1
Prusya / Kontesin Hazin Sonu
« : 14 Eylül, 2022 22:51:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Xander pek çok çeşit insanla tanışmıştı ömrü boyunca. Kimileri korkak kimileri fazla cesurdu. Kimileri ne diyeceğini bilemeyecek kadar akılsız kimileri insanları istediği gibi yönetebilecek kadar yetenekli. Soylular için de durum böyleydi. Onca eğitim alan kişilerin akıllı olmasını beklerken bir hayvandan aşağı olabilirlerdi, tıpkı korunaklı bir hayat yaşadıkları için dünyadan bihaber olduklarını düşünüp kültürlü birileri çıkabildikleri gibiydi. Gerçi Xander’in bu asil denilen insanlarla ilişkisi hiç yakın olmamıştı. Zira Xander böyle insanları pek sevmezdi. Hepsi birbirinden kibirliydi, bu da Xander’in kibrine tersti. Şimdi ise Prusya’nın konteslerinden birinin peşine düşmüştü. Cadıları öldürürken heyecanlansa da özellikle bir nefret beslemiyordu kelle avcısı. Cadı olmaları dışında bir nedene ihtiyacı yoktu yani. Bu yüzden yine aynı soğuk kanlılıkla hareket etmeliydi ancak bir soylunun cadı olması içinde bir şeyleri uyandırıyordu. Kim bilir kaç kişiye kendi emelleri için kullanmıştı? Kim bilir lanetlerini kaç kişiye dağıtmıştı!
Bunları düşünürken atının yuları sıkıca tutunca atı huysuzlandı. Eliyle başını sevip onu sakinleştirdiğinde şatoya varmıştı. Dışarıdan değişik, olağandışı bir şey göremese bile bir şeylerin döndüğünü belliydi. Cadıları avlamak için özellikle eğittiği yetisiyle burada bir cadının izini hissedebiliyordu. Kısaca şatoyu ve etrafını gözden geçirip şatonun önünde bekleyen askerlere yöneldi. Askerler Xander’i görür görmez kılıçlarına yönelse de kelle avcısı onların yetenekli ya da tecrübeli olmadığını ilk görüşte anlamıştı. Asker gibi de durmuyorlardı. Biri marangoz gibiydi, diğeri de çiftçiden öte bir şey olamazdı. Bir kontesin korumasını böylesi tecrübesiz askerlere bırakmalarının tek bir açıklaması vardı. Diğer askerler cadının elinde can vermiş ya da can çekişiyordu.
Xander atından inip eşyalarını aldı. Askerlere dönüp hükümetin onu gönderdiğini söyledi. Askerler onu sorgulamak istese de Xander’in kan kırmızısı gözlerini görünce geri çekildi. Kapıyı açıp geçmesine izin verdiler. Xander de atının yularını tutup içeri doğru yürümeye başladı. Geniş bir bahçeden geçtikten sonra içindeki rahatsız edici his büyüdü. Cadı mutlak suretle bu şatoda kirli işler yürütüyordu. Belki Xander’in kirli işlerinin yanında hiçbir şeydi ancak bir cadı olmak ölmesi için yeterli sebebi sunuyordu kana susamış katillere.
Xander şatonun içine girince birileriyle karşılaşmayı bekledi ancak yalnızca karanlıkla karşılaştı. Kapıları kapatılmış şatodaki tüm camlara da örtü asılmıştı. Xander kılıcını çekip örtüleri teker teker kesti. Ardından yukarıda bir ses duyunca merdivenlere yöneldi. Cadının sesi olmalıydı bu. Rahatsız edici bir gülüştü Xander’in kulağına gelen ses. Yaklaştıkça birkaç çığlık sesi de duydu. Emin adımlarla ancak acele etmeden yukarı çıktı. Sesin geldiği odanın kapısını açtı. Bir kadın ve önündeki cesetleri görünce şaşırmadı bile. Cesetler yeni ölmüş olmalıydı, kanları hala yeri boyuyordu. Cadı da elindeki kan renkli sıvıyı keyifle içiyordu. Xander bir alkolik olmasa, her türlü şarabı içmiş olmasaydı elindeki kan sanabilirdi fakat onca karışık kokunun içinde bile şarabın kanını kaynatan kokusunu alabiliyordu.
Kontes geleni fark etmemişti bile. Şarabını yudumluyor, içini ısıtan sıvının tüm bedenini etki etmesi için bekliyordu. Ne de olsa bu onu aldatan aşığının son hediyesiydi. Beş yıllık ilişkilerinin sonu bir şişeye sığmıştı. Onun için her şeyi yapmıştı. Vasallarının tüm itirazlarına rağmen onunla kalmış, çocuğunu bile taşımıştı. Ama o, o bir hizmetçi kızı ona tercih etmişti. Çocuğunu düşürmesini sağlayan kızın canını almaması için yalvarmıştı. Meğerse arkalarından gülüyorlarmış. Bir kontes olarak tüm yetkilerini kullanıp onu kral gibi yaşatırken o bir hizmetçinin peşine düşmüş meğer. Ne aptalmış meğerse!
Kontes boğazına değen keskin kılıcı fark etmeyecek kadar dalgın ve acı içindeydi. Eğer aklı yerinde olsaydı onu öldüren kelle avcısına teşekkür ederdi. Sevdiği adamın kanının ellerinde olduğunu fark etmeden bu hayattan göçmesine izin verdiği için şükranlarını sunardı. Ancak ne Xander bu sözleri duydu ne de kontes bunları söyleyebilecek fırsatı bulabildi. Kontesin tüm acılarının dindiği yerin ata asılı bir bohçanın olması ne acıydı!
Bunları düşünürken atının yuları sıkıca tutunca atı huysuzlandı. Eliyle başını sevip onu sakinleştirdiğinde şatoya varmıştı. Dışarıdan değişik, olağandışı bir şey göremese bile bir şeylerin döndüğünü belliydi. Cadıları avlamak için özellikle eğittiği yetisiyle burada bir cadının izini hissedebiliyordu. Kısaca şatoyu ve etrafını gözden geçirip şatonun önünde bekleyen askerlere yöneldi. Askerler Xander’i görür görmez kılıçlarına yönelse de kelle avcısı onların yetenekli ya da tecrübeli olmadığını ilk görüşte anlamıştı. Asker gibi de durmuyorlardı. Biri marangoz gibiydi, diğeri de çiftçiden öte bir şey olamazdı. Bir kontesin korumasını böylesi tecrübesiz askerlere bırakmalarının tek bir açıklaması vardı. Diğer askerler cadının elinde can vermiş ya da can çekişiyordu.
Xander atından inip eşyalarını aldı. Askerlere dönüp hükümetin onu gönderdiğini söyledi. Askerler onu sorgulamak istese de Xander’in kan kırmızısı gözlerini görünce geri çekildi. Kapıyı açıp geçmesine izin verdiler. Xander de atının yularını tutup içeri doğru yürümeye başladı. Geniş bir bahçeden geçtikten sonra içindeki rahatsız edici his büyüdü. Cadı mutlak suretle bu şatoda kirli işler yürütüyordu. Belki Xander’in kirli işlerinin yanında hiçbir şeydi ancak bir cadı olmak ölmesi için yeterli sebebi sunuyordu kana susamış katillere.
Xander şatonun içine girince birileriyle karşılaşmayı bekledi ancak yalnızca karanlıkla karşılaştı. Kapıları kapatılmış şatodaki tüm camlara da örtü asılmıştı. Xander kılıcını çekip örtüleri teker teker kesti. Ardından yukarıda bir ses duyunca merdivenlere yöneldi. Cadının sesi olmalıydı bu. Rahatsız edici bir gülüştü Xander’in kulağına gelen ses. Yaklaştıkça birkaç çığlık sesi de duydu. Emin adımlarla ancak acele etmeden yukarı çıktı. Sesin geldiği odanın kapısını açtı. Bir kadın ve önündeki cesetleri görünce şaşırmadı bile. Cesetler yeni ölmüş olmalıydı, kanları hala yeri boyuyordu. Cadı da elindeki kan renkli sıvıyı keyifle içiyordu. Xander bir alkolik olmasa, her türlü şarabı içmiş olmasaydı elindeki kan sanabilirdi fakat onca karışık kokunun içinde bile şarabın kanını kaynatan kokusunu alabiliyordu.
Kontes geleni fark etmemişti bile. Şarabını yudumluyor, içini ısıtan sıvının tüm bedenini etki etmesi için bekliyordu. Ne de olsa bu onu aldatan aşığının son hediyesiydi. Beş yıllık ilişkilerinin sonu bir şişeye sığmıştı. Onun için her şeyi yapmıştı. Vasallarının tüm itirazlarına rağmen onunla kalmış, çocuğunu bile taşımıştı. Ama o, o bir hizmetçi kızı ona tercih etmişti. Çocuğunu düşürmesini sağlayan kızın canını almaması için yalvarmıştı. Meğerse arkalarından gülüyorlarmış. Bir kontes olarak tüm yetkilerini kullanıp onu kral gibi yaşatırken o bir hizmetçinin peşine düşmüş meğer. Ne aptalmış meğerse!
Kontes boğazına değen keskin kılıcı fark etmeyecek kadar dalgın ve acı içindeydi. Eğer aklı yerinde olsaydı onu öldüren kelle avcısına teşekkür ederdi. Sevdiği adamın kanının ellerinde olduğunu fark etmeden bu hayattan göçmesine izin verdiği için şükranlarını sunardı. Ancak ne Xander bu sözleri duydu ne de kontes bunları söyleyebilecek fırsatı bulabildi. Kontesin tüm acılarının dindiği yerin ata asılı bir bohçanın olması ne acıydı!


