17 Nisan, 2026 09:03:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?  (Okunma sayısı 65 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Cornelia Barthélemy

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 40
  • 1735 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cornelia Barthélemy
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 6
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Kabiliyeti: 4
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 1. Seviye
Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?
« : 09 Ekim, 2022 00:02:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Şafakla birlikte gözlerini açtı Cornelia. Derin bir uykudan uyanıyormuş gibiydi sanki. Uzun bir zamandır beklediği gün gelip çatmıştı ve aynı heyecanı Blaze'in de paylaşıyor olmadığı gerçeğini es geçiyordu. Üstünde ağırlık yapan yorganını elinin tersiyle iterek parmak uçlarını zeminle buluşturdu. Yatağının başındaki komodinin üzerine alelade atılmış sabahlığı geceliğinin üzerine geçirerek sabah soğuğuyla birleşen havayı bertaraf etme çabasıyla önünü ipiyle bağladı. İçinde patlayan enerjisine rağmen ses çıkarmadan parmak ucunda odasında yürüyerek camın kenarına eklenen yatağın baş ucuna geldi. Andy'in kardan çalınma beyaz yüzüne bakıp kırpışan kirpiklerini izledi büyük bir sevgiyle. Rüya görüyor olmalıydı. Çatılan kaşlarını serbest bırakıp kıpırdanacak gibi olduğunda açmış olduğu üstünü usulca örttü. Fısıltıyla "Şşşt... Uyumaya devam et. Kahvaltıya daha var."[/color] dedi. Bazıları için kahvaltı şimdi idi.  Blaze'in her türlü sövgüsüne hazırlıklıydı.

Andy'nin uykusunun bozulmadığından emin olduğunda aynı sessizlikte odadan çıktı Cornelia. Kapıyı örter ötmez yüzüne kocaman bir gülümseme yer aldı. Çıplak ayaklarla paldır küldür koridorda bilerek ses yapma ihtiyacıyla yürümeye başladı. Ahşap merdivenin başına geldiğinde adeta çığırırcasına aşağı kata seslendi. Evlerinde çalışan ancak kendisi için de aile yerine koydukları bayana ulaşması ve elbette Blaze'i uyandırmak için yüksek sesle konuşmaya başladı. "Bu gün erkenden kahvaltıyı hazırlayalım. Poşe yumurta istiyorum. Blaze'e bu gün yumurta yok. Onun için bitkilerden oluşan bir tabak olsun, lütfen. Bolca nane özellikle de. Portakal suyu yerine sakinleştirici bir bitki çayını tercih edelim. Bir saate inmiş oluruz. Teşekkürler." Blaze'in bütün sinirlerini elbette bitkisel karışımlarla yok edebileceğini sanmıyordu Cornelia. Sadece denemenin zararı olmazdı. Derin bir nefes alıp merdivene yakın olan odanın kapısına ilerledi. Kapıyı bir iki kez tıklattı. Ses gelmesini beklemiyordu. "O halde..." diyerek büyük bir gürültüyle kapıyı açtı.

"GÜNAYDIIIN!" Vakit kaybetmeden pencerelere çevirdi yönünü. Perdeleri sonuna kadar açıp "Gün senindir! Hala uyuyor musun? Kalk, kalk... Çok işimiz var! Böyle bir günde nasıl uyuyabilirsin? Hayret bir şey doğrusu." Blaze'in dolabına doğru koşturdu. Bütün kapaklarını açıp uzaktan şöyle bir göz attı. Suratında gördüklerini beğenmiş bir ifade yoktu. Yakından bakma kararıyla birkaç kıyafeti çıkarıp boy aynasında üstüne doğru tuttu. "Ne yıkık dökük şeyler bunlar? Kim giyer ki bunları? Daha iyisi yok mu? Blaze... Gerçekten dolabını yenilemeliyiz." Maddi durumları epey bir süredir iyiydi neyse ki. Kolaylıkla halledebilirlerdi. Ancak, Blaze'in buna yine niyetinin olmayacağını biliyordu. Blaze aynı Blaze. Yontmak çok zordu. Cornelia onun hayatını iyi şekilde yaşamasını istiyordu. Eline aldığı her kıyafet parçasını Blaze'in yatağına atıyordu. Kendi dolabından bir şeyler getirmesi gerekliydi. Ama önce miskinlikten kurtulunmalıydı. "Kalk be! Bağırttırma beni." diyerek kendini yatağa fırlattı Cornelia. Pis bir sırıtışla kafasına kadar çektiği yorganı indirip iri gözleriyle parlak parlak Blaze'e bakarak devam etti. "Buluşmana tam olarak yedi saat var. Seni beslemeli, aklamalı ve paklamalı, ardından süsleyip buluşma yerine teslim etmeliyim. Ben de geleceğim seninle. Bir an önce kalkmazsan bütün bıçaklarını Thames Nehri'ne atar ve bulamaman için büyülerim. Son uyarım... Kalkıyor musun?" Bir yandan da eliyle dürtüklüyordu. [/justify]

Çevrimdışı Blaze

  • Büyücü
  • 4. Seviye
  • İleti: 11
  • 603 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Blaze
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Blaze
  • Meslek: Hırsız
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 5
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 11
Ynt: Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?
« Yanıtla #1 : 09 Ekim, 2022 01:45:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bilen bilir, bir süredir yoktum. Kafa dinliyordum. En azından soranlara bunu söylüyorum. Çocuklara eski dostları ziyarete gittim diyorum. Cornelia ile Das'a ise hiçbir şey söylemiyorum. Sormuyorlar da zaten. Sorsalar alacakları cevaptan çekindiklerinden mi sizce? Yo, asla değil. Tam tersine alacakları cevabı tahmin ettiklerinden olabilir. Dürüst olmamı isterlerse insanların oturup da üzerine konuşmayı tercih edeceği şeylerden bahsedemem onlara. Bunu bildiklerinden, yaklaşık 1 yıl sonra -doğrusu buraya gelene kadar takvime de pek hakim değildim- tekrar eve adım attığımda ve hiçbir şey yokmuş gibi akşam yemeği için mutfağa malzeme bıraktığımda, bana sanki evden sabah çıkmışım gibi günümün nasıl geçtiğini sormuşlardı.

Sayelerinde çok geçmeden alıştım buraya tekrar. Eğer bir soruyla veya sitemle karşılaşmış olsaydım hiç durmadan döner giderdim. Beni karşılayışları bir tık, sadece bir tık, duygulandırmış olabilir. Belli etmedim etmesine ama ne kadar özlediğimi fark ettirdiler. Ev gibisi yok. Başka çoğu yere kendimi ait hissetmiyorum. Gerçi bir sürü şey de değişmiş. İlk günlerden hepsini öğrenmeye can attığım söylenemez, bu yüzden sormak yerine zamanın akışına bırakmayı tercih ettim. Sadece Cornelia'nın bir evlatlığının olduğunu ve artık Bakanlık'ta çalıştığını biliyorum. Das ne bokumu yiyorsa artık.

Günlerdir de ya uyuyorum, ya da bahçede biraz dolaşıp kenarda köşede kestiriyorum. Ne insan içine çıkasım geldi şimdiye kadar, ne de bir şey yapasım. Gidip Das'ın dükkanı çevirdiği yeni hali bile görmedim. Umurumda da değil ha. Buraya gelene kadar çektiğimi bir ben bilirim bir de ebem. Hem kendimi arınmış hissediyorum, hem de inanılmaz yıpranmış. Bana enerji kazandırabilecek, geri bir şeyler yapma amacı verecek olan ne var bilmiyorum. O yüzden de Cornelia sabahın bilmem kaçında koridorda bağırtıları yetmezmiş gibi gelip kapıma tıklattığında homurdanarak yatağımda ters döndüm. Bu karı hep mi böyleydi yoksa ben mi sabahları daha sinirli uyanmaya başladım? Kapımı tıklattığında ağzımı açmaya bile tenezüül etmedim, devamını bildiğimden. Bağırarak odama girdiğinde "Bana GÜN AYMADIIIII!" diye karşılık verip, yastığı ısırmaya başlamıştım. Bıdı bıdı konuşuyor ama. Yüzüme de bir ışık huzmesi vurmaya başladı. "Cor- Cornel- Uyku mu kaldı Merlin'ini sevdiğim?" diye atarlanarak yüzümü karanlığa gömdüm iyice. Biraz daha konuşursa bağırarak saldıracağım kıza. Ne yapıyorsun odamda diyeceğim. Sabahın köründe aşık mısın, niye geldin yanıma diyeceğim. Aşığım derse durum farklı. Corneliaşkım der basarım göğsüme. Ama amacı farklı bunun. Ne yapıyor? Kıyafetlerimi mi karıştırıyor? İyice küçüldüm kendime sarılarak ve kulaklarımı tıkayıp yorganın altına sığındım tamamen. Şşşşşş dinlemiyorum ki. Uyuyorum ben. Kendimi burada kimsenin olmadığına inandırabilirsem duymayı da bırakırım. Aynen öyle... "AHHHH!" Yorgan üzerimden çekilince açıkta kalmış ve üşüyerek kıvrılmıştım olduğum yerde. Gözlerimi de açmam gerekmişti. "AYAĞIM!" diye oturduğu yeri işaret ederek yamulmuş bileğimi gösterdim ve kızı itekleyerek kendime doğru çektim acıyan ayağımı. Hayvan ya atladı tak diye üstüme. Beni beslemekten, temizlemekten bahsediyor. "Ya ben AT MIYIM YA? SÜS KÖPEĞİ MİYİM BEN?" Beni hazırlayıp nereye teslim ediyor ya? "Dürtme, dürtmeeee!" Belime sokuyor parmağını bir de. Kafayı üşüteceğim şimdi. En son kalkmıyorum diye bıçaklarımı tehdide giriştiğinde korkuyla ve şok olmuş bir ifadeyle doğruldum. "Yapamazsın... Yapmicaksın." dedim gözlerimi kısarak. Ciddi duruyordu. "Sen, kafayı yemişsin. Sana bu bakanlık hiç iyi gelmemiş kızım. Bu saatte anca senin gibiler uyanır. Ben..." Kendimi gösterdim, ardından da yatağımı. "...mışıl mışıl uyurum." Geri yattım ve gözlerimi kapattım ama aklım da durmadan çalışıyor. Kimle buluşacakmışım ki bugün? "Bugün günlerden ne?" dedim gözlerim kapalı gitmesini beklerken. Gitmeyeceğini de adım gibi biliyorum ya neyse. Verdiği cevapla gözlerim aralandı geri.

Bugün... O gün. Randevum var.

Doğruldum hızla yatakta. "Sen nerden..." diye soracaktım ama zorla söylettiğini hatırladım. Dün aşşşşşşırı uykuluydum ve bana iş kitlemeye çalışıyordu Cornelia. Ben de bugüne planım olduğunu söyledim. Sonra ağzımdan aldı bir şekilde. Harbi nasıl aldı ağzımdan bu bilgiyi ya... "Sen onu ciddiye mi aldın ya? Yalan söyledim. Buluşma falan yok." dedim ve arkamı döndüm. Yok abi ben zaten gitmeyeceğim ki. Herif beklesin beni orada. Bir de giyinip süslenecek miyim, yok artık. Ben bu kılığımla gider bir iki korkuturum, tanımaz da zaten. Sonra da ravdevuyu unutup kaçar gider. "Hayır o da değil de... Hadi diyelim ki, DİYELİM Kİ, randevum varmış. Hani benimle randevuya çıkmayı hayal edecek bir MALA DENK GELMİŞİZ, oyuncak bebek miyim ben Cornelia? Bırak beni yaaaa uyuyacağım ben."

Cornelia'nın hayal kırıklığı eşliğinde kapıdan çıkmasını büyük bir inançla bekliyordum ki açık bıraktığı odamın kapısından içeri fırladı bir velet. "Blaze, sana bir baykuş geldi!" diye bağırdı zıplaya zıplaya. Cornelia'yla bakıştık. "Bana posta gelmez. Git okumayı öğren de gel bebecik." dedim göz devirerek. Arkasından bir mektup çıkardı, "Yooooo bak bir de gül yollamış!" diye sırıtarak yatağımın üzerine fırlattı. Önce güle, sonra çocuğa, sonra Cornelia'ya baktım. İki üç saniye bakıştığımız gibi mektubu ondan önce almak için fırlattım kendimi yatağın ortasına.

Rolled 1d10 : 2, total 2

Çevrimdışı Cornelia Barthélemy

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 40
  • 1735 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cornelia Barthélemy
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Asu
  • Meslek: Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 6
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 12
  • İksir Kabiliyeti: 4
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 1. Seviye
Ynt: Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?
« Yanıtla #2 : 10 Ekim, 2022 00:37:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Adama niye öyle şeyler söylüyorsun ki? Of Blaze, of! Kalas bile senden daha canlıdır.” diyerek karşılık veren Cornelia, Blaze’in diğer söylemlerini es geçiyordu. Es geçmek zorundaydı. Laf yetiştirmeye kalktıkça ürkek ceylanın elinden kaçması daha kolay olurdu. Katiyen bunu istemeyen kadın tedbirli ilerleyecekti elbette. Blaze’in sosyal becerilerinin kusurlu olduğunu düşünmüyordu, ancak; ‘sert’  bir tutumu olduğu herkesçe bilinen bir gerçek idi. Her elmas önceden karbondu sonuçta. Potansiyelini açığa çıkartmak için değişimlere maruz kalmalıydı.“Kesin yalan söylemişsindir, kesin. Ciğerini bilirim ben senin. Başından mı atmaya çalışıyorsun beni? Yemezler. Yaş o iş.” Tabi ki amacı oydu Blaze'in. Kendini kandırmasının lüzumu yoktu Cornelia’nın. Yüzündeki gülümseme hiçbir değişime uğramadığı halde arada sırada kaşları çatılıyordu yalnızca kadının. Blaze’e hem biraz zaman verip hem de odasından doğru düzgün kıyafetler getirmek için yataktan kalkmaya doğrulduğu anda odaya pat diye giriş yapan Robin’e çevirdi bakışlarını. Hemen ardından bir kaplan gibi Blaze’e yöneldi. “Bak sen şu işe.” dediğinde ikisininde aklında tek bir şey vardı. Blaze sözlü savunmaya geçmişken atıldı mektubun üzerine Cornelia. “Ver bakayım!”

Hışımla kaptığı mektubu oyalanmadan açtı. Göz ucuyla okuyup Blaze’e uzattı. “Christopher, güzel isim. Sen de Rosemary demişsin adını. Ne yalancı olup çıktın. Das ile fazla takılma artık sen en iyisi.” Ciddi değildi tabi. Birbirlerine böyle yalan söylemeleri hoşuna gitmiyordu Cornelia’nın. “Her neyse… Saat 11’de çay evinde heyecanla seni bekleyecekmiş. Ben de nasıl tanıştığınızı duymaya can atıyorum. Evin adresini bile biliyor, beni şaşırtıyorsun Blaze. Bu harika! Beni şaşırtıyorsun!” İmalı bir bakış attı ellerini iki yana açıp çocuklar gibi sevinirken. Sonra da duraksadı çünkü gözüne gül ilişmişti. “Tek gül biraz klişe olmuş ama düşünmesi güzel. Şans vermelisin! Hiç değilse kimmiş bir bakalım. Ne diyorsun?” Gülü eline alıp kokladı. Çiçekleri çok severdi Cornelia. Şu an kendisi yalnız olsa da bir gülü bahçede görmek bile her zaman ona mutlu hissettirirdi.

Aklı gülün güzelliğindeyken fazla hızlı düşünce geçişiyle ve ani bir ifade değişimiyle Robin’e ‘toz ol’ dercesine bir baş işareti yaptı. Duvardaki saate bakıp “Çok oyaladın Blaze bizi, bak. Planımın gerisindeyiz. Çene çalmaya ve didişmeye birkaç işi hallederken de devam edebiliriz.” Cümlesi ağzından döküldüğü gibi hunharca kolundan tutup çekiştirmeye başladı kızcağızı. Kafasına koymuştu bir kere. Görev gibi bellemişti bunu. Cornelia kafayı bir şeye takarsa mutlaka yapmalıydı. Yoksa dengesi kalmıyordu pek. İnce ses tonuyla bıcır bıcır konuşmasını bölmedi; aksine pes etmeye niyeti yoktu Blaze'in isyanlarına karşılık.“Sana seçme şansı sunacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun. Yürü. Benim odama gidiyoruz.” Sımsıkı tutuyordu kolundan.
[/justify]
« Son Düzenleme: 10 Ekim, 2022 00:53:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Cornelia Barthélemy »

Çevrimdışı Blaze

  • Büyücü
  • 4. Seviye
  • İleti: 11
  • 603 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Blaze
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Blaze
  • Meslek: Hırsız
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 5
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 11
Ynt: Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?
« Yanıtla #3 : 10 Ekim, 2022 01:43:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kaptığı gibi okumaya başladı Cornelia. Ben de ofluyorum pofluyorum. İnanılmaz merak ediyorum ne yazdığını. Açık açık anlatmamış olsun bari sohbetimizi. Bu hödüklerde utanma yok ki ama. Ne var ne yoksa dökmüştür, kalıbımı basarım. Cornelia adamın ismini söyleyince içime sanki obez bir hipogrif oturmuş gibi büzüldüm içeri doğru, boynumu rahatsızca sağa eğip gözümü kapadım. Christopher’mış demek adı da. Nasıl da zengin bebesi. O sarışın saç tutamlarını tek tek koparasım var.

Cornelia’nın sesinden “Rosemary”yi duyduğumda düşüncelerim olduğu yere baltalandı. Gözümü hemen açmadım dikkat çekmemek için. Adımı duymak beni her zaman huzursuz etmiştir ama Cornelia’dan duymanın hissettirişini hayal etmemiştim bile. Yalancılığımı ima ettiğinde iyice suspus oldum. Hiçbir zaman adımı söyleme gereği duymamıştım onlara.  Beni Blaze olarak tanıyorlardı, geçmişimle ilgili hiçbir şeyi konuşmak istemiyorum. O farklı, bu farklı. Buraya eskiyi karıştırmayacağım. Bu götelek de adımı öğrendiği için böbreğine saplamadığıma yatsın kalksın dua etsin. Hepsi o Judy’nin ağzını tutamayışından… Sokağın ortasında Rose da Rose, tutturdu bana bildiğin. Diyorum sus, konuşma, bana Blaze diyeceksin… Alışkanlıktan diye diye bütün gün öyle gezdi. E sonunda da bir kulak zarını gacırdattığım duydu tabi.

Cornelia’nın uzattığı mektubu elimin tersiyle yatağa iteledim. “İşim olmaz benim bununla.” dedim ama Cornelia’nın birkaç lafı dikkatimi çekmişti. Bu tipine güldüğüm Christopher’ı bana nasıl yolladı bu mektubu? Tanıştığımız gün ben buraya dönmedim ki. Evimi bilmesi için ondan sonraki günlerde beni takip etmiş olması lazım. Şimdi sıçtığım bacağına işte Christo.

Kalktığım yatağın üstüne, diklendim Cornelia’ya da. ”Kızım, ben kimseye vermedim adresimi madresimi. İyi ki bi gittik evden, HEMEN ARANIYOR YAPTIN BENİ! Koca mı arıyorum lan ben kapı kapı gezip! Gülünü de yedireceğim ona haaaa!” diye yükseldim iyice. Bastım üstüne gül yapraklarının. Dikenlerine de basardım da… Şov yapasım yok. O herif karşımda olsa şimdi ağzıma atar çiğnerim bile.

Cornelia tuttu çekiştirmeye başladı, onca lafımı didişmek diye nitelendirmiş. Odamın kapısına kadar çekmeyi başardı, devam da ediyordu ki boştaki elimle geçirdim tırnaklarımı koluma. “Sen beni harbi dinlemiyorsun.” dedim sinirle ve bıraksın diye kendimi çekmeye başladım. Bıçağım falan da yanımda değil, içlik var üstümde. Yastığın altında, komidinin içinde, komidinin altına bantlı, döşeğin altında, bir tane de gardrobun yanında bıçak saklıyorum hatırladığım. Bana zor kullanmaya devam ederse hiç çekinmem kaparım bir tanesini. Ama işler büyümesin diye konuşaraksakin kalmaya çalışacağım yine de.

“Cornelia’cığım, güzelim benim, beni tanıyorsun. Ha?” Onaylasın diye kaşlarımı kaldırdım. Deli gibi bakıyorum buna da, aşırı sinirliyim çünkü. “Ben 1 yıldır yokum diye değişmedim. Tamam? Sakın. Bakanlık’ta çok mu sıkılıyorsun sen derdine ortak olduğum? Bak, SAKIN. Gel bak yemin ederim bırak, ben bakarım sana. Biz iyiydik zaten sen niye girdin ki oraya? Çay içelim diyor ya. Bak bakiyim, bende o göz var mı? Yooook. Ben. O çayı. NAH içerim. Sapık herif. Takip etmiş lan beni Cornelia. Ne yazmış daha o boklu parmaklarıyla? Veya söyleme, merak etmiyorum bile. Tahmin ediyorum zaten, eli bi yerinde yazmış belli. Geleceği varsa göreceği de var ama, belasını bulacak o bugün. Bir daha çay kelimesini var ya, ağzına aldığına, hayal ettiğine pişman edeceğim. Tanımıyor beni. Bugün tanıyacak…”

out: Ben Blaze’in aklından geçecek küfürleri dillendirmek istemediğim için ağzından ateşler püskürten bir ejderha hayalinizi sizlere bırakıyorum…
« Son Düzenleme: 14 Ekim, 2022 11:10:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Blaze »