17 Nisan, 2026 09:01:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Nora Gray

Sayfa: 1 [2] 3
16
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Hayat devam ediyor
« : 15 Nisan, 2023 12:53:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Almanya/Berlin

Soğuk kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Oysa ki Endonezya da hava sıcakken tekrardan Kuzey yarım küreye gelmek ve soğuk havayı tekrardan içine çekmek. Şu bir kaç günlük Endonezya da tatil fikri iyice kafasına yatmaya başladı genç cadının. Hem şu olaylar bittikten sonra biraz olsun rahatlayacaklardı hemde Adras yakalanıp Azkabanı boylaması ile sevdiği adam büyük bir yükten kurtulacaktı. Ceketinin düğmelerini ilikleyen genç cadı soğuktan korunmak için onu iyice bedenine sardı. Yayalara yanan yeşil ışıkla beraber bir avuç insan topluluğu ile karşıya geçti genç cadı. Gideceği koordinatlar buradan fazla uzak değildi ve şehrin merkezinden geçmesi gerekiyordu. Yakınlara bir yere cisimlenmek istemedi neyle karşılaşacağını bilmiyordu çünkü. Yolun ortasına dikilen saatin tik takları arabaların seslerine karışırken etrafı çınlatan sesi duyuldu bu sefer. Öğle vakti çoktan gelmiş ve saat on iki olmuştu. Bir kaç çan sesi etrafta yankılanırken insanlar bu olay sanki sıradanmış gibi hiç tepki vermiyorlardı. "Burada yaşasan gerçekten İngilterenin saat kulelerini özler insan"dedi genç cadı. Ayakların ezdiği karlar etrafı ıslatırken genç cadı arabaların arasından geçip başka bir sokağa saptı. Sanki iki farklı ülke gibiydi bu sokaklar. İlerde büyük apartman dairelerinde oturan insanlar vardı ve arabalarıyla etrafı tozu dumana katan burada ise deme çatma evlerde yaşamaya çalışan insanlar. Anneler çocuklarının üşümemesi için onları buldukları eski battaniyelere sarmışlardı ve karınlarını doyurabilmek için kuru ekmekler ile besliyorlardı. Ona yabancı gözle bakanları görebiliyordu genç cadı. Bu gibi görevler ona çok şey katıyordu, her ülkenin yoksulluk durumu başkaydı ve gelişmiş gibi gözüken ülkelerin bile kenar köşelerinde böyle manzaralar ile karşılaşıyordu. İngiltere de yok muydu, elbette vardı. Kendisi varlıklı bir ailede doğmuş ve büyümüştü ama cadı bunu hiç bir zaman istememişti. Çoğu zamanlar o da normal bir ailede doğmak istemişti en azından annesi de babası da yanında olurdu. Elbette şimdiki konumuna gelemezdi belki bir cadı da olamazdı sıradan bir Muggle olurdu ama en azından mutlu olurdu.

Elinde ki kerpeten ile tel parmaklıkların bir kaçını kesti genç cadı. Nereye geldiğini bilmiyordu ama eski bir okula benziyordu. Kendisine geçecek kadar yer açtığı anda içeri girdi. Okul çok eski duruyordu ve şimdi de terk edilmiş. "Küçük zımbırtıları saklamak için mükemmel bir yer"dedi genç cadı. Ne bir opera binası, ne bir depo nede bir iş yeriydi burası. Kim derdi ki eski bir okulun için şişelerin saklanacağını. Okulun kapısını zorlanmadan açan genç cadı içeriye doğru adımladı. Karanlık koridorlarda sadece kırık camlardan sızan güneş ışıkları aydınlatıyordu. Cebinde ki asasını hazırda tutan genç cadı yavaş ve temkinli adımlar ile yürümeye başladı. Etrafta hiç kimsenin olmayışı dikkatini çekiyordu. Koridorun sağına döndüğünde kapıdan içeri girdi. Küçük bir sınıfla karşılaştı tam ortada duran bir film makinesi. Genç cadı çantasını sıraların üzerine bırakıp sınıfın içine doğru ilerledi. Film makinesi açıktı sadece oynamıyordu o kadar. Tahtanın tam ortasında animasyon olarak küçük bir kız çocuğu oturmuş ağlıyordu. Genç cadı film makinesine dokunduğu anda film oynamaya başladı ve çocuk ağlayıp garip sesler çıkarmaya. Cadı film makinesini tutup tahtaya baktı. Filmi geri sardığında sözler daha anlamlı olmuştu artık. Kendinizi sakının diyordu.

Bu ne demek oluyordu, burada kimler vardı ve neden böyle bir mesaj bırakmışlardı. Genç cadı karanlık koridorlarda yürümeye devam ederken yatakhanenin bulunduğu tarafa geldi. Küçük kız çocukları için yataklar sıralanmıştı karşılıklı ve yan yana. Genç kadın aralarından geçip ilerledi daha sonra da etrafa göz attı. Buradan ilerisi yok muydu yani bir şeyler olması gerekiyordu. Bakışlarını etrafta gezdirirken dolabı fark etti. Etraf toz içindeydi ve dolap açılır bir kapı olduğu çek belliydi çünkü açılıp kapanırken tozlar yer değiştirmiş yol şeklinde köşede birikmişti. Genç cadı dolaba gidip anahtarı aramaya başladı fakat küçük bir ittirme ile dolap kendiliğinden açıldı. Karanlık merdivenler ve örümcek ağları ile dolu bir geçit. Derin bir nefes çekti cadı ciğerlerine "Bundan nefret ediyorum"diye fısıldadı sonra dudaklarından Lumos sözcüğü ile birlikte küçük bir ışık hüzmesi parıldadı asasında. Yavaş yavaş merdivenlerden inerken bir zindana geldiğini fark etti. Böyle bir okulun içinde zindanın anlamı neydi. Etrafta dolaşırken silah sesleri duydu genç cadı ve bir köşeye saklandı. Kendisini fark edenler şimdi toplanmaya başlamıştı işte. Silah sesleri ona doğru savrulan sersemletme büyülerine karışırken genç cadı asası ile de kendini savunmaya çalıştı. Köşeye sıkışmak buna deniyordu işte. Bir kaç adamı kısa süre içinde bayılttığın da yerinden çıktı genç cadı. Birkaç adım atmıştı ki kolunda ki acıyı hissetti. Arkasına döndüğünde kendisine doğru tutulmuş silahı gördü. Omzunu sıyırmıştı mermi ve şimdi silahlı bir adam ona doğru geliyordu. Çantasını ve asasını yavaşça yere koyup ellerini kaldırdı adam onun ellerini arkasına doğru bağlarken genç cadı adamın baldırına ilk önce bir tekme vurdu daha sonra bileğini büküp silahını yere düşürdü. Adamın yüzüne dizini indirdikten sonra adam yere düşmüştü. Genç cadı koluna baktı, kırmızı sıvı ceketinden yayılmaya başlamıştı. Küçük bir büyü ile birkaç bandaj belirdi eline ve onla iyice sıktı yarayı. Berlinden sonra ki durağı Paris olacaktı ama şu işi bitirdikten sonra yarası ile ilgilense iyi olacaktı. Odanın kapısını açıp tam karşısında duran küçük kutuya baktı. Şişeler içinde duruyordu, onları eline alıp çantasına yerleştirdi.

Fransa/Paris

"Şu Fransızlar ne kadar çok meraklılar böyle işlere" dedi genç cadı yanında ki adama. Fransa da bu görev için ikinci defa gelmişti. "Bayan Gray, tam olarak ne arıyorsunuz?" dedi adam. NORA adama bakıp gülümsedi "Avuçlarımın arasına alınca görürsün" dedi. Fransa da yaşayan bir arkadaşıydı yanında ki adam. Berlinde ki küçük kazadan sonra Parise dönmüş ve tanıdığı bir doktora görünmek için adamın yanına gitmişti. Adam da eski dostunu bu halde görünce huzursuzlanmış fakat genç cadının tehlikeli mesleğinin olduğunu bildiğinden bir şey dememişti. Kadının İngilterede özel bir polis olarak biliyordu bu yüzden ona yardım etmeye karar vermişti. "Şu kuyumcu şimdi nerede tatlım" dedi. Kordinatların gösterdiği yer bir kuyumcuydu, şişelerin kuyumcuda saklanması ilginç bir olaydı. Genç adam ile kısa bir yürüyüşten sonra kuyumcunun önünde durdular. "İstersen sen burada kalabilirsin ben yakında dönerim" dedi. Adam başını olumsuz bir şekilde salladıktan sonra beraber içeri girdiler. Kuyumcu diğer müşteriler ile ilgilenirken genç cadı sanki takılara bakıyormuş gibi etrafı inceliyordu. Oldukça lüks döşenmiş kuyumcu da etrafı aydınlatmak için büyük taşlı bir avize tavandan sarkıyordu. Çoğunlukla bordo ve ona uygun olarak krem rengi kullanılmıştı etrafta. Kuyumcu adam genç cadıya baktığında kadın gülümseyip yanında ki adamın kolundan tuttu. "Nişanlım ile bir şeyler bakıyoruz" dedi. Yanında ki adam afallamış şekilde ne olduğuna anlam verememişti, kuyumcu adam ise müşterilerine dönmüştü. Kumral cadı adamın kolunu bırakıp etrafa yapılan büyü olup olmamasına bakıyordu. Kuyumcunun biraz şüphelendiğini görebiliyordu daha sonra genç cadı adamın ceketinin cebinden sarkan asayı fark etti. Yanında ki adama dönüp "Sen biraz hava alsan çok iyi olacak" dedi. Adam bir şey anlamamıştı ama yine de bu uyarıyı dikkatte alıp dışarı çıktı. O sırada kuyumcu da ki müşteriler de çıkıyordu. Genç cadıya yaklaşan adam hangisini beğendiğini sordu. "Aslında benim istediğim özel bir şey, tam olarak burada bulamadım" dedi adam eğilip tezgahın arkasından birkaç mücevher daha çıkardı. O sırada cadı eli ile asasını kavramıştı. "Ah hayır bunlar gibi değil, iki tane aslında küçük, mavi renkli" diye gülümsedi. Adam asasına gitmişti ki eli genç cadı asasını adama doğru tutuyordu. "Onları istiyorum" dedi. Adam asasını yavaş yavaş indirirken genç cadı "Hemen" dedi. Küçük bir kasanın içinden iki küçük şişeyi çıkardı kuyumcu adam ve cadıya uzattı. Nora şişeleri eline alırken adama doğru baktı. "Sanırım biraz uyusan iyi olacak"dedi ve sersemletme büyüsü döküldü dudaklarından. Kuyumcu yere yığılırken genç cadı dışarıya çıktı. "Bu fazlasıyla kolay oldu" dedi yanında ki adama.

17
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Hayat devam ediyor
« : 14 Nisan, 2023 23:04:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Brezilya/Rio

Karnavallar şehri, Brezilyanın renkli bir dünya olmadığını bilmeyen yoktu herhalde ama bir yandan da en çok ırkçılığın olduğu ülke burasıydı. Şişelerin belki de almak için zorlanacağı ülkeydi burası çünkü bir saattir sokaklarında geziyordu ve beyaz kadın diye tabir ettikleri kendisi oluyordu. Bakışların üzerinde olduğunu biliyordu Nora, her bir bakış ona tiksindirici bir şekilde bakıyordu. Her bir gözler ırkçılığın getirdi tiksinme yüzündendi. Renkler ve diller farklıydı ama neden bu kadar düşmancaydı hepsi, her şey sömürge, politika ve ülkelerin bir biri ile yarışmasından dolayı değil miydi zaten. Kölelik her zaman siyahileri vurmuştu, ondan bu kadar nefret etmiyorlar mıydı beyaz insanlara karşı. Genç cadı renkli bu sokaklarda gezerken müzik seslerini de dinlemeden geçemiyordu. Her zaman coşkulu bir ülke sadece gündüzleri değil geceleri de böyleydi. İkinci gelişiydi bu Rio'ya ve ilki bundan seneler öncesinde daha ilk ajan olduğunda gelmişti. Gerçi pek güzel bitmemişti işin sonu omzunda bulunan kurşun izleri buranın eseriydi.

Sessiz bir köşede duran kulübemsi tarzdaki depoya yanaştı genç cadı. İki adam tam karşısında duruyordu. "Ah beyler arabam az ilerde bozuldu da acaba yardım edebilecek birilerini tanıyor musunuz" dedi genç cadı. İri kıyım olan iki adam bir birine bakıp gülümserken genç cadı adamları inceliyordu. Adamın birinin sol arka baldırında sorun vardı tek bir adımı bile yetmişti buna anlamak için diğer ise sigara içtiğinde boğaz hastalığı vardı ve çok geçmeden bunun ilerlediğini tahmin edebiliyordu bu da adamın bir kaç kere öksürmesinden anlamıştı. Boğaz hastası olan adam biraz uzaklaşıp cadıyla ilerlediğinde Nora hamle yaparak ilk baş boğazına sonra da karnına direk attı. Adam küçük bir inilti ile yerde yatarken diğer adam sesin geldiği yere doğru koşmuş sadece arkadaşını bulmuştu yerde. Nora adama doğru yaklaşıp baldırına tekmeyi vurmuş acı içinde bağıran adamın boynuna daha demin bulduğu teli dolayıp sıkmaya başlamıştı. "İçeri de kaç kişi var söyle" dedi sert bir ses tonu ile. Adam boğuk sesler çıkarırken diğer adam uyanmaya başlamış Nora asasını çıkarıp adama sersemletme büyüsü yaptıktan sonra diğer adama dönmüştü. Adam neler olduğunu anlamamış içeri de zorla da olsa üç kişinin olduğunu söylemişti. Nora adamı bayılttıktan sonra bu büyü olayını hafızasından silmek için küçük bir büyü daha kullanmış sonra da binaya doğru yönelmişti. Binanın köşesine bıraktığı çantasını alıp içeri girdi genç cadı. Elindeki asa ile küçük patlama büyüleri iki adamın dikkatini dağıtmış ve Nora onları da bayılttıktan sonra şişelerin tutulduğu odaya doğru adımladı. Tek kişi kaldığını biliyordu genç cadı. Üst üste dizilmiş kutuların arkasında saklanırken aynasını çıkardı. Adamın ne yaptığını öğrenmeye çalışıyordu yansımasından. Adam odanın kapısından başını çıkartıp etrafa bakınırken genç cadı silahını çıkartıp içine birkaç kurşun daha doldurdu. Daha sonra onu çekip yürümeye başladı. Kapıya birkaç el sıkarken adam içeri kaçtı, genç cadı da kapıdaki deliği büyütmek için birkaç el daha sıktıktan sonra çantasında ki bayıltıcı gazı çıkarıp içeri saldı. Kendi yüzüne taktığı maske ile içeri girerken adamın çoktan bayıldığını gördü. Kapının açılması ile gaz etrafa yayılmaya başlamış odanın içindeki etkisini yavaştan kaybediyordu. Sağlam bir çantada saklanan şişelerin bulmuş kendi çantasına yerleştirirken boynuna sarılan kol ile yere yığılmıştı. Mücadeler nefes almasını daha çok engelliyordu, omuzları zemin ile buluştuğunda adamın kaslı kollarına gitti eli. Asasını düşürmüştü genç cadı ve tepinmekte bir işe yaramıyordu. Çok yakında bu gidişle havasızlıktan ölecekti, gözleri yavaş yavaş kararmaya başlasa da son bir gayret ile çantasının küçük kulubunu tuttu ve köşesinden bıçağı çıkardı. Bıçağı adamın baldırına sapladıktan sonra adamın elinden kurtuldu ve adamın yüzüne tekme yapıştırdıktan sonra adam kanlar içinde yere yığılırken genç cadı derin bir nefes çekti ciğerlerine. Çantayı alıp dışarı çıktı o sırada daha demin telle boğazladığı adam ayılmaya başlamıştı. Nora yanına gidip baldırına bir tekme daha yapıştırdı. "Dördüncü bir kişi olduğunu söylemen gerekiyordu, saymayı öğren" dedi ve oradan uzaklaştı.

Endonezya/Cakarta

Evinden çok uzaklaşmıştı artık genç cadı, Endonezya ya gidebileceğini hiç düşünmemişti. Adalardan oluşan bir ülkedeydi şimdi, ülke ülke cisimlenmiş ve kendisine verilen adreste bulmuştu artık. Masmavi bir okyanus ülkesiydi burası, yeşilliklerin kavuştuğu ve gök yüzünün deniz rengi olduğu. Genç cadının içine huzur dolduruyordu böyle yerler biraz da hüzün. "Sanırım Balian'ı ikna edip bir kaç günlüğüne buraya gelsek çok güzel olur" dedi kendi kendine. Büyücüyü masasından kaldırabilirse böyle bir tatil ikisi içinde güzel olurdu tabi ki de kışın değildi ama yazın tatil yapmak için güzel yerlerden birisi gibi duruyordu. Hem zaten mevsimler burada ters değil miydi. Onlar Kuzey Yarım Kürede kışı yazarken burası adeta Temmuz sıcağı ile kavruluyordu. Bunu aklının bir köşesine yazdı genç cadı gülümseyerek. Pek görülecek bir yeri yok gibiydi ülkenin ama yeşilliği ve maviliği içinde bulundurması en güzel huzur verici tatil olurdu. Hem bir birlerine zaman ayırsalar kötü mü olurdu.

Kafasına silah dayadığı adamı duvara yasladı genç cadı.  Asasını bu Mugglar üzerinde kullanamayacağını biliyordu o yüzden küçük tabancasını yanında taşıyordu her zaman. "Bana yerini söyle" dedi genç cadı. Adam aptala yatıp neyin olduğunu soruyordu. "Ne olduğunu biliyorsun, mavi sıvı, iki şişe onlar nerede" dedi. Adam bilmiyorum demekte ısrar edince yere bir el sıktı genç kadın. Adamın biraz korkaklığı şansını yaver götürmeye yetecek gibiydi ama adam bilmiyorum demekte ısrar ediyordu. "Bak burada olduğunu biliyorum, adamlarının çoğu ilerde baygın yatıyor ve şimdi bana onların yerini söylersin yada birkaç saniye içinde kafanı patlatırım, söyle" dedi genç cadı sesini yükseltip. Adam ilerde ki tahta sandıkların içinde olduğunu söyledi. "Hangi sandıklar, burada düzünelerce sandık var, hangisi" dedi. Adam mavi etiketli olduğunu söyledikten sonra Nora adamın kafasına tabanca ile vurdu. Adamın yere yığılışını gördükten sonra mavi etiketli sandığın bulunduğu yere gitti. Sandığın kapağını kaldırdığında talaşların içinde ki iki küçük şişeyi gördü. "Annenize gelin bebeklerim" diye gülümsedi.

18
Diğer Dünya Ülkeleri / Hayat devam ediyor
« : 14 Nisan, 2023 14:15:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç cadı mermer merdivenleri çıkarken topuklu ayakkabılarının sesleri koridorda yankılanıyordu. Kırmızı ayakkabıları üzerinde ki beyaz renkli ve kırmızı puantiyeleri olan ayakkabısı ile oldukça uyumluydu. Uzaktan görüldüğünde önemli bir buluşmaya, partiye gidilmiş gibi gözüküyordu ama cadının tek gittiği yer bakanlıktan aldığı görev için gittiği randevuydu. Bakanlıktan aldığı görevlerin bazıları sıradan oluyor bazıları da gerçekten onu zorluyordur. En azından hiç kimsenin onu isteği dışında yatağa atamazdı. En azından küçük oyuncakları ile bunu engelliyor ve işler o safhaya gelmeden istediğini alıyordu. Sonuçta uzun bir eğitim geçirmişti hayatında ve bazı şeylerin ne olduğunu en başta öğrenmişti. Bazen de keşke orduda kalsaydım diyordu elbette ama  İngilterenin de acı dolu anıları olduğu gibi güzel anıları da vardı onun için. Kapıyı açıp üzerindeki lastiği kontrol etti. Orada duruyordu, içeri girdikten sonra sol tarafta bulunan oda parfümünün düğmesine bastı. Etrafa yayılan lotus çiçeği kokusu tüm odayı doldururken genç cadı derin bir nefes çekti içine. Tabi ki de bu yapay kokular hoştu ve etrafı güzelleştiriyordu ama  onun asıl sevdiği koku sadece birkaç adım ötesinde ki tuvalet aynasının üzerinde kırılmaz cam bir fanusun içinde duran kırmızı taze güldü. Genç cadı ona baktıktan sonra gülümsedi, yıl başı şurada geçeli sadece birkaç gün olmuştu o kadar ama sevdiği adamın dediğine göre bu gül onların aşkları ile hep taze kalacaktı. Genç cadı gülümsedikten sonra saçında ki küçük tüllü şapkayı çıkarttı ve sandalyenin üzerine koydu. Bu gün ki işinden dolayı yarın büroya gitmesi gerekmiyordu. Gerçi istese gitmezdi elbette ama yine de genç cadının evde durmak ve bakanlıktan gelecek emirleri beklemek değildi tarzı. Üzerinde ki elbiseyi çıkarıp kendisini sıcak suyun kollarına atmak istiyordu. Elbisenin fermuarını açmaya yeltendiğinde camının tıkladığını fark etti. Çok geçmeden bakanlıktan gönderilen baykuş tam karşısında duruyordu. Camı açıp baykuşu içeri aldı ve baykuşun ayağında ki mektubu eline aldı. Mektubun ondan görebiliyordu üzerinde de Balin'ın mührü vardı.

Bayan Gray,

Eski Konsey üyesi Adras d'Ibelin çiftliğini terk ederek kaçtıktan sonra, arkasında bıraktığı tüm düşünseli sıvılarını içeren şişeler ortadan kayboldu. Bulunması için görevlendirdiğim kişiler görevlerini bitirdiğinde yargılanması konusunda önemli yol gösterici olacaklar. Bu şişelerin izini sürebilecek ve onları bulabilecek kadar deneyimli olduğunuza güvenerek, sizin bu görev için en iyi seçenek olduğunuzu düşünüyorum.Şişelerin güvenli şekilde saklanması için Esrar Dairesinden görevlilerle birlikte çalışmanızı tavsiye etmek isterim.


Aniden Beliren not= Seni seviyorum.

Balian d'Ibelin


İkinci notu gördüğünde yüzünde gülümsemeyi saklayamadı genç cadı. Derin bir iç çektikten sonra yeni gelecek görev için bakanlığa gidip şişeler hakkında daha fazla bilgi edinmesi gerektiğini biliyordu.

«Beş gün sonra - İtalya/Milano Saat: 08:30

Aşıklar şehrimi denmeli yoksa aşıklar ülkesi mi. Genç cadıya ikisini de kapsıyordu. Gerçi bir çok ülkeye verilmişti bu isimler Fransa, Rusya ve İtalya şimdi de onlardan birindeydi genç cadı. Arnavut kaldırımların bulunduğu meydanda yürüyordu şuan için ve çok geçmeden de gitmesi gereken bir yer vardı. Bir kaç gündür bu olayı ayarlamak için uğraşıyordu. Milano da küçük bir Hotel de kalmıştı bir kaç gündür ve şişenin bulunduğu büyük şirkete sızabilmişti aslında tam sızma değildi. Büyük bir ticari şirketti ve genç cadı oraya sekreter olarak işe girmişti. İş yerinin patronu İngiliz bayanlara özel ilgisi olduğundan ve genç cadının İngiliz aksanı sayesin kolayca alınmıştı iş yerine.  Büyük binanın önünde durdu kısa süreliğine daha sonra adımlarını hızlandırıp içeri girdi. Kendi masasına geçerken elinde ki çantasını bıraktı. Çok geçmeden içeri kumral, ela gözleri olan uzun boylu patron girdi. "İyi günler Bay Agostino, kahveniz her zaman ki gibi mi olsun" dedi. Kırk yaşlarının başında olan adam başını evet anlamında salladıktan sonra "Bu gün büyük bir toplantım var, buraya birkaç adam gelecek başka içeri kimseyi alma lütfen" genç cadı tamam dercesine başını salladı ve kahveyi getirmek için gitti. Ne toplantısı olduğunu masanın altına yerleştirdiği küçük bir böcek sayesinde öğrenmişti genç cadı. O şişeden bahsetmişlerdi , mavi renkli gökyüzü demişlerdi ismine ve gök yüzü gözlere sahip adamın demişlerdi. Adrastan bahsettiklerini anlıyordu Nora tabi ki de, şişe yine el değiştirecekti ve değiştirmeden Nora onu alması gerektiğini biliyordu. Elinde ki kahveyi patrona çok geçmeden götürdü, bardağı bırakırken masanın üzerinde duran notlara göz atmak için biraz ağırdan aldı. Adamın dikkatini dağıtmak için adama daha çok sokuluyor adamın da bu olay hoşuna gidiyor ve cadıya ilgi gösteriyordu. Nora bacağında hissettiği el ile irkilirken şişenin nereye gideceğini öğrenmişti başka bir şehre gidiyordu. Bu binadan çıkmadan onu alması gerekiyordu. "Bay Agostino toplantınız beş dakika sonra başlamak üzere" dedi ve adamın yakalarına gitti elleri. Onları düzeltir gibi yaptı ve adama daha çok sokuldu. "Umarım toplantınız iyi geçer ve toplantıdan sonra bunu kutlayabiliriz" dedi. Adam yüzünde ki memnun ifade ile başını onaylarken oturduğu yerden kalkmıştı. Nora adamdan uzaklaşıp yüzüne küçük bir gülümseme koydu, kapıdan çıkarken tabi beni bulabilirsen dedi. Şişenin şuanda tutulduğu yerin anahtarı artık ondaydı. Adama sokulduğunda kemerinde ki küçük çantaya benzer şeyde anahtarı tuttuğunu çok önceden biliyordu şimdi de anahtar avuçları arasındaydı. Hızlı adımlar ile giriş kata indikten sonra şişenin bulunduğu odaya sadece bir koridor kalmıştı ki önünde korumanın biri olduğunu gördü. Ne yani bir koruma mı diye geçirdi içinden, sorun değildi bu işine gelirdi.  Arkasında ki yangın düğmesine bastığında bütün binanın alarm sistemi devreye girdi. Kapıda ki görevli ne olduğunu anlamadan etrafı kolaçan etmek için yerinden ayrılmıştı ki Nora hızlı adımlar ile odaya yaklaştı ve kapıyı anahtar ile açtı. İçeri girdiğin cam bir fanusun içinde iki tane şişe duruyordu. "Ah Mugglelar ellerinde neyi tuttuklarından haberleri bile yok" dedi. Etrafa göz attıktan sonra şişeyi koruyan herhangi bir şey olup olmadığını araştırdı. Cam fanusu kaldırdığında alarmın çalacağını biliyordu onu tetikleyen bir çip vardı. Üzerinde ki gömleğin düğmelerini açtı ve südyenine ulaştı. Südyeninin telini çıkarıp onu kıvırdı. Cam fanusu dikkatlice tam yerinden kaldırmadan oynattı daha sonra teli içine sokup çipe basınç yaptı. İki şişeyi alırken bu sefer fanusu tekrardan geri kapattı. Artık iki şişe ellerinin arasındaydı.

« Bir gün sonra - Avustralya/Sydney Saat: 21:15

Işıl ışıl parlayan bu şehirde gezmek gerçekten de güzeldi genç cadı için. Dünkü başarıyla sonuçlanan görevinin tadını şimdi Avustralya da çıkarıyordu. Bu görev sayesinde bütün dünyayı dolaşacağım dedi kendi kendine. Gemilerin siren seslerini duyabiliyordu ve denizin tuzlu kokusu gemilerin çıkardığı kükürt kokusuna karışıyordu. Şimdilik sadece liman ve sanayi şehriydi ama ilerde bir gün buranında güzel bir şehir olacağına inanıyordu. Tam karşısında duran Opera binasındaydı şimdi ki görevi. Adımlarını hızlandırdı genç cadı, üzerinde ki kırmızı renkli elbise bu bina için oldukça uygundu. İçeri girdiğinde herkes yerini almıştı ve opera birazdan başlayacaktı. Çok geçmeden de beklediği olmuş ve bütün gözler sahnede ki kadına çevrilmişti. Genç cadı yanında ki adamdan geçmek için izin isteyip yavaş hareketler ile kalkmıştı. Herkes büyülenmiş gözler ile sanatçı kadına bakarken genç cadı koridora çıkmıştı. Merdivenlere yönelip alt kata inmişti genç kadın. Çok geçmeden beyaz renkli kapının önüne gelmişti.Son günlerde kullanılan kilit sistemi ile karşılaştı. Bir kaç yerde nadiren rastlamıştı bunlara çoğunlukla büyük yerlerde oluyordu ama henüz çok az bilinen bir şeydi fakat genç cadıda bunun çözümünü bulmuştu. Çantasından çıkardığı pudrasını iyice fırçasına yedirip anahtara sürdü daha sonra çantasından çıkardığı burun bandını bastırdı olduğu yere. Yeşil ışık yanması ile birlikte kilit açıldı. "Kadın olmayı seviyorum" dedi gülümseyerek. İçeri girdiğinde asasını çıkaran genç cadı küçük bir Lumos büyüsü ile etrafı aydınlattı. Küçük bir kasa vardı tam karşısında genç cadı ona yaklaştığında aynı güvenlik sisteminin orada da olduğunu gördü. Aynı sistemi denedi yine ve en sonunda şişeleri eline aldı. "Aptallar bu sisteme çok güveniyor olmalılar" dedi genç cadı. Kasanın içine hologram büyüsü ile iki tane şişe yerleştirdi. Şişeleri çantasına atıp artık bir sonra ki görev için ilk baş İngiltereye sonra görev yerine gidebilirdi.

19
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: FB - Bindik bir alamete!
« : 04 Nisan, 2023 21:04:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Acı, adeta dalga dalga bütün vücudunu ele geçiriyordu kumral cadının. Bütün duyuları sanki o bölgeye yönelmişti ve o sızlamayı hissediyordu. Yavaş yavaş gücünün tükendiğini kanının çekildiğini hissediyordu genç cadı. Her bir nefes alışta ciğerleri parçalanıyordu sanki. Küçük bir kıpırtı bile canınını yakıyordu. Ama asıl canını yakan bunu arkadaşının yapmasıydı. Güvendiği kişi, dostu diye bildiği arkadaşı ölümüne sebep olacaktı. Bitecek diyordu genç cadı en sonunda bitecek. Bunların hiç birini hissetmeyeceksin hepsi kısa süre sonra son bulacak diyordu. Ama tek endişesi bütün bu öğrendiklerinin de onla birlikte gitmesiydi. Hayatta tek değer verdiği kişi olan annesine ajan olacağını söylediğinde kadın başta karşı çıkmıştı. Fakat kızının hayalleri peşinde koşmasını istiyordu. O zamanlar Nora bakanlıkta çalışmak istiyordu ama bir seherbaz olarak değil. Annesinin bu sırrını öğrendiğinde onla konuşmuştu. Kadın ona bu mesleğin çok zor olduğunu her an ölümle yüzleşeceğini ve her şeyini bu meslek için feda etmesi gerektiğini söylemişti. Sarışın kadın, büyücü ile evlendiğinde ailesini feda edemediği için mesleğini bırakmıştı, kumral cadıya hayatta yaşadığı zorlukları anlatmıştı tek tek ama cadı yine de annesinin izinden gitmeyi seçmişti o gün. Şimdi de annesinin dediği noktaya gelmişti işte, her şeyi geride bırakması gerekiyordu ama yaptığı onca şey hepsi yarım kalacaktı onla birlikte solup gidecekti şimdi.

Genç cadı bütün bunların kendisiyle birlikte kaybolmasını istemiyordu. Son nefesinde bile en azından büyücüye yardımının dokunmasını istiyordu. Yazabilecek herhangi bir şey bulsa yada daha demin iki mermerin arasında sıkışan asasını görmüştü ona ulaşabilse tüm bunları bir yere yazar ve büyücüye ulaştırabilirdi ama şimdi hepsi birer çöp olacaktı. Onla beraber gelecekti tüm bu itiraflar. Genç cadı kana bulanmış parmaklarına baktı daha sonra bakışlarını beyaz betona çevirdi. En azından küçük bir şey yazabilirdi en azından asıl olayların kilit noktasını büyücüye ulaştırabilirdi. Onu kurtarmaya yetişemeyecekti belki ama öldüğünde muhakkak onu bulabileceğini biliyordu. Kumral cadı başını hafifçe kaldırıp yana doğru baktı. Beton zemine Sofia yazdı kanla. Adrasın biricik aşkının ismini kanla betona yazmıştı. Başını tekrardan yere koyarken yavaş yavaş gözlerini kapamaya çalışıyordu. Artık onun için buraya kadardı, bitmişti bütün her şeyi arkasında bıraktığına emin olarak belki de bu şekilde huzura kavuşacaktı.

Boğuk bir ses duydu genç cadı daha sonra buna tıkırtılar eşlik etti. Güçlükle nefes almaya başlamıştı artık, yavaş yavaş kirpiklerini bir birinden ayırdı ve bakışlarını sesin geldiği tarafa çevirdi. Tanıdık bir ses ona ismini söylüyor bir şeyler fısıldıyordu. "Balian" diye küçük bir fısıltı döküldü dudaklarında. Büyücü ona yardım etmek için dizlerinin üzerine çökmüştü ama zaten çok fazla kan kaybetmişti ve şimdi de ona saplanan demiri ondan ayırırlarsa kanaması daha çok artacak ve bu sefer daha çabuk hayata veda edebilecekti. "Ölüyorum" diye fısıldadı genç cadı bu sefer. Bakışlarını büyücünün gözlerine çevirdi. İki d'Ibelinin de göz renkleri aynıydı fakat genç cadı büyücüde daha farklı bir şeyler görüyordu. Onun gözlerinin maviliği cadıya daha bir huzur veriyordu. Gözlerini sonsuzluğa kapatırken en azından sevdiği adamın yanında ölecek onun görmek istediği gözlerini görecekti. En azından bu huzur veriyordu genç cadıya. Büyücü ne yapması gerektiğine bakarken genç cadıyı yerinden biraz kıpırdatmış buda onun canını daha çok yakmıştı. "Yapma" dedi genç cadı. Büyücüyü biraz olsun durdurmuştu en azından. "Onu buldum Balian onun zayıf yanını buldum" dedi genç cadı. Büyücü sanki bunları daha sonra açıklarsın der gibi ona bakarken genç cadı bir kez daha durdurdu, bakışlarını kanlı yazıya çevirdi genç cadı. "Onun için yapıyormuş her şeyi, sevdiği kadın için. O hem sevdiği kadının, hem ikinci çocuğunun hemde kardeşinin ölümüne neden olmuş" diye fısıldadı. En azından bütün bunlar onla beraber gitmeyecekti sonsuzluğa. Kilit noktaları büyücüye söylemişti ama artık dayanacak gücü kalmadığını biliyordu. Büyücü onu demirden ayırıp yarasına bir şeyler bastırdığında genç cadı bakışlarını tekrardan büyücünün gözlerine çevirdi. "Şimdi götür beni bu lanet olasıca yerden" Yavaş yavaş göz kapaklarına ağırlık çökerken.  "En azından böyle bitmesi güzel" diye fısıldadı gözlerini kapatırken.


20
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: FB - Bindik bir alamete!
« : 04 Nisan, 2023 12:10:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kumral cadı gözüne kestirdiği koltuğa oturdu ilk önce ve orada beklemeye başladı daha sonra böyle olmayacak diye ayağı kalktı tekrardan. Ne yapacağını bilmiyordu genç cadı sadece dikkatli, sakin ve şuanda büründüğü kişilikten emin olmalıydı. İçinden sen bir gazetecisin o kadar diye tekrarlıyordu genç cadı. Sanki ajanlığın ilk yılları gibiydi bunca tecrübeye rağmen hala işleri batıracağına inanmak onu geriyordu. Ama bu sefer farklıydı eli boş dönemezdi büyücünün yanına. Kendisine güvenmişti ve onun güvenini boşa çıkarmak istemiyordu. Genç cadı odanın içinde volta atarken ayak sesleri duydu ilk başta kendi ayak sesleri değildi bunlar ve camın önünde bir anda durup arkasını döndü. Yaşlı büyücü ona doğru geliyordu, genç cadı yüzüne gülümseme yerleştirdi ve karşısında ki adamı selamladı. "Ah, Bay d'Ibelin" dedi sakin bir ses tonuyla. Sesi istediği gibi hiç titremeden çıkmış onu kontrol etmeyi başarmıştı. Kendini gizlemek kimliğine emin olmak ve yine kimliğine sadık kalması gerekiyordu bunu yapmak için. Aklında ki olumsuz düşünceleri uzaklaştırdı kısa süreliğine, büyücü ona doğru yaklaşmış ve bir şeyler söyleyip elini uzatmıştı. Genç cadı uzatılan ele karşılık olarak kendi elini uzatmıştı. "Bilirsiniz işte bizler için yolculuk sorun olmuyor" diye gülümsedi daha sonra. İçinde ki Nora büyücüyü bir an önce yakalayıp Azkabana götürmek istiyordu bunca yaptığı şeyden sonra ama elinde delil olması gerekiyordu. Bir konsey üyesini böyle yapamayacağını kendisi de biliyordu, bir an önce bu işi bitirip artık olaylara son vermek istiyordu. Daha sonra içine doğan his ile umarım Balian mektubu okumuştur diye geçirdi o ara daha sonra bakışlarını büyücüye çevirdi tekrardan. "Öncelikle beni tekrardan kabul ettiğiniz için size teşekkür ediyorum Bay d'Ibelin" dedi genç cadı. Yaşlı büyücü bu teşekküre aldırış etmeden konuşmaya başlamıştı bile. Sır? neler oluyordu büyücü neden ona sırrını açıklayacaktı ki. Nora'nın aklını bu kurcalamaya başlamıştı belki de aptalca ve yanlış yazılan özel hayatla ilgili şeyler yüzündendi gazetelerde. İçinde ki ses her şekilde ona dikkat etmesi gerektiğini bağırıyordu bunun tehlikeli olabileceğini ama cadı bunu yapması gerektiğini biliyordu. Tek yol buydu karşısında ki adamın açığını yakalaması gerektiğinin tek yolu buydu. Yaşlı büyücü ona kolunu uzatıp cisimlenceğini söylediğinde cadı ona endişe ile baktı. Büyücünün bunu anlamış olduğunu biliyordu ama herkes endişe ederdi öyle değil mi. Nora ince parmaklarını yaşlı adamın kolunu tuttuktan sonra kısa süre içinde cisimlendiler.

Ahşap tahta kokusu, yanan mumların kokusu ve is kokusu hepsi bir birine karışmıştı bu odanın içinde. Etrafa bakındığında odayı sadece yanan mumlar aydınlatıyordu ve duvarlarda asılı tablolardan başka bir şey yoktu odanın içinde. Nora tablolara tek tek göz atıyordu. Sanki bir hikaye anlatıyordu her bir tablo ve her hikayede bir sır yatıyordu. Burayı baş seherbaz bilip bilmediğini sorgulamaya başladı genç cadı içinden. Sanki d'Ibelin ailesinin tarihi bura da, hangi odanın oldu bilmediği bu yerde yatıyordu. Tarih kokuyordu adeta odanın içi, ahşap kokusu sanki elle işlenmiş ve zamanla yoğrulup tarihi sırlar olarak sunulmuştu genç cadıya. Yanında ki büyücünün şimdi neden ona böyle bir gizemi açtığını bilmiyordu genç cadıya ama öğrenecekti sonuçta. Yoksa basında ki söylentilerin üzerine basıp konseye nasıl da köklü bir aileden gelip ego tatmini mi yapacaktı yaşlı büyücü. Konseyde ki çoğu kişinin aile hikayesini okumuştu en azından basında açıklandığı kadarıyla çoğu kısa bilgilerdi ve öyle köklü aileden gelme üye olarak bir karşısında ki yaşlı büyücü vardı. Büyücünün sözlerini duyduğunda bakışlarını ona doğru çevirdi. Tek kardeş sistemi evet bunu biliyordu. Kendi ailesinde ki olaydan çok farklıydı bu aile sistemi. Kendi aile sistemi sadece erkek bireylere önem veriyor ve soyun ondan devam edeceğine inanıp erkek bireyleri çoğaltmayı sağlıyordu. Mirasın bölünüp bölünmeyeceği umurlarında değildi yeter ki soy korunması adına ve tabi bir de safkan takıntısı. Aile bireyleri özellikle ana kolda ki bir yer sadece safkanlarla evlenebiliyordu.  Genç cadı böyle bir aileyi terk edip gitmişti ve şimdi karşısına daha farklı bir aile sistemi gelmişti. Kendi ailesi gibi köklü bir aile, kumral cadı bakışlarını yaşlı büyücünün işaret ettiği yere doğru çevirdi. İki kişi düello ederken resmedilmişti. Büyücü resmi anlattıktan sonra ilerlerken genç cadı da hemen arkasından ilerliyordu. Çantasından çıkan sihirli kuş tüyü kalemi ve not defteri büyücünün sözlerini not alıyordu. Büyücü bakışlarını en uzakta duran resme çevirdiğinde o resimlerin daha ilk geldiği andan beri ilgisini çekmişti genç cadının. Kızıl saçlı kadının bir kadın vardı ve hiçte d'Ibelin ailesine benzemiyordu. Büyücünün sözlerini duyduğunda tek kaşını kaldırdı genç cadı aileden değil? Peki kimdi bu kadın. Bunun altından bir şey çıkacağını biliyordu lakin büyücü ona o resme çok farklı bakıyordu. Büyücünün kısa açıklaması ile şaşkın gözler ile adamın yüzüne baktı. Bir kadın? olay bu muydu yani bunun altında mı yatıyordu tüm gizem. Bunun Balian'ın bilmediğine emindi genç cadı bilseydi kendisine söylerdi en azından. Büyücü konuşmaya devam ederken kumral cadı hikayeyi dinliyordu. Sanki olay gözleri önünde yaşanıyordu. Tüm o sevda hikayesi, acı gerçek ve yangın olayları tek tek gözlerinin önüne gelmişti. Tablo da sanki bunu yansıtıyordu o hüzünlü hikayede ki kadın vardı şimdi karşısında. Büyücü kayıplarını sayarken kardeşini nasıl kaybettiğini anlamamıştı. Bakışlarını yaşlı adama çevirdi Nora sanki kardeşini nasıl kaybettin ki diye soruyordu adama. Büyücü de bu soruyu görmüş ve hemen cevabını anlatmaya koyulmuştu. Tüy kalemi ve kağıdı her şeyi not alırken bakışlarını tekrardan tabloya çevirdi. Böyle acı dolu bir geçmiş beklemiyordu genç cadı, demek ki bütün gizem buydu altında yatan büyücünün. Zayıf noktası bu kadındı yaşlı büyücünün. Tabloya doğru bir kaç adım attı genç cadı sanki ağlamak üzere duran bir kadın var gibi hissediyordu karşısında. Kızıl saçları ve açık renk teni ile muhteşem gözüküyordu. Sanki bir Yunan tanrıçası gibiydi, genç cadı elini uzattı tabloya doğru ve tablonun üzerine doğru gezdirdi elini o anda bir şeyler olmuştu. Tüm bedeni tuzak diye bağırmaya başlamıştı.

Bakışları ile etrafı tarıyordu genç cadı. İkinci katta ki depo gibi bir yerdeydi. Alt katta beton bloklar diziliydi ve kendi bulunduğu katta ise etraf tahtadan yapılmıştı. Ahşap kokusu bir kere daha sarmıştı etrafını ve bu sefer yanında rutubet kokusu da vardı. Sanki denize yakın bir depoda duruyor gibiydi. "Lanet olsun resim bir anahtardı" dedi genç cadı. Şimdi neler olacaktı ki, bir kaç adım attı genç cadı ve ayağının altında ki tahtaların gıcırdadığını duydu. Yaşlı adam onu buraya neden göndermiş olabilirdi. Genç cadı ceketinin cebinden çıkardı asasını temkinli olmak için. Etrafa küçük bakışlar atıyor ve çıkış yolunu arıyordu. O sırada bir ses ile arkasını dönüp baktı. "Edith?" arkadaşının burada ne işi vardı yoksa Adras onu da mı buraya göndermişti. "Edith senin burada ne işin var?" dedi genç cadı ama cadıda sanki bir terslik var gibi duruyordu. Sarışın kadın ona doğru yaklaşmış ve ona sorulan soruyu o da ona yöneltmişti. "Sanırım tuzağın içine düştüm ama nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum fakat bunu öğreneceğim" dedi. Yanında ki cadı ile çok uzun zamandır arkadaştı genç cadı onu iyi tanıyordu. Bakanlığa girmek ikisinin de fikriydi ama ikisi de bakanlığa seherbaz olarak değil ajan olarak girmişlerdi. Hogwarts yıllarını beraber geçirmişler cadının yaptığı haylazlıkları sarışın cadı örtmüştü. Kendisinden bir yaş küçüktü sadece ama ikisinin de aynı binadan oluşu ikilinin Hogwarts hayatında bir birlerine olan güveni aşılamıştı. Cadı bakışlarını etrafta gezdirdi "Belki bir çıkış yolu bulabiliriz belki de..." sözleri yarım kaldı cadının, hiç beklemediği bir şey olmuştu cadı onu itmişti arkasında bulunan boşluğa doğru, boşluğa çit gibi, çekilen tahtalar kırılmış  genç cadı son anda düşmemek için son sağlam kalan tahtaya tutunmuştu. Sarışın cadı ona doğru yaklaşıp bakmıştı. Kumral cadı neden bunu yaptın dergi cadıya bakarken tutunduğu eline hissettiği baskı ile canı yandı. Düşmenin etkisi ile diğer elinde ki asa elinden fırlamış çoktan aşağıya düşmüştü ve nerede olduğunu bilmiyordu. Sarışın kadın ayağına verdiği ağırlık ile cadı küçük bir çığlık attı. "Edith dur" dedi genç cadı. Kadının ayağını elinden çekmesi ve bir kaç cümle bir şey söylemesinden sonra cadı ne olduğunu anlamadı daha sonra cadı tekrardan ayağını kumral cadının eline doğru bastırdı. Nora'nın elleri gevşerken altında ki beton yığınına baktı. Uzun çubuklar halinde uzanan demirler vardı. Elleri artık onu daha fazla taşıyamadı. "Bu benim sonum olacak" dedi genç cadı ve ardından gelen acı dolu tiz bir çığlık. Beton yığınının üzerine düşmüştü ve çubuk şeklinde ki demir belinden girmiş ve ön taraftan çıkmıştı. Nora bir eli ile yarasının olduğu yeri tutarken başını hafiften kaldırıp yarasına baktı daha sonra tekrardan başını yere koydu. Kısa zaman sonra kan kaybından öleceğini biliyordu. Derin derin nefesler alırken her aldığı nefes canını biraz daha yakıyordu genç cadının.

21
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: FB - Bindik bir alamete!
« : 03 Nisan, 2023 11:58:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Balian,
İki gündür sana ulaşmaya çalışıyorum ama bir türlü seni ya bulamıyorum yada yalnız değildin. Adras bana beklediğimiz mektubu gönderdi. Tekrardan çiftliğe gideceğim, sena ulaşamadığım için mektup bırakıyorum umarım bunu görürsün. Bu gün Yunanistan da ki çiftliğe gidip Adras ile konuşacağım. Umarım işe yarar bilgiler ile dönerim.



Nora Gray


Karşısında ki sarışın kadının sözlerini duyan genç cadı bakışlarını kadına çevirdi. "O hepimizin sorunu tatlım bu aralar çok yoğunuz ve bazen özel görevlerde geliyor anlarsın ya" deyip göz kırptı. Sarışın kadın baş seherbazın odasına girerken genç cadı büronun kapısından çıktı. Mermer zeminde topuklu ayakkabılarının çıkardığı ses bakanlıkta ki uğultulara karışıp giderken genç cadı rutubet kokan ve gıcırdayan asansöre bindi. Bu eski yapının herhalde en nefret ettiği yerdi burası, gıcırtı sesleri dişlerinin kamaşmasına neden oluyordu ve asansörde ki cin cücesinin bakışlarından da nefret ediyordu. Giriş katta indikten sonra kısa bir yürümenin ardından bakanlıktan çıktı. Solgun güneşin ışıkları vücuduna vurmaya başlamış havanın soğuk olmasına rağmen genç cadıyı yavaş yavaş ısıtıyordu. Kumral cadı hızlı adımlar ile bir ara sokağa girdi ve evinin salonuna cisimlendi. Kendisine her seferinde bunu yapmaması için uyarsa da yine de aldırış etmiyordu. Bazı şeyler için direk evinin içine cisimleniyordu. Şimdi ise Yunanistana gitmeden önce bürüneceği kimlik içine hazırlanması gerekiyordu.

Dolabına yaklaşıp alt çekmeceyi çekti. Gizli bölmeyi yokladıktan sonra küçük tahta zemini kaldırdı. İçinden küçük kapalı bir kutu aldı onu açtığında bir sürü kimlik vardı. İçerisinden daha önce de kullandığı bakanlık kimliğini aldı ve hemen yanda bulunan boynuna takmak için tutturaca tutturdu. Bazı alması gereken şeyleri de çantasına attı genç cadı gelişi güzel bir şekilde daha sonra derin bir nefes aldı. Bu sefer gideceği yeri biliyor olması en azından hava alanında zaman kaybetmeyeceğinin göstergesiydi. Dolabına karşılıklı duran masanın hemen üzerinde duran aynaya yöneldi. Kendisine küçük bir bakış attı daha sonra saçlarını düzeltti ve pantolonunun üzerine çıkan açık mavi gömleğini içeriye soktu. Üzerinde ki pantolonu ile ilgili aynı renk olan ceketini çekiştirdi ve düğmesini ilikledi. Basın kartını da boynuna astıktan sonra gömleğinin yakalarının içine yerleştirdi. Şimdi daha iyi görünüyordu, asasını masanın üzerinden aldıktan sonra cisimlendi genç cadı. İlk baş Avrupa topraklarına cisimlendi. Almanyanın Saksonya bölgesine cisimlenmişti. Hava çok çabuk değişmişti ve güneş kaybolup onun yerine kara bulutlar sarmıştı etrafını. Bir kaç adım attıktan sonra tekrardan cisimlendi genç cadı ve bu sefer Romanya'ya gelmişti. Git gide daha da yaklaşıyordu gideceği yere. Bir anda Yunanistana cisimlenmek istememişti. Ara sokaktan çıkıp küçük bir cadde geçti genç cadı daha sonra başka bir ara sokağa saptığında tekrardan cisimlendi ve bu sefer gideceği yere gelmişti. Yunanistanda bulmuştu kendisini, havanın yağmurlu olmasına aldırış etmedi çünkü ilk geldiğinde de yağmur yağıyordu ve ülkeye yaklaştıkça kararan bulutlar bunun göstergesiydi. Çantasından çıkardığı katlana bilir şemsiyeyi açtı genç cadı ve yürümeye devam etti. d'Ibelin toprakları sınırları içerisine girdiğinde etrafına bakındı daha sonra malikanenin bulunduğu kısma yürüdü. Onu karşılamaya gelen genç adamı gördü. İlk geldiğinde de genç adam onu hava alanından almış ve büyük d'Ibeline kadar o götürmüştü şimdi ise yine onu karşılamaya gelmişti. Genç cadı adama gülümseyip ilerlemeye devam etti. Malikanenin merdivenlerinden çıktıktan sonra büyük kapıdan içeri girdi. Genç adam onu misafirlerin beklediği odaya kadar eşlik etti ve cadıya burada beklemesi gerektiğini söyledi. Kumral cadı etrafına bakınırken "Tabi" dedi küçük bir fısıltı ile.

22
Diğer Dünya Ülkeleri / FB - Bindik bir alamete!
« : 02 Nisan, 2023 18:13:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yıl: 10.10.1860

Kurgu:Genç ajan Yunanistandan gelen ikinci mektup ile işlerin devam edeceği haberini alır ama bilinmezliklerin arasından kaybolduğunun haberi henüz ulaşmamıştır.

Önceki Rpgler:

1- https://buyucedunya-rpg.com/seherbaz-buro/fb-eyvahlar-olsun!/
2-https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/fb-murekkep/msg3250/?topicseen#msg3250
3-https://buyucedunya-rpg.com/diger-dunya-ulkeleri/fb-dried-rose/msg3282/#msg3282
4-https://buyucedunya-rpg.com/birlesik-krallik/fb-yildiz/msg3340/?topicseen#msg3340


08.09.1860

Genç cadı kapıyı anahtarla açtıktan sonra içeriye girdi. Bu gün ki koşturmadan yorgun düşmüştü ve bir an önce kendisini sıcak suyun kollarına bırakmak istiyordu. İçeri girdiğinde ilk baş kapıyı kontrol etti, kendisi açmasıyla düşen lastiği tekrardan eline alıp kapıya taktı. Bu onun evin içinde ki yöntemlerinden birisiydi eğer evine Muggle usülü kapısı açılıp girilirse kendisi geldiğinde yerde duran küçük lastik ona bu olayı anlatacak görgü tanığı olacaktı. En azından hayatta kalmanın küçük bir yoluydu. Bundan bir kaç sene önce eski evine izinsiz giren birini bunun sayesinde yakalamıştı. Kapıyı kapattıktan sonra elinde ki çantasını az ilerde duran sandalyenin üzerine koydu. Üstünde ki ceketi çıkarıp askılığa astıktan sonra geçip yatağının üzerine oturdu ve ayağında ki bordo renkli ayakkabıları çıkardı. Ayak bileğini sağ eliyle ovalamaya başladı, ayakta fazla durmaktan ayakları şişmişti ve topuklu ayakkabı her adım attığında canını yakmaya başlamıştı. Bizim mesleğin cilvelerinden birisi dedi kendi kendine gülümseyerek. Ayağı kalkıp banyoya yöneldi ve küveti tıkadıktan sonra musluğu açtı. Sıcak su yavaş yavaş dolmaya başlarken içine en sevdiği banyo köpüğünü ekledi. Saçlarını masanın üstünden aldığı ince tokalar ile tutturduktan sonra üzerini çıkarıp küvetin içine girdi. Ayak parmağına değen suyun ilk damlasından itibaren sıcak suyun etkisi onu sarmaya başlamış içinde oluşan küçük ürperti yerini yumuşaklığa bırakmıştı. Arkasına yaslanıp bir kaç dakika öylece uzandı genç cadı. Bütün günü böyle geçiyordu. Büroda ki dosyalar, dışarıya çıkarsa eğer koşturma ve en sonunda eve geldiğinde sıcak suyun kollarında. Yaşlanıyorum diye söylendi genç cadı kendi kendine. Doğum gününe bir aydan az bir zaman kalmıştı ve her günü aynıydı. Yaşlanıp ölmek en iyisi diye geçirdi içinden bu seferde, en  acısız ve zahmetsiz belki de. Aklında kaç zamandır aslında başka bir şey vardı, beklediği bir mektup vardı. Eğer o mektup gelirse onun ölüm mektubu gelmiş olacaktı. Onun öğrendiği fakat kimsenin öğrenemediği bir şey vardı öğrenseydi eğer Balian bunu yapmasına asla izin vermezdi bunu biliyordu ama bazı şeyler için fedakarlıklar gerekirdi.

Baykuş gagası ile üçüncü vuruşunda genç cadı bornozunu giyip banyodan çıktı daha sonra baykuşa baktı. Camı açıp mektubu eline aldığında artık ölüm mektubu eline ulaşmıştı. Baykuşu camdan geri saldıktan sonra banyoya geri yöneldi. Bornozunu çıkarıp suyun içine geri girdi mektubu açtıktan sonra yazanları okudu. Büyük d'Ibelin onla görüşmek istiyordu demek ki şimdi başlamak istiyordu. Elinde ki mektubu yere bıraktıktan sonra yanda ki kibriti aldı ve hemen yanında ki gül kokulu mumu yaktı. Mumun kokusu tüm banyoyu kaplarken genç cadı derin bir nefes çekti içine daha sonra mektubu tekrardan eline alıp mumun titrek alevine doğru tuttu. Mektup yanmaya başladı ve kısa süre içersin de mektuptan sadece küçük siyah bir duman kalmıştı. Genç cadı dumanın çıkardığı is kokusunu ciğerlerine çekerken arkasında yaslandı tekrardan. Demek ki yaşlanmayacağım diye geçirdi içinden.

10.10.1860

Son dosya ile de işi bittikten sonra onu da yanda ki birikinti yığınının içine bıraktı genç cadı. Bakışlarını kendisine sadece iki masa uzakta olan kardeşinin masasına çevirdi. Boştu, kardeşi Oliver'ı bu gün hiç görmemişti. Keşke gitmeden önce onu görebilseydi diye geçirdi içinden. Ona hiç bir zaman sarılamamıştı en azından büyüdüğünde küçükken didişirlerdi ama ona sarılıp kokusunu içine çektiğinde içine dolan huzur vardı. Şimdi de bunu istiyordu ama kardeşi geldiğinden beri sadece bir birlerine düşmanca bakış atmaktan başka yaptıkları bir şey yoktu. Ahşap masanın neredeyse kırılmak üzere olan çekmecesini çekti ve içinden akşam yazdığı mektubu çıkardı. Çekmeceyi tekrardan kapattıktan sonra askılıkta ki lacivert renkli ceketini aldı. Hemen pencere önünde ki masada bulunan arkadaşı genç cadının çıkmak üzere olduğunu görünce ona selam verip görüşürüz demişti. Cadı yüzüne bir gülümseme kondurup "Umarım" dedi. Kapıdan çıkıp koridora yöneldi ve baş seherbazın odasının önünde durdu. İçeri de olmadığını biliyordu lakin içeri de olsaydı zaten gideceğini söylemek daha zor olacaktı. Yine de kapıyı tıklattı ve içeri girdi. Oda boştu, genç cadı masaya doğru adımladıktan sonra elinde ki mektubu baş seherbazın her zaman açık duran çekmecesine koydu. Balian'ı tanıyordu ve geldiğinde o çekmeceye muhakkak bir şey almak yada koymak için açacaktı ve açtığında da mektubu bulacaktı. Zarfın üzerinde tek bir şey yazıyordu o da kendi ismi. Özür dilerim Balian, keşke sana söyleye bilseydim ama bazı şeyleri feda etmeden bazı şeyler olmuyor. Bana bu isteğini ilk gün söylediğinde neler olacağını anlamıştım zaten. Sende şüpheliydin zaten ama ben... genç cadı çekmeceyi kapattı ve arkasını dönüp kapıdan çıktı. O arada kendisine bakan sarışın cadı ile karşılaştı. "Ah, Merhaba Edith" dedi genç cadı. Sarışın kadın sanki ona o odada ne işin var diye bakıyordu. "Benim Bay d'ıbelin'e vermem gereken önemli bir dosya vardı ama kendisi yerinde olmadığı için masasının üzerine bıraktım" dedi. Kadın inanmış gibi yüzünde ki şüpheyi kaldırmıştı. Kadını yıllardır tanıyordu ve ikisi de iyi dosttu ama şu bir kaç gündür cadının yüzünde anlam veremediği bir ifade vardı. Bir şey olmuştu yada bir şey yaşamıştı her şeye sanki şüphe ile bakıyordu.

23
Birleşik Krallık / Ynt: FB - Yıldız
« : 02 Nisan, 2023 15:54:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Bu olay ilerde başlarını biraz ağrıtabilirdi ama bunu yapmalıydı. En azında karşısındaki adamdan istediğini almanın bir yolunu bulmuştu ve bazı bilgiler işe yarayacak düzeydeydi. Balian'a bu olayı anlatmalıydı yada küçük bir mektup bile işi görürdü en azından aldığı bilgileri o mektuba dökmesi gerekiyordu.  Karşısındaki adam elini cebine attığında Nora'nın tedirginliği arttı. Elindeki adama doğrulttu tekrardan adamın cebinden iki küçük kağıt parçasını gördüğünde rahatladı. Yani anlaşma gerçekleşmişti en azından. Kağıdı genç cadıya uzattığında diğer eli de dosyaya gitmişti. Demek dosyayı istiyordu diye geçirdi içinde kabul dedi nede olsa bunun kopyası vardı en azından bir kopyasını da Balian'a verdiğini biliyordu. Genç adam eline tutuşturduğu kağıt parçalarından sonra Nora dosyayı adım eline bıraktı. Buruşmuş kağıtları açtı ve göz attı büyük d'Ibelin ile yapılan anlaşma diğeri de gemi hakkında bilgilerdi. Kağıtları çantasına attıktan sonra bakışlarını adama çevirdi, o da dosyayı ceketinin cebine sokmakla uğraşıyordu.

İki isim birden birisi zaten istediği kişiydi diğeri de sağ kolu olan adam. Genç cadıyı adama götüren genç olduğunu tahmin etti. Balian'ın dediği sağ kol bu adam hakkında küçük bir dosya hazırlamıştı aslında ama detayını bulmalıydı. Daha sonra büyücünün Adrasın adam tuttuğunu ve birini öldüreceğini duydu. Demek yine bir iş peşindeydi o kişi kimse onu bulmalı ve Balian'a haber vermeliydi ama bu olayı çözmek içinde Adrasa yakın olması gerektiğini biliyordu. Adamın gitmesi gerektiğini o da biliyordu lakin geminin sireni bunun habercisiydi ve işler ters giderse ortalık karışacaktı. Aslında sormak istediği o kadar çok vardı ki ama bunun şimdi zamanı değildi. Bu aldığı bilgilerin yeterli olduğunu biliyordu. "Eğer zarar görmek istemiyorsan ne yap ne et o adamı yalnız başına bırak" dedi genç cadı adamı uyarır neticesinde. Adrası eğer yakalayıp götürürlerse yani olayı sorunsuz şekilde hallolursa karşısındaki adam da bundan nasibini alacağını biliyordu. "Ya da" dedi sözlerine devam ettirecek nitelikte. "Yok benim canım önemsiz para daha tatlı geliyor dersen suçu üzerine yıkacak başka bir silah tüccarı bulursan iyi edersin" dedi. *Tüccarı* sözcüğünü de yine vurgulayarak söylemişti. Bunun sadece karşısındaki adam için değil kendilerine de zarar vereceğini biliyordu. Büyücü anlamış niteliğinde başını sallarken konteynerlerin arasından çıktı genç cadı da istediği bilgileri zor da olsa almıştı ve burada işi kalmadığına göre cisimlenerek gözden kayboldu.


SON

24
Birleşik Krallık / Ynt: FB - Yıldız
« : 02 Nisan, 2023 10:54:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Zamanın kısıtlı olduğunu biliyordu bir an önce bu konuşma son bulmalıydı ve adamı ikna etmeliydi. Para yada ölüm gibi ucuz ve basit işler işe yaramayacağını biliyordu. Karşı da aptal gibi mi duruyordu yoksa iyi seherbazı oynamayı bırakmalı mıydı. Daha ciddi olması gerektiğini biliyordu fakat daha sert olursa kötü seherbaza dönüşebilir bu da bazı sorunlara yok açardı. Belki de dönüşmesi gerekiyordu kendisini toparlayıp asasını tekrardan adama doğrultması ama adamın ölüm korkusu gibi bir korkusu yoktu bu gibi tiplerle anca anlaşarak olay çözülürdü. Teklifin yetersiz olduğunu duyduğunda kaşlarını kaldırdı. Daha ne istiyordu bu adam bakanlık olarak işlerini görmezden geleceklerini söylemişti belki de daha farklı bir şey istiyordu. Genç cadı istediğine göre plan yapacaktı bazı konulara eli uzanmaya bilirdi bu durumda da Balian'a bildirmesi gerekiyordu. Gerçi bakanlıklarda arkadaşları olması hatta güvenilir dostlarının olması bu konuyu biraz olsun kolaylaştırabilirdi. Adras meselesi bittiği zaman zaten bu gibi adamların çaresine bakanlığın bakacağını biliyordu.

Nora genç adama bir adım daha yaklaştı ve kulağına fısıldar gibi "Hayır" dedi daha sonra ondan uzaklaştı. Konuşma işini burada halledeceklerdi belki sonra adamı eski yerine yollayabilirdi. Bakışlarını yuvarlanarak giden sigara izmaritine dikti. Daha sonra aklına gelen şey ile asasına davrandı ve küçük bir büyü izmaritin ona doğru gelmesini sağladı. İzmariti yere atıp ayağı ile ezdi artık hem sözmüş hemde şüphe uyandırmazdı. Bakışlarını sertleştirip adama dikti. "Adın her ne ise..." dedi daha demin ki adamın sözlerine karşılık olarak. Bu ticareti gerçekleştirmek belkide daha ileri gitmemesi için bir yol aramak için bir kaç saniye duraksadı. [Color=teal"Bak bu mesele bakanlıkla alakalı değil"[/color] dedi genç cadı. Meseleyi başka bir mevzuya bağlamaya karar vermişti. Şunun emri ile geldim derse kendisinden başka kişileri ile de tehlikeye atabilirdi. [d'Ibelin'in bana kötülüğü oldu ve şimdi ben de onun canını yakmak istiyorum"[/color] dedi daha sonra "Tamamen kişisel" diye ekledi. Karşısındaki adamın bu durum umurunda değil gibi duruyordu "Daha demin kendi söylediklerimi yapabilirim ve evet bakanlıkta dosya işlerine erişimim var bazı konularda isminizi silinmiş sayabilirsiniz" dedi genç cadı. Drejlaskov ismi birkaç dosyada geçiyordu; silah tüccarı, silah taciri ve silah kaçakçısı gibi farklı farklı kimisi yasal kimisi yasa dışı işlerde geçtiğini biliyordu. Genç cadı çantasında bulunan dosyayı çıkardı ve üzerinde adamın ismi yazdığını gösterdi "Bu dosyayı sıradan bir çalışan hazırlayamaz bunu biliyorsunuz" dedi ve pek kalın olmayan dosyanın aslında baş seherbazın mührü olması gereken yerlerin boş olduğunu gösterdi. "Beni ulaşarak hazırladığım bu dosya gibi bakanlıkta dosyaların olduğunu biliyorum belki kaza ile sizin isminizin üstüne her birinin*burayı vurgulayarak söylemişti* küçük bir büyü vurup isminiz silinebilir" dedi. Bu olay genç adamın dikkatini çekmişe benziyordu. Bu konuyu Balian ile konuşmalıydı belki itiraz edecekti ama adamdan bilgi almanın yolunun anca bu olduğunu biliyordu.  "Para konusuna gelecek olursak, isminiz dosyalardan zaten silindiğinde bu gibi durumlara gerek kalmayacağını düşünüyorum" dedi. Umarım bu anlaşma işine yarardı Adras için tek bir bilgi bile onun için çok kıymetliydi.

25
Birleşik Krallık / Ynt: FB - Yıldız
« : 01 Nisan, 2023 21:03:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karşısındaki adam onun bakanlık görevlisi olduğunu çoktan anladığını biliyordu. Yani bir katil yada mafya üyesi gibi görünmüyordu orası doğruydu. Bakanlıktan yetkili birisi görünüyordu daha çok. Söyledikleri sanki adamın umurun da değildi demek ki ölümden korkmuyordu yada tehdit edilmeye alışıktı. Elinde silah olsa asa değilde Muggle hayatında orduda kullandıklarından belki işe yarardı ve tabi karşısındaki kişi de Muggle olması lazımdı. Silahla boşa bir kaç el ateş etmek en azından belki bir şeyleri çözebilirdi. Adamın gülmemek için dudaklarını ısırdığını görebiliyordu ve bu genç cadının moralini bozmuştu.  Doğru söylüyordu böyle tehdit etmekle bir şey yapamazdı hem üstelik adamın önüne çantasındaki belgeleri bile fırlatıp atsa Adras bunu da düşünmüş olurdu ve bunu yasal bir ticarete dökmüş olurdu. Eli boş gitmek istemiyordu en azından giderse kötü olurdu ama genç adamın kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini biliyordu. Büyük d'Ibelin ile bu yüzden anlaşmamış mıydı ne kadar çok para o kadar çok ticaret ve saygı bundan emindi.

Karşısısında ki adam parmağını asanın ucuna koyarak onu aşağı indirmişti ve konuşmak istemişti. Genç cadı yine de tedbir olarak asasını elinde tutuyordu. Başını tamam anlamında salladı "Ama en ufak bir hareketle" dedi asasını göstererek. En ufak şüphelendiğinde dair hamle yapmaya hazırdı genç cadı normalde böyle birileri ile konuşmak pekte akılcıl değildi sıkıştırır ve onları konuşturmaya çalışırdı. Karşısındaki adam ile belki konuşurlarsa Adrasa sırt çevirebilirdi sırf çıkarları doğrultusunda. Adam cebine el attığında genç cadı asasını adama tuttu tekrardan adam bir şey yok sadece sigara paketi der gibi ona göstererek çıkarış ve sigarasını yakıp içmişti. Genç cadı bu saygısızlık sonucu genç adamı öldürebilirdi ama yapmadı. Ona canlı ihtiyacı vardı belki işin sonunda bunu yapardı yada yapmasına da gerek kalırdı ama şuan tek düşündüğü büyük d'Ibelin ile ilgili bir şeyler koparmaktı. Genç cadı derin bir nefes çekti ve elindeki kozları taradı. Çantasında ki dosyalar bu adam karşısında tamamen çöpten farkı yoktu. "Eğer Adrası bana verirsen bende bazı şeylere göz yumabilirim daha doğrusu bakanlık göz yumar" dedi genç cadı. Bu adamın işine gelebileceğini biliyordu yani kaçak silah satarken yakalanma riski yüksekti ve yakalandığında seherbazlar tarafından götürülüp yargılanmak. "Bana Adrası ver bizde işine karışmayız yani bunu görmezden geliriz" dedi sözlerini tamamlar niteliğinde yüzünde ki sert ve ciddi ifadeyi bozmamaya çalıştı. İçinden bunun işe yaramasını istiyordu başka kullanacak kozu var mıydı bilmiyordu ama bu adamı tekrardan görüşmesi gibi bir olay yoktu. Adrasın yanına sızan basın kılıklı kadın olduğu anlaşılırsa bütün emekleri çöpe giderdi tabi kendisi de toprağın altına gömülürdü belkide bedeni bir yere atılır öylece çürümeye bırakılırdı.

26
Birleşik Krallık / FB - Yıldız
« : 01 Nisan, 2023 15:02:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
❀ Zaman: 01 Eylül 1860

❀Önceki RPG: https://buyucedunya-rpg.com/seherbaz-buro/fb-saf-guc!-bilgi/msg3331/?topicseen#msg3331

❀Kurgu: Büyük d'Ibelin hakkında planlar devam ederken genç cadının eline geçen bir bilgi sayesinde silah tüccarı olan Ramin'ni bulması

❀Karakterler: Ramin Drejlaskov & Nora Gray



Nora yatağının hemen kenarında oturmuş elinde dosya ile düşünüyordu. Elindeki dosya konuşturması gereken adama aitti hemen yanındaki dosya ise büyük d'Ibeline. Adamdan alacağı bilgiler onu büyük d'Ibeline daha çok yakınlaştıracak tı bu önemliydi fakat nasıl yapacağını pek bilmiyordu. Güneş batmaya çoktan başlamıştı ve sevkıyat bu geceydi. Bakışlarını pencereye çevirdiğinde bir kaç minik yıldız kendisini göstermeye başlamıştı bile. Kumral cadı yatağın üstündeki dosyayı da eline aldıktan sonra onları dolabındaki gizli çekmeceye koydu. Artık bu gizli çekmece kendisine yetmiyor olmuştu daha büyüğüne ihtiyacı vardı. Dolabı kapattıktan sonra aynanın karşısına geçti yine o kırmızı rujunu sürüyordu bu rujun bir özelliği vardı ve bunu sürdüğünde bazı acil durumlarda işe yarıyordu. Ruj'un kapağını kapattıktan sonra onu çantasına attı. Çantasını alıp sapını uzattıktan sonra onu boynuna geçirdi ve asasını masanın üzerinden alıp sevkıyatın yapılacağı limana cisimlendi.

Limana geldiğinde etraf büyük konteynerler ile doluydu. Her biri çok büyüktü ve bazıları tekli iken bazıları da üst üste sıralanmıştı. Kırmızı ve mavi konteynerlerin yanından geçtiğinde tıkırtılar duyulmaya başladı. Büyük bir vinç mavi renkli üzerinde kırmızı D harfi olan büyük konteyner kaldırıyordu. Demek ki genç cadıya verilen bilgi doğruydu ve ticaret çoktan başlamıştı. Belki de çoktan yapılmıştı ve silahlar o konteynerin içindeydi. Genç cadı buna emindi o konteynerlerin içi silah doluydu fakat buna engel olamazdı eğer Adras bu olayı öğrenirse şüphelenebilir ve bunu kimin yaptığını araştıra bilirdi. Zaten şu basın işinden dolayı şüphelenmiş gibi duruyordu yada genç cadıya öyle gelmişti ama Nora damın odasından ayrılırken adamın mavi gözlerinin şüpheyle baktığını görmüştü. Genç cadı bu durum yüzünden fazlasıyla gergindi. Gece yapılan sevkıyat nedeni ile pek ortalıkta kimse gözükmüyordu. Sadece sevkıyatı yapan adamlar ve korumalar vardı fakat istediği adamı göremiyordu. Bakışlarını etrafta gezdirirken biraz daha yaklaşmayı düşündü. Hemen ön taraftaki konteynerin arkasına geçti fakat yanlışlıkla ayağı ile yuvarladığı taş konteynere çarpınca çarpan sesin ardından yakında olan bir adam ona doğru döndü. Genç cadı konteynerin arkasında kendisini saklarken ufak adımlarla karşısındaki kırmızı renkli konteynere geçmeye çalıştı ve oraya gelen adam onu görmedi. Gördüğü tek şey konteynerler dı. Adam umursamayarak yerine döndü. Nora hemen yandaki mavi renkli konteynerin arkasından başını çıkardığında damın gittiğini gördü derin bir nefes çektikten sonra ilerlemeye devam etti.

Bakışlarını konteynerin arkasından çıkardığında bulması gereken adamı gördü. Hemen karşısında duruyor etrafı gözetiyordu. Biraz tedirgin ve biraz da etrafında ki adamlar yüzünden sert durmaya çalışıyor gibiydi. Genç cadı sevkıyatın bitmesini bekliyordu hiç kimseyi şüphelendirmemek için ama gece bitmeden bu işi de halletmeliydi. Buraya gelmeden önce aklında bir plan yapmıştı fakat unu gerçekleştirebilecek miydi bilmiyordu. Genç cadı eline asasını aldı ve derin bir fes çekti. Yerden aldığı bir taşı karşısında arkası dönük adamın ayaklarına doğru attı ve kendisini geri gizledi. Adamın dikkatini çekmiş olmalıydı ki bakışlarını buraya çevirmişti, yerden bir taş daha aldığında bu kez yine aynı eyi yaptı. Adam iyice huzursuzlaşmış diğer adamlara baktıktan sonra taşın atılan yere doğru yürümeye başladı. Köşeyi döndüğünde ise elinde asası ona dönük Nora ile karşılaştı. "Sesini çıkarmayı bile deneme" dedi genç cadı ve adama gel işareti yaptı. Kendisi yavaş yavaş geri gittiğinde adam iyice köşeyi dönmüştü ve artık diğerlerinin göremeyeceği bir yerdeydi. "Eğer bir hamle yapmaya çalışırsan daha asanı çekemediğin gibi ölürsün" dedi sert ve net bir ses tonu ile. Nora adama yaklaştı ve adamın sırtının konteynere vermesiyle asasını ona daha çok yaklaştırdı. Adamın ne istiyorsun gibi bakışları ile karşılaşmıştı. "d'Ibelini istiyorum" dedi genç cadı "Adras d'Ibelin!" diye ekledi.

27
Seherbaz Büro / Ynt: FB - Saf güç! Bilgi...
« : 01 Nisan, 2023 12:17:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Dudaklarına değen sıcak sıvı içini rahatlatmaya devam ederken yumuşak tadı da onu tüm düşencelerinden alıp götürüyordu adeta. "Güzel bir kahvenin tadını hiç bir şeye değişmem" dedi genç cadı gülümseyerek. Bakışlarını genç seherbaza çevirdiğinde adamın kahveyi Yunanistandan getirdiğini öğrendi. Yunanlıların zevkleri gerçekten çok iyiydi. Çevresindeki diğer seherbazlar gibi bağımlı değildi kahve veya çay içmeye belki böyle oturup arkadaşları ile beraber tek fincan içerdi o kadar ama güzel bir şey buldu mu bunu kaçırmazdı. Aynı elindeki kahve gibi. Genç adamın önceden haber verme şartıyla olan teklifine sıcak bakmıştı elbette karşısındaki adamla iş zamanları da hariç oturup sohbet edebilirdi önceden bunu defalarca yapıyorlardı. Genç cadı aklından geçirdi kaç sene olduğunu. İngiltere ordusundan ayrılalı kaç sene olmuştu, yüz başı kıyafetini çıkaralı kendisi de aslında bilmiyordu. Muggle dünyasında en başında yaşamayı seçmiş ve kendini eğitmişti. Uzun bir süre orduda görev yaptıktan sonra oradan ayrılmış ve kendi ait olduğu dünyaya geri dönmüştü. O Muggle dünyasına ait değildi ama orayı da seviyordu, aile büyükleri ne kadar ona karşı gelseler ve her seferinde safkanlığını dillendirseler de genç cadı onlara karşı gelip gitmişti Muggle dünyasına. Belkide sırf inattı yüzünden yapmıştı bunu ama ona faydası çok fazla dokunmuştu. Özellikle de gizli ajan olduğu sırada.

Karşısında oturan seherbazın sözleri ile daha yirmilerinde orduda görev yapan kadın gözünün önünden silinmişti. "Ah evet Hogwarts yıllarında seherbazlık bürosunda çalışırken okula geldiğinde arkandan geleceğin baş seherbazı diyorlardı" diye gülümsedi. Genç adamın sözlerini dinlerken cadı elindeki kahve fincanını masanın üzerine bıraktı. Aralarında sadece üç yaş olması Hogwarts senelerinde genç adamı biraz olsun tanımasına neden olmuştu. Gerçi gidip tanışmamışlardı o yıllar onun dikkatini başka birisi çekiyordu yine Slytherin binasında olan.  Balian sözlerini devam ederken genç cadı düşünmeye başladı. Hedeflediği ye mi aslına bakarsa o tam da istediği yerdeydi. Dosya işlerinden sıkılıyordu ama yinede işini seviyordu. Ne seherbazlar gibi tamamen bakanlık için oradan oraya koşturuyor İngilterenin düzenini sağlamaya çalışıyordu ne de casuslar gibi başka bir ülkeye sızmaya çalışıyordu. Hogwarts yıllarında da seherbazlık bürosuna girmeyi istiyordu fakat aklını karıştıran çok fazla şey vardı daha sonra annesinden ajanlığın nasıl olduğunu öğrendiğinde bu işe başlamıştı. Karşısında oturan seherbazın sözlerine karşılık küçük bir kahkaha attı. "Aslına bakarsan ben yerimden gayet memnunum" dedi ve daha sonra tek sorunu olan ayak işleri geldi aklına. "Tabi şu dosya imzalatma gibi ayak işlerini çıraklar yerine beni göndermeseler daha iyi olacak"diye ekledi. Baş seherbaz, diğer seherbazlar yada farklı bakanlık katları arasında mekik dokuyordu ona göre bunlar çırakların işi değil miydi. "Ne kadar yükselirsem sorumluluk o kadar artar ben daha fazlasını kaldırabilecek biri değilim" diye ekledi. Bazı şeylerden çok çabuk sıkılıyordu Nora. Evet emir almamak tam tersine emir vermek güzel bir şeydi ama bir yükseldiğinde insan saflığını kaybedebiliyordu ve başka bir şeye dönüşebiliyordu. Karşısındaki adam öyle olmamıştı yani şimdilik en azından ve değişmesini de istemiyordu.

Genç cadı fincanını eline aldığında bir yudum daha içti fakat Balian'ın sorduğu soru içtiği kahveyi adeta boğazına bir yumru gibi oturmasına neden olmuştu. Gülümsemesi silinmişti birden, bunu neden sormuştu ki şimdi geçmiş defterleri neden karıştırmak istemişti. Normalde olsa çekip giderdi bu durumdan aslında karşısındaki adam onu en iyi şekilde bilen kişiydi ve böyle bir soruya şaşırmıştı doğrusu. Ne cevap vereceğini kafasından tartarken elindeki kahveyi bıraktı. Oturuşunu düzeltti ve yüzüne sahte bir gülümseme koydu. Balian onu tanıyorsa ki en iyi şekilde tanıyan oydu bu gülüşün sahte olduğunu çok kolay anlardı. "Bay d'Ibelin, işim gereği bazı şeyleri hayatımdan çıkarmam gerekti" diye yanıt verdi. "Bunlar geçmişte kaldı" diye ekledi. Bakışlarını adamdan kaçırıp eline kahve fincanını alıp kahvesinden bir yudum alırken içtiği kahve sanki acıydı artık.

Arada bir karşılaştığı diğer seherbaz arkadaşları vardı. Bunlarda biri Balian'ın en çok güvendiği Leonardoydu. Ondan öğrendiğine göre baş seherbazın Milla isimli bir sevgilisi vardı. "Eminim siz şu şapkacı kız ile iyisinizdir, umarım Lilith'e güzel bir anne olur" dedi elindeki kahve fincanını bırakarak. "Bu arada sormayı unuttum ne zaman evleneceksiniz?" dedi genç cadı. Genç adamın şaşkın bakışlarını görebiliyordu Milla ismini söylediği ilk saniyeden itibaren. Leonardo dan bu ismi duyduğunda Ağustos ayıydı ve genç cadıyı araştırıp dükkanını bulmuştu fakat kadının dükkanı kapalıydı. Şansını denemek istemiş ama olmamıştı.

28
Seherbaz Büro / Ynt: FB - Saf güç! Bilgi...
« : 31 Mart, 2023 22:50:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bakışlarını dosyadan koparıp sol tarafındaki adama sabitlemişti. Ne diyeceğini merak ediyordu, kendi içinde düşünüyor gibi gözüküyordu gerçi her ihtimalin riskli olduğunu biliyordu ikisi de biliyordu. Bu olay hiç kolay değildi zaten riski göze almasa o adamın evine gidebilir miydi genç cadı en başta bu olanakları kabul etmişti. Nora bakışlarını hemen önünde duran pencereye çevirdi. Seherbazlık bürosu pek fazla yüksekte değildi ikinci katta yer alıyordu bunun yüzünden gök yüzüne pekte yakın değillerdi. Genç adamın kabul ettiğini duyduğunda bakışlarını ona doğru çevirdi tekrardan. Balian başka bir varsayımda bulunurken genç cadı yapacaklarını aklında birleştirmeye planını kurmaya çalışıyordu. "Aslına bakarsan sende süreyi bunun için istedim" dedi genç cadı. "O herifin zayıf noktasını bulmam lazım onu biraz araştırmalıyım" diye tamamladı sözlerini.

Ayakta durmaktan sıkılmıştı. Daha demin oturduğu koltuğa tekrardan oturmuş soğumuş olan kahvesini bir kaç yudumda bitirmişti. Bu arada da genç adamın sözlerini dinliyordu. Ellindeki fincanı masanın üzerine bıraktıktan sonra çantasında açtı ve ıslak mendilini çıkardı. İçinden bir tane aldıktan sonra mürekkep bulaşa elin silmeye başladı. Siyaha dönen mendil biraz işe yarasa da yine mürekkebin bir çoğu genç cadının elinde duruyordu. Can sıkıntısı ile sağ bacağını sol bacağını üstüne attıktan sonra bakışlarını karşısındaki seherbaza sabitledi. "Senin tanıdıkların vardır tabi ama Adrasın son durumunu soruyorsan daha doğrusu bu işin sonunda onu konseyden almayı o zaman yetkini neden kullanmayasın" diye fikir verdi genç cadı. Karşısında baş seherbaz oturuyordu nede olsa diğer seherbazlara ve kendisiyle beraber diğer ajan arkadaşını da alıp konseye gidebilirdi. O arada artık her şey bitmişken Adrası elindeki tüm belgelerle yakalayabilirdi. "Sana güvenilir olan kişilerle konuşmayı dene ilk baş" dedi genç cadı evet ne kadar güvenmese de çevresindekilere yine Balian'ın güvendiği dostları vardır sonuçta diye geçirdi içinde. Kapının çalınıp açılması ile daha demin ki çırak boşalan bardakları yenisi ile değiştirmek için gelmişti. "Teşekkür ederim" dedi geç cadı ve çırağın masanın üzerine bıraktığı fincanı eline aldı. Üzerinden dumanı tüten kahvenin kokusunu ciğerlerine çektiğinde onların ısındığını hissetti daha sonra da bir yudum aldı. "Buranın kahvesi gerçekten de güzel" dedi genç adama gülümseyerek.   

29
Seherbaz Büro / Ynt: FB - Saf güç! Bilgi...
« : 31 Mart, 2023 17:13:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç adam dan biraz daha zaman istiyordu hem şu adamı konuşturmak için hem de Adras'ın sakladıklarını öğrenmek için. En kısa süre içinde her şeyi halletmesi gerekiyordu büyük d'Ibelinin artık daha fazla masum insanlara kıymasına izin veremezlerdi. Bunu yaparken de dikkatli olmalı masumları kurtarıcam diye kendi sonunu hazırlamaması gerekiyordu.  Bakışlarını sol yanına çevirdi ve dosyaya tekrardan göz attı. Onu hazırlamak için çevresini kullanmıştı tabi bide ajanlık mesleğinde öğrendiği başka tecrübeleri de ve bunların hepsi pis işler olduğunu biliyordu fakat adam hakkında bilgi toplaması gerekiyordu. Hem üstelik Raminin bazı konuştuğu kişiler pek sadık değildi anlaşılan. Elbette bazen zorlandığı oluyordu ama o gün şansı yaver gitmişti doğrusu.

"Evet o herifi sıkıştırmayı düşünüyorum" dedi genç cadı, başını sallayarak onayladı, tek yolunun bu olduğunu biliyordu eğer adam kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederse onlara istedikleri bilgiyi verebilirdi ama tam tersi de olabilir çuvallayabilirdi. Karşısında iki seçenek vardı genç adama yardım etmek için birinin sonunda olayı çözen anahtar varken diğerinin sonunda da keskin bir bıçak olabilirdi kalbine saplanacak olan. En ufak hatasında Adrasın ağına takılır ve soğuk hançerini boğazında hissedeliridi. Defalarca ölümden dönmüştü, defalarca boğazına bıçak yada asa dayanmıştı ama şimdi yaşıyordu her seferinde kurtulmanın yolunu bulmuştu şimdide bulacaktı tek sorun kendisini kurtarmaya çalışırken karşısı da ki adamı asla kuyunun içine atmayacaktı. "Hayır değilim" dedi genç adamın sorusuna karşılık. Arkasını dönüp Balian'ın masasından bir kalem aldı eline "Risk almadan bazı şeylere ulaşamazsın" dedi bakışlarını kalemde tutarak daha sonra başını tavana çevirdi ve içine derin bir hava çekti. Oksijeni ciğerlerinde dolaşmasına izin verirken aklındakileri de toparlamaya çalışıyordu. "Onu biliyorum" dedi genç cadı "En küçük hatamda asasını boğazımda hissederim" diye ekledi ve yutkundu. Sanki büyük d'Ibelinin asası gerçekten boğazına dayalı gibiydi. Ramin adında ki adam ile işler iyi gitmezse ve onu Adrasa ispiyonlarsa genç cadının kimliği açığa çıkardı. "O herif bunlar sonucu gidip amcana öterse açığa çıkarım bunu biliyorsun ve işine yaramam artık" dedi genç cadı. Açığa çıktığında zaten var olacak bir Nora kalmayacaktı. "Başkalarına da güvenmiyorum" diye ekledi sözlerine karşılık. Kime güvenebilirdi ki, mesleği gereği kimseye güvenmemeyi öğrenmişti tabi dostları vardı güvendiği seherbazlık bürosunda yada bakanlıkta olsun ama bu iş başkaydı.

Kalemin kapağı ile oynarken eline akan mürekkeple bakışlarını sağ eline çevirdi. "Hadi ama" diye söylendi kendi kendine. Çantasındaki ıslak mendilin bunu çıkarabileceğini sanmıyordu eve döndüğünde elini alkol ile yıkamalıydı yada tıraş kolonyası ile. Evet tıraş kolonyası bulaşan mürekkebi temizlemek için işe yarıyordu genç cadının başına geldiği için evde bulunduruyordu. Elindeki kalemi masanı yanındaki çöp kutusuna atarken "Üzgünüm"  dedi genç cadı. Umarım hediye falan değildir diye geçirdi içinde lakin böyle manevi değeri olan şeylere dikkat ederdi. "Başka aklında bir fikir varsa söyle Balian ama bu odadan çıktığımda eğer aklıma yatmayan bir fikir olursa o adamı bu konuşmadan sonra gider istediğimi almak için ne gerekiyorsa onu yaparım" dedi genç cadı sonra bakışlarını dosyaya çevirdi tekrardan. "Dosyada yazılan zamanın çok uzak olmadığını görüyorsundur" diye ekledi.

30
Seherbaz Büro / Ynt: FB - Saf güç! Bilgi...
« : 30 Mart, 2023 23:21:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç cadı başını hayır anlamında sallar "Kendini tehlikeye atmayı mı düşünüyorsun yani" bunu yapmasını istemiyordu evet kendisi yapmıştı ama yine de o bir ajandı bunun eğitimini almış ve her şeye göz yumardı. Bir keresinde yine büyük bir işe bulaşmıştı. Fakat o zaman ifşa olmuştu sadece bir belge yüzünden ve oradan kaçmak zorunda kalmıştı. Hem de bu olay İngiltere de değil Amerika da yaşanmıştı. Amerikalı bir kumar çetesinden İngiltere bakanlığına ait bir şey çalınmıştı onu bulmak için kendi hayatını tehlikeye atmış sonuç ise yüksek bir yerden düşmüş ve karnına saplanan cam parçası yüzünden St. Mungo da bir hafta geçirmek durumunda kalmıştı. "Ramin denilen adamın tek olduğuna inanmıyorum zaten daha bunun gibi nicesi vardır amcanın peşinde dolaşan" diye ekledi düşünceleri aklından kovalarken. Balian'ın sözlerindeki umutsuzluğu mavi gözlerindeki ışığın söndüğünü görebiliyordu. Bir şeyler bulmalıydı yada yapmalıydı Adras ile eninde sonunda tekrardan görüşmeliydi bu aklının bir köşesinde vardı ve bu görüşmeyi yaparken eline bazı bilgilerin geçmesi gerekiyordu. Belki başka bir odaya göz atabilirse yada Adrasın dolaplarını karıştırıp işe yarar en ufak bir ip ucu eline geçirirse belki de bu Adras için dönüm noktası olabilirdi. Genç cadı üzerinde dumanı tüten kahvesini eline alıp bir yudum aldı ve sonra geriye bıraktı. Genç adamın karamsar yüz ifadesi onun canını sıkmıştı doğrusu.

Oturduğu yerden ayağa kalktı ve odada tur atmaya başladı. Canı sıkıldığında yada düşündüğünde yerinde duramazdı genç cadı her zaman bir şeylerle uğraşması gerekiyordu.  Topuklu ayakkabılarının sesleri sanki  halıya sürtüyormuşçasına çıkıyordu. Masanın hemen az ilerde sağ tarafta duran camlı dolabın hemen köşesindeki küçük dolabın üzerinde duran kalemi aldı. "Bir yolunu buluruz" dedi fısıltılı bir sesle sonra elindeki kalemi yerine bıraktı. Bakışlarını genç adama dikti daha sonra daha demin genç adama verdiği dosyaya, halının üzerinde yürümeye devam etti ve genç adamın yanına geldi, arkasını masaya dönerek Balian'ın bıraktığı dosyayı eline aldı bir kaç sayfa karıştırdıktan sonra genç adamın önüne dosyayı koydu. "Bir daha ki ticaret burada gerçekleşecek" dedi parmağını dosyanın üzerine koyarak. Bakışlarını genç adama çevirdiğinde " Suç üstü yaparsan amcan neler olduğunu anlayabilir ve elindekileri saklaya bilir zaten bulmamız zor olan şeyler daha da zorlaşır" dedi genç cadı. "Balian gitmeni istemiyorum ama şu Ramin denilen adamı ben bulmaya ve onu sıkıştırmaya çalışacağım" dedi. Genç adamın bakışlarının ona döndüğünü görebiliyordu. Cadı bakışlarını dosyanın üzerindeki tarih ve adrese çevirdi. Londra da ki limanda gerçekleşecekti gece geç saatte olacağına emindi. "Ama bu biraz zaman alacak" diye ekledi sözlerine. Nasıl yapacağını bilmiyordu ama bir yolunu bulacaktı, ticaretin olduğu zamanı takip etmeli ticareti gerçekleştikten sonra bu işi yapmalı ve büyük d'Ibelin'i şüphelendirmemeliydi. Adamın da ne tepki vereceğini bilmiyordu gerçi sıkıştırırsa belki ağzından bazı şeyleri alabilirdi fakat Adrasa tamamen sadıksa ki bunun olduğunu pek sanmıyordu adamın kendi çıkarları için bu işi yapacağını zannediyordu ve Adrasa pekte bağlı olmayacağını tahmin ediyordu.

Sayfa: 1 [2] 3