1
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: Baba ve Oğul: Yüzleşme
« : 24 Şubat, 2022 02:24:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karşısındaki adamın acı içinde olduğunu görebilmişti Théodore. Fakat bunun hakkında ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu. Birisi kötü hissettiğinde en azından üzülmeliydi insan bu kişi her kim olursa olsun. Böyle hissetmiyor değildi. Sadece bunu neden hissettiğini kavrayamıyordu. Xavier’in söylediklerine inanmıyormuş gibi yapıyordu. Çünkü inanmış olması sinirlerini bozuyordu. Ona neden bu kadar çabuk inanmıştı. Yalan söylediği üzerine karşısındaki adamda herhangi bir iz aradı uzun bir süre. Ama bulamıyordu. Adamın ona sesini yükseltmiş olması üzerine patlamıştı zaten tüm siniri. Fakat her ne kadar sesli olarak aksini söylemiş gibi olsa da sesini yükselttiği için bile kızamamıştı babasına. Tüm siniri kendisine idi her zaman olduğu gibi.
Bu siniri tüm çabasıyla karşısındaki adama yönlendirmeye çalışıyor olması ne kadar doğruydu bilmiyordu. Fakat başka kime yönlendirebilirdi bunu. En sonunda siniri ona inandığı içindi. Aslında biraz da olsa öfkesi vardı adama karşı. Bu kadar detayı anlatması sinir bozucuydu. Artık çocuk olmadığı üzerine birçok kez annesi ile kavga etmişti. Ama bazı getirileri de vardı çocuk olarak görülmenin. Böyle detayların kendisinden tutulması gibi. Tamamını dinlememeyi istediğinden değildi bu tabii. Ama işine gelen şeyleri duymamayı tercih ederdi her aklı başında insan gibi. Tabii annesiyle aralarında olanları sorarak başına bunu da kendisi açmıştı aslında. Adamın odasına bugün gelmese ve doğru düzgün konuşsa böyle olmazdı büyük ihtimalle. Fakat dayanamamıştı, eğer beklerse hiçbir biçim değiştirme dersine girmeyi kaldıramayacak olduğunu hissetmişti.
Theo’nun kafasının içinde bir iç savaş süregelirken Barbatos geri içeri girmişti. Barbatos’un gelmesiyle kendisi rahatlamıştı ama babasının da rahatlamış olması tuhaf gelmişti. Bunu çok da fazla sorgulayamamıştı tabii gözleri direkt oldukça pahalı duran içki şişelerini bulmuştu. Bunlardan içmesinde bir sorun yok muydu şimdi. Annesi izin vermezdi içmesine bu yüzden tuhaf hissetmişti. Daha önce hiç içmediğinden falan değildi bu. Her kural tanımayan genç gibi onun da içtiği olurdu. Bu sırada kucağında yerine bulan Barbatos rahatını hiç bozmamıştı çocuğun fakat içmek ve içmemek arasında gidip geldiği belliydi.
Xavier içmesi üzerine onay verdiğinde hala kendisi tam emin olamıyordu. En sonunda içme kararı aldı. Tabii sinirlerini biraz daha yatışması için midir bilinmez fazla hızlı içmişti. Xavier’in fazla içmemiş olduğunu gördüğünde bir an ‘Ben ne yapıyorum ya şurada önemli bir konuşma yapmamız gerekiyorken.’ diyerek kendini durduracak gibi olmuştu. Fakat duramadı. Az önceki haline göre biraz daha keyifle yudumlarını alırken içkisinden, babasından gelen sesle durdu.
Adamın konuşmaya her şeyle girmesini bekliyordu ama bir özür bunların arasında değildi. ‘Niye özür diliyor bu adam ya.’ derken Xavier’in sebebini de söylediğini fark edebilmişti. Özür duymaya alışık değildi Theo, tuhaf hissetmişti böyle ‘ufak’ bir şey için özür dinlendiğinde. Adamın ofisine bir sürü yalan dizerek giren Theo’nun daha çok özür dilemesi gerekmez miydi hem. En sonunda adamın bir daha görmek dahi istemediği bir kitabı da kopyalatmıştı. Ayrıca bir değil iki defa yapmıştı bunu. Sırf keyfinin kahyası öyle istedi diye yapmıştı bir de bunu. İşte tam da bu yüzden bir özür duyduğu için kötü hissetmişti biraz.
Gözleri de dolmuştu az da olsa, bunu saklamak ister gibi içkisini yudumlamaya devam etti. Adam konuşmaya devam ederken yine kendisini ne demesi gerektiğini bilmez bir noktada bulmuştu. Hiçbir şey demese sorun olur muydu? Sadece biraz oturup rahatlasa ve düşünse sorun olur muydu? O böyle düşünürken Xavier konuşmaya devam ediyordu. Dikkatlice dinlemeye çalıştı Theo. Adam ona oğlum derken kendisini biraz daha gözleri dolarken buldu. Theo az önce söylediklerinden sonra karşısındaki adamın ona nasıl hâlâ oğlum diyebilmiş olduğunu anlayamıyordu. Böyle bir şeyi hakkediyor muydu o kadar söylediği şeyden sonra?
Derince bir iç çekti genç büyücü elindeki içkiyi bırakmıştı önüne. Konuşması bir cevap vermesi gerektiğini biliyordu. Evet dışında mantıklı bir cevap göremiyordu. Adamın söylediklerine inanmıyor olsaydı bile bu babasının bir şansı hakketmediği anlamına gelmezdi. Fakat gururuna yediremiyordu evet demeyi. Planlarının hepsinin puff olması demekti bu. Peki birine hakkettiği bir şeyi vermek varken planlarının bozulmuş olmasını düşünmesi doğru muydu?
Kollarını yeniden önünde bağladı Theo. Birazdan söyleyeceklerinin aksine yine en son konuştuğunda söylediklerine benzer şeyler dökülecekmiş gibi duruyordu gencin dudaklarından. Ama aslında tek sorun kendisini söyleyeceklerine hazırlamaya çalışıyor olmasıydı. En sonunda kendisini tam anlamıyla olmasa da hazır hissedebildiğinde başladı. “Öncelikle özür dilemenize aslında gerek yok cidden. Ve eee-” Burada aslında kendisinin bir özür dilemesi gerektiğini düşünüyordu, ama dili bir türlü dönmediğinden devam etme kararı aldı.
Bundan sonra özürden başka ne diyeceğini bilemediği için de sorunun cevabını verme kararı aldı Theo. “Ehem soruya gelecek olursam. Şey... Evet...” Sesli bir şekilde yutkunduktan sonra ise daha da zorlandığı kısma geldi. Adama az önce böyle seslenmişti ama o dalga geçmek için yapıyormuş gibiydi. Aslında gibisi yoktu direkt öyleydi. Fakat bu sefer olan farklıydı. Kendini hazır hissettikten sonra devam etti genç. “Evet baba. Bir şansı hakkettiğini düşünüyorum.”[/justify]
Bu siniri tüm çabasıyla karşısındaki adama yönlendirmeye çalışıyor olması ne kadar doğruydu bilmiyordu. Fakat başka kime yönlendirebilirdi bunu. En sonunda siniri ona inandığı içindi. Aslında biraz da olsa öfkesi vardı adama karşı. Bu kadar detayı anlatması sinir bozucuydu. Artık çocuk olmadığı üzerine birçok kez annesi ile kavga etmişti. Ama bazı getirileri de vardı çocuk olarak görülmenin. Böyle detayların kendisinden tutulması gibi. Tamamını dinlememeyi istediğinden değildi bu tabii. Ama işine gelen şeyleri duymamayı tercih ederdi her aklı başında insan gibi. Tabii annesiyle aralarında olanları sorarak başına bunu da kendisi açmıştı aslında. Adamın odasına bugün gelmese ve doğru düzgün konuşsa böyle olmazdı büyük ihtimalle. Fakat dayanamamıştı, eğer beklerse hiçbir biçim değiştirme dersine girmeyi kaldıramayacak olduğunu hissetmişti.
Theo’nun kafasının içinde bir iç savaş süregelirken Barbatos geri içeri girmişti. Barbatos’un gelmesiyle kendisi rahatlamıştı ama babasının da rahatlamış olması tuhaf gelmişti. Bunu çok da fazla sorgulayamamıştı tabii gözleri direkt oldukça pahalı duran içki şişelerini bulmuştu. Bunlardan içmesinde bir sorun yok muydu şimdi. Annesi izin vermezdi içmesine bu yüzden tuhaf hissetmişti. Daha önce hiç içmediğinden falan değildi bu. Her kural tanımayan genç gibi onun da içtiği olurdu. Bu sırada kucağında yerine bulan Barbatos rahatını hiç bozmamıştı çocuğun fakat içmek ve içmemek arasında gidip geldiği belliydi.
Xavier içmesi üzerine onay verdiğinde hala kendisi tam emin olamıyordu. En sonunda içme kararı aldı. Tabii sinirlerini biraz daha yatışması için midir bilinmez fazla hızlı içmişti. Xavier’in fazla içmemiş olduğunu gördüğünde bir an ‘Ben ne yapıyorum ya şurada önemli bir konuşma yapmamız gerekiyorken.’ diyerek kendini durduracak gibi olmuştu. Fakat duramadı. Az önceki haline göre biraz daha keyifle yudumlarını alırken içkisinden, babasından gelen sesle durdu.
Adamın konuşmaya her şeyle girmesini bekliyordu ama bir özür bunların arasında değildi. ‘Niye özür diliyor bu adam ya.’ derken Xavier’in sebebini de söylediğini fark edebilmişti. Özür duymaya alışık değildi Theo, tuhaf hissetmişti böyle ‘ufak’ bir şey için özür dinlendiğinde. Adamın ofisine bir sürü yalan dizerek giren Theo’nun daha çok özür dilemesi gerekmez miydi hem. En sonunda adamın bir daha görmek dahi istemediği bir kitabı da kopyalatmıştı. Ayrıca bir değil iki defa yapmıştı bunu. Sırf keyfinin kahyası öyle istedi diye yapmıştı bir de bunu. İşte tam da bu yüzden bir özür duyduğu için kötü hissetmişti biraz.
Gözleri de dolmuştu az da olsa, bunu saklamak ister gibi içkisini yudumlamaya devam etti. Adam konuşmaya devam ederken yine kendisini ne demesi gerektiğini bilmez bir noktada bulmuştu. Hiçbir şey demese sorun olur muydu? Sadece biraz oturup rahatlasa ve düşünse sorun olur muydu? O böyle düşünürken Xavier konuşmaya devam ediyordu. Dikkatlice dinlemeye çalıştı Theo. Adam ona oğlum derken kendisini biraz daha gözleri dolarken buldu. Theo az önce söylediklerinden sonra karşısındaki adamın ona nasıl hâlâ oğlum diyebilmiş olduğunu anlayamıyordu. Böyle bir şeyi hakkediyor muydu o kadar söylediği şeyden sonra?
Derince bir iç çekti genç büyücü elindeki içkiyi bırakmıştı önüne. Konuşması bir cevap vermesi gerektiğini biliyordu. Evet dışında mantıklı bir cevap göremiyordu. Adamın söylediklerine inanmıyor olsaydı bile bu babasının bir şansı hakketmediği anlamına gelmezdi. Fakat gururuna yediremiyordu evet demeyi. Planlarının hepsinin puff olması demekti bu. Peki birine hakkettiği bir şeyi vermek varken planlarının bozulmuş olmasını düşünmesi doğru muydu?
Kollarını yeniden önünde bağladı Theo. Birazdan söyleyeceklerinin aksine yine en son konuştuğunda söylediklerine benzer şeyler dökülecekmiş gibi duruyordu gencin dudaklarından. Ama aslında tek sorun kendisini söyleyeceklerine hazırlamaya çalışıyor olmasıydı. En sonunda kendisini tam anlamıyla olmasa da hazır hissedebildiğinde başladı. “Öncelikle özür dilemenize aslında gerek yok cidden. Ve eee-” Burada aslında kendisinin bir özür dilemesi gerektiğini düşünüyordu, ama dili bir türlü dönmediğinden devam etme kararı aldı.
Bundan sonra özürden başka ne diyeceğini bilemediği için de sorunun cevabını verme kararı aldı Theo. “Ehem soruya gelecek olursam. Şey... Evet...” Sesli bir şekilde yutkunduktan sonra ise daha da zorlandığı kısma geldi. Adama az önce böyle seslenmişti ama o dalga geçmek için yapıyormuş gibiydi. Aslında gibisi yoktu direkt öyleydi. Fakat bu sefer olan farklıydı. Kendini hazır hissettikten sonra devam etti genç. “Evet baba. Bir şansı hakkettiğini düşünüyorum.”[/justify]