1
Birleşik Krallık / Ynt: Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?
« : 10 Ekim, 2022 00:37:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Adama niye öyle şeyler söylüyorsun ki? Of Blaze, of! Kalas bile senden daha canlıdır.” diyerek karşılık veren Cornelia, Blaze’in diğer söylemlerini es geçiyordu. Es geçmek zorundaydı. Laf yetiştirmeye kalktıkça ürkek ceylanın elinden kaçması daha kolay olurdu. Katiyen bunu istemeyen kadın tedbirli ilerleyecekti elbette. Blaze’in sosyal becerilerinin kusurlu olduğunu düşünmüyordu, ancak; ‘sert’ bir tutumu olduğu herkesçe bilinen bir gerçek idi. Her elmas önceden karbondu sonuçta. Potansiyelini açığa çıkartmak için değişimlere maruz kalmalıydı.“Kesin yalan söylemişsindir, kesin. Ciğerini bilirim ben senin. Başından mı atmaya çalışıyorsun beni? Yemezler. Yaş o iş.” Tabi ki amacı oydu Blaze'in. Kendini kandırmasının lüzumu yoktu Cornelia’nın. Yüzündeki gülümseme hiçbir değişime uğramadığı halde arada sırada kaşları çatılıyordu yalnızca kadının. Blaze’e hem biraz zaman verip hem de odasından doğru düzgün kıyafetler getirmek için yataktan kalkmaya doğrulduğu anda odaya pat diye giriş yapan Robin’e çevirdi bakışlarını. Hemen ardından bir kaplan gibi Blaze’e yöneldi. “Bak sen şu işe.” dediğinde ikisininde aklında tek bir şey vardı. Blaze sözlü savunmaya geçmişken atıldı mektubun üzerine Cornelia. “Ver bakayım!”
Hışımla kaptığı mektubu oyalanmadan açtı. Göz ucuyla okuyup Blaze’e uzattı. “Christopher, güzel isim. Sen de Rosemary demişsin adını. Ne yalancı olup çıktın. Das ile fazla takılma artık sen en iyisi.” Ciddi değildi tabi. Birbirlerine böyle yalan söylemeleri hoşuna gitmiyordu Cornelia’nın. “Her neyse… Saat 11’de çay evinde heyecanla seni bekleyecekmiş. Ben de nasıl tanıştığınızı duymaya can atıyorum. Evin adresini bile biliyor, beni şaşırtıyorsun Blaze. Bu harika! Beni şaşırtıyorsun!” İmalı bir bakış attı ellerini iki yana açıp çocuklar gibi sevinirken. Sonra da duraksadı çünkü gözüne gül ilişmişti. “Tek gül biraz klişe olmuş ama düşünmesi güzel. Şans vermelisin! Hiç değilse kimmiş bir bakalım. Ne diyorsun?” Gülü eline alıp kokladı. Çiçekleri çok severdi Cornelia. Şu an kendisi yalnız olsa da bir gülü bahçede görmek bile her zaman ona mutlu hissettirirdi.
Aklı gülün güzelliğindeyken fazla hızlı düşünce geçişiyle ve ani bir ifade değişimiyle Robin’e ‘toz ol’ dercesine bir baş işareti yaptı. Duvardaki saate bakıp “Çok oyaladın Blaze bizi, bak. Planımın gerisindeyiz. Çene çalmaya ve didişmeye birkaç işi hallederken de devam edebiliriz.” Cümlesi ağzından döküldüğü gibi hunharca kolundan tutup çekiştirmeye başladı kızcağızı. Kafasına koymuştu bir kere. Görev gibi bellemişti bunu. Cornelia kafayı bir şeye takarsa mutlaka yapmalıydı. Yoksa dengesi kalmıyordu pek. İnce ses tonuyla bıcır bıcır konuşmasını bölmedi; aksine pes etmeye niyeti yoktu Blaze'in isyanlarına karşılık.“Sana seçme şansı sunacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun. Yürü. Benim odama gidiyoruz.” Sımsıkı tutuyordu kolundan.
[/justify]
Hışımla kaptığı mektubu oyalanmadan açtı. Göz ucuyla okuyup Blaze’e uzattı. “Christopher, güzel isim. Sen de Rosemary demişsin adını. Ne yalancı olup çıktın. Das ile fazla takılma artık sen en iyisi.” Ciddi değildi tabi. Birbirlerine böyle yalan söylemeleri hoşuna gitmiyordu Cornelia’nın. “Her neyse… Saat 11’de çay evinde heyecanla seni bekleyecekmiş. Ben de nasıl tanıştığınızı duymaya can atıyorum. Evin adresini bile biliyor, beni şaşırtıyorsun Blaze. Bu harika! Beni şaşırtıyorsun!” İmalı bir bakış attı ellerini iki yana açıp çocuklar gibi sevinirken. Sonra da duraksadı çünkü gözüne gül ilişmişti. “Tek gül biraz klişe olmuş ama düşünmesi güzel. Şans vermelisin! Hiç değilse kimmiş bir bakalım. Ne diyorsun?” Gülü eline alıp kokladı. Çiçekleri çok severdi Cornelia. Şu an kendisi yalnız olsa da bir gülü bahçede görmek bile her zaman ona mutlu hissettirirdi.
Aklı gülün güzelliğindeyken fazla hızlı düşünce geçişiyle ve ani bir ifade değişimiyle Robin’e ‘toz ol’ dercesine bir baş işareti yaptı. Duvardaki saate bakıp “Çok oyaladın Blaze bizi, bak. Planımın gerisindeyiz. Çene çalmaya ve didişmeye birkaç işi hallederken de devam edebiliriz.” Cümlesi ağzından döküldüğü gibi hunharca kolundan tutup çekiştirmeye başladı kızcağızı. Kafasına koymuştu bir kere. Görev gibi bellemişti bunu. Cornelia kafayı bir şeye takarsa mutlaka yapmalıydı. Yoksa dengesi kalmıyordu pek. İnce ses tonuyla bıcır bıcır konuşmasını bölmedi; aksine pes etmeye niyeti yoktu Blaze'in isyanlarına karşılık.“Sana seçme şansı sunacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun. Yürü. Benim odama gidiyoruz.” Sımsıkı tutuyordu kolundan.
[/justify]
