17 Nisan, 2026 08:49:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Aethelwulf Ares Caldecott

Sayfa: [1]
1
Birleşik Krallık / Ay Işığı ve İzmaritler
« : 18 Eylül, 2022 17:08:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube]https://youtu.be/vh6APLWMZqs[/youtube]

⎯⎯⎯ ♢ ⎯⎯⎯

[justify]Londra’nın sokakları buram buram is kokuyor, binaların arasında dolaşan ılık esinti bu havayı maskeleyecek daha hafif kokuları kente getirmeye çalışıyor ancak yeni yakılmış sigara dumanı buna engel oluyordu. Ara sokakta duvara yaslanmış iki sima seçiliyordu, ellerinde birer sarma sigara ile uzaklara dalmışlar, gecenin manzarasını seyrediyorlardı. Gecesini bulamayan gündüzün ve batmak bilmeyen güneşin uzun mesaisi bitmiş, ay tepedeki yerini alalı saatler olmuştu. Bu saatte Londra’nın sunacağı tek manzara kasvet ve şehri bir çarşaf gibi örten sis tabakasıydı, terk edilmiş hissiyatı uyandırıyordu insanda, şehrin bütün ruhu çekilmişti sanki.

Parmakları arasına sıkıştırdığı sigaradan derin bir nefes çekti yüzünde yara izi olan oğlan. Sigara asla onu iyi hissettirmiyor, hatta yapması gerektiği halde zihnini yatıştırmaya da pek yaramıyordu ama yine de vücuduna, tükenmişliğin geride kaldığını ve yeni bir döngünün başladığının sinyalini veriyordu. Ona kendini normal hissettiriyordu, yatıp uyuma kısmını atlasa da yatağa yatmadan önce yapılan rutin şeyler kadar basit ve rahatlatıcıydı.

Koca bir yazı devirmişlerdi, elindeki o yazın son sigarasıydı belki de. Gerçi ayın kaçında olduklarını anımsamayacak kadar kaybetmişti zaman kavramını. Geçen pazartesi Ağustos’un son haftasına girmişlerdi. Bugün günlerdense pazardı. O halde yarın… Hogwarts’ın ilk günüydü.

Bu gerçeği fark ettiğinde duraksadı. İnanamıyordu, zaman kavramını o kadar uçup gitmişti ki yazın son gününe geldiklerini tamamen unutmuştu. Gerçi geri dönüp dönmeyeceğinden de emin değildi. Hogwarts’ı sevmediğinden değil, artık gerekli görmediğinden. Zaten büyüleri ezberlemişti ve diplomanın ona sunacağı meslek imkânlarını istediğini düşünmüyordu. Kendi yolunu çizmeyi seçmek istiyordu Ares. Ama Eurus’u vardı işte, yaz boyunca mektuplaşmalar haricinde görüşememişlerdi, ondan daha fazla ayrı kalma düşüncesi kalbine bir hançer gibi saplanıyordu. Genç kız nasıl da güzelleşmiştir şimdi…

Bir başka nefesi verirken yanındaki simaya çevirdi bakışlarını. Çökmüş gözaltları ve solgun teniyle günlerdir tek bir düzgün uyku çekmediği izlenimi veriyordu tıpkı kendisi gibi. Onun o anda zihninden geçenleri okuyamıyordu fakat menekşe rengi gözlerinden derin düşüncelere daldığını anlayabilecek kadar tanıyordu genç kızı. Başta tesadüfen karşılaşmış olsalar da birlikte sigara içmek için köşeye çekildikleri geceler yakınlaştırmıştı onları, karşılıklı iç dökerlerdi tüttürürken. Athelia’da kendini görürdü çoğu zaman, kaybolmuş fakat bir o kadar da özgür bir ruha sahipti. Arkadaşlıklarını güçlendiren de bu benzerlikti belki.

“İnanabiliyor musun?” dedi, ortamın atmosferini dağıtmak adına. “Yarın son sınıf olacağız.”

Hayatının yedi senesini geçirdiğin okulda son yıl demekti bu. Bütün o edindiğin arkadaşlar ve hatta ailem dediğin insanlarla anılar biriktirdiğin okulda son yıl. Hogwarts’ta son bir yıl.[/justify]

2
Veritas Libertate Ofisi / Sönüp Giden Gençlik Ruhu
« : 12 Eylül, 2022 19:50:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »



[justify]İnsanların dünyada olup bitenleri öğrenmek ve öğrendiklerini yayma ihtiyacından çeşitli teşebbüsler sonunda, toplumun dördüncü kuvveti sayabileceğimiz ‘basın müessesesi’ doğmuştur. Günlük yaşamımızla bu denli iç içe olan basın, bireyler ve toplum üzerinde belli ölçüde izler bırakmakta, onları etkilemekte hatta kimi zaman onları yönlendirebilmektedir. Bu nedenle bu mesleği yapan kişilerin çok özenli seçilmeleri ve yetiştirilmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde basının sahip olduğu değerleri suiistimal edecek bir yozlaşmanın ortaya çıkacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Veritas Libertate, 1863 Yılında Sadie Rosemary Caldecott önderliğinde tam da bu yozlaşmaya kurban gitmiş basın organlarından kopmak isteyen diğer editörlerle birlikte kurulmuş ve güvenilir haberin tek adresi haline gelmiştir.

Değerli Veritas Libertate okurları, geçtiğimiz şu aylarda neler olmadı ki Büyücedünya’da?

Ben Aethelwulf Ares Caldecott, Sadie Rosemary Caldecott’un -huzur içinde yatsın- oğlu ve Hogwarts'ta son sınıf öğrencisiyim. Bir gazete yazarı olmak için biçilmiş kaftan olduğumdan emin olmasam da Özgür, dürüst ve güvenilir haberin tek adresi Veritas Libertate’yi uzun bir aranın ardından siz okurlarla tekrar buluşturmak adına geçtiğimiz günlerde kolları sıvadım. Kanlı Balo, Avcılar, kaçırılan ve öldürülen Bakanlık Çalışanları, Quiddicth skandalı ve iksir krizi... Britanya tarihteki en kaotik ve talihsiz günlerini yaşıyor diyebilir miyiz? Bana kalırsa başımıza gelen bu olaylar silsilesi her neyse kara büyünün uğursuzluğundan beter, değerli okurlar. Bazılarımız bütün bu yaşananların Büyücülerin toplumdaki aktifliği azaltmak ve bizleri kendi içimize sinmemiz için korkutmak adına düzenlenmiş bir komplodan ibaret olduğunu düşünüyor olabilir. Ancak bana sorarsanız trenin raydan çıkmasından başka bir şey değil bu. Ve bütün bu olan bitenin arasında biz gençlerin unutulduğu da bir gerçek!

Eylül’ün son haftalarında Diagon Yolu’na mutlaka uğrayan olmuştur ve pek çoğunuz Kaliteli Quidditch Malzemeleri Dükkânı önünde başlayan yarıştan haberdardır. Yine de kaçıranlar için özet geçeceğim. Ben Veritas Libertate ofisinde sizlere bu yazıyı hazırlarken Diagon yolu sokaklarında oldukça heyecanlı bir süpürge yarışı başladı. Kimin kazandığını görecek kadar uzun izleyememiş olsam da şunu söylemek istiyorum ki, biz gençler bütün bu karmaşa içinde eğlenceye ve özgürlüğe hasret kaldık. Ve bunun tüm sorumlusunun kim olduğunu düşünmeye başladım. Yanıtı bulmakta çok zorlanmadım tabii, biz gençlerin varlığı yetişkinlerce tamamen unutulmuştu. Bu sefer size soruyorum, kendime değil, Bakanlığın yetersizliğini getirdiği ağır kısıtlamalarla kapatmaya çalışması bir yana, yasaların katılaşmasının güvenliğimiz için hiçbir fayda sağlamadığını Quidditch skandalında görmedik mi? Yaz boyunca kendilerini güvende hissetmek için bir an önce Hogwarts’a gitmek istediğinden bahseden arkadaşlarımla konuştum. Biz gençler hayatımızın en güzel yıllarında bu kadar korkmayı hak ediyor muyuz?

Biz de buradayız ve yalnızca gençliğimizin tadını çıkarmak istiyoruz.
[/justify]

Aethelwulf Ares Caldecott
Hogwarts 7. Sınıf Öğrencisi

3
Veritas Libertate Ofisi / Toz Tutmuş Tüy ve Parşömenler
« : 12 Eylül, 2022 19:35:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
⚘


[justify]Yazın son ayı en sıcak günlerini yaşar ve Diagon Yolu’nda hararetli bir süpürge yarışı süregelirken sokağı oldukça net bir şekilde görebilen bir pencere vardı, yanına da bir çalışma masası konumlandırılmıştı, kırık camdan içeri sızan gün ışığı havada dans edermişçesine süzülen toz taneciklerini aydınlatıyor, odaya ne kadar uzun süredir el değmediğini gözler önüne seriyordu. Sadie Rosemary Caldecott’un ölümünün ardından bir daha gelen olmamıştı oraya, Ares’in annesinin ne kadar emek ve değer verdiğini bildiği gazetesi o günden sonra adeta terk edilmişti.

Genç büyücü ortasında bir delik olan kapının önünde öylece dikiliyordu, içeri girmesine engel olan hiçbir şey yoktu fakat bir türlü o ilk adımı atacak cesareti kendinde bulamıyordu. Annesinin açmak için ne kadar emek harcadığını bildiği gazeteyi bu şekilde görmek kalbini sızlatmıştı. Bir gün kendisine devredeceğini söylüyordu kadın, Ares ise gazeteyi değil Bakanlıkta Seherbazların başı olmak istediğini söylüyordu, böylece annesi onun başarılarının haberini yapabilecekti. Bu hayali hiçbir zaman gerçekleşemeyecekti, halen başarılı bir seherbaz olabilecek olsa da bu fikir eskisi kadar cazip gelmiyordu.

Derin bir nefes aldı içeri adımlamadan önce. Odadaki mobilyaların hepsine birer örtü serilmişti, pembe duvarlara sıçramış kahverengi lekeler halen yerinde duruyordu. O korkunç cinayet gecesinin izleri ve annesinin kanını kimse temizleme teşebbüsünde bulunmamıştı. Yavaşça tozlanmasın diye mobilyaların üstüne örtülmüş çarşaflara uzandı; gözler önüne serdiği mobilyaların hepsi kadının zevkine göre seçilmişti: zarif ve şık. Üzerine bastığı zeminde kurumuş kan lekeleri vardı, örtüleri onların üzerine fırlattı bir soğukkanlılıkla. Sıra çalışma masasının üzerinde duran parşömen ve tüy kalem takımına geldiğinde duraksamıştı.

Eli bir türlü örtüye gitmiyordu, gözlerinde yaşlar birikmişti; annesini, geç saatlere kadar bu masanın başında ertesi gün yayımlanacak gazetenin haberlerini yazarken izlerdi küçükken, her ne kadar ona yatmasını söylese de o işini bitirene dek ayrılmazdı başından. Bazen dayanamayıp uyuyakaldığı zamanlar olurdu, o zaman annesi işini erken sonlandırır ve oğlunu kucaklayıp evlerine cisimlenirdi.

Gümüşi bir yaş yavaş yavaş oğlanın yanağından süzüldü ve örtüye damladı. Ne zaman bu kadar sulu göz olmuştu? Her annesiyle olan hatıralarını anımsadığında ağlamaya başlarsa onun için nasıl güçlü duracaktı? Güçlü durmak için söz vermemiş miydi kendine?

Örtüye uzandı ve çekti, tüy kalemin altın ucu halen yeni gibi ışıldıyordu, parmaklarını usulca tüy kısmında gezdirdi. Annesinin ruhu bu kalemin içindeydi, bundan emindi, dokunuşu onun varlığının hemen yanında onunla beraber kalemi tuttuğunu hissettiriyordu.

Ansızın camdan bir rüzgâr esti, parşömenlerden biri hemen önüne düştü.

İçindeki bir şey, bir his, onu yazmaya davet ediyordu sanki; annesi miydi onu cesaretlendiren yoksa gerçekten istiyor muydu bir sonraki baskının insanların ellerinde dolaştığını görmeyi? Masaya sıfırlanmış sandalyeyi rahat oturabileceği bir konuma getirdi. Tüy kalemin ucunu mürekkep şişesine batırdı, hareketleri beyninin değil de bir başkası tarafından yönlendiriliyor gibiydi, parşömene hiçbir harfe benzemeyen bir çizik attı ve tam o anda durdu.

Ne yapıyordu? Haber mi yazacaktı? Yoksa intihar mektubunu mu?

Parmaklarını serbest bırakmaya karar verdi, onun adına karar verebilirlerdi. Kalemin parşömeni okşaması odadaki sessizliğin yerini alırken birkaç sözcük saman rengi kâğıdın üzerinde belirmişti bile çoktan. “Değerli Veritas Libertate okurları...”[/justify]

4
Karanlık Sanatlar Dersliği / Gözler Bulanık, Akciğerler Gidik ama Ne İçmesi Profesör!
« : 12 Ağustos, 2022 00:47:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1863

[justify]Ergenlik yaşamın en hızlı evrelerinden biriydi ve Ares’in bu evreyi yüz yıl sonra piyasaya sürülecek Ateşokundan daha hızlı geçirdiği bir gerçekti. Henüz on üç yaşındaydı -ki bu oldukça tehlikeli bir yaştı- yanaklarında sakal bile denilemeyecek ufak kıllanmalar meydana gelirken vücudunun farklı sıvılar salgılayabileceğinin fark edildiği yaştaydı. Ve bir başka gerçek vardı ki bunun bilincine sahip olma evresine ulaşmış bir ergeni durduracak hiçbir şey yoktu. Sonuçta hayattaki tek derdi sevdiği kızı, bu isim onun için Eurus'tu, kendine âşık edebilmekti.

Ares, bu farkındalığa erken yaşta erişenlerdendi ve bu onun oldukça iflah olmaz bir kişiliğe sahip olmasına neden olmuştu. Sırf eğlencesine ayarttığı arkadaşlarıyla gizlice Hogsmeade’e kaçıyor, oradan içki çalıyor ve yine gizlice Hogwarts’a sokuyordu. Sonrasında bu içkilerle yasaklı saatlerde profesörler onları basana kadar partiliyorlardı, sonucunda ise akşamdan kalma bir biçimde derse girmeleri ve tabii ki de cezalarıyla yüzleşmeleri gerekiyordu. O gün KSKS profesörleri Sir Jaden Marshall’a yakalandığında ise Athelia ile ot içiyordu. Önemli bir detay vardı ki birinci sınıf ottu içtikleri, Hogsmeade'teki bir cincüceden araklamıştı. Yanlarında bir de Noah vardı, ilk kez denediğinden kendileri ile anın tadını çıkarmaktan uzaktı. Athelia beceriksizliği yüzünden ona küfrediyordu yakalandıkları sırada.

Athelia anında topuklamıştı ancak Ares’in kafası yeterince hızlı hareket edemeyecek kadar güzeldi. Kaçınılmaz bir azar faslı bekliyordu onları, Hogwarts’ın en katı profesörlerinden birine yakalanmışlar ve cezaların en ağırını alabilirlerdi bu uygunsuz davranışları için. Tabii Ares bütün bu korkutucu gerçeklere odaklanamıyordu, durmadan dönen zemin onun dikkatini bir hayli dağıtmıştı.

Profesör Marshall’ı ofisine kadar takip etmişlerdi çıt çıkarmadan. Yanlarından geçtikleri portreler onu işaret edip kendi aralarında fısıldaşırken, namını bilen öğrenciler de onlardan eksik kalmıyordu. Bütün bu olanlar yaşanırken ayık olmadığı için bir hayli memnundu genç büyücü, aksi takdirde bütün keyfi kaçardı. Somurtmak yerine hepsine muzip bir gülümseme eşliğinde selam veriyordu, beden dilinde uygunsuz davranışına dair herhangi bir pişmanlık belirtisi yoktu.

Ofise geldiklerinde ise onları her ne bekliyorsa kendini hazırlamıştı Ares. Profesörlerinin oturmalarını işaret ettiği yere kuruldu rahat bir tavırla ve beyaz saçlı adamın konuşmaya girmesini beklemeye başladı. Noah’ı peşinden sürüklediği için daha sonra suçlu hissedecekti. Şu an umursadığı tek şey bir başka temizlik cezası alıp almayacağıydı.
[/justify]

5
Godric's Hollow / Eğer Tanrıyla Bir Anlaşma Yapabilseydim, Yerlerimizi Değiştirmesini Sağlardım
« : 30 Haziran, 2022 22:47:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

☥

[justify]Bulutları delip göklere uzanan kulelerle dans eden rüzgârın uğultusu, bilinmeze uzanan taş yolda feryat eden bir Banshee’nin çığlıkları gibi yankılanıyor, tepeleri sisin içinde görünmeyen devasa çam ağaçları; ölüm perilerinin fısıldaştığı uğursuz rivayetten haberdarlarmış gibi dallarını kasvetle eğmiş, yas tutuyorlardı. Siyaha çalan bir griye boyanmış gök kubbe, usul usul döktüğü gözyaşlarıyla İsa’nın çektiği acılar için iç çeken karalara bürünmüş rahibeleri hatırlatıyor ve ölümün bir kez daha masum bir ruhu bedeninden koparmak için orada bulunduğunu söylüyordu.

Ölümün suçu değildi tabii bu, kötü haberler, güneşli günlerde gelmezdi zaten; Tanrı’nın dramatikliğine uymazdı bir kere. Havaya saçılan matem havası onun özür dileme biçimiydi. Sanki “Üzgünüm” demek istiyordu. “Ama olmak zorundaydı, elimden bir şey gelmezdi.” İçten bir af dileme değildi bu. Kudretini hatırlatırmışçasına, gösterişli ve şatafatlı bir özürdü. Kulaklara fısıldıyordu: “Kim olduğumu unutmayın.”

Tanrının bu alaycı yüzünü olabilecek en acı şekilde öğrenmişti Ares, daha düne kadar hayatını sonsuzmuşçasına bir umursamazlıkla yaşayan bir gençken ecelin her an kendisine çarpabilecek sert bir kaya olduğu gerçeğiyle yüzleşmişti. Ve bu öyle ansızın gerçekleşmişti ki hiçbir şey içinde açılmış o boşluğu dolduramıyordu. Hayatta tanıdığı tek ailesinin, annesinin, yüzündeki yumuşak gülümseme, gözünü her kapadığında az önce görmüşçesine canlanırken nasıl kabul edebilirdi onun bütün benliğinin hiçliğe karıştığını? Bildiği her şeyi ondan öğrenmişti genç büyücü. Herkes hayranlık duyduğu ve örnek aldığı bir kahraman için havalı bir isim söylerdi ama Ares için bu isim annesi olmuştu. Ondan daha güçlü kimseyi tanımamıştı, toprağın altında yatan bedeninin onun olduğunu kabul etmek istemiyordu.

Mezarın başında yere çöktü yavaşça. Hogwarts’tayken her gün farklı bir aksiyon ile zihnini meşgul tuttuğundan bir gazete kupüründe okuduğu haberin varlığını reddetmesi zor olmamıştı. Ama gerçeklerden kaçmak onlarla yüzleşeceği zamanını ertelemekten başka bir işe yaramazdı. Yaranın iyileşebilmesi için iltihap tutmuş kabuğunu soyup atması lazımdı önce.

Eve dönmek bu süreci hızlandırmamış aksine yavaşlatmıştı. Düzenli olarak kapısını çalan ve varlığından bile haberi olmayan akrabaları yardımcı olmuyordu; Hogwarts’ta geçen süre boyunca hiçbiri ona nasıl olduğunu sormamış, bir mektup bile yollamamıştı. Şimdi bir anda çıkıp ona acıyan bakışlarla bir ihtiyacı olup olmadığını sormaları sinirine dokunuyordu. Bu yüzden bir hafta geçmeden kapıyı açmayı bırakmıştı, kapıya bıraktıkları yemekleri hayvanlara dağıtmış ve diğer bütün yardım tekliflerini kesin bir şekilde geri çevirmişti. Başının çaresine bakabilecek yaştaydı Ares, kimseye ihtiyacı yoktu ve kendini buna inandırmayı başarmıştı.

Bir rutin tutturmuştu; sabah kalkıyor, kahvaltısını yapıyor ve Tılsım kitabından seçtiği bir büyü üzerinde çalışıyordu. Seherbaz olma hayalini sürdürmeye kararlıydı, yaşamını devam ettirmeye de. Annesinin gururlanacağı o evlat olmaya kararlıydı Ares. Tabii uzun sürmedi. Önce evdeki yemek bitti, sonra ‘yarın yaparım’ların ardı arkası kesilmedi. Kısa süre sonra gözleri umutla parıldayan o gençten eser kalmamıştı, eve ışık girmediğinden cildi hastalıklı bir renkteydi, yanakları içine çökmüştü. Kendini yatağından çıkaracak enerjiyi bile bulamaz olmuştu genç büyücü.

Gözyaşları yanaklarından süzüldü, kuru toprağa düştü usulca. Işıkları sonsuza dek söndürmek istemişti. Annesini içine alan karanlığın nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişti. Onun yerinde olmadığı için nefret ediyordu kendinden fakat yeterli cesareti yoktu.

Cebinden bir mektup çıkardı, parşömeni kavramış parmakları titriyordu. Elleri bir erkeğinkine göre fazlaca bakımlı olurdu ama bu sefer tırnaklarının kenarları kurumuş yaralarla kaplıydı. Annesinin ona ne diyeceğini zihninde canlandırabiliyordu. “Bir centilmen daima karşısındakine saygısını belli etmek için dış görünüşüne özen gösterir.” Bir insana değer vermenin, özen göstermenin, onun kıymetini bilmenin bir kültür olduğunu öğretmişti ona. Kitaplarda yazmazdı bu, öğrenmenin yolu insan olmaktan geçerdi. Onu en çok yıpratanlardan biri de bu olmuştu işte, herkese eşit bir biçimde değer vermişti annesinin katiliyle karşılaşıncaya kadar. O gün daha önce hiç tatmadığı bir duygu canlanmıştı içinde, nefretten daha da öteydi, karşısındakine yaşatabileceği bütün acıları yaşatmak istiyordu. Bir elinin tersiyle gözlerinde biriken yaşları sildi hızlıca. Neden bazı anılar da böyle kolayca silinip atılamıyordu ki?

“Bana bildiğim her şeyi öğreten kadına,

Biliyorum artık burada yoksun ve beni bu sözcükleri okurken duyamayacaksın. Kabullenmem gerekiyor, biliyorum. Ama sen gittikten sonra büyük bir boşluğa düştüm anne, geri döneceğin düşüncesini bir türlü silip atamadım kafamdan. Yüzünü unutmaktan korktum en başta, birlikte yaşadığımız hatıraları unutmaktan korktum. Artık biliyorum, bedenen burada olmasan bile beni izliyorsun. Var olduğunu bilmek bana yetiyor, çünkü öteki türlü yaşayamayacağımı biliyorum. Elimde olsa Tanrıyla bir anlaşma yapar yerlerimizi değiştirmesini sağlardım. Ve o tepeyi aşardım. Bilmeni isterim ki aklımda olan tek şey sensin ve seni tahmin edebileceğinden çok daha fazla seviyorum.


İmza,
Seni gururlandırmak isteyen oğlun.”
[/justify]

[spoiler]
1865 Yarıyıl tatilinden kalan hatıralar
[/spoiler]

6
Mag Mell / Bu Akşam Sarhoşuz
« : 02 Nisan, 2022 18:11:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Önceki RP TIK



[justify]“Bunun iyi bir fikir olduğuna emin misin?”

“Yoo. Adım kadar eminim ki yarın bu saatlerde ikimiz de bana sövüyor olacağız ama ben dünyevi zevklere aldanan kafir cadının tekiyim, o yüzden de kötü fikrime uymak zorundayız.”

Ve öyle de yaptılar. Ares’in bütün itirazlarına rağmen genç kız onu bir şekilde Hogwarts’tan çıkarmayı başardı, bahçede hava almaya değildi tabii ki. Genç büyücü bir noktada zihnini düşünmeye kapadı, yaptıkları yanlış ve riskli olabilirdi ama o an umurunda değildi. Akış onları kambur cadı heykelinden Hogsmeade sokaklarına taşıdı oradan da aşırdıkları süpürgeleri ile birlikte Londra’ya doğru havalandılar.

Kuzeyden esen rüzgâr yolculuklarını kolaylaştırmaya hiç hevesli değilmiş gibi esiyordu tüm kuvvetiyle, ikili süpürgelerine sıkı sıkı yapışmış yalpalayarak da olsa kararlı bir biçimde ilerliyordu bulutların arasından. En son böyle bir yolculuğa çıktıklarında bir kilise yakmalarıyla sonuçlanmıştı, orada kendileri gibi çocukları kapana kısılmış bir şekilde bıraktıkları gerçeğini ise tamamı görmezden gelmeyi seçmişti, bu olay yaşanalı bir asır geçmiş gibi geliyordu Ares’e.

Süpürgeyi tutan parmakları hissizleşmişti soğuktan. “Ee, orada havalar nasıl?” diye sordu önünden uçan kıza alaylı bir tınıyla.

“Güzel, güzel, aşırı güzel. Amına koduğumun ülkesi beni şaşırtmıyor şu sise bak! Bıktım yetti be! Leş gibi kokuyor! Hava temizleme büyüsü icat ettirecek bana koduğumun pis köylüleri ya.”

Mirabelle’in sitem dolu sözleri üzerine bir kahkaha attı Ares. “Bu soğukta gerçekten hala koku alabiliyor musun?” Süpürgesini hızlandırdı. “Kokuyu boş ver geçebiliyorsan geç beni!”

Uçuşlarının bir sonraki bölümü şuursuzca yarışmak ve birbirlerini ne pahasına olursa olsun geçmek üzerineydi. Mugglelar tarafından görülmüşler miydi? Kimin umurunda!

Görkemli bir yapı görüş açılarına girdiğinde genç büyücü Mirabelle’in alçalmaya başlamasından varış noktalarına ulaştıklarını anlamıştı. Ağır ağır inişe hazırlandı, o sırada aralarındaki mesafenin açılmasına izin vermişti. Önce Mirabelle inmişti yere ve o zafer çığlıkları atarken Ares de onun yanına katıldı. Mag Mell’in önündelerdi şimdi. Buraya daha önce hiç gelmemiş olmasına rağmen, adını Kanlı Balo sayesinde hayatında hiç duymadığı kadar duymuştu bu sene. Buraya kadar gelmişken dedikodulara takılmanın bir anlamı yoktu. Güleç bir ifade takındı ve centilmence yol verdi yeşil gözlü kıza.

“Hanımlar önden.”[/justify]

7
Öğrenci Postası / Ares | Baykuşhane
« : 01 Şubat, 2022 00:29:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

⥈

Aethelwulf Ares Caldecott’un baykuş postasıdır. Hayran mektuplarınızı çekinmeden bırakabilirsiniz (aman Eurus görmesin)

8
Seçmen Şapka/Heykeller - Öğrenci Karakter Başvuruları / Aethelwulf Ares Caldecott
« : 06 Kasım, 2021 12:44:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Aetelwulf Ares Caldecott

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Her ne kadar onu tanımlayacak anahtar kelimeler “asi, isyankâr, çapkın” olsa da annesinden aldığı yüksek adalet duygusu sayesinde daima haklı olanı savunan bir yapıya sahip olmuştur.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Veritas Libertate gazetesinin yazarı Sadie Rosemary Caldecott’un oğludur. Annesi küçüklüğünden beri ona eşitlik ve adalet kavramlarının önemini aşılamış ve kendini her daim savunan ve hakkını arayan biri olarak yetiştirmiştir. Özgürlüğü onun her şeyidir; otoriteye karşı tahammülünün olmaması ve bakanlığa karşı nefreti “eğer bir kişi yönetici olacaksa o kişi ben olmalıyım” düşüncesini benimsemesini sağlamış ve kızları etkilemek için okuduğu şiir kitaplarını bir kenara bırakıp politika hakkında araştırma yapmaya yöneltmiştir.

İstediğiniz Sınıf: VI

Karakterinizin BYS Sonucu: Her ne kadar asi ve umursamaz olsa da Ravenclaw binasının bir üyesi olmasının getirdiği çalışma azmi sayesinde pek çok dersten Beklenenin Üstünde alarak geçmiş ancak Biçim Değiştirme'de diğerlerine nazaran bir tık daha başarılı olmuştur.
 
İstediğiniz Bina: Raveclaw

Büyü Yatkınlıkları:

Biçim Değiştirme Gücü: 7
Lanet Gücü: 5
Tılsım Gücü: 5
İksir Gücü: 4

Sayfa: [1]