16
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Hayat devam ediyor
« : 15 Nisan, 2023 12:53:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Almanya/Berlin
Soğuk kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Oysa ki Endonezya da hava sıcakken tekrardan Kuzey yarım küreye gelmek ve soğuk havayı tekrardan içine çekmek. Şu bir kaç günlük Endonezya da tatil fikri iyice kafasına yatmaya başladı genç cadının. Hem şu olaylar bittikten sonra biraz olsun rahatlayacaklardı hemde Adras yakalanıp Azkabanı boylaması ile sevdiği adam büyük bir yükten kurtulacaktı. Ceketinin düğmelerini ilikleyen genç cadı soğuktan korunmak için onu iyice bedenine sardı. Yayalara yanan yeşil ışıkla beraber bir avuç insan topluluğu ile karşıya geçti genç cadı. Gideceği koordinatlar buradan fazla uzak değildi ve şehrin merkezinden geçmesi gerekiyordu. Yakınlara bir yere cisimlenmek istemedi neyle karşılaşacağını bilmiyordu çünkü. Yolun ortasına dikilen saatin tik takları arabaların seslerine karışırken etrafı çınlatan sesi duyuldu bu sefer. Öğle vakti çoktan gelmiş ve saat on iki olmuştu. Bir kaç çan sesi etrafta yankılanırken insanlar bu olay sanki sıradanmış gibi hiç tepki vermiyorlardı. "Burada yaşasan gerçekten İngilterenin saat kulelerini özler insan"dedi genç cadı. Ayakların ezdiği karlar etrafı ıslatırken genç cadı arabaların arasından geçip başka bir sokağa saptı. Sanki iki farklı ülke gibiydi bu sokaklar. İlerde büyük apartman dairelerinde oturan insanlar vardı ve arabalarıyla etrafı tozu dumana katan burada ise deme çatma evlerde yaşamaya çalışan insanlar. Anneler çocuklarının üşümemesi için onları buldukları eski battaniyelere sarmışlardı ve karınlarını doyurabilmek için kuru ekmekler ile besliyorlardı. Ona yabancı gözle bakanları görebiliyordu genç cadı. Bu gibi görevler ona çok şey katıyordu, her ülkenin yoksulluk durumu başkaydı ve gelişmiş gibi gözüken ülkelerin bile kenar köşelerinde böyle manzaralar ile karşılaşıyordu. İngiltere de yok muydu, elbette vardı. Kendisi varlıklı bir ailede doğmuş ve büyümüştü ama cadı bunu hiç bir zaman istememişti. Çoğu zamanlar o da normal bir ailede doğmak istemişti en azından annesi de babası da yanında olurdu. Elbette şimdiki konumuna gelemezdi belki bir cadı da olamazdı sıradan bir Muggle olurdu ama en azından mutlu olurdu.
Elinde ki kerpeten ile tel parmaklıkların bir kaçını kesti genç cadı. Nereye geldiğini bilmiyordu ama eski bir okula benziyordu. Kendisine geçecek kadar yer açtığı anda içeri girdi. Okul çok eski duruyordu ve şimdi de terk edilmiş. "Küçük zımbırtıları saklamak için mükemmel bir yer"dedi genç cadı. Ne bir opera binası, ne bir depo nede bir iş yeriydi burası. Kim derdi ki eski bir okulun için şişelerin saklanacağını. Okulun kapısını zorlanmadan açan genç cadı içeriye doğru adımladı. Karanlık koridorlarda sadece kırık camlardan sızan güneş ışıkları aydınlatıyordu. Cebinde ki asasını hazırda tutan genç cadı yavaş ve temkinli adımlar ile yürümeye başladı. Etrafta hiç kimsenin olmayışı dikkatini çekiyordu. Koridorun sağına döndüğünde kapıdan içeri girdi. Küçük bir sınıfla karşılaştı tam ortada duran bir film makinesi. Genç cadı çantasını sıraların üzerine bırakıp sınıfın içine doğru ilerledi. Film makinesi açıktı sadece oynamıyordu o kadar. Tahtanın tam ortasında animasyon olarak küçük bir kız çocuğu oturmuş ağlıyordu. Genç cadı film makinesine dokunduğu anda film oynamaya başladı ve çocuk ağlayıp garip sesler çıkarmaya. Cadı film makinesini tutup tahtaya baktı. Filmi geri sardığında sözler daha anlamlı olmuştu artık. Kendinizi sakının diyordu.
Bu ne demek oluyordu, burada kimler vardı ve neden böyle bir mesaj bırakmışlardı. Genç cadı karanlık koridorlarda yürümeye devam ederken yatakhanenin bulunduğu tarafa geldi. Küçük kız çocukları için yataklar sıralanmıştı karşılıklı ve yan yana. Genç kadın aralarından geçip ilerledi daha sonra da etrafa göz attı. Buradan ilerisi yok muydu yani bir şeyler olması gerekiyordu. Bakışlarını etrafta gezdirirken dolabı fark etti. Etraf toz içindeydi ve dolap açılır bir kapı olduğu çek belliydi çünkü açılıp kapanırken tozlar yer değiştirmiş yol şeklinde köşede birikmişti. Genç cadı dolaba gidip anahtarı aramaya başladı fakat küçük bir ittirme ile dolap kendiliğinden açıldı. Karanlık merdivenler ve örümcek ağları ile dolu bir geçit. Derin bir nefes çekti cadı ciğerlerine "Bundan nefret ediyorum"diye fısıldadı sonra dudaklarından Lumos sözcüğü ile birlikte küçük bir ışık hüzmesi parıldadı asasında. Yavaş yavaş merdivenlerden inerken bir zindana geldiğini fark etti. Böyle bir okulun içinde zindanın anlamı neydi. Etrafta dolaşırken silah sesleri duydu genç cadı ve bir köşeye saklandı. Kendisini fark edenler şimdi toplanmaya başlamıştı işte. Silah sesleri ona doğru savrulan sersemletme büyülerine karışırken genç cadı asası ile de kendini savunmaya çalıştı. Köşeye sıkışmak buna deniyordu işte. Bir kaç adamı kısa süre içinde bayılttığın da yerinden çıktı genç cadı. Birkaç adım atmıştı ki kolunda ki acıyı hissetti. Arkasına döndüğünde kendisine doğru tutulmuş silahı gördü. Omzunu sıyırmıştı mermi ve şimdi silahlı bir adam ona doğru geliyordu. Çantasını ve asasını yavaşça yere koyup ellerini kaldırdı adam onun ellerini arkasına doğru bağlarken genç cadı adamın baldırına ilk önce bir tekme vurdu daha sonra bileğini büküp silahını yere düşürdü. Adamın yüzüne dizini indirdikten sonra adam yere düşmüştü. Genç cadı koluna baktı, kırmızı sıvı ceketinden yayılmaya başlamıştı. Küçük bir büyü ile birkaç bandaj belirdi eline ve onla iyice sıktı yarayı. Berlinden sonra ki durağı Paris olacaktı ama şu işi bitirdikten sonra yarası ile ilgilense iyi olacaktı. Odanın kapısını açıp tam karşısında duran küçük kutuya baktı. Şişeler içinde duruyordu, onları eline alıp çantasına yerleştirdi.
Fransa/Paris
"Şu Fransızlar ne kadar çok meraklılar böyle işlere" dedi genç cadı yanında ki adama. Fransa da bu görev için ikinci defa gelmişti. "Bayan Gray, tam olarak ne arıyorsunuz?" dedi adam. NORA adama bakıp gülümsedi "Avuçlarımın arasına alınca görürsün" dedi. Fransa da yaşayan bir arkadaşıydı yanında ki adam. Berlinde ki küçük kazadan sonra Parise dönmüş ve tanıdığı bir doktora görünmek için adamın yanına gitmişti. Adam da eski dostunu bu halde görünce huzursuzlanmış fakat genç cadının tehlikeli mesleğinin olduğunu bildiğinden bir şey dememişti. Kadının İngilterede özel bir polis olarak biliyordu bu yüzden ona yardım etmeye karar vermişti. "Şu kuyumcu şimdi nerede tatlım" dedi. Kordinatların gösterdiği yer bir kuyumcuydu, şişelerin kuyumcuda saklanması ilginç bir olaydı. Genç adam ile kısa bir yürüyüşten sonra kuyumcunun önünde durdular. "İstersen sen burada kalabilirsin ben yakında dönerim" dedi. Adam başını olumsuz bir şekilde salladıktan sonra beraber içeri girdiler. Kuyumcu diğer müşteriler ile ilgilenirken genç cadı sanki takılara bakıyormuş gibi etrafı inceliyordu. Oldukça lüks döşenmiş kuyumcu da etrafı aydınlatmak için büyük taşlı bir avize tavandan sarkıyordu. Çoğunlukla bordo ve ona uygun olarak krem rengi kullanılmıştı etrafta. Kuyumcu adam genç cadıya baktığında kadın gülümseyip yanında ki adamın kolundan tuttu. "Nişanlım ile bir şeyler bakıyoruz" dedi. Yanında ki adam afallamış şekilde ne olduğuna anlam verememişti, kuyumcu adam ise müşterilerine dönmüştü. Kumral cadı adamın kolunu bırakıp etrafa yapılan büyü olup olmamasına bakıyordu. Kuyumcunun biraz şüphelendiğini görebiliyordu daha sonra genç cadı adamın ceketinin cebinden sarkan asayı fark etti. Yanında ki adama dönüp "Sen biraz hava alsan çok iyi olacak" dedi. Adam bir şey anlamamıştı ama yine de bu uyarıyı dikkatte alıp dışarı çıktı. O sırada kuyumcu da ki müşteriler de çıkıyordu. Genç cadıya yaklaşan adam hangisini beğendiğini sordu. "Aslında benim istediğim özel bir şey, tam olarak burada bulamadım" dedi adam eğilip tezgahın arkasından birkaç mücevher daha çıkardı. O sırada cadı eli ile asasını kavramıştı. "Ah hayır bunlar gibi değil, iki tane aslında küçük, mavi renkli" diye gülümsedi. Adam asasına gitmişti ki eli genç cadı asasını adama doğru tutuyordu. "Onları istiyorum" dedi. Adam asasını yavaş yavaş indirirken genç cadı "Hemen" dedi. Küçük bir kasanın içinden iki küçük şişeyi çıkardı kuyumcu adam ve cadıya uzattı. Nora şişeleri eline alırken adama doğru baktı. "Sanırım biraz uyusan iyi olacak"dedi ve sersemletme büyüsü döküldü dudaklarından. Kuyumcu yere yığılırken genç cadı dışarıya çıktı. "Bu fazlasıyla kolay oldu" dedi yanında ki adama.
Soğuk kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Oysa ki Endonezya da hava sıcakken tekrardan Kuzey yarım küreye gelmek ve soğuk havayı tekrardan içine çekmek. Şu bir kaç günlük Endonezya da tatil fikri iyice kafasına yatmaya başladı genç cadının. Hem şu olaylar bittikten sonra biraz olsun rahatlayacaklardı hemde Adras yakalanıp Azkabanı boylaması ile sevdiği adam büyük bir yükten kurtulacaktı. Ceketinin düğmelerini ilikleyen genç cadı soğuktan korunmak için onu iyice bedenine sardı. Yayalara yanan yeşil ışıkla beraber bir avuç insan topluluğu ile karşıya geçti genç cadı. Gideceği koordinatlar buradan fazla uzak değildi ve şehrin merkezinden geçmesi gerekiyordu. Yakınlara bir yere cisimlenmek istemedi neyle karşılaşacağını bilmiyordu çünkü. Yolun ortasına dikilen saatin tik takları arabaların seslerine karışırken etrafı çınlatan sesi duyuldu bu sefer. Öğle vakti çoktan gelmiş ve saat on iki olmuştu. Bir kaç çan sesi etrafta yankılanırken insanlar bu olay sanki sıradanmış gibi hiç tepki vermiyorlardı. "Burada yaşasan gerçekten İngilterenin saat kulelerini özler insan"dedi genç cadı. Ayakların ezdiği karlar etrafı ıslatırken genç cadı arabaların arasından geçip başka bir sokağa saptı. Sanki iki farklı ülke gibiydi bu sokaklar. İlerde büyük apartman dairelerinde oturan insanlar vardı ve arabalarıyla etrafı tozu dumana katan burada ise deme çatma evlerde yaşamaya çalışan insanlar. Anneler çocuklarının üşümemesi için onları buldukları eski battaniyelere sarmışlardı ve karınlarını doyurabilmek için kuru ekmekler ile besliyorlardı. Ona yabancı gözle bakanları görebiliyordu genç cadı. Bu gibi görevler ona çok şey katıyordu, her ülkenin yoksulluk durumu başkaydı ve gelişmiş gibi gözüken ülkelerin bile kenar köşelerinde böyle manzaralar ile karşılaşıyordu. İngiltere de yok muydu, elbette vardı. Kendisi varlıklı bir ailede doğmuş ve büyümüştü ama cadı bunu hiç bir zaman istememişti. Çoğu zamanlar o da normal bir ailede doğmak istemişti en azından annesi de babası da yanında olurdu. Elbette şimdiki konumuna gelemezdi belki bir cadı da olamazdı sıradan bir Muggle olurdu ama en azından mutlu olurdu.
Elinde ki kerpeten ile tel parmaklıkların bir kaçını kesti genç cadı. Nereye geldiğini bilmiyordu ama eski bir okula benziyordu. Kendisine geçecek kadar yer açtığı anda içeri girdi. Okul çok eski duruyordu ve şimdi de terk edilmiş. "Küçük zımbırtıları saklamak için mükemmel bir yer"dedi genç cadı. Ne bir opera binası, ne bir depo nede bir iş yeriydi burası. Kim derdi ki eski bir okulun için şişelerin saklanacağını. Okulun kapısını zorlanmadan açan genç cadı içeriye doğru adımladı. Karanlık koridorlarda sadece kırık camlardan sızan güneş ışıkları aydınlatıyordu. Cebinde ki asasını hazırda tutan genç cadı yavaş ve temkinli adımlar ile yürümeye başladı. Etrafta hiç kimsenin olmayışı dikkatini çekiyordu. Koridorun sağına döndüğünde kapıdan içeri girdi. Küçük bir sınıfla karşılaştı tam ortada duran bir film makinesi. Genç cadı çantasını sıraların üzerine bırakıp sınıfın içine doğru ilerledi. Film makinesi açıktı sadece oynamıyordu o kadar. Tahtanın tam ortasında animasyon olarak küçük bir kız çocuğu oturmuş ağlıyordu. Genç cadı film makinesine dokunduğu anda film oynamaya başladı ve çocuk ağlayıp garip sesler çıkarmaya. Cadı film makinesini tutup tahtaya baktı. Filmi geri sardığında sözler daha anlamlı olmuştu artık. Kendinizi sakının diyordu.
Bu ne demek oluyordu, burada kimler vardı ve neden böyle bir mesaj bırakmışlardı. Genç cadı karanlık koridorlarda yürümeye devam ederken yatakhanenin bulunduğu tarafa geldi. Küçük kız çocukları için yataklar sıralanmıştı karşılıklı ve yan yana. Genç kadın aralarından geçip ilerledi daha sonra da etrafa göz attı. Buradan ilerisi yok muydu yani bir şeyler olması gerekiyordu. Bakışlarını etrafta gezdirirken dolabı fark etti. Etraf toz içindeydi ve dolap açılır bir kapı olduğu çek belliydi çünkü açılıp kapanırken tozlar yer değiştirmiş yol şeklinde köşede birikmişti. Genç cadı dolaba gidip anahtarı aramaya başladı fakat küçük bir ittirme ile dolap kendiliğinden açıldı. Karanlık merdivenler ve örümcek ağları ile dolu bir geçit. Derin bir nefes çekti cadı ciğerlerine "Bundan nefret ediyorum"diye fısıldadı sonra dudaklarından Lumos sözcüğü ile birlikte küçük bir ışık hüzmesi parıldadı asasında. Yavaş yavaş merdivenlerden inerken bir zindana geldiğini fark etti. Böyle bir okulun içinde zindanın anlamı neydi. Etrafta dolaşırken silah sesleri duydu genç cadı ve bir köşeye saklandı. Kendisini fark edenler şimdi toplanmaya başlamıştı işte. Silah sesleri ona doğru savrulan sersemletme büyülerine karışırken genç cadı asası ile de kendini savunmaya çalıştı. Köşeye sıkışmak buna deniyordu işte. Bir kaç adamı kısa süre içinde bayılttığın da yerinden çıktı genç cadı. Birkaç adım atmıştı ki kolunda ki acıyı hissetti. Arkasına döndüğünde kendisine doğru tutulmuş silahı gördü. Omzunu sıyırmıştı mermi ve şimdi silahlı bir adam ona doğru geliyordu. Çantasını ve asasını yavaşça yere koyup ellerini kaldırdı adam onun ellerini arkasına doğru bağlarken genç cadı adamın baldırına ilk önce bir tekme vurdu daha sonra bileğini büküp silahını yere düşürdü. Adamın yüzüne dizini indirdikten sonra adam yere düşmüştü. Genç cadı koluna baktı, kırmızı sıvı ceketinden yayılmaya başlamıştı. Küçük bir büyü ile birkaç bandaj belirdi eline ve onla iyice sıktı yarayı. Berlinden sonra ki durağı Paris olacaktı ama şu işi bitirdikten sonra yarası ile ilgilense iyi olacaktı. Odanın kapısını açıp tam karşısında duran küçük kutuya baktı. Şişeler içinde duruyordu, onları eline alıp çantasına yerleştirdi.
Fransa/Paris
"Şu Fransızlar ne kadar çok meraklılar böyle işlere" dedi genç cadı yanında ki adama. Fransa da bu görev için ikinci defa gelmişti. "Bayan Gray, tam olarak ne arıyorsunuz?" dedi adam. NORA adama bakıp gülümsedi "Avuçlarımın arasına alınca görürsün" dedi. Fransa da yaşayan bir arkadaşıydı yanında ki adam. Berlinde ki küçük kazadan sonra Parise dönmüş ve tanıdığı bir doktora görünmek için adamın yanına gitmişti. Adam da eski dostunu bu halde görünce huzursuzlanmış fakat genç cadının tehlikeli mesleğinin olduğunu bildiğinden bir şey dememişti. Kadının İngilterede özel bir polis olarak biliyordu bu yüzden ona yardım etmeye karar vermişti. "Şu kuyumcu şimdi nerede tatlım" dedi. Kordinatların gösterdiği yer bir kuyumcuydu, şişelerin kuyumcuda saklanması ilginç bir olaydı. Genç adam ile kısa bir yürüyüşten sonra kuyumcunun önünde durdular. "İstersen sen burada kalabilirsin ben yakında dönerim" dedi. Adam başını olumsuz bir şekilde salladıktan sonra beraber içeri girdiler. Kuyumcu diğer müşteriler ile ilgilenirken genç cadı sanki takılara bakıyormuş gibi etrafı inceliyordu. Oldukça lüks döşenmiş kuyumcu da etrafı aydınlatmak için büyük taşlı bir avize tavandan sarkıyordu. Çoğunlukla bordo ve ona uygun olarak krem rengi kullanılmıştı etrafta. Kuyumcu adam genç cadıya baktığında kadın gülümseyip yanında ki adamın kolundan tuttu. "Nişanlım ile bir şeyler bakıyoruz" dedi. Yanında ki adam afallamış şekilde ne olduğuna anlam verememişti, kuyumcu adam ise müşterilerine dönmüştü. Kumral cadı adamın kolunu bırakıp etrafa yapılan büyü olup olmamasına bakıyordu. Kuyumcunun biraz şüphelendiğini görebiliyordu daha sonra genç cadı adamın ceketinin cebinden sarkan asayı fark etti. Yanında ki adama dönüp "Sen biraz hava alsan çok iyi olacak" dedi. Adam bir şey anlamamıştı ama yine de bu uyarıyı dikkatte alıp dışarı çıktı. O sırada kuyumcu da ki müşteriler de çıkıyordu. Genç cadıya yaklaşan adam hangisini beğendiğini sordu. "Aslında benim istediğim özel bir şey, tam olarak burada bulamadım" dedi adam eğilip tezgahın arkasından birkaç mücevher daha çıkardı. O sırada cadı eli ile asasını kavramıştı. "Ah hayır bunlar gibi değil, iki tane aslında küçük, mavi renkli" diye gülümsedi. Adam asasına gitmişti ki eli genç cadı asasını adama doğru tutuyordu. "Onları istiyorum" dedi. Adam asasını yavaş yavaş indirirken genç cadı "Hemen" dedi. Küçük bir kasanın içinden iki küçük şişeyi çıkardı kuyumcu adam ve cadıya uzattı. Nora şişeleri eline alırken adama doğru baktı. "Sanırım biraz uyusan iyi olacak"dedi ve sersemletme büyüsü döküldü dudaklarından. Kuyumcu yere yığılırken genç cadı dışarıya çıktı. "Bu fazlasıyla kolay oldu" dedi yanında ki adama.