17 Nisan, 2026 08:43:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Théodore Reuben Chapdelaine

Sayfa: [1]
1
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 24 Şubat, 2022 02:24:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karşısındaki adamın acı içinde olduğunu görebilmişti Théodore. Fakat bunun hakkında ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu. Birisi kötü hissettiğinde en azından üzülmeliydi insan bu kişi her kim olursa olsun. Böyle hissetmiyor değildi. Sadece bunu neden hissettiğini kavrayamıyordu. Xavier’in söylediklerine inanmıyormuş gibi yapıyordu. Çünkü inanmış olması sinirlerini bozuyordu. Ona neden bu kadar çabuk inanmıştı. Yalan söylediği üzerine karşısındaki adamda herhangi bir iz aradı uzun bir süre. Ama bulamıyordu. Adamın ona sesini yükseltmiş olması üzerine patlamıştı zaten tüm siniri. Fakat her ne kadar sesli olarak aksini söylemiş gibi olsa da sesini yükselttiği için bile kızamamıştı babasına. Tüm siniri kendisine idi her zaman olduğu gibi.

Bu siniri tüm çabasıyla karşısındaki adama yönlendirmeye çalışıyor olması ne kadar doğruydu bilmiyordu. Fakat başka kime yönlendirebilirdi bunu. En sonunda siniri ona inandığı içindi. Aslında biraz da olsa öfkesi vardı adama karşı. Bu kadar detayı anlatması sinir bozucuydu. Artık çocuk olmadığı üzerine birçok kez annesi ile kavga etmişti. Ama bazı getirileri de vardı çocuk olarak görülmenin. Böyle detayların kendisinden tutulması gibi. Tamamını dinlememeyi istediğinden değildi bu tabii. Ama işine gelen şeyleri duymamayı tercih ederdi her aklı başında insan gibi. Tabii annesiyle aralarında olanları sorarak başına bunu da kendisi açmıştı aslında. Adamın odasına bugün gelmese ve doğru düzgün konuşsa böyle olmazdı büyük ihtimalle. Fakat dayanamamıştı, eğer beklerse hiçbir biçim değiştirme dersine girmeyi kaldıramayacak olduğunu hissetmişti.

Theo’nun kafasının içinde bir iç savaş süregelirken Barbatos geri içeri girmişti. Barbatos’un gelmesiyle kendisi rahatlamıştı ama babasının da rahatlamış olması tuhaf gelmişti. Bunu çok da fazla sorgulayamamıştı tabii gözleri direkt oldukça pahalı duran içki şişelerini bulmuştu. Bunlardan içmesinde bir sorun yok muydu şimdi. Annesi izin vermezdi içmesine bu yüzden tuhaf hissetmişti. Daha önce hiç içmediğinden falan değildi bu. Her kural tanımayan genç gibi onun da içtiği olurdu. Bu sırada kucağında yerine bulan Barbatos rahatını hiç bozmamıştı çocuğun fakat içmek ve içmemek arasında gidip geldiği belliydi.

Xavier içmesi üzerine onay verdiğinde hala kendisi tam emin olamıyordu. En sonunda içme kararı aldı. Tabii sinirlerini biraz daha yatışması için midir bilinmez fazla hızlı içmişti. Xavier’in fazla içmemiş olduğunu gördüğünde bir an ‘Ben ne yapıyorum ya şurada önemli bir konuşma yapmamız gerekiyorken.’ diyerek kendini durduracak gibi olmuştu. Fakat duramadı. Az önceki haline göre biraz daha keyifle yudumlarını alırken içkisinden, babasından gelen sesle durdu.

Adamın konuşmaya her şeyle girmesini bekliyordu ama bir özür bunların arasında değildi. ‘Niye özür diliyor bu adam ya.’ derken Xavier’in sebebini de söylediğini fark edebilmişti. Özür duymaya alışık değildi Theo, tuhaf hissetmişti böyle ‘ufak’ bir şey için özür dinlendiğinde. Adamın ofisine bir sürü yalan dizerek giren Theo’nun daha çok özür dilemesi gerekmez miydi hem. En sonunda adamın bir daha görmek dahi istemediği bir kitabı da kopyalatmıştı. Ayrıca bir değil iki defa yapmıştı bunu. Sırf keyfinin kahyası öyle istedi diye yapmıştı bir de bunu. İşte tam da bu yüzden bir özür duyduğu için kötü hissetmişti biraz.

Gözleri de dolmuştu az da olsa, bunu saklamak ister gibi içkisini yudumlamaya devam etti. Adam konuşmaya devam ederken yine kendisini ne demesi gerektiğini bilmez bir noktada bulmuştu. Hiçbir şey demese sorun olur muydu? Sadece biraz oturup rahatlasa ve düşünse sorun olur muydu? O böyle düşünürken Xavier konuşmaya devam ediyordu. Dikkatlice dinlemeye çalıştı Theo. Adam ona oğlum derken kendisini biraz daha gözleri dolarken buldu. Theo az önce söylediklerinden sonra karşısındaki adamın ona nasıl hâlâ oğlum diyebilmiş olduğunu anlayamıyordu. Böyle bir şeyi hakkediyor muydu o kadar söylediği şeyden sonra?

Derince bir iç çekti genç büyücü elindeki içkiyi bırakmıştı önüne. Konuşması bir cevap vermesi gerektiğini biliyordu. Evet dışında mantıklı bir cevap göremiyordu. Adamın söylediklerine inanmıyor olsaydı bile bu babasının bir şansı hakketmediği anlamına gelmezdi. Fakat gururuna yediremiyordu evet demeyi. Planlarının hepsinin puff olması demekti bu. Peki birine hakkettiği bir şeyi vermek varken planlarının bozulmuş olmasını düşünmesi doğru muydu?

Kollarını yeniden önünde bağladı Theo. Birazdan söyleyeceklerinin aksine yine en son konuştuğunda söylediklerine benzer şeyler dökülecekmiş gibi duruyordu gencin dudaklarından. Ama aslında tek sorun kendisini söyleyeceklerine hazırlamaya çalışıyor olmasıydı. En sonunda kendisini tam anlamıyla olmasa da hazır hissedebildiğinde başladı. “Öncelikle özür dilemenize aslında gerek yok cidden. Ve eee-” Burada aslında kendisinin bir özür dilemesi gerektiğini düşünüyordu, ama dili bir türlü dönmediğinden devam etme kararı aldı.

Bundan sonra özürden başka ne diyeceğini bilemediği için de sorunun cevabını verme kararı aldı Theo. “Ehem soruya gelecek olursam. Şey... Evet...” Sesli bir şekilde yutkunduktan sonra ise daha da zorlandığı kısma geldi. Adama az önce böyle seslenmişti ama o dalga geçmek için yapıyormuş gibiydi. Aslında gibisi yoktu direkt öyleydi. Fakat bu sefer olan farklıydı. Kendini hazır hissettikten sonra devam etti genç. “Evet baba. Bir şansı hakkettiğini düşünüyorum.”[/justify]

2
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 23 Şubat, 2022 17:08:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Xavier konuşmaya başladıktan hemen sonra verdiği karardan dolayı pişmanlık duymaya başlamıştı Theo. Gerçekten de bunları dinlemek istiyor muydu? Uzun bir süredir ona sürekli aynı şekilde anlatılan hikayede babasının tarafını da duyma isteği vardı gencin. Ama konuşmanın tam anlamıyla başlanmasının üzerine kendisini sorgulamaya başladı genç büyücü. Adamın dediği herhangi bir şeye inanmalı mıydı? Adama inanmakta güçlük çekeceğini düşünmüştü başta. Fakat yalan söylüyor gibi durmuyordu profesör. Xavier’in çocuk istediğini duymuştu az önce Barbatos’tan. Sırf bu sebeple yalan söylüyor olabilirdi. Theo belki de sadece kendini kandırmak istiyordu bir müddet daha. Bu yüzden babasının etrafında tutunabileceği herhangi bir şüpheye tutunmaya çalışıyordu. Karşısına oturmuş tüm olanları hala tam anlamıyla atlatamamış olduğu gayet belli olan babasının yalan söylüyor olduğunu düşünmek işine geliyordu. Çünkü yalan söylüyorsa bu hayatına eskisi gibi devam edebileceği anlamına geliyordu.

Değişimi hiç mi hiç sevmezdi Theo. Annesiyle yaşamaya başlamasından beri birçok şey sürekli değişmişti yaşamında. Hayatı hızlı yaşayanlardandı annesi. Bir işten diğerine atlamayı seviyor gibiydi kadın. Sürekli evin düzeni değiştirir ve her ay yeni hobilerinden birine oğlunu da alıştırmaya çalışırdı. İngiltere’ye taşınma kararını da oldukça ani alması bundandı. Çocuğa okulunun değişeceği üzerine mektubu gönderdiğinde çoktan Fransa’daki evlerini satmıştı. Değişimi hiç mi hiç sevmeyen birisi için oldukça zordu annesiyle yaşamak. Ama onunla eskisi gibi olamama fikri çok daha fazla korkutucuydu Theo için.

Adamı dinlerken rahatsız olduğu artık ne kadar belli olduysa önüne bitki çayı koymuştu Xavier. Bitki çayı sanki bundan sonra söyleyeceklerini hafifletebilecekmiş gibi de konuşmaya devam etmişti. Theo bugün oturduğu şu koltukta kaç defa rahatsızca kıpırdanmıştı bilmiyordu. Fakat artık ne yaparsa yapsın rahatlayamıyor gibiydi. Bunları daha hafifi anlatmanın bir yolu yok muydu? Hani çocuğun annesi hakkında konuşuyordu en sonunda. Theo en son böyle bir konuşmada bir arkadaşı sevgilisinden ayrıldıktan sonra bulunmuştu. Böyle durumlara alışıktı. Ama bahsedilen kişi annesiydi burada.

Theo içinden isyanını ederken Xavier duracakmış gibi gözükmüyordu. Konuşmuş da konuşmuştu adam. Tam kafasını iki eli arasına aldı, susacak sanırım derken- ‘Sesini mi yükseltti şimdi bu bana? Benim suçum ne bunak adam!? Gelmiş bana çıkışıyor. Sabır ver bana Ya Merlin. Sanki ben dedim sarhoş ol da beni yap anamla diye.’ Bir de sesini yükselttikten sonra susmuştu adam. Tabii içini döktü ya daha ne diyecekti zaten. Theo bu konuşmaya nasıl devam etse bilemedi. Fazla sinirlenmişti ama en son yapmak istediği şeydi sinirlenip saçma saçma şeyler demek.

Önündeki çaydan bir yudum aldı. Çay da hiç sevmezdi aslında ama kalkıp adamın içkilerinin olduğu tarafa yönelse şimdi olmazdı. Az önce minnoş Barbatos’u odadan kovan profesör kim bilir ona ne yapardı. Adamın asıl yüzünü saklayan kurnaz birisi olup olmadığını düşündü biraz. Ama ne kadar düşünürse düşünsün profesör öyle biriymiş gibi durmuyordu. Aldığı yudumdan sonra bir iç çeken Theo konuşmak için fincanı aldığı yere geri koydu. Kollarını önünde yeniden birleştirdiğinde şu an olanların genç büyücünün içindeki savunma mekanizmalarını çalıştırmaya başladığı belliydi. En sonunda kendi bildiklerini söyleyerek konuşmaya girip sinirini biraz da olsa böyle yatıştırmaya çalıştı.

“Annem bana hamile kaldıktan sonra büyükannesinin yanına gitmiş kimse duymasın diye. En azından ben büyürken böyle duydum.” Tam bu noktada kendini durdurdu Theo. Konuşmak fazlasıyla zor geliyordu bu konu hakkında ve bunu bu cümleleri söyledikten sonra fark edebilmişti. “Her neyse...” Derince bir iç çekip arkasına yaslandıktan sonra konuşmaya devam etti. “Bu kadar detay vermenize gerek var mıydı şimdi gerçekten?! Bazı şeyleri insanların bilmemesi gerekir falan hani. Bir de gelmiş bana bağırıyorsunuz! Çok mu istedim sanki ben-” Yine durdurdu kendini konuşurken. Sinirliyken konuşmak zordu. Kendisine bağırmamıştı bile adam. Ama orayı söylerken kendini durduramamıştı.

“Neyse- Konuşmaya başlamadan önce eğer dediklerinize katlanabileceksem burada kalmamı söylemiştiniz diye hatırlıyorum. Katlandım katlanmasına ama küsmekle alakalı da bir şeyler vardı orada. Gerçekten bunu söylemeye hakkınız olduğunu nasıl düşündünüz bilmiyorum. Fakat insanların birbirine küsebilmeleri için öncelikle ortada bir ilişkilerinin olması gerekir. Size küsebilmem için ortada bir sebep göremiyorum.” Sesi zaman zaman yükselecek gibi olmuştu ama kendisini sıkarak konuşan Theo tüm bu konuşmayı sesini sabit tutarak yapmayı başarabilmişti. Tabii yüz ifadeleri konusunda aynı şey söylenemezdi. Kızmış olduğu metreler öteden anlaşılabilecek genç aynı zamanda birisi kızmış olduğu ile alakalı bir şey söylerse patlayacakmış gibi de duruyordu.[/justify]

3
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 23 Şubat, 2022 06:32:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Profesör Xavier’in önüne gelen kitap sonrasında ağlamamak için kendini zor tuttuğunu elbette görmüştü. Ama bu ne demek oluyordu ki? En sonunda onları o terk etmemiş miydi? Ağlamaya hakkı gerçekten var mıydı şu an adamın? Theodore ne kadar düşünürse düşünsün ağlaması için bir sebep göremiyordu. Bilmediği bir şeyler mi vardı. Ona anlatılmamış, annesinin ona söylemediği bir şey mi vardı? Ama annesinin ondan bir şeyleri saklamak için bir sebebi olabilir miydi? Theo aklına gelen sorulara mantıklı tek bir cevap bile veremiyordu.

O bunları düşünürken çok bir süre geçmeden yanında bitmişti Barbatos. Onu kokuyor muydu? Theo bu durumdan rahatsız olmuştu ama bunu yapanın bir kafatası olduğunu düşünerek rahatsızlığını bastırabilmişti. Aynı koktukları üzerine bir şey demişti kafatası. Bunu duymasıyla midesi kalkan Theo yerinde rahatsızca kıpırdadı. Koklanılmış olmasından çok babası denen adamla aynı kokuyor olması fikri hoşuna gitmemişti. Görünüşündeki bir çok özelliği ondan aldığı ve hatta onun ğrencilik dönemindeki Hogwarts binasında bile olması yetmiyormuş gibi bir de aynı mı kokuyorlardı?

Barbatos konuşurken söylediklerinden biri dikkatini çekti Theo’nun. Bu adamın kızı yok muydu yani? O kızın soyadının Olineaux olduğuna emindi. Hem baba da demişti adama. Kuzenine falan mı baba diyordu bu kız? Ne kadar da tuhaftı. Yakın bir akrabalık ilişkilerinin olmamasını umdu genç büyücü. Babasının ailesi ile bir bağ kurmayı falan planlamıyordu ama tuhaf birinin halası falan çıkmasını istemezdi. Sinir bozucu olurdu böyle bir şey.

Xavier'in kitaptaki sayfaların bazılarını yırtarken Barbatos’u odadan kovduğunu duyabilmişti. Niye kovuyordu ki onun tek dayanağını? Kafatasının arada yaptığı yorumlarda dayanak bulan gence bunu neden yapıyordu? O bunları sorgularken profesörün fazlasıyla korkutucu gözüktüğünü yeni fark edebilmişti. Hem bu adam nasıl bu kadar hızlı duygu değişimi yaşayabilmişti? Ve ayrıca eğer böyle bir yanı varsa az önce Theo onunla bildiğin dalga geçerken nasıl sakin kalabilmişti? Yoksa sinirini çocuk konuşurken tutup en sonunda böyle mi patlıyordu. Bundan sonra biraz daha dikkat konuşmayı kafasına koydu Theo.

En sonunda korkmuş gibi duran kafatası ofisi terk etmişti. Kafatasının ardından beni terk etme buradaki tek dostum demek isteyen Theo, profesörün elinin başını bulduğunu görebilmişti. 'Yaşlı adamın başı mı ağrıyor? Beliniz de çok ağrıyor mu?' demeyi çok isterdi. Fakat az önce olanlardan sonra annesine dalga geçmek için çok sık söylediği bu sözleri bu adama söylememe kararı aldı. Hem niye annesiyle konuştuğu gibi konuşmak geçmişti içinden şimdi? Bu adamı babası olarak kabul etmek gibi bir fikri yoktu. Profesör Xavier'e az önce baba deyişinin ilk ve son olmasını planlıyordu.

Adam hareketlenip karşısındaki koltuğa oturduğunda yeniden rahatsızca kıpırdandı oturduğu yerde. Oturuşunu az öncesine göre yeniden düzeltti. Ne diye karşısına oturuyordu şimdi bu adam? Başta yerinden kalkmayı düşündü. Fakat bu geri adım atmak gibi bir şey olabilirdi. Neyin savaşını verdiğini bilmiyordu Theo ama oturduğu yerden kalkmama kararı aldı.

Xavier annesi hakkında konuşurken kaşları çatıldı Theo’nun. Annesi mi onu terk etmişti? Arkasına yaslanıp kollarını önünde birleştirdi Theo. Bunu rahatsız olduğundan yapmış olduğu belliydi. Ama yüz ifadesi hâlâ en son baba dediği halindeki donukluğuna yakındı. Dalga geçer gülümsemesine geri dönmek için zaman kolluyordu. Bir müddet de olsa adama acı çektirmek için oradaymış gibi davranırken rahattı. Ama dibine kadar gelen adam onda ağlama isteği uyandırıyordu sadece. Ve burada ağlamak hiç mi hiç istemiyordu Theo. Hatta sadece burada değil, bu konu için hiçbir yerde ağlamak istemiyordu. Fakat şu an konuşsa ağlayacak gibi hissediyordu. Hoş bir his değildi ağlamak varken kendini ağlamamaya zorlamak. Tabii bu öylece kendini bırakıp ağlayacağı anlamına gelmiyordu. Bu yüzden kısa bir şeyler söyleme kararı aldı.

“Size söylemek istediğim bir şey yok Profesör Xavier Olineaux. Ama şunu soracağım. Annemle aranızda ne oldu?” Zor olsa da onun tarafından da dinlemek istiyordu olanları. Büyürken hep babasının onu terk etmiş olduğunu duymuştu. Sadece annesinden değildi bu. Annesinden olanları dinlemiş yakınlarının hepsi de bu sözleri tekrar etmişti çocuk belli bir yaşı geçtikten sonra. Karşısındaki adam ne söylerse söylesin inanmakta güçlük çekeceğini biliyordu. Fakat sadece dinlemeyi denemek istiyordu.[/justify]

4
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 22 Şubat, 2022 23:23:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Odaya elinde ‘Fransa’nın Güzelleri” kitabıyla girmesinin ardından adamın girdiği öksürük krizi keyfini fazlasıyla yerine getirmişti Theo’nun. Yüzünden ne kadar eğlendiğini duyguların ne olduğunu algılayamayan bir yaratık bile fark edebilirdi. Gülümsemesi adamın konuşmaya başlamasıyla daha da büyümüştü, sanki bu mümkünmüş gibi. Binadaşının adını sormuştu Profesör Xavier. Şimdilik bu konuda susma kararı aldı Theo. Adamın konuşması bittikten sonra karar verecekti ne yapacağına. Belki yalan söyler sınıftaki sinirini bozan Olineaux kızından aldığını falan söylerdi. Her şey karşısındaki adamın bundan sonra söyleyeceklerine bağlıydı. 

Dersine girmediği için adını soru şeklinde ona yönelten adama kafasını evet demek için salladı hızlıca. Adamın şarap şişesini ve kadehleri geri yerlerine yönlendirişini izledi. Nerede olduklarını da aklında tutmayı düşünüyordu. Fakat içkilerin tamamen açıkta olduğunu fark etti. Eğer bu dönem planladığı gibi Hogwarts’da son dönemi olmazsa adamın şaraplarına dadanırdı belki. Ya da belki bu dönemin bitmesini beklemeden yapardı bunu. Aklındaki fikri çabuk savuşturmaya çalıştı. Şu an karşısındaki adamı dikkatlice dinlemeliydi.

Xavier bu kitabın kopyalanmasının suç olduğu üzerine bir şeyler söylerken gerilmiş olması gerekirdi ama aksine daha da eğleniyor gibi duruyordu. Dışardan bunu gören Profesör Xavier belki de bunun ona kitabı veren binadaşına nefret etmesi gibi bir sebep yüzünden olduğunu sanabilirdi. Ama aksine Theo böyle bir şeyi gereken noktada okuldan atılmak için kullanabilecek olduğunu düşünüyordu. Hogwarts gibi bir okuldan atıldıktan sonra yeni bir okula geçmesi zor olabilirdi. Fakat böyle şeyler umurunda değil gibiydi. En başında onu bu okula isteği dışında getiren annesine güzel bir cevap olacağını düşünüyordu bunun.

O böyle düşünürken morali iyice düşen adamın iç çekişini duydu. Kendini buna sebep olduğundan kötü hissetmişti bir an. Adamı böyle gördüğüne üzülüyor muydu? ‘Üzülmemeliyim.’ dedi kendine içinden. Daha kitap hakkında ne diyeceğini duymamıştı. Kollarını önünde kitap aşağıya doğru duracak şekilde birleştirdi ve pür dikkat dinlemeye devam etti. Az önce hissettiği ufak pişmanlık yerini yeniden güzel duygular alırken bir şeyi fark etti. O böyle keyifle adamı dinlerken tek keyfi yerinde olan da o değildi.

Adam kitap hakkında konuşurken ne bekliyordu bilmiyordu. Böyle bir kitap hakkında biri ne diyebilirdi bilmiyordu. Kitabın edebi bir değeri yoktu ama tarihin bir noktasını kaydetmiş olması üzerinden ileri yıllarda bazı insanların ilgisini çekeceğine emindi. Ama adamın böyle bir kitap yazdıktan sonra adi bir kazanova gibi hatırlanmamayı beklemesini komik bulmuştu. Son beş yılda yaptıklarını tabii biraz duymuştu Theo da, ama çıkardığı kitabı bilenlerin konu kitaba geldiğinde daha çok söyleyecek şeyleri oluyordu. Çoğu dedikodu olduğu belli olan abartı şeylerdi tabii. Fakat insanlar bu tarz şeyleri konuşmayı seviyordu gerçek olsun ya da olmasın.

Barbatos adam ile dalga geçmek için konuşup son 5 yıldaki durumu ile dalga geçince önce kendini kahkaha atmamak için zor tuttu. Ama sonra düşünmeden edemedi bu eğer gerçekse babasını yıkık birisi olduğunu göstermiyor muydu? Ama bu o beş kişiyle tam olarak ne yaptığına da bağlıydı düşnünce. Tabii adamı yıkık biri olarak görmek daha eğlenceliydi. Barbatos’un sözlerine inanmamak için de bir sebebi yoktu, dün yaptıklarından sonra ona saygı bile duyuyordu. Minik Xavier’in eline dokunması dışında dün olanlar gayet eğlenceli gelmişti Theo’ya. 

Adam ona öğrencim derken kendini biraz keyfi bozulmuş hissetti. Fakat dediklerini dinlemeye devam etmeye çalıştı. Yüzüne adamın zar zor iliştirdiği gülümsemesini gördükten sonra eliyle koltukları gösterdiğini de fark etti. Profesörün dediği gibi koltuklardan birine adama görücek şekilde oturduktan sonra arkasına yaslandı. Otururken elindeki kitabı dizlerine bıraktı. Adam kesinlikle yaşlı olmadığını söylerken kahkaha attı Theo sonunda ne diyeceğini biliyordu. 

“Hmm biliyor musunuz? Sizinle daha fazla oynamama kararı aldım. Ne de olsa yaşlısınız, biz küçüklerin yaşlılara saygılı olması gerekir.” Bunu söylerken kocaman gülümseyen Theo az önce dizlerine bıraktığı kitabı eline aldı, ardından annesinin olduğu sayfayı buldu ve işaretin hale orada olup olmadığını kontrol etti. “Öncelikle bu kitabı birinden aldığım kısmı ve girdiğimden beri söylediklerim bir yalandı. Ama şunu söylemeden edemeyeceğim. Odaya kitapla girdiğimde tepkiniz oldukça eğlendiriciydi Profesör. Neredeyse dün Barbatos’un yaptığı şovdaki haliniz kadar eğlenceliydi.” Kitabı profesörün olduğu yöne doğru asası ile yönlendirdi Theo ve bunu yaparken konuşmaya devam etti. “Ve üzgünüm, fakat kitapla alakalı açıklamalarınız ve değiştiğiniz üzerine olan kısmı tamamen görmezden geleceğim. Öncelikle şunu da bilmenizi isterim. Aslında ben hayatınızla ilgilenmeyi hiç mi hiç istemiyorum bundan emin olabilirsiniz. O yüzden kendinizi bir şeyler anlatmak zorunda hissetmenizi istemem.”
 
Kitap en sonunda adamın eline geçtiğinde konuşmaya devam etti. “Önünüze gelmiş kitapta özellikle işaretlediğim bir yer var. Annemden uzun uzun bahsettiğiniz kısım. Kitaptaki 142 kadın içerisinden en çok ondan bahsettiğiniz için nasıl hissetti bilmiyorum tabii ama kitabı kendisi yakmadığına göre beklediği bir şeyler yazmış olmalısınız. Ya da tamamen aldıktan sonra okumama kararı aldığı içindir. Annemin eski odasında bu kitabı bulduktan sonra alıp kopyalayan bendim. Kitabın hatta bir tane daha kopyası var ama konumuz şu an bu değil. Değil mi babacığım?” Sona doğru bakışları donuklaşmıştı gencin. Konuşmaya ilk başladığındaki gülüşünden eser yoktu şimdi.[/justify]

5
Biçim Değiştirme Dersliği / Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 22 Şubat, 2022 04:13:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Biçim değiştirme dersinden sonraki günün sabahında elinde bir kitabı çevirerek dersliğin önünde durmuş düşünüyordu Théodore. Kitabın içini açmaya eli asla gitmiyordu. Ama daha önce zaten okumuştu bu kitabı. Ne kadar bir kısmında okurken tamamen işkence çekiyormuş gibi hissetse de okumuştu. Kitabın yazarı hem çok iyi bildiği hem de hiç bilmediği birisiydi. Xavier Olineaux ile dün olan karşılaşmasına doğru düzgün bir karşılaşma diyebilir miydi? Diyemezdi sanırım ama buna rağmen büyürken adını birçok kez duyduğu bu adam hakkında birkaç şey biliyordu. Mesela içinde annesinin de geçtiği ‘Fransa’nın Güzelleri’ isimli kitabı yazdığını biliyordu.

Okumak sevdiği bir şeydi ama o sayfaları ne zaman açsa gözlerini oyup sonrada onları yakmak istiyordu. Zaten sadece bir kere okumayı başarabilmişti tüm kitabı sırf bu yüzden. Okumaya kendini neden bu kadar zorlamıştı? Babası üzerine elindeki tek şey bu olduğundandı bu. Fakat kabullenemezdi bu gerçeği. Her çocukta olacağı gibi baba özlemi çekiyor olduğunu biliyordu içten içe. Ama babasının nasıl biri olduğunu biliyordu. Çokça şey duymuştu adam hakkında. Ve içlerinden iyi olan tek şey adamın güzelliği üzerineydi. Annesi küçüklüğünde, daha babasından bahsetmekten kaçındığı dönemlerde birkaç kez ne kadar çok benzediklerini söylemişti çocuğa.

Daha sonrasında ise bu benzerlik oğluna ne zaman azar çekmek istese ortaya attığı bir konu olmaya başlamıştı kadının. ‘Ah Theo ne kadar da sorumsuzsun. Aynı baban gibisin.’ Bu sözleri ne zaman duysa bir kavgaya tutuşurdu annesiyle. Kadın sinirinden söylediği sözlerden dolayı içten içe pişmanlık duysa da oğlu karşısında asla geri adım atmazdı. Çocuğa birçok kez babasının onu hamile bırakıp bir daha da arkasına dönüp bakmadığını söylemişti. Theo böyle bir adamla aynı kefeye konmaktan nefret ediyordu. Büyürken hikâyenin sadece tek tarafını duymuş olduğundan babasının aslında iyi biri olduğu üzerine bir umudu vardı çocuğun. Annesinin ona yalan söylemiş olduğunu düşünüyordu ama ne olacağı belli olmazdı. Tabii bu yöndeki umutlarının bir kısmı adamın yazdığı kitabı görmesiyle sönmüştü.

Hakkında başkalarından duyduğu şeyler dışında bir şey bilmediği adama karşı olan nefreti biraz da olsa azaldığında adamın karşısına çıkmayı düşünmüştü hep. Karşısına sinirden doğru düzgün düşünemez bir haldeyken çıkmak istemiyordu babasının. Fakat bu düşünceleri Hogwarts’a gelirken onun burada profesörlük yapmaya başladığını duymasıyla değişmişti. Fırsat bu fırsatken adamın karşısına çıkıp onunla konuşmak istiyordu. Annesinin şu son dönemlerdeki ilgisizliğinden onu babasının olduğu bir yere gönderdiğini fark edememiş olduğunu düşünüyordu. Kim bilir annesi bu karşılaşmayı duymasının ardından belki çocuğu eski okuluna geri göndermeyi düşünürdü.

Ama içinde hala tuhaftır ki bir umutla doluydu. Kitabın basımından dört sene sonra kitabı yayımdan kaldıran adam belki de değişmişti. En sonunda onca sene geçmişti. İnsanların belirli bir yaş sonrasında değişmesinin zor olduğunu söylerdi dedesi. Tabii burada da durmazdı yaşlı adam, değişmenin onca zorluğa rağmen imkânsız olmadığını da hep belirtirdi. Fakat bu umutlarına fazla da kapılmak istemiyordu Théodore. Böyle bir şeye inanmak fazla safça olurdu en sonunda. Theo masum birini suçlamayı, suçlu birine inanarak aptal yerine düşürülmeye tercih ederdi. Hem duyduklarının hepsi adamın en azından aşırı flörtöz biri olduğuna işaret ederken farklı şeyler düşünmek için bir sebebi yoktu.

Bu düşüncelerle kafası karışık bir şekilde Hogwarts’a geldiğinde her şeye rağmen adamla yüzleşmeye hazır olduğunu düşünmüştü. Ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu. Karşısına çıkınca ne diyecekti. Hem ona bağırmaya cidden hakkı var mıydı ki? En sonunda kimse bir çocuğa bakmak zorunda değildi.  Annesi ona bakmanın bu genç yaşındaki yalnız bir anne için ne kadar zor olduğundan ne zaman yakınsa ona da bunu hatırlatırdı Theo. Annesine onun için yüzleştiği zorluklardan dolayı minnettardı ama bunun yüzüne vurulması hoşuna gitmiyordu.  Ona bakmak zorunda değildi hiç kimse, o böyle düşünüyordu.

Kafasını kaldırıp önünde beklediği sınıfa bir kere daha baktı. Dün dersin sadece bitimine gitmişti ama bu bile yetmişti kaos dolu anların bir kısmını görmesine. Güzel bir kızın sınıfa 'baba' diye bağırarak daldığını bile görmüştü. Aslında Xavier ile yüzleşmeye hazır hissetmiyordu. Fakat dün olanlar sinirini bozmuştu. Bu baba diye bağıran kız yetmiyormuş gibi küçük bir çocuğa dönüşen Xavier elini tutmuştu. Sinirliydi hem de çok. Bugün eğer adam eski haline döndüyse onunla yüzleşecekti başka bir şansı yoktu çünkü gözü dönmüş gibiydi. Ama yine de odaya dalmadan önce biraz da olsa sakinleşmeye çalışıyordu. Kafasını toparlayıp odaya girdiğinde doğru düzgün cümleler kurabilmeyi diliyordu.

En sonunda elinde çevirdiği kitaba gözleri takıldı genç büyücünün. Bu kitaptan elinde bir tane daha vardı gencin. Annesinin odasındakinin alındığını anlamasından korktuğu için iki tane kopyasını yaptırmıştı kitabın. Annesinin odasına kopyalardan birini koymuştu ve şu an elindeki ise bir diğer kopyaydı. Orijinali bavulundan çıkarmamayı tercih etmişti. Dikkatli bir şekilde bakıldığında bir kopya olduğu belli olan kitaba biraz daha baktığında aklına gelen fikirle profesörün ofisine dalmıştı. Adamın eski haline dönmüş olduğunu umuyordu ve öyleydi de. Normal halinde ilk kez gördüğü adama doğru ilerlerken elindeki kitabı havaya kaldırıp yüzüne en masum gülümsemelerinden birini iliştirmişti.

“Çok özür diliyorum ofisinize bir anda dalmış bulundum ama bu konuyu duymanız gerektiğini düşündüm Profesör. Konu geçenlerde binadaşımın bana verdiği bir kitap hakkında.” Kitabı adamın görebiliyor olduğuna daha da emin olduktan sonra devam etti. “İlk geldiğim günde Fransa’dan geldiğimi duyduğu için tüm Fransız erkeklerinin Profesör Xavier gibi olup olmadığı üzerine bir şey sordu bana. Başta bununla ne demeye çalıştığını anlayamadım. Ama anlamadığımı görünce bana bu kitabı okursam anlayacağımı söyledi.” Kitabı adam elinden belki almaya çalışır diye kendine biraz da olsa yakın tutmaya çalıştı ve ardından devam etti. “Kitabın içeriğiyle alakalı hiçbir şey bilmediğimden ilk sayfalarını okuma hatasında bulundum. Başta bunu sizin yazdığınıza inanmadım...”

Adamın gözlerinin içine baktı Theo. Devam etmek istiyor muydu emin değildi. Kendisini geri dönüşü olmayan bir yola atlamış gibi hissediyordu. Buradan devam ederse adama babası olduğunu nasıl söyleyebilecekti hiç bilmiyordu. Yine de bu hislerine rağmen devam etti. Bir kere konuşmaya girişmişken durmak da tuhaf olurdu hem. Hiç olmadı adama en son ondan korktuğundan yalana başvurduğu üzerine bir yalan daha söylerdi. “Fakat kitaba bir kez daha bakınca gerçekten de sizin tarafınızdan yazılmış gibi duruyor. Siz önceden böyle şeyler mi yazıyordunuz profesör?”[/justify]

6
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 20:12:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Dersin olduğu sınıfa doğru ilerlerken bir yandan da eli cebinde asasını tutuyordu. Sınıfa girdiğinde üzerine gelecek olan lanete hazır olmalıydı. Bu olayın saçma olduğunu düşünüyordu ama sene 1866'ydı başka ne bekliyordu. En sonunda sınıfa girip üzerine gelen laneti yarım yamalak da olsa sektirebilmesinin ardından oturmak için sıralara doğru ilerledi. Profesör bir yorum yapmıştı ama dinlemiş gibi yapıp sadece başını salladı. En sonunda ders başladığında dikkati biraz profesörde biraz da yanında oturan kızdaydı. Profesör bir soru yöneltmişti öğrencilere ama daha yeni yeni tüm dikkatini verebilmeye başlayan Theo şimdilik sadece sınıftakilerin cevaplarını dinlemeye odaklandı.[/justify]

7
Düello Salonu / Ynt: [Son 16] Eurus M. Soleil v A. Ares Caldecott
« : 20 Şubat, 2022 19:32:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir düello mu izliyordu yoksa aşıkların tartışmasını mı izliyordu bilmiyordu. Ama eğlenceliydi izlemesi. Theo arkasına yaslanmış maçı izliyordu ama biri onun rahatını bozmayı kafasına koymuştu. Binadaşı Gaye'dı bu. Birisi yanına gelip kendisini üzerine bırakınca ne yapabilirdi ki Theo? İyi olmadığını söylüyordu binadaşı. Tabii kucağına alıp onu hastane kanadına götürmeliydi. Başta biraz sarsıp belki kendine gelir diye iyi misin gibi sorular sordu. Ama tık yoktu Gaye'da. Bunun sonucunda binadaşını kucağına aldıktan sonra hastane kanadına doğru ilerlemeye başladı. Böyle bir şeyle uğraşmak istemiyordu hiç. Fakat gelip özellikle onun üzerine atlayan bu kişiyi başkasına da bırakamazdı herhalde.

8
Karakter Talepleri / Ynt: Diğer Talepler
« : 19 Şubat, 2022 16:45:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Öhem

Karakterlerimin uzun, bir yerlere sığmayan isimleri olmazsa ölüyormuşum.

Théodore Reuben Chapdelaine olarak değiştirilebilir mi karakter adı?


9
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 18 Şubat, 2022 23:58:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Koridorlarda boş boş dolanıyordu çocuk. Kendisine oldukça yabancı bu atmosfere alışmakta zorlanıyordu. Ama yeni edindiği arkadaşlarına veya mektuplarında annesine bunun üzerinden yakınamazdı. Onun alışık olduğu bir şey değildi dertlerinden konuşmak. Hem konuşsa ne diyecekti ki? Abartıyor olduğunun düşünüleceğine emindi. En sonun bu sadece bir okul değişimiydi. Hem de son senelerinde olan bir değişimdi abartmaya gerek yoktu.
 
Ağır adımları ile ilerlerken şu an aslında derste olması gerektiğini biliyordu. Biçim değiştirme dersi vardı ama daha o derse girmeye hazır hissetmiyordu kendini. Bu yüzden hastane kanadına gitmiş karnının ağrıdığı üzerine bir şeyler gevelemişti. Kendisini meşguliyetinden mütevellit bir iksir yollayıp göndermişlerdi. İksiri başta ne yapacağını bilememişti. En sonunda karnı ağrımıyordu. Ama yolda ilerlerken gerçekten karnı ağrıyan birini görünce kurtulmak için ona vermişti iksiri.
 
Şimdi ise ne yapacağını bilmiyordu herkes dersliklerindeyken nereye gidebilirdi. Hem Hogwarts’ı pek de iyi bilmediğinden kaybolma ihtimali de vardı. Şu an en azından I. katta olduğunu biliyorken ortak salona geri mi dönseydi? Ama geri dönerken kaybolma ihtimali de vardı. Derse girmediğine işte tam bu noktada bir tık pişman oldu ama son pişmanlık neye yarardı.
 
En sonunda biçim değiştirme dersliğinin kapısı önünde aynı dersi olduğunu hatırladığı bir binadaşını beklemeye başladı. Kızın adını hatırlamıyordu ama aklına başka fikir gelmemişti. Gelse de şu an bu seçeneği tercih ederdi. Çünkü bir yandan kendisi kabul etmek istemese de biçim değiştirme profesörünü görmek istiyordu. Xavier Olineaux, 'Fransa'nın Güzelleri' kitabının yazarı, babası denen kimse.
 
Karşısına çıkmayı istiyordu. Ama bir yandan da çıksa ne diyecekti ki. Sen benim babamsın diye yüzüne bağırmalı mıydı? Yoksa eline kitapta annesi olduğunu tahmin ettiği kadının sayfasını açık bu benim annem deyip işin matematiğini adama mı bırakmalıydı?
 
Kapının önünde beklerken bir kızın o sınıfa doğru ilerlediğini gördü. Derse istemeden bu kadar geç kalmak mümkün değildi. Büyük ihtimalle geç kalmak istediği için geç kaldığını düşündü Theo. Kız kapıya dönüp böylece Theo’ya da sırtını dönmeden önce kızın yüzüne bakma fırsatı olmuştu. ‘Güzel kızmış.’
 
“BABACIĞIIIIM!”
 
Bunu duymasıyla bildiğin aldığı nefesle boğulan Theo’nun aklından tek bir şey geçiyordu. ‘Merlin belanı vermesin Xavier Olineaux!’ Normalde sınıfa girmeyi düşünmüyordu ama bedeni onu dinlemeden hareket ediyormuşçasına kızın ardından sınıfa girdi. 
 
Sınıfa girdiğinde bir profesör gibi görünen tek bir kişi dahi görememişti. Ama üzerinde o bilindik Hogwarts cübbesi olmayan birisi vardı. Daha çok Hogwarts’a gidemeyecek kadar küçük bir çocuk diyebilirdik bu miniğe. Dersin biçim değiştirme dersi olduğunu düşününce aklına gelenlerle gülmeden edemedi Theo. 
 
“Profesör Xavier Olineaux?” ağzından çıkan bu sözlerin ardından sarışın bir Slytherin kız başını olumlu anlamda sallamıştı. Bunun ardından kahkahalara boğulan çocuk birkaç bakışa maruz kalsa da bunları umursamadı. 
 
Sınıfa girerken baba kelimesini kullanarak bağıran kızın yeniden adamdan baba diye bahsetmesi üzerine ise kahkahası kesilmişti. Kıza bakıp konuşup konuşmamak arasında kaldı birkaç saniyeliğine ardından kendini tutamayacağının farkına vardı.
 
“Baba mı? Burasının bir okul olduğunu unuttun herhalde Olineaux. Hem çeviren her kimse senin tarafından bağırılmak yerine bu güzel şov için bir teşekkürü hakkettiğini düşünüyorum. Büyük ihtimalle geçici olan bir şey için bu kadar bağırmana gerek yok.”
 
Bu sözlerin ardından yüzüne kocaman gülümsemesi geri dönen Theo bebişin göz hizasına geldi ve çocuğu tutan slytherin bir şey diyemeden ağlayan ‘babasının’ saçlarını karıştırıp konuştu. 
 
“Seni bebiş mi yaptılar? Yazık...” dudaklarını büzerek miniğin gözlerinin içine bakarken daha çok ağlamasını bekliyordu. Ama minik Xavier bir anda ağlamayı kesmiş ve Theo’nun elini tutarak kıkırdamıştı. Bu tatlı manzara karşısında sınıfın bir kısmından ‘Yiaaa~’ gibi bir ses yükselirken Theo.exe ulaşılamıyordu.[/justify]

10
Avatar & İmza / Ynt: Avatar Kayıtları
« : 18 Şubat, 2022 14:39:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tartaglia (Oyun Karakteri/Çizim) - Théodore Reuben Chapdelaine

11
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Théodore Reuben Chapdelaine
« : 18 Şubat, 2022 14:29:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karakterin Adı ve Soyadı: Théodore Reuben Chapdelaine
 
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: İnsanlarla fazla yakınlaşmayı sevmez Theo. Ama buna rağmen dışardan bakıldığından aşırı sosyal ve sevecen biri gibi gözükür. İnsanların dertlerini dinler onların yanında olmaya çalışır ama kendi sorunlarını kimseye açmaz. Fazlasıyla aktiftir ve bununla gelen meşguliyeti sever. Yalnız bir annenin tek çocuğu olmasının verdiği bir olgunluğu da vardır. Tabii bu olgunluk bazı hassas konulara gelindiğinde tamamen ortadan kalkmaktadır. Çocukluğunun başlarında annesine ev işlerinde sanki bir oyunmuşçasına yardım etmeye başladığından günlük sorumluluklar ona bir yük gibi gelmemektedir. Babasının zamparalığı yüzünden annesi ve birçok akrabasından kadınlara nasıl davranılması gerektiği üzerine kitapları dolduracak kadar öğüt dinlemiştir. Ona sanki bir anda zamparanın tekine dönüşecekmiş gibi davranan aile üyelerinin bu öğütlerle tek yaptığı onu onların yapma dediği şeyleri yapmaya itmek olmuştur. Kendisini babası denen o zamparadan farklı olduğu konusunda kandırmaya çalışsa da hayatındaki öğüt dolu saatlerin artışı bunun bir yalan olduğunun kanıtıdır.
 
Karakterin Kısaca Geçmişi: Ona hamile kaldığında annesi hala daha Beauxbatons'da öğrencilik senelerindeydi. Ailesi hamileliğinin farkına varır varmaz kızlarını hastalık sebebiyle okula gönderemeyecekleri üzerine bir yalan uydurarak büyükannesinin yanına norveçe gönderdi. Burda hamilelik sürecini geçirdikten sonra ailesinin sözlerine uyarak çocuğunu okulunun bitimine kadar Büyükanne Nanna ile bıraktı. Ve bu süreçte okuldayken tatil dönemlerinde ve sonrasında da zaman bulabildikçe ziyaret etmeye çalıştı Nanna'nın evini.

Theo Nanna'nın yanında yedi yaşına kadar kaldıktan sonra sonunda bir çocuğa ve kendisine yetecek kadar para kazanmaya başlayan annesiyle Fransa’ya yerleşti. Fransa'dan fazla hazzetmeyen Theo birçok kez Nanna'sının yanına gitmek için annesine yalvardı ama annesinden beklediği izini asla alamadı. Büyüdükçe sadece annesini bilen her çocuğun kafasında oluşan soruyu annesine sıklıkla sormaya başladı. 'Benim babam kim? Nerde? Neden onu göremiyorum?' Başlarda bu sorulara asla cevap vermedi kadın. Fakat Theo Beauxbatons'da ilk senesinden dönüş yolunda kaçıp bir şekilde Nanna'sının yanına kadar gidince sorulara cevap vermeye başlamak zorunda kaldı.

Seneler geçtikçe babası hakkında daha fazla şey duyan Theo annesi her ne kadar yumuşatarak anlatmaya çalışsa da babasının şerefsiz bir kazanova olduğunu düşünmeye başladı. Fransa'nın Güzelleri isimli kitabı annesinin eski evindeki odasında bulmasının ardından ise bu düşüncesinin kanıtını eline geçirmişti bildiğin. Kitabı Beauxbatons'da onun için son olacak yılında yanında götürdü ve yakın arkadaşlarına yazar hakkında sorular sordu. Bilen biri en sonunda kızlar arasında çıkmıştı. Kızdan duyduklarından sonra babasının zamparanın teki olduğunu kendi gözünde tam anlamıyla kanıtlamış olmuştu.

Neden bunu tam anlamıyla kesinleştirmek bu kadar zamanını almıştı bilmiyordu. Sanırım içinde ufak da olsa bir umut vardı birinin farklı bir şeyler söylemesini ummuştu belki de. Ama tabii umduğu olmamıştı. Bir de bu yetmiyormuş gibi annesi sene bitmeden ona okul değiştirmek zorunda olduğu üzerine bir mektup göndermişti. Mektup içeriğinde yeni bir iş bulduğundan bahseden kadın Hogwarts'ın Beauxbatons'dan ne kadar daha iyi olduğu ile alakalı yalanlarını eklemeyi de unutmamıştı.

Her ergen okul değiştiren çocuk gibi annesinden nasıl nefret ettiği hakkında arkadaşları ile konuşmaya giren Theo'nun Beauxbatons’da son senesi böylece bitmişti. Fakat tatilde annesiyle çokça kez kavga eden gencin tavrı Hogwarts'ın yeni biçim değiştirme profesörünün adını duymasıyla tamamen değişmiştir. Annesi bu değişimi fark edemeyecek kadar meşgulken çocuğunun yaptığı planları da görememişti tabii.
 
İstediğiniz Sınıf: VI. Sınıf
 
Karakterinizin SBD Sonucu: Derslerle arası ne iyi ne de kötüdür. Sınavlarına son günde çalışan biri olduğundan sadece çok iyi olduğu konularda ‘O’ notunu alabilmiştir. Bu 'O' notları arasında en az çalışmayla aldığı ise Biçim Değiştirme dersidir. Özetle en sonunda bir sürü ‘B’ ve yanında biraz da ‘O’ ve ‘U’ almıştır.
 
İstediğiniz Bina: Hufflepuff
 
Büyü Yatkınlıkları
 
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 5
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Gücü: 1
[/justify]

Sayfa: [1]