17 Nisan, 2026 09:44:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Son İletiler

Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7 8 ... 10
51
Rusya / -FB- Eski defterler
« Son İleti Gönderen: Uldin Buzkurdu 28 Nisan, 2023 00:55:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
devam edecek.

çocukluk yılları.

Uzun kürklü parka ceketinin kapüşonunu çıkarıp etrafına bakındı, bu tepenin üzerine kadar ağzını ve gözlerini kapatarak yürümüştü. Her yer buz ve kar ile kaplıydı. Uzakta karlı dağların bulutlu zirvelerine bakınırken buldu kendisini. Yüzüne soğukluk esiyor ve saçını dalgalandırıyordu. Zaman  zaman o dağların zirvelerine ışınlandığını hayal ederdi, oradan dünyayı seyretmek ne muhteşem olurdu. Denizden gelen buzulları da merak ederdi, biliyordu ki buzullar birbirlerinden kopar ve denizde yol alırdı. Acaba kıyıya gelen buz kütleleri nerelerden ulaşmıştı? Rüzgarın sakin uğultusu kulağına gelirken, çevresindeki sessizliği daha da belirgin hale getiriyordu. Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Soğuk havayı ciğerlerinde hissetti ve ardından yavaşça dışarı verdi. Nefesinin buharı uçtu gitti. Yürümeye devam etti, Kar altında kalan bitkilerin arasından ayaklarına kadar uzanan karların çıkardığı hışıltıyı duyuyordu. Çok çok eskilerde büyük büyük dedelerinden biri de belki onun gibi bir çocukken bu yollardan yürümüştü. Annesine aile hikayelerini sormayı severdi, eskiden çok tanınan bir aile olduklarını biliyordu. Her hikayede Kırgızlar, Kumanlar, Sabirler, Hakaslar ve daha nice kabilelerin öykülerini duyardı. Acaba nasıl olmuştu da buraya gelmişlerdi? Bildikleri kadarıyla çok uzun zamandır dışarıda bir farklı bir yerden insan ne görüp ne duymuşlardı. Çetin kış geçit vermiyordu, bazı akşamlar ateş etrafında toplanılan şenliklerde insanların bir kısmı her zaman göç etmekten bahseder, sonra vazgeçerlerdi. Tepeden yürürken bir ses işitti.  “Uldin buraya gel!” Sese dönüp baktığında arkadaşlarını gördü, onu çağırıyorlardı. Tepeden aşağıya inmeye çalışırken ayağı kaydı ve kıçının üzerinden kayarak düştü, Kara gömülmüştü. üzerinde bir çift el hissetti ve başını kaldırırken Alçin'i gördü. Alçin Al yanaklı, sarı saçlı, açık kahverengi gözlü bir kızdı. Gülümseyerek “İyi misin?” diye sordu. Uldin ayağa kalkıp üzerini silkeledi ve Gülümseyerek “Evet. Ne yapıyorsunuz?” dedi. Kız onun elini tuttu ve beraber yürüyerek diğer arkadaşlarının yanına gittiler. Çadırının tekinin önünde durdular. Bu çadılar Babasının büyüleri sayesinde İglo kadar sıcak olurdu. Çadırlar ahşap çubuklardan yapılmış bir iskelet üzerine kürk, deri veya keçe kaplama örtülerle örtülerek oluşturulurdu. Bu örtülerin alt kısmı genellikle kısa, yüksek kısımları ise daha uzundu. Çadırın üzerinde ayrıca genellikle bacaları bulunur, böylece içeride ateş yakılabilecek ve ısı sağlanabilirdi. çumlar sıcak tutmak ve soğuk havayı dışarıda tutmak için tasarlanmıştı. Çadırın aralığından birbirlerini iterek içeriye bakmaya çalışıyorlardı.
 
Uldin “İçeride ne var?” diye merakla sordu.
Alçin ona döndü ve “Baban.” diye cevapladı
Uldin aralığa yaklaşarak “Babam mı?” diye sordu.
“Evet şimdi ruhları çağırıyor bak!” diye yanıtladı kız.

Uldin aralıktan baktı, içerisi yün ve kürkler ile kaplanmıştı, ortada ise küçük bir masa duruyordu ve masanın üzerine bir kap yemek vardı, bir köşesinde Şaman kıyafetleriyle babası otururken diğer köşesinde beti benzi atmış bir adam duruyordu. Sonra şiddetli bir rüzgar esintisi oldu ve hava kararmaya başladı, çadırın üzerinden eline doğru buzlanmaya başladı ve Uldin birden elini çekti. Gökyüzünden siyah duman çadırın içine doğru dolmaya başladı, Şaman tepksiz iken adam gözlerini açmış titreyerek bekliyordu. orada bulunan herkesin içini korku kaplamıştı, bu yaratık birden adamın ruhunu emmeye başlamıştı ki Şaman kolunun altından çıkardığı asası ile bir ışık kalkanı yaymaya başladı. Sonra bu yaratığı bir kutuya hapsetti. Bunu gören çocuklar kaçıştılar tabiki. Soluklanırken Alçin elini Uldin'in omzuna koydu ve  “Bu harikaydı ve çok korkunçtu! Uldin, mutlaka akşam meydana gel olur mu? Görüşürüz arkadaşlar.” diyerek oradan ayrıldı. Sonra her biri dağılıp başka yöne gitti. Uldin bakışlarını kaldırdığında uzaklardan ağabeyinin yaklaştığını gördü, peşinde bir sürü ren geyiği dolaşıyordu. Uldin onun yanına yürümeye başladı ve abisi bunu fark edince olduğu yerde durup beklemeye başladı. Uldin yanına kadar gelince abisi ona yüzünü çevirmedi aralarında konuşmaya başladılar.

“Ne istiyorsun Uldin?”
“Sadece seni gördüm ve-”
“Ve geldin.”

Ağabeyi ren geyiklerini sürmeye devam ederken Uldin de onu takip ediyordu. Nedense hep ona karşı tavrı soğuktu, Uldin bunun üzerine tahminler yürütür ama düzgün bir neden bulamazdı.

Eldivenlerini çıkarırken “Ağabey” diye seslendi “Neden böylesin?”
Abisi Boyçu ona dönerek “Nasıl?” diye sordu. Uldin devam etti.
“Hep üzgün gibisin.”
“Hmm, bunu sen anlayamazsın.”
“Neden anlayamam ki?”
“Daha çocuksun çünkü.”

Çocuk şaşırdı ve biraz da üzülmüştü ancak hiçbir şey demedi. Abisi ren geyiklerini götürürken kendisi de çadıra girmişti. Anneleri kaynayan kazanın başında oturmuştu, rengi epey soluktu ve çok hasta görünüyordu. Öyleydi de zaten ama Uldin ve Ağabeyini görünce onlara dönüp gülümsemekten, iyi olup olmadıkları hakkında bir sürü soru sormaktan ve nicesinden kendisini alıkoymuyordu. Uldin annesinin yanına bir tabure çekip oturdu ve iki eli de yanaklarında ateşi seyretmeye başladı, kadın çocuğunun saçlarını seviyordu. Ağabeyi hiçkimseyle konuşmadan üzerinde ki parka ceketini çıkarıp yatağına oturdu ve çıkardığı bir dal parçasını bıçağı ile yolmaya başladı. Bunu çok sık yapardı. Aralarında çok uzun sürmeyen dialoglardan ve sessizce oturuşlardan sonra epey zaman geçmişti ve çocuğun şaman babası çadıra girdi, üzerinde ki başlığı çıkarıp bir kenara koydu ve “Uldin, beni dinle.” diyerek içeriye doğru ilerledi, tüm gözler ona çevrilmişti. Adam yatağının altından bir kutu çıkardı ve kutunun içini açtı, ateşin ışığı yüzünün yarısını karanlıkta bırakıyordu. Uldin ayağa kalktı ve “Nedir o?” diye sordu. Adam kutunun içerisinden çıkardığı bir asayı ona uzattı ve “Deneme vaktin geldi.” dedi. Çocuk uzun zamandır bu anı bekliyordu, sevinçle ve heyecanla hemen gidip asayı eline aldı ama ne yapacaktı? ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Bakışlarını babasına çevirdi, babası “Durma salla hadi” dedi bir elini havaya savurarak. Çocuk asayı salladığında köşede duran tahta at birden derince çatladı. Annesinin de babasının da gözleri açılmıştı “Birdaha dediler” Uldin yeniden Asayı salladığında odada duran bir mum alev aldı ve sonra alev sönerek ufak bir ateşe dönüştü.
Çocuk gözleri parlayarak sordu “Ben de sizin gibi şaman olacağım değil mi?”
Babası gülümsedi ve elini omzuna koydu.
sonra konuşmaya başladı “Bak oğlum, eğer se-”
“Saçmalık!” birden sözü kesildi ve ağabey elinde ki tahtayı ateşe atarak dışarıya çıkıp gitti. Annesi ayağa kalkmaya çalışarak “Bayçu!” diye arkasından seslendiyse de babası onu durdurarak. “Boş ver, geri dönecek elbet.” dedi. Çocuk yaşanana bir anlam veremiyordu ama onu “sen git uyu” diyerek başlarından savdılar. Ertesi gün olduğunda bu rutinler devam etti, ancak bir gece vakti Uldin dışarıda işeyip çadıra geri dönerken ahırın içerisinde ışık ve iki gölge fark etti. Sesizce yaklaştığında babasının ve ağabeyinin konuştuklarını anladı ve onları gizlice dinledi.

“Böyle davranmayı kesmelisin Baycu'”
“Beni azarlamayı bırak!”
“Büyü yapamaman ne senin suçun ne de o kardeşinin ne de bizim!”
“Bu yüzden gözünüzde hiç değerim yok değil mi?”
“Nasıl bunu söylersin?”

Uldin biraz daha yaklaştı, abisinin ve babasının gölgesi çok hareketliydi, zaten hararetli bir tartışma içerisindeydiler ve hem sesleri yükselip dururken hem de odada dönmeler, el kaldırmalar görünüyordu. Gölge işaret parmağı ile işaret ederek. “Bu dikbaşlılığın hepimize zarar verecek!” dedi. Sonra ağabeyi söze başladı ve konuşma devam etti;
“o işe yaramazın teki!”
“yeter yoruldum, şimdi gidip kafanı topluyorsun ve yarın yine sürülere sen bakacaksın.”
“Neden bir seferliğine ona bırakmıyoruz bu işi, sana işe yarar olduğumu ve onun işe yaramaz olduğunu kanıtlamama izin versen ya?”
“O daha küçük bir çocuk ve senin kardeşin”

Uldin anlamıştı, ağabeyi büyü yapamıyordu, ancak kendisi işe yaramaz bir aptal değildi. Birden içeriye girerek “Tamam kabul!” diye bağırdı. “Sürülere yarın ben bakacağım.” Babası elini alnına koyarak derin bir iç çekti ve “İzin vermiyorum, şimdi defolun gözümün önünden!” diyerek onlara bağırınca bu konuşma sona erdi. İkisi de çadıra geri döndüler ve bu süreçte hiç birbirleriyle konuşmadan kendi köşelerine çekildiler.
52
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Yol I: Başlangıç
« Son İleti Gönderen: Charlotte Vera Rillian 27 Nisan, 2023 23:23:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Okul bahçesinin bir köşesinde düşünce deryamın uçsuz bucaksız sularında boğuluyordum. Adımlarım beni buraya ne ara getirdi onun bile farkında değilim. Yeni dönem, hiç umut ettiğim gibi olmamıştı. Fazla bir beklentim olduğu söylenemese de bir şeylerin değişeceğini veya en azından yüzümün geçmiş okul dönemlerine nazaran daha çok gülmesini istemiştim. Yine başaramamıştım. Derslerden istediğim verimi alamıyordum. Günlük aktivitelerime zaman ayıramayacak hale gelmiştim. Kasvetli hissediyordum kendimi. Bunun asıl sebebini ise içten içe bilsem de itiraf etmek hoşuma gitmiyordu. Duygularıma âmâ değildim yine de. Merak duygum beni bir tahtakurdu gibi kemiriyordu. Birkaç gün önce Samuel ile Eadwig’in müdürün odasına çağırılışı herkes tarafından tuhaf karşılanmıştı. İlk başta bir önemi yok gibi gözükse de o gün bugündür ortalıkta olmayışları okuldaki insanların çenesine vurmuştu. Bir sürü söylenti dolaşıyordu. Aralarından yalnızca bir tanesi katiydi. Başta mühim bir durumun söz konusu olduğunu düşünmüyor oluşum büyük bir yanılgıdan ibaretti. Söylenenleri doğrulayan birçok unsur var denilebilirdi. Uzun bir süredir toz pembe yaklaşamıyorum dünyaya. O sebeple merakımla birlikte endişem ayyuka çıkıyordu. Eadwig iyi mi? Sağlığı yerinde mi? Samuel ile birlikteler mi acaba? Birbirlerine destek oluyorlar mıydı? Bakanlık ile başları bela da mı? Çok soru vardı zihnimde uçuşan. Onu görmek istiyordum. Yüzüne bakmak ve ne durumda olduğu sadece gözlerine bakarak anlamak istiyordum. Son iki gündür beni uykularımdan eden göğsümün ortasındaki yangı boşuna değildi. Her bir hücremi saran bu sancıyı söküp atamıyordum. Ona ulaşmam gerekiyordu rahatlayabilmem için. Yine beni görmek istemesin, yine kaçsın, yine bahaneler uydurup bana kızsın ama sadece iyi olsun. Başka bir isteğim yok.

Burnuma baharı özleten ama sonbaharı müjdeleyen ekinezyaların o güzel kokusu ilişince adımlarımı bulundukları yöne doğru çevirmiştim. Neredeyse on beş dakikadır şuursuzca onların canlı renklerinin boğucu havayı nasıl delip geçtiğini izliyordum. Çömeldim. Dizlerimi kollarımın arasına alıp daha yakından bir bakış atmaya başladım. Narin yapraklarını sevmeye çalıştım. Bazı tomurcuklar yeni yeni açmaya başlamıştı. Açma sürelerini hızlandırmak için her türlü bitki çeşidi ile iletişime girerdim. Çiçeklere çok fazla değer verirdim. Umudumu yeşertirlerdi. Dile gelsinler veya gelmesinler yine konuşacaktım onlarla. İçimi başka kime veya neye dökebilirdim ki zaten? “Sizce iyi midir?” diye sordum usulca geniş yapraklarını görkemlice açmış olana. “Eadwig diyorum. Onun burada olmayışı garibime gidiyor. Sanki o kalın duvarları çatladı ve su sızdırıyor. O çatlak giderek büyüyecek. Duvarlarıyla birlikte benliğini de yıkacak. Onu tanıyorum… Canının yandığını hissedebiliyorum.” Yutkundum. Mektup atsam eline ulaşır mıydı? Hayır, ulaşsa da kaygılarım dinmeyecekti onu görene kadar. Çaresizce omuzlarımı düşürdüm. Neredeyse imkansızdı. En azından destek olmadan imkansız gibi gözüküyordu aklımdan geçenler. “Ne diyorsunuz? Sizce bir yol-“ derken bir sesle bölündüğümde önce irkildim. Şansın yüzüme güleceğini henüz bilmiyordum. Ekinezyalara başımı daha da yaklaştırdım. Konuştular mı? Gaipten sesler mi duymaya başladım? Yok artık Merlin’in sakalı! Silkindim hemen. Ensemde hissettiğim bir gerginliğin ardından çiçeklerimin üstüne düşen gölge ile arkamda birinin durduğunun farkına anca varabilmiştim. Şaşırtmıyorum kendimi. Başımı pozisyonumu bozmadan çevirdim arkaya doğru. Diana mı selam vermişti bana? İnanılacak şey değildi doğrusu. Gözlerimi kırpıştırdım. Sataşmak için gelmiş olamazdı. Yıllar ikimizi de değiştirmişti sonuçta. Çatılan kaşlarımı genişletip  “Merhaba.” diyebildim normal bir ses tonuyla. Taş zeminlere de selam vermiş olabilirdi, emin olamazdım fazla iletişimimiz olmadığı için. Kaba gelen bir yanı vardı bana. Olgunluktan ziyade zırhlı gözüküyordu. Belki de içindeki çocuğu kaybedeli çok olmuştu. Diana’nın birkaç kez güldüğünü görmüş olsam da daha çok birilerine sesini yükselttiğinde denk gelmiştim hep. Ve bir de uzun zamandır genellikle Samuel’in yanında görmeye gözüm alışmıştı. Benden haz ettiğini sanmıyorum. Hele de Samuel ile aramızda geçen olaylardan sonra bana karşı bilenmiş olabilirdi. Sorun değildi ön yargılı yaklaşması. Öyle olduğuna inanıyordum ama kalbimde ona karşı olumsuz bir his yoktu. Çünkü uzaktan veya yakınlarında olmamdan bağımsız Diana’nın gözlerinin parladığını her koşulda görebiliyordum Samuel’in yanındayken. Mutlu olmasını isterdim onun da ama isteğimin aksine yüzü pek öyle söylemiyordu.

Neden geldiğini öğrenmenin tek yolu vardı o yüzden.“Konuşalım tabi ki.” diyerek doğruldum. Söze girdiğinde tüm odağımı ona vermiştim. Benim için dikkatimi toplamak nadiren bu kadar kolay olurdu. O konuşurken dudaklarım tek çizgi halini almıştı. Yaşananlardan kaynaklı yüzüme konan zoraki gülümsemem giderek solmuştu. Olumsuzca başımı salladım haber almadığıma dair. “Senden ne eksik ne de fazla bir bilgim var maalesef.” Benim kadar konuşkan biri için bu kadar az cümle kurmak rahatsızlık vermişti. Temkinli yaklaşıyordum üstümde eğreti dursa da. Uzun bir süredir kendime çekidüzen vermeye çalışıyordum. Yer yer durgunluğum ve insanları şaşırtabilecek tavırlarım olabiliyordu. Olgunlaşmaktı belki de bilemiyorum ama değişime gebeliğin sesini işitebiliyordum. Eadwig ile aramızda yaşananlar sanırım yavaşca beni olgunlaştırıyordu. Bazı şeylere bakış açım değişiyordu. Çocuksu hareketlerimi bilinçli veyahut bilinçsiz bir şekilde törpülemeye çalışıyordum. İnsanları daha farklı bir yaklaşımla incelemeye başlamıştım mesela. Bu yüzden karşımdakinin Samuel’i merak edişini daha iyi anlayabiliyordum. İçimde o hep sahip olduğum gençliğin getirisine erişebiliyordum. Samuel'in, Diana için söylediği kadar önemli biri olduğuna inanmaktan öte hissedebiliyordum verdiği değeri. Samuel benim için de önemliydi. Her ne kadar beni arkadaşı olarak görmese de…

Düşüncelerimin etkisi olan ufak bölünmüşlüğümü bir çırpıda toparlamalıydım hemen. Diana, geçmişimize değindiğinde ise kısaca “Sorun değil. Hepsi geride kaldı dediğin gibi.” diyerek destek çıkmak istedim ona. Sonuçta hiçbir zaman kinci birisi olmadım. Kulağıma yaklaşıp düşüncelerini özetleyip kaşla göz arasında Eadwig’e olan ilgimi dile getirmesinin yanı sıra bana anımsattığı olayla anlık kaşlarım çatılmıştı. O hareketi için Eadwig’e hala kızgındım. Özür dilemesini beklemiştim günler boyunca. Okuldaki insanlara malzeme vermesinden hala rahatsızlık duyuyordum. Özelimiz neden dillerde olmalıydı? Şu an Diana’ya kızmıyordum. Eadwig'in benden uzak durup yaşananları kabul edip etmemesi de umurumda değildi; bizim aramızda adlandıramadığımız bir 'şey' vardı yeterli ifadeler kuramadığımız ve herkesin de farkında olduğu. Bana kalırsa Diana'nın nasıl Samuel ile olan ilişkisi dikkatlerden kaçmadıysa o da bizi biliyordu. Kadın içgüdüsü. Yeni yeni aşina olduğum bir içgüdü.

Sırası değildi yine de bu konuları düşünmenin. Eadwig’e şu an kızgın da olamazdım. Merakımdan delirirken kızgınlığımın esamesi okunmazdı. Halihazırda, Diana bana gideceğini söylediğinde şaşırmamıştım. Sanki bunu bekliyormuşum gibi. Hem mektuptan daha iyi bir fikir olduğu açıktı. Aklımın ucundan geçmiş olsa da tek başıma böyle bir şeye kalkışamazdım ben. Düşünme payı bile bırakamamıştım. Beklediğim işaret bu olmalıydı aslında. Diana’nın gelişi bir çözüm yoluydu bana sunulan. Şimdi de hiç düşünme payı bırakmayacaktım. Ben de ses tonumu alçaltarak “Ne duruyoruz ki? İçimiz rahat etmeyecek. Onların da uzun bir süre okula geri dönebileceklerini sanmıyorum. Gitmeliyiz. Bunu kesinlikle yapmalıyız Diana!”diye söyledim. İkna edilmeye ihtiyacımın olmadığı açıktı. Yapmam gerekeni biliyordum. Bir anda fazla heyecanlanıp sesim yükselmişti de. Kontrol altına alınca devam ettim. “Onlarla ne şekilde karşı karşıya geliriz bilmiyorum ama en ufak fırsatı dahi değerlendirmeliyiz. En sonunda düşünmekten çıldıracaktım. Farklı bir yol düşünmeye cesaret edemiyordum aklımda dolansa da. Sonunda benimle aynı derdi paylaşan biri! Tek olmadığım için seviniyorum açıkçası. Birlikte bir çözüm yolu bulabiliriz, değil mi? Bana geldiğin için teşekkür ederim. Kesinlikle bu uğurda seninleyim. Ama… Bir saniye.” Yüzüme heyecanın getirdiği bir gülümseme yayılmıştı her ne kadar buruk gözükse de kendini tekrardan canlı hissediyordum. Saksıyı çalıştırma vakti gelmişti. Düşünceli şekilde civara bakındım. Aklıma bir şey geliyordu ama oldukça risk almamız gerekecekti. Döndüğümüzde başımıza ne geleceğini kestiremiyordum. Yeni müdürü henüz tanımıyordum ve dönem yeni açıldığı için şikayet edebileceğim bir sorun çıkmamıştı ortaya. Neden bunları düşünüyorum ki? Söz konusu Eadwig. Şu an risk almazsam daha ne zaman alacaktım ki? Elimden geleni yapmalıydım onun için.

Bir saniyem sessizliğimde üç dört dakikayı doldurunca dudaklarımı araladım sonunda karar verebilmişlikle. Hiçbir zaman planlı biri olmadım ama deniyordum. İstediğimde yapabileceğimi biliyordum tıpkı karşı gelmek söz konusu olduğunda başkalarına çıkarttığım zorlukları planlamam gibi. Kendimden daha emindim artık bu senenin başından beri. “Ne şekilde gideceğini bilmediğini söylemiştin. Benim bir fikrim var, Diana. Eğer şansımız yaver giderse Hogwarts sınırlarından çıkartabilirim bizi. Gerisini de düşünmeliyiz ama... Önce Hogsmeade’e gidip Domuz Kafası’na uğrayacağız. Her gün öğle sularında Wonk uğrar. Serbest kalan bir ev cini. Hogwarts mutfağında konuşurlarken duymuştum. Değerli eşya karşılığında çalışır.” Work, tehlikeli ama zeki bir cindi. Aynı zamanda deli saçması bir konuşma mizahı vardı. “Çalışma şeklini nasıl bildiğimi sorma.” diye ekledim gözlerimi kaçırıp. Ailem ile farklı bir iletişim yolunu tercih ettiğimiz oluyordu babaannemden kaçındığımız için, pek de sorun yaratacak bir şey değil. Her neyse. “Bir ihtimal bize yardımcı olabilir. Hafta sonu iznimizde bunu kolayca yapabiliriz. Yani… Sanırım.” Kabataslak bir şeyler söylemiştim. Diana ile ince bir şekilde tasarlarsak planı Samuel ile Eadwig’e ulaşabilirdik. Ne olursa olsun bunu yapabilirdik.

53
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« Son İleti Gönderen: Bartemius Rosier 27 Nisan, 2023 18:28:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Matthew Silver

Küçüklüğünden bu yana tam bir iyilik meleği olarak görmüştü çevresindeki insanlar onu. Ama aslında bu benzetme ile uzaktan yakından alakası yoktu onun. Kafası hep hinliklere çalışıyordu evet ancak bununla birlikte aşırı zeki olan Matthew bu zekasını nedense iyi şeyler yapmak için değil de düzenbazlıklar, dalavereler, yalanlar ve dolanlar için kullanıyordu. Düzenbazlık Tanrısı Loki'nin dünyadaki gölgesiydi sanki. Adras'ın sözleri işlemesi ve bir karara vermesi Matthew'ın kafasında bazı planların çoktan işleme geçmesi için yeteri kadar uzun sürmüştü. "Şimdilik bir şey bilmiyormuş gibi yapalım, o gün kadınında istediği gibi ikinci bir görüşme olsun. Tabi ayağımıza kadar gelen avımızı da avlamamak olmaz. O kadının o günden sonra bir daha nefes almamasını istiyorum." Düşüncelerinin gösterdiği paralellik Matthew'ın hoşuna gitmişti. Aklına ilk olarak Darren gelmişti ancak Darren'ın bu işi kabul edip etmeyeceğini bilmiyordu. Şu sıralar başka işlerle oldukça meşgul gibi görünüyordu. Yine de sormaktan dili aşınmazdı. Sandalyesinden yavaşça doğruldu. Ceketinin önünü ilikleyip çıkmak için hazırlanıyordu ki Adras'ın sözleri ile hafifçe kıkırdadı. Ciddi bir ortamda gelen ciddi ancak komik bir benzetmeydi bu. "Sanırsın Truva savaşlarındayız. Önce Helen sonra da bu kimliksiz Truva atı çıktı karşıma." Yerinde olan bu gönderme nedensizce keyfini yerine getirmişti Matthew'ın. Bu savaşın sonucunda her türlü karlı çıkmayı hedefliyordu. Kim bilir belki de elindeki kartları değiştirir ve hile yapardı. Vicdanı bunda herhangi bir sorun görmüyordu. Kapıdan çıkarken Adras'a geri döndü. "Kendinize iyi bakın. Bu aralar havalar çok sıkıntılı."


-SON-
54
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« Son İleti Gönderen: Balian d'Ibelin 27 Nisan, 2023 18:14:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Adras, gençliğinde sezgileriyle ilerleyen yada kalbinin sesini dinleyen birisi olmamıştı. Ne kadar dışarıdan duygularıyla hareket eden birisi olarak görünse de, iş ciddileştiğinde tam tersi olarak aklına uymayan hiçbir hamleye yeltenmezdi. Kalbinin sesini dinlediğinde başına gelenler ona ders olmuştu belki de. Aslında dışarıya verdiği toy ve çoşkulu genç imajını bilerek ve isteyerek oynamıştı orta yaşlarına gelene kadar. Bu sayede rakipleri tarafından küçük görülmüş ve yapacağı büyük hamlelerin tahmin edilmesini engellemişti. Adras için sadece tek bir hamle olurdu; sert ve yıkıcı, rakibini bir anda çizginin dışına itmeye yarayan bir hamle.

Ama yaşı ilerledikçe tecrübelerinden faydalanmayı öğrendi. Rakibinin onu küçük görmesi için vurdumduymaz gibi görünmesine gerek kalmıyordu. Rakipleri de onu oldukça tanımıştı zaten, kanmıyorlardı Adras'a. Tek yapması gereken adım atmak oluyordu ve yolunda ezmesi gereken rakip kalmıyordu. Tabi başarısına başarı katmayı kendine alışkanlık haline getiren Adras, hayatının son demlerinde en yüksek noktaya ulaşmayı istemişti. Bu doğrultuda girdiği yeni dünya pürüzler çıkararak, yine ezilmesi gereken rakipler meydana getirmişti. Bu durumdan çokta şikayetçi değildi tabi yaşlı adam, gençliğinde yaşadığı o ezme duygusunu özlemişti. Önünde duran rakibin kimliği ve amacı da belliydi bu sefer. Her ne kadar ailesinden olsa bile, kendisini kahraman sanan Balian'ın ezilme vakti gelmişti. Matthew'in anlattıklarında onun adı geçmese bile, böyle bir deliliği planlayan ondan başkası olamazdı. Gazeteci kılığında çiftliğe yolladığı o kadını gördüğünde sezmişti bir şeyler. Ama anlam verememişti. Şimdi taşlar yerine oturmuştu. Matthew konuşmasını bitirdiğinde, duyduklarını sindirmek ve düşünmek için zamanı olmuştu. O kadın Truva atından başka bir şey değildi temel olarak. Balian'ın de epeyce güvendiği biri olmalıydı ki çiftliğe kadar göndermişti. Hem çok değer veriyordu hem de çok güveniyordu böyle bir plana onu dahil ettiğine göre. Adras için böyle bir hamleye verilecek kaşılık belliydi aslında. "Öldürtelim mi?"soruyu soran genel müdüründe Adras ile paralel düşündüğü çok açıktı. "Şimdilik bir şey bilmiyormuş gibi yapalım, o gün kadınında istediği gibi ikinci bir görüşme olsun." duraksadı ve eliyle sakallarını karıştırdı "Tabi ayağımıza kadar gelen avımızı da avlamamak olmaz. O kadının o günden sonra bir daha nefes almamasını istiyorum." müdürün az önce sorduğu soruyu onaylamıştı. İstediği cevabı alan Matthew, beklenmedik bu durumla alakalı harekete geçmek üzere planlamalarına başlamış olmalıydı bile.  Oturduğu koltuğunda geriye yaslanırken "Sanırsın Truva savaşlarındayız. Önce Helen sonra da bu kimliksiz Truva atı çıktı karşıma." diyerek aklından geçen ve kendisine oldukça komik gelen benzetmeyi kelimelere dökmüştü. Balian'ın yarattığı bu savaş ortamından birileri galip gelirken birileri yenilecekti ama Adras için keyif veren bir çarpışma olacağı kesindi. Yaşlı adam için sonuç çok açıktı tabi, yenilmek yada tırmandığı basamaklardan inmek gibi bir ihtimal asla yoktu. Son yıllarda oldukça durgun geçen hayatını hareketlendirecekti bu yaşananlar sadece. 

55
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« Son İleti Gönderen: Bartemius Rosier 27 Nisan, 2023 17:40:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Matthew Silver

Adras'ın sözleri içine işlemişti. İnsan gerçekten de bir şeyleri kaybetmeden anlamıyordu değerini. Matthew'da yaşamıştı buna benzer bir duygu durumu. Çok sevmezdi zamanında kendi köyünü. Bir kaç arkadaşı dışında kimsesi yoktu aslında. Ancak o gün alevler içinde görünce sahip olduğu her şeyi, işte o zaman değişmişti her şey. Bu sefer içinde acı büyümüştü. Sevmediği evini özlemiş, içinde bitmek bilmeyen bir pişmanlık yeşermişti. Büyük bir eksiklik ve intikam duygusu ile kaçmıştı oradan. Şimdi geri bakınca 13 yaşındaki o öfkeli gencin yerini kendi ayakları üzerinde durabilen bir adam almıştı. Korkak çocuğun yerini gözü kara bir insan almıştı. Adras'ın ders niteliğindeki cümlelerini kısa bir emir cümlesi takip etti. Ancak buraya gelme sebebi bu tablolardan daha önemliydi. Adras'da bunu merak ediyordu, bakışları bu merakı dışarı vuruyor ve Matthew'dan anlatmasını bekleyen gözlerle izliyordu.

Boğazını temizleyip bardağına tekrar viski doldurdu ve boğazından aşağıya midesini yakan içkinin inmesini bekledi. Öksürüp oturuşunu düzeltti ve söze girdi. "Hatırlarsınız, kısa süre önce bir gazeteci geldi." Biraz duraksadıktan sonra kadının buraya gelirken kullandığı ismi zikretti. "Elizabeth Handerson. Hatırladınız mı? Bugün torununuzdan bir mektup geldi. Bakanlığa alıştığını ve bir sorunu olmadığını söylüyor. Ancak mektubu önemli kılan şey bu değil." Mektubu eline alıp önemli kısmı sesli bir şekilde okudu. "Duyduğunuz gibi, Elizabeth Handerson sıradan bir gazeteci değil, ki büyük ihtimale bir gazeteci de değil. Balian ile olan görüşmesinin içeriğini bilmesem de bunun güçlü bir tahminle sizinle alakalı olduğunu söyleyebilirim." Mektubu geri masanın üstüne bıraktı. "Hakkında daha detaylı bir araştırma yaptım ancak kimliğin sahte olması çok muhtemel. Hakkında pek bilgi yok. Hikayesini doğrulayacak yaşayan bir şahit de bulunmamakta." Arkasına yaslanıp Adras'a düşünmek için biraz zaman tanıdı. Bu kadar konuştuktan sonra yaşlı adamın soluklanmak için zaman ihtiyacı vardı. Biraz bekledikten sonra iki kelime edip yeniden arkasına yaslandı. "Öldürtelim mi?"
56
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« Son İleti Gönderen: Balian d'Ibelin 27 Nisan, 2023 17:27:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Matthew'in sorduğu sorunun yanıtı aslında geçmişinde saklıydı. Resimler,  geçmişinin hem huzur hemde acıyı barındıran yansımasıydı. Adras bu kalbini  parçalayan bu duyguların neden olduğu kişiyi resmettirmişti. Genç müdürün doldurup önüne bıraktığı bardaktan küçük bir yudum aldı ve boğazından aşağıya kayan çarpıcı keskin tadın keyfini çıkardı bir süre. Seksen yıllık hayatının çok kısa bir bölümünü mutluluk içerisinde geçirebilmişti, geriye kalan onca aylarda ve günlerde hissettiği acının, kaybettiği mutluluğunun portresiydi bu resimdeki kız. Adras için, Sofia hem mutluluk hem de acı demekti.

"İnsanlar genellikle kendileri için en önemli olan şeyin değerini, o kişiyi yada nesneyi kaybetmeden anlayamıyorlar. " viskisinden bir yudum daha aldı ve açıklamasına devam etti "Kaybetmenin yarattığı boşlukla ve sersemlikle yaşamak zorunda kalıyorsun bir süre. Tabi zamanla o boşluk doluyor, sersemlik yerini daha başka duygulara bırakıyor." aslında anlattıklarının kendisiyle alakası yoktu, Adras resimdeki o kızın değerinin zaten farkındaydı işte asıl sorun da buydu " Ama senin için çok değerli olduğunu bildiğin ve o değeri sonuna kadar hissettiğin bir şeyi kaybetmek...." sözünü yarıda kesip biraz düşündü yaşlı adam, duygularını kelimeye dökmeye pek alışık değildi "bana kalırsa asıl başa çıkılamayacak olan bu." diyerek bitirdi sözlerini. Hissettiklerinin yarısını bile anlatamamıştı ama bu kadarını anlatması bile mucizeydi. Daha fazlasını bilmesine gerek olmadığını düşünüp son bir yudumla viskisini bitirdi. "Bu resimleri çerçevelet ve boş odaya as ikisini de." emir verirken aklına takılan ikinci bir konu üzerinde düşünmeye başlamıştı bile, Matthew'in şuan başka işlerle ilgilenmesi gerekirken burada bulunması ilginçti. Önemli bir şey olmadıkça işini bırakıp gelmezdi. Soru sormadı fakat genç müdüre, meraklı ve açıklama bekleyen bakışlarını çevirdi. Buraya geliş sebebini söylemesi için ona vakit tanıyordu.   
57
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Şüphe
« Son İleti Gönderen: Bartemius Rosier 26 Nisan, 2023 18:09:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Matthew Silver

Günü çok güzel başlamıştı. Güzel bir kahvaltı etmiş ve işlerin yolunda olduğunu kontrol etmişti. Geriye günlük posta kontrolü kalmıştı sadece. Baykuşların gelip mektupları teslim etmek için beklediği odaya girdi. Bugün çok fazla mektup yoktu ancak içlerinde öyle bir mektup vardı ki aklını başından alacak düzeydeydi. Elindeki zarfları birer birer açıp okuduktan sonra Alpheus'un imzasını taşıyan mektubu aldı. Adras'ın torunundan gelen bir mektuptu. Aralarında çok fazla mektup trafiği olmazdı bu yüzden şaşkınlıkla mührü kırıp okumaya başladı. Kelimeler su gibi akıp giderken mektupta yer alan bir isme takıldı. Elizabeth Handerson. Bu isim ona hiç yabancı gelmiyordu. Kaşlarını çatıp düşünmeye başladı. Sonra avucunun içiyle alnına vurup bir hışımla oturduğu yerden kalktı ve arşiv odasına gitti. Elizabeth Handerson. Bu isimle ilgili tüm dosyaları aratıyordu ancak eline geçen tüm dosyalar en fazla bir yıl eskisine dayanıyordu. Bir geçmişi dahi yoktu Elizabeth Handerson'ın. Gazeteci olduğunu konusunda söylediği tüm şeyler bir yalandı demek ki. Yumruğunu masaya vurup bağırdı. Kandırılmışlardı ve kandırılmak onun hoşuna ne kadar gitmiyorsa Adras'ın daha da gitmiyordu.

Adras'ın odasına doğru çabuk adımlarla ilerledi. Kapıyı çalıp içeri girdiğinde bir kaç zaman önce bulduğu ressamın eserlerini Adras'a gösterme anı ile karşılaştı. "Matthew, ilgilenirsin." Yaşlı kurdun sesi ressamın ücreti ile ilgili mali işlerin halledilmesini söylüyordu. Ressama baktı. Adras'tan ürktüğü belliydi. Yaşlı kurt onu korkutacak bir harekette bulunmuştu demek ki. Soğuk bakışları ile ressamın içini deldi. "Dışarı çık." Sesi soğuk ve nefret doluydu. Ressam ikiletmeden dışarı çıktı ve kapıyı çekti. Adras bir sorun mu var dercesine bakıyordu Matthew'a. Elindeki mektubu alıp masanın üstüne bıraktı. Sonra arkasını dönüp resimlere göz gezdirdi. Adras mektubu okurken kafasını bu tablolara vermek istemişti. Bulduğu ressam gerçekten harika bir iş çıkarmıştı. Tablolar oldukça canlı ve parlak renklerle doluydu. "Kim bu Bay d'Ibelin?" diye sordu. Sorusuna cevap alamayacağını biliyordu ancak yine de merakına yenik düşmüştü. Oldukça güzel bir kadının tasviriydi bunlar. Adras'ın hayatındaki birileri olması gerek diye düşündü. Belki çok fazla kurcalamadığı özel hayatı ile ilgili biriydi. Eşi dostu belki de kızı. Ancak Adras'ın hikayesini pek bilmezdi. Sormaya cesaret de edememişti, aslında pek merak ettiği de söylenemezdi. Kendisine ve Adras'a birer bardak viski doldurup bir bardağı Adras'ın masasına koyup karşısındaki koltuğa oturdu. İçindeki bir anlık öfke yavaş yavaş dinmişti. Mantıklı şekilde düşünebiliyordu artık. Elizabeth Handerson isimli ziyaretçi büyük ihtimalle Elizabeth Handerson değildi ve gazeteci olduğu ihtimali de gittikçe azalıyordu. Mektubunu ilk aldıklarında kadın hakkında ayrıntılı bir araştırma yapmamıştı ancak nasıl olur da kandırıldığını bir türlü anlam veremiyordu. Oysa her adımlarını ayrıntılı bir şekilde planlarlardı. Özellikle de Matthew bu tarz işlerde şansa bakmaz, şansını kendi yaratırdı. Yine de bu hatayı yapmaları onlar için eğer geri dönüşü olan bir hataysa tecrübe olacaktı. Bardağındaki viskiyi bitirip şakaklarını ovuşturdu. Düşünmek başını ağrıtmıştı. Ellerini dizinde birleştirip Adras'ın ona cevap vermesini bekledi. O bir şey söylemeden bu konu hakkında hareket etmesi doğru olmazdı, edemezdi de. Cevabı beklerken bakışlarını yine tablolara çevirdi. İyi bir ressam bulabildiği için kendisiyle gurur duymuştu.
58
Knockturn Yolu / Ynt: Malum Bir Bitki Sevkiyatı
« Son İleti Gönderen: Blaze 26 Nisan, 2023 00:32:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sandıklar taşınmaya devam ederken karşımdaki kadınla birbirimize dikmiştik gözlerimizi. Kabul etmek gerek, güçlü gözüküyordu. Normal biri olmadığı kesindi. Buranın patronuydu. İyi işler yapan kadınlar böyle giyinmezdi. Saf gözükmek istemediği belliydi. Asasından çıkan sisin karanlığa dağılışını izlerken daha dikkatli olmam gerektiğini anlayarak asama yönelmiştim. Cevap bekliyordum ancak kadının dudakları açıldığında konuşmak istiyor gibi bir hali yoktu. Üzerime gelecek olan büyüyü mor ışığın gözüme vurmasıyla fark ettiğimde çömdüğüm yerden yana doğru kendimi fırlattım. Takla atarken asamı çıkaracaktım hızla. Eğer fırsatım kalırsa expelliarmus ile asasını kaldıracaktım ortadan. Hep oyun bozanlık yapıyorlar böyle ya olmuyor.

Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 4, total 4



 
59
Hogwarts Bahçesi / Yol I: Başlangıç
« Son İleti Gönderen: Diana Destinee 23 Nisan, 2023 23:13:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Odaklanamıyordum. Bir elimi başıma yaslayarak dirseğim ile de masadan destek alıyor, diğer elimle de önümde duran büyülü kalemin azalan mürekkebini parşömenin kenarında bir hiç ediyordum. Hiçbir anlamı olmayan dairelerin çeperinde geziyor, kutular çiziyordum. Çizdiklerimin içlerini karalıyordum ardından, tıpkı zihnimi kurcalayan kargaşanın sonucuna ulaşmak ister gibi. Sıkılıyordum. Farkında olmadan kuvvetli nefesleri alıp dışarıya verirken önümde duran iki öğrenciyi de sık bir biçimde rahatsız ediyordum. Birkaç kez bana dönüp "Destinee... Sıkılıyorsan derse girmemek senin tercihin. Biraz daha sessiz olur musun?" diye terslediklerinde onlara kızmıyordum. Son zamanlarda çevremde olup bitenlere yetişmeye çalışmak, sevdiğim insanların ruhlarına göğüs kanat germeyi neden bilmem, sorumluluğum gibi hissediyordum. Bilhassa onun için, buruşturulmuş mektubu okumamın hemen ardından...

Yaklaşık dört beş gün öncesinde tarafımıza gelen mektuplar süslemişti masanın etrafını. Kimine kızıyordu ailesi, kimine de güzel hediyelikler yollanmıştı dünyanın dört bir yanından. Benim aldığım mektup her zamanki gibi ayaklarımın üzerinde dimdik durmayı öğütlüyordu bana. Boyun eğmemeyi. Zaten on sekiz yılımın yarısında bunun için 'eğitildiğim' söylenebilirdi. Ama o gün bambaşka bir şey olmuştu. Samuel okuduğu mektubu masanın bir köşesine adeta fırlatmıştı. Kucağıma saklanması gereken aile sırrının düştüğünü bilmeden mahremiyetini korumak uğruna kağıdı doğrudan cübbemin cebine atmıştım. Samuel'i bir daha asla göremedim. Eadwig'i de. Ortalıkta mutlak söylentiler vardı fakat dimdik durduğum ayaklarımın üzerinde gocunmadan eğilebileceğim bir çocuktan gerçekleri işitmek ilk tercihim olurdu. Üstelik, öylesine bir çocuk değildi Samuel benim için. Adlandıramadığım, anlamlandıramadığım ve adını bilmediğim birçok şeyin karşılığıydı. Sanki hissedebileceğim güvenin zirve noktasıydı mesela. Yanında durduğumda tenimin aldığı alev, içimi kıpır kıpır eden herşeydi. Fakat bunlara bir anlam yükleyemiyordum işte. İnsan daha öncesinde kokusunu duymadığı bir şeyin nasıl koktuğunu, tadına bakmadığı bir şeyin damakta bıraktığı lezzeti nasıl asla bilemezse Samuel'a karşı duyduğum hissiyatın da bir cevabı yoktu. Onu kaybetmekten korkuyordum. Sanki onu yıllardır tanıyormuş ve hayatımdaymış gibi hissediyordum. Arkadaşlıklarımı tamamı ile seviyordum fakat onda farklı bir şey daha vardı: sevdiğim her anda onu yanımda görmek istiyordum.

Sınıfın ortasındaki saat bir tamı gösterdiğinde dersin bitişine dair profesörün sesi ayaklanmama sebep oldu. Diğerleri kitaplarını ağır aksak bir biçimde hazırlarken sınıftan ilk çıkan ben olmuştum. Dün gece ortak salondayken kafamda oluşturduğum plan tamamıyla olmasa da belliydi. Ufak -tamam belki de o kadar ufak sayılamayacak- eksiklikler elbette vardı ancak bir yola çıktı mı gerisi peşin sıra gelirdi, öyle değil mi?

Acele ile ilerlerken bir yandan eteklerimi tutuyor, diğer yandan kitaplarımı kucaklıyordum. Attığım her bir adım kalbimi sanki heyecandan daha fazla söküyordu. Son yılımda böylesine bencilce bir şeye kalkışmak konusunda endişeler yaşıyordum fakat endişelerim şu an dinlemem gereken yüreğimin yalnızca kıyısında kalıyordu. Orada, yanında olmam gerektiğini biliyordum. Söylenenler doğruysa, ki gerçeklik payı okuduğum mektuba göre çok yüksekti, destek olmalıydım. Hislerime dair anlamlandırdığım tek şey buydu: sadakat. Arkadaşlığımıza veyahut aramızdaki şey her ne ise ona sadık olmalıydım. Yanında durmalıydım. Ayaklarımın, bilhassa da kalbimin rotası o yöne çevriliyordu yalnızca.

Büyük bahçeye çıktığımda önce tatlı bir rüzgar karşıladı beni. Hava soğumaya başlamıştı. Gözlerim bir kenara oturmuş, yine yazdan kalan çiçeklerin bir yanına geçip yapraklarını okşamaya çalışan Charlotte'a çevrildi hızlıca. Şanslıydım ki onu aramak zorunda kalmayacaktım. Düşüncesizce mi hareket ediyordum, emin olamıyordum. Samuel'i Charlotte'tan hala kıskanıyordum. Samu'nun bu kıza bir zamanlar abayı yaktığını elbette biliyordum. Kafasında bitirmiş gibi hareket etse de bazen yine de geçmişte var olan hislerin üzerime yıkılmasından korkuyordum. Sanırım içten içe kabullenmekte zorlandığım bu sevginin oluşturduğum bu güçlü duruşu kolaylıkla ezip geçmesi fikrinden de çekiniyordum. Fakat bir yandan Charlotte ve Eadwig'i sıklıkla yanyana gördüğüm olmuştu. Aralarında var olan çekim bir benden yana mı kendini kabul ettiriyordu, bundan emin değildim. İçimi rahatlatmak adına böyle bir çekimin varlığına inanıyordum belki de.

Yanına vardığımda kısaca boğazımı temizledim beni fark etmesi için yardımcı olarak. "Selam." dedim kısaca. Charlotte ile belki de geçmiş yıllarda pek parlak değildi aramızdaki yıldızlar. Geçmişimdeki ben ile asla gurur duymuyordum. Cadının belki de birçok kişiye halen tuhaf gelen davranışları ergenliğe adımını yeni atmış beni  fazlasıyla rahatsız ediyordu. İlgi çekmeye çalıştığını düşünüyordum. Bu yüzden de hareketleri komik geliyor, onunla alay ediyordum. Ancak büyüdüm. Charlotte hiç değişmediyse, her zamanki o cıvıl cıvıl kız çocuğu olarak nasıl kaldıysa ben de akıllanmıştım artık. Kimseyi sevdiği ve ilgilendiği şeyler için yargılamıyordum.

Bize uzaktan baksanız yanyana en son gelecek iki kişi olarak duruyor olabilirdik o an. Belki birkaç büyücü kenara geçmiş saç başa kavga etmemizi bekliyor, belki bir kısmı asalarımızı çıkarıp düelloya tutuşmamızı kolluyordu. İkisi de olmayacaktı. Aklımdaki şey bu değildi. "Konuşmamız lazım. Çok önemli." diyerek etrafı kolaçan ettim önce. Saçlarıma dokunup yüzüme değen saçları bir kenara çekerken göz ucuyla etrafa bakındım. Dinlenmek istemezdim. Bu konuda Charlotte'a nasıl güvenebileceğimi hala bilmiyordum fakat yüreğim bir şekilde onun da Eadwig'i benim Samuel'i merak ettiğim kadar merak ettiğine inanıyordu. "Birkaç gündür Samuel'a ulaşamıyorum. Ulaşamıyorum dediğim, okulda yok. En son beş gün önce bakanlıktan bir kadın ile okuldan ayrılmış ve Eadwig de yanındaymış. Demek istediğim, senin bildiğin herhangi bir şey var mı?" diye sordum. Ben konuşmaya başladıkça cadının yüzündeki gülümseme eksilmişti. Yerini rahatsız eden endişeli bakışlar kaplamıştı. "Charlotte, biliyorsun. O benim çok sevdiğim bir..." Bir ne? Arkadaşım mı? Hayır. "Birisi. Yani benim için gerçekten önemli." diyerek toparlamaya çalıştım. Neden karşımdakinden hissettiğim şeyleri saklamaya çalışıyordum? Geçmişte yaptığım zorbalığın karşılığını araladığım perdedeki sırlarla alabileceğim fikrinden ürküyordum. "Seninle hiçbir zaman iyi bir başlangıç yapmadığımızı biliyorum. Gerçekten, geçmişi değiştiremeyeceğimi biliyorum fakat kusura bakma." diye omuz silktim.

"Charlotte..." dedim sesimi daha net bir şekilde sunarken. Tonlamamı kıstım, cadının kulağına doğru yanaştım. "İyi olduğundan... olduklarından emin olmalıyız. Kulağa hoş bir fikir gelmeyebilir, biliyorum. Ama okuldan uygun bir boşlukta ayrılıp yanlarına gitmeliyiz." derken yutkundum. Uygun bir boşlukta ayrılmak demek müstehcen sessizliklerin yaşandığı saatlerde okuldan kaçmak demekti. "Ben gideceğim. En kısa vakitte. Nasıl olacağını bilmiyorum fakat sana da sormak istedim zira Eadwig ile aranızda geçen şey her ne ise ona nasıl baktığını gördüm. Üstelik siz büyük salonda..." diye söylerken pot kırmışçasına dudağımı ısırdım. Sanırım yanıma bir suç ortağı arıyordıum. "Neyse. Ne düşünüyorsun?" diyerek başımı sallandım. Ayaklarımı birbirine dolayıp bacaklarımın üzerine kitaplarımı çekerken anın stresini geçiştirmek için yerdeki çimenlerle oynamaya başladım.
[/justify]
60
Duyurular / Huzurlarınızda: Süper über iksir sistemi!
« Son İleti Gönderen: Locomotor 23 Nisan, 2023 18:19:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Üst Notlar

- Sistemin gelmesi birkaç saat, rehberin gelmesi ve ilgili iadelerin yapılması birkaç gün sürebilir. Burası gereken tüm bilgiyi içeriyor ama, merak etmeyin.

- Arkadaşlar tüm ekibin bu güncellemedeki emeği tasarım olsun, matematik olsun, işlevsellik olsun, ilgi çekicilik olsun muazzam lakin kodları yazarken kendi adıma acı çektim, ne yaptığımdan artık şüpheliyim; siteye gelmiş en dengesiz kodlar eklenmiş olabilir. Sıkıntılı bir durum bulursanız lütfen özelden yazın. :')

- Her sistemde olduğu gibi, ıncığı cıncığını bilmenize gerek yok. İsterseniz bu sistemi tamamen yok sayabilir, isterseniz ise sadece kazanınızı alıp yalnızca tek tuş ile iksir üretmeye girişebilirsiniz (spoiler alert: Evet, doğru duydunuz, tek tuş). Aşağısı biraz uzun, baştan söylemiş olalım. :')



Değerli Büyücedünya sakinleri; bugün, uzun çalışmaların ardından sitedeki sistemler konusunda en çok güncelleme ve revizyon talep edilmiş husus üzerine dev bir güncelleme ile karşınızdayız: Süper über iksir sistemi!

Site içerisinde dört ana kabiliyetten oluşan yatkınlık sisteminde iksir, doğrudan anlık olarak görevlerde kullanılamayan yegane özellik idi (Mirabelle ve Aldrik'in sırları muamma Ciyaksir'ini saymaz isek). Buna karşın off-RP dahil düzenli olarak kullanılabilecek, ticari getiriler sağlayabilecek bir yetenek olarak kendine has işleyişi sayesindeyse bu yeteneği yüksek olan kişilerin, kritik düello yahut görevlere gitmek üzere olan oyuncular tarafından en çok kapısı çalınacak kişiler haline dönüşmesini hedefliyorduk. Lakin yetersiz ve kısıtlı iksir repertuvarı ve kullanım alanları, bu kabiliyeti kimsenin umursamayacağı bir konuma düşürdü ne yazık ki. Büyücü, zekidir. Büyücü, çalışkandır. Büyücü, hırslıdır. Büyücü, kriz anlarına çözüm üreticidir. Büyücü, ne kadar hazırlık yaparsa o kadar güçlüdür. Bu noktada da hazırlığın önemini birinci elden takdir eden iksir ustalarına daha ne kadar süre sırtımızı dönebilirdik ki?

İşte bu sebeptendir ki bugün iksircilere, büyücülük dünyasının hakkı yenmiş zat-ı muhterem zanaatkarlarına, üstatlarına, bu alana eğilmiş akademisyenlerine uzun zamandır görmedikleri sevgiyi göstermek üzere burada toplandık: Yeni iksirler, iksirlerin GM'lenen kurgu içi kullanımlarının geliştirilmesi, otomatize edilmiş iksir üretim sistemi gibi pek çok özelliği birden açıklayacağız aşağı kısımda. Doluşun!



Revize Edilmiş İksir Üretimi - Kazan Vakti!

Öncelikle iksir üretimleri, Üretim Talepleri başlığından, kişilerin bizzat detaylı araştırmalar sonucu zar zor buldukları Ekonomi Sistemi rehberinin içeriğinden gereksinimlerini incelemesi ve zar atması, GM'lerin bu başlığı düzenli kontrol edip zarlara göre malzemelerden eksiltmesi, yeni iksiri oyuncunun cebine göndermesi gibi herkes adına zahmetli ve başarı sonucu oyuncu tarafından bir süre boyunca öğrenilemeyen bir şekilde ilerliyordu.

Artık, bu konularda endişelenmenize gerek yok: Pottage'ın Kazan Dükkanı, yeni kazanlarıyla karşınızda!



Yeni kazanlar sayesinde artık herkes, rahatlıkla üretmek istediği iksiri aşağıdaki gibi seçip tek bir tıklama ile üretebilecek!



Malzemeniz yetmiyor mu? Hop, hangi malzemeniz yetmiyor bildirim alacaksınız (Öncelik sırası: Temel -> Değerli -> Nadide). Malzemeniz yeterli mi? Zarlarınız karakterinizin mesleğine göre atılıp, kabiliyetleriniz ve bonuslarınız otomatik olarak sonucunuza eklenecek.

İksir üretiminiz felaket bir biçimde başarısız oldu lakin koruyucu teçhizatınız mı var? Otomatik olarak krizin önüne geçilecek.

İksir üretiminiz başarılı mı oldu? İksir malzemeleriniz, şıp diye kendisini iksire dönüştürecek. Ayrıca sadece basit bir iksir üretimi de olmayacak çünkü iksir sistemini de revize ettik! Detaylar az sonra...



Revize Edilmiş İksir Çeşitliliği

Şimdi iksir çeşitliliği deyince çeşit çeşit iksirler mi aklınıza geliyor sadece? Hayır, daha da iyisi! Artık her bir iksirin üç ayrı çeşidi mevcut: Standart, Kaliteli ve Vahşi! Kazan - Seri Üretim vasıtasıyla her hafta, iksir kabiliyetinizin 10'da 1'i kadar (minimum 1) iksir üretimi deneyebilirsiniz. Her bir iksir üretildikten sonra ötekinin üretimi maalesef ki zorlaşıyor. Seri üretim her babayiğidin harcı değil neticede. Ancak bu metot ile her hafta yeterince kabiliyetliyseniz birden fazla adette ve birden fazla çeşitte standart iksir üretebilirsiniz!



Fakat bu denklemin yalnızca bir yarısı! Öte yandan her hafta yalnızca bir defaya mahsus olmak üzere iksir Özel Üretim'i gerçekleştirebilirsiniz! Bütün odağınızı, dikkatinizi, bilginizi, deneyiminizi ve sevginizi kattığınız bu iksirler, Slug & Jiggers'ta bulunabilecek standart iksirlerden çok daha öte iki sonuç verebilirler: Yeterince kabiliyetli ve şanslı iseniz Kaliteli, yeterince kabiliyetli fakat inişli çıkışlı bir talihe sahipseniz de Vahşi bir iksir envanterinizde belirebilir!

Peki Kaliteli ve Vahşi iksirlerin farkı ne midir? Vahşi iksirler kullanıldıkları takdirde Kaliteli muadilleri ile aynı etkiyi sunmaktadır fakat sizin adınıza olumlu, olumsuz, garip yahut şaşırtıcı yan etkileriyle birlikte gelebilir! Bu etkiler, GM metni içerisinde sürpriz etkisi olarak verilir! İksirlerin muhtelif yan yahut beklenmedik etkileri olabilir nitekim...



Kaliteli ve Vahşi iksirler Standart iksirlerden çok daha efektif olup hiçbir şekilde pazarda "sıradan çinko karbon iksir üreticileri" tarafından satışa sürülmeyecektir. Bu iksirleri üretmenin yegane yolu, dönemimizin gerçek iksir ustalarının yüksek yetenekleriyle başaracakları üretim girişimleri olacaktır. Biz sıradan çinko karbon iksirlerin iki katı standart değer biçtik ama gerçekliğin bundan çok daha farklı olacağını öngörüyoruz!



Çeşit Çeşit İksirler ve Netleştirilip Genişletilen Kullanım Şekilleri

Üstteki görseller zaten yeterince spoiler olmuştur, içerik belli! Sitede üretilip kullanılabilecek iksir çeşitliliğini önemli derecede arttırıyoruz! Bütün iksirlerin etki ve kullanımlarını incelemek için, Slug & Jiggers'ı ziyaret etmenizi ekseriyetle tavsiye ederiz!

İksir çeşitliliği ne denli artarsa artsın, iksirlerin kullanılabilirliği kısıtlı kalırsa çeşitler de işlevsiz kalacaktır. Bu sebeple, site içerisindeki iksir kullanımını hem basitleştirmeye hem de bir fırsat maliyeti ile genişletmeye karar verdik. Site içerisindeki iksirler, artık iki ana kategoriye ayrılıyor:

Yeni iksirlerimizden, Güzelleştirme İksiri'ni ele alalım:



Her bir iksirin tam olarak nasıl kullanıldığı ve ne etkide bulunduğu, tanımında halihazırda yazıyor. Ancak bunu daha da içgüdüsel bir hale getirmek adına bir renk kodlaması kullanıyoruz. Görebileceğiniz üzere, aşağıda bu iksirin farklı kalite düzeylerindeki halleri mevcut ve her birinin kendine has bir şekli var ve bu şekillendirme standardı ile iksirlerin kalite düzeylerine dair görsel bir uyarıcı ekliyoruz:



Ayrıca dikkatinizi çekerse Güzelleştirme İksiri, mor bir çerçeveye sahip. Bu da demek oluyor ki bu iksir ancak kullanımı için bir RP'lik eylem adanmasıyla kullanılabiliyor. Bir kişiyle konuşmanızın ortasında bu iksiri içmeniz sonucu görünümünüzün değişmesi, pek bir fayda sağlamayacaktır haliyle. Ancak bir göreve başlamadan hemen önce yahut lavaboya uğradığınız bir sırada RP'nizdeki eylemi bu iksiri içmeye adadığınız takdirde etkisini o noktadan sonra gözlemleyebilirsiniz.

Öte yandan ise bir diğer yeni iksirimiz olan Bitkinlik Füzyonu'nu ele alalım:



Rahatlıkla görülebileceği üzere, bu iksirin şekli diğer Standart kaliteli iksirler ile aynı olup her bir diğer iksir gibi kendine has bir renge sahip. Bunun dışındaysa, çevresindeki çerçeve altın rengi. Peki altın rengi çerçeve ile mor çerçeveyi ayıran şey ne der isek bu iksir, doğrudan bir düellonun içerisindeyken dahi standart eyleminizin (örneğin büyü kullanmak) yanında kullanılabiliyor. Fakat bir handikapı var: Haliyle cebinizden bir iksir şişesi çıkartıp tüketmek yahut fırlatmak, rakibinize kıyasla bir zaman kaybetmeniz anlamına geliyor. Bu da iksir kullandığınız RP'nizdeki zarınızda, Destek Zarı'nızdan feragat etmeniz gerektiği (bu zarın yok sayılacağı) anlamına gelmekte.

Diğer bir deyiş ile bir iksiri örneğin karşınızdaki kişinin üzerine büyük bir baskı kurmak amacıyla kendi savunmanızdan feragat ederek yahut ana aksiyonunuzu kendinizi korumaya almak suretiyle kullanabiliyorsunuz. Karşınızdaki kişiden baskın davranırsanız, kalabalıksanız yahut fırsat pencereniz var ise eyleminiz durumu sizin lehinize muazzam ölçüde çevirebilirken başarısız olduğunuz takdirde kaçınacak, atlayacak, Protego kullanacak bir reaksiyon süreniz kalmamış oluyor.



Emeğe Saygı, +rep: İksir Üretim Kısıtları ve Bonusları Güncellemeleri

An itibarıyla, site içerisindeki "Sirkülasyon Kısıtı"nı ve iksir üretimi için gereken formülleri kaldırıyoruz. Kazanını ve malzemesini alan, kendine güvenen herkes iksir üretmeyi deneyebilir! Halihazırda iksir formülü olan kişilerin ise formüllerine karşılık olarak standart ücretleri iade edilecektir.

Ayrıca muhtelif kazanların her birinin özünde ayrı bir kullanım alanı mevcut: Her bir kazana ayrı bir bonus veren sistemi kaldırıyoruz ve sistemi yalnızca, iksir üretim takımlarını temsil eden Seri Üretim ve Özel Üretim kazanlarına indirgiyoruz. Elbette bunların da standart ücret bazında iadesi gerçekleştirilecektir.

"E kazan bonusu yoksa taş mı yiyeceğiz? 10 kabiliyet kaç GP biliyor musunuz siz?!" dediğinizi duyar gibiyiz. Elbette ki bunun yerine bir alternatif getiriyoruz. İksir ustalarının emeğinin karşılığını göreceği; belki kimisinin, dönemimize bir "Melez Prens" gibi namını düşüreceği bir alternatif: İksir Defterleri!

Spesifik bir iksir üretimine dair karakterinizle yazdığınız RP'ler, artık şahsınıza has İksir Defterlerine dönüşecek! Bu defterlerin üzerinde yazan bonuslar, otomatik olarak üretim zarlarınıza eklenecek ve ustası olduğunuz iksirleri daha da büyük bir başarıyla, daha da kaliteli olarak üretebileceksiniz.



Bu defterler, her bir iksir RP'niz üretim bonusu olarak üst üste eklenirken günümüz büyücülük camiasında tam anlamıyla "Felix Felicis X'ten sorulur!" şeklinde namınızı salmanıza, şanınızın yürümesine önayak olacaktır. Ayrıca bu defterlerin varlığının da bir yandan site içerisindeki kurgularda görmeyi özlediğimiz iksircilik, şifacılık gibi düşük rağbet gören mesleklerin detaylarının daha sık görmeye başlamamız anlamına gelebilir. Site içerisindeki iksir ustalarının uzmanlıklarını görüntülemek adınaysa Diagon Yolu'ndaki Üstat Notları alt başlığını inceleyebilirsiniz:



Bu noktada söz konusu defterlerin başkasına verilse dahi incelikleri asıl bilen yazarına bonus vereceğini ve bonus üst limitinin iksir başına +5 üst sınıra sahip olduğunu da belirmiş olalım.

İksir yazım RP'lerinizi yazdıktan sonra Büyü Kabiliyeti ve İksir Defteri Talepleri başlığı üzerinden RP'lerinizi linkleyerek talepte bulunduğunuz takdirde ilk talebinizde size özel defteriniz ilk talebiniz ile temin edilip sonraki taleplerinizdeyse defteriniz güncellenecektir. Bu noktada bir not düşelim ki bu RP sistemiyle amaçlanan mesleğinizdeki şahsınıza münhasır incelikleriniz olduğu için kopyala-yapıştır tarzı Wiki tekerrürlerinden ziyade bir olay, emek, ilerleyiş görmek isteriz. Bu iksiri tarifine bakan herkes üretebilir neticede. Klasınız vardır bu yolda ilerliyorsanız ama. Bu RP'lerin iksirin yanı sıra unsurlar da barındırması kesinlikle RP'lere orijinallikler katabilecekken iksir üretim sürecinizin RP'nin parlayan bir unsuru olması da lazım: Bir aksiyon filminde 2 dakikalık bir üretim sekansı bulunduğu takdirde o film haliyle bir aksiyon filmi olmuş oluyor, zanaat filmi değil. Bu sebeple RP'lerin defterlere işlenişlerinde de bu unsurlar gözetilecektir.



Rehber de Zaten Gelir ama Kalan Detaylar Burada da Olsun Bölümü

- İksir Üretim süreleri, her haftanın sonunda otomatik olarak sıfırlanır.

- Seri Üretim girişiminde bulunulan bir hafta, Özel Üretim denenemez. Yalnızca Seri Üretim'den devam edilebilir.

- İksirlerin her birinin istediği malzeme miktarı ve zorlukları aşağıdaki gibidir (Gereken Yetenek Zarı: İksir Seviyesi x2):



- İksir üretmeyi dener ancak üretim butonuna tıkladığınızda malzemenizin yetersiz olduğunu görürseniz, iksir üretim hakkınız boşa gitmeyecektir.

- Herkesle paylaşılmamış iksirlerin üretimi (sana bakıyoruz Ciyaksir), bu kurallara göre Üretim Talepleri forumu üzerinden gerçekleştirilecektir.

UYARI: Aşağıdaki matematik de her şey gibi otomatik, isterseniz çok dikkat etmeyin ama merak edecekler için:

- Kaliteli/Vahşi iksir üretimi için gereken Yetenek Zarı, iksirlerin başarılı üretimi için gereken zarın 2 katıdır. Yani Kaliteli Antidot için ( 4 x 2 = 8 ) gerekirken Kaliteli Felix Felicis için ( 8 x 2 = 16 ) gerekmektedir.

- Seri Üretim iksirlerde üretim zorluğu, o hafta üretilmiş iksir sayısı ile çarpılarak artar. Örneğin bir haftaki ilk Diriliş Karışımı üretim girişimi 4 Yetenek Zarı isterken onun ardından yine 4 zorluklu bir Bitkinlik Füzyonu üretim girişimi ( 4 x 2 = 8 ), üçüncü olarak üretimi denenen Hafıza İksiri ( 8 x 3 = 24 ), dördüncü olarak üretimi denenen Ateşten koruma karışımı ( 2 x 4 = 8 ) zorluk ile gerçekleşir.

- Üretimin hangi koşullarda facia ile sonuçlanacağı bizde kalsın. c: Ejderha Derisi Eldiven önemli olabilir...

- Bu ilandaki sistem elbette zamanla değişiklikler gösterebilir, onlar da ilan edilir. Bu süreçte sisteme dair olumlu/olumsuz her türlü geri dönüşünüzü bekleriz.


Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7 8 ... 10