[justify]“Fşşt.”
“Yapma.”
“Neyi?”
“Ses çıkarıyorsun. Yapma.”
“Niye, ne var ki?”
“Rahatsız oluyorum.”
“Hm, anladım. Niye ki?”
“…”
Bir köşeye çökmüş gelen geçeni izliyor, kaldırımdaki birkaç böceği bana yaklaştıkça fıskeyle uzaklaştırıyor, aynı zamanda da kafamdan birkaç planlama yapıyordum. Sabah evdeki çocuklardan biri hasta gibi duruyordu. Grace’e de sordum aslında ne sıkıntısı var, niye böyle oldu diye ama benimki de soru işte. O kadar normal ki hastalanmaları, kızamıyorum bile. Ne diyeceksin çocuğa, “kendine dikkat et” mi? Ediyor işte, daha ne yapsın? Karnını doyurduğuna sevinsin işte. Grace diyor ki salgın varmış, akşama çorba yapmayı planlıyordu şifa olsun diye. Ona malzeme yollamak gerekir şimdi.
“Fşşşt.”
Gözüm seğiriyor galiba. Yapma dedim herife hala devam ediyor ya. Hepsi mi yarım akıllı olur? İki laftan anla değil mi? Elinden gelen tek bir iş bile yok, yeni katıldı gibi aramıza zaten. Neresiydi? Göz ucuyla baktım suratına hatırlamak için. Evden mi kaçmış, okuldan mı atılmış her ne dediyse işte öyle boktan bir sebepten geldi yanımıza. Kesin yala nsöylüyor zaten, Das’ın çakması tam. Güldüm kendi kendime bu benzetme için. Harbiden de Das gibi boş yapanın önde gideni. Üç dört gün oldu daha ama yemin ederim geçireceğim kafasına bir tane.
“Fşşt.”
Almış eline bir kağıt parçası. Ağzıyla öttürüyor sabahtan beri sokak ortasında. Önümüzden bir yandan elbisesi yere sürünmesin diye eteğini tutarken bir yandan da çocuğunu zarar vermeyelim diye kendine çeken orta yaşlı kadınlar endişeli bakışlarla geçerken, ben elimdeki taşları sektirerek etrafı kolaçan ediyorum. Bu mal Kirby de ağzıyla kağıt öttürüyor işte, sokayım kafasına ya.
“Fşşt.”
“Ya bi siktir git!” İttirdim omzundan sertçe, olduğu yerden yere kapaklandı bir tur taklayla beraber. “Napıyorsun ya! Sen de hiç-“ “Kes tamam. Yapma dedim sana.” Ayağa kalktım, elimdeki taşları fırlattım kenara doğru. Cebimden birkaç Galleon çıkarıp doğrulmaya çalışan genç çocuğun üzerine doğru fırlattım. “Git bununla market alışverişi yap. Patates, soğan. Süt al bir de. Direkt eve gidip Grace’e ver. Sonra da yardım edersin akşam yemeğine, kağıt öttüreceğine yardımcı ol biraz.” Arkamı döndüm karanlık sokaktan aydınlığa doğru yürümeye başladım. “Sekizlinin yenisini de bana yolla.” dedim duysun diye hafif sesli bir şekilde arkama bakmadan. “Nerde olu- Ha tamam.” dediğini duyduğumda çoktan tavanından kirli sular damlayan tünelin sonuna gelmiş, görüş hizasından çıkıp hedefime yönelmek üzereydim. Cornelia’nın dükkanına gideceğimi bilmesi gerekiyordu artık, her şeyi de söyleyecek değilim.
Millet yavaştan Hogwarts alışverişini yapmaya toplanmaya başlamıştı Diagon Yolu’na. Son günler kadar kalabalık değildi tabii ama önceden hazırlığını yapmak isteyen planlı, düzenli, tertipli aileler geliyordu işte kitap mitap almaya. Her sene en fazla icraat yaptığımız zamanlar bu dönemler. Karlı oluyor, kalabalıkta kimin eli kimin cebinde belli değil zaten. Bizim çocuklar da buralarda bir yerlerde sabahtan başlamıştı herhalde volta atmaya. Bir sıkıntıları var mı, halledebiliyorlar mı kontrol etmek iyi olur diye yolu biraz uzatarak dükkana geçmeye karar verdim bu yüzden. Nasıl sıkıntı olabilir? Mesela bir zevzek bunları dükkanın önünü kapatmayın diyerek kovabilir, kıyafetlerinin yırtıkları ve kirleri dolayısıyla çocuklardan rahatsız olup itip kakabilirler, bunu sıkıntı eden çocukların morali bozulabilir veya sinirlenip kavga çıkarabilirler… Böyle uzayıp giden bir liste var. Gözüme tanıdık bir kafa denk gelince yavaşladım tanımak için: Seth. Beş senedir bizimle beraber, geçen sene Hogwarts’a başlaması gerekiyordu. Hasta oldu, Terzilerden birinin camına yapışmış, içeride prova yapan çocukları izliyordu. Durdum, karşı kaldırıma geçtim. Baykuş dükkanının caiman sırtımı verip izlemeye başladım ne yaptığını. Yanına gidip karışmama gerek yoktu, amacını ve hareketlerini gözlemlemek yeterdi bana. Uzun süredir burada olduğu o kadar belliydi ki, zaten geçen gece de Hogwarts’la ilgili milyon tane soru sormuş hepimizi bıktırmıştı. Sonunda başka odaya kovmuştuk uyusun diye. Bir sigara yaktım Seth’i izlemeye devam ederken, o sırada içeriden bir çocuğun Seth’i işaret ettiğini ve dükkan sahibi orta yaşlarının da bir tık daha üzerindeki Martha’nın aceleyle kapıya yürüdüğünü gördüm. Endişeyle kızgınlık arası karışık bir ifadeyle çocuğun yanına gelip “Uzak dur lütfen canım. Hadi git başka tarafa. Rahhatsız oluyorlar.” diye Seth’i itekleyen kadınla göz göze geldiğimde dudağımda minik bir seğirme ile yanlarına yürümeye başladım. Kadındaki endişeli ifade gittikçe büyürken Seth de geldiğimi fark etmiş birkaç adım gerileyerek bana yaklaşmıştı. “Yemedi ya dükkanınızı. Bakmak da mı paralı?”
“Blaze, uzatmamanı rica ediyorum. Müşterilerim var.” dedi Martha kafasıyla içeriyi işaret ederek. “N’apabilirim bu konuda?” dedim sigara dumanımdan bir nefes verirken. “Ay, üzerime üflemez misin? Saten bu, koku sinmesini hiç ama hiç arzulamıyorum.” Güldüm istemsizce. “Parfüm vardır, böyle güzel kokulu, sıkarsın içeride.” Yana üfledim bu sefer. "Bu makyaj tarzı da insanları korkutuyor Blaze, lütfen gelecekseniz de yüzünüzü yıkayıp gelin.” "Bakma o zaman suratıma." dedim tersleyerek. Her şeye de bir fikri var, sevmiyorum böyle insanları. O sırada Seth atıldı konuşmaya. “Bu cübbeler ne kadar Bayan Taylor?” Seth… Martha’yla bakıştık. Acımıştı ama bunun şu an bir getirisi olmayacağını bildiğimden omzundan ittirdim çocuğu. “Hadi gidiyoruz.” diyerek yürüttüm ileri doğru ve dükkanın önünden çekilerek Diagon Yolu’nda ilerlemeye başladık. “Cübbeyle işimiz yok bizim. Git de kendine mont çöz önce sen. Kış geliyor. Dükkana bakacaktı Martin, var mı bir haber?”
“Haaa evet var. Cornelia bir adamı tekme tokat dışarı atmış dediler. Kadınlar çalışmasın gibi laflar söylemiş diyorlar, o da sinirlenmiş.” İyi yapmış. Hangi şerefsizmiş o? Bir de ben döveyim. “İyi tamam. Çok takılma ortalıkta, yemeğe dönün yavaştan.” Cidden salgın varsa sağlıklarına dikkat etmeleri kazandıkları paralardan çok daha önemliydi. Uyusunlar, oyun falan oynasınlar evde ne bileyim. Erken dönmüyorum ben eve genelde ne yapıyorlardır bilmiyorum.
Dükkanın etrafında kimse var mı diye kısa bir göz gezdirdikten sonra kapıyı araladım, iki adım atmıştım ki yerde yatan adamı görmemle kaşlarımın çatılması bir oldu. Sarhoş herif. Kesin Das getirdi buraya. Öksürüyor deli gibi, gözü hiçbir şey görmüyor. Ne bu koku? Kafamı yaklaştırdım adam doğru, burnuma gelen keskin alkolle kusmuk kokusu karışımını alınca yüzümü buruşturup geri çekildim. “Kalk.” dedim adamı kolundan tutup. O sırada D’yi görmüş ama sadece Cornelia’nın beni görmeden içeriye geçtiğini fark edebilmiş, adamın kokusundan dikkatim dağılmıştı.
“Bırak, öleceğim burada! Son uykuma dalıyorum!”
“Ya saçmalama be. Kalk, içeri yat. Hasta olacaksın yerde.”
“Hastalık dediğin, mesela kafanda bitirmişsen bazen vücudunun yoksul düşmesi bir anlam ifade etmez. Mesela bu şişe! Bu şişeyi ben neye kaldırıyorum biliyor musun?”
“Aman n'aparsan yap ya.” Tükürükleri arasından haykırmaya devam ederken ben göz devirerek D’nin yanına geçtim. D Beyefendi misafiri yerlerde sürünürken burada keyif çatmış gazete okuyordu. “Arkadaşın birazdan mekana kusmuklarıyla sanat yapmaya başlayacak D. Bak belki o şekilde ona harcattığın paraları geri kazanabiliriz ha, ne dersin?” Çocuklar dükkanların önünde köpek yavrusu gibi aç gözlerle diğer çocukları izlesinler, bu gitsin şarap alsın ya. Oh ne rahat. Daha devam edebilirdim bu konuya ama heyecanlı bir muhabbet dönüyor gibiydi. İçeriden Cornelia’nın sorusuyla ne konuştuklarına hakim olmaya çalışarak tek kaşımı kaldırdım Das’a doğru. Cornelia’ya seslendikten sonra bana da açıkladığında olayı daha iyi kavramıştım. Mutlaka bizim okuduğumuz bir şeydir, dikkat etmemiş olabiliriz. Dinledim hepsini ama ilk başta cidden gereksiz bir olayla igilendiklerine baya emindim. Sonra bu sarhoş adamın gereksiz abartılı laflarıyla da iyice gaza geldiler. Cornelia bu konuyla ilgilenmemiz gerektiğini hissediyormuş falan. Ben de merak etmedim değil, sonuçta halkın her şeyi bilmeye hakkı var. Eğer gerçekten de kendi çıkarları için bizden bilgi saklıyorlarsa bunu ortaya çıkarmayı büyük bir zevkle yaparım. " 'O gün tarihten silindi' lafı gereksiz abartı oldu. Dramaya gerek yok abi, gidelim bulalım baskı evinden. Mutlaka biri saklamıştır, öğreniriz, okuruz olur biter. Herkes arkasında bir iz bırakır, bulamazsak bile okumuş içeriğine hakim biriyle konuşuruz. Öyle kolay değil bir şeyi yok etmek." [/justify]