Bilen bilir, bir süredir yoktum. Kafa dinliyordum. En azından soranlara bunu söylüyorum. Çocuklara eski dostları ziyarete gittim diyorum. Cornelia ile Das'a ise hiçbir şey söylemiyorum. Sormuyorlar da zaten. Sorsalar alacakları cevaptan çekindiklerinden mi sizce? Yo, asla değil. Tam tersine alacakları cevabı tahmin ettiklerinden olabilir. Dürüst olmamı isterlerse insanların oturup da üzerine konuşmayı tercih edeceği şeylerden bahsedemem onlara. Bunu bildiklerinden, yaklaşık 1 yıl sonra -doğrusu buraya gelene kadar takvime de pek hakim değildim- tekrar eve adım attığımda ve hiçbir şey yokmuş gibi akşam yemeği için mutfağa malzeme bıraktığımda, bana sanki evden sabah çıkmışım gibi günümün nasıl geçtiğini sormuşlardı.
Sayelerinde çok geçmeden alıştım buraya tekrar. Eğer bir soruyla veya sitemle karşılaşmış olsaydım hiç durmadan döner giderdim. Beni karşılayışları bir tık,
sadece bir tık, duygulandırmış olabilir. Belli etmedim etmesine ama ne kadar özlediğimi fark ettirdiler. Ev gibisi yok. Başka çoğu yere kendimi ait hissetmiyorum. Gerçi bir sürü şey de değişmiş. İlk günlerden hepsini öğrenmeye can attığım söylenemez, bu yüzden sormak yerine zamanın akışına bırakmayı tercih ettim. Sadece Cornelia'nın bir evlatlığının olduğunu ve artık Bakanlık'ta çalıştığını biliyorum. Das ne bokumu yiyorsa artık.
Günlerdir de ya uyuyorum, ya da bahçede biraz dolaşıp kenarda köşede kestiriyorum. Ne insan içine çıkasım geldi şimdiye kadar, ne de bir şey yapasım. Gidip Das'ın dükkanı çevirdiği yeni hali bile görmedim. Umurumda da değil ha. Buraya gelene kadar çektiğimi bir ben bilirim bir de ebem. Hem kendimi arınmış hissediyorum, hem de inanılmaz yıpranmış. Bana enerji kazandırabilecek, geri bir şeyler yapma amacı verecek olan ne var bilmiyorum. O yüzden de Cornelia sabahın bilmem kaçında koridorda bağırtıları yetmezmiş gibi gelip kapıma tıklattığında homurdanarak yatağımda ters döndüm. Bu karı hep mi böyleydi yoksa ben mi sabahları daha sinirli uyanmaya başladım? Kapımı tıklattığında ağzımı açmaya bile tenezüül etmedim, devamını bildiğimden. Bağırarak odama girdiğinde
"Bana GÜN AYMADIIIII!" diye karşılık verip, yastığı ısırmaya başlamıştım. Bıdı bıdı konuşuyor ama. Yüzüme de bir ışık huzmesi vurmaya başladı.
"Cor- Cornel- Uyku mu kaldı Merlin'ini sevdiğim?" diye atarlanarak yüzümü karanlığa gömdüm iyice. Biraz daha konuşursa bağırarak saldıracağım kıza. Ne yapıyorsun odamda diyeceğim. Sabahın köründe aşık mısın, niye geldin yanıma diyeceğim. Aşığım derse durum farklı. Corneliaşkım der basarım göğsüme. Ama amacı farklı bunun. Ne yapıyor? Kıyafetlerimi mi karıştırıyor? İyice küçüldüm kendime sarılarak ve kulaklarımı tıkayıp yorganın altına sığındım tamamen. Şşşşşş dinlemiyorum ki. Uyuyorum ben. Kendimi burada kimsenin olmadığına inandırabilirsem duymayı da bırakırım. Aynen öyle...
"AHHHH!" Yorgan üzerimden çekilince açıkta kalmış ve üşüyerek kıvrılmıştım olduğum yerde. Gözlerimi de açmam gerekmişti.
"AYAĞIM!" diye oturduğu yeri işaret ederek yamulmuş bileğimi gösterdim ve kızı itekleyerek kendime doğru çektim acıyan ayağımı. Hayvan ya atladı tak diye üstüme. Beni beslemekten, temizlemekten bahsediyor.
"Ya ben AT MIYIM YA? SÜS KÖPEĞİ MİYİM BEN?" Beni hazırlayıp nereye teslim ediyor ya?
"Dürtme, dürtmeeee!" Belime sokuyor parmağını bir de. Kafayı üşüteceğim şimdi. En son kalkmıyorum diye bıçaklarımı tehdide giriştiğinde korkuyla ve şok olmuş bir ifadeyle doğruldum.
"Yapamazsın... Yapmicaksın." dedim gözlerimi kısarak. Ciddi duruyordu.
"Sen, kafayı yemişsin. Sana bu bakanlık hiç iyi gelmemiş kızım. Bu saatte anca senin gibiler uyanır. Ben..." Kendimi gösterdim, ardından da yatağımı.
"...mışıl mışıl uyurum." Geri yattım ve gözlerimi kapattım ama aklım da durmadan çalışıyor. Kimle buluşacakmışım ki bugün?
"Bugün günlerden ne?" dedim gözlerim kapalı gitmesini beklerken. Gitmeyeceğini de adım gibi biliyorum ya neyse. Verdiği cevapla gözlerim aralandı geri.
Bugün... O gün. Randevum var.
Doğruldum hızla yatakta.
"Sen nerden..." diye soracaktım ama zorla söylettiğini hatırladım. Dün aşşşşşşırı uykuluydum ve bana iş kitlemeye çalışıyordu Cornelia. Ben de bugüne planım olduğunu söyledim. Sonra ağzımdan aldı bir şekilde. Harbi nasıl aldı ağzımdan bu bilgiyi ya...
"Sen onu ciddiye mi aldın ya? Yalan söyledim. Buluşma falan yok." dedim ve arkamı döndüm. Yok abi ben zaten gitmeyeceğim ki. Herif beklesin beni orada. Bir de giyinip süslenecek miyim, yok artık. Ben bu kılığımla gider bir iki korkuturum, tanımaz da zaten. Sonra da ravdevuyu unutup kaçar gider.
"Hayır o da değil de... Hadi diyelim ki, DİYELİM Kİ, randevum varmış. Hani benimle randevuya çıkmayı hayal edecek bir MALA DENK GELMİŞİZ, oyuncak bebek miyim ben Cornelia? Bırak beni yaaaa uyuyacağım ben." Cornelia'nın hayal kırıklığı eşliğinde kapıdan çıkmasını büyük bir inançla bekliyordum ki açık bıraktığı odamın kapısından içeri fırladı bir velet.
"Blaze, sana bir baykuş geldi!" diye bağırdı zıplaya zıplaya. Cornelia'yla bakıştık.
"Bana posta gelmez. Git okumayı öğren de gel bebecik." dedim göz devirerek. Arkasından bir mektup çıkardı,
"Yooooo bak bir de gül yollamış!" diye sırıtarak yatağımın üzerine fırlattı. Önce güle, sonra çocuğa, sonra Cornelia'ya baktım. İki üç saniye bakıştığımız gibi mektubu ondan önce almak için fırlattım kendimi yatağın ortasına.
Rolled 1d10 : 2, total 2