doğru topladı oturacak yer kalması için. Gelen geçeni göremiyordu ama sorun değildi. Beklerken okumak için yanında kitap getirmediği için bir nebze pişman olmuştu çoktan. Başını da biraz geriye doğru verip koyu lacivert gökyüzüne dikti gözlerini. Hafifçe toplayan kara bulutlar seçilebilir durumdaydı. Yağmur öncesi de hafif toprak kokusu geliyordu inceden. Görüşmek için kötü bir akşamı mı seçmişti acaba? [/spoiler]

51
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 02 Ekim, 2021 19:39:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cornelia - Adelaide Kane
*Rütbe başvurusu yapılmıştır.

Sayfa: 1 2 3 [4]